Hande Ataizi’nin yerinde siz olsanız ne yapardınız?

Bir tarafta “Çok da güzel bir dizi, bana da uygun” dediğiniz bir yapım... Diğer tarafta Van Gölü’nde gece yüzmesi meselesi...

19 yıl önce tacizine uğradığını iddia ettiği Talat Bulut’la “Yasak Elma” dizisinde birlikte oynama teklifini kabul etti.
Türkiye’de dizi setleri malum...
Yerli diziler yersiz uzun olduğu için, öyle günler olur ki sabahlara kadar sette çalışırsınız.
Hande Ataizi’nin tavrı bir yandan çok profesyonelce. “Ben oyunculuğumla bu tür kişisel meseleleri birbirine karıştırmam” mesajı veriyor.
Dün “2. Sayfa” programına bir röportaj verdi; “Bu eski mevzuları gündeme getiren ben değilim” minvalinde konuştu.
Ama diğer yandan çok tuhaf değil mi?
Bir kadınsınız; bir erkek oyuncu tarafından “Gece Van Gölü’ne beraber girelim” denilerek taciz edildiğinizi öne sürüyorsunuz; sonra o kişiyle dizi setinde sabahlamayı kabul ediyorsunuz.
Üstelik aynı kişi, daha çok yakın bir zaman önce, yine benzer bir konuyla gündeme gelmişken...
Bilemedim. Bir tarafta “Çok da güzel bir dizi, bana da uygun” dediğiniz bir yapım... Belli ki işi istiyor.
Diğer tarafta Van Gölü’nde gece yüzmesi meselesi...
Hande Ataizi’nin yerinde olsanız siz ne yapardınız?

Küsleri barıştırma programı

Demet Akalın’la Hande Yener...
Alişan’la Demet Akalın...
Lerzan Mutlu’yla Pınar Eliçe...
Barışan barışana.
Hepsinin kesiştiği nokta, Kanal D’de yayınlanan “2. Sayfa” programı.
Aferin Müge’ye (Dağıstanlı) ve Gülşen’e (Yüksel)...
Madonna’yla Lady Gaga’nın barışmasında da parmakları var mı, bilmiyorum.
Başka magazin programı olsa; küslükten nemalanmaya, ortalığı alevlendirmeye, reytingden pay kapmaya çalışır.
Hatta kendisi bizzat küslüklerde taraf olan var.
Bunlar hem tersini yapıyor hem de izlenmeyi beceriyor.
Aferin arkadaşlar, aferin. İyi ki varsınız!

Beren Saat’in “yolun yarısı ve bundan sonrası” manifestosu

“Bugün bir yaşıma daha girdim” diye başlıyor ama 35 yaşın ağır muhasebesini, yolun yarısının manifestosunu yazmış.
Instagram paylaşımın altında 7 bin küsur yorum.
Çoğu “Nice mutlu yaşlara...”
Yahu kadın, “En yakınımda nefret” diyor.
“En karanlık doğum günüm” diyor.
“Yolun yarısında yeniden başlamak” diyor. İlk aşkı, trafik kazasında kaybettiği Efe’den bahsediyor.
Belki de boşanıyor!
Okumayacaksanız, daha önemlisi anlamayacaksanız...
Ne takip edin, ne yorum yapın, hatta sosyal medyadan çıkın.

Bu nasıl bir kapak?

Alper Aksoy diye adını ilk kez duyduğum birinin albümü. Ossy Müzik’ten çıkmış.
Kapak fotoğrafına dikkat ettiniz mi? Sünnet çocuğu gibi, eli orasında. Albümün adı da “Ne Kadar Çok”.
Dinlemedim tabii. Kapağı buysa kim bilir içi nasıldır...
Yahu bu fotoğrafı kim çeker? Albüm kapağı yapmayı kim akıl eder? Kendisi mi ısrarla istemiştir yoksa yayıncı mı bastırmıştır?
Belki de sansasyon olur, konuşulur diye yaptılar.
Bravo! Rahatladınız mı, konuşuldu işte...

