GeriSayım Çınar Şehir hafızasını tazeleyecek bir roman
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şehir hafızasını tazeleyecek bir roman

Hiç Kimsenin Kenti adlı Galata romanının yazarı Tolga Gümüşay, bu defa büyüleyici bir İstanbul eseriyle karşımızda.

Şehir hafızasını  tazeleyecek  bir roman

“İstanbul Maviyken”, hiç dinmeyen kar yağışı eşliğinde, Beyaz Rus Barones, Rum Vasili, Ermeni Agop Bey, Mucit Selim, Dansöz Lale Hanım ve Ressam Bella’nın hikayelerini şiirsel bir dille anlatırken, İstanbul’un 20’nci yüzyıl yaşantısının ruhunu okura yaşatıyor.
Zeki Müren’ler, Orhan Veli’ler, Sait Faik’ler, Dario Moreno’lar, Seyyan Hanım’lar, Necip Celal’ler, Chagall’lar, Ayvazovski’ler...
Kadırga’nın alçakgönüllü insanlarını bir araya toplayan panayırlar, kahvehaneler...
Beyoğlu’nun renkli ve gizemli gece hayatı, Boğaz’ın zarif yalıları, eşsiz mehtapları belleği ve hayal gücünü harekete geçiriyor.
“İstanbul Maviyken”, okurun kendisini “yeryüzü ile gökyüzü arasında kilitli kalmış mavi bir çekmecenin içinde bulacağı”, kah gülümseyerek, kah gözyaşı dökerek okuyacağı, sürprizlerle dolu, etkileyici bir roman.

Kahve, canım aşkım!

Mona Kitap’tan çıkan Jonathan Morris’in yazdığı “Çekirdekten Fincana, Kahve” adlı kitaptan çok ilginç bilgiler öğrendim...
Mesela kahve çekirdeklerini İngiltere’ye ilk getirenler Osmanlı göçmenleriymiş...
Smyrnalı (bugünün İzmir’i) bir Ermeni olan Pasqua Rosee, Londra ve Avrupa’da, 1652-1654 yılları arasında resmi olarak belgelenmiş ilk kahvehaneyi açan kişi... 1664 yılında, bir Türk içeceği servis etmiş.

Şehir hafızasını  tazeleyecek  bir roman

İngilizler bu yeni sıcak içeceği pek sevmiş.
Yerel pub sahipleri de, Rosee’nin başarısından ürkmüş, zira işlerini ellerinden almış.
Rosee’un vatandaş olmadığını öne sürerek ona meydan okumuşlar, ona “Türk’ün Başı” demişler.
Rosee sonra bir İngilizle ortak olarak işini devam ettirebilmiş.
Ancak İngiltere’de asiller arasında yayılan beş çayı modası ve Osmanlı’nın kendi sömürge topraklarındaki kahve tarımındaki geleceği görememesi maalesef Türk kahvesinin yıldızını söndürmüş.
“Çekirdekten Fincana, Kahve” adlı kitabı bu dönemde biricik aşkı kahve olan herkese öneriyorum.

Korona günlerinde yazarlar

Kevser Aycan Aşkım Saroğlu

Güney’e yerleşme kararı aldım

Korona günlerinde “self publishing”te yayınladığım fantastik romanımı Instagram’dan da yayınladım. Çok ilgi çekti. Bol bol yemek yaptım. Özellikle ekmek yapmayı öğrendim. Epeydir içe dönüktüm, dışa dönmeye karar verdim.
Yarım kalan romanımı yazmaya başladım. Artık hiçbir şeyi ertelememeye karar verdim. Güney’e yerleşme kararı aldım.
Daha tembeldim daha çalışkan oldum. Uzun suredir görüşmediğim arkadaşlarımı aradım. İki kitap editörlüğünü bitirdim, sevdiklerime karşı artık çok daha sevecenim. Komplo teorilerine baktım ve bol bol şükrettim. Bir de sürekli Survivor izledim.
Zaten severdim şimdi daha çok seviyorum çünkü hayatta da hepimiz birer ‘survivor’ durumundayız.

Kürşat Başar

Çocuk kitabı yazdım

Evde kaldığım süreçte hem müzikle ilgili çalışmalara hem de yazmaya devam ettim.
Önümüzdeki günlerde yeni bir deneme kitabım yayımlanacak. Bunun yanında bir de yeni çocuk kitabı hazırlıyorum.
Evde kalmanın bir başka iyi tarafı da birikmiş pek çok kitabı da okuyabilmek oldu. Bunun yanında Instagram’da canlı yayınlarla sohbetleri de evden sürdürüyorum.

Kim ne okuyor?

∆ Yönetmen, yazar Tayfun Pirselimoğlu, Daniel Arasse’nin yazdığı “Yakın Bakış” adlı kitabını okuyor.
∆ Kelebek yazarı Tülay Demir Oktay, Bryan Walsh’tan “Kıyamet Günleri”ni okuyor.
∆ Oyuncu ve yönetmen Görkem Yeltan, Jacques Le Goff’un yazdığı “Ortaçağda Entelektüeller” adlı kitabı okuyor.
∆ Oyuncu Numan Çakır, Kemal Tahir’den “Yorgun Savaşçı”yı okuyor.
∆ Gastronom dostum Sinan Özman, Amin Maalouf’un “Uygarlığın Batışı” adlı deneme kitabını okuyor.

