GeriOsman MÜFTÜOĞLU Oyuna gelmeyin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Oyuna gelmeyin

Son yıllarda vitamin hapları, besin takviyeleri aldı başını gidiyor. Endüstri son hızla büyürken, insanların iyi niyetlerini suiistimal eden şarlatanların sayısı da giderek artıyor.

Şarlatan, Fransızca kökenli bir sözcük. Ortaçağda yalan vaatlerle bir şeyler satmaya çalışan, bunu yaparken de dikkat çekmek için ördek sesi çıkaran satıcılara şarlatan denirmiş. Vitamin sahtekârlarını bunlara benzetiyorum. “Kalp hastalıklarından korunmak, damar sertliğini önlemek için bu hapı, cinsel gücü artırmak için şu hapı alın” diyerek insanların ceplerini boşaltmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de, insanların doğru yöntemlere, mantıklı tedavilere sırt çevirip tek bir haptan medet ummalarına, bazen de daha çok hastalanmalarına neden olabiliyorlar.
Daha da kötüsü, endüstrideki ciddi vitamin üreticilerinin bile bu yola girmeleri. Bazı hastalarımı üzülerek izliyorum. Bana danışmak için, kullandıkları vitamini getiriyorlar. Vitamin kutusunun üzerinde Omega-3, Omega- 6, Omega-9 içerdiği yazıyor.

Hastama, “Omega-6’nın ne olduğunu biliyor musun?” diye soruyorum. “Bilmiyorum hocam ama çok faydalıymış” diyor.
Ayçiçeği, mısır özü, fındık ve fıstık yağlarının hepsi Omega-6 içerir. Kısacası, bitkisel yağların tamamı Omega-6’dır. Bir parça bu yağlardan tüketin, bu ‘vitamine’ o kadar para vermenin âlemi yok.
Aynı besin takviyesinin üzerinde, 200 mg Omega-9 içerdiğini yazıyor. Omega-9’un en iyi kaynağının ne olduğunu biliyor musunuz? Zeytinyağı! Bir çay kaşığının beşte biri zeytinyağına onca parayı vermenize ne gerek var?
Bu, bilgisizliği suiistimal etmektir. Önce diyetinize balık, ketentohumu, ceviz ekleyin. Gerekirse Omega-3 desteği kullanın. Ama kutunun fiyatını artırmak için Omega-6 ve Omega-9 eklemek etik değil. Bunlar zaten çok ucuza, hemen yanı başınızda bulabileceğiniz besinlerde mevcut.
Mesela, B12 vitamini hafızaya iyi gelir ve yaşlıların B12 takviyesi alması önerilir. Ama bu vitamine birazcık lesitin, azıcıcık inositol, toz kadar kolin koyup fiyatını 10 liradan 100 liraya çıkararak ‘beyin dostu’ diye satmak insafsızlık değil de ne?

‘HER DERDE DEVA’

Vitaminlere olmayan anlamlar da yükleniyor. Bir kutuyu elinize alıyorsunuz, üzerinde yazanlara bir bakıyorsunuz. Faydaları saymakla bitmiyor. Muska mübarek. Bu hapı içtiğiniz zaman tüm sorunlarınız çözülüyor!
Gayet akıllı olduğunu bildiğim hastalarımdan biri, bir gün ofisime geldi. Elinde bir çanta. Spordan geldiğini düşündüm. Çantayı masamın üstüne koyup fermuarı bir açtı, içinde bir sürü kutu. “Vitamin almaya gitmiştim. Tezgâhtar kız, ‘Bu beyne, bu kalbe, bu ayaklardaki uyuşmaya, bu da strese iyi geliyor’ dedi, ben de dayanamadım hepsini aldım” demez mi? Bütün tezgâhı toplayıp gelmiş, bana bunları ne yapacağını soruyor. Ben de, “Çaren yok, dağıtacaksın” dedim.
Akıllı, zeki insanların vitamin almaya gidip, tezgâhta duran kızın bilgisine güvenerek bunları almalarını kabul etmek mümkün değil. Önce gidip dersinizi çalışmalı, biraz okuyup araştırmalısınız. Diyelim ki doktora gidemediniz ama en azından eczacınızla konuşun. Hele hele arkadaşınızın tavsiyesiyle vitamin takviyesi almak hiç doğru değil. “Ben yuttum, tırnaklarım beş katı uzamaya başladı”, “Ben aldım, kirpiklerim çıkmaya başladı” gibi önerilerle hap alınmaz.