Hande Ataizi’nin yerinde siz olsanız ne yapardınız

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Çirkinlik insanı geliştirir

Leman Kültür’deki stand up gösterilerinin namı kulaktan kulağa yayılırken “1 Erkek 1 Kadın” dizisinin senaristi olduğunu öğrendik. Ama asıl patlamasını YouTube’daki “Konuşanlar” adlı talk show’uyla yaptı; pandemi günlerinin neşesi oldu; “yeni Cem Yılmaz” olarak anılmaya başladı. Şimdi yoluna Exxen platformunda devam ediyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu sevilen komedyen Hasan Can Kaya.

◊ Sahne almak mı senaryo yazmak mı?
- Dönem dönem değişiyor... Ne yazdığıma veya ne sahnelediğime bağlı. Ama genel olarak sahne almak.
◊ Canlı seyirci mi canlı yayın mı?
- Kesinlikle canlı seyirci! Direkt performans testi...
◊ Evdeki haliniz: YouTube-Instagram-telefon mu, pijama-terlik-televizyon mu?
- Pijama-terlik-bilgisayar. Çünkü evde durduğum bütün vaktim senaryo yazarak geçiyor neredeyse.
◊ İstanbul’un... Anadolu yakası mı Avrupa yakası mı?

Yazının Devamını Oku

Tünel’e doğru birkaç insan göreceksin; şaşırma...

Onlarca kafe, bar, sahne, meyhane... 10 sene öncesi daha iyiydi ama daha geçen yıla kadar hâlâ kent nabzının attığı, müziğin kahkahaya karıştığı canlı bir bölgeydi Asmalımescit ve onun birbirini kesen dört-beş sokağı. Semtin pandemideki ve hafızalarımızdaki halleri arasında hızlı bir tura var mısınız?

Arabadan Şişhane’deki The Marmara Oteli’nin önünde iniyorum. Günün ve gecenin her saati bir tıkanıklık olan bu küçük meydan bomboş. Eskiden sağ tarafta Pera Taksi’nin sıra sıra arabaları dizilmiş olurdu. Şimdi altı-yedi araç ya var ya yok. 

Fakat taksi parkının hemen yanındaki Pera Palas her zamanki gibi ışıl ışıl. Zaten işgal günlerinde bile sönmemişti ışıkları...

Niyetim, Oteller Sokak’tan Asmalımescit Caddesi’ne bağlanmak. Solda, Balyoz Sokak’ın bir köşesinde Art On İstanbul sanat galerisi var. O da Pera Palas gibi ışıl ışıl ama meydan gibi bomboş. Karşısı The Junction Pub. Otel içinde olduğu için açık. Masalarda tek tük turistler...

Oteller Sokak’taki börekçi-tostçu-pideci faal. Eksik olan, sokağın bitimindeki Ece Bar ve hemen karşısındaki Koridor kulüpten gelen neşeli uğultu. Koridor’un kaldırımındaki smirting’çilerin kahkahaları, karşısındaki Ece’nin masalarından yükselen müdavim kahkahalarına karışırdı. Şimdi sanki hiç açılmamışlar, hiç var olmamışlar, o sohbetler, o geceler hiç yaşanmamış gibi. Zurna-darbuka çalıp para isteyen Romanlardan da eser yok.

Kıyamet filmi gibi

Koridor’un kapısında bir afiş... Bir ucu kopmuş, rüzgârda sallanıyor. Aslında bir bilgilendirme broşürü: ‘Virüs Riskine Karşı 14 Kural’. Kıyamet filmlerinde eski bir gazete uçuşur, manşeti ‘Zombi İstilası’ falan olur ya... Onun gibi.

Yazının Devamını Oku

Hande Erçel gülüp geçmeli

Hande Erçel fotoğrafını paylaşıp altına “bazlama surat” yazan sosyal medya fenomeni Lütfü Alp Kılınç’a açtığı ilk davayı kazandı. Manevi tazminat davası 25 Şubat’ta.

Mahkeme “bazlama” benzetmesini hakaret olarak kabul etti.

Hande Erçel’in bu işin böyle hukuki olarak peşine düşmesinin en başından beri yanlış olduğunu düşünüyorum.

Çünkü “bazlama” lafından bu kadar rahatsızsa bile davalarla konuyu gündemde tutuyor, her seferinde tekrar yazılıp çizilmesine neden oluyor.

Baksanıza ben bile şu son yazıda üç kere “bazlama” demişim.

İkincisi ve daha önemlisi, biraz nasıl desem... Dışarıdan özgüven eksikliği gibi görünüyor.

Sen ekranların tescilli güzelisin. Adın, Türkiye’nin en yakışıklı jönlerinden biriyle anılıyor. Markaların yüzü oluyorsun...

Böyle bir şeye bu kadar takılıp kalmak yerine gülüp geçebilir, hatta yüzyılımızın iletişim kurallarına daha uygun şekilde, durumla dalga bile geçebilirdin.

Ben olsam #bazlama1, #bazlama2 diye en güzel fotoğraflarımı koyduğum bir seri bile yapabilirdim.

Yazının Devamını Oku

Et sevenle sevmeyenin veganlığı bir mi?

Keşke veganlık bamya, pırasa, karnabahar yemeyerek olsaydı mesela. Bekara boşanmak kolay, en başa beni yazın derdim. Ama biz etoburlar, et yemedikçe doyduğunu hissetmeyenler için mesele iki misli çetrefil.

Zülal Kalkandelen Cumhuriyet’teki köşesinde geçen hafta yazdığım vegan kasap yazıma değinmiş; “Vegan kasap, vegan döner, vegan sucuk demeye ne gerek var, veganlar neden etobur terminolojisini yeniden üretiyor?” diye sorduğum bazı soruları “kafa karışıklığı” olarak nitelendirmiş.

Olabilir, bu konuda kafamız çok karışık, kimse kusura bakmasın ama bir süre de öyle olmaya devam edecek.

Çünkü veganlık biz etoburların önüne baş etmemiz gereken ciddi hayat duruşu sorgulaması getiriyor.

Hele de doğaya saygılı ve hayvansever bireylersek...

Hem kuzuyu seveceksin hem pirzolasını...

Olacak iş mi?

Hem Yulin’de köpek yeme festivali düzenliyorlar diye Çinlilere kızacaksın hem kendin her hafta sonu mangal yapacaksın... İnsanın kendine izah etmesi zor.

Hem “

Yazının Devamını Oku

Omurilik elmacığı

Bak bunları tıp fakültelerinde falan okutmazlar, iyi dinle. Soğan, beynin sol lobunda yer alır, içinde bir de cücüğü vardır. Bu cücük erkeklerde daha küçük olduğu için “erkekler ağlamaz”. Elmacık ise kendini koruma içgüdüsünden sorumlu.

"Kim Milyoner Olmak İster” yarışmasında programa joker olarak bağlanan bir doktorun omurilik soğanıyla ilgili basit soruyu bilememesi üzerine başlayan tartışma devam ediyor.

Neden tartışma?

Çünkü mesela Ahmet dün, Atatürk’ün “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” sözüne gönderme yaparak, “Gel de kendini emanet et” diye yazdı.

Buna mukabil karşı blokta doktora yüklenilmemesi gerektiğini, bu tür “halk terimlerinin” tıp eğitiminde yeri olmadığını savunan meslektaşları var.

Konu bu kadar dallanıp budaklanınca genel halk sağlığı açısından bazı “ilmi” verileri açıklamak, kitleleri “aydınlatmak” tıbbi bir zorunluluk oldu.

Arkadaşlar kafamızın içinde hem soğan hem de sarımsak var.

İkisi de mevcut.

Soğan, duygularımızdan sorumlu.

Yazının Devamını Oku

Burcumun oburluğundan şikayetçiyim! Hep beş kilo fazlam var

Sosyal medyada onu yüzbinler takip ediyor; yapacakları işlerde, alacakları kararlarda tavsiyelerine kulak veriyor. Bütün bu mesajları derli toplu olarak da hafta sonları Hürriyet okurlarıyla paylaşıyor. Astrolog Dinçer Güner’i bu kez biz “danışan koltuğu”na oturttuk, ikilemli sorularla kendi kendisini analiz ettirdik.

◊ Bir astrolog için en merak ettiğim sorudan başlayayım: Zaman makinesi icat ettiniz nereye giderdiniz: Geçmişe mi, geleceğe mi?

- Vallahi yaptığım iş icabı sürekli geçmişle gelecek arasında mekik dokuyorum zaten. Geçmişte meydana gelmiş olaylardan istatistiki veri yaratıp gelecekte ne olacağını tahmin etmeye çalıştığım için enteresan bir soru oldu. Ama bu soruya gelecek cevabını veririm zira uzaya yolculuğu çok merak ediyorum.