X

Çarpıcı bir roman

Yazdığı kurgu romanlarda okuyucularını, gerçek kadın kahramanlarının iç dünyalarıyla mest eden ve çok satanlar listelerinde yer alan Demet Altınyeleklioğlu’nun son romanı “Nihavent Hıçkırık”, yanık bir kadın sesinden dinlediği “Kimseye etmem şikâyet, ağlarım ben halime...” şarkısıyla düşüvermiş aklına.


Yazar, “Bu nihavent şarkıyı o akşama kadar belki yüz kere dinlemişimdir. Ama ilk defa o akşam bu tarifsiz isyana nasıl bir hayatın sebep olduğu sorusu takıldı aklıma” diyor.
Altınyeleklioğlu, “Nihavent Hıçkırık”ta İhsan Raif’in yaşadığı çileleri anlatırken çocuk gelinlere, aile namusu adına kurban verilen kızlara, kadın olmanın çaresizliğine, yalnızlığına da göndermeler yapıyor.

Felsefi bir el kitabı

Yeşim Demir, “Zerdüşt-Bende Olan Ne Varsa Sizin Elinizde de Gizli” adlı felsefe kitabını yayına hazırladı.
Zerdüşt’ü anlamak için bir el rehberi bu kitap. Zerdüşt, “Herkes ektiğini biçecektir”, “İyi düşünün! İyi konuşun! İyi yapın!”, “Dünyada tek bir yol vardır, o da doğruluktur” der.

Yazının Devamını Oku

Tanrım bana vasat erkek güveni ver!

Erkekleri sorgulayan ve Fransa’da olay yaratan bir düşünce kitabından bahsedeceğim bugün size. Adı “Erkeklerden Nefret Ediyorum”. Pauline Harmange’in bu kitabı, ülkede çok satanlara girdi.

Okurken işaretlediğim bu bölüm, eminim sizin de dikkatinizi çekecek: “Yetersizlik Sendromuna Karşı Günlük Telkin: Tanrım bana vasat erkek güveni ver. Ne zaman şüpheye düşsem, kibir denen hokkabazlıkla bayağılıklarını ‘yeterlilik’ diye yutturmayı başarmış, tüm o vasat erkekleri hatırlıyorum.”

Pauline Harmange, The Guardian gazetesine kitapla ilgili bir röportaj vermiş ve şöyle demiş: “Erkekleri sevmeme hakkımız olmalı.

Yazar, genel anlamda kadınların erkeklerden hoşlanmama ve onlara güvenmeme hakkına sahip olması gerektiğini savunuyor.

Erkeklere karşı nefret duygusu beslemenin yanlış olmadığına inanan Harmange, kitabında bu görüşünü “Erkek düşmanlığı, sistematik şiddetin kökü olan kadın düşmanlığına bir tepki olarak var” sözleriyle dile getiriyor.

104 sayfalık kitabı okurken eminim sizin de sosyal çevreniz gözünüzün önüne gelecek.

Bakan danışmanından dava tehdidi

Fransa’da toplumsal cinsiyetten sorumlu bakanlığa danışmanlık yapan Ralph Zurmély, kitabın toplatılmasını istedi. Zurmély, kitabı yayınlayan Monstrograph Yayınevi’ne bir mektup yolladı ve “toplumsal cinsiyet temelinde nefreti teşvik etmenin suç teşkil ettiğini” belirterek yayınevini dava açmakla tehdit etti.

Bakanlık ise bu durumun danışmanın kişisel girişimi olduğunu, tamamen bağımsız bir şekilde yapıldığını açıkladı. Yayınevi de Fransız medyasına yaptığı açıklamada kitabın nefreti teşvik etmediğini savundu.

Yazının Devamını Oku

Demet Cengiz’den “Adımı Deniz Koydular”

Demet Cengiz’in romanı “Adımı Deniz Koydular”, haziran sonunda okurla buluşuyor.

 Roman, Türkiye ve İngiltere’den iki ayrı çocuk öyküsünü anlatıyor. Biri Doğu’dan bir kardelenin, diğeri Batı’dan ihmal edilmiş bir oğlanın öyküsü... Roman, aile içi sevgisizliğin sonuçlarına dikkat çekiyor. İki öykünün satır aralarında Türkiye’den ve dünyadan haberler gizli... Türkan Saylan, Fazıl Say, Deniz Gezmiş, Bedri Baykam roman boyunca karşımıza çıkıyor.

Vurucu dizeler

Geçenlerde Redd solisti Doğan Duru’yla tanışma fırsatı buldum. Yıllardır şarkı sözleri yazdığını biliyordum...
Bir şiir kitabından bahsetti. Daha sonra yayımlanmamış şiirlerini okuyunca kendimden geçtim. Sonra düşündüm iyi bir şiir müzikle ruh bulur zaten.
Şiir yaşamak için güzeldir. Müziktir. Okuyanı başka yerlere götürür, farklı duygular yaşattırır, herkes için farklı anlamlara sahiptir. Doğan’ın şiir kitabını merakla bekliyorum. İşte kitaptan tadımlık dizeler...
Ölmüyor öldürmüyor bu aşk niye

Yazının Devamını Oku

Zamana yenik düşmeyecek roman

Pandemi dönemi yazılan romanları yakından takip ediyorum.

