Asıl sömürü

Meclislerinde “Soykırım Kararı” alan ülkeler, aslında Ermenileri sömürüyorlar.

Bu tür kararlarla, Ermeniler ne kazanmış oluyor? Hiç... Yılda mutlaka 1 kere, özellikle de seçim vakti geldi mi, bunu hep yaparlar.

Böylece de Ermeni oylarını cepte keklik görürler.

Ermeni diyasporasına ne büyük bir hakaret bu.

***

En komiği de Fransız Macron.

Arada bir kafayı uzatıyor:

Ben de varım diyor, kendini hatırlatıyor.

Seçilmiş cumhurbaşkanıdır ama sırf öteki seçilmesin diye seçilmiştir.

Bravo Fransız halkına ki, Macron’un bütün kötü siciline ve karnesine rağmen, içlerinden bir kişi bile çıkıp “sen benim cumhurbaşkanım değilsin” demedi. Bağrına taş bastı.

Fransız deyip geçmeyin.

Evet, Fransız ne de olsa Fransızdır ama hiç değilse demokrasi terbiyesi vardır.

 

Ses yok

Suçluların iadesi sadece iktidar partisini mi ilgilendiriyor?

Kanun kaçaklarının batı ülkelerinde koruma altına alınması, muhalefet partilerimizi hiç mi rahatsız etmiyor?

Özellikle “kurucu parti” dediğimiz “ana parti” niye hiç sesini çıkarmıyor?

Bu mudur analık?

Batıya niye hiçbir çağrıda bulunmuyor?

Anacağım niye hep susuyor?

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Masa’ya dair

Taa Papua Yeni Gine’nin Doğu Akdeniz’de ne kadar hak ve hukuku varsa, Fransa’nın da o kadar var işte...

Fakat Fransa bizimle masaya oturmaya hazırlanıyor.

- Ne alâka?

Muhatabımız değil ki...

Aramızda bir ihtilaf yok ki:

Neyi tartışacağız?

Ne masası bu?

***

Hiç kusura bakmasın, Yunanistan da öyle.

Yazının Devamını Oku

Özetli-yorum

İş bize kalsaydı, yani gazetecilere, Türk - Yunan savaşı çoktan çıkardı.

Neyse ki badireyi galiba atlattık. Şimdi istikşafi görüşmeler başlayacak.

.............

Bu istikşafi kelimesi, yanlış hatırlamıyorsam, siyaset lügatına Prof. Ahmet Davutoğlu’ndan yadigârdır.

İstikşafi... Fena mı?

Birbirlerini keşfetsinler işte.

Türkiye gibi sağlam bir dostu nihayet keşfetmek, Yunanistan için çok faydalı olacaktır.

***

Bunu geçelim.

Yazının Devamını Oku

Virüs = Silah

Koronada günlük can kaybımız bir ara 14’e kadar inmişti.

Şimdi 60’ın altına inmiyor.

Sebebi malûm:

Adına rehavet diyorlar.

Ne kadar masum bir kelime, değil mi?

Rehavet... Oysa cebinizdeki virüsle kalabalığa daldıysanız bu suçtur.

Cinayet... Ölüme sebebiyete kadar yolu var.

***

Her cinayet bıçakla ya da tabancayla işlenmiyor ki.

Yazının Devamını Oku

Ey ruh...

Perşembe günü AB liderleri karar verecekler:

- Türkiye’ye yaptırım uygulayalım mı uygulamayalım mı?

Şimdii... Bizim ana muhalefet liderinden, mühim bir ricamız var.

Şunlara bir hadlerini bildirsin. Yaptırım da neymiş.

Çıkıp desin ki:

- Uygulamazsanız namertsiniz.

Ama şöyle gümbür gümbür bir bağırsın.

-Feriştahınız gelse boş diyerek yeri göğü inletsin.

*

Yazının Devamını Oku

Çakma Napolyon

Türkiye’ye gelip aday olsa, bütün Erdoğan karşıtları ona oy verir... Yani ittifak’ın çatı adayı’dır... Banko.

Dün Prof. Metin Feyzioğlu’nu dinlerken bende jeton ancak düştü.

......

Macron ne demişti sahi:

- Türk milletine değil, Erdoğan’a karşıyım.

Tamam işte.

Millet İttifakı’na 1 müttefik daha...

Hatta 2 müttefik...

Öyle ya...

Yazının Devamını Oku

Birikmiş notlar

Atatürk’ün ön ismi olan Mustafa’ya okulda iyi ki Kemal’i eklemişler.

Kemal olmasaydı, ulu öndere şimdi bazıları Gazi Mustafa diyecekti.

Bazıları da:

- Mustafa’nın askerleriyiz diyecekti.

Bu ne samimiyet yahu?