◊ Hayatınız bir film olsa: “Nostradamus” mu olurdu “Geleceğe Dönüş” mü?

- Nostradamus’u “Geleceğe Dönüş”te oynatsak olmaz mı?

◊ Müzede görevlisiniz, yangında ilk hangisini kurtarırsınız: Mısır astrolojisi mi Fransız edebiyatı rafını mı?

Yazının Devamını Oku

Burcu Biricik’in yaptığı 4 faul

Cihangir’deki bir mekanda arkadaşlarıyla bir araya gelen oyuncu Burcu Biricik “Hepimiz test yaptırdık, negatif olduğu için gönül rahatlığıyla buluştuk” dedi. Ne masum bir cümle, değil mi? Ama öyle değil.

CİHANGİR MEKANLARI
Herkes orada görüntüleniyor, “birkaç saat sonra mekandan ayrıldı” bilgisiyle veriliyor. Herkese yasak varken müşteri ağırlayabilen bu yerler nereleri? İsim zikredip hedef göstermek yanlış. Ama kabaca sistem şöyle işliyor: Paket servis serbest. Mekana güya sipariş vermek için gidiyorsunuz, paketiniz hazırlanana kadar “bekliyor” görünüyorsunuz. Hani eski normalde kebabınız hazırlanırken size çay-kahve ikram edilirdi. Yahut beklerken önünüze küçük ikramlar koyarlardı... O kontenjandan görünüyorsunuz. Soran olursa: “Oturmalı müşteri değilim, paket yaptırmaya geldim, o sırada önüme ikramlar koydular...”Biz de çok sıkıldık salgın önlemlerinden ama böyle şey olmaz. Madem eşitlik var, o zaman pandemide de eşitlik, önlemde de eşitlik!
NEGATİF TESTLER
“Testlerimiz negatif çıkınca gönül rahatlığıyla buluştuk” diyor ya Burcu Biricik.. Afiyetinin yerinde olmasına çok sevindim ama bir şeyi yanlış anlamış: Bizim derdimiz onun ve arkadaşlarının sağlığı değil ki. Zaten Şeyma Subaşı’nın, Şevval Şahin’in yalı partilerinde de kendileri için korkmamıştık. Bize ne? İsteyen kendini korur, isteyen korona olur. Sadece kurallara uyulmaması yüzünden biz uyanların da karantina süresi uzuyor, önlemler sertleşiyor.

AŞI OLANLAR İPLERİ KOPARACAK MI?
Testi negatif çıkan Burcu Biricik gibi, aşı olup kendini sağlama alanlar da kuralları çiğnemeye böyle kalkmaz inşallah. Çünkü kendileri için risk oluşturmasa bile taşıyıcılıklarının devam edip etmediği hâlâ belli değil. Mesela ben: Nedense en başından beri koronayı ayakta atlatanlardan olacağıma inanıyorum. Cahil cesareti işte... Ama yine de aylarca evlerine kapatılan 65 üstü yaşlıları düşününce çok utanıyorum, önlemleri harfiyen yerine getiriyorum. Çünkü o yaşlılardan bizim evde de iki tane var.

NE FARK EDER Kİ?

Yazının Devamını Oku

Aldatılmanın formülü

“Aldatılan kadın kendini suçlamasın” diyen Melis Sezen kuyuma bir taş attı, çıkaramıyorum. Çünkü kuyumcu titizliğiyle ele alınması gereken çok boyutlu bir konu bu aldatma meselesi.

Sadakatsiz”de evli bir erkekle aşk yaşayan “Derin” karakterini canlandıran Melis Sezen, “Aldatılan kadın asla kendini suçlamamalı” dedi. Her zaman ilgi çekecek, aldatılan/aldatılmayan, aldatıldığından şüphelenen, kadın/erkek herkesin pürdikkat kesildiği bir konu. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle.

Hatta aldatma/aldatılma hikayelerinin anlatıldığı bir program bile var, ara sıra denk geldiğim.

Yurtdışından hikayeler ama konu evrensel olduğu için orada birinin başından geçen bir detayı (mesela telefonda bir erkek ismi kayıtlı. Ama arayınca karşınıza bir kadın çıkıyor) kendi hayatınıza uyarlıyorsunuz.

İnsanı bütün aşk geçmişinden şüpheye düşürebilecek kadar paranoid.