Bütün aşkların ortak kaderidir ayrılık. Âşık olduğu adamdan ayrılmış bir kadının ruh halini okumak bizi hayata daha çok yaklaştırıyor.

Aslı Perker’in yeni romanı “Ayrılığın İlk Günü”, aşka ve ilişkilere dair büyük bir hesaplaşmayı konu ediniyor.

Sevgisizlikten şikayet eden onlarca insanlar var çevremizde. Onların şikayetlerinin temelinde yatan durumu hakiki bir şekilde sorgulamak yürek ister. Her ayrılık, kısa süre içinde şaşırtıcı şekilde özüne dönme gerçekliğini yaşatıyor. Aslı Perker’in kahramanlarını hepimiz çok yakından tanıyoruz.

“Ayrılığın İlk Günü”, popüler kültür göndermeleriyle de gülümsetiyor. Soluk soluğa okunabilecek kaç roman var ki? “Ayrılığın İlk Günü”, zamana karşı yarışan ama zamana yenik düşmeyecek bir roman.

Okuyun çünkü iyi kitap okumak, akıllı insanlarla konuşmak gibidir.

Sinema yazarından...

Sinema yazarı Suat Köçer’in “Münferit Bir Olay” isimli romanı, Ketebe Yayınları etiketiyle okurla buluştu.

Bir grup kartonpiyer işçisinin yaşam kavgasına odaklanan kitap, üniversiteli bir gencin Bursa’dan İstanbul’a kaçarak bu işçilerle yolunun kesilmesi ve sonrasında yaşadıklarını konu ediyor.

Yazının Devamını Oku

Dorsay’lardan 2 kitap haberi

Atilla Dorsay’ın yeni kitabı “Hayatımızı Aydınlatan Muhteşem Kadın Dostlarım” hafta başı kitapçılarda yerini aldı. Tiyatrodan sinemaya, yazarlıktan gazeteciliğe, müzikten müzeciliğe çağımıza damgasını vurmuş, Dorsay’ın yakından tanıma şansı bulduğu ve birlikte anılar edindiği 30 kadının ayrıntılı portreleri. Kimler yok ki...

SAHNENİN DİVALARI:

Yıldız Kenter
Gülriz Sururi
Gencay Gürün
Dilek Türker
Dikmen Gürün

Yazının Devamını Oku

Zamanın eskitemediği bir film

Yıllar önce Mahmut Cevher’le Frankfurt Türk Filmleri Festivali’nde tanışmış ve röportaj yapmıştım.

Geçenlerde oynadığı bir filmini tekrar izleme fırsatı buldum. Yaşar Kemal’in romanlarından sinemaya uyarlanan filmler arasında en çok “Yılanı Öldürseler”i beğendiğimi söylemek isterim.
Bu film, Yaşar Kemal’in doğup büyüdüğü Osmaniye’nin Hemite Köyü’ndeki Esme’nin hikâyesini anlatıyor.
Esme’yi Türkan Şoray görkemli bir şekilde oynuyordu.
Filmdeki Abbas karakterini de Mahmut Cevher canlandırıyordu. Filmi bitiminde hemen Mahmut Cevher’i aradım, sohbet ettik. Filmi de bu vesileyle tekrar hatırlatmak istedim. Yeni sakallı hali Cevher’e ayrı bir hava katmış ve ciddi de kilo vermiş.

Soluk soluğa bir polisiye

Melih Esen Cengiz, edebiyatımızın özel kalemlerinden biri.
“Bir Osmanlı Yazı”, “Terk Edilmiş Manalar Cenneti”, “Kudüs’ün Güvercinleri”, “Marlene’in Yetimi” ve “Paylaşılamayan Cinayet” kitaplarının yazarı Cengiz’den bu kez “Bir Kadın Bir Cinayet” geldi.

Yazının Devamını Oku

Usta kalemden aşkın halleri

Profil Yayıncılık aşk estetiği alanında yeni bir çalışmayı dikkatimize sunuyor...

Ümit Yaşar Gözüm, uzun yıllar bürokraside yönetici olarak görev yaparken bir düşünce insanı olarak da yayın dünyasında yazar, editör ve yönetici olarak bulunmuş.
Yayınlanmış 4 sanat kitabının yanında 20’yi aşkın dergide eleştirel denemeleri yayınlanmış. Son kitabı “Aşkın Estetik Halleri/Kamruşepa’nın Büyüsü”nde kavramsal anlamda aşk ve sevgi ayrımını ironik felsefi sorgulamalara tabi tutuyor.

Sıra dışı bir polisiye

Suadiye sahilinde yazar dostlarımla buluşmayı bir gelenek haline getirdim.
Geçen hafta da, polisiye edebiyatının izinden giden yazar Çağatay Özkan’la buluştum.

Yazının Devamını Oku

Polisiyemize yeni bir katkı

Tuna Kiremitçi’nin polisiye roman yazdığını öğrendikten sonra hemen kendisini aradım.

