GeriRıza Özel Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

Sevgili okurlar... Bu hafta sizleri bir portre ustasıyla tanıştıracağım. Hem işi hem de nezaketi ile çok sevdiğim, arkadaşlığından ve dostluğundan büyük keyif aldığım bir kadın foto muhabiri Dilan Bozyel.

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

Diane Arbus’dan etkilenip sıra dışı bir şekilde fotoğrafa tutkuyla sarılan Dilan Bozyel, “Fotoğrafa adanmış hayatları yaşayanlar kendi özel hayatlarını yaşayamıyor. Ailemizi bile geri planda bırakmak zorunda kaldığımız anlar oluyor. Önceliğimiz her zaman fotoğraf” derken, erkek egemen bir meslekte erkek meslektaşlarından destek ve saygı gördüğünü söyledi.
İşte size hayatı ve fotoğraf üzerine gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbette Dilan Bozyel’in anlattıkları:

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

KARANTİNADA FOTOĞRAFI KEŞFETTİM

“Fotoğrafın hayatıma girişi farklı bir hikâye barındırıyor. Yeditepe Üniversitesi’nde İngilizce İşletme okuyordum. Müzik dergilerine yazılar yazıyordum ama fotoğrafçılık aklımda yoktu. 20 yaşında ağır sağlık sorunları ve bunun getirdiği bir depresyon yaşadım, okulu da bıraktım. Verem yüzünden 21 yaşında 1 yıl tedavi gördüm, uzun süre karantinada kaldım. O süreçte sanat eserlerini ve sanatçıları inceliyordum. Karantina sebebiyle kimseyle görüşemiyordum. Kitaplardaki sanatçılar, arkadaşım gibiydi. Ve incelediğim sanatçılardan biri Diane Arbus oldu. Diane Arbus’un fotoğraflarını gördüm ve vuruldum. Hayatını inceledim, bir kadın nasıl böyle bir güzellik dayatmasına karşı çıkarken gerçekliği ile toplumun önüne cesaretle çıkar şaşırdım. Fotoğraf çekebilmek için varlıklı hayatını, eşini ve iki çocuğunu terk ettiğini okudum. Kaldığım odanın içinde tek başıma şunu düşündüm, ‘Nasıl bir meslek bu kadar tutkulu olur ve bir insan bu tutkuyla her şeyi geride bırakabilir?’ Bu, dönüm noktası oldu ve fotoğrafçılığın tılsımı beni büyüledi.

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

OTOPORTRELERİMLE LONDRA’DA BURSLU OKUDUM

Fotoğrafçıların, ressamların hayatlarını okudum, otoportrelerini incelemeye başladım. Ablamın bir eski makinesi vardı. Her gün ilaç saatinde kendi otoportrelerimi çekmeye başladım. Fotoğraflarla kendi iyileşme sürecimi belgelerken, fotoğraf çekmenin beni iyileştirdiğini gördüm. Hatta ruhsal olarak da iyileştirdiğini gördüm. Rahmetli anneannem Halide Baştuğ Londra’daydı. Beni çağırdı. İyileşme sürecindeki otoportrelerimi hikâyesini de yazarak Londra’da bir akademiye gönderdim ve 3 yıllık bir eğitim programına burslu olarak kabul edildim. Fotoğrafçılık ve sanat yönetimi okudum. Okulun ikinci haftasında akademideki fotoğraf eğitmenim bende ışık gördüğünü söyleyerek asistanlık teklif etti. Bir anda profesyonel işlerde asistanlık yapmaya başladım. Okul çıkışlarında harçlığımı çıkarmak için konser çekimleri gibi etkinlikleri fotoğraflamaya başladım. Londra’da Vice Magazine benimle çalışmak istedi. Derken Londra’da müzisyenlerin albüm fotoğraflarını ve dergi fotoğraflarını çeker oldum.

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

SOKAK ÇOCUKLARINA FOTOĞRAF EĞİTİMİ VERDİM

Okul bitince de bir süre orada çalıştım. Ama Türkiye’den teklifler gelince ülkeme döndüm, gazete ve dergilere çalışmaya başladım. Reklam çekimleri ve kendim belgesel çekimleri yapmaya başladım. Diyarbakırlıyım, doğduğum kentteki sokak çocuklarına fotoğraf eğitimleri verdim. Doğudan batıya fotoğraf eğitimleri vermeyi sürdürüyorum. Portre çekimleri, reklam çekimleri yapıyorum, kitap, sergi ve bağımsız sanat alanında projelerim var. Fotoğraf hikâyeleri yazıyorum.

