GeriSahrap SOYSAL İç Ege’ye farklı bir yolculuk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İç Ege’ye farklı bir yolculuk

Arabayla giderken gözün alabildiğine uzanan bağlar karşısında insan şaşkınlığını ve hayranlığını gizleyemiyor. Manisa’ya çok gittiğim halde bir üzüm cenneti olan Alaşehir’e hiç yolum düşmemişti.

İç Ege’ye farklı bir yolculuk

Bölgede Sultaniye başta olmak üzere yetişen üzümlerin büyük bir bölümü en çok yenilerek tüketiliyor, sirke, pekmez ve suma yapılıyormuş. Ancak İç Ege ya da Batı Anadolu aynı zamanda anasonun da yetiştiği yer. Bu ikili bir araya gelince tabii ki ilk akla gelenlerden biri de rakı oluyor.
Kısacası Alaşehir, rakı üretimi için de hammadde açısından çok önemli bir coğrafyada konumlanıyor. Tekel’in özelleşmesinden sonra Mey, 1995’te Alaşehir fabrikasını kurmuş.
Fabrika içinde, İnhisarlar İdaresi’nden günümüze uzanan 150 yıllık köklü bir geçmişin, deneyimlerin sonucunda ortaya çıkan ‘Yenilikhane’ adını verdikleri inovasyon merkezi de bulunuyor.
Üniversitelerle ortak projeler yürütüyorlar.

DUYUSAL ÇEMBER

Viski, şarap, bira gibi içki, kahve ve çikolata gibi gıda sektöründeki ürünler için yapılan duyusal çember araştırması rakıda ilk kez uygulanmış.
Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Dr. Turgut Cabaroğlu, Dr. Merve Darıcı, Mey|Diageo Kalite, Teknik ve İnovasyon Müdürleri Duygu Beypınar ve Koray Özcan, rakının aromatik dünyası ve duyusal çemberini tanımlamak üzere 2 yıl süren zorlu bir çalışma yapmışlar.
Bu çalışmayı anlatan makalenin dünyanın önde gelen hakemli gıda bilimi dergisi Foods’ta yayımlanmasıyla rakının duyusal çemberi uluslararası literatüre girerek bilimsel olarak tescil edilmiş. Bu aroma çarkını 24 Ekim’de Londra’da ‘master brewer’lara anlatacaklarmış.
Ayrıca duyusal sözlük oluşturulmuş, ki bunun gastronomi sektörüne de katkısı büyük.
Rakı bizim topraklarda bilinip seviliyor ama artık dünyaya açılması, tanınması da gerekiyor. Bu topraklara özgü 500 yıllık bir geleneği geleceğe aktarmak ve kültürünü geliştirmek tabii ki emek ve araştırma istiyor.
Sanıyorum şimdi sıra meze kültürüyle güçlü bir bağı olan rakının dünyada bilinirliğinin artmasına ve tanınmış restoranlara girmesine geldi.
Ki olacağına inanıyorum, birçok marka kraft çeşitler üretiyor, kalite çıtasını yükseltiyor...

Bağda akşam yemeği

Alaşehir seyahatinin en lezzetli bölümü, bölgenin en yüksek, tüm Alaşehir ovasını tepeden gören noktasında yer alan Tuanna Bağları’nın ortasında kurulan sofrada yediğimiz akşam yemeğiydi.

İç Ege’ye farklı bir yolculuk

Son dönemin en yetenekli şeflerinden Alaf Restoran’ın kurucusu Murat Deniz Temel, “İç Ege’den Kıyı Ege’ye Teruar’ın Tadı” temalı bir menü tasarlamıştı. Ayvalık’tan Soma’ya, Aydın’dan Bafa’ya, Denizli’den Alaşehir’e uzanan coğrafyanın ürünlerini açık hava mutfağında tütsüleyerek, ızgara yaparak, ağır ateşte pişirerek sundu.Tire çamur peyniri dolgulu Denizli çıtır kale biberi, Bafa Gölü’nden yılan balığı füme, Eğirdir Gölü kereviti, Bafa Gölü çipura ile tuzda balık, Alaşehir kapama, horozlu keşkek ve soma helvası hem yaratıcı hem de rakıyla uyumu gözetilmiş yemeklerdi.