Kiremitçi’ye “Neden polisiye roman?” diye sordum. İşte yanıtı:
“Polisiye yazmak aslında emeklilik projemdi. Bir gün müzik yapmaz olursam tenha bir köye yerleşip yazmayı hayal ediyordum. Aklımda bir suç romanı konusu vardı. Ne var ki pandemi geldi ve hayatlarımızı altüst etti. Her müzisyen gibi ben de kendimi boşlukta hissettim. O zaman sözüne kıymet verdiğim bazı yazar arkadaşlarım ‘Hadi artık, otur şunu yaz!’ dediler. Arkadaş sözü dinledim yani.”
Kiremitçi ilk polisiye romanı “Mezun Cinayetleri”nde yeni bir kadın başkahramanla tanıştırıyor okuru:
Vahşi cinayetleri aklı, tecrübesi, sakinliğiyle çözen Başkomiser Perihan Uygur...

Geçmişten günümüze “Çöküş”

“Çöküş: Finansal Krizlerle Dolu Bir On Yıl Dünyayı Nasıl Değiştirdi?”, Financial Times ve The New York Times gibi uluslararası yayın organlarında görüşlerine yer verilen Columbia Üniversitesi Avrupa Enstitüsü Direktörü Prof. Adam Tooze’un yeni kitabı.

Yazının Devamını Oku

Bir nefeslenme durağı

Edebiyatseverlerin çok iyi bildiği Penguen Kitabevi, benim de en çok ziyaret ettiğim mekânlardan... Raflarındaki yeni çıkan kitapları gayet iyi seçiyorlar.

Birkaç gün önce, yeni açılan Suadiye Penguen’e gittim.
7 katlı yeni bir kitabevini caddede görmek keyifli. Bunun yanında kitabevi, yapacağı söyleşi etkinliklerini de planlamaya başlamış.
Kitapçılar bize yaşamak istediğimiz bir hayatı hediye ediyorlar. Kitapları sakince inceleyip keşfettirecek adreslerinden biri olmuş Penguen Suadiye. Okuru bol olsun...

Erkeksiz bir dünya mümkün mü?

İngiliz Angela Chadwick dünya çapında tanınan bir yazar ve şöhretini “XX” adlı romanına borçlu. The Guardian’ın yılın kitabı seçtiği “XX” müthiş bir soru soruyor: “Erkek kromozomları olmadan, yalnızca kadınlardan olan ve yalnızca kız çocukların dünyaya geldiği bir deney başarıya ulaşsa ne olurdu?”
Feminist distopya türündeki roman kurgusunu gerçek tıbbi çalışmalardan alıyor. Soluk soluğa bir macera arayan, başka türlü bir dünyayı hayal etmek isteyen okurlara hararetle tavsiye!

Edebiyattan sahneye

Geçen hafta yazar Fadime Uslu’ya edebiyattan tiyatroya uyarlanmış en sevdiği oyunu sordum.

Yazının Devamını Oku

“İstanbul’un Hayaletleri” aramızda

Yonca Eldener’in yeni yayımlanacak macera romanı “İstanbul’un Hayaletleri”, okuru yaratıcılığın sırlarını çözmeye davet ediyor. Kapalıçarşı ile bilim adamlarının yollarını kesiştiren Eldener, okuyucuyu davetlerdeki zenginlerin ve dehlizlerdeki evsizlerin dünyasına misafir ediyor, kalabalıkların gözü önündeki kuytulara dalıyor.


Eldener romanını, aramızda hayalet gibi dolaşan ve bakmadığımız için fark etmediğimiz tüm evsizlere, aşkı hayalet gibi gizlenerek yaşamak zorunda kalan tüm sevdalılara adamış.
Bu arada Savaş Özbey’in Hürriyet’te çıkan, evsizleri konu edindiği yazı dizisi için sokaklarda üç gün geçirmesinin Eldener’e kitap için ilham olduğunu da belirteyim.

Büyük sorulara bilimsel yanıtlar

Tarihte ilk estetik ameliyat ne zaman yapıldı?
Sıcak hava balonunu ilk kim uçurdu?

Yazının Devamını Oku

Başak Sayan’dan yeni roman

Başak Sayan, yeni romanının geçtiği yerleri görmek için Diyarbakır ve Mardin’e gitmiş. Yazara, “Yazmak için yaşamak gerekli mi” diye sordum, o da samimi bir şekilde anlattı:

“Romanlarımda hep iyi bildiğim ya da gidip gördüğüm gerçek mekanları ve yerleri kullanmayı tercih ediyorum.
Her taşı iyi ya da kötü ayrı bir hikayeyi saklayan bu kadim şehirlerde Dilan ve Barış’ın peşinde dolaşırken kimi zaman hüzünlendim, ağladım, kimi zaman gülümsedim, sevindim. Buraya kafamda yarattığım karakterlerimi tanımak için geldim ama sadece onları tanımakla kalmadım, ömür boyu yanımda kalmasını isteyeceğim insanlarla da tanıştım. 2022 başında bu kitap, büyük ihtimalle İnkılap Yayınları’ndan yayımlanacak.”

Hangisi gerçek hangisi doğru?

