Araştırmacılar bunu bilimsel bir araştırmayla sabitlemek istemişler ve çarpıcı sonuçlar elde etmişler. Araştırmalarına göre köpeklerin bazıları bağımlılık belirtileri gösteriyormuş. Detaylarına bakalım.
İnsanların çok sayıda alışkanlığı olsa ve bunları zaman zaman aşırıya götürse bile bilim sadece kumar ve internet üzerinden oyun bağımlılığını davranışsal bağımlılık olarak kabul ediyor. Böyle görülmesinin temel nedeni, başlangıçta ödüllendirici olan eylemlerin uzun vadede zarara yol açsa bile tekrarlanması.
Biliminsanlarına göre bazı köpekler de oyuncaklarıyla benzer ilişki içinde olabiliyor.
Viyana’daki Veterinerlik Fakültesi’nde gerçekleştirilen çalışmanın ortak yazarı Stefanie Riemer, genetik ve çevresel faktörlerin bu durumda rol oynamasının muhtemel olduğunu söylüyor.
Uzmanlara göre bunun altında genetik faktörler var: Yüksek düzeyde bağımlılık benzeri davranış sergileyen köpeklerin sahipleri bu davranışı teşvik edecek herhangi bir şey yapmamışlar. Bu davranışlar o köpeğin yapısında varmış meğer.
TERİYER VE ÇOBAN KÖPEĞİ
Scientific Reports’ta yayımlanan araştırmada oyuncaklarla oynamaya karşı ‘aşırı’ motivasyon gösterdiği bilinen, yaşları 1-10 arasında değişen 56 erkek ve 49 dişi köpek incelenmiş.
Özel olarak kurulmuş odada, köpeğin seçtiği bir oyuncak kullanılarak oyunlar oynanmış. Köpekle oynamak, köpeğin oyuncakla yalnız bırakılması, oyuncağı fırlatmak, oyuncağı yakındaki bir yiyecek bulmacası olan kutuya koymak ve oyuncağı rafa yerleştirmek gibi görevlerden oluşan denemeler videoya alınmış. Köpekleri oyuncağa doğru zıplama, oyuncak yokken sızlanma, erişemediğinde çabalama gibi eylemleri incelenerek eylemler derecelendirilmiş.
Ama bu bizim bu ailelere yönelik araştırmalara şaşırmamıza engel değil. Bu iki ailenin farklı yolları seçmesi çok eskiye dayanıyor. Şimdi University of British Columbia’da yapılan çalışmada kurt, çakal ve tilki gibi köpekgillerin bölgelerinde yoğun ve öngörülebilir yollar izlediğini, puma, leopar ve vaşak gibi kedigillerin ise daha dağınık bir şekilde hareket etme eğiliminde olduğu ortaya kondu.
UBC Okanagan Biyoçeşitlilik, Dayanıklılık ve Ekosistem Hizmetleri Enstitüsü’nde Biyoloji Yardımcı Doçenti olan Dr. Michael Noonan, “Kediler ve köpekler yaklaşık 45 milyon yıl önce ayrı türlere ayrıldılar ve bir daha asla geri bakmadılar. Bu farklılaşmayı bugün bile çevrelerinde nasıl hareket ettiklerinde görebiliyoruz” diyor. Çalışmada, 34 tür ve altı kıtada bin 200’den fazla hayvanın GPS verileri analiz edilmiş ve hayvanların yeniden kullandığı ‘rotalar’ veya seyahat yollarını haritalamak için fizik tabanlı modeller kullanılmış.
Sonuçlar ilginç.
Köpekler, bölgelerinde tekrar tekrar kullandıkları, yoğun ve öngörülebilir rotaları takip ediyor. Kedigiller ise daha dağınık ve serbest bir şekilde hareket etme eğiliminde.
Uzmanlara göre bu farklılıklar, türlerin beslenme ve sosyal yapısından kaynaklanıyor olabilir. Köpekgiller hepçil ve sosyaldir, bu da onların avlanma ve yiyecek arama için yolları hatırlamasını gerektirir. Kedigiller ise katı etobur olup yalnız avlanırlar.
Ama şunu belirtiyorlar: Çalışma, köpeklerin kedilerden genel olarak daha zeki olduğunu göstermiyor. Fakat köpekgillerin rotaları hatırlama ve kullanma eğilimi, onların daha güçlü belleğe sahip olduğunu gösteren mevcut araştırmalarla uyum gösteriyor.
Köpekgillerin belirli rotalara güvenmeleri, onları yollar ve yapay engeller gibi insan yapımı yapılara karşı daha savunmasız hale getiriyormuş. Ama yaban hayatı geçitleri gibi çözümlerden daha çok yararlanabilecek kapasiteleri varmış.