İç Ege’ye farklı bir yolculuk

Adana, Antep, Antakya: Hangi mutfak?

Adana, Antakya ve Antep arasındaki en iyi mutfak yarışı bitecek gibi değil. Geçtiğimiz hafta sonu çok başarılı bir organizasyon olan Adana Lezzet Festivali sırasında bu konu tekrar gündeme geldi. Adanalılara göre kebabın altında ezilse de en rafine yemekler kendi kentlerinde. Antakyalılar, bölgenin çok kültürlü yapısını yansıtan yemeklerin kendi mutfaklarında olduğunu söylüyor. Antepliler ise her zamanki gibi nitelik ve nicelik birinciliğini kimseye bırakmak istemiyor.
Bana göre ise bu üç kente yarıştan çok işbirliği yakışacak. İsim annesi olduğum 3A Lezzet Rotası projesini hayata geçirirlerse üç şehir de cazibe merkezi haline gelebilir.

Şimdi tam zamanı

Antalya, Marmaris, Datça, Fethiye, Bodrum, Urla, Alaçatı, Cunda, Antalya, Adana, Mersin, Antakya...
Her biri sonbaharda çok daha güzel, huzurlu, sakin. Ama kıymetini bilmiyoruz. Oysa bu mevsimde fiyat kalite dengesi de makul sınırlara iniyor. Yazın kaosundan eser yok. Okul çağında çocuğu olmayanlar tatillerini ilkbahar ve sonbahar aylarına kaydırsalar, hem ülke turizmi hem de aile bütçeleri düzlüğe çıkar.
Kalabalıktı, pahalıydı diye şikâyet etmekten, mutsuz olmaktan da kurtuluruz...

Galata’da yeni bir otel

İstanbul’un tarihi bagajını, geçmişten bugüne kalabilen mimarisinin az da olsa en güzel örneklerini bulabildiğim, en önemlisi de sokaklarında dolaşırken kendimi iyi hissettiğim semtlerin başında gelir Galata.
Zaten yerli ya da yabancı turistlerin de en çok ziyaret ettiği, uğramadan geçmediği semtler arasında olması boşuna değil. Bazen turist olmak, farklı bir gözle bakmak, gecesiyle gündüzüyle bir gün geçirmek de keyifli oluyor.
Bir süre önce şehirde bir kaçış yapıp yeni açılan Ecole St. Pierre Hotel’de konakladık.
Sabah gün doğarken ara sokaklarda yürüyüş yapmak, gün batarken odanın balkonundan Galata Kulesi’ne bakmak gerçekten insanın gözünü kamaştırıyor, “İyi ki bu kentte yaşıyorum” diyorsunuz.
Ecole St. Pierre Hotel, 19. yüzyılda Fransız okulu Colleges des Freres St. Pierre’e de ev sahipliği yapmış, sonra uzun yıllar ticarethane olarak kullanılmış tarihi bir binada yer alıyor.
Bina geçmişiyle bağı koparılmadan restore edilmiş, 443 yılında Cenevizliler tarafından yapılan surların kalıntıları korunmuş.
17 odalı otelin dekorasyonu da yalın tarihi değerinin önüne geçmemiş. Konaklama eksikliği olan Galata’da tarihi lüks bir otelin bölge turizmine de büyük katkısı olacağını düşünüyorum.
Eğer doğru bir strateji benimserlerse...

İç Ege’ye farklı bir yolculuk

Farklı bir kebap restoranı

Kimileri hâlâ “En iyi kebap İstanbul’da yenir” dese de benim için kebap kenti Adana’dır. Sevgili arkadaşımız Tayyar Zaimoğlu’nun Onbaşılar Kebap’ı, Ciğerci Mehmet Usta gibi klasikler zaten her gidişimde uğrak noktalarımdır.
Ama bu kez yine bir başka Adanalı dostumuz, Etrog markasının kurucusu Suat Kalfa sayesinde yeni bir kebap restoranı keşfettik. Oto Sanayi’nin içinde açılan Kifidis Büyüksaat. Aslında açılalı 5 yıl olmuş. Sahipleri Mete ve Mert Bigay kardeşler iki katlı modern bir mekân yaratmışlar. Klasik kebap çeşitlerinin yanı sıra tereyağlı sarma, yufkaya sarılı köz patlıcan, kaşar peyniri ve domates soslu Kifidis special kebap gibi geleneksel füzyon diye adlandırdıkları farklı yorumlamalar da yapmışlar. Kendi yapımları sucukları, lezzetin yanı sıra hijyen boyutunu düşünerek sirkeli suda beklettikleri sebze ve ot salataları da başarılıydı...

