Bütün gün kedilerle oynamak, onları beslemek ve genel olarak onları şımartmaktan mükellef bir işi, bir Yunan Adası olan Siros’da (Syros) yapmayı teklif ediyorlar.
Detaylarına bakalım.
“Syros Cats” (Siros Kedileri), 90’lı yıllardan beri Siros Adası’nda faaliyette olan ve adanın hayvan refahı hareketinin öncüsü kabul edilen STK’lardan biri.
Kurum, barınaklarına yardım etmek üzere en az bir aylık uzun dönemli konaklama için kayıt yaptıracak ‘zinde, olgun, sağlıklı ve bağımsız’ kişiler arıyor.
Bu barınak insani kısırlaştırma denen yolla sokak kedisi popülasyonunu yönetiyor, sağlıklarını izliyor, gerektiğinde veteriner bakımı sağlıyor ve karınlarını doyuruyor.
Gönüllülere verilecek görevler arasında temizlik, besleme, kurtarılan genç kedileri gelecekteki yuvalarına hazırlamak için sosyalleştirme ve o çok önemli ‘yavru kedi sevme’ işleri yer alıyor.
Syros Cats’in çalışmalarıyla kediler ve ada halkı arasındaki ilişki, düşmanlıktan karşılıklı saygıya dönüşmüş ve ada artık kedi nüfusunu bir gurur sembolü olarak benimsiyor.
Barınak yetkilileri, “
Geçen yıl Marcel Heijnen İstanbul’un kedilerini merkeze alan bir fotoğraf kitabı yayımlamıştı.
Bu hafta da AFP, İstanbul’daki kedili hayatımızı merkeze almış.
Okurken insanın yüzünü gülümseten detaylar var. Özetleyerek aktarayım.
Yazının girişinde yine kedi sevenler-sevmeyenler kamplaşmasının yarattığı bir sorun var.
Kanyon AVM’nin metro girişindeki kedinin yuvası dağıtılmıştı biliyorsunuz. Onun üzerine titrenerek nasıl yeniden bir yuvaya kavuşturulduğu ve adeta bir çocuk odası haline çevrilen yuvasına değinilen haberde, bu köşeyle ilgilenen 57 yaşındaki Gaye Köselerden’in görüşü yer alıyor. Köselerden diyor ki; “İstanbullular hayvanları sever. Burada kediler dükkanlara girip en pahalı kumaşların üzerine kıvrılabilir. İşte bu yüzden buraya “kediler şehri” diyorlar.”
İstanbul’da 160 binden fazla kedinin olduğunu aktaran AFP muhabiri, İstanbul’daki kedilere neredeyse dini bir adanmışlıkla bakıldığının altını çiziyor.
Gündelik hayatta gördüğümüz manzaralar, kedilerin mağazalarda istedikleri ürünlerin üzerine yatabilmesinden, restoranlarda sandalyelere kurulmalarına kadar güzellikten bahsediliyor.
Son yıllarda atağa kalkan Çin, bu tarz aşırılıklarla da anılır oldu.
Anlatacağım olay onların ihracı. Çin’de evcil hayvan sahipliği sadece bir hobi olmaktan çıkıp, hayvanların ‘çocuğun yerini aldığı’ ve sahiplerinin duygusal ihtiyaçlarını karşıladığı dev bir yaşam tarzı endüstrisine dönüşmüş.
Çin’in adını Yulin kentindeki köpek eti festivali nedeniyle köpek katliamı haberleriyle beraber duyardık. Bunun tam zıddını anlatan bir haber olarak da ilgi çekici.
China Daily’nin izlenim haberi furyanın geldiği seviyeyi gösteriyor.
Makalede Alice ve Max’in evliliği anlatılıyor. Habere göre aslında böyle düğünler bu köpeklerin sahiplerinin duygusal bir dışavurumu. İnsanların düğünleri gibi gelinlik, damatlık alınıyor, davetiyeler bastırılıyor, düğünler sırasında şahitler ve hatta ‘robot köpek nedimeler’ ile törenler gerçekleştiriliyor.