Koruma Biyolojisi Profesörü
Başkalarına hep kedilerimizle nasıl sıkı fıkı olduğumuzu, bizi nasıl sevdiğini anlatırız ama ilgili kişiyle aynı ortamda olduğumuzda kedimiz asla anlattığımız tabloya uygun davranmaz. Başta misafirimize yönelik olmak üzere çeşitli taşkınlıklar sergiler, huysuz şekilde bir kenarda oturur ve “Kedinin sevecen olduğuna emin misin” benzeri kinayeli çıkışları işitiriz.
The Conversation son durumu aktarmış. Bilime göre biz ve kedilerimiz oksitosinle kafayı buluyormuşuz.
Lafın gelişi değil bu dediğim. Aşk hormonu olarak adlandırılan oksitosin, biri size sarıldığında, size şefkat gösterdiğinde veya bir fiziksel yakınlık gösterdiğinde salgılanıyor.
Londra South Bank Üniversitesi Sağlık ve Yaşam Bilimleri Fakültesi Nörobilimler ve Nörorehabilitasyon kıdemli öğretim görevlisi Laura Elin Pigott, kedinizi okşadığınızda beyninizin de oksitosin salgıladığını belirtiyor. Ancak bu tek taraflı değilmiş. O esnada kedilerin beyinleri de oksitosine boğuluyormuş.
Araştırmalar, insanlar ve kediler arasındaki karşılıklı sevginin, ebeveyn ve çocukları arasındaki bağdan da sorumlu olan aynı nörokimyasal oksitosinde artışı tetiklediğini gösteriyor.
Ancak o kadar şımarmayalım. Kedilerin bizi kimyasal olarak sevebildiği ortaya çıksa da kediler bu sevgiyi sadece kendi şartlarında istiyorlar. Zaten şu durumu yaşamayan kedi sever yoktur: Her şey yolundadır, kedinizi okşarsınız ve o da gözlerini kısar guruldayarak şekilden şekle girer. Ancak bir dakika sürmeden, “Artık yeter” diyerek elinizi ısırır ya da pati vurur ve sizden uzaklaşır.
İşte araştırmacılar eskiden kedilerin oksitosin için kayıtsız olduklarını varsayıyordu. Şimdi bu varsayımın doğru olmadığını öğrendik. Kediler de biz ve köpekler kadar oksitosinden faydalanıyor. Sadece köpekler ve bizim kadar işi abartmayı sevmiyorlar: Mesafeyi korumak istiyorlar.
Bu etkileşimin insanlara bir yararı daha var: Kedi sevme kortizolünüzü düşürme, böylece sinir sisteminizi sakinleştirme ve oksitosin üretimini artırma gibi faydalar da sağlar.
Preston’da yaşayan Alan, kedisi Smokey’ye düzenli pire tedavisi uygularken, bir anda işlerin ters gittiğini fark ediyor.
Her zaman aldığı ilacın aynısını aldığını düşünen 45 yaşındaki Alan, bu kez internet üzerinden aldığı ilacı uygulamış ve kedisi hastalanmıştı. Smokey kusmaya, yemek yemeyi, su içmeyi reddetmeye başladı.
İnternet üzerinde bir pazar yeri platformundan alışveriş yapan Alan, uygun fiyata aldanmış ve satıcıya dikkat etmemişti. Aldığı ilaç esasında sahteydi ve tedavi etmek bir yana işleri daha kötü hale getirmişti.
Benzer hikâyelere ülkemizde de rastlıyoruz. Britanya’da son bir yılda veteriner ücretleri yüzde 60’a yakın zamlanınca insanlar aynı ürünü daha ucuza bulmak için girdiği arayışta bu yollara düşebiliyor.
Bunun üzerine “sahte ilaç nasıl anlaşılır” rehberi hazırlamışlar.
Tasarruf etmek isterken ortaya bazen telafisi maddiyatla çözülmeyecek sorunlar çıkabiliyor. Sahte ilaç konusunda dikkatli olmak lazım.
- Kalitesiz, hasarlı veya dayanıksız ambalaj
- Etiketteki yazım ve dil bilgisi hataları
Hemen hemen her ailenin çocuğuyla yaşadığı tartışma sizde de yaşanıyorsa bu kısmı dikkatli okuyun.
Yeni bir bilimsel araştırma, ısrarla köpek sahiplenmek isteyen çocukların ellerini kuvvetlendirecek bir argüman sunuyor.
Araştırmamız şöyle: Anaokulundan ilkokulun ilk yıllarına kadar 600 çocuğun izlendiği 3 yıllık çalışma, ailelerin bir köpek edindiğinde çocuklarının fiziksel aktivite süresinde artış görülmüş.