 İç Ege’ye farklı bir yolculuk

 

X

Antakya çarşı ve sokak yemekleri

Antakya Gastronomi Derneği Başkanı Mehmet Tanrıverdi’nin “Antakya Sokak Lezzetleri” kitabında şehrin gastronomisi yer alıyor. Tanrıverdi, çarşıda pişirilen, pazarda ve sokakta satılan yiyeceklerin mutfağı nasıl şekillendirdiğini anlatıyor.

Mehmet Özer’le Antakya Havalimanı’na iner inmez, bir rehber öğretmeni edası ve heyecanıyla anlatmaya başladım:

“Burası çok verimli Amik Ovası, karşıdaki dağlar ise Amanos Dağları. Şu karşıdaki tepede ise Belen ilçesi var. Hani et tavası çok ünlü olan yer. Akdeniz buraya çok yakın ama pazar günü Samandağ’a gidince göreceğiz. Ayrıca Vakıflı ve Hıdırlı Köyleri’ne de uğrayıp, tepeden Akdeniz’e bakarak bir Antakya kahvesi içeriz. Yarın da Uzun Çarşı’ya gidip künefe yeriz ama yolda Affan Kıraathanesi’ne uğrayıp dondurmalı haytalının da tadına bakarız. Ama şimdi oruk yemeğe Sultan Sofrası’na gideceğiz. Hani Habibi Neccar Camii var ya, tam onun karşısındaki ara sokakta. Sonra da kalacağımız Savon Otel’e geçeriz. Zaten yürüyerek 10 dakikamızı alır.”

Bir an durdum ve ben bile kendime şaşırdım. Ben aslında Antakya’yı avucumun içi gibi biliyormuşum. Hani sanırsınız ki ben burada doğdum, büyüdüm. Medeniyetler beşiği, farklı kültür ve inançların birlikte barış içinde yaşadığı Antakya’yı çok severim.

Muhteşem bir tarihe ve şahane bir mutfağa sahip oldukları konusunda hemfikiriz. Ancak bu güçlü mutfağı şekillendiren, zenginleştiren en önemli etkenlerden biri de, çarşıda pişirilen, pazarda, sokakta satılan yiyecek ve içeceklerdir. Çünkü yemek deyince Antakyalılar için akan sular durur ve zaman akmaz.

Antakya Gastronomi Derneği Başkanı Mehmet Tanrıverdi’nin “Antakya Sokak Lezzetleri” kitabını okurken anlatılanları hayalimde canlandırmak zor olmadı. Aradan 30-40 sene geçse bile, Antakya lokal ve karakteristik özelliklerini yine de muhafaza etmeyi başarmış kadim bir şehir.

Mehmet Bey, Antakya Uzun Çarşı’nın tam göbeğindeki Aile Dükkanı’nda geçirdiği çocukluk ve gençlik yıllarında pek çok lezzete tanıklık etmiş.

1960 ve 1990 yılları arasında, Antakya’daki çarşı ve sokak lezzetlerinin her birini hikayeleriyle anlatmış. Kimi zaman sevinçle, bazen de hüzünle anımsadığı o günleri Antakya gastronomi tarihinin en parlak zamanları olarak nitelendiriyor.

Yazının Devamını Oku

Kahramanmaraş - Çeşidi bol bir mutfak

Maraş denince akla hemen ünlü dondurması geliyor ama bu şehrin oldukça zengin bir yemek kültürü var. Sıcak bir şeyler içmek isteyenlere pancarlı çorba, et sevenlere eli böğründeyi öneririm.

KIRMIZI PANCARLI ÇORBA

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

* 3 orta boy kırmızı pancar

* 2 su bardağı kırmızı mercimek

* 1 su bardağı haşlanmış aşurelik buğday

* 1 iri kuru soğan

*

Yazının Devamını Oku

Muhteşem Gastromasa Konferansı

Gastromasa Konferansı sayesinde dünyadaki birçok yeniliğe imza atmış şeflerin konuşmalarını dinleyip yemeklerini görme şansına sahip oldum...