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

PORTRE ÇEKMEDEN ÖNCE KİŞİYİ TANIYORUM

Porte fotoğrafçısı olarak tanınsam da portrelerimi belgesel portre olarak tanımlayabiliriz. Porte çekimlerinde ise kişiyi çok araştırıyorum. Sosyal medya hesaplarını bile inceliyor, kendilerini aynada nasıl gördüklerine bakıyorum. İnsanın kendini tanıdığı aynada kendini gördüğü halinin en doğru kare olduğuna inanıyorum. Çekimden önce sohbet edip, beden dilini, yüzünü inceliyorum. Çok yönlendirmek yerine ruh haline uygun müzik dinletiyorum, melankonik bir haliyle çekmek istiyorsam sevdiği bir şiiri okumasını istiyorum örneğin. Kısaca fotoğraf çekmeden önce de çekerken de önce portresini çektiğim kişiyi tanıyor, yakınlaşıyorum.

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

ERKEK MESLEKTAŞLARIMDAN SAYGI VE DESTEK GÖRDÜM

Erkek egemen bir meslek grubunda çalışıyorum. Ama ben bunun zorluğunu yaşamadım. Her zaman erkek meslektaşlarımdan saygı ve destek gördüm, meslektaşlarım benim cinsiyetimi değil, işimi önceledi. Foto muhabiriyseniz, erkek de kadın da olsanız çok acılara tanık oluyorsunuz. Bunlara tanık olan foto muhabirleri küçük dünya hesapları içerisinde değil. Erkek ya da kadın, fotoğrafa adanmış hayatları yaşayanlar kendi özel hayatlarını yaşayamıyor. Sürekli kamera sırtımızda, sürekli yolculuklar, ailemizi bile geri planda bırakmak zorunda kaldığımız anlar oluyor. Önceliğimiz her zaman fotoğraf oluyor. Meslekte bundan önce de şu anki konumumu hayal etmemiştim. Bundan sonra da bu işi yapıyorsam dünyaya daha ne kadar dokunabilirim, bunu amaç edindim hayatıma. Bizler işlerini paylaşan insanlar olarak alkış almayı seviyoruz elbette. Ama alkışlardan çok, iyi insan olmayı, kendi kendimi aşmayı önceliyorum.

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

DİLAN BOZYEL KİMDİR?

1985 yılında Diyarbakır’da doğan Dilan Bozyel, İstanbul’da işletme eğitimi aldığı yıllarda müzik dergilerinde röportajları yayınlanmaya başladı. Londra’da fotoğraf ve sanat akademisinde eğitim gördü. Aynı dönem fotoğrafçılığın yanı sıra reklam ve pazarlama eğitimleri aldı. Vice Magazine başta olmak üzere İngiltere’de farklı kültür, sanat ve müzik dergilerine fotoğraf çekimleri yaptı. Bozyel, 2010 yılında Diesel markasının ‘Be Stupid’ kampanyasının reklam çalışmasında ismini toplumsal standart başarı kurallarını yıkarak duyurmayı başaran 50 genç sanatçıdan biri seçilerek, markanın global reklam yüzlerinden biri oldu. Londra’daki dört yılın ardından İstanbul’a dönüş yapan Bozyel, birçok sanat, reklam ve moda dergisinin fotoğraf çekimlerini yaparak mesleğini sürdürüyor. 2017 yılında ‘Paha Biçilemez Yüzleriyle İstanbul’ fotoğraf kitabı yayımlandı. Aynı yıl, Disney ve Unicef’in sosyal sorumluluk global projesi ‘Dream Big Princess’ (#HayalleriniYaşaPrenses) için Türkiye adına seçilen kadın fotoğrafçı oldu. 2018 yılında Samsung Türkiye’nin #GerçekBen global kampanyasının dijital reklam yüzü seçildi. 2019 yılında Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nda Yılın Portre Fotoğrafı ve Portre Dalı ikincilik ödüllerini aldı. Aynı yıl 1854 Media, British Journal of Photography ve Magnum Ajansı’nın “Portrait of Humanity” isimli iki yüz fotoğraflık arşiv kitabında İstanbul’da çektiği bir kare ile yer aldı, aynı kare bu proje ile dünya tarihinde ilk kez uzayda sergilendi. Brand Week Istanbul kapsamında başarılarıyla ilham veren ve mesleğindeki başarılarıyla ülkesini temsil eden kadınların ödüllendirildiği Fark Yaratan Kadınlar 2019‘da Sanat Lideri ödülünü kazandı. Üniversiteler başta olmak üzere birçok şehirde söyleşi, seminer ve atölyeler aracılığıyla fotoğrafçılık ve sanatın günlük hayatımıza olumlu gücünü daha çok kişiye yaymaya çalışan Dilan Bozyel’in Almanya, İsveç, İngiltere, İtalya gibi ülkeler ile Türkiye’nin farklı kentlerinde karma ve kişisel sergilerde fotoğrafları sunuldu. Bozyel, 2015’ten bu yana aylık edebiyat ve kültür sanat yayını Kafa Dergisi’nde fotoğraf hikâyeleri yazıyor. Ayrıca 2019 yılından bu yana MediaCat dergisinde usta sanatçılarla yaptığı röportaj serisi yayınlanıyor. Bozyel’in ayrıca İnkılap Yayınevi tarafından yayımlanan fotoğraf ve hikâyelerinden oluşan ‘Paris - Beyrut: Mutluluk Hattı’ adlı bir kitabı bulunuyor.