Siz karpuzun neresini yiyorsunuz?

Birçok kuruyemişte bulunan “arjinin” isimli doğal molekülün cinsellik üzerinde kadında da erkekte de faydalı etkileri var. Bu maddenin en önemli özellikleri büyüme hormon seviyesini yükseltmesi, kanı incelterek damarları genişletmesi ve dolayısıyla cinsel organlardaki kan akışını artırması. En zengin arjinin kaynaklarından biri de karpuz çekirdeği.
Karpuzla ilgili güzel haberler bu kadarla bitmiyor. Karpuzun kırmızı kısmının bitip beyaz kısmının başladığı bölümde yüksek miktarlarda SİTRÜLİN var. Bu madde Viagra’dan da etkili doğal bir enerji ve cinsellik ilacı. Sitrülin vücuda girdiğinde, biraz önce bahsettiğim karpuz çekirdeğinde bulunan ve cinsel gücü artırdığı bilinen arjinin maddesine dönüşür. Arjinin damar duvarında daha fazla nitrik oksit üretilmesini sağlayarak cinsel gücü artırıcı ilaçlar gibi etki eder.
Erkekler karpuzun bu beyaz bölümlerinden en az reçeteli ilaçlar kadar faydalanabilecekken, maalesef biz onları ineklere, eşeklere yediriyoruz.
Arjinin zengini besinler listesinde karpuzun ardından kabak çekirdeği ve yer fıstığı geliyor. Ay çekirdeği, badem ve fındık da listede mutlaka yer alması gereken besinler. Özellikle ay çekirdeği ve fındık yüksek oranda E vitamini de içeriyor ve bu vitaminin cinsellik üzerindeki olumlu etkileri uzun zamandır biliniyor.

En güçlü afrodizyak: Egzersiz

Cinsel hayatı düzgün insanların fiziksel sağlıklarının daha iyi, ruhsal yaşamlarının daha dengeli olduğu, bedenlerindeki çeşitli biyokimyasal süreçlerin daha düzgün işlediği biliniyor.
Ama şunu aklınızdan çıkarmayın; bazı besinler sağlıklı bir cinsel yaşama katkıda bulunsalar da, egzersiz cinsellik için en etkili ilaçtır. Düzenli egzersiz yapanların hormon düzeyleri daha yüksek, kan dolaşımları daha düzgün ve damarları daha sağlıklı oluyor. Tüm bunlar, sağlıklı, aktif ve tatmin edici bir cinsel yaşamın olmazsa olmazlarıdır.
Fazla kilolu olmak, burada da sorun çıkarıyor. Kilolu olmak hem bedensel hem de ruhsal sorunlar yaratıyor, daha da önemlisi hormonal olarak cinsel hayatı sekteye uğratıyor. O nedenle, fazla kilolarımızdan kurtulur düzenli egzersiz yaparsak bütün sorunlar kendiliğinden çözümlenir.

HAPLA ZAYIFLANMAZ!

İnternette ve bazı gazete/TV reklâmlarında adımı ve resmimi kullanarak pazarlanan OBESİ-STOP isimli ürünle ilgili olarak yasal haklarımı koruyan hukuksal süreçler başlatılmıştır. Diyet ve egzersiz yapmadan sadece hap yutarak kilo verdirdiği ileri sürülen bu ürünle benim ve Yaşasın Hayat Beslenme Enstitüsü’nün ilgisi yoktur. Bilginize sunulur.

X

Salgın kontrolden çıktı mı

Birkaç gündür turkuvaz tablolarda hızla artan vaka sayılarını gören herkesin aklında aynı soru, aynı endişe var: SALGIN KONTROLDEN ÇIKTI MI?