Bir restorana giderken öncelikli beklentiniz ne olabilir? Cevabını benim vermemi isterseniz şöyle ifade edebilirim:
“Elbette ki hijyenik bir ortamda, lezzeti, tadı, tuzu kıvamında bir yemek yemek isterim.”
Sonrasında da fiyat kalite dengesi, menü, atmosfer, çalınan müzikler, müşteri profili, servis elemanlarının yaklaşımı gibi pek çok özelliklere de dikkat ederiz.
Evet, dünyada gastronomi alanında büyük değişim ve dönüşümler yaşanıyor ki bunlara kayıtsız kalmak mümkün olmuyor.
Adını giderek daha sık duyduğumuz Michelin yıldızlı şefler ve dünyaca ünlü restoranlar ister istemez hepimizin ilgisini çekiyor.
Restoranlarına gidebilmek için aylar öncesinden rezervasyon yaptırılıyor, resim çektirmek için herkes sıraya giriyor. Sosyal medyalarının milyonlarca takipçisi sayesinde bir Hollywood ünlüsünden daha çok izleniyorlar.
Ünlü şeflerin ilham hikayesi 1970’lerde İspanya’nın kuzeyinde Bask Bölgesi’nde başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Sinop... Mutlu şehrin zengin tatları

Taze fasulye çorbası, kestane yemeği ve sirkeli pırasasıyla ünlü Sinop’un ‘nokul’u ve ‘banduma’sı da çok özel... Türkiye’nin en mutlu şehirleri listesinde başı çeken Sinop’a özgü bu iki lezzette başrolde ceviz var.

NOKUL

(6-8 kişilik)

NE LAZIM?

125 gr tereyağı

 1/2 çay bardağı sıvıyağ

1 su bardağı yoğurt

4 su bardağı un

Yazının Devamını Oku

Afyon’un meydan sofrası

“Soframızın adı meydan, kuranlara selam olsun,Mercimek ile bükmeyi, dürenlere selam olsun, Ağzı açık hamuraşı, kaymak, güllaç, elebaşı,Sofraya bir de arabaşı, sürenlere selam olsun,Kedi külümbe, höşmerim, keşkek, daha var mı derim, Misafir aldı payını, getirin maden suyunu.”

İbrahim Alimoğlu, şair ve işadamı. Yemek kültürüne ve mutfağına aşık bir Afyonlu. Gastro Afyon 3. Uluslararası Turizm ve Lezzet Festivali’nin açılış töreninde okuduğu bu şiire, hepimiz kalpten alkışlarla karşılık verdik.
Afyon’a bu kez Isparta Havalimanı’ndan karayolu ile gittim. Etrafı seyretmeyi, ağaçları, tarlaları, yetişen ürünleri keşfetmeyi çok severim. Ne zaman ki Afyon il sınırına girdik, yol üstünde meşhur Afyon patates çuvallarını gördüm.
Leblebiciler, lokumcular, sucuk, dürüm ve sucuk dönerciler yan yana sıralanmıştı.
Gastro Afyon, çok geniş bir alanda kurulan çadırları, stantları, etkinlik ve yarışma alanlarıyla çok başarılı bir festivaldi.
Afyon’un ilçelerinin yöresel ve coğrafi işaretli ürünlerini, yemeklerini tanıttıkları çadırlar ise en çok ilgimi çekenler oldu. Bu çadırlarda aynı zamanda kadın kooperatiflerinin el emeği, göz nuru ürünleri de sergileniyordu.
Hocalar İlçesi’nin standında sergilediği darı hamursuzu, salt hamursuz, leblebili baklava, tuzlu höşmerim, guru aş, dağ eriği turşusu ve banban aşı da dedikleri cıbıl topalak yemek kültürümüzün zenginliğini anımsattı.


Yazının Devamını Oku

Tavuk döneri evde yapmak mümkün!

Döner dendi mi bizde akan sular durur! Yapımı emek ve sabır ister, hele bir de güzelce pişirilmişse tadından yenmez. Bu geleneksel lezzeti evde de ekonomik ve pratik şekilde hazırlayabiliriz.

Bu geleneksel lezzeti evde de ekonomik ve pratik şekilde hazırlayabiliriz.

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

3 adet tavuk göğüs eti 

2 yemek kaşığı zeytinyağı

1 büyük boy yeşil dolmalık biber 

Yazının Devamını Oku

Uşak - Ziyafet sofralarına layık!

Ispanaklı, el açması börek; sıcakken üzerine serpilen beyazpeynirle demlenen kuskus pilavı... Uşak mutfağından bu iki tarifi deneyin.

DÖNDÜRME BÖREĞİ

(8-10 kişilik) 

NE LAZIM?

Hamuru için;

* 8 su bardağı un * 1 tatlı kaşığı tuz

* Aldığı kadar su

İç harcı için;

*

Yazının Devamını Oku

Toprağın kadınları

Her kadının bir hayali vardır. Kendinize dokunun, ne istediğinizi bulun ve ısrarla peşinden koşun. Bu özlü sözün sahibi Bedriye Berber Engin, Bilecik’e bağlı Gölpazarı ilçesinin Kurşunlu Köyü’nde doğup, büyümüş.

Yaşadığı köyü bir kitaptan okuyup öğrendiği ‘Eko Turizm’ ile tanıştırıp köydeki kadınlarla beraber çalışıp, köyünü bir ‘eko köy’e dönüştürmeyi başarmış. Hamur açma atöyeleri, meyve toplama etkinlikleri, yürüyüş turları, tarım ürünleri satışı, ev pansiyonculuğu, bağ bozumu, tohum bankacılığı gibi pek çok organizasyona ev sahipliği yapıyor.
Elde edilen kazanç ile köydeki kadınlara da ek gelir sağlamayı başarmış.
İlkokul mezunu ama bugüne kadar binlerce kitap okuyarak 2013 yılında Kültür Bakanlığı tarafından ‘sıradışı okur’ seçilmiş.
Yıllarca çobanlık ve pazarcılık yaptığını gururla anlatan Bedriye Hanım, aynı zamanda 40 yıllık usta bir traktör sürücüsü. Atalık tohumu çok önemsiyor ve onlara gözü gibi bakıyor. Tohumlarını balmumuyla kaplayıp, şişelere koyup toprak ve kerpiçten yapılan duvarların arasına gömüyor, çocuklarına miras olsun diye.
Bedriye Hanım şimdi de kiraz ağacı sahiplendirme projesini başlatarak, 374 kiraz ağacı sahiplendirmiş. Ağaçlar çiçek açınca sahipleri parasını ödüyor, meyve verince gelip topluyor ve arabasına koyup götürüyor.



Yazının Devamını Oku

Konya: Kendinize bir ziyafet çekmek isterseniz...

Etli ekmek ve fırın kebabı gibi klasiklerin yanı sıra bölgenin zengin mutfağından lahana kapaması ve tutmaç çorbası da Konya’da çok seviliyor.

LAHANA KAPAMASI

(8-10 kişilik)

NE LAZIM?

1 adet orta boy lahana (çok sert olmasın)

1/2 su bardağı zeytinyağı (ya da 2 yemek kaşığı tereyağı)

Yeterince sıcak su

Yazının Devamını Oku

Afyon... Hamur işinin çok sevildiği bir mutfak!

Haşhaş ve kimyonlu bir börekle eriştelerini kolay bir hamurla hazırlayabileceğimiz yeşil mercimekli bir çorba... Afyon’a özgü bu iki tarifi mutlaka denemenizi öneriyorum.

Mercimekli börek (8-10 kişilik)

NE LAZIM?
* 2 su bardağı yeşil mercimek
* 3 iri soğan
* 3 yemek kaşığı sıvıyağ
* 1 çay kaşığı tuz, karabiber, kimyon, pulbiber
* 4 adet hazır yufka

Yazının Devamını Oku

Adana’ya gelin ciğerimizi yiyin

“Coğrafya lezzettir” temasıyla yapılan 5. Uluslararası Adana Lezzet Festivali’nin bu yıl en ilgi çekici gündemi “Atıksız Festival” olma iddiasıydı. Adana mutfağı ise yine çok lezzetliydi.