Kuyumcu titizliğiyle ele alınması gereken, çok boyutlu bir konu aldatma meselesi.

Bir kere daha en baştan şöyle bir matematiksel abukluk var...

Türkiye’deki erkeklere sorsanız yüzde 99.99’u çapkın.

Yazının Devamını Oku

Cem Yılmaz neden keyifli

Serenay Sarıkaya ile barışıp barışmadıkları sorulan Cem Yılmaz, “Barışmadık, küsmedik ki barışalım” cevabını verdi. Bu üç kelimede hayatla eğlenen çok zekice bir örgü var. Tıpkı eski günlerdeki gibi. Gelin bunu biraz masaya yatıralım.

Biliyorsunuz Cem Yılmaz gazetecilerle bomba espriler patlatmayı, ayaküstü sohbet etmeyi, televizyon kanallarında bütün hafta döndüre döndüre yayınlanacak demeçler vermeyi, bomba espriler patlatmayı çok severdi eskiden.

Rahatsız olabileceği bir şey olsa bile topu gayet güzel çevirip gazetecilerin sahasına geri zekice gönderirdi.

Bunu yaparken kendisi neşelenir, toplumun geri kalanını da gülmekten kırıp geçirirdi.

Son birkaç yıldır nedense daha asık suratlı, daha giderli böyle iklimlerde.

Belki “maraba televole” yaşları geçtiğinden, belki de şu son dönemde tadımızdan, tuzumuzdan çok kaybettiğimiz için.

Fakat bu değişiyor olabilir mi?

En son Etiler’de bir klinikten çıkarken görüntülendi. Fizik tedavi için geldiğini söyledi.

Fakat

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya nöbeti

Facebook, Twitter, Instagram, TikTok, şimdi de Clubhouse... Hiç merak etmeyin, devamı da gelir. Yandık... Sabah kalkıp acaba hangisinde ne var diye taramak bile başlı başına bir mesai. Hadi bugün nöbeti ben alayım.

Clubhouse’un tehlikeli/heyecanlı yanı

Siz tam çözebildiniz mi, bilmiyorum. Ben hâlâ anlamaya çalışıyorum yeni sosyal medya mecrası Clubhouse’u.

Ama şurası kesin bilgi: Televizyondan, gazeteden tanıdığımız, bildiğimiz kim varsa orada. Açılan odalarda/gruplarda gece sabahlara kadar car car konuşuyorlar.

İşin tehlikeli mi dersiniz, heyecanlı mı dersiniz kısmı da o zaten.

Çünkü Instagram’a fotoğraf koymak ya da Twitter’da parlak bir cümle paylaşmakla serbest konuşmak arasında fark var.

Her babayiğidin tökezlemeden götürebileceği iş değil yani. Nitekim ilk kaza geçen gece yaşandı. 

Clubhouse’daki “Kulis ve Ötesi” grubunda Fırat Çelik’in Enis Arıkan’a takılıp yaptığı bir şaka, ifşa mıdır değil midir diye tartışılıyor başka platformlarda.

Tarkan TikTok’çu mu oldu?

Yazının Devamını Oku

‘Anasına bak kızını al’ lafının tam karşılığıyım

Baba tiyatrocu: Ferhan Şensoy. Anne tiyatrocu: Derya Baykal. Armut dibine düştü, o da oyuncu oldu. Fakat bu ailede kıtlığı çekilen tek şey meslek değil. İsim bulmakta da zorlanıyorlar. Ablasına babasının, kendisine annesinin ismini verildi. Yetmezmiş gibi şimdi yeni bir programa başladı, orada da annesinin senelerce sunduğu programlardaki gibi, ev içi pratik çözümlerin peşinde koşuyor. İkilemli soruların bu haftaki konuğu Derya Şensoy, durumu şöyle özetliyor: “Anası görünümlü, babası kılıklı bir kızım.”