“Yok Etme Planı”, Tuna Serim’in yeni kitabı... Bize bugünlerde hiç de yabancı olmayan büyük salgını konu alıyor.
Tuna Serim’e kitabı yazma sürecini sordum:
“Pandemiyle tanıştığımız gün bu işin yapay bir virüsle sağlandığını düşündüm. Sonrasında ‘rüyada mıyım yoksa yaşadıklarımız gerçek mi’ düşüncesi takıldı aklıma. Farkında mısınız, zaman eskisinden daha hızlı geçiyor. Ölenler sanki ölmemiş gibi geliyor... Masal dinliyoruz sanki. Hangisi gerçek, hangisi doğru bilen var mı? Bu roman, duygularımın dışa vurumuydu.”

Neşe Karaböcek’e yeniden tutulmanın zamanı

Reha Erdem’in yeni filmini nihayet izleme fırsatı buldum.

Yazının Devamını Oku

Büyük imtihanın romanı

Lütfiye Pekcan’ın yeni romanı “İmtihan 2020”, yaşadığımız salgın sürecini ve roman kahramanlarının kendi içine yaptığı yolculuğu gerçekçi, sarsıcı ve akıcı bir şekilde dile getiriyor. Kitabı yazarken neler hissettiğini sordum kendisine, bakın neler anlattı:

“‘İmtihan 2020’de yaşadığımız pandemi sürecini bir gazeteci olarak gerçek olaylarla ama kurgu kahramanlarla dile getirirken, salgının büyük acıların taşıyıcısı olduğunu ve bizi sarsarak bazı gerçekleri yüzümüze tokat gibi çarptığını anlatmak istedim. Romanda, virüs artıp yayıldıkça dar alana sıkışan bireylerin varoluşlarını sorgulamalarına, doğaya, hayata bakışlarının ve önceliklerinin değişmesine tanık oluyoruz. 2020 herkesin hakikat aynasında kendisi ile yüzleştiği, yaptığı seçimlerle hesaplaştığı, yapılan hataların, ıskalanan mutlulukların su yüzüne çıktığı bir şekilde hayatının altüst olduğu bir yıl oluyor.”

Edebiyattan beyazperdeye

Bir süredir yazarlara edebiyattan sinemaya uyarlanmış en sevdiği filmleri soruyorum. Bu haftaki konuk yazarım, Müge İplikçi...
“Ian McEwan ve onun şahane kitabı ‘Atonement-Kefaret’in filmini izlerken, neredeyse bu yetkin kitabı okurken ki keyfi aldığımı söyleyebilirim. Yönetmen Joe Wright ve oyuncularının performansı ‘ödenmesi gereken kefaretler ve affedilebilecekler’ konusunda bir kez daha düşündürür bizleri. Keira Knightley ve özellikle James McAvoy’a ise canlandırdıkları karakterler özelinde sadece hayranlık duymayız; onların kanlı canlı gerçek insanlara dönüşmüş halleriyle, savruldukları o büyük tutkularında da kayboluruz.”

İstanbul’un şiirleri “Şiirlerde İstanbul”

Şair, yazar, edebiyat eleştirmeni Ahmet Bozkurt’un hazırladığı “Şiirlerde İstanbul” kitabı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ. yayını olarak okuyucularıyla buluştu. Bugüne kadar yapılmış İstanbul antolojilerinden pek çok yönüyle ayrılıyor “Şiirlerde İstanbul”. Şehrin kültür sanat belleğine bugüne kadar yapılmış en önemli katkılardan biri.
MÖ 300 yılından, İstanbul’un ilk şairi olan Byzantion’lu Moiro ile açılıyor kitap. Bizans, divan, halk ve cumhuriyet dönemi şiirinde İstanbul imgesinin oluşumu ve dönüşümü üzerine gözden kaçmaması gereken bir yazı. “Şiirlerde İstanbul”, 2300 yıllık bir şiir birikimine yaslanıyor. 792 sayfalık bu kapsamlı kitabın önemli özelliklerinden biri de şiirlere eşlik eden resimler. İstanbul’un şiirli yolculuğuna eşlik eden çizimleri illüstratör Selçuk Ören’in fırçasından hayat bulmuş.

Kültürün belediyesi Zeytinburnu

Yazının Devamını Oku

Hayat devam ediyor

Geçen hafta Bahar Feyzan’ı aradım, neler yaptığını sordum.

İşte bana anlattıkları:
“Pandemi sürecinde beni büyüten hem anneannemi hem de dedemi koronadan kaybettim. Bu durum, hayatı algılayış biçimimi çok değiştirdi. Sadece benim değil elbette çok insan bir şekilde hasar aldı. Lakin hayat böyle de tuhaf...
Yeni kitabım için notlar alıyorum, YouTube kanalımda farklı işlere yer vermeye gayret ediyorum. Tv100’de ‘Karşı Mahalle’ isimli, cumartesi akşamları haftalık tartışma programı sunuyorum.
Kendi yemeklerimi kendim yapıyorum. Şeker ve karbonhidrat dışı besleniyorum.
Bol yürüyüş ve kendim spor yapıyorum. Herkese sağlık diliyorum.”