Fotoğrafa sarıldı bir daha bırakmadı

X

Çektiği fotoğrafı milyonlar paylaştı

Tokyo Olimpiyatları’nda filenin sultanlarının başarısı, millet olarak göğsümüzü kabarttı. Voleybol takımımız Tokyo Olimpiyatları’nda çeyrek finale kalarak tarih yazarken, takım kaptanı Eda Erdem’in iki yıl önce çekilen bir fotoğrafı bu günlerde sosyal medyada gündem oldu. Kaptan Eda Erdem’in ‘işte bu’ dercesine yaptığı anlık hareketin fotoğrafı Voleybol Federasyonu’nun genç fotoğrafçısı Mert Bülent Uçma’ya ait. Bu muhteşem kareyi ve Mert’in fotoğraf yolculuğunu konuştuk.

USTA ÇIRAK İLİŞKİSİYLE BAŞLADIM

“Mesleğe lise yıllarında usta çırak ilişkisiyle başladım. Lise yıllarında internet sayfalarına küçük küçük haberler yapıyor, amatör de olsa fotoğraflar çekiyordum. Ankara’da 2011’de Voleybol Yıldız Erkekler Avrupa Şampiyonası’nı takip etmek için mail attım, aradım. Bu konuda ısrarıma o zaman Voleybol Federasyonu’ndaki basın sorumlusu Hasan Kulaç olumlu yanıt verdi ve maçlara akreditasyonumu yaptı. Benim ilgimi gören Hasan ağabeyle diyaloğumuz hiç kopmadı. Usta çırak ilişkimiz de böyle başladı. Aynı yıl Türkiye Yıldız Kızlar Avrupa Şampiyonası’nda gönüllü olarak fotoğraf çektim. Yaptığım her işi Hasan ağabeye gösteriyor, onun yönlendirmeleriyle kendimi geliştirmeye çabalıyordum. 2012’de Türkiye, Genç Kızlar Dünya Şampiyonası’na ev sahipliği yaptı. Organizasyon 2 ayrı salonda Ankara’da düzenleniyordu, ben Ankara Spor Salonu’nda fotoğraflar çektim. Bu benim için mihenk taşı bir başlangıç oldu. Sonrasında 2013 Başkent Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü kazandım ve okulu da üçüncülükle bitirdim.



FIVB TÜRKİYE RESMİ FOTO MUHABİRİ

Yazının Devamını Oku

Vizörde COVID-19 kahramanları

Ankara’dan önce mesleğimin 10 yılı Antalya’da geçti. Bu haftaki yazımda o yıllardan tanıdığım bir meslektaşımı siz Hürriyet Ankara okurlarıyla tanıştırmak istiyorum.

Afyonkarahisar’da gazetecilik hayatını sürdüren Ömer Mazi, geçtiğimiz günlerde sağlık çalışanlarının çabalarını, açtığı ‘COVID-19 Kahramanları’ sergisindeki 78 fotoğrafla yaşadığı kente aktardı. Ömer Mazi ile mesleğini ve sergisini konuştuk:

GAZETECİLİK ÇOCUKLUK HAYALİMDİ

“Çocukluktan bu yana ilkokul hayatım gazeteci olmaktı. Ama elbette hayat farklı noktalara sürükleyebiliyor insanı. Gençlik yıllarında turizm sektöründe yıldızlı otellerde 5 yıl farklı pozisyonlarda çalıştıktan sonra hayal ettiğim işi yapmak için anlık bir kararla her şeyi geride bıraktım. Ailem Antalya Manavgat’ta yaşıyordu. Manavgat’ta yerel bir televizyon kanalında işe başladım, 1994 yılıydı. Muhabir olarak başlamışken kısa süre sonra orada ana haber sunmaya, programlar hazırlamaya başlamıştım. Böylece mesleğe ilk adımımı attım. 2 yıl sonra Akdeniz’de yayınlanan bölgesel gazete Atılım’ın Manavgat muhabiri oldum.

PROJE HAYATA GEÇMEDİ BEN KALDIM

1996’da Sabah Gazetesi’nde Manavgat muhabiri olarak başlamıştım ki iki ay geçmeden beni Antalya’ya çağırdılar. Ve meslekte Antalya macerası başladı. 13 yıl Sabah Gazetesi’nde görev yaptım. Bu 13 yılın 10 yılında fiilen çalıştım. 2006’da Isparta Belediyesi’nde basın müdürü olarak çalışmaya başladım. O dönemde de üç yıl boyunca yine yazılarım Sabah’ta yayınlanmaya devam etti. Bir yıl Hürriyet Gazetesi’nde röportajlar yaptım, Cumhuriyet Gazetesi’nde haberlerim yayınlandı. 2010’da Afyonkarahisar’dan teklif aldım. Bir bölge gazetesi ve televizyonu kurulacaktı. Bu ekibin başında olacaktım, proje hayata geçmedi ama Afyonkarahisar’da gittiğimde kendi dergim CafeLife’ı çıkarmaya başlamıştım. Dolayısıyla Afyonkarahisar’da kaldım. Bugün dergi, Afyon’un yanı sıra Eskişehir, Kütahya ve Uşak’ta da yayınlanan aylık yayın haline geldi. Bu başarı yeni dergi projeleri için tercih edilmeme sebep oldu. Farklı kurumlara da dergiler yapıyorum.

Yazının Devamını Oku

Son 400 metrede fotoğraf da yarışıyor

Sevgili okurlar... Gazi Mustafa Kemal Atatürk adına geçen hafta Veliefendi Hipodromu’nda düzenlenen 95. Gazi Koşusu yine muhteşem bir mücadeleye sahne oldu. ‘Burgas’ adlı yarış atıyla birinci olan jokey Ahmet Çelik, bu zaferiyle Gazi Koşusu’nu üst üste 7’nci kez kazanarak rekor da kırdı. Ve bu girişin ardından gelelim asıl konumuza yani fotoğrafa...



Bu hafta sizleri, daha öncekilerde olduğu gibi 95. Gazi Koşusu’nda da fotoğraf çeken Türkiye Jokey Kulübü(TJK) fotoğrafçılarından Çağatay Kenarlı ile tanıştırmak istiyorum. Yarış atlarını, “Büyüleyici ve asiller” diyerek iki kelimede özetleyen Çağatay Kenarlı, son düzlükteki fotoğraf heyacanını ve at yarışı fotoğraflarındaki zorluğu ise “Hakem bayrağını indirdiği anda bir yarış 1.5–2 dakika sürüyor. Yarıştan gördüğünüz kareleri çektiğimiz süre ise yalnızca 7-8 saniye süren son 400 metre” diye aktarıyor. Atları, yarışları ve elbette bu köşenin olmazsa olmazı fotoğrafı konuştuğumuz Çağatay Kenarlı, bakın neler anlatıyor:



GAZETECİLİKLE BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Görev izni istiyorum

Sevgili okurlar... Uzun süredir aralıksız bu sayfada sizlerle buluşuyoruz.

Geçen hafta sonu, başkanı olduğum Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin (TFMD) 17. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdik. Türkiye’nin dört bir yanından meslektaşlarımızı ağırladığımız genel kurulumuzda, başkanlığımda yeni bir yönetimle tekrar göreve geldik. Ben öncelikle bu göreve bizleri layık görüp destekleyen tüm meslektaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Derneğimiz organizasyonunun yoğunluğu nedeniyle bu haftalık sizlerden de görev izni istiyorum. Haftaya tekrar fotoğrafa dair konuklarımızla sizlerle buluşacağız.


TFMD ATA'YI ZİYARET ETTİTFMD dernek yönetim kurulu ve üyeleri genel kurul sonrası, Anıtkabir’i ziyaret ederek Atatürk’ün mozolesine çelenk koydu.

Yazının Devamını Oku

Ankara’da şanslıyız

Kuş fotoğrafçılığının başarılı isimlerinden Okan Akyürek, “Ankara’da şanlıyız. Ankara ve çevresindeki iller su yolları üzerinde ve bu bölge ciddi kuş popülasyonu barındırıyor” dedi. Akyürek, 190 farklı türde kuşu fotoğrafladı.