Bu çalışma sırasında maalesef bazı aileler köpeklerini kaybetmiş ve bunun etkisi de gözlemlenmiş. Köpek kaybı sonrasında kız çocukların aktivitesinde azalma görülmüş. Bu da köpeğin varlığının günlük hareketliliğin ana unsuru olduğunu doğrulayan bir veri olarak kayıtlara geçmiş.
Konu erkek çocuklar olunca ise hareketlilik konusunda kayda değer bir değişim gözlemlenmemiş.
Ama şu var. Hem erkekler hem de kızlar yeni bir köpek geldiğinde daha fazla oyun oynamış, aktif zaman geçirmiş.
Köpeği olan kız çocukları aktif gezinme olarak nitelenen yavaş yürüyüş, bahçede oynama, oyun masasının etrafında ayakta durarak oynama gibi aktiviteleri normal zamanlara göre günde 52 dakika fazla yapmış.
Köpeğini kaybeden kız çocuklarında bu aktiviteler normalden 62 dakika düşüş gözlemlenmiş.
Olaylar şöyle gelişmiş: Bir Reddit kullanıcısı, evdeki iki kedisinin geceleri yaptığı yaramazlıkların altında yatan nedenleri araştırırken bunların bizzat kendi sağlığına yönelik uyaranlar olduğunu fark edip kedilerine şükran borçlu olduğunu belirtmiş.
Olayın detayını Newsweek araştırmış.
Kullanıcı, her gece iki saatte bir iki kedisinin ortaklaşa şekilde kendisini uyandırdığını, birinin gelip bacaklarının üzerine yatıp hareket etmeden durduğunu, diğerinin de yakındaki raftan eşyaları düşürerek ses çıkardığını anlatmış.
“Bunu yapmak için çaba harcarlardı ve uyandığımı görür görmez, kahvaltı zamanı değilse kaçıp kendi işlerine bakarlardı” dedikten sonra işin gerçeğini anlatıyor: “Benim tatlı oğlanlarım, nefes almayı bıraktığım için beni uyandırıyorlarmış.” Yani kişinin uyku apnesi varmış ve solunumunun durduğunu gören kedileri onu uyandırıp tekrar nefesini düzenlemesine yardımcı oluyorlarmış.
Newsweek, veteriner Dr. Emma Choi ile bu durumu konuşmuş. Choi, “Kediler aslında farklı duygusal durumlara karşılık gelen kokuları ayırt edebilir” diyor ve ekliyor: “Kediler, işitsel ipuçları aracılığıyla kalp atış hızı ve kişinin solunum düzeni gibi dolaylı göstergeleri hissedebilir, çünkü kedilerin davranışlardaki ince değişimlere duyarlı olduğu bilinmektedir.”
İşi daha ilginç hale getiren ise şu. Uyku apnesi olan kişi yaşam tarzını değiştirip, hayatını iyileştirince uyku kalitesi artmış ve geceleri kedilerinin yaptığı taşkınlıklar da neredeyse sona ermiş. Artık sadece yemekleri bittiğinde uyandırıyorlarmış.
Buradan bize düşen sonuç şu: Eğer kediniz siz uyurken de sık sık taşkınlık yapıyor ve siz uyandığınızda ortadan kayboluyorsa, uykunuzda sizin huzursuz olduğunuzu görmüş ve size yardımcı olmaya çalışıyor olabilir.
Her hafta bunu destekleyecek bir haber görüyoruz.
Buyrun yenisine bakalım.
Şu bilgi cebimizde: Arılar yok olursa, insanlık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Bilimsel olarak kanıtlanan bu önermenin dayanağı, arıların bitki tozlaşmasında kritik bir role sahip olması ve bizim de insanlar olarak sayısız bitkiye bağımlı olmamız.
Şimdi gelelim olaya.
ABD, Michigan Eyalet Üniversitesi’nde, bal arısı kolonilerine zararlı bakterilerin tespit edilmesi için köpekler yardımcı oluyor.
9 yaşındaki springer spaniel cinsi Maple adındaki bir köpeğin hikâyesini The Guardian aktarmış.
Maple yedi yıl boyunca şerifin ofisinde insan kalıntılarını tespit ettikten sonra bu göreve getirilmiş. Maple bu görevi sırasında bir kaza geçirip emekli edilmiş.
Sokakta buldukları ve onlara güzel gelebilen her şeyi yemelerinin yanı sıra, buldukları her suyu içme gibi bir huyları da var.
Yapılan araştırma, köpeklerin evler dahil içtikleri suların onlar için önemli tehlikelere yol açabileceğini gösteriyor.
Detaylarına bakalım.
ABD’de yaklaşık 15 milyon hane, kullandığı suyu kuyularda toplanan sulardan temin ediyor. Bu suların bekleme koşulları, suyun içerisindeki yabancı maddelerin sayısını artırabiliyor.