Önce filmi geri saralım. Ankara Üniversitesi’nden Yasemin Demirbaş’ın yaptığı araştırma internette ufak bir tartışmaya yol açtı.
Bu konuya Psychology Today dergisinde klinik psikiyatrist Thomas R. Verny dikkat çekmiş.
Demirbaş’ın araştırmasının sonucunun çarpıtılarak, ‘Araştırmalara göre kediler kadınlarla derin bağlar kuruyor ve erkekleri manipüle ediyor’ başlığıyla servis edildiğini aktaran Verny, aslında araştırmanın kendi adının çok daha sade olduğu ve çok daha ilginç detaylar içerdiğini belirtiyor.
Araştırmanın adı şöyle: ‘Evcil kedilerde karşılama sesleri erkek sahiplerde daha sık görülüyor.’
Araştırmaya geçelim. 31 katılımcıyla yapılan çalışmada, kedilerin odaya giren erkek sahiplerine ilk 100 saniye içinde ortalama 4.3 kez seslendiği (miyavlama, mırıldanma), kadın sahiplerine ise ortalama 1.8 kez seslendiği belirlenmiş.
Verny’nin aktardığına göre Demirbaş bunu bir ‘manipülasyon’ değil iletişim farklılığı olarak değerlendirmiş: “Kadınlar genellikle kedilerle daha fazla sözlü iletişim kuruyor, onların çıkardığı sesleri daha iyi anlıyor ve sık sık taklit ediyorlar. Bu yüzden kediler, erkek sahiplerinin dikkatini çekebilmek için daha fazla çaba sarf etmeleri, yani daha çok ses çıkarmaları gerektiğini zamanla öğrenmiş olabilirler.”
Kedilere yönelik tavrımızın, onların kişiliklerini değiştirmedeki rolü gerçekten çok etkileyici.
İddiaya göre neredeyse her dildeki hesaplardan paylaşılan ve milyonlarca izlenen bu videodaki köpekler, Çin’deki köpek festivalinde yenmek üzere kesileceklerdi ve bu amaçla tutuldukları yerden kaçarak özgürlüklerine kavuşmuş ve kilometrelerce yol gitmişlerdi.
CNN, aralarında bir golden retriever, yaralı bir Alman kurdu ve yolu açan cesur bir corgi’nin de bulunduğu neşeli ve uyumsuz köpek grubunun olduğu videodaki gerçeği ortaya çıkarmak için Çin devlet medyasının çaba sarf ettiğini aktarıyor.
Sahiplerinin izini süren Çin devletine ait City Evening News’e göre, köpeklerin hepsi filme alındıkları otoyola birkaç kilometre mesafede yaşayan köylülere aitmiş. Sahipleri de Alman kurdunun kızgınlık döneminde olduğunu, bu yüzden diğer köpeklerin de onun peşine takıldığını söylüyor.
Endişemizde haksız değiliz çünkü savaşlarda bile kullanılan bu enstrümanların nelere muktedir olabileceğini kestiremiyoruz.
Ama bu her gün kötü haber alacağımız anlamına gelmiyor.
Bu hafta bu konuda bir mucize yaşandı. Sydney’de yaşayan teknoloji girişimcisi Paul Conyngham, sadece birkaç ay ömrü kaldığı söylenen 8 yaşındaki köpeği Rose’u kurtarmak için sıra dışı ve yenilikçi bir yola başvurdu. ‘En iyi dostum’ dediği köpeği için pes etmeyen Conyngham, yapay zekânın gücünü kullanarak ona özel bir tedavi geliştirdi.
Peki, kişiye veya köpeğe özel aşı sürecini nasıl yürüttü?
Detaylara geçelim.
Conyngham, ilk olarak Rose’un tümörünün DNA dizilimini çıkartarak bu biyolojik yapıyı dijital bir veriye dönüştürdü.
Elde ettiği bu genetik verileri OpenAI’ın yapay zekâ sohbet robotu ChatGPT’ye yükleyerek DNA’daki spesifik sorunu, yani kansere sebep olan mutasyonu tespit etti.
Bu konuda biliminsanları 100 yıldan fazla süredir araştırma yapıyor -ilk bilinen araştırma 1894’te yapılmış- ve kesin bir sonuca ulaşamadılar.
Şimdi şanlı Japonya’da Yamaguchi Üniversitesi’nden bir araştırmacı grup yeni bulgulara ulaştı ama onlar da kesin konuşmak için daha fazla detaya ihtiyaç olduğunu söylüyor.
Biz son duruma bakalım.
Yamaguchi Üniversitesi’nden Veteriner fizyolog Yasuo Higurashi liderliğindeki bir ekibe göre, kedilerin bu olağanüstü düşüşü tamamlama yeteneği, en azından kısmen, omurgaları boyunca uzanan esneklik farklılıklarından kaynaklanıyor.
Araştırmacılar, omurganın her bir bölümünün torkunu (dönme kuvveti), dönüş açısını, sertliğini ve ‘nöral bölgesini’ (hareket için minimum kuvvetin gerektiği hareket aralığı) ölçmüş.
Bulgularına göre, omurganın ön yarısı -yani göğüs omurgası- arka yarıdaki daha sert olan bel omurgasına kıyasla çok daha geniş bir hareket aralığına sahip ve çok daha kolay dönüyormuş.
The Anatomical Record dergisinde yayımlanan araştırmada vardıkları sonuçlar şöyle:
Köpek ve kedi arasındaki ‘yardımseverlik’ tartışmasına eğilen üniversitenin çalışması bize şunu söylüyor: Köpekler -tıpkı çocuklar gibi- biz zor durumdayken yardım etmek istiyor; kediler ise sadece işlerine gelirse bunu yapıyor.
Kedi severler buna şaşırmayacaklardır ama kabul edelim içimizde bir umut ışığı taşıyorduk. Bu araştırma onu da aldı götürdü.
Araştırmacılar 40 köpek, 27 kedi ve 20 küçük çocukla (16-24 aylık) ev ortamında bir deney yapmış.
Senaryo basit... Bir araştırmacı bir nesneyi sakladı, ardından hayvanın veya çocuğun bakımından sorumlu kişi, hiç yardım istemeden bu nesneyi bulamıyormuş gibi davrandı ve hayal kırıklığı yaşadığına dair rol yaptı.
Köpekler ve çocuklar, yüzde 75 oranında ya nesneyi işaret ederek ya da bizzat getirerek “Bak, aradığın şey burada” dediler. Bu, hiçbir eğitim veya ödül olmadan, tamamen sosyal bir bağ kurma isteğiyle yapılmış.
Peki kediler ne yapmış? Çoğunlukla sadece izlemekle yetinmiş, yardım etmemişler.
Ama bu durumun istisnası da varmış... İşin içine kedinin en sevdiği oyuncak veya maması girdiğinde, kediler de köpekler kadar sık yardım etmiş.
Araştırmanın en önemli sonucu kedilerin
Güncellenen rehber, kedi sahiplenmenin sosyal sorumlulukları da beraberinde getirdiğini gösteriyor, kedilerin uzun süre yalnız bırakılmasını yasaklıyordu. Bunun yanı sıra insan-kedi arasında da günlük etkileşim şartı koşuluyordu.
Kurallara göre ayrıca evde yaşayan kedilerin davranışlarını desteklemek için tırmalama yüzeyi, yüksek dinlenme noktaları sağlanması da başka şartlar olarak karşımıza çıkıyordu.
Haber doğru ancak tarihi eski. İsveç bu düzenlemeleri daha önce yapmış, 2019 yılında. Kanun koyucuların insan-hayvan ilişkisine bakışını göstermesi açısından çok önemli olan düzenlemenin detaylarına bakalım.
Açık kaynaklardan edindiğimiz bilgileri özetleyelim:
İsveç Tarım Kurulu, kedinizi günde en az iki kez görmenizin (kontrol etmenizin) zorunlu olduğunu belirtiyor. Hasta, yaralı veya yavru kediler için bu kontrolün daha sık yapılması şart.
Kedinize her gün yeterli ve dengeli beslenme ile sürekli taze su sağlamanız gerekiyor. Kürk, diş ve tırnak bakımı sahibinin sorumluluğunda. Tırnakların kendi kendine aşınmadığı durumlarda kesilmesi zorunlu.
Çok şükür sıra kedilere de geldi.
Canımız kediler bakın nasıl bir devrimin anahtarı olma yolunda ilerliyor.
Wellcome Sanger Enstitüsü öncülüğünde uluslararası bir ekip, 500’e yakın evcil kediden alınan tümör örneklerini inceleyerek 13 farklı kanser türünü analiz etmiş.
Araştırma sonucunda evcil kedilerde kansere yol açan genetik değişimlerin insanlardakine şaşırtıcı derecede benzediği ortaya çıkmış. Bu keşif, başta meme kanseri olmak üzere her iki türde de kanserin nasıl geliştiğini anlamak ve yeni tedavi yöntemleri geliştirmek için büyük bir umut vaat ediyor.
Kısa notlar halinde ilerleyelim.
- Ortak yaşam ortak risk: Evcil kediler, sahipleriyle aynı ev ortamını paylaştıkları için benzer çevresel kanser risklerine maruz kalıyor. Bu da çevremizin kanser riskini nasıl etkilediğini anlamamız için çok değerli ortak veriler sunuyor.
- Kedi meme kanserini (mammary carcinoma) tetikleyen 7 ana gen tespit edilirken, bu genlerin insan meme kanserine yol açan genlerle büyük ölçüde örtüştüğü de belirlenmiş.
- Kedi tümörlerinin neredeyse yarısında görülen bu iki genetik değişim, insan meme kanserinde de kritik rol oynuyor. FBXW7 genindeki değişim hastalığın kedilerde de insanlarda da daha kötü bir seyir izleyeceğinin işareti. Ancak umut verici bir detay: Bazı kemoterapi ilaçları, bu gen mutasyonuna sahip kedilerde daha etkili oluyor.
Bu araştırma köpek tasması çekme kuvvetlerinin insan dengesi ve yürüme üzerindeki etkilerini de ilk kez bilimsel olarak incelemiş oldu.
Çalışmaya göre, günlük bir aktivite olan köpek gezdirmek sanılandan fazla fiziksel stres yaratıyormuş.
Detayları aktarayım.
Katılımcıların yüzde 25’i yürüyüş sırasında 20.5 kilo veya daha fazla çekme kuvvetine maruz kalmış. Katılımcıların yarısında maruz kalınan bu kuvvet en az 12.7 kilo olarak ölçülmüş.
Bu ağırlıklar, köpekle yürümenin, tek başına yürümeye kıyasla yürüme değişkenliğini önemli ölçüde artırdığını gösteriyor. Bu durum da bilimsel olarak ‘düşme riski’ için temel bir gösterge kabul ediliyor.
ANİDEN ÇEKMESİ DENGEYİ BOZUYOR
Yürüyüş yoğunluğu değişmese de köpeğin yarattığı ani çekmeler kişinin her adımda dengesini korumasını zorlaştırabiliyor. Bu yüklere hazırlıksız yakalanırsanız, tıpkı düştüğünüzde olduğu gibi bel, diz, bilek, boyun sakatlıkları yaşamanız sürpriz olmaz.
Dr. Alexander Peebles