Salgının kontrolden çıktığını söylemek en azından şimdilik mümkün değil. Değil ama sürecin “kontrolü çok güç bir nokta”ya geldiği de kesin. Vaka sayılarında her gün neredeyse yüzde 10’ları zorlayan hatta bazen geçen artışlar yaşanıyor. Bu rakamlar bazı günler yüzde 15-20’leri bulabiliyor. “Test pozitiflik oranları”nda da endişe verici yükselmeler izliyoruz. Rakamlar burada da yüzde 20’leri zorluyor. Kısacası endişelenmekte kesinlikle haklıyız. Peki, neden böyle oldu? Vaka sayısı patlamalarındaki başlıca faktörler neler? Yanıtım 1 numaralı kutuda...



BANA GÖRE
VAKA ARTIŞININ 3 NEDENİ

VAKA sayılarındaki muazzam artışın bana göre 3 önemli nedeni var:

BİRİNCİSİ: Ev içi bulaşlarındaki artış korkunç boyutlara varmış durumda. Dikkatsizlik, özensizlik, biraz da bilgisizlik ve lakaytlık ile birleştiğinde çoğu evde neredeyse bir çeşit “ev içi salgın” durumu yaşanıyor.

İKİNCİSİ:

Yazının Devamını Oku

Sinovac mı BioNTech mi

Geçtiğimiz hafta en çok karşılaştığımız soru şuydu: Hangi aşıyı tercih edelim, Sinovac’ı mı, BioNTech’i mi?

Bana göre durum şudur: Bir orman yangını var ve biz o yangının içerisinde “bîçare(!)” bekliyoruz. Ufukta yangının kısa zamanda sonlanacağına dair bir işaret de görünmüyor. Tek çare bulduğumuz ilk “aşı treni”ne binip yangın yerinden uzaklaşmak. O trenin Sinovac ya da BioNTech treni olup olmadığının ise hiç önemi yoktur. Tekrarlayalım: Meselemiz bir an önce güvenli bir alana ulaşmak olmalıdır. O alana varmanın çaresi de süratle aşılanmaktır. Netice şudur: Yaşadığımız dönemde “Hangi aşı daha etkili? Hangisi daha güvenli? Hangi aşıyı tercih etmeli?” sorular anlamsızdır. Merak edenlere kısa bir bilgi: Ben Sinovac aşısı oldum. Güvenli ve etkili olduğundan ise hiç şüphe etmedim.





ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Gündemi biraz değiştirelim

“Bu millet neleri gördü?” esprisi sonunda gerçek oldu, hem de acı bir biçimde: Günlük vaka sayılarında Avrupa şampiyonuyuz. Yetmedi dünyada ilk dörde de girmeyi başardık.

Şaka bir yana durumumuz hiç de iç açıcı değil. Vaka sayıları iyice arttı, artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Kısacası “pandemi kâbusu” olanca ağırlığıyla üzerimize çöktü. Daha bir ay önce önümüze konulan “hafta sonu izni tepsisi” de doğal olarak devreden çıktı. Bu cumartesi pazar hepimiz evdeyiz. Önümüzde yine bir belirsizlik, yine bir endişe ve kaygı dönemi var. İşte bu nedenle, gelin bu hafta sonunu pandemi konusunun dışında başka konulara ayıralım. Mesela zerdeçal, mesela tarçın, mesela erkeklerin tekrarlamaktan bıkıp usanmadıkları hatalardan bahsedelim. Bunun için de yine bu köşede daha önce yayımlanmış bazı notlardan istifade edelim. Buyurun...



ÖNEMLİ
HANGİ TAKVİYE

Yazının Devamını Oku

Hepimiz pandemi mağduruyuz

Pandemide süre uzadıkça uzadı. Neticede de hepimizde pandemiye has bazı arızalar başladı.

Bana sorarsanız bu arızaların her biri çok önemli. O arızalar kimimizde uykusuzluk, kimimizde yorgunluk, kimimizde de kaygı bozukluğu ve mutsuzlukla kendisini ifade ediyor. Yarattıkları sonuçlar ise hem çok önemli hem de giderek büyüyor. İşte tam da bu noktada “pandemi mağdurluğu” meselesi ve bu meseleye çözüm üretebilecek çareler devreye giriyor. Peki, nedir o çareler? Pandemi mağduriyetini önlemenin yolları neler? Bugünün çözümleri bir ruh sağlığı uzmanından geliyor. İşte detaylar...

BANA GÖRE
RUH SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE
KÜRESEL ve ülkesel boyutlarıyla tam bir felakete dönüşen bu salgının uzun vadede en önemli sonucu ve travmasının ruhsal ve duygusal alanda yaşanacağı kesindir. Bu kesinlik ise sağlık alanında çalışan herkesin bir numaralı endişesidir. Peki, çare ne? Çözüm ya da çözümler var mı? Ne yapmalıyız? “Belirsizlik” sözcüğünün bir numaralı gündem maddesi, “yalnızlaşma” meselesinin başlıca sorun olduğu bu özel ve önemli dönemi en az hasarla nasıl atlatabiliriz? Bu ve benzeri sorular eğer sizin de kafanızı karıştırıyorsa buyurun...

BELİRSİZLİKLE BARIŞIN

“BELİRSİZLİK” ve yarattığı “endişe hali”nin, ruhumuzu sürekli törpülediği bu sıkıntılı günlerde, ruhuma iyi gelecek çözümler ararken faydalandığım, yol arkadaşım yaptığım bir kitabım var: BELİRSİZLİKLE BARIŞMAK. Kitabın yazarı, ruh sağlığı alanının önemli isimlerinden biri, sevgili dostum Prof. Dr. Mehmet Sungur. Mehmet Hoca belirsizlikle barışmak için bakın bize neler öneriyor...

Yazının Devamını Oku

Hafta sonu kapanalım mı?

Kararı pandemiyi yönetenler verecektir ama başlıktaki soruya benim cevabım net ve açık olarak şudur: KAPANALIM!

Kapanalım çünkü rakamlar bizi buna zorluyor. Hafta sonları yeniden kapanalım çünkü bunu eğer şimdi yapmazsak sonrasında daha kötü, ağır, bunaltıcı, can yakıcı kısıtlamalarla karşılaşmamız vazgeçilmez olabilir. Olabilir çünkü...

NEDEN ENDİŞELİYİM?

Çok değil, bundan 3 hafta önce “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan son uygulamaya geçildiğinde bu köşede “DOĞRU MU YAPTIK?” başlığı altında, “40 yıllık bir hekimlik tecrübesiyle baktığımda bu yeni uygulamaya katıldığımı, ‘Evet, doğru yapıldı’ diyebileceğimi söylemem güç. Günlük vaka sayılarındaki artış, pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Üstelik, benim gibi düşünen uzmanların sayısı da oldukça fazla. Kısacası bu yeni uygulama güven vermiyor” şeklinde özetlenebilecek bir yazım yayımlandı. İtiraf edeyim ki o yazıda kimsenin hevesini kırmak, keyfini kaçırmak, moralini bozmak gibi bir niyetim falan da yoktu ama durum ortadaydı. Geldiğimiz noktada ise vaka sayıları yeniden 30 binleri zorluyor. Anlayan anlamayan herkes için “pandemide gidiş” hiç de iyi görünmüyor. İşte bu nedenle “hafta sonu kapanma seçeneğini” yeniden düşünmemiz gerekiyor.

NE YAPMALI?BİZE ŞİMDİ DAHA SERT ÖNLEMLER LAZIM

“Ben dememiş miydim?” diyenlerden hiç hazzetmem. Döner değirmene su taşıyanları, ocaktaki aleve odun atanları da hiç sevmem. Bu nedenle salgının başından bu yana hep rahmetli Süleyman Demirel’in bana öğrettiği bir yaklaşımı benimsedim: “Sıkıntılı dönemlerde eleştiride kıskanç, övgüde cömert olacaksın. Bir önerin varsa eğer onu da zamanında ve nezaketle yapacaksın.” Bu nedenle girişteki yazımın bir eleştiri değil, bir tespit olarak kabul edilmesini beklerim. TAVSİYEME GELİNCE...

Yazının Devamını Oku

'Simit' COVID-19'a çare mi

Peşinen belirteyim, başlığın sizin şaşırtacağını, “Korona belasını simit yiyerek mi halledeceğiz hocam?” diye soracağınızı hatta içinizden bazılarının “Osman Hoca’ya bir şeyler oldu galiba!” diye düşünebileceğinizi tahmin edebiliyorum.

Müsaade ederseniz açıklayayım: Niyetim, başlığı “SİMİT” ile süsleyerek sizi konunun içine daha kolay çekmekten ibarettir. Yoksa dünya lezzet tarihine en büyük hediyelerimizden biri olan simit ile COVID-19’un tedavi edilemeyeceğini düşünecek kadar aklım çok şükür sağlam. Özetle derdim başka. “Peki, o dert neyin nesidir hocam?” derseniz şudur...




İYİ HABER
YAPAY ZEKÂ COVID-19’U DA YENEBİLİR 

BUGÜN

Yazının Devamını Oku

3. dalga başladı mı

Son 2 haftanın vaka sayıları ve son 2 günün 20 bini geçen günlük rakamları, “pandemi matematiği”ni bilen her uzmanı korkutuyor.

Halk sağlığı uzmanları, “Eğer rakamlar bu şekilde seyreder ve bu hızla artmaya devam ederse bizde de tıpkı İtalya, Fransa ve Almanya’da olduğu gibi bir 3. dalga başlayabilir” korkusu içindeler. Daha da kötüsü, aynı uzmanlar, bu gidişle kasım başında yaşadığımız “tsunami benzeri” bir tatsızlığın da gelişebileceğinin altını çiziyorlar. NETİCE ŞUDUR: Eğer süreci sadece devletin aldığı, alacağı bilindik önlemlere bırakırsak ve biz katılımcı, yardımcı hatta hepimiz birer pandemi gönüllüsü olmayı unutursak, kasım başında karşılaştığımızdan daha yüksek vaka sayılarına ulaşabilir ve önümüze konabilecek daha ciddi önlem paketlerine, kısıtlamalara razı olmak durumunda olabiliriz.




BİR UYARI
‘UZAYAN COVID’ SORUNU BÜYÜYOR

Yazının Devamını Oku

Pandeminin dibi derinde

Gelin bugün o meşhur fıkrada olduğu gibi farklı bir giriş yapalım. “Size bir iyi, bir de kötü haberim var” deyip konuya önce “iyi”den sonra “kötü”den girelim.

İyi haber kısa ve net: Görünen o ki aşı bağışıklığı mükemmel neticeler veriyor. Bizde de başka ülkelerde de aşıyı yaptıranlar paçayı -önemli ölçüde- kurtarabiliyor. Zira aşılandıktan sonra virüsü kapanlarda bile hastalık ya belirtisiz ya da çok hafif sorunlarla geçip gidiyor. Kısacası şüpheye mahal yok. Mevcut aşıların hepsi kesinlikle işe yarıyor. Kötü habere gelince...

KÖTÜ HABER‘DERİN PANDEMİ’YE DİKKAT!

BANA sorarsanız gelin, her akşam TV ekranlarındaki o turkuvaz tabloda yer alan rakamlara takılıp kalmayın. Zira o rakamlarda sadece pandeminin “görünen yüzü” var. Olan biteni daha dikkatli izleyen ve yorumlayan deneyimli pandemi uzmanları için ise “derin pandemi”, yani pandeminin “gözden ırak neticeleri” de en az turkuvaz tablodaki rakamlar kadar önemli. “Hocam, bu derin pandemi meselesi de nereden çıktı?” diyorsanız -ki deyin- aşağıdaki kutuları lütfen daha bir dikkatle inceleyin.



DERİN PANDEMİ 1

Yazının Devamını Oku

Enseyi asla karartmayalım

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklı olarak “Mutasyon ve salgının inişli çıkışlı rakam ve görüntüleri bizi karar almada zorluyor ama yine de bütün şartları zorlayarak aldığımız son kararların arkasında durmaya gayret edeceğiz” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı haklı. Sadece bizde değil, hemen her ülkede özellikle de yakın ilişki içinde olduğumuz Avrupa coğrafyasında “KORONAVİRÜS DALGALARI” bir gidip, bir geliyor! Mesela Almanya ve İtalya’da durum tam da böyle ve neredeyse ciddi bir felaket halinde. Nedeni şu...




İKİ ÖRNEK
ALMANYA VE İTALYA’DA 3. DALGA BAŞLADI

Yazının Devamını Oku

Mutasyon cenneti mi olduk

Önce şu önemli bilgiyi paylaşalım:

Günlük vaka sayıları Almanya’da olduğu gibi bizde de bir “3. dalga”nın yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. 3 ay önce 5 binlerin altına inme eğilimi gösteren günlük yeni vaka sayıları, daha kademeli normalleşmenin etkileri bile ortaya çıkmadan son günlerde 15 binleri zorluyor. Diğer taraftan ciddi bir “mutasyon meselemizin” olduğu da kesin. Karadeniz’deki “kıpkırmızı bölge”nin İngiliz mutasyonunun hâkimiyetine girdiği biliniyordu ama Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yaptığı açıklamaya göre “Güney Afrika, Brezilya ve California mutasyonları da aramızda kol geziyor. Tek cümleyle özetlemek gerekirse: “Mutasyon cenneti mi olduk?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.




BİR SORU
GENLERLE DANS MÜMKÜN MÜ

Yazının Devamını Oku

Beynimiz arızaya mı geçti

Pandemi sürecinde çok sık tekrarladığımız tavsiyelerden biri de şu oldu: “Duygularınızı iyileştirip olumlu bir bakış açısı geliştirin; hafızanızı güçlendirip bilişsel performansınızı olabildiğince yükseltin!”

Bu çok önemli tavsiyemiz maalesef yoğun pandemi gündeminin gölgesinde kaldı; beyinlerimiz, daha doğrusu ruhsal yaşamımız da pandemiden nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Kısacası sözü çok fazla uzatmaya gerek yok. Pandeminin oluşturduğu insani hasarlardan biri de “ARIZALI BEYİNLER” oldu. Peki, sonuç mu?



ÖNEMLİ
YENİ BİR SORUN: ARIZALI BEYİN

Yazının Devamını Oku

Yaşlanmaya hazır mıyız

Yaşlılık yolculuğuna çıkanların -ki hepimiz zamanı gelince çıkıyoruz, çıkacağız- yapabileceği en iyi şey, “yaşlanmanın kaçınılmazlığını, önlenemezliğini, tersine çevrilemezliğini” daha yolun başında kabul edip sürece uyum sağlamak ama bu arada bazı püf noktalarını bilip onları mümkün olduğunca erken yaşlarda hayata geçirmektir.

Amerika’nın önemli iyi hayat uzmanlarından Dr. A. Weil, “Yapabileceğiniz en iyi şey her yaş için en güçlü sağlığa sahip olmayı hedeflemektir” diyor ve ekliyor: “İyi yaşlanmak bir ayrıcalıktır!”

Eğer sizde iyi yaşlanma ayrıcalığını yakalamak istiyorsanız, aşağıdaki 3 ayrıntıya da dikkat etmek zorundasınız. İşte o ayrıntılar...

AYRINTI 1
EGZERSİZİ UNUTMAYIN

ARAŞTIRMALAR, net ve açık olarak egzersizin bir numaralı iyi yaşlanma belirleyicisi olduğunu doğruluyor. Üstelik bize sadece “bedensel egzersizler” de yetmiyor, “duygusal egzersizler”in de çok ama çok önemli oldukları anlaşılıyor. Her gün mutlaka yürümeli, fırsat buldukça da aktif yaşamın her alanıyla bedenlerimizi buluşturmanın bir yolunu bulmalıyız. Ayrıca beynimizin de kaslarımız gibi çalıştıkça güçlendiğini unutmamalı, ona da sık sık “bilişsel ve duygusal antrenmanlar” yaptırmalıyız. Diğer taraftan sadece “hatıralar” biriktirmeyi bir kenara bırakıp, gelecek için “umutlar” da biriktirebilmeliyiz. Yetinmemeli, erdemin hoşgörüyle, güvenin dostluk ve bilgelikle iç içe olduğu sağlıklı bir beyin-kalp ilişkisi de geliştirmeliyiz.


Yazının Devamını Oku

Doğru mu yaptık

Günlük vaka sayılarındaki artış pandemi matematiğine aşina herkes için korkutucu. Ve tam da günlük rakamların 10 binleri geçtiği farklı bir dönemde salgında neticeyi derinden etkileyecek önemli kararlar aldık ve “yerinde karar dönemi” diye tanımlanan farklı bir uygulamaya geçtik.

Uygulamanın esasında, “kademeli esnetme” yerine “renklendirilmiş normalleşme” diyebileceğimiz farklı bir uygulama var. Enfeksiyon hastalıkları veya halk sağlığı uzmanı olmasam da süreci başından beri dikkatle izleyen, her aşamasında ilgili hocalarla yoğun bilgi alışverişinde bulunan 40 yıllık bir “hekimlik tecrübesi”yle baktığımda bu yeni uygulamaya katıldığımı, yürekten bir “Evet, doğrusu yapıldı” diyebileceğimi söylemem çok güç. Üstelik itiraf edeyim, benim gibi düşünen uzmanların sayısı da oldukça fazla. Kısacası bu yeni uygulama, bu yeni strateji bu haliyle pek de inandırıcı görünmüyor, güven vermiyor. Nedenlerine gelince...

CEVAPLANMASI GEREKEN SORULAR

SON kararlar hakkında konuştuğum uzmanlardan aldığım değerlendirmelerin özetinde yanıt alması gereken 5 temel soru var:

SORU 1: İl bazında uygulamaya geçmek yanlış bir yaklaşım olmasa da açıklanan il bazlı veriler yeteri kadar tatmin etmiyor. “Mavi” ya da “kırmızı”ya boyanan yani “çok düşük” veya “çok yüksek” riskli bulunan illerimizde “1000 kişi başına günde kaç test yapılıyor?” ve “Testlerdeki pozitif oranları ne durumda?” gibi soruların yanıtları net ve açık değil. Prensip olarak kabul edilen değer, herhangi bir il, bölge ya da ülkede “100 testte 3’ten fazla pozitiflik” oranı varsa salgının kontrol altına alındığını söylemek zor. Türkiye’deki genel rakam ise son günlerde yüzde 9’ları zorluyor.

SORU 2: Şehirler arasında da muazzam rakamsal farklar var. Örneğin, Ordu’daki vaka sayısı Şırnak’tan “130 kat” daha fazla. Sağlık Bakanlığımız ve Bilim Kurulumuzun iller arasındaki bu kabul edilmesi güç rakamsal farklılıkların nedenlerini de bizimle paylaşması gerekiyor.

SORU 3: “Mavi”

Yazının Devamını Oku

Çocuklar hazır mıyız

Milyonlarca öğrenci, bir o kadar da ailenin beklediği o önemli günün düğmesine ciddi bir aksilik olmaz ise yarın basılıyor.

“Yüz yüze eğitimde başlama vuruşu” aslında bugün yani 1 Mart’ta gerçekleşecekti ama doğru ve yerinde bir kararla yarına, 2 Mart’a bırakıldı. Bugün yapılacak kabine toplantısı sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yapacağı açıklamayı milyonlarca çocuk ve aile nefeslerini tutmuş, heyecanla bekliyor. Başlama kararında en etkili faktörün Sağlık Bakanı’nın kabinede yapacağı sunum ve o sunumda vereceği il bazlı haftalık rakamlar olacağı kesin. Anlaşılan o ki çoğu ilde yüz yüze eğitime izin çıkacak. Doğrusu da bu zaten. Zira eğer biraz daha geç kalırsak bugün ekonomide yaşadığımız sıkıntılardan çok daha önemlisi ve fazlasını yarın “eğitim”de yani “geleceğin ekonomik gücü”nde yaşayacağız.



BANA GÖRE
OKULLAR NEDEN SÜRATLE AÇILMALI

Yazının Devamını Oku

Pandemi yorgunuyuz

Gündem değişmiyor, ne Mars’ın yeniden keşfi(!) ne Myanmar’daki askeri darbe, ne şu ne bu kimseyi ilgilendirmiyor; herkesin gündeminde varsa yoksa COVID meselesi.

Pandemi her an her yerde gündemin bir numaralı maddesi. Peki, neden? Nedeni açık: Pandemide bu belalı, bu yapışkan, bu fevkalade tehlikeli virüse paçayı kaptıranların sayısı 100 milyonu çoktan geçti. Bu arada da neredeyse 3 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Peki, mesele sadece hastalanmakla, yalnızca hayat kaybıyla bitiyor mu? Hayır, bitmiyor! COVID önümüze yeni yeni ve şaşırtıcı faturalar koymaya devam ediyor. Üstelik faturalar adeta tefeci faturası gibi(!) Öde öde bitmiyor. PANDEMİ YORGUNLUĞU ise o bitmeyen faturaların en önemlilerinden biri. Peki ne var o faturada? Merak edin ve buyurun...

YENİ BİR SORUN MU
KRONİK COVID-19

DAHA önce de yazdım. COVID-19’a yakalananların neredeyse 10’da birinde hastalığı takiben yeni bazı sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Bunlara “COVID-19’un kalıcı bozuklukları” deniyor. Bu bozuklukların başını da “kronik yorgunluk sorunu” çekiyor. Peki, başkaları da var mı? Var, maalesef. Yeni yayımlanan ve 17-87 yaşları arasında 47 bin 910 COVID-19 hastasının geriye dönük incelemesine dayanan bir “yeniden değerlendirme çalışması” kronik COVID meselesinde bizleri bekleyen sorunların neler olduğunu bakın nasıl sıralamış.


Yazının Devamını Oku

COVID’siz dünya yakın mı

Geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü son dönemin en güzel, en sevindirici duyurularından birini yaptı ve “pandeminin 2022 başlarında kontrol altına alınabileceğini” açıkladı. Hemen ardından da İngiltere Başbakanı Boris Johnson, “COVID-19 kısıtlamalarını 8 Mart’tan itibaren kademeli olarak kaldıracağız. 21 Haziran’dan itibaren de tümüyle sonlandıracağız” şeklinde özetlenebilecek iddialı bir demeç verdi.

Doğal olarak da bu sevindirici haberler hepimizin aklına “COVID’siz günler yakın mı? COVID’siz bir dünya mümkün mü?” sorularını getirdi. Peki, gerçek ne? COVID’siz günler hakikaten yakın mı ve sonrasında COVID’siz dünya mümkün mü? Eldeki verilere ve gelişmelere bakılırsa bu soruya en azından şimdilik güçlü bir “Evet” yanıtı vermek çok iddialı olur. Nedeni şu...

OKUR SORUSU 1

NASIL GİDİYORUZ

AN itibarıyla durumumuz özetle şudur: Aşılama sayısı ve hızında fena gitmiyoruz. Daha iyisi olabilir miydi? Evet, tabii ki olabilirdi. Daha çok ve farklı tipte aşıyı daha çok insanımıza uygulamamız mümkündü. İsrail, İngiltere, Amerika ve daha birçok ülke aşılama konusunda bizden daha iyi durumda. Ama yine de imkânlarımız göz önüne alındığında fena değiliz. Salgını kontrolde de şimdilik fena gitmiyoruz. İstisnalar dışında tedbirlere uyum ülke genelinde iyi durumda. Ama özellikle Karadeniz bölgesi için yeni tedbirler, stratejiler gerekiyor. Eğer biraz daha gayrete gelir, yeni vaka sayılarını 100 binde 20’lerin altına düşürebilirsek geçen yıldan çok daha rahat bir yaz döneminin bizi beklediğini söyleyebiliriz.

UNUTMAYIN

HER ŞEY AŞILARIN BAŞARISINA BAĞLI

Yazının Devamını Oku