Berlin Doğa Tarihi Müzesi ve Napoli II. Federico Üniversitesi araştırmacılarının çalışması, evcil bir kedinin mırıldanmasının, kimliği hakkında miyavlamasından çok daha fazlasını ortaya koyduğunu gösteriyor.
Araştırmaya göre miyavlamalar oldukça esnek olup duruma göre büyük ölçüde değişirken, bir kedinin mırıldanması sabit kalır ve bireysel olarak tanınabilirdir.
Berlin Doğa Tarihi Müzesi’ndeki Hayvan Sesleri Arşivi’nden yararlanan araştırma ekibi, evcil ve yaban kedilerinin seslerini inceledi ve evcilleştirmenin özellikle miyavlama değişkenliğini artırdığını buldu.
Scientific Reports’ta yayımlanan çalışmanın baş yazarı Danilo Russo, “İnsanlar en çok miyavlamaya dikkat ediyor çünkü kediler bu sesleri esas olarak bize karşı kullanıyor. Ancak akustik yapıyı yakından incelediğimizde, düzenli ve ritmik mırıldanmanın kedileri tanımlamak için daha iyi bir ipucu olduğu ortaya çıktı” dedi.
KENDİNE ÖZGÜ KONUŞMA
Berlin Doğa Tarihi Müzesi’nden biyoakustikçi Mirjam Knörnschild’in de yer aldığı ekip, evcil kedilerin miyavlamalarını ve mırıldanmalarını incelerken basit bir soru sordu: Bir bilgisayar, yalnızca sese dayanarak her bir sesi doğru bireye ne kadar güvenilir bir şekilde atayabilir? Hem mırıldanmalar hem de miyavlamalar bireysel olarak ayırt edici olsa da mırıldanmalar açıkça öne çıkmış. Çünkü her kedinin kendine özgü karakteristik bir mırıldanması varmış.
Mırıldanma kedilerde genellikle sevilme ya da tanıdık bir kişiyle yakın temas gibi durumlarda ortaya çıkıyor. Bunun yanında doğumun hemen ardından anne ile yavru arasındaki iletişimin de kritik parçası.
Fakat bu sevimlilik onların ömürlerinden çalıyor. Bir kediyle etkileşime girip o sevginin tadını alan insan, günün birinde gerçekleşecek ayrılığı düşündükçe kahrolur.
O nedenle sevimliliği bir kenara bırakıp sağlığa odaklanmak durumundayız.
Şanlı biliminsanları bu doğrultuda güzel çalışmalar yapıyorlar.
San Francisco merkezli Okava Pharmaceuticals, aşırı kilolu kediler için özel olarak tasarlanmış bir zayıflama ilacını denemeye hazırlanıyormuş. İnsanlarda kullanılan popüler zayıflama iğnelerinin benzeri bir mantıkla çalışan bu ilaç, kedilerin kilo vermesine yardımcı olmayı amaçlıyor.
Miyav-1 adlı çalışmada insanlarda kullanılan iğne yerine, kedilerde minyatür bir implant kullanılacak. Bu implant, 6 aya kadar sürekli olarak ‘exenatide’ (GLP-1 grubu) adlı ilacı salgılayacak.
İlacın kedilerdeki iştahı kesmesi, yemek dilenme davranışını azaltması, ayrıca kilo kaybıyla birlikte enerji seviyelerini artırması bekleniyor.
Araştırmalarını sürdüren şirket, kilo vermenin kedilerin ömrünü uzattığını, diyabet riskini düşürdüğünü ve eklem ağrılarını azalttığını vurguluyor.
Şirket, 2027-2028 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayı almayı umuyor. Eğer onaylanırsa, evcil hayvan sahipleri için maliyetin aylık yaklaşık 100 dolar olması öngörülüyor.
Lincoln Üniversitesi’nden Profesör Daniel Mills ve Cambridge Üniversitesi’ndeki meslektaşları tarafından yürütülen araştırma Golden Retriever cinsi köpekler ile insanların davranışlarının benzer genetik köklere dayanıp dayanmadığına eğilmiş.
Binlerce yıldır bir arada yaşayan insanlar ve köpeklerin bu uzun ortak geçmişte bir tür ‘birlikte evrimleşme’, -literatürdeki tanımı co-evolution- geçirdiği belirtiliyor.
Köpekler zamanla insanların diyetine uyum sağlamak veya insan jestlerini şempanzelerden bile daha iyi anlamak gibi biyolojik ve psikolojik adaptasyonlar geliştirmişler.
Binlerce yıldır insanların en yakınında olan köpekler de zaman içerisinde her davranışımız gibi bu özelliğimizi de kapmış görünüyor.
E tabii bizim çoğu rahatsızlığımızın tedavisi olduğu gibi köpeklerdeki rahatsızlıkların da tedavisi mümkün.
Discover Magazine’de yayımlanan yeni bir araştırma, DEHB benzeri özellikler gösteren köpeklerin kısa bir uyku ve yapılandırılmış eğitimden sonra şaşırtıcı iyileşmeler gösterdiğini ortaya koyuyor.
Macaristan’daki ELTE Karşılaştırmalı Etoloji Araştırma Grubu tarafından yürütülen bu ilk çalışma, köpeklerin değişime ne kadar hızlı adapte olabildiğini ölçtü.
Köpeklere önce bir ödülün her zaman belirli bir fincanın altında olduğu öğretildi. Köpekler bunu öğrendikten sonra, araştırmacılar kuralı değiştirdi ve ödülü diğer fincanın altına koymaya başladı.
DEHB benzeri özellikleri yüksek olan köpekler, ödülün yerinin değiştiğini fark etseler bile inatla eski fincana gitmeye devam etmiş. Bu durum, insanlardaki DEHB hastalarında görülen ‘zihinsel katılık’ durumuyla birebir örtüşmüş.
Araştırmacılar köpekleri bir saatlik bir şekerlemeye yatırdı ve beyin dalgalarını izledi. Özellikle en az 25 dakika uyuyan köpekler uyandıklarında testi tekrar denedi.
Uykudan sonra, DEHB özellikleri gösteren köpekler ile normal köpekler arasındaki performans farkı tamamen kapandı. Uyku, beynin yeni bilgiyi işlemesini sağlayarak köpeklerin eski alışkanlığı bırakıp yeni kuralı öğrenmesine yardımcı oldu.
Avrupa’dan bir araştırmacı ekibi, hayvanların ilk nasıl ortaya çıktığını takip etmek için son 50 bin yılı kapsayan yüzlerce köpek ve kurt kafatasını analiz etti.
Çalışmanın eş baş araştırmacısı ve Exeter Üniversitesi’nden biyoarkeolog Carly Ameen, bu evrimin hayvanların evcilleştirilmesiyle bağlantılı olabileceğini söylüyor: “11 bin yıldan daha uzun bir süre önce köpeklerin kafatası şekilleri ve boyutlarında zaten şaşırtıcı bir çeşitliliğe sahip olduğunu bulduk. Bu, modern ırklarla ilişkilendirdiğimiz fiziksel çeşitliliğin çoğunun aslında çok derin köklere sahip olduğu ve evcilleştirilmeden kısa bir süre sonra ortaya çıktığı anlamına geliyor.”
Genetik kanıtlar köpeklerin yaklaşık 11 bin yıl önce kurtlardan ayrıldığını gösterirken, çok daha eski fosiller ilk köpeklerin 35 bin yıl kadar önce ortalıkta dolaştığını öne sürüyor.
Araştırmacılar, evrimlerini farklı bir şekilde incelemek için, 643 adet antik kurt ve köpek kafatasını alıp, şekillerinin zaman ve yere göre nasıl değiştiğini analiz etmek üzere 3 boyutlu taramalarını yaptı.
Bu 3 boyutlu modeller, yaklaşık 11 bin yıl önce belirgin bir köpek benzeri kafatası şeklinin ortaya çıktığını buldular.
Modeller Avrupa’daki antik köpekler arasında şaşırtıcı miktarda bir çeşitlilik olduğunu da gösterdi. Dr. Ameen şöyle diyor: “Bugün gördüğümüz pug veya bull terrierler gibi en uç kafatası şekillerinden bazılarını görmesek de, Orta Taş Devri’ne kadar gördüğümüz çeşitlilik, modern ırklarda gördüğümüz toplam çeşitliliğin yarısı kadar.”
Araştırmacılara göre bu özelliklerin gelişmesi için evcilleştirmenin çok daha erken başlamış olması gerekiyor.
New England Üniversitesi’nden antropolojik arkeolog
Yetişkin kediler birbirlerine nadiren miyavlarken, insanlarla iletişim için geniş bir miyavlama repertuvarına sahipler.