Yıldız geri dönüyor

Daha önce “Seni Koruyan Kadınlar Var bu Dünyada!” adlı öykü kitabını çıkaran oyuncu senarist ve yazar kimlikleriyle tanınan Gül Gülsün Yıldız, bir romanla 2021’de okurlarıyla buluşuyor.

Yazının Devamını Oku

Mehmet Güreli sıra dışı bir projede

Yeni çıkan “Dolunay Ayini” romanıyla dikkatleri üstüne çeken kültür-sanat gazetecisi Özlem Ertan’ın derlediği, proje yönetmenliğini üstlendiği ve yazarlarından biri olduğu “Hayalet Müzik 2-Eskiler Şöleni” adlı öykü derlemesi Artemis Yayınları’ndan çıkacak.

Müzik temalı tarihi korku öykülerinden oluşan kitaptaki sürpriz isim ise Türk sanat dünyasının en saygın isimlerinden biri olan sinemacı, yazar, ressam, müzisyen Mehmet Güreli. Güreli, bu kitapta korku türüne giren bir öyküsüyle yer alıyor.

Bodrum’da hayalet katilin peşinde

“Heybeliada Cinayetleri”, “Poseidon’un Laneti”, “Ölüm Deltası”, “Günbatımı Cinayetleri”, “Senin de Canın Yanacak”, “Av”, “Seni Hiç Aldatmadım” adlı eserleriyle polisiye edebiyatın nitelikli yazarları arasında gösterilen Önay Yılmaz, yeni romanını tamamladı. Bodrum’da geçen polisiyenin konusu katledilen doğa ve yağmalanan tarihi eserler...
Yılmaz’ın yeni kitabındaki dedektifler, kurbanlarını öldürdükten sonra ardında iz bırakmayan hayalet katili, bu kez Bodrum’un cadde ve sokaklarında kovalayacaklar ve peş peşe işlenen cinayetleri aydınlatmaya çalışacaklar.
Soluk soluğa okunacak yeni eserinde Yılmaz, Bodrum’un pek bilinmeyen yönlerini ve arka bahçelerini de okuyucularına aktaracak.

Adana’da ROFİFE heyecanı

Her yıl farklı şehirde düzenlenen Rotary Uluslararası Kısa Film Festivali ya da bilinen kısa ismi ile ROFİFE’ye bu yıl Adana ev sahipliği yapacak.

13’üncü kez düzenlenecek olan festivale bu yıl; Türkiye ve farklı ülkelerden 376 kısa film katılıyor. “Almanya Goethe Institut” ve Rein Mahn Üniversitesi seçkileri festivale ayrı bir zenginlik katıyor. Pandemi nedeniyle festivalin bu yıl teması “Sağlık Çalışanları”.

Yazının Devamını Oku

Özlenen mekanlarla tekrar buluşma zamanı

Korona günlerinde tekrar sokaklara dönüş zamanlarını yaşıyoruz. Güzel haber geçen hafta geldi. Hasret kaldığımız restoran, kafeler kapılarını müşterilere tekrar açtı. Ben de yazarlara hasretle gitmeyi bekledikleri, çok özledikleri mekanları sordum.

Ahmet Ümit

Beyoğlu’ndaki Lades ve Litera! Öğle yemeklerinde Lades’in ev yemekleri, akşamları ise Litera Bar’da muhteşem yarımadayı izlemeyi özledim. Litera, Goethe Enstitüsü binasının terasında yer alan restoran, süper Boğaz ve Sarayburnu manzarasına karşı, oturup güzel müzik eşliğinde yemek yemek mümkün.

Buket Uzuner

Baylan Pastanesi’nin bahçesi! Karantina dönemi kendime dair iyi bildiğim bazı alışkanlık ve ritüellerin aslında nerdeyse ciddi birer takıntı olduğunu da ortaya çıkardı. Bunlardan en önemlisi kafelerde çalışma, yazma alışkanlığım. Benim için bir kafede oturmak hiçbir zaman sadece kahve içmek, dostlarla buluşmak ve keyif çatmak olmadı.
Üstelik üniversite yıllarımda Türkiye’de daha az kafe -o zaman pastane demek daha yaygındı- vardı. Bizden önceki kuşaklar frankofondu yani sanat ve edebiyat dünyası Fransız kültürünün etkisindeydi ve onlar bir Paris sanatçı-yazar geleneği olarak kafelerde yazar, çizermiş.
O kuşakların etkisindeki kentli Türk yazarları da ya Paris’e gittiklerinden ya da uzaktan etkilenerek pastanelerde buluşurlarmış. Bizim öğrenci bütçemizi bildiklerinden onlar ısmarlardı kahvemizi.
1980’lerde burslu öğrenci olarak Avrupa ve Amerika’da yaşadım, oralarda ve buralarda hep kafelerde yazdım romanlarımın ilk el yazmalarını.