Sevgili okurlarım, sizleri fotoğrafçılığın en sabır gerektiren alanlarından birinde, kuş fotoğrafçılığında başarılı işler üreten bir isimle tanıştırmak istiyorum; Okan Akyürek. Kuş fotoğrafçılığı, ornito fotoğraf olarak anılıyor. İç Anadolu’da 295 tescillenmiş kuş türü olduğunu anlatan Akyürek, 190 farklı türde kuşu fotoğraflamış. Ornito fotoğrafların inceliklerini aktaran Okan Akyürek, “Kuş senden korkuyor. Sen kuşun kaçmasından korkuyorsun” diyerek yaşadığı heyecanı dile getirdi. Okan Akyürek’le kuş fotoğraflarına uzanan yolculuğunu ve kuş fotoğrafları çekmenin inceliklerini konuştuk:



ÇİZERLİKLE BAŞLAYAN MESLEK HAYATI

“Eğitim hayatımın ardından çizer olarak dergilere iş yapmaya başladım. Gazetecilik hayatım da yine alaylı bir çizer olarak başladı. Sonrasında Daily News’te 1988’de sayfa sekreteri oldum. Ardından farklı gazetelerde görsel yönetmenliğe kadar yükseldim. Basında hep mutfakta yer aldım. Ve o mutfakta hep fotoğrafın gücüne inandım. Birçok gazetede yıllarca birinci sayfa yaptım. Birinci sayfa bir yayının vitrinidir. Birinci sayfa için seçilen, büyüyen habere dair fotoğraf, etkilidir, güçlüdür, kısacık bir fotoğraf altıyla bile gücünü hissettirir. İyi bir fotoğraf, haberi sayfada her zaman yukarı taşır.

Yazının Devamını Oku

İnşaat şantiyesinden fotoğraf stüdyosuna

Sevgili okurlar, sevgili fotoğraf sevdalıları... Bu haftaki konuğum Sefa Yamak’ı pek çoğunuz yakından tanıyor. Ve tabii birçoğunuz onu sosyal medyadaki tek aktif hesabı olan Instagram’dan da takip ediyor.



Sefa Yamak, babasının inşaat işleri için şehir şehir, şantiye şantiye gezmiş. İlk önceleri boş vakitlerinde çektiği fotoğraflar, ilerleyen yıllarda vazgeçilmez tutkusu ve her şeyi bir yana bırakıp çıktığı yeni yolculuğu yani mesleği haline gelmiş. Sefa Yamak’la yaptığımız fotoğraf sohbeti ve anlattıkları şöyle:



HER ŞEY HOBİYLE BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Ağrı Dağı’ndan Erciyes’e zirvedeki gazeteciler

Sevgili okurlar... Sizlere bu köşede kimi zaman usta bir fotoğrafçıyı, kimi zaman genç bir objektifi, kimi zaman gazetecilik mesleğinden önemli bir ismi, kimi zaman ise bir kitabı hatta bir fotoğraf yarışmasını anlattım. Bugün sizlere gazetecilerden oluşan doğasever bir grubu tanıtmak istiyorum: “Medyatrek.”



Ağrı Dağı’ndan Erciyes’e Türkiye’nin zirvelerine tırmanan Medyatrek, altı yılda altı farklı şehirde 15 farklı doğa etkinliğine imza attı. 100’e yakın gazetecinin katıldığı bu etkinlikler sırasında 20 köy okuluna ulaştı, üç bin çocuğa yardım götürdü.



KENDİ SESİMİZİ DUYURAMIYORUZ

Yazının Devamını Oku

Karanlık odadan şampiyonluklara

Sevgili okurlar... Fotoğrafın farklı alanlarından pek çok ismi her hafta bu köşede tanıma fırsatı buluyorsunuz. Bu hafta ise sizleri spor fotoğrafının usta isimlerinden biri ile tanıştırmak istiyorum: “Gökhan Kılınçer.”



Meslekte “dostum” dediğim, spor fotoğrafı alanında Türkiye’nin saygı duyulması gereken gözlerinden biridir. Tabii bizim meslekte “şans faktörü” de önemlidir. Gökhan Kılınçer, Süper Lig’in son 20 yılında Türkiye’deki tüm şampiyonluk maçlarını fotoğraflayacak kadar da sanslıdır.
Mesleğe ilk adımını ortaokul yıllarında atan sevgili dostum Gökhan Kılınçer’le foto muhabirliği hayatını, spor fotoğraflarının geçmişten günümüze yolculuğunu ve fotoğrafın geleceğine bakışını konuştuk. İşte Gökhan’ın anlattıkları:



Yazının Devamını Oku

Kızıyla birlikte fotoğraf aşkı da doğdu

Sevgili okurlar... Bu hafta sizlerle tanıştırmak istediği konuğum, freelance yani serbest çalışan başarılı bir foto muhabiri: “Tolga İldun.”