Ayrıca kediler kendi isimlerini, arkadaşlarının isimlerini bilir ve insan duygularını tanıyarak buna tepki olarak davranışlarını değiştirebilirler.
Tüm bunları bilimsel araştırmalar sonucunda öğrendik.
Bilim bize şunu da söylüyor: İnsanlar, kedilerdeki stresi ve rahatsızlığı gösteren negatif ipuçlarını tanımakta zorlanıyor. Yakın tarihli araştırmada katılımcılar vücutta gerginlik veya dokunmaktan kaçınma gibi ince olumsuz ipuçlarını rastgele tahmin eder gibi (yaklaşık yüzde 48.7) doğru tahmin edebilmiş. Tıslama veya ısırma gibi bariz olumsuz işaretler gösteren kedilerin bile yüzde 25’i yanlışlıkla pozitif olarak değerlendirilmiş.
Şimdi bu iletişim zafiyeti kedilerde stres yaratabiliyor. Bu da kedilerde mesane iltihabı gibi sağlık sorunlarına, saldırganlık veya tuvalet kabı dışına idrar yapma gibi davranış sorunlarına yol açabiliyor.
Uzmanlar bizi şöyle uyarıyor: Kedinin keyif almadığını gösteren erken işaretleri, mesela başını çevirme, kulaklarını arkaya yatırma, dudak yalama, kuyruk sallama/çarpma gibi, fark ettiğinizde durmanız ve daha fazla rahatsız etmemeniz gerekiyor.
Ayrıca kediler baş ve boyun bölgelerine dokunulmasını tercih ediyorlar. Karnına ve patilerine dokunmaktan kaçınmalısınız. Kedinizi oynatırken de oyuncak olarak kendi ellerinizi kullanmak yerine uzun saplı oyuncaklar kullanın ki kediniz sizi yaralamasın.
Biliminsanları uzun zamandır, biyolojik yaşımızı güvenilir şekilde ortaya çıkaran veya gelecekteki sağlık sorunlarını öngörecek, vücuttaki ölçülebilir işaretler olan biyobelirteçleri arıyordu.
Bilindiği üzere köpekler, genetik çeşitliliğimizi, hastalıklarımızı ve ev ortamlarımızı paylaştıkları için bu araştırma için ideal bir model olarak öne çıkıyor.
İşte Tufts Üniversitesi Jean Mayer USDA İnsan Beslenmesi Araştırma Merkezi, Washington Üniversitesi ve diğer kurumlardan biliminsanları, köpeklerde yaşlanmanın uzun vadeli, çok merkezli bir çalışması olan Köpek Yaşlanma Projesi’ne kayıtlı yaklaşık 800 köpekten oluşan bir grubun kan örneklerini inceledi.
Sonuçlara geçelim.
Köpeklerin kanında dolaşan küçük moleküllerin yaklaşık yüzde 40’ının yaşla birlikte değiştiğini buldular.
Çalışmanın baş yazarı Daniel Promislow, “Bu moleküller, yani metabolitler, temel olarak yaşamın yapı taşlarıdır. Proteinler, DNA ve diğer hücresel bileşenlerin oluşumu için ham madde görevi görürler ve hücreleri hayatta tutmada kritik bir rol oynarlar” diyor.
Araştırmacılar üzerinde çok nadiren çalışılan metabolit türü olan ‘ptmAA’ların, tüm ırk, boyut ve cinsiyetten köpeklerde yaşlanmayla güçlü şekilde bağlantılı göründüğünü buldu.
Bu hafta Okur Fotoğrafı köşesi ona ait. Uğur Vardan genelde yazı için kısıtlama sevmez, o yüzden onun mektubu köşenin neredeyse tamamını kaplayacak.
Bu köşeyi yazan kişi olmamda payı olduğu için buna hakkı olduğunu düşünüyorum.
Uğur Vardan’ın “Bir veda sonatı...” başlıklı mektubunu dikkatinize sunuyorum:
2013’te hayatıma girmişti. Üç kardeştiler; ikisi kapkara annesinin tıpkısı, bir tanesi de tekirdi. Sonrasında iki kardeş ve anne, bahçe hayatını tercih etti, o ise dış dünyaya ailesinin diğer üyeleri kadar alışamadı. Gündüzleri bahçe habitatının parçası olsa da her gece evin yolunu tuttu. Evin asıl sahibi ‘