Yazının Devamını Oku

Kurmaca ile gerçek buluşuyor

Aylin Sökmen, “Kendinde Değil Gibisin” ile kurguyla yaşam arasındaki ince çizgiye odaklanıyor. Sökmen’e romanın çıkış noktasını sordum:

“Kendinde Değil Gibisin, bir hoca öğrenci ilişkisiyle başlıyor. Anlatıcı orta yaş bunalımı emareleri veren bir edebiyat profesörü. Arkadaşının romanının yayınlanmasıyla kendi hayatını ve karısıyla ilişkisini sorgulamaya başlıyor. Biraz da hastalık hastası. Bir sivrisinek ısırığından parazit kaptığına ve çok yakında öleceğine inanıyor. Psikolojisi gittikçe bozulan karakter, arkadaşının romanında anlatılanlara benzer deneyimleri yaşamaya başlıyor. Fakat romanın sayfalarında ilerledikçe okuru bir sürprizin beklediğini görüyoruz.” Edebiyatla psikolojinin iç içe olduğu bu ilginç romanı tavsiye ederim.

Aydınlığa ve umuda çağrı

Akademisyen, ressam Hülya Küpçüoğlu ile bir süredir görüşüyoruz, aynı yakada oturmanın avantajı işte. Onun resimlerindeki renklerle konuşmak bana iyi geldi. Hülya’ya resimle olan ilişkisini sordum, o da samimi bir şekilde yanıtladı:
“Siyah rengi severim ve resimlerimde de sık sık kullanırım. Siyahın kimi zaman resimlerime karanlık bir atmosfer verdiği ifade edilir. Salgın döneminde yaptığım resimlerde siyahtan uzaklaştığımı fark ettim. Renkler canlanmıştı. Gökyüzü aydınlanmış, deniz canlanmıştı. Resimlerimde kimileri tarafından karanlık, karamsar olarak adlandırılan his, yerini umuda, aydınlığa bırakmıştı. Sanırım bu, salgın sürecinde yaşanılan şok, korku, bilinmezlik sürecinde ruhumun bir çıkış noktası arayışının sonucuydu.”

Pandemi döneminde sanatçılara destek

Geçen hafta, işini severek yapan Film-San Vakfı Müdürü Kıvanç Terzioğlu’nu ziyaret ettim. Pandemi günlerinde sanatçı dostlarımızın neler yaptığını sordum... Terzioğlu, yaptıklarını şöyle anlattı:
“Film-San Vakfı pandemi döneminde normal zamanda çok sık görüp konuşamadığı tüm üyelerin sorunlarını teker teker dinledi. Genellikle yardıma ihtiyaç duyan müzisyen dostların sorunlarını Ankara’ya T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirdik. Sonrasında çıkan yasa doğrultusunda Ankara’nın belirlediği sekiz meslek birliğine müzisyen dostları yönlendirdik. Muziksusmasin.com’a başvurularını yaparak gerekli yardımları almaya başladılar. Ayrıca Film-San Vakfı olarak pandemi döneminde bolca proje ürettik. İntercast ajans ile işbirliği protokolü imzalanarak sinema ve müzik atölyelerinin çalışmalarına da başlandı.”

Kim ne okuyor?

Yazının Devamını Oku

Başrolde kediler var

“Geçmiş Zaman Kedileri”, kedi sevenlerin elinden bırakamayacağı bir kitap. Edebiyat araştırmacısı Fatih Altuğ’un hazırladığı kitapta edebiyatımızın Ahmet Rasim, Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi en klasik yazarlarının kedilere dair öyküleri, denemeleri yer alıyor.

19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında basılan edebiyat dergilerinde yayınlanmış anonim kedi yazıları ilgi çekici. Metinlerin sıradan kedi güzellemeleri olmadığını söylemem gerek. Şahane kedi

illüstrasyonlarıyla bezeli kitabı okurken insan ve kedi ilişkisinin her haline tanık oluyorsunuz. Kedilerle dostluk, yoldaşlık da var, kedi düşmanlığının kökenlerinde yatan dürtüler de... Fondaki eski İstanbul ışıltısı da cabası. Bir kedi sever olarak tavsiye ederim.

Kadim şehrin balıkları

İstanbul’da doğan ve çocukluk yıllarını Boğaz’ın eşsiz manzarasını görerek geçiren Meltem Ulu’nun son kitabı “İstanbul’un Balıkları” eğlenceli bir Boğaz macerası.
Kitap, altı yılı aşkın süredir devam ettiği serbest çizerlik mesleğinde uluslararası işlere imza atan Venezuellalı çizer Marynel Camacho’nun rengarenk çizimleri ile hayat buluyor.
Camacho’nun daha önce hiç görmediği İstanbul’un balıklarını resmetmekteki başarısı hayal gücünün yetkinliğini gözler önüne seriyor.
Hikayede Boğaz’da yaşayan çeşit çeşit balıkların, başlarına gelen bir felaketle nasıl mücadele ettiklerine tanıklık ediyoruz. Palamuttan uskumruya, kırlangıçtan lipsoza ve pisi balığından yunusa kadar sayısız balık, “İstanbul’un Balıkları”nda çocuklara eşlik ediyor. Üstelik balıklar bu mücadelede yalnız değil, insanlar da onların macerasının bir parçası.

Şubatta iki büyük kayıp

Yazının Devamını Oku

Pink Floyd’u baştan tanıma zamanı

Unutulmaz şarkıları ve sahne şovlarıyla müzik tarihine adını yazdıran efsanevi grup Pink Floyd’un yolculuğu “Pink Floyd - Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı” başlığıyla kitap oldu.

Fatma Berber ve Sümeyra Teltik tarafından kaleme alınan kitapta Pink Floyd’un müzik yolculuğu 10 bölümde anlatılmış. Bölümlerin başında ve sonunda grubun şarkı sözleri ve grup üyelerinin cümlelerine yer verilmiş.

Sümeyra Teltik’e kitabın hikayesini sordum o da heyecanla şöyle anlattı:

“İkimiz hayatımızın pek çok evresinde mücadele verdik. Hâlâ da veriyoruz. Pink Floyd’da pek çok duygumuzu ifade etmemize yardımcı olan cümleler var. Hatta çoğu şarkı sözlere dahi ihtiyaç bırakmıyor.

O notaların gücü mücadeleye devam etmemizi sağlıyor. Filmlerde yere düşen kahramanlar ayağa kalkarken fon müziği girer ya, tam da öyle.

Her duygumuz için bir parça bulabiliyoruz. Pişmanlık, kırgınlık, isyan, tehdit, özlem, bazen yalvarma, dostane bir uyarı... Bu kitap sayesinde umarız onları yeni tanıyan birilerinin hayatında da fon müziği olurlar.

Fotoğraftakiler; bıyıklı pilot gözlükleriyle müthiş havalı Nick Mason.

Onun hemen arkasındaki gözlerini adeta gökyüzüne dikmiş olan toprağı bol olsun Syd Barrett. Çömelmiş olan hâlâ aynı yakışıklılığı ile David Gilmour. Adamım David’in arkasında yüzünü bambaşka yere dönmüş olan Roger Waters ve püsküllü ceketiyle klavyeci Rick Wright.

O da 2008’de vefat etti.”

Yazının Devamını Oku

Halide Edib’in bilinmeyen fotoğrafları

Geçen hafta sevgili İpek Çalışlar’ı aradım çünkü “Halide Edib-Biyografisine Sığmayan Kadın”, YKY imzasıyla tekrar yayımlandı.

Yeni baskının en büyük sürprizlerinden biri kapak resmi! Çek ressam Alfons Mucha, Halide Edib Adıvar’ın yakın dostu Charles Crane’in desteklediği bir sanatçıydı. Halide ile Dr. Adnan 1925 yılı mart ayında tedavi amacıyla Avrupa’ya gittiklerinde Crane, Halide’den ünlü ressam Mucha’ya poz vermesini istedi. Halide de Mucha’ya kapaktaki bu pozu verdi. Mucha yaptığı portrenin bir trajedi kahramanını andırmasını istiyordu. Halide, tuvalde beliren suretini tatlı ve dingin buldu, bu süreçten olağanüstü hoşlandı.
Nadide Altuğ’un sıkı takibi ile elde edilen bu çok özel portrenin hikâyesini daha bir keyifle okuyacaksınız.
Kitabın içindeki Halide Edib’in falcı kıyafetiyle babasıyla çektirdiği fotoğrafı da çok hoş.
Robert Kolej arşivinden çıkan bu fotoğraf Halide Edib’in babası Edib Bey’in Sultan Tepesi’nde, Özbekler Tekkesi yakınındaki Boğaz’a nazır evinde çekilmiş.
Halide, bu fotoğrafta babasının el falına bakıyor. Baba-kız eğlenceli vakit geçiriyorlar.
Fotoğrafı çekenin imzası olarak da, Osmanlı İmparatorluğu’nda fotoğrafçılık sanatının kurucuları arasında sayılan “Abdullah Biraderler” yazıyor.

Özgürlüğe Kaçış!

Yazının Devamını Oku

Radi Dikici’yi uğurladık

Ani vefatıyla iş dünyası ve kitap dünyasını üzüntüye boğan Radi Dikici aramızdan ayrıldı.

Bizans tarihi uzmanlığıyla bu alandaki birkaç romanın ardından sahnelerin ünlüleri Müzeyyen Senar’ı ve Zeki Müren’i okuyucularla da buluşturmuştu. Bizans tarihine ilişkin bilinmeyenleri araştıran ve gün ışığına çıkaran romanlarından en ünlüsü “Dört İstanbul” üst üste baskılar yaptı.
Yıllar önce kendisiyle yaptığım röportajda da “Müzeyyen Senar” kitabının özel anlarını anlatmıştı:
“Müzeyyen Senar özellikle bugün hayatta olmayan sanatçılarla ilgili bazı konuları anlatmak istemiyordu.
Kabul etmedim. Biyografi, biyografi olacaksa hepsini anlatmalıydı. Ayrıca özel hayatıyla ilgili bazı detayları da vermek istemediğinde bu sefer ben, ‘Vazgeçelim’ dedim.
Sonunda pes edip hepsini kabul etti.”
Buradan bu değerli insanları rahmetle anıyorum. Hoşça kal Radi Dikici, seni çok özleyeceğiz.

Heyecan verici buluşmalar

Geçen hafta Fransız Kültür Merkezi’nin yeni görsel-işitsel işbirliği ataşesi Ghislain Vidal-Giraud ile tanıştım. Kendisi beni nazik bir şekilde Taksim’deki Fransız Kültür Merkezi’ne davet etti.

Yazının Devamını Oku