***

Muharrem İnce, ille partiden kovulmak istiyor ama kovulmayı bir türlü beceremiyor.

Muharrem Bey, size şimdi tüyo veriyorum, dikkat:

Sahiden kovulmak istiyorsanız, bir akşam CNN TÜRK’e çıkın, yeter.

Yazının Devamını Oku

Salgın nasıl biter?

Biter. Ama ancak ve ancak...

- Millet isterse biter.

- Millet karar verirse biter.

......

Devlet, elinden geleni yaptı.

Fazlasıyla yaptı.

Bütün kurumlarıyla yaptı. Başlangıçta yanında millet de vardı. Mücadele iyi gidiyordu. Sonraları millet sıkıldı, ipin ucunu bıraktı.

İşte o bıraktığından beri, salgın tekrar çıldırdı.

Bugün hâlâ:

Yazının Devamını Oku

Suna Kıraç

İlke, kural, disiplin....

Tek kelimeyle: Ciddiyet.

Tabii bunların getirdiği bir dizi başarı...

Suna Kıraç denince ben bu kelimeleri hatırlarım.

Hastalıkla boğuştuğu 20 küsur yılını saymazsak, kısacık ömrüne sığdırdığı bütün çalışmalar, aslında Türk Kadını’nın potansiyelini temsil etmektedir. Bize güzel örnekler bıraktı. O milli bir öğretmen’dir. Esas serveti budur.

Suna Kıraç nurlar içinde yatsın.

Memleketimin başı sağ olsun.

Kaftancıoğlu

Doktor Kaftancıoğlu,

Yazının Devamını Oku

Akdeniz notları

Yunanistan, Fransa’dan 18 uçak satın alıyor ama parasını Almanya ödüyor.

Bravo Almanya’ya...

Kuruşun hesabını yapardı ama burada kaz gelecek yerden tavuğu esirgemediğine göre, elbet bir bildiği olmalı.

Yoksa dolandırılıyor mu?

***

Macron’un bir ayağı Libya’da, bir ayağı Güney Kıbrıs’ta...

Ta Lübnan’dan İtalya’ya kadar mekik dokuyor.

Ne yapsın?

Kendi ülkesinde sokağa çıkacak hali yok.

Yazının Devamını Oku

Eylüle dair

Ağustos, nasıl zaferler ayı ise eylül de tersine, kötü izler taşıyor.

6-7 Eylül olayları, bir mahcubiyet olarak orada durmaktadır. (1955).

12 Eylül Darbesi ayrı bir yüzkarası (1980).

Daha durun. Yarın öbür gün 16-17 Eylül cinayetleri geliyor:

Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamı (1961).

Hüzün dolu başka günler de var ama hatırlatıp içinizi karartmak istemedim. Bu kadarı yeter.

*

Bereket 9 Eylül İzmir zaferiyle başlayan ve birçok şehrin kurtuluşuyla devam eden enfes bir seri de var. Bari içimizi o açıyor.

Bir dakika...

Yazının Devamını Oku

13 Eylül yazısı

Dün 12 Eylül’dü.

1980 darbesinin 40’ıncı yılı.

Bol bol demokrasi nutukları atıldı. Darbeler ve darbeciler bol bol kınandı.

Yani en kolay şey yapıldı.

Aradan 40 yıl geçtikten sonra, herkes yine kahraman kesildi.

Oysa 1980 12 Eylül sabahı, böyle miydik? Darbeyi alkışlarla nasıl karşıladığımızı, arşivlere girip de bir okuyun.

***

Gerçi alkışlarımızın gerekçesi sadece can güvenliğiydi. Sağcısıyla solcusuyla hepimizin hayatı kurtulmuş oluyordu. O günkü teslimiyetçi tutumumuzun yegâne mazereti bu olabilir. Ama işimiz bittikten sonra tutan demokratlık damarımız asker düşmanlığına kadar varmasaydı keşke.

Neyse ki Türk aydınları,

Yazının Devamını Oku

Para cezaları

Koronayla mücadele için konmuş kuralları ihlal, milyarlarca lira ceza getirdi...

Ama vatandaşta şöyle bir kanaat var:

- Bu cezalar, kağıt üzerinde kalır.

Ya da:

- Affedilir.

Öyleyse?.. Vur patlasın çal oynasın.

***

Şimdi hükümet, bu cezaların asla kağıt üzerinde kalmayacağını, muhakkak tahsil edileceğini kesin bir dille duyurmalı ve bu tür söylentileri yalanlamalıdır.

***

Yazının Devamını Oku

Dikili ağaç

Kimi köprü yaptırmam der, kimi köprüyü sattırmam diye yumruğunu masaya vurur, kimi de hazır yapılmış köprünün ücretsiz geçişini sağladığı için övünür.

 

Özeti şudur:

Başarılı bir hayat hikayesi.

Hepsinden Allah razı olsun.

***

Hayatında çivi çakmamış,

bir çeşme bile yapmamıştır ama onarım sonrası musluğu çevirip suyu ilk akıtan odur.

Alkışlar arasında:

Yazının Devamını Oku

Gündem’e dair

İdamın geri dönmesi, oy mu getirir, oy mu götürür?

- Ne alâkası var bunun oy’la?

Eğer oy getiriyor olsaydı,

12 Mart dönemindeki idamlara hararetle evet diyen partiler, ihya olurdu. Halbuki ilk seçimde güm...

Kaldı ki infazları durduran Ecevit Hükümeti de 2002 seçimlerinde hiç hezimete uğramaz ve küme düşmezdi.

***

Yâni, deli saçmalarıyla uğraşmayalım.

Buyurun; bir tane daha:

- İdam konusu gündemi değiştirmeye yarar mı?

Yazının Devamını Oku

İdam’a dair

Herkes fikrini elbet söyleyecek. Kimi onaylayacak, kimi idamı sakıncalı bulacak, kimi de şerh koyacak.

Fakat Faik Öztrak’a bilmem katılan olacak mı?

Diyor ki:

- Bu girişim, yurtdışına kaçan FETÖ’cüleri affetme girişimidir.

Yani, idam tekrar gelirse, artık yurtdışındaki kanun kaçakları Türkiye’ye iade edilmeyecek.

(Sanki şimdi ediliyormuş gibi.)

***

Sosyal Demokrat bir partinin idama külliyen karşı çıkmasını anlarım. Gayet doğaldır. Gerekçe bile aramam. Ama idam tasarısına böyle bir af girişimi atfetmeyi,

Faik Öztrak

Yazının Devamını Oku

Bu ne pişkinlik

“Havuç’u ver sopa sende kalsın”

 

Bunu bize söyleyen terbiye yoksunu adam, AB Konseyi Başkanı Charles Michel... Yâni pabucumun başkanı... Seviyesi o.

Yunan bile böyle konuşmuyor, sen kim oluyorsun kel kâhya? Sen Akdeniz’in neresindesin ki? Haritada bir göster bakayım.

***

Avrupa Birliği dökülüyor.

Ama hâlâ patron pozlarında.

Yahu siz, Yunanistan’la bizim aramızda hakem misiniz, arabulucu musunuz, yoksa taraf mısınız nesiniz? 24 Eylül’de ne azizlik düşünüyorsunuz yine Türkiye’ye?

Yaptırımmış.

Yazının Devamını Oku

Rüya gibi

Geçen haftanın incisi:

- Abdullah Gül’den niye bu kadar korkuyorlar?

Bütün hafta bu deli saçmasını tartıştık durduk.

Oysa kimsenin korktuğu yok.

Bilâkis, yeni bir kesim, onu gayet sevimli buluyor. Atatürkçü ve cumhuriyetçi duruşuyla sergilediği büyük aşama, kısmen müstehzi karşılansa da, millet ittifakı içinde - kısmen - takdir de görüyor.

***

Sadece bir problem var:

- Seçimde çatı adayı olmayı bakalım kabul edecek mi?

Gül ya çıkıp derse ki:

Yazının Devamını Oku

Zor olan

Akdeniz’de herhangi bir devletle mücadele ettiğimizi sanmayın.

Biz orada bir ahlâkla mücadele ediyoruz.

Keşke mücadelemiz, ete kemiğe bürünmüş ciddi bir devlet’le olsaydı. O zaman kolaydı.

Fakat heyhat.

Ahlâkla mücadele çok zordur... Hele arkasında bir ahlâksız daha varsa...

 

Peki ama nasıl?

Bunu soran çok oldu ama kimse cevap alamadı.

Güçlendirilmiş

Yazının Devamını Oku

Özel bir durum

Derler ya: - Çocuktan al haberi.

Biz de Abdullah Gül ile ilgili doğru haberi Özgür Özel’den aldık işte.

Çocuk dediysem, müsamere çocuğu değil... Ama çocuk masumiyeti içerisinde konuştuğu muhakkak.

Buradan anlıyoruz ki

Gül’ün yolu kapalı.

***

Ayıp olmasın diye, genel başkanı hemen tevil yoluna gidiyor, adaylık için şimdiden konuşmanın erken olduğunu, kişiler üzerinde değil, ilkeler üzerinde durmak gerektiğini falan vurguluyor ama kim dinler?

Doğrucu Davut bu...

15 Temmuz’a tiyatro diyenleri de ters köşeye yatırmış ve demişti ki:

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Yazarın Tüm Yazıları