5. Uluslararası Adana Lezzet Festivali boyunca meydana gelen atıkların geri dönüşümüyle ilgili, Büyükşehir ve ilçe belediyeleri ortaklaşa çalıştı.
Sevgili Ebru Baybara Demir’in önayak olduğu “atık yönetimi” projesi başarıyla tamamlandı. Böylece çöpe atılan gıdaların fazlalığına, gıdanın geleceğine, toprağın iyileştirilmesi konularında farkındalık yaratmaya çalışıldı.
Adana’ya her gidişimde, uçaktan inerken yüzüme çarpan kavurucu sıcak hava bana hep, gecesi serin Adana yaylalarını anımsatır.
Toros Dağları eteklerindeki Pozantı yaylaları, Adanalıların vazgeçilmezidir. Ancak bu kavurucu sıcaklık, aynı zamanda Çukurova’nın bereketli topraklarında yetişen binlerce bitki çeşitliliği için büyük önem taşır.
Bitkiler güneşin ışıklarıyla enerjilerini alıp, Seyhan ve Ceyhan Nehirleri’nin sularıyla da gelişir, büyür ve hayat bulur. Çukurova, kavun, karpuz, üzüm, her türlü narenciye, şeftali, salatalık, ıspanak, domates, bezelye, patlıcan, nohut, susam, pamuk, zeytin, nar gibi yüzlerce sebze, meyve ve tahıl üretimiyle Türkiye’nin en verimli ovalarından biridir.
İşte bu muhteşem sebze, meyve çeşitliliği tencerelerde buluşup yemeklere dönüşür ve Adana mutfağını bir şölen sofrasına çevirir.
Bu zenginliğin kaynağında, Çukurova coğrafyasının yanı sıra, tarihi 9 bin yıl öncesine giden onlarca medeniyetin, göçlerle gelen farklı etnik kökenli toplulukların da izlerini görmek mümkün.

Yazının Devamını Oku

EDİRNE - Badem ezmesi evde de yapılır

Edirne’nin papaz yahnisi, mamzanası, ve ekşi köftesine de bayılırım ama asıl favorim, soğan yahnili börek... Bu böreği ve kente özgü ezmeyi evde kolaylıkla hazırlayabilirsiniz.

SOĞANLI KENAR BÖREĞİ

(6-8 kişilik)

NE LAZIM?

Soğan yahnisi için;

* 6-7 orta boy kuru soğan
* 1 çay bardağı sıvıyağ veya zeytinyağı

Yazının Devamını Oku

Konya'da yıldızların seyrettiği yemek

Türk mutfağının en romantik yemeğini Konya’da yedim. Bu yüzden ülkemizin yemek kültürüne yepyeni bir kategori eklemenin gururu ve mutluluğu içindeyim.

Evet, yanlış okumadınız. Yıldızların gece boyunca seyrettiği bu romantik yemeğin adı “Ekşili Kabak”. Konyalılar armut şeklindeki uzun et kabağını pişirdikten sonra gece boyunca toprak damda, yıldızların altında demlenmeye bırakıyorlar. Çünkü bu yemek dinlendikçe lezzetine lezzet katıyor. Ertesi gün üzeri, kadife çiçeklerin yapraklarıyla süslenip, servise sunuluyor.
Anadolu’nun pek çok yöresinde su kabağı, uzun kabak olarak da bilinen bu lezzetli kabak, et, nohut ve koruk ekşisiyle pişirilir. Yiyenler, “bu muhteşem yemeğin lezzetini anlatmaya gökteki yıldızlar bile yetmez” diyorlar. Ancak bu yemeği layıkıyla hazırlamak için en iyi malzemeleri bulup, mutlaka kalaylı bir bakır kapta pişirmek gerekiyor. Bu şahane bilgileri, Konya şehrinin yemek kültür elçisi olarak gördüğüm Harun Reşit Dönmez Bey anlattı. Sahibi olduğu Lokmahane Restoran, tarih ve kültür kokan geleneksel yemekleri yiyebileceğiniz en doğru adres.

Lokmahane restoranının sahibi Harun Reşit Dönmez ile hatıra fotoğrafı çektirdik.

