GeriOya ARMUTÇU Ticari uyuşmazlık da arabulucuya
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ticari uyuşmazlık da arabulucuya

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 1 Ocak 2019’dan itibaren açılacak tüm ticari uyuşmazlıklara ilişkin davalarda arabuluculuk yoluna başvurmanın zorunlu hale getirildiğini açıkladı. Gül, ortalama 541 gün süren ticari davaların bir haftada çözüme kavuşturulmasının hedeflendiğini söyledi.

YENİ yılda iş uyuşmazlıkları gibi ticari uyuşmazlıklar da zorunlu olarak önce arabulucuya gidecek. Hürriyet’i ziyaretinde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 1 Ocak 2019’dan itibaren açılacak tüm ticari uyuşmazlıklara ilişkin davalar öncesinde arabuluculuk yoluna başvurmanın zorunlu hale getirildiğini açıkladı:

HEDEF EN KISA SÜREDE ÇÖZÜM

“İş uyuşmazlıklarının hızlı, basit ve adil şekilde çözümlenmesi için 12 Ekim 2017’de kabul edilen kanunla, İş Mahkemeleri Kanunu ile işçi alacak ve tazminatları, işe iade talepli davalar açısından arabuluculuğa başvurulması dava şartı haline getirilmişti. İş davalarına dönük uygulamanın başladığı 2018 başından itibaren arabuluculara giden 297 bin 147 dosyanın yüzde 67’si anlaşma ile sonuçlandı. Geçen yıl aynı dönemde iş mahkemelerinde 190 bin dava açılırken, bu yılın aynı döneminde 68 bin 280’e geriledi.

2017’de asliye ticaret mahkemelerine 231 bin 80 dava açılmıştır. 1 Ocak’tan itibaren dava şartı olarak arabuluculuk getirilerek ticaret uyuşmazlıklarının önemli bir kısmının çok kısa sürede çözülmesini öngörüyoruz. Ticari hayatta dostane yöntemle her iki tarafın da hukuku daha etkin şekilde korunacak. Amacımız ticari uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlanmasını sağlayarak toplumun genelini rahatlatmak ve iş dünyasının faaliyetlerini güven içerisinde yürütebilmesine hizmet edecek bir uygulama geliştirmek.”

Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin arttırılması ve yaygınlaştırılmasının önemli bir başlık olarak yer alacağı Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde sona gelindi.
Gül, bu konuda ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Çalışma grupları ile çalışıyoruz. Son halini verdikten sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın da kabulüyle bunu bir hükümet yol haritası olarak kamuoyu ile paylaşacağız.

Yargı reformu çok önemli kavram. Bir bisikletin üzerinde gider gibi biz her şeyi yaptık, nirvanaya ulaştık demek insanı tekrara düşürür, geriletir. Ortaya beş yıllık bir niyet belgesi koyuyoruz. Kimsenin elinde bir sihirli değnek yok. Hedefimiz ‘güven veren bir adalet
sistemi’ kurmak.”

 

 

BADER PANELİNDE KRİTİK UYARI

- Bağımsız Arabulucular Derneği (BADER) ile Ankara Barosu’nun 6 Aralık’ta düzenlediği ‘Basın ve Arabuluculuk’ konulu panelde ben de konuşmacıydım. Ankara Barosu Yönetim Kurulu üyesi avukat Zafer Doğan Bilgin yönetimindeki panelde, Sonsöz Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Orhan Uğuroğlu, Ankara Barosu Disiplin Kurulu Başkanı BADER üyesi avukat Murat Akçasoy ile birlikte arabuluculuğu masaya yatırdık.

En önemli notu oturum başkanı Bilgin düştü. Bilgin, arabuluculuğun, mesleğinde en az beş yıllık kıdeme sahip hukuk fakültesi mezunlarınca yapılması gerektiğini vurgulayarak şu uyarıyı yaptı: “Süreç sonunda imzalanan belgelerin ilam niteliğini haiz belgeler olması ve hukuki bir sonuç doğurması sebebiyle hukuk eğitimi alanlar dışındaki kişiler tarafından arabuluculuğun icra edilmesi halinde çok ciddi sorunlarla karşılaşılması kaçınılmazdır. Arabuluculuk sürecinin hukuk eğitimi alan kişiler dışındaki meslek gruplarına açılması toplumda oluşmuş güveni sarsacağı gibi hukuk eğitimi almayan kişiler tarafından düzenlenen tutanaklardaki hukuka aykırı düzenlemelerin yeni bir yargı yükü oluşturacağı gerçeği yadsınamaz.”

Bu uyarıya kulak verilmeli.

X

Site yönetimi derdi

İçinde alışveriş merkezi, restoranları, kafeleri, spor salonları, bulunan kompleks yapıdaki sitelerin yönetimleri dert haline geldi. İstanbul’daki lüks siteler başta, yönetimsel sorunlar ve kiralarla yarışan yüksek aidatlar nedeniyle bir numaralı şikâyet konusu. Yasal dayanağı olmadığı halde, site yönetimlerince kesilen “Yanlış yere park ettin, çimlere bastın, sosyal mesafeye uymadın” cezalarının yanı sıra aidat ödemeyene otopark yasağı, işyerine şikâyet etmek gibi uygulamalar okurlarımı isyan ettiriyor. Bu konudaki soruları Kentsel Tesis Yönetim Derneği Başkanı Suat Sandalcı’ya yönelttim.

Türkiye’nin her yerindeki site ve apartmanlarda yaşayan okurlarımdan, her gün onlarca şikâyet geliyor.

İstanbul’daki lüks sitelerde başta yönetimsel sorunlar ve kiralarla yarışan yüksek aidat bir numaralı şikâyet konusu. Yasal dayanağı olmadığı halde, site yönetimlerince kesilen “Yanlış yere park ettin, çimlere bastın, sosyal mesafeye uymadın” cezalarının yanı sıra aidat ödemeyene otopark yasağı, işyerine şikâyet etmek gibi uygulamalar okurlarımı isyan ettiriyor. “Bu sorunun bir çözümü yok mu? Mevzuatta düzenleme yapılması gerekmez mi? Bu keyfi uygulamaları mahkemeye taşıyamaz mıyız?” diye soruyorlar.

SİTENİZİ PROFESYONEL ŞİRKETLER YÖNETSİN

Tüm bu konuları uygulamanın içindeki bir isimle Kentsel Tesis Yönetim Derneği (TRKTYD) Başkanı Suat Sandalcı’yla konuştum. Sandalcı, site yönetimlerinin hizmet durdurma, ceza kesme yetkisi olmadığını vurguladı. Site yönetim şirketlerine standart ve yasal düzenleme isteyen Sandalcı, okurlarıma da sorun yaşamamak için site ve apartman yönetiminde, işini doğru yapan profesyonel şirketlerden destek almalarını önerdi. Sandalcı’nın değerlendirmeleri bakın şöyle:

SİTE YÖNETİMİ ÜLKE SORUNU HALİNE GELDİ

“Site yönetimlerindeki çarpıklıklar, İstanbul’un değil ülkemizin yegâne sorunu olmuştur. Örneğin Tuzla’da 250 dairenin yer aldığı lüks sitede, geçici site yönetiminin uygulamaları sosyal medyada gündeme geldi. Site sakinleri ‘asgari ücret cezası’ adı altında ceza kesildiğini, ödemedikleri takdirde otoparka giremediklerini ve site yönetimi tarafından işyerlerine şikâyet mailleri atıldığını dile getiriyorlar. Site yönetimlerinin görevleri kanunda bellidir. Hiçbir site yönetimi, ‘Malik gider avansını ödemiyor’ diye hizmeti durduramaz, hiçbir malik de ‘Site yönetimi hizmet vermiyor’ diye aidat ödememezlik yapamaz.

DAVA AÇMALARI GEREKİR

Yazının Devamını Oku

Site aidatı öderken nelere dikkat etmeli?

İstanbul Barosu Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu Başkanı ve 37 yıllık avukat Mustafa Şeref Kısacık, kira gibi yüksek site aidatı ödeyenler için çarpıcı uyarılarda bulundu: Yeni bir siteye taşındıysanız, ev sahibi de kiracı da olsanız bütçeyi inceleyin. Aidatın içinde geçen dönemden kalan borç var mı, bakın. Örneğin eski güvenlik şirketinin açıp kazandığı 200 bin liralık tazminatı, geçen yıl yenilenen havuzun 300 bin liralık giderini ödüyor olabilirsiniz. Ama siz ödemek zorunda değilsiniz.

“Kiracılar, yüksek aidat öderken dikkat!” yazımın ardından kiracı ve ev sahibi okurlarım tarafından soru yağmuruna tutuldum. Kira gibi yüksek site aidatlarının hangi kalemlerini ev sahibinin, hangilerini kiracıların ödemesi gerektiğini öğrenmek istiyorlar. Mahsuplaşmanın nasıl yapılabileceğini soruyorlar. Okurum M.A.’nın, aidat sorunlarını özetleyen sorusu şöyle:

“Pandemi nedeniyle ertelenmiş olan site genel kurul toplantıları mart sonu nisan başı gibi gerçekleştirilecek. Ekte kiracı olarak oturduğum sitenin 2021 yılı bütçesini gönderiyorum. Sitemizde, belirlenen aidatın tamamını konutta kiracı oturuyorsa kiracı, konut boşsa veya ev sahibi oturuyorsa ev sahibi ödemektedir. Halbuki bu bütçedeki harcama kalemlerinin bir kısmının kiracıyı ilgilendirmediğini kat maliki tarafından ödenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak internette yaptığım araştırmalarda maalesef net bir bilgiye ulaşamadım. Elinizde hangi harcamaların kat maliki, hangisinin kiracı tarafından karşılanması gerektiğini gerekçeleriyle gösteren bir tablo var mı? Gönderebilir misiniz ya da hazırlatıp yayınlar mısınız?

AİDATTAN İLK VE ASIL SORUMLU KAT MALİKİ

Okurum M.A. ile diğer okurlarımın aidat sorularını İstanbul Barosu Kat Mülkiyeti Hukuku Komisyonu Başkanı, bu alanda uzman ve eğitimler veren 37 yıllık avukat Mustafa Şeref Kısacık yanıtladı. Ev sahibi ve kiracıların site aidatları konusunda izlemeleri gereken yolu gösteren avukat Kısacık’ın değerlendirmeleri bakın şöyle:

“Apartman ve sitelerdeki ortak gider avansından (aidat) ilk ve asıl sorumlu her zaman kat malikidir. Kat malikleri, ‘kiracımdan niye aidatı almadınız’ diye yönetime hesap soramaz. Her ay kira bedelini tahsil ettiği gibi, aidatın ödenip ödenmediğini takip etmesi, kiracısına ödetmesi veya kendisinin ödemesi gerekir.

KİRACIDAN OLAĞAN YÖNETİM GİDERİ İSTENEBİLİR

Öncelikle şunu bilmek gerekiyor. Sitelerde sadece ‘olağan yönetim giderleri’ kiracılardan istenebilir. Örneğin asansörün periyodik bakımı, kontrolü, ortak alanların aydınlatılması, temizliği, çalışanların ücreti gibi. ‘Yatırım ve demirbaş’ niteliğindeki giderleri (Asansörün yenilenmesi, çatı onarımı, yeni peyzaj yaptırılıp bahçeye ağaç ve kalıcı bitkilerin dikilmesi, havuz yapımı, havuzun yapısal arızasının çözümü, jeneratör alınması, güneş enerjisi sistemi kurulması) kiracıların asla ödememesi gerekir.

Yazının Devamını Oku

Sonradan asansör yapılabilir mi?

Binanızda asansör yoksa sonradan yaptırılabilir mi? Apartman sakinlerinin kat malikleri kurulunda sayı ve arsa payı çoğunluğu ile alacakları kararla, mimari proje de uygunsa, binaya sonradan asansör yaptırılabilir.

İstanbul ve Ankara başta, 4-5 katlı eski binalarda asansör olmaması büyük sıkıntı yaratıyor. Birçok okurum binaya sonradan nasıl asansör yaptırılacağını öğrenmek istiyor. Zemin katta oturanlar ise asansör için diğer komşuları ile aynı miktarda para ödemek zorunda olup olmadıklarını soruyorlar. Okurum S.İ.’nin örnek sorusu şöyle:

“Ben 2 daire üzeri 5 katlı toplamda 10 dairesi olan, 20 yıllık eski bir binada ev sahibiyim. Benim dairem dükkân üstüdür. Binanın asansörü hiç yapılmamış. Ama yeri var. Asansör taktırmak için toplantı yapılacak. Bildiğim kadarıyla herkes asansöre yapılan harcamalardan mesul. Zemin kat (dükkân üstü) asansör taktırmak için herkesle aynı parayı vermek zorunda mı? Belli bir oran var mı? Zemindekiler 4/1 oranında öder diye duydum. Bunun gerçekliği ve buna benzer aynı parayı vermemek için kanuni olarak yollar var mı?”

Okurum S.İ.’nin sorusuyla benzer soruları Ankara Barosu Mülkiyet Hukuku Kurulu Başkanı avukat Murat Tezcan, Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümlerine göre bakın şöyle yanıtladı.

ZEMİN KAT  İÇİN ÖZEL BİR DÜZENLEME YOK

“KMK’nın 20. maddesine göre kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür. Zemin katta yer alan bağımsız bölümlerin malikleri için KMK’da özel bir düzenleme yer almamaktadır.

BAŞKA BİR ANLAŞMA VAR MI BAKIN

Maliklerin burada sayılan giderlere eşit oranda katılmayacakları, arsa payları oranında katılacakları unutulmamalıdır. Diğer bir husus da kat maliklerinin aralarında başkaca bir anlaşma yapmamaları halinde, burada yazılı kuralın uygulanacağıdır. Bir kat maliki burada yazılı giderlere katılmadan önce arsa payına bakmalı ve kat malikleri arasında kanun hükmünün aksi yönünde bir anlaşma yapılıp yapılmadığını tespit etmelidir.

Yazının Devamını Oku

Bitişikteki fırın şikâyet edilebilir mi?

Bitişik binadaki fırının hamur makinesi sesi, çalışanların gürültüsü sizi uyutmuyorsa, apartmanın altındaki yem dükkânından ağır kokular geliyorsa şikâyet etmek mümkün mü? Şikâyet için aynı binada oturma şartı var mı?

Önce okurum İ.M.’nin sorusu: “İkamet ettiğim ve yöneticisi olduğum apartmanın bitişiğinde bulunan binanın alt katında fırın var. Bu fırın gece saat 23.00’ten 04.00’e kadar hamur karma makinesi ve çalışanların sesi ile birlikte bizim bitişikteki 5 daireyi fazlaca rahatsız ediyor. Özellikle 1 ve 2. katta oturanları. Rahatsızlığımızın giderilmesi noktasında yapmamız gereken nedir? Anladığımız kadarıyla fırında ses ve ısı yalıtımı da yok. Nasıl bir yol izlemeliyiz?

Deprem yönetmeliği ile 2013’ten sonra çıkan bina altındaki fırınların kapsamına girer mi? Aydın İncirliova ilçesinde ikamet ettiğimizden nüfus 100 bin kişinin altında kaldığı için bir şey yapma hakkımız yok mu? Şikâyet etmemiz için aynı binada mı ikamet etmemiz gerekiyor? Şikâyetimizi nereye ve nasıl yapabiliriz?”

‘KOMŞU HAKKINA’ GİRER

Okurum İ.M. ile bitişik binadaki fırın ve benzeri imalathanelerden şikâyetçi olan çok sayıda okurumun sorularını Ankara Barosu Mülkiyet Hukuku Kurulu Başkanı avukat Murat Tezcan yanıtladı. Tezcan’a göre dava yoluna başvuru dışında, belediyeye fırını şikâyet etme ve savcılığa suç duyurusunda bulunma hakkı var. Tezcan’ın okurlarıma izlemeleri gereken yolu gösteren ayrıntılı açıklamaları bakın şöyle: “Türk Medeni Kanunu’nda taşınmaz mülkiyetini kısıtlayan birtakım düzenlemelere yer verilmiştir. Bunlardan biri de ‘komşu hakkı’dır. TMK’nın 737. maddesine göre herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Böylesi bir durumdaysanız, dava açarak hâkimden taşkınlığın giderilmesini, gerekli tedbirlerin alınmasını ve var ise zararının ödetilmesini isteyebilirsiniz. Dava yolunun yanı sıra belediyenize bu fırını şikâyet etme hakkınız var. Öncelikle bir yerde dükkân çalıştırmak ya da apartmanda oturmak, her şeyi yapabilme özgürlüğü vermez.

BELEDİYEYE ŞİKÂYET HAKKINIZ VAR

Her ne kadar İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik’in 26 Kasım 2014 tarihinde yayımlanan geçici 3. maddesinde ‘Bu maddenin yayımı tarihinden önce yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi özel yapı şekline uygun olarak düzenlenen ve bu haliyle tapu kütüğüne tescil edilen yapılarda açılacak fırınlarda ayrık nizamda müstakil bina şartı aranmaz. İşyeri açma ve çalışma ruhsatı bulunan ancak ayrık nizamda müstakil binada bulunmayan ekmek fırınları devredilemez’ düzenlemesine yer verilmişse de bu madde, fırın işletmesinin gürültüsünden rahatsız olan kişilerin şikâyet haklarını kullanmalarına engel olmamaktadır. Üstelik şikayet sahibinin o fırının bulunduğu binada oturması şartı da yoktur. Yönetmeliğin geçici 3. maddesi; 2014 yılından önce, maddede belirtilen koşullara uygun yapılarda açılacak fırınlarda müstakil bina şartının aranmayacağı düzenlemesine yer vermiş, ancak bu fırınların gürültüsünden rahatsız olduysanız şikâyet hakkınızı kullanmanıza engel getirmemiştir. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin 46/2-ç maddesi ise fırınların duvar ve döşemelerinde ısı ve ses yalıtımı uygulanmasını zorunlu tutmuştur. Bunun tespit edilmesini de isteyebilirsiniz.

SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU

Yazının Devamını Oku

Karşılıksız çek dalgası geliyor

Koronavirüs tedbirleri kapsamında karşılıksız çek mahkûmlarının cezalarının infazı 26 Mart 2020 tarihi itibarıyla durdurulmuş ve tahliye tarihinden itibaren en geç 1 yıl içinde çek bedelinin ödenmeyen kısmının 10’da birini ödeme zorunluluğu getirilmişti. Salgın sürecinde işleri aksayan binlerce esnaf çek taksitlerini ödeyemedi. Yeni bir infaz düzenlemesi yapılmaması halinde binlerce karşılıksız çek hükümlüsüne yeniden cezaevi yolu görünecek. Avukat Serkan Ağar, “Geçici önlemler yerine dünyada başka bir örneği olmayan karşılıksız çeke hapis cezası, müjdelenen yargı reformuyla birlikte bir an önce kaldırılmalı ve yaklaşmakta olan dip dalgası önlenmeli. Çek Kanunu’na geçici bir madde eklenmek suretiyle mart ayında cezaevine girecek olan binlerce esnafa yeni bir imkân sağlanmalı ve hükümlerin infazı en az iki yıl ertelenmeli” görüşünü savundu.

Salgın nedeniyle zor durumdaki çoğu restoran, kafe sahibi esnaf okurlarım, “İşimizi yapamadık. Bir kuruş kazanamadık. İnfaz durdurulması karşılığı ödememiz gereken çek taksitlerini bile ödeyemedik. Borcumuzu ödeyemediğimiz için tekrar hapse girersek nasıl ödeme yapacağız?” diye soruyorlar. 

Vergi suçlarından yakınan ve sahte faturaya katlamalı cezalandırmadan şikâyetçi olan okurlarımın durumunu özetleyen iki örnek soru da bakın şöyle:

VERGİ SUÇU DÜZENLEMESİ NE ZAMAN?

C.B.: Bursa’da bin 200 kişi çalışan şirketiz, matrah artırımı da yapsak yine bir şekilde ceza var. 2008-2011 yıllarından sorumlu tutup 12 yıl ceza verdiler. Toplam maddi zarar karşılığı devlete 85 bin TL ödedik. Bu nasıl vergi barışı? Bu çok acil bir durum. Vahim sonuçları var. Vergi suçu düzenlemeleri ne zaman yapılır?

İ.O.: 2016-2017 yıllarında şirketimize, mal aldığımız firmalardan sahte fatura çıktı. Ödemelerini havale yolu ile yapmamıza rağmen kabul etmediler ve savcılığa verdiler. 2016 yılı için 3 yıl 1 ay, 2017 için 3 yıl 1 ay, toplam 6 yıl 2 ay hapis cezası yapıyor. Her yıl sahte fatura çıkarsa hepsinden ayrı ayrı mı yargılanacağız? Bu kanunda bir değişiklik olacak mı?

ÇEK DOSYALARININ SAYISI 250 BİNİ BULDU

Karşılıksız çek mağduru okurlarımın sorularıyla ilgili vergi hukuku uzmanı avukat Dr. Serkan Ağar bakın şu değerlendirmeleri yaptı:

Yazının Devamını Oku

Pandemiden kira sözleşmesinin feshi nasıl istenir?

Özel okulda çalışan öğretmen okurum Y.E.Y. maaşında kesinti yapıldığını, pandemiyi ‘mücbir’ sebep olarak göstererek, üç ay kalan kira sözleşmesi bitmeden evden çıkıp çıkamayacağını soruyor. Sulh hukuk mahkemesine başvurarak, ‘aşırı ifa güçlüğü’ yani ödeyemediği gerekçesiyle kira sözleşmesinin feshini isteyebilir. Ev sahibine kira sözleşmesi dolmadan evi tahliye ettiği için de tazminat ödemek zorunda kalmaz.

Önce okurum Y.E.Y.’nin sorusu:

“Özel okulda çalışan bir öğretmenim. Pandemi dolayısıyla maaşımda kesinti yapılıyor. Bu yüzden anlaştığım kirayı ödemekte zorlanıyorum. Sözleşmenin bitmesine 3 ay kaldı. Bir de depozitom var ev sahibinde. Kendilerinden bu durumdan dolayı dostane şekilde indirim talep ettim son 3 ay için, fakat kabul etmediler. Pandemi mücbir sebebiyle kira kontratı bitmeden evi tahliye etmem mümkün müdür? Herhangi bir tazminat ödemek zorunda kalır mıyım?”

KORONAVİRÜS MÜCBİR SEBEP

Ankara Barosu avukatlarından Buğcan Çankaya, Y.E.Y. başta, koronavirüs nedeniyle kirada indirim ve kira sözleşmesi dolmadan evden çıkmak isteyen okurlarımın, benzer sorularını ayrıntılı şekilde bakın şöyle yanıtladı:

TBK’DAKİ İSTİSNA: AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ

“Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Yargıtay tarafından benimsenen sözleşmeye bağlılık ilkesinin istinası ise kira sözleşmelerine dönük açılacak ‘uyarlama davası’dır. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 138. maddesinde ‘Aşırı İfa Güçlüğü’ madde başlığı altında düzenlenmiştir.

UYARLAMA VEYA FESİH TALEP EDİLEBİLİR

Yazının Devamını Oku

Uzman pedagog çocuğa sorduysa hâkimin dinlemesine gerek yok

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, boşanma sürecindeki tüm çiftleri ilgilendiren önemli bir içtihata imza attı. Bu karar ışığında, artık aile mahkemelerince idrak çağındaki sekiz yaş ve üstündeki çocuklar hakkında velayet hükmü kurulurken, uzman tarafından çocuğun görüşü alınmışsa, hâkim duruşmada yeniden çocuğun görüşüne başvurmayabilecek.Uzman raporuna rağmen hâkim çocuğu dinlemek isterse, duruşma salonu yerine adli görüşme odasında (AGO) uzman eşliğinde beyanı alınabilecek. Antalya aile mahkemeleri bu uygulamayı sıklıkla kullanıyor. ‘Çocuğun yüksek yararına’ dayanan bu yeni uygulamayı hem taraflar hem avukatlar memnuniyetle karşılıyor. Haberiniz olsun.

Önce okurum K.Z.’nin sorusu: “Eşimle boşanma davamız var. 9 yaşındaki kızımın velayeti konusunda anlaşamıyoruz. Aile mahkemesi uzmanları kızımla konuştular. Küçük kızım, babasından çekiniyor. Hâkimden, duruşma salonundan korkuyor. Boşanmamız kızım için zaten travma oldu. Adliyede, duruşma salonu dışında adli görüşme odasında ifade alınabildiğini okudum. Bu sadece mağdur çocuklara dönük mü uygulanıyor? Boşanma davamız da kızımın da bu şekilde beyanının alınması mümkün mü?”

TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA YOK

Okurum K.Z. ve birçok okurumun benzer sorularını Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Yargıtay kararları ışığında yanıtlamak mümkün. Yargıtay’ca çocuğun idrak yaşı 8 olarak belirlenmiş durumda. İdrak yaşındaki 8 yaş ve üstü çocuğun görüşü alınarak velayet kararı veriliyor. Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor:

Çocuğun kendisi ile ilgili her konuda bilgilendirilmesi ve görüşünün alınması TMK’da açıkça yok. Ancak taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerde var. Anayasa’nın 90. maddesine göre de uluslararası sözleşme hükümlerinin iç hukukta öncelikle uygulanması gerektiğinden, bu ilke iç hukukta benimsenmiş durumda ve uygulanıyor.

 YANITI YARGITAY KARARI VERİYOR

Çocuğun velayet konusundaki görüşünün mutlaka mahkemede hâkim huzurunda alınmasının gerekip gerekmediği sorusunun yanıtını Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) 27 Haziran 2018 tarihli (2017/2-3117 E, 2018/1278 K sayılı karar) kararı veriyor. Buna göre eğer çocuğun velayet konusundaki görüşü uzman tarafından alındıysa, duruşmada yeniden hâkim tarafından görüşünün alınmasına gerek yok.

Yargıtay, bu kararı çocuğun tekrar tekrar konuşmaya zorlanarak, ikincil örselenmesinin önüne geçilmesini sağlamak için verdiğini de kayda geçiriyor. Oyçokluğu ile verilen karar bakın şöyle:

Yazının Devamını Oku

Çocuk teslim etmemek suç

İcra memuru ile gidip çocuğunu teslim alamadan eli boş dönen ebeveynler, engel olan tarafa karşı nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini soruyorlar. Velayet hakkı kendisine verilen eş, hakkını kötüye kullanarak çocuğu diğer tarafa göstermezse, bu bir suç. Şikâyetiniz üzerine cezası da altı aya kadar hapis. Haberiniz olsun.

Okurum M.S.’nin sorusu şöyle:

“Kardeşim oğlunu 6 aydır göremiyor. Eve çocuğunu görmek için icra yoluyla gitti. Ancak evde yoktu. Ne yapması gerekiyor?”

Abla M.S.’nin erkek kardeşi de çocuğunu görememekten şikâyetçi babalardan. Bu şikâyet daha çok babalardan geliyor. Mahkemenin kişisel ilişki kararını icraya koymalarına rağmen çocuklarını görememekten yakınıyorlar. İcra memurları ile gidip çocuklarını alamadan eli boş dönen ebeveynler, engel olan tarafa karşı nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini öğrenmek istiyorlar.

İcraya paraya yatırılarak çocuk teslimi uygulamasının ne zaman kaldırılacağını soruyorlar.

ÇOCUĞUNUZLA GÖRÜŞMEK KANUNİ HAKKINIZ

Okurum M.S. ve diğer okurlarımın sorularını Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Yargıtay kararları ışığında yanıtlamak istiyorum. TMK hükümlerine göre her ebeveynin boşanma davası devam ederken veya eşlerin fiilen ayrı yaşadıkları dönemde diğer eşin yanında yaşayan çocuğu ile arasında kişisel ilişki kurulmasını isteme, çocuğunu görme hakkı var. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, TMK’nın 169. maddesine göre davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine ve boşanma davası devamınca çocuklarının geçici velayetinin kime verileceğine ve diğer eş ile çocuklar arasındaki kişisel ilişkinin nasıl kurulacağına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden veya talep üzerine alıyor.

ÇOCUKLAR İCRA 

Yazının Devamını Oku

Sandıktan çıkan çeyrek altınkimin hakkı?

Koronavirüsle birlikte düğünlerdeki takı törenleri yerini takı sandığına bıraktı. Davetlilerin gelin ya da damada takmayıp sandığa attığı takılar kadına mı erkeğe mi ait sayılacak? Yanıtını, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan verdi: “Sandığa atılan küpe, gerdanlık, kolye gibi kadına özgü takılar kadına; erkek kol saati, altın kol düğmesi erkeğe ait. Hem kadın hem erkeğin kullanabileceği özellikteki yarım altın, çeyrek altın, para, döviz ortak. ‘Gelin sandığı’ ve ‘damat sandığı’ ayrı ayrı ise içindekiler ‘sandık sahibi’ne ait.”

Koronavirüsle birlikte maske, mesafe ve temizlik kurallarına uygun bir saat süren en fazla 30 kişinin katıldığı düğünlerdeki takı törenleri de değişti. Takı töreni, yerini takı sandığına bıraktı. Geline ve damada uzun uzun sarılıp kutlanarak, yüz yüze koyu sohbetler eşliğindeki saatlerce süren takı törenleri artık yok. Takı töreni yerini takı sandığına bıraktı.

Önümüzdeki martta evlenecek S.Z.H. adlı kadın okurum, kime verildiği belli olmayacak şekilde takı sandığına atılan takıların kadına mı erkeğe mi ait sayılacağını soruyor. Düğünde ayrı ayrı takı sandığı konulup konulamayacağını öğrenmek istiyor.

YANITI BAŞKAN GENÇCAN’DAN

Okurum S.Z.H. ve düğün takılarına ilişkin benzer soruların yanıtını boşanma davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan verdi. Gençcan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (YHGK) son “düğün takısı” içtihadı ışığında, sosyal medya hesabından şöyle değerlendirdi:

Ziynet eşyası ‘kadına özgü’ ise eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir âdet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından ‘hangi eşe takılmış olursa olsun’ kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğindedir. (TMK mad. 1, 6, 220/1-1, 222/1, HMK mad. 190, YHGK’nin 04.03.2020 tarihli ve 2017/ 3-1040 E., 2020/240 K. sayılı kararı) Aksi halde, eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar (yarım, tam, çeyrek altın vb) onların paylı mülkiyetinde sayılır.

İÇTİHATTA YOK, KRİTERLER AKLIN GEREĞİ

COVID-19 salgınından sonra düğünlerdeki takı töreni uygulamasının da değiştiği hepinizin malumudur. Artık ekonomik değer taşıyan şey, taraflara takıldığı gibi, ortaya koyulan ya da dolaştırılan takı sandığına da konulmaktadır. Yargıtay’ın son içtihadı bu olguyu kapsamadığı da izahtan varestedir. Ne var ki ‘kadına özgü’ ve ‘erkeğe özgü’ olma kriterinin sandığa koymada uygulanması lüzumu da aklın gereğidir. Sandığa konulan şeyin aidiyeti Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ölçüsü baz alındığında aşağıdaki gibi belirlenmelidir.

Yazının Devamını Oku

Kapı önüne çöp atan gürültü yapan komşuyla nasıl mücadele edilir?

‘Komşuyu rahatsız etmemek’, genel bir kural olmanın ötesinde kanuni bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğe uymadığı gibi tüm uyarılara rağmen kapı önüne çöp, ekmek atan, gürültü yapan ve davranışları da artık ‘çekilmez hal alan’ komşuya karşı çaresiz kalan okurlarım ne yapabileceklerini soruyor. Bir kez daha yazıyorum: Çaresiz değilsiniz.

ÖNCE okurlarımın gürültü kirliliğine ilişkin iki örnek sorusu:

N.P.: Alt komşum kapı önüne her zaman ekmek atıyor, çöp biriktiriyor. Çocuklarımı balta, bıçak, sopa ile korkutuyor, tehdit ediyor. Her yere başvurmama rağmen hiçbir sonuç alamadım. Bu teyze sabıkalı. Çaresiz kaldım. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum.

B.G.: Üst kat komşum ev sahibi ve aşırı rahatsızlık veriyor. Yeni evli bir çift fakat aileleri devamlı çocuklarıyla birlikte misafir olarak burada. Devamlı tepemizde misafir çocuklar tepiniyor. Uyardım, bize saldırdılar ve daha çok ses yapmaya başladılar. Şimdi yeni bebekleri oldu ve 4 haftadır gelen giden kesilmiyor. Ben daha önce kavga ediyorlar diye jandarma çağırdım. Çocuklar balkonda bağırırken ses kaydı yaptım. Evlerinde normal konuşurlarken bile ses komple bizim evde, onları da çektim. Ben ne yapabilirim? Üst kat komşum ev sahibi, apartmandan attırabilir miyim?

RAHATSIZ ETMEMEK KANUNİ YÜKÜMLÜLÜK

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 18. göre komşuların birbirlerini karşılıklı olarak rahatsız etmemeleri gerekir. “Komşuyu rahatsız etmemek”, genel bir kural olmanın ötesinde kanuni bir yükümlülüktür. Okurum N.P.’nin alt komşusu gibi bu yükümlülüğe uymadığı gibi tüm uyarılara rağmen kapı önüne çöp atan, gürültü yapan ve davranışları da artık “çekilmez hal alan” komşuya karşı çaresiz kalan okurlarım ne yapabileceklerini soruyor. Bir kez daha yazıyorum, çaresiz değilsiniz.

ÇÖP ATMA SAATLERİ İÇİN KARAR ALDIRIN

N.P.’nin ne yapabileceğini gelirsek... Bir kez daha “komşuluk hukuku” içinde ekmek atmaması ve çocuklarınızı korkutmaması için uyarmayı denemesini öneriyorum. Ardından apartmanların anayasası niteliğindeki yönetim planına bakmalı. Apartmanda çöp atma saatleri ve nereye, nasıl atılacağına ilişkin karar var mı incelemeli. Böyle bir karar yoksa, alınmasını istemeli. Apartman kurullarına ilişkin bu kararın girişe asılmasını ve alt kat komşusu dahil bütün daire sahiplerine dağıtılmasını sağlamalı.

Yazının Devamını Oku

Araç değer kaybı tazminatı nasıl alınır?

Kazadan önceki ikinci el piyasa değeriyle kazadan sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki düşüş farkı olan ‘araç değer kaybı’ tazminatı almak istiyorsanız, dikkat! Sigorta şirketinden talepte bulunun. Talep etmezseniz, ‘araç değer kaybı’ hiçbir şekilde karşılanmıyor. Tek taraflı bir kaza varsa, değer kaybı tazminatı istenemiyor. Yüzde 100 kusurlu taraf da değer kaybı tazminatı talep edemiyor.

Trafik kazası sonrası “araç değer kaybı” tazminatı talep etmek isteyen okurlarım, ne yapmaları gerektiğini öğrenmek istiyorlar.

“Pert (kullanılamaz hale gelme) kararı” verilmesi halinde, birden fazla kazaya karışan araç, ikinci kez aynı yerinden, örneğin iki kere sol ön kapısı zarar gördüyse, “araç değer kaybı” istenip istemeyeceğini soruyorlar.

Ankara Barosu avukatlarından Uğur Uzun ve Görkem Alyanak, okurlarımın bu konudaki sorularını ayrıntılı şekilde yanıtladılar. Bakın şöyle:

ARAÇ DEĞER KAYBI TALEP EDİLMEDEN KARŞILANMAZ

“Kazadan önceki ikinci el piyasa değeri ile kazadan sonraki ikinci el piyasa değeri arasındaki düşüş farkına ‘araç değer kaybı’ denir. Bu fark sigorta şirketinden talep edilmediği sürece hiçbir şekilde karşılanmaz. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (2002/130 E. 2002/4512 K. sayılı) kararında, ‘(...) tamamen onarılmış olsa bile kazaya uğrayan araba, tahribatın izlerini taşıyacağından onarıldıktan sonra rayiç değerinin olaydan önceki mübadele değerinden az olacağının kabulü gerekir. Aracın onarılmış durumdaki değeri, ne kadar iyi onarılmış olursa olsun kural olarak aynı nitelikteki hiç hasara uğramayan araç değerinden düşüktür ve bu da cari değerinden kaybettirmektedir’ değerlendirmesi yapmıştır. Özetle, kazadan sonra ne kadar iyi tamir edilirse edilsin, aracın değeri, daha önceki ikinci el piyasa değerinden daha düşük olmaktadır.

KİMLERDEN İSTEYEBİLİRİZ?

Araç değer kaybı taleplerinde, öncelikle, kazanın çift taraflı olması gerekmektedir. Kaza nedeniyle araçta meydana gelen değer kaybı, gerçek zarar içinde değerlendirilir. Bu zarardan Karayolları Trafik Kanunu (KTK) gereğince;

Yazının Devamını Oku

Binaya ek balkon yapılabilir mi?

Mimari projede olmayan ve bina iskânı balkonsuz şekilde alınan gayrimenkullere, gerekli izinler ve ilgili prosedürler takip edilerek sonradan balkon eklenebiliyor. Ama komşularınızın ‘olur’u ve belediyeden ruhsat almak koşuluyla. Aksi halde, komşularınızdan birinin şikâyeti üzerine ekstra balkonunuz ‘kaçak’ diye yıkılır. Aynı zamanda para cezası da kesilir. Emeğiniz ve paranız boşa gider.

Önce okurum G.D.’nin sorusu:

“Yeni aldığımız eve balkon yaptırıyoruz. Balkon şu anda yarı yapılı şekilde. İzin alınması gerekiyormuş. Biz bunu atladık. Bir şikâyet durumunda sıkıntı çıkar mı? Binada oturanlardan izin alırsak sorun çözümlenebilir mi?”

Okurum G.D,. mimari projede olmayan ve bina iskânı balkonsuz şekilde alınan bir binaya ek balkonun nasıl yapılabileceğini ve izlemesi gereken yolu öğrenmek istiyor.

BİNADA EKSTRA BÖLÜM MÜMKÜN

Apartmanlarda belediyelere yıkım hakkı doğmayacak şekilde, kaçak sınıfına girmeyecek balkon gibi ek bölümler ve yapısal değişiklikler yapmak mümkün. Ancak bunun için ilgili İmar Kanunu ve Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) kapsamında gerekli izinlerin alınması ve müracaatların yapılması gerekiyor. Çünkü iskânlı bir yapıda onaylanmış mimari projeye uymayan, izinsiz yapılmış herhangi bir inşaat “kaçak sınıfına” girer ve yıktırılabilir.

Okurum G.D. de ek balkon inşaatına başlamadan önce komşularından izin ve belediyeden ruhsat almalıydı. G.D. ve benzer sorular yönelten, binalarına mimari projede olmayan ek bölümler yaptırmak isteyen okurlarımın izlemesi gereken prosedür mevzuata göre şöyle:

KAT MALİKLERİ KURULU KARARI ALINIR

Yazının Devamını Oku

Çevreyi kirletene videolu şikâyet

Koronavirüs salgınıyla mücadelede çevre temizliği ve hijyen çok daha büyük önem kazanırken “Moloz dökmenin, çevreyi kirletmenin cezası yok mu?” diye soran okurlarım için araştırdım. Çevre Bakanlığı ve ilgili belediyelere şikâyette bulunmanız gerekiyor. Çevre İhbar Hattı’na ihbarda bulunabilirsiniz. Bu ihbarların konum atılarak, fotoğraf ve video ile yapılması gerekiyor.

KORONAVİRÜS salgını ile mücadelede çevre temizliği ve hijyen çok daha büyük önem kazandı. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere okurlarım, inşaat çöpü olan molozların evsel atıkların konulduğu çöplere atılıp atılamayacağını soruyor. Belediyelerin hafriyat dökmek için belirlediği yerler dışında molozları (inşaat çöpü) çevreye atmak ve evsel atıkların konulduğu çöplere koymak yasak. İdari para cezası var. Buna rağmen yol kenarlarına, yeşil alanlara çuval çuval moloz atanlar var.

“Moloz dökmenin, çevreyi kirletmenin cezası yok mu?” diye soran okurlarım için araştırdım. Çevre Bakanlığı’nın ihbar hattı ve ilgili belediyelere şikâyet etmeniz gerekiyor. Çevre İhbar Hattı’na (0 532 010 1181) ihbarda bulunabilirsiniz.

ÇEVRE İHBAR HATTI 7/24 HİZMETTE

Moloz döktüğünü, çevreyi kirlettiğini gördüğünüz kişilere karşı duyarsız kalmayın. Belediyeyi ya da Çevre İhbar Hattı’nı arayın. Yetkililerin bir uyarısı da var. Çevre şikâyetinden sonuç alınabilmesi, eylemin cezasız kalmaması için ihbarların mümkünse konum atılarak, fotoğraf ya da video gönderilerek yapılması gerekiyor.

Bakanlığa bu hat üzerinden gelen her ihbar ve şikâyet anında değerlendiriliyor. 7/24 çevre il müdürlüklerine iletiliyor. Ekipler tarafından yerinde tespit ve inceleme yapılarak, şikâyete konu olan çevre kirliliği ve durum ortadan kaldırılıyor. Haberiniz olsun.

ÇEVRE CEZALARI YÜZDE 9.11 ARTTI

Çevre Kanunu uyarınca verilecek idari para cezaları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca tebliğ ile belirleniyor. Bu tebliğe göre Çevre Kanunu’na muhalefet nedeniyle verilecek olan para cezaları 1 Ocak 2021 tarihinden itibaren yüzde 9.11 oranında arttırıldı. 2021’de umuma açık yerlerde çevreyi kirletenlere çöp atanlara uygulanan 351 liralık ceza, 382 liraya yükseltildi. Moloz dökme cezası ise Ankara sınırları için örnek olarak veriyorum, kademeli olarak 15 bin liraya kadar çıkıyor.

Okurlarımdan ulaşan fotoğraflı şikâyetleri ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ilettim. Sonucunun takipçisi olacağım.

Yazının Devamını Oku

Aşıyı reddeden işinden atılabilir mi?

İşverenler çalışanlarına koronavirüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi? İşveren, çalışanı ‘koronavirüs aşısını reddettiği’ gerekçesiyle işten çıkarabilir mi? Bazı hukukçulara göre işe alım ve devamda aşı zorunlu tutulabilir. Aşıyı reddetmek ‘geçerli’ hatta ‘haklı fesih’ nedeni sayılarak, işten çıkarmaya kadar gidebilir. Bazı hukukçulara göre ise pandemi halinde aşı zorunluluğuna ilişkin bir yasal düzenleme yok.

Salgınla mücadelede en etkili yöntem olarak, ülkemizde de uygulanacak COVID-19 aşısı gösteriliyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Aşı zorunlu olmayacak. Vatandaşımızı aşının etkisine ve güvenilirliğine ikna ederek aşılamak istiyoruz. İlk aşıyı sağlık çalışanlarımızla birlikte ben olacağım” açıklaması yaptı.

“Gönüllülük” esasına dayalı aşı için gün sayılırken, okurlarımdan şu yönde kritik sorular geliyor:

İşverenler çalışanlarına koronavirüs aşısı zorunluluğu getirebilir mi?

Çalışan “koronavirüs aşısını reddettiği” gerekçesiyle işten çıkarılabilir mi?

Aşıyı reddetmek işverene iş sözleşmesini “haklı fesih” (tazminatsız) hakkı verir mi?

BOŞLUK VAR, YORUMA AÇIK

Salgın nedeniyle işçi-işveren arasındaki işleyecek yeni hukuki süreç, işyerinde aşı zorunluluğu yoruma açık kalıyor. Çünkü dünya ve Türkiye yepyeni bir durumla karşı karşıya. Küresel salgın (pandemi) durumunda aşının zorunlu yapılacağı şeklinde bir yasal düzenlememiz yok. Hatta Anayasa Mahkemesi (AYM) zorunlu aşıyı Anayasa’ya aykırı buldu ve ihlal kararı verdi. Mevzuatta düzenleme yapılması gerektiğini de ihlal kararında kayda geçirdi. Ancak aradan geçen beş yıla rağmen aşıyla ilgili bir düzenleme hâlâ yapılmadı.

Yazının Devamını Oku

Radyatörü kapatmak yakıt ödemekten kurtarır mı?

Kışın oturmadığınız ya da boş olan evinize, aidat gibi yakıt parasını da ödemekle yükümlüsünüz. Yakıt parasını ödemekten evinizdeki radyatör vanasını kapattığınız için muaf olmazsınız. Çünkü her kat malikinin aidat gibi yakıt giderine de arsa payı oranında katılması kanuni bir yükümlülük. Ödemezseniz, yöneticiniz yakıt parası için dava açabilir ve icra takibine uğrayabilirsiniz.

Önce okurum M.U.’nun sorusu:

“İstanbul’daki evimiz merkezi kalorifer sistemi ile ısınmaktadır. Kayınvalidem kalça kemiği kırığı ameliyatı geçirdiği için Sinop’ta ona bakıyoruz. Bu yüzden İstanbul’daki evimize bu kış dönemeyeceğiz. Evimizin radyatörlerini kapatırsak yakıt masrafından Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre muaf olabilir miyiz?”

Okurumun sorusunu ve benzer soruları Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümleri ışığında yanıtlamak istiyorum. Kışın oturmadığınız ya da boş olan evinize aidat gibi yakıt parasını da ödemekle yükümlüsünüz. KMK’ya göre yakıt parasını ödemekten evinizdeki radyatör vanasını kapattığınız için muaf olmazsınız. Çünkü her kat malikinin aidat gibi yakıt giderine de arsa payı oranında katılması kanuni bir yükümlülük. Kanunun “ana gayrimenkulün genel giderlerine katılma” başlıklı 20. maddesinde bu konu çok açık düzenleniyor. Bakın şöyle:

“Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.”

YÖNETİCİNİZ İCRAYA VEREBİLİR

Okurum M.U. da bu yüzden İstanbul’daki evinin yakıt parasını kışın evde oturmasa bile ödemekle yükümlü. Ödemezse ne olur? Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle de yükümlüdür. Bu nedenle okurum M.U.’nun yakıt parasını ödemesi gerekiyor. Vana kapatmak yakıt parası ödemekten kurtarmıyor.

SİTEDE FERDİ ISITMAYA GEÇİŞ

Yazının Devamını Oku

COVID-19 aşısı zorunlu tutulabilir mi?

Çin aşısı için geri sayım sürerken, kafası karışık birçok okurum, “Aşı olmak zorunlu tutulabilir mi?” diye soruyor. Şu anda salgın nedeniyle herkesin aşı olmasını zorunlu tutan bir yasal düzenleme yok. Konuştuğum hukukçulara göre olası bir aşı zorunluluğu Anayasa’ya aykırılık taşımaz. 90 yıllık Umumi Hıfzısıhha Kanunu acilen güncellenmeli.

Türkiye’de yeni tip koronavirüse (COVID-19) karşı ay sonunda uygulanması planlanan Çin aşısı için geri sayım sürerken, kafası karışık birçok okurum, “Aşı olmak zorunlu tutulabilir mi?” diye soruyor. Aşı karşıtlarının yürüttüğü kampanyanın da etkisiyle birçok kişinin çekinceleri var. Aşıdan korkuyorlar.

Virüse karşı bağışıklık kazanılabilmesinin tek silahı aşı ile ilgili bu kritik soruyu mevzuat hükümleri ve yüksek mahkeme kararları ışığında yanıtlamak istiyorum. Şu anda salgın nedeniyle herkesin aşı olmasını zorunlu tutan bir yasal düzenleme yok. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yargıtay’ın aşı konusundaki içtihatları farklı.

AYM’DEN İHLAL

AYM Genel Kurulu, beş yıl önce 11 Kasım 2015 tarihli Halime Sare Aysal kararında, yasallık unsuru bulunmadan ebeveynin rızası olmaksızın sağlık tedbiri yolu ile çocuğa zorunlu aşı yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna vurgu yapmıştı. İhlal kararı verilmiş ve bu konuda yasal düzenleme yapılması gereğine işaret edilmişti. AYM’nin kararı yayımlanmasına rağmen aradan geçen süreçte yeni bir aşı düzenlemesi yapılmadığını belirtelim.

YARGITAY’DAN VİZE

AYM’nin aksine Yargıtay zorunlu aşıya vize veriyor. Son olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesi, Mersin’de çocuklarına zorunlu aşı yapılmasına rıza göstermeyen ailenin itirazı üzerine karar aldı. Hukuk savaşına giren ailenin Adalet Bakanlığı’na “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay’a taşındı. Yargıtay, aşının Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşılardan olduğuna dikkat çekerek, “çocuğun üstün yararı” olduğu için anne-baba rızası aranmayacağını kayda geçirdi. Yargıtay 5 Kasım 2015 tarihinde oybirliğiyle verdiği kararında, “Ana ve babanın aşı uygulamasına rıza göstermemeleri halinde, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı olan bu durumda ana-babanın rızası aranmaz” dedi.

AŞI VİZESİ VEREN BAŞKAN NE DEDİ?

Aşı kararının altında imzası olan eski Yargıtay 19. Ceza Dairesi Başkanı Ramazan Özkepir’le konuştum. AYM ve Yargıtay içtihatları arasında çelişki doğduğunu, ihlal kararının bireysel başvuru üzerine dosyaya özgü verildiğini, Yargıtay’ın aşı kararının hukuken geçerliliğini ortadan kaldırmayacağını söyledi. Özkepir, başta çocuklar olmak üzere aşılama uygulamasındaki tereddütleri ve yargı kurumları arasındaki yorum farklılıklarını gidermek için 90 yıllık Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda acilen güncelleme yapılması gerektiğini vurguladı. 

Yazının Devamını Oku

Ev sahibi yalıtım yaptırmıyorsa

Çatı katında oturan okurum, “Çatı akınca kusur oluyor da evde yaktığımız doğalgaz havaya uçup gidince kusur olmuyor mu?” diye soruyor. “Kiracının yalıtım yaptırılmasını isteme hakkı var mı? Özel olarak daireye dönük yakıtı azaltmak amacıyla yalıtım yaptırırsa, bedelini ev sahibinden isteyebilir mi?” öğrenmek istiyor.Avukat Buğcan Çankaya’ya göre daireye özel yalıtım yaptırılmışsa, ev sahibinizden talepte bulunma, kabul etmemesi halinde bu onarımları yaptırarak, yıpranma payı nispetinde azaltım yapmak suretiyle kiraya verenden talep etme hakkınız var. Haberiniz olsun.

Önce okurum H.E.’nin sorusu:

“Ev sahibim aynı zamanda müteahhit. Çatı kiremit ama kiremitin altında yalıtım yok. Damın üstünde yalıtım yok. İzocam serilmesini istiyorum yapmıyor. Alt komşuma kıyasla 10 günde 20 metreküp fazladan gaz yakmışım. Ayda 60 metreküp, kaba hesap bir kışta 700 lira fazladan gaz yakarım. Oysa izocam maliyeti daire başı 800 TL yapıyor. Çatı akınca kusur oluyor da evde yaktığımız doğalgaz havaya uçup gidince kusur olmuyor mu? Bunun için ne yapabiliriz?”

Kış mevsimine girdiğimiz şu dönemde okurum H.E.’nin yalıtım nedeniyle doğalgaz faturasının yüksekliği şikâyeti yanı sıra akan ve binaya zarar verecek derecede “acil” çatı tadilatının nasıl yaptırılacağını soran çok sayıda okurum var. Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) hükümleri ışığında bu soruları yanıtlamak istiyorum.

ÇATININ NİTELİĞİ: ORTAK YER

KMK’nın ‘ortak yerler’ başlıklı 4/C bendine göre “çatılar, bacalar, genel dam terasları, yağmur olukları, yangın emniyet merdivenleri” kat maliklerinin ortak kullanım alanları arasında yer alıyor. Kanun, ‘ortak yerler’e ilişkin giderlerden tüm kat maliklerini sorumlu tutuyor. Salonu, odaları su bastıracak ve ana yapıya zarar verecek ölçüde, çatı tamiratı ‘acil onarım’ kapsamına giriyor.

ACİL ONARIMDA RIZA ARANMIYOR

KMK’nın “ana gayrimenkulün bakımı, korunması ve zarardan sorumluluk” başlıklı 19. maddesine göre “acil onarım” için hâkim müdahalesi istenebiliyor. Bu madde şöyle:

“Ortak yer ve tesislerdeki bir bozukluğun anayapıya veya bağımsız bir bölüme veya bölümlere zarar verdiğinin ve acilen onarılması gerektiğinin veya anayapının güçlendirilmesinin zorunlu olduğunun mahkemece tespit edilmiş olması halinde, bu onarım ve güçlendirmenin projesine ve tekniğine uygun biçimde yapılması konusunda kat maliklerinin rızası aranmaz.”

Yazının Devamını Oku