Haberde bir organizatörün görüşü var. Diyor ki; “Köpekler düğünün veya doğum gününün ne olduğunu anlamaz ama mutluluğu hissederler. Biz mutluysak onlar da mutludur.”
EVCİL HAYVAN SAYISI ÇOCUKLARI GEÇTİ
Fransa’daki Tours Üniversitesi’nin yaptığı yeni araştırmaya göre atlar insanların yaydığı kokular aracılığıyla onların korkularını tespit edebiliyor.
Bu da onları, insanların duygularını hissedebilen canlılar kategorisine sokarak köpeklerin rakibi haline getiriyor.
Araştırmaya göre korkunca vücudumuz adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları salgılıyor. Bu durum da terin kimyasal yapısını değiştiriyor. İşte atlar, terdeki bu uçucu bileşenleri -yani kemosinyalleri- koklayarak insanların ruh halini anlayabilirmiş.
Korku halindeki insanların kokusuna maruz bırakılan atlarda şu tepkiler gözlemlenmiş:
- Kalp atış hızlarında artış.
- Daha ürkek ve irkilmeye meyilli davranışlar.
- İnsanlara yaklaşmakta veya dokunmakta tereddüt etme.
- Bilinmeyen nesnelere daha uzun süre ve dikkatli bakma.
Yılın ilk güzel haberi PLOS One dergisinde yayımlanan bir makaleyle geldi.
İnsan kişiliği ve evcil kedi davranışları arasındaki bağlantının incelendiği araştırmaya 3 bin 331 kedi sahibi katıldı ve araştırmacılar insan-kedi davranışları arasında güçlü paralellikler kurmayı başardı. Harika bir gelişme.
Geçelim detaylara...
Araştırmacılar, psikolojide ‘Beş Büyük Faktör’ olarak bilinen kişilik modelini (nevrotiklik, dışadönüklük, deneyime açıklık, uyumluluk ve sorumluluk bilinci) temel alarak, kedi ve insan arasındaki bağın ebeveyn-çocuk ilişkisine şaşırtıcı derecede benzediğini ortaya koydu.
KİŞİLİĞİNİZİ YANSITIYOR
Benzerlikler şöyle:
- Duygusal hassasiyeti yüksek ve endişeli yapıdaki insanların kediler; stresli, korkak veya agresif olmaya daha yatkın çıkmış. Ayrıca bu kedilerde strese bağlı sağlık sorunları ve kilo
Yani kedisi olanlar mı yoksa köpeği olanlar mı evcil hayvanlarını daha çok seviyor. Maddi-manevi yükler hesaba katılınca köpeklerin yarattığı maliyet daha yüksek çıkmış. Bu da köpek sahiplerinin köpeklerini daha çok sevdiğini gösteriyor.
Detaylara geçelim.
Danimarka, Avusturya ve Birleşik Krallık’ta yürütülen araştırma insanların evcil hayvanlarına duydukları bağlılığın sadece hayvanın davranışlarıyla değil, kültürel geçmişle de şekillendiğini ortaya koymuş.
Üç ülkede de köpek sahipleri, kedi sahiplerine kıyasla duygusal bağlılık ölçeğinde daha yüksek puanlar almış, evcil hayvan sigortası yaptırmaya ve pahalı tedavileri karşılamaya daha istekli bulunmuş.
Birleşik Krallık’ta kedi ve köpeğe verilen değer arasındaki fark oldukça az, Danimarka’da köpeklere verilen değer kedilere kıyasla yüksek çıkmış. Avusturya ise bu iki ülke arasındaki bir değerde konumlanmış.
