Yılların eskitemediği, hâlâ podyumların tozunu arttıran üç ünlü manken. Her biri 40’ını devirmiş. İkisinin boyları kadar çocukları var. Gelin görün ki 20’liklere taş çıkarıyorlar! Dünyada Kate Moss ve Naomi Campbell varsa, bizim de çıtır kızlarımız var işte. Vallahi helal olsun dememek mümkün değil. Bir 20 yıl daha yürürsünüz siz bu podyumlarda kızlar, ne de olsa arkanızdan gelen yok...
Dün sabah okuduğum habere inanamadım. Cansu Dere bir beyefendiyle baş başa yemeğe çıkmış ve mekân çıkışı görüntülenmiş! Beyefendiyi o kadar merak ettim ki... Umarım stilisti, makyözü falan değildir, gerçekten flörtöz bir buluşmadır, bir tanışma yemeğidir. “Gereksiz kalabalıktansa tek başıma olmayı tercih ederim” diyen Cansu Dere’ye aşk çok yakışacak eminim. Umarım hayatının aşkını bulur ve mutlu olur. Hadi Cansu, güzel haberlerini bekliyoruz...
Hande Erçel’den büyük atak mı diyelim, ne diyelim... Londra’ya gitti, tatil yaparken yeni bir aşka da yelken açtığı söyleniyor. Üzerine “Ben buraları çok sevdim” dedi, kendine yatırım yapmak ve yaşamak için ev bakmaya başladı. İddiaya göre 200 milyon liraya ev buldu, alım işlemlerini başlattı. Dil eğitimi için uzun süre Londra’da kalacakmış güzel oyuncu. Şimdilerde Türkiye’ye geliyor, işlerini yapıyor, reklamlarını çekiyor, parasını alıyor ve yeniden İngiltere’ye dönüyor.
Eee şu an en gözde starlardan ne de olsa. Paraya para demiyor, her işe koşturuyor. Nereden baksan birçok holdingden fazla kazanıyor. Aman aman nazar değmesin. Yeni aşk, yeni ev, yeni işler uğur getirsin sevgili Hande’ye. Aşk mı kazanıyor, iş mi kazandırıyor, yoksa hem aşk hem iş olunca mı daha iyi oluyor ben bilemedim sevgili okuyucularım. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ne mi onlar?
Birisi arıyor sizi ve “Selam, ben şu şu markanın menajeriyim. Sana 15 bin dolar kazandıracağım, şu iç çamaşırı markasının modeli olur musun” diyor.
Kulağa hoş geliyor değil mi? Günümüz şartlarında iyi para tabii ki, 15 bin dolar (yaklaşık 650 bin TL).
Ama konuşmanın gidişatıyla beraber çocuklardan iç çamaşırlı fotoğraflar isteniyormuş.
Tabii gönderen olduğu kadar göndermeyen de var; göndermeyen telefonu çat diye kapatıyor.
Arayan menajer beyefendi de hiç peşine düşmeyip bir sonraki telefona geçip başkasından istiyordur.
Ama anladığım kadarıyla ne böyle bir menajerler var ne de böyle bir firma...
Hafta sonu dünyaca ünlü İtalyan futbolcu Marco Verratti ve Fransız eşi Jessica Aidi ile vakit geçirirken bunu bir kez daha teyit etmiş oldum.
Bir ‘Victoria-David Beckham’ havası var çiftimizde.
Marco inanılmaz eğlenceli, içten, samimi.
Eşi Jessica ise cool, hafif soğuk ve mesafeli.
Uzaktan baktığınızda bile mükemmel duran bir çift. Marco sürekli sosyalleşme halinde, herkesle sohbette. Eşi barın kenarından kendisini bakışlarıyla yönetiyor.
Zaten mutlu bir ilişkinin sırrı bir dengeden ibaret değil mi?
Arkadaş ilişkilerinde de bu geçerli. İki sosyal kelebek birbirini yorabilir.
Evde büyümüş pırlanta gibi birisi.
Tanıyanlar benimle aynı fikirde olacaktır, eminim.
Ve kız arkadaşı İlayda Şahin de müstakbel kayınvalidesi Seda Sayan bacımın televizyon programına konuk oldu. Seda Abla’mın misafirperverliği, İlayda’yı rahatlatmış ama hanımlığını da elden bırakmamış.
Çok güzel bir sohbet akıp gitmiş.
Neye dikkat ettim biliyor musunuz?
Seda Sayan’ın İlayda’ya bakışlarına, İlayda’ya yol gösterici konuşmalarına...
İkisi arasındaki çekim ve enerji çok çok iyiydi.
Hani “fakirlerle” aynı kokmak istemeyen, IQ’su muhtemelen ayakkabı numarasına yakın kızımız var ya, işte o...
Neymiş efendim kendisi parfümlere onca para bayılıyormuş ama parfümlerin muadilleri de satıldığı için fakirlerle aynı kokmak zorunda kalıyormuş!
Söylenecek hem çok şey var hem de aslında hiç yok.
Bu ağzını yaya yaya konuşan kızımız uzattıkça uzatmış bu lüzumsuz mevzuyu.
İşin kötü yanı ne biliyor musunuz? Şimdi bu gereksiz viral olacak, takipçileri artacak ve daha çok karşımıza çıkacak.
“Olmaz” demeyin, bunun gibi lüzumsuzlarla uzun zamandır hayatımızı geçiriyoruz.
Bu sosyal medya çağında “tık” çok değerli.
Benden size tavsiye;
Popüler kebap dükkânları çok tercih ediliyor.
Sosyal medyada da sadece bu mekânlar revaçta.
Eller havaya müzikler, ocakbaşında eğlenceler...
Aman aman bu akım hızla büyümeye başladı.
Rumelihisarı, Arnavutköy, Bebek sahil hattı bile balıkçı popülaritesini kebapçı kültürüne bırakıyor.
Hepsini sırasıyla deneyimleyip sizlerle tek tek paylaşacağım...
Hadi bakalım kolay gelsin
Buyurun bizlere bir yarış daha...
“Oyunculuk doktorluk, öğretmenlik gibi kutsal bir meslek değil” dedi ve meslektaşları ikiye bölündü.
Aman aman ortalık 56 oluverdi!
Kimileri “Kutsal bir meslek tabii ki!” derken, kimileri de “Değil” diyerek Deniz’e hak verdi.
Her meslek gibi oyunculuk da kutsal bir meslek bana göre.
Ne kaybettiysek yapılan sınıflandırmalardan kaybetmiyor muyuz, ayrımdan kaybetmiyor muyuz zaten?
Meslek sınıflandırmasında da sıkıntımız bu. Tabii ki doktorluk ve öğretmenlik önemli iki meslek ama oyunculuk da, sanat da öyle.
Garsonluk da, bulaşıkçılık da, terzilik de kutsal meslekler bence.
İki haftadır yolda yakalanan Murat Ülker’in muhabir arkadaşlarla tatlı sohbetleri ve atışmaları, zengin listesini belirlemesi gibi manşet belirleyen sözleri gündemde...
Mesela “Biz annemin evinde, aynı çatı altında yaşıyoruz” söylemi gündem oldu geçtiğimiz günlerde. İnanan da oldu, inanmayan da. Amma velakin otursa da oturmasa da öyle güzel bir mesaj var ki o söylemin altında; “Aile her şeydir, anne bir tanedir” diyor.
Günümüz şartlarında çoğu insanın ailesini, annesini, babasını ikinci, üçüncü planda tuttuğu bir dönemde her şeyin üstünde olduğunu göstererek ve tutarak güzel de yol gösteriyor herkese.
Murat Bey, bol bol yakalasınlar sizi muhabirler ve siz bol bol sohbet edin...
Allah akıl fikir de vermesin mi?
Sabah uyandım, sosyal medyada gezinirken oyuncu Nesrin Cavadzade’nin dün geceki açıklamasına denk geldim. “Neden yalnızsınız” sorusuna “Kriterlerim çok yüksek, ondan” demiş.
Eyvah! dedim, geliyor gelmekte olan... Sanatsever, zengin, okumuş, bilgili, görgülü birisini istiyor Cavadzade dedim.