Sekiz yıl önce dünyaya gelen kızı Zeynep’in fotoğraflarını çekmek için bir fotoğraf makinesi almış ve fotoğrafa olan tutkusu işte böyle başlamış.
Sonrasında hayatının tam da merkezine giren fotoğraf tutkusu uğruna, 15 yıl çalıştığı otomotiv sektöründeki işini bırakmış.
Ve bugün sevgili Tolga İldun’un çektiği kareler, ulusal ve uluslararası birçok yayının sayfalarını süslüyor.
Tolga İldun, fotoğrafla tanıştıktan sonra hayatının nasıl değiştiğini şöyle anlatıyor:

Yazının Devamını Oku

Tazminatını Instagram’a sermaye yaptı

Bu haftaki konuğum bir Instagram yıldızı ve bu alanda Türkiye’nin en çok tanınan isimlerinden biri: “Ahmet Erdem.”



Instagram’ı keşfedince 12 yıllık işini bırakan ve tazminatını sermaye yapıp yollara çıkan Ahmet Erdem, Türkiye’nin cennet köşelerini dünyaya tanıttı, tanıtmaya da devam ediyor.
Karadeniz yaylalarının tesisleşmesindeki payına dert yanan Ahmet Erdem, “Kimsenin bilmediği cennet köşeleri gösterdik. Bazı yerlerin bozulmasında pay sahibiyiz, kabul ediyorum, ama bunun asıl sebebi biz değiliz. Oradaki insanların açgözlülüğü ve turizm sektörünü bilmemesiydi” diyor.
Hayallerinin peşinde koşan cesur bir fotoğraf tutkunu Ahmet Erdem’le hayat yolculuğunu ve başarılarını konuştuk, şunları anlattı:


Yazının Devamını Oku

Korona oldum evde uçurdum

Hürriyet sayfalarına bu hafta Türkiye’nin başarılı drone fotoğrafçılarından genç bir ismi taşıyoruz. Sizleri İhlas Haber Ajansı’nın gökyüzündeki gözü Ahmet Faruk Sarıkoç’la tanıştırmak istiyorum. Henüz 16 yaşında mesleğe adım atan Sarıkoç’un çektiği fotoğraflar gazete sayfalarını, görüntüler haber bültenlerini süslüyor. Bu genç isim fotoğraflarıyla sosyal medyanın da ilgisini çekiyor.

BABA MESLEĞİNİ SEÇTİM

Ahmet Faruk Sarıkoç’la mesleğe başlangıç hikâyesini ve drone tutkusunu konuştuk:
“Gazetecilik baba mesleği aslında. Babam Hüseyin Sarıkoç, Türkiye Gazetesi’nde Yazı İşleri Müdürü’ydü. Bugün İHA’da çalışıyorum. Çalıştığım ajansın girişinde İHA’nın açılış kurdelesinin kesildiği fotoğrafın yer aldığı bir gazete sayfası var. O fotoğrafta babam da var. Ajansı kuran ekipten bir ismin oğlu olarak burada görev yapmak benim için ayrı bir gurur. Dolayısıyla evimizde hep fotoğraf makineleri olurdu. Çocukluğum evdeki filmli makinelerle fotoğraflar çekerek geçti. Çocukluk sonrasında lise eğitimini şehir dışında almak, hayat tecrübesi kazanmak istiyordum. Balıkesir’de yurtta kalarak Adnan Menderes Lisesi’ne gittim.



Yazının Devamını Oku

Şanslı azınlıktayım sevdiğim işi yapıyorum

Reuters Foto Muhabiri Ümit Bektaş: “Uluslararası bir ajansta çalışmanın foto muhabirine iki temel katkısı var. 1) Mesleki standartlarınız yükseliyor. 2) Yaptığınız işin görünürlüğü uluslararası bir boyuta taşınıyor.”



Bu haftaki konuğum, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği(TFMD) Yılın Basın Fotoğrafları 2021’e damgasını vuran bir isim: “Reuters Foto Muhabiri Ümit Bektaş.”
Yarışmada bu yıl “Yılın Haber”, “Yılın Pandemi”, “Yılın Günlük Yaşam” ödüllerinin yanı sıra bir de “Jüri Özel” ödülünü de alan Ümit Bektaş, bu başarısı ile yarışma tarihinde de bir ilki gerçekleştirmiş oldu. Yani özetle ilk kez bir foto muhabiri, aynı anda üç kategoride birincilik kazandı.