Kültürel kodlara bakalım. Araştırmaya göre eğer mesele sadece kedilerin ‘bağımsız’ ve ‘soğuk’ olması olsaydı, her ülkede farkın aynı olması gerekirdi. Ancak Birleşik Krallık gibi erken şehirleşen ülkelerde kediler uzun süredir ‘evin bir parçası’yken daha geç şehirleşen Danimarka gibi kırsal toplumlarda kediler yakın zamana kadar sadece ‘fare avcısı’ olarak görülüyordu. “Bu tarihsel bakış açısı bugünkü duygusal bağı etkiliyor” deniliyor.
Ayrıca araştırma köpeklerin bakımı ve tedavisinin genellikle kedilerden daha pahalı olduğunun altını çizerek, köpek sahiplerinin sigorta yaptırmasının, bazen duygusal bir bağlılıktan ziyade ekonomik bir karar olabileceğini belirtiyor.
Günümüzde gördüğümüz birbirinden çok farklı vücut tiplerine sahip etçillerin hikâyesi, aslında dünya tarihindeki iki büyük soğuma dalgasına dayanıyormuş. 17 farklı doğa tarihi müzesindeki fosilleri inceleyen biliminsanları, iklimdeki sert değişimlerin hayvanların kemik yapısını nasıl evrimleştirdiğini gösteriyor.
İlk etçiller, bugün gördüğümüz gelincik veya firavun faresine benzeyen, uzun vücutlu ve küçük kulaklı, ‘genel’ bir vücut yapısına sahipti. Bu yapı onlara her şeyi yeme ve her yere uyum sağlama esnekliği veriyordu. Ancak iklim değişimleri, bu canlıları ‘uzmanlaşmaya’ zorlamış.
Birinci dönüşüm 34 milyon yıl önce gerçekleşmiş. Bu dönemde dünya devasa ‘seradan’, ‘buzhaneye’ dönüştü. Sıcaklıklar hızla düştü ve nemli ormanların yerini geniş otlaklar ve bozkırlar aldı.
Kedigil, köpekgil, ayıgil gibi ailelerin ana hatlarının oluşmasını sağlayan bu dönemde eş zamanlı olarak rakip türlerin yok olması bu ailelerin yeni boşalan alanlara yayılmasına imkân verdi.
Yani kedi besleyen birine nazaran, köpek besleyen bir komşu, hiç hayvan beslemeyenler tarafından istenmeyen komşu ilan edilebiliyor.
Şimdi Japonya’da yapılan yeni bir araştırma köpek sahibi olmanın mahalle içerisindeki sosyal ilişkileri güçlendirdiğini ortaya koyuyor.
Japonya’daki Rikkyo Üniversitesi ve Azabu Üniversitesi’nden psikologlar, Tokyo’nun banliyölerinde 377 yetişkin üzerinde bir anket çalışması yaptı.
Araştırma sonucunda Dr. Itaru Ishiguro önderliğindeki ekip, köpekli ve köpeksiz bireylerin komşuluk ilişkilerini karşılaştırmış oldu. Ve köpeklerin sosyal bir köprü görevi gördüğünü buldu.
Araştırma sonuçları çarpıcı.
Köpek sahiplerinin, belirli bir yer veya zaman dilimine bağlı olarak gelişen (mesela köpeğini parka götürdüğünde, köpeği olan başka kişilerle karşılaşma, aynı saatte köpeğini yürüyüşe çıkarma) gibi bağlayıcı ilişkiler kurma ihtimali köpeği olmayanlara göre çok daha yüksek.
Köpeklerin düzenli yürüyüş ihtiyacı, sahiplerini her gün aynı rotalarda dolaşmaya itiyor. Bu rutin de insanların birbirini tanımasını ve zamanla aralarında bir aşinalık oluşmasını sağlıyor.
Köpekler ayrıca birbirini tanımayan insanlar arasında doğal bir sohbet başlatıcı, yabancıların deyimiyle ‘ice-breaker’ işlevi görüyor. İnsanlar bir yabancıyla selamlaşma ya da konuşmaya zorlanır ama bir köpeği sevmek ya da köpekler hakkında soru sormak iletişimi kolaylaştırabiliyor.