◊ Aynı ailede iki Derya, iki de Ferhan var. Evde “Derya” dendiğinde ilk siz mi, anneniz mi “Efendim” diyor?
- Ya aslında biliyor musunuz bizde Deryalar ve Ferhanlar hiç karışmıyor. Konunun içeriğinden ve tonlamasından kim üstüne alınacağını biliyor. Sanırım dışarıdan göründüğü kadar karışık değil durum.
◊ Mutlu bir ailede abla olmak mı, kardeş olmak mı?
- Vallahi abla olmayı bilmiyorum. Onu Ferhan’a sormak lazım. Ama en küçük kardeş olmak mükemmel.
◊ Oyuncu bir anne-babanın kızı olarak... Sinema mı, tiyatro mu?
- Tiyatro. Ses Tiyatrosu’nda büyüdüm ben. Orası bizim evimiz, biz de bekçisiyiz.
◊ Takı takıntınız var. “Deryasal Takıntılar” diye koleksiyon çıkardınız... Kafaya mı takarsınız, kafayı mı takarsınız?

Yazının Devamını Oku

Boş ver Defne, sal gitsin

İşadamı Yusuf Araz, 2 yıldır kira borcunu ödemediği iddiasıyla haciz işlemi başlattığı Defne Samyeli’ye açtığı tahliye ve alacak davasını kazandı. Mahkeme, Samyeli’nin evden tahliyesine karar verdi. 123 bin liralık icra takibiyse kaldığı yerden devam edecek.

Defne Samyeli’nin gizli hayranıyım.

Kim olmaz ki?

Bakması bile sevap:

Tescilli Türkiye güzeli.

Kadın bildiğiniz “ışık saçıyor”.

Yüz yüze tanısanız çok seversiniz.

ÇABA Derneği için birlikte çalışmıştık, oradan biliyorum:

Komik...

Yazının Devamını Oku

Parana yazık Emrah

Küçük Emrah hologramını yaptırıyor. Artık davet edildiği televizyon programlarına böyle katılacakmış. Dakikası 10 bin dolar. Ahmed Arif’in deyişiyle, bayılıyorum bu “Uzay çağında bir ayağımız, bir ayağımız ham çarık” hallerimize.

Tiyatro yazarımız Bahar Çuhadar’ın geçen haftaki yazısını kaçırdıysanız, dönüp bir okuyun.
Çok ilginç: Sahnede aktör ya da aktris yerine, bir insansı robotun (androidin) olduğu ilk tiyatro oyununu haber veriyordu.
Alman topluluk Rimini Protokoll’un devrim niteliğindeki işi “Tekinsiz Vadi”.
Alman edebiyatçı Thomas Melle’nin fiziki özelliklerini, davranış biçimlerini klonlamışlar.
Melle ortadan yok olsa bile tüm o sıkıcı ‘yazar işlerinde’ (söyleşiler, imzalar, çekimler vs.) hazır bulunabilecek biri.
Bu robot oyuncu seyirciye kendisinden, edebiyat yolculuğundan ve psikolojik sıkıntılarından bahsediyor.
15 Şubat’a kadar kultur.beykozkundura.com adresinde Türkçe altyazılı seçeneğiyle ve ücretsiz izlenebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Erdil Yaşaroğlu bu işi artık hallet

Karikatüristler muhalif bakış açıları nedeniyle dünyanın her yerinde, her dönemde otorite figürlerle sorun, yaşadı, davalık/mahkemelik oldu. Ama ilk defa bir karikatürist grubu, kendi ülkesinde, kendi halkıyla, kendi insanlarıyla, kendi takipçileriyle davalık oluyor.

Memleketin en iyi karikatürcüleri...

Olaylar, gelişmeler karşısında en inci, en nüktedan çizgileri...

Yaşadıklarımıza ve hayata bambaşka bir yerden bakıp zihin açan isimleri...

Erdil Yaşaroğlu ve çizgidaşları...

Bir süredir inanılmaz ithamlarla, sırf bir karikatürü paylaştı diye dava açtıkları öğretmenler, emekliler, sağlıkçılarla gündemde.

İddia o ki bir avukat ordusu kurulmuş ve herkesin hesaplarını tarıyorlar ve yakaladıklarına davayı yapıştırıyorlar. Sosyal medyalarında karikatür paylaştıkları, WhatsApp’a koydukları, bloglarında yayınladıkları için ilgili-ilgisiz birçok kişiye asla ödeyemeyecekleri tazminat davaları açılıyor.

Sosyal medya ve forumlar bu iddialarla yıkılıyor; “#karikaktür davaları” diye hashtag’ler açılıyor.