Yazının Devamını Oku

Süper kahramanı nikâh şahidi oldu

Gezgin Foto, fotoğraf tutkunlarının bildiği, yakından takip ettiği bir dergi. Bu derginin imtiyaz sahibi Adem Meleke, genç yaşlarda fotoğraf çekmeye başlasa da hayat mücadelesi başka alanlara yöneltmiş.



“Fotoğraf, çocukluk hayalimdi. 17 yaşındayken Coşkun Aral olmak istiyordum. Yıllar sonra Coşkun Aral, nikâh şahidim oldu. Süper kahramanım, ustam, abim oldu” diyen Meleke, Gezgin Foto’nun amacını ise şöyle özetliyor: “‘Ben fotoğrafçıyım’ diyen herkese kendilerini ifade edece bir alan vermek.”
Tam kapanma sürecinde fotoğraf çekmek için ABD’de kendisine altı bin kilometrelik bir rota hazırlayan Adem Meleke ile bu yolculuğu öncesinde hem fotoğrafa bakışını hem de Gezgin Foto’yu konuştuk.



Yazının Devamını Oku

Yaşadığı coğrafyanın tanıtım elçisi

Kayseri’nin yılkı atlarını, Kapadokya’nın balonlarını, Tuz Gölü’nü fotoğraf turlarıyla dünyaya tanıtan bir isim Nuri Çorbacıoğlu.



Asıl mesleği öğretmenlikken tutkusu fotoğrafa sarılan Çorbacıoğlu, “20 yıldır fotoğrafla yatıp fotoğrafla kalkıyorum. Fotoğrafı bir yaşam biçimi olarak seçtim. Bugün fotoğrafa adanmış bir hayatı yaşıyorum” diye konuştu. Düzenlediği fotoğraf turları sayesinde yaşadığı coğrafyanın tanıtım elçisi gibi çalışan usta isim, “Fotoğraf turizmi nitelikli ve gelir seviyesi yüksek grupların ağırlandığı bir alan. Gelenler yüksek takipçili isimler ve burada çektikleri fotoğrafları kendi platformlarında paylaşıyor. Kısaca hem bıraktığı dövizle hem de kendi içerisindeki tanıtım gücü ile fotoğraf turizminin ülkeye katma değeri oldukça yüksek” sözleriyle sektörün önemini anlattı.



HOBİYDİ İŞE DÖNÜŞTÜ

Yazının Devamını Oku

Hürriyet’in genç yeteneği

Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, 1985 yılından bu yana aralıksız olarak Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması’nı düzenliyor.



Geçtiğimiz günlerde bu önemli organizasyonun sonuçları açıklandı. 5 bin 188 kare fotoğrafın yarıştığı organizasyonda Hürriyet foto muhabirleri Mert Gökhan Koç, Selahattin Sönmez ve Selçuk Şamiloğlu 6 ödül kazandı. Bu ödüllerden üçünü gazetenin genç yeteneği Mert Gökhan Koç aldı. Bugün sizlere bu genç yeteneği tanıtmak istiyorum.

YARIŞMANIN PRESTİJİ

Bir fotoğraf yarışmasının prestijini belirleyen birkaç unsur var. Biri kaç yıldır yapıldığı ki Yılın Basın Fotoğrafları, Türkiye’de aralıksız olarak düzenlenen en eski ve köklü fotoğraf yarışması olarak bugünlere geldi. Bir diğeri kaç fotoğrafın organizasyona katıldığı ki her yıl 5 bin karenin üzerinde aldığı başvuru ile bu alanda da yarışma zirvede yer alıyor. Ve belki de en önemlisi kimin, nasıl seçtiği ki Yılın Basın Fotoğrafları Yarışması her yıl jüri toplantılarını ayrı bir organizasyon gibi geniş katılımla yapıyor. Türkiye’nin yanı sıra dünyadan isimleri jürisinde konuk ederek fotoğraf alanında önemli isimleri bir araya getirmeyi başarıyor. Jürisinde özel davetlileri ağırlıyor, fotoğraf üzerine tartışmalara tanık olmalarını sağlıyor. Sanırım bu saydıklarım arkadaşlarımızın aldığı ödüllerin önemini aktarmak için yeterlidir.

Yazının Devamını Oku

Tablo değil, hücre

Gözün görmediği alanın renkli dünyasından fotoğrafları “Mikroskopi” adlı başvuru kitabında toplayan Prof. Dr. Alp Can, Türkiye’de Türkçe yazılmış tek kaynak yayın olan bu çalışmasıyla geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın elinden Türkiye Bilimler Akademisi Bilimsel Telif Eser Ödülü aldı.

Mikrografi (mikroskobik fotoğraf) konusunda 33 yılı aşkın süredir çalışma yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Can’ın “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabı hem bilim hem de fotoğraf dünyasında ses getirdi.