Özellikle Anadolu Selçuklularının yemek kültüründen kalan, yerli kayısıyla yapılan etli kayısı yahnisi ve Konya ev mutfağının vazgeçilmezi olan terhun çorbasının lezzeti mükemmeldi. Benim tatlı tercihim ise ballı, cevizli höşmerim oldu.

GEÇMİŞİ 8 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANIYOR

Türkiye’nin en büyük yüzölçümüne sahip, tahıl ambarımız olarak da bilinen Konya’nın geçmişi 8 bin yıl öncesine kadar uzanıyor.

Yazının Devamını Oku

Kütahya - Denemeniz gereken iki tat

“Hayatta karnımı kandırmam, her gün ne yiyeyim diye plan yaparım” diyen insanların memleketi Kütahya’dan iki tarif paylaşıyorum. İnce bulgur ve tarhanayla hazırlanan sıkıcık çorbası ve kuru köfte... Bu köftenin alameti farikasıysa kurutulmuş yufka...

SIKICIK ÇORBASI

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

* 2 su bardağı ince bulgur * 1 su bardağı toz tarhana * 2 su bardağı sıcak su

* 1 adet büyük boy kuru soğan

* 1/2 su bardağı un * 1 yemek kaşığı kuru nane * 1 çay kaşığı tuz, karabiber

Çorba sosu için;

Yazının Devamını Oku

Hava, su ve toprak kirlendi

Annem, “Niye yemeklerimiz çocukluğumuzdaki gibi lezzetli değil, sebzeler artık çok tatsız” deyince hemen sözünü yapıştırırdı: “Evladım artık toprak, su, hava çok kirlendi. Hiçbir şey bizim zamanımızın tadında değil. Yine sizi doğal besledik ama Allah torunlarımın yardımcısı olsun...”

Annem, büyük bir felaket olarak depremi çok iyi bildirdi de gitgide artan sel felaketlerine, kasırgalara, büyük yangınlara bir türlü akıl erdiremezdi. Hele biz “Annecim küresel ısınma, iklim değişiklikleri, kuraklık” dedikçe şaşkınlıkla yüzümüze bakardı. “Yoksa kızım kıyamet mi yaklaşıyor” derdi.

2019 yılı insanlık tarihinde yaşanmış olan en sıcak ikinci seneymiş. Şimdi ise daha da sıcak günler bizi bekliyor.
Dünya gitgide ısınıyor. Felaket habercisi gibi oldum ama bir diğer sorunumuz da her geçen gün artan dünya nüfusu.
Eh nüfus arttıkça gıdaya olan talep de yoğun bir biçimde artıyor.
Buna bir de, tarım alanlarının azalması, verimsizleşen toprak, her geçen gün artan su ihtiyacımızı katarsak, çözüm bekleyen problemlerimiz çoğalarak karşımıza çıkıyor.

Anadolu kadını atalık tohum yetiştiriyor

Peki, çözüm var mı ve geç kalmadan neler yapabiliriz?

Yazının Devamını Oku

Kuzu etine çok yakışır!

Anadolu coğrafyasına en uyumlu meyvelerden biri armut! Türkiye’nin çoğu bölgesinde rahatça yetişir. Bugün genellikle tatlılarda kullanılsa da Osmanlı döneminde, yemeklerde de çokça yer aldığı bilinir...

ARMUTLU KUZU ETİ

(2-4 kişilik)

NE LAZIM?

* 500 gr kuşbaşı kuzu eti * 4 orta boy kuru soğan * 6 küçük ya da 3 büyük boy sert armut

* 2 yemek kaşığı tereyağı * 6 su bardağı ılık su

* 1 yemek kaşığı bal * 2 yemek kaşığı nar ekşisi * 2 çay kaşığı tuz, karabiber

NASIL YAPARIM?

Yazının Devamını Oku

Gıdanı koru, sofrana sahip çık

“Gıdanı koru, sofrana sahip çık”, “İsraf etme”, “Atıksız mutfak” gibi birçok kampanya tüketicide farkındalık yaratmaya çalışılıyor. Uzmanların ifadesine göre tarladan toplanıp satış ve tüketim aşamasına gelen gıdalarımızın üçte biri israf olup çöpe atılıyor...

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) desteği ile hayata geçirilen “Gıdanı koru sofrana sahip çık” projesi kapsamında İzmir’e gittik. Gıdada kayıp ve israfla mücadele yapılmasını, toplumsal bilinç ve farkındalığın attırılmasını amaçlayan bu sosyal sorumluluk projesini Türkiye’de Tarım ve Orman Bakanlığı yürütüyor.
Bu arada çok beğendiğim bir sloganları da var: “İhtiyacın kadar al, geleceğe çöp atma.” Uzmanların ifadesine göre tarladan toplanıp satış ve tüketim aşamasına gelen gıdalarımızın üçte biri israf olup çöpe atılıyor.
Sonuçta bu hem ekonomik bir kayba yol açmakta hem de çevre üzerinden olumsuz etkilere sebep olmakta. Neyse ki ülkemizde gıda israfı dünya ile kıyasladığımızda daha alt seviyelerde.
Ne mutlu ki Türk mutfağı atıksız kategorisinde çok iyi bir noktada. Çünkü bizim kültürümüzde arta kalan her yiyecek başka bir ürüne dönüşebiliyor. Kurutulur, konserve yapılıp kışa saklanır ya da her şey bir tencere yemeğinde buluşabilir.
Bu etkinlik kapsamında Gümüldür mandalinasıyla lokum, kolonya, reçel, komposto, tatlı ve mandalinalı erişte yapan kadın üreticilerle tanıştım. GÜMÖZ Kadın Kooperatifi’nin kadınlarının emeği, gücü ve motivasyonu beni çok duygulandırdı.

Her şeyi sapına kadar değerlendirmeliyiz

Hafif ezik, büzük, buruşmuş diye bir tek domatesi çöpe attığınızda, onu yetiştirmek için harcanan emek, su, gübre ve toprağı da çöpe atmış oluyorsunuz. Bir de üstüne ekonomik kayıp. Halbuki onu robotta çekip sos yapabilir, çorbaya katabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Denizli: Yemekleriyle büyüleyen bir şehir...

Ekşi tatları sevenler için limon çorbası... Karamelize soğan sosuyla servis edilen taze fasulye yoğurtlaması... Denizli’ye özgü bu iki yemeği mutlaka denemelisiniz.

ŞEHRİYELİ LİMON ÇORBASI (4-6 kişilik)

NE LAZIM?

- 2 iri boy limon (Bodrum veya Çeşme limonunu öneririm)
- 2 su bardağı arpa şehriye
- 2 litre su (10 su bardağı kadar)
- 2 çay kaşığı tuz

Kestirme için;

- 2 yumurtanın sarısı

Yazının Devamını Oku

Coğrafi işaretli mor soğan

Kapıdağ yarımadasında yetişen mor soğanlar coğrafi işaret alarak tescillendi. Soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve oldukça sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.

Kapıdağ yarımadası, Balıkesir ilinin Erdek ilçesinin kurulduğu bir kara parçası. Benim içinse 1970 ve 1980’lerde Ankara’dan yaz kamplarına gittiğimiz bir tatil beldesidir.
Canlı müzik gruplarının çaldığı, en lezzetli mısırları yediğimiz bu eğlenceli çay bahçelerini çok severdim. Yıllar sonra bir manavdan mor renkli soğan alırken, yanındaki tabela dikkatimi çekmişti.
“Kapıdağ-Erdek soğanı” yazdığını görünce merak edip manava sormuştum. O da “Abla dünyanın en lezzetli balık salatası bu mor soğanla yapılır” demişti.
O gün bugündür, kabuğu koyu mor renkli olan Kapıdağ soğanını görünce hemen alırım. Kabuğu 6, 7, 8 katmanlı, soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.
Yöresel ürünler ve coğrafi işaretler araştırma derneği YÜCİDER ve Prof. Dr. Orhan Tekelioğlu’nun yayınladığı ansiklopedik bir dergide mor soğanın öyküsüne rastladım.
Çok sevdiğim bu soğanın coğrafi işaret almasını yani tescillenmesi ve markalaşmasını heyecanla okudum.
Erdek Ticaret Odası Başkanı Özlem Sarı’nın 2014 yılında, yol arkadaşım dediği 9 kadınla birlikte kurduğu Bereketli Eller Kooperatifi de mor soğanın ilham veren yolculuğunu başlatmış.

Yazının Devamını Oku