Erdil Yaşaroğlu iddialarla ilgili dün bir paylaşım yapıp linç yemekten ötürü duyduğu üzüntüyü diye getirmiş:

Yazının Devamını Oku

“Hadi Seçil yürüyüşe çıkalım, gazeteci görürsek de konuşuruz”

Serdar Ortaç’ın Seçil Gür ile bu fotoğraflarını görünce altına artık bu cümleyi yazasım geliyor: “Hadi Seçil yürüyüşe çıkalım. Gazeteci görürsek de konuşuruz...”

Ortaç 10 günde bir HİT yazdığı dönemlerden bile daha gündemde/ekranımızda/önümüzde.
Günlük spora çevirdiler işi. Sneaker’ları geçiriyor,
Kasketleri-kaşkolları takıyor, birbirinin koluna girip “açıklama yapmaya çıkıyorlar”.
Ama ne “pakedi açılmamış” demeçler...
Bir gün biri “yavru antrikot (doğrusu antilop)” oluyor, diğeri aslan.
Ertesi gün “Cinsellik ilişkinin yüzde 100’üymüş”, onu öğreniyoruz Serdar-Seçil ikilisinden. Zaten ne tam olarak ne olduklarına kendileri de karar verebilmiş değil.
Sevgili diye çıktılar; “Selam dünyalı, biz dostuz” da dediler... Pazartesi yoldaşlar, salı ayrılıp, çarşamba güya tekrar barışıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Sosyal medya hayatımıza girmeden önce daha çok eğleniyorduk

Kariyer çizgisi 1990’da Biber Bar’la başlıyor. Havana, Park Şamdan, Blackk, Jack Russel, Bobou gibi onlarca kafe, bar, restoran, kulüp, beach’le devam ediyor. Yeme-içme dünyasının ve gece hayatının son 30 yılının karakutusu gibi. Pandemi bir yana, son 30 yılda gece hayatı iyiye mi, kötüye mi gitti? Ortamı kim hareketlendirir: Ajda mı Sezen mi? Yılın hangi mevsiminde dışarı çıkarsak flört ihtimali daha fazla? Şans mı lazım strateji mi? Duayen işletmeci Emre Ergani’den gece hayatının klasik ve yeni kodlarını aldım.

◊ İşiniz ikisinin arasında: Gün doğumu mu gün batımı mı?

- Bizim sektörde her ikisini de sevmiyorsan iş yapman güç. Bazı dönemlerde hayat gün batımıyla başladı, gün doğumuyla nihayetlendi.

◊ İşletmecilik ve gece hayatında 30’uncu yılınız. Hangisi sizin filminiz: “Vampirle Görüşme” mi “Hangover” mı?

- 30 yıl bu işte çalışınca her ikisi de (Gülüyor). Hatta vizyondaki tüm filmlerden fragmanlar var.

◊ Bir şeyi gece planlamak mı gündüz planlamak mı?

- Bir düzen kuramazsın kalıcı olman çok güç. Gündüz saatlerinde de düzenli olarak geceyle ile ilgili yapman gereken arka plan işler var.

Yazının Devamını Oku

Kadın kadının düşmanı mıdır?

Bu gerçekten tuhaf bir laf. Kadınlar arasında birbirine karşı kullanılınca daha da tuhaf oluyor. Işın Karaca ve Merve Boluğur arasında müzikle başlayıp, kilolara, sese gelen tartışmada varılan nokta bu. Sonuç mu? Bence erkekleri aklıyor.

Kadın kadının kurdudur” ya da “Kadın kadının düşmanıdır” erkeklerin dillerinden düşürmediği, sık başvurduğu bir söylem.

Kadın cinsinin rakibinin de yine kendi cinsinden biri olabileceği önermesi aslında alttan alta, “Size aslında biz değil, kendi kendiniz zarar veriyorsunuz” mesajı gibi.

Çünkü erkekleri aklıyor: Oh ne güzel. Kadının toplumda yaşadığı eşitsizliklerden, eksikliklerden yine kadınlar sorumlu...

Peki aynı söylemi bir kadın için başka bir kadın kullandığında ne olur?

Gelin, ete kemiğe büründürelim:

Işın Karaca, müzik sektörüne gireceğini açıklayan Merve Boluğur’a sosyal medyada “Çünkü müzik piyasasında bir sen eksiktin güzel kız” yorumunu yaptı.

Boluğur buna cevap olarak Karaca’yı dış görünüşü ve kilolarıyla vurdu, “Benim zayıf olmamı kıskanıyor” dedi.

Yazının Devamını Oku

Manav desen manav değil ama kasap hiç değil...

Moda’da açılan Türkiye’nin ilk vegan kasabı Limonita’ya gittim, içinde hiçbir hayvansal ürün olmayan sosis, hamburger ve rozbif tattım. Aklımızda etle özdeş birçok yemeğin bitkisel versiyonu var. Peki ‘vegan’ ve ‘kasap’ kelimelerini aynı tamlamada kullanmak biraz tuhaf olmuyor mu?


Dört kafadar ortaktan Deniz Yoldaç “Ankara Siyasal mezunuyum. Kadın hakları, insan hakları, hayvan hakları hep iç içe olduğumuz konulardı. Mottomuz da bu yüzden ‘İnsana saygılı, kadına saygılı, hayvana saygılı’” diyor Limonita’yı anlatırken.

Ama sonra siyasi tonu hafifleyip reklamcı tarafı ön plana çıkıyor:

“Bu yüzden kendimize ‘vegan kasap’ dedik, ‘vegan shop’ da diyebilirdik. Ama bütün bu kavramlar tartışılsın istedik. Amacımıza da ulaştık galiba. ‘Orası kasap değil manav’ dediler. En çok onda eğlendik. Nasıl mercimek köftesi, cevizli sucuk diyebiliyoruz, 100 sene sonra kasabın da anlamı değişir mi? Acaba torunlarımız ‘Büyükannelerimiz, büyükbabalarımız zamanında gerçek hayvanları kesip yiyorlarmış’ der mi? Böyle bir zihin jimnastiği herkese faydalı.”

Bugüne kadar beslenmeyle, veganlıkla, hayvanseverlikle, çevrecilikle ilgili kafanızda hangi kalıp, hangi önyargı varsa altüst etmeye niyetliler.

Bu ezber bozan hareketleri de kendileriyle kafa bularak paylaşıyorlar kitlelerle. Mesela vegan kasabın açılışında, pancar kesip alınlarına sürmüşler.

Limonita, Moda’da küçücük bir dükkân. Beş kişi zor sığar. “İlgi nasıl?” diye soruyorum, asıl trafik sipariş üzerinden dönüyormuş. Deniz Hanım “Dükkânda ürün kalmadı” diyor. En çok sucuk ve tantuni gidiyormuş.

Yazının Devamını Oku

Regl tartışmasında son durum

Kızının yetişkinliğe adım atmasıyla ilgili Ceyda Düvenci’nin yaptığı paylaşım tartışılmaya devam ediyor. Çarşamba yazdığım yazıya hem sosyal medyadan hem de mail olarak ben de çok yorum aldım. İçlerinden Reyhan O., “Her kelimesine katılıyorum, lütfen bu konuda daha çok yazın” demiş. İnsanlar bunun konuşulmasını istiyor. Zaten Düvenci de bu konunun gündeme gelip tartışılmasından memnun olduğunu açıklamış. Benim görüşlerimi zaten bir önceki yazımdan okuyabilirsiniz. Bugün benden farklı görüştekilere yer vermek istedim.

Torunlarımın bu büyük güne atacakları adımı heyecanla bekliyorum

73 yaşındayım. İki kız evladım ve iki de kız torunum var. Kızlarım genç kız olunca onlar kadar ben de heyecanlanmıştım.
Bizim zamanımızda bu tür öğretiler, gizli kapaklı, genellikle annelerin göreviydi. Anneler bu görevi yerine getirirken, kızları bir suç işlemiş duygusu vererek yerine getirirdi. Ve bu suçluluk duygusu, kirlenmiştik duygusu kızlarına geçerdi.
Ben kızlarıma, bana yapılanı yapmadım. Onları korkutmadan, aylar önce bu değişime hazırladım.
Gün geldiğinde onlara sarılıp öptüm ve olayı tüm aile üyeleriyle mutlu bir şekilde paylaştık.
Bunda utanılacak bir şey yok. Dünya nüfusunun yarısı kadın ve bu olay her saniye her bir köşede yaşanıyor. Tıpkı su içmek, yemek yemek, nefes almak gibi doğal.
Şimdi torunlarımın bu büyük güne atacakları adımı, tıpkı kızlarımda olduğu gibi heyecanla bekliyorum.

Yazının Devamını Oku