MİLİMETRENİN MİLYONDA BİRİ

Mikroskop kullanılarak çok özel tekniklerle çekilen fotoğraflara, kullanılan teknolojiye göre milimetrenin milyonda biri büyüklüğü yansıtılabiliyor. Mikrografi adı verilen mikroskobik fotoğraf konusunda Türkiye’de uzun yıllardır fotoğrafları ile uluslararası alanda ödüller de alan Prof. Dr. Can, “Yaşam Bilimlerinde A’dan Z’ye Mikroskopi” isimli kitabında kendi arşivinden çok sayıda mikrografa da yer verdi.

Yazının Devamını Oku

Sağlıkçılara saygı sergisi

Koronavirüs tüm dünyayı sardı hatta derinden sarstı. Gözlerimizden saklanan bu gizli düşman, yaşamlarımızı olağan akışının dışına sürüklerken sağlık çalışanlarının insan hayatı üzerindeki etkisini de acı bir süreçte gösterdi bize.

Hacettepe Üniversitesi ise Mutlu Topaloğlu’nun fotoğraflarıyla hazırladığı dijital bir sergi ile sağlık çalışanlarına ‘saygı’ sundu. corona.hacettepe.edu.tr/sergi/ adresinden online gezilebilen ‘Gizli Düşman’ adlı sergide 67 fotoğraf yer alıyor.



DİJİTAL OLMASININ SEBEBİ KONUSU

Hacettepe Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü Foto Film Birimi sorumlusu Mutlu Topaloğlu’yla ‘Sağlık çalışanlarına saygı duruşu’ sloganı ile açılan ‘Gizli Düşman’ sergisini ve fotoğraf tutkusunu konuştuk;

Yazının Devamını Oku

Fotoğraflar maç yaparsa

Evet evet, bu yarışmada fotoğraflar gerçekten maç yapıyor. Türkiye’de ortaya çıkan bu sıra dışı fotoğraf uygulamasının adı “PhotoCup.”



Uluslararası alanda da ilgi çeken ve kısa sürede 40 binin üzerinde üyeye ulaşan PhotoCup uygulamasında, fotoğraflar tıpkı bir spor müsabakalarındaki gibi ikili karşılaşmalara çıkıyor. Karşılaşmalarda en çok oyu alan bir üst tura ve nihayetinde de kupaya ulaşıyor. Fotoğraf tutkunlarını heyecanlandıran PhotoCup’ın yaratıcısı ise fotoğraf dünyasının yakından tanıdığı bir isim “Niko Guido.”
Kendisi, “İstanbul 365 gün” ve “Ben İstanbul” gibi projelerin yanı sıra uluslararası alanda yaptığı “14 Şehir” gibi birçok fotoğraf projesinin de sahibi. Tekrar PhotoCup’a dönersek, uygulama 1 Mayıs 2020’de hayata geçiyor ve bu sürede 40 binin üzerinde üyeye ulaşıyor. Zaman zaman bazı projelerde birlikte çalışma şansı da bulduğum usta fotoğrafçı Niko Guido, uygulamaya haftalık 15 bin fotoğraf yüklendiğini, 8 milyon oy kullanıldığını, her hafta pazar ve çarşamba günleri başlayan iki farklı kupa mücadelesinin verildiğini anlatırken bizi gerçekten heyecanlandırıyor. Bu uygulamanın Türkiye’de ortaya çıktığını ve özgün formatıyla dünyada tek olma özelliği taşıdığını aktaran Niko Guido ile PhotoCup’ın her yönünü konuştuk. Bakın neler anlattı:



Yazının Devamını Oku

Emekli albayın objektifinden

Şenol Zümrüt... Geçen aylarda Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan “albay” rütbesiyle emekli oldu. Asker kimliğinin yanı sıra Ankara’da fotoğraf camiasının tanıdığı, “uluslararası ödüller kazanmış” bir isim.

Son yıllarda birbirinin aynı fotoğraf karelerin üretilmesini eleştiren Şenol Zümrüt, “Sanatın oluşumunda mimesis(taklit) her zaman mevcuttur, ancak tekrar, arzu edilen bir durum değildir. Benzer çalışmaları üretmek, popüler olanın peşinde yol almak, kaçınılmaz olarak beğeni anlayışının sıradanlaşmasına neden oluyor” diyor.
Fotoğraf camiasının “komutan”ı Şenol Zümrüt’le, bir hobi olarak başladığı ve sonrasında ise aldığı ödüllerle kendini ispatladığı fotoğraf alanındaki tutkusunu konuştuk. İşte anlattıkları:



BELGELEME İLE MACERA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku