Grip ve zatürre aşısı olalım ama...

Özellikle risk grubunda olanların, bu yıl grip ve zatürre aşısı yaptırmalarını diğer uzmanlar gibi ben de tavsiye ediyorum.

Zatürre aşısının mevsimi yok, onu her zaman yaptırabilirsiniz. Ama eğer bugüne kadar yaptırmadıysanız şimdi tam zamanıdır. Zira COVID-19 salgını sürerken geçirebileceğimiz bir zatürre atağı bizi çok zor bir durumda bırakabilir. Ayrıca sonbahara merhaba dedik, kış kapıda hazır, bizi bekliyor. Bu mevsimsel değişimin doğal sonuçlarından biri de grip vakalarındaki artıştır. Kısacası başımızdaki pandemi belası da dikkate alındığında grip ve zatürreden aşılanarak korunmak bu yıl çok daha önemli bir ayrıntıdır. İsterseniz gelin biraz daha detaylara girelim...

KISA BİLGİ
BU YIL AŞILAR NEDEN DAHA ÖNEMLİ

BİLELİM ki bu aşılar sayesinde boğazı ağrıyan, ateşi yükselen, öksüren, hapşıran, aksıranlarla karşılaşıldığında “Acaba grip mi, COVID-19 mu?” şeklinde karışıklık yaşanması olasılığı azalacak, sizin de doktorların da işi kolaylaşacaktır. Ayrıca yaptıracağınız grip aşısının bağışıklık sisteminizi COVID-19 enfeksiyonuna karşı yorgun ve dirençsiz düşüreceği bilgisi de doğru değildir. Tam tersine, grip aşısı ile bağışıklığınız daha da güçlenecek, virüsün vücudunuzu aşırı hırpalayarak canınızı yakma ihtimali de sınırlanacaktır. Grip aşısını da herkes yaptırabilir, ama çocukların aşılanması konusu çocuk sağlığı uzmanlarının kararına bırakılmalıdır. Aşı konusunda başka uyarılarım da var...

ÖNEMLİ
HERKES AŞI OLMALI MI

BİLELİM ki bu aşıları yaptırmakla COVID-19’a karşı bağışıklık sağlamamız, yani bedenimizi koruma altına almamız mümkün değil. Ayrıca bilelim ki bu aşıları hemen süratle, hiç düşünmeden herkesin yaptırması da gerekmiyor. Önceliği risk gruplarına vermemiz lazım. Önce onlar aşılanmalı, sonra imkân dahilinde diğer grupların aşılanması düşünülmeli. Ayrıca “FİYAT” meselesi de önemli bir ayrıntı. Her iki aşının toplam maliyeti neredeyse 500 TL’yi geçiyor. “ULAŞIM” ve “SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK” sorunları da önemli birer ayrıntı. Kısacası her iki aşı konusunda da toplumun daha detaylı ve dikkatli bilgilendirilmesi şart.

MÜHİM SORU
PANDEMİ KONTROLDEN ÇIKTI MI

SADECE bizde değil, hemen her ülkede vaka sayılarında ciddi artışlar var. Bazı ülkelerde günlük vaka rakamları ilk günleri aratacak düzeylerde. Mesela Fransa ve İspanya’da durum böyle. Biz 1500’ü geçtik diye korkuyoruz -ki korkmalıyız çünkü bu çok önemli bir uyarıdır- Fransızlar günlük 5 binli, İspanyollar 7 binli vaka rakamlarıyla çoktan tanıştılar. Durum böyle olunca bizde de diğer ülkelerde de bazı uzmanlar -haklı olarak- halkı ve yönetimleri uyardılar, “COVID-19 salgını kontrolden çıktı, işi sıkı tutun!” şeklinde uyarılar yaptılar. Peki, salgın gerçekten kontrolden çıktı mı? Hemen ve süratle bir “acil durum aşaması”na geçilmeli mi? Benim kanaatim şu...

BİR BİLGİ
GENÇLER Mİ YAŞLILAR MI DAHA KÖTÜMSER

İYİMSERLİK, sağlığın sürdürülebilirliği bakımından çok önemli bir ayrıntı. Bugüne kadar yapılan binlerce araştırma net ve açık olarak gösterdi ki iyimser kişilerin ruhsal ve bedensel sağlıkları daha güçlü, bağışıklıkları daha kuvvetli, uykuları daha güzel, bellekleri daha sağlam. Kısacası iyimserlik; beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, kaliteli bir uyku çekmek ve stresi akıllıca yönetmek kadar mühim bir sağlık ayrıntısı. Kısacası iyimserliğin mühim bir sağlık ayrıntısı olduğu kesindir. Yeni bir çalışma bize iyimserlik konusunda önemli bir ayrıntıyı daha öğretti. Hollanda ve ABD’de yapılan ve 30 bin kişiden fazla insanı kapsayan bu yeni araştırmada, iyimserlikte en etkin dönemin orta yaşlarda yaşandığı ortaya çıktı. Araştırmaya göre 40-60 yaş grubundaki kişiler, gençlere oranla daha iyimserler. Bardağın dolu tarafını görmeye daha çok eğilimliler. Aynı araştırmada gösterildi ki yaşlandıkça daha huysuz insanlara dönüştüğümüz bilgisi de pek doğru değil. Yaşlı kişiler, yaşları ilerledikçe mutlu olmaya odaklanıyor, bunun için de yaşamlarındaki denge, tatmin ve kaliteye ağırlık vermeye başlıyorlar. Kısacası yetinmeye, dengeye ve kaliteye odaklanan herkesin yaşı ne olursa olsun iyimser bir ruh hali içerisine girmesi daha kolaydır. İyimserlik meselesini özellikle bugünlerde hepimizin ciddiye almasında fayda var.

BANA GÖRE
DURUM CİDDİDİR

BİLELİM ki mesele sadece günlük yeni vaka sayılarıyla sınırlı tutulamaz. Probleme sadece bu rakamlarla bakılamaz. Günlük vaka sayılarının neredeyse iyileşenleri ikiye katlaması, yani önceki yazılarımda belirttiğim “ters makas” meselesi (makasın tersine büyümeye başlaması) önemli bir işarettir. Bu veri hastanelerde yatak işgal oranının artmasının, sağlık sistemi üzerindeki yükün katlanılabilir olmaktan çıkmasının da işareti gibidir. Diğer taraftan yoğun bakımda yatan hasta sayımızda da 1 ay öncesine oranla “azalma” yerine neredeyse “2 katına çıkma” eğilimi var. Her gün kaybettiğimiz insan sayısı ise kabullenilebilecek bir rakam olmaktan çoktan çıktı! Kısacası yeni vaka sayılarındaki artışı yalnızca test sayılarımızdaki artışla izah edemeyiz. Evet, test sayımız arttı, bu mükemmel bir gelişme. Daha da artmalı. Günlük 200 binleri bulmalıdır. Peki o zaman sorun ne? Sorun farklıdır.


SORUN ŞU
İŞTE O HATALAR

VAKA sayılarındaki artışın sebebi test sayısındaki artış değildir. Daha net ve açık nedenler var: Rehavetimiz tavan yapmıştır. Dikkatimiz dağılmıştır. Virüsün etkisini kaybettiği şeklindeki yanlış bilgiler özgüvenimizi patlatmıştır. Çok daha önemlisi, toplu aktivitelere (sünnet, nişan, nikâh, cenazeler, taziyeler) izin verilmesi vaka sayılarında bugünkü patlamaların bir numaralı sebebi haline gelmiştir. Okulların açılması bu sayıları daha da arttıracaktır.


KISA BİLGİ
ÖZETİ ŞUDUR 

BANA göre bu rakamlar sadece izlenmek, yalnızca bilgilenmek ve bilgilendirmek için kullanılamaz. Asla ve asla yok hükmünde de sayılamaz. Evet, acil bir durum yok. Başlangıçtaki olağanüstü önlemlere yeniden dönme noktasında olduğumuz da söylenemez. Ama ne yapıp etmeli, hızla ve ciddi bir şekilde yeniden derlenip toparlanmalıyız. Yoksa emin olun bu kışı farklı yaşayabiliriz. Hemen tedbir almazsak, hatalarımızı tekrarlamaktan vazgeçip yeni, farklı ve etkili stratejilere odaklanmazsak işimiz gerçekten zorlaşacaktır. Ve belki de işte o zaman başlangıçtaki olağanüstü önlemlere yeniden dönmek zorunda kalabileceğiz.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Streste de ‘doz’ çok önemli

Zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse 1 yıla yaklaşan “pandemi baskısı” hepimizi fena halde bunaltıyor.

Neticede de ister istemez ne kadar dirençli, dikkatli, eğitimli olursak olalım, anında “stres meselesi” ve onun yanında sağlık sorunları devreye girmeye başlıyor. Kaçınılmaz olarak da “kaygı sorunu” bir karabasan gibi üzerimize çöküveriyor. Stres de kaygı da önemli. İkisine de önümüzdeki günlerde sık sık değineceğim. İsterseniz gelin, önce en yaygın olanından, stres meselesinden, bir başka deyişle “stres sarmalı”ndan başlayalım. Buyurun...

İYİ BİLGİ
NEDİR BU STRES MESELESİ

STRES sözcüğü sağlık/hastalık literatürüne 1900’lü yıllarda girdi ama stresin var oluşumuzdan beri bizi etkilediği kesindir. Basitçe, “herhangi bir nedenle herhangi bir zamanda ruhumuz ve bedenimize zarar veren her şey ve bunlara karşı beden ve ruhumuzda gelişen istem dışı her türlü değişimi” stres başlığının altına rahatça koyabiliriz. Stresin latince “estrictia” sözcüğünden türetildiği biliniyor. Esas olarak da “sıkıca sarıp sarmalamak, sarmalanmak, sıkıştırmak, sıkıştırılmak” anlamına geliyor. Ama biz günlük yaşamda bu sözcüğü “basınç, sıkışma, dert, keder, gerilim, zorlanma ve daha pek çok durumda” kullanıyoruz. Peki süreç nasıl başlıyor, nasıl gelişiyor?

Yazının Devamını Oku

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Trump çabuk mu iyileşti

Trump, COVID-19 teşhisinden sonra gelişebilecek muhtemel bazı sorunlara karşı önlem olarak Walter Reed Hastanesi’ne yatırılarak tedavi edildi.

Başlangıçta başkanın sağlık durumunun ciddi olduğu söylense de tedavi kısa sürdü, Trump birkaç günde taburcu oldu. Ne var ki uygulanan tedaviler hakkında ABD’li uzmanlar arasında hâlâ ciddi görüş ayrılıkları var. Çoğu uzman ortada bir “VIP sendromu” durumu olduğunu ve başkana gereksiz yere çok ağır tedaviler uygulandığını ileri sürüyor. Bazı uzmanlar da tam tersine ortada ciddi bir durumun olmadığı, sürecin siyasi nedenlerle bilerek büyütüldüğü düşüncesindeler. Peki kim haklı? Yapılan tedavilerde gerçekten bir aşırılık (over terapi) söz konusu olabilir mi? Bana göre, hayır! Zira başkan Trump ,“70’i geçen yaşı, kilo fazlalığı, ılımlı düzeyde de olsa yaşadığı hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar” nedeniyle otomatik olarak risk grubuna alınabilir. Ve doğal olarak da risk grubundaki hastalara neler yapılıyorsa ona da aynı tedaviler uygulanabilir.




KISA BİLGİ
TRUMP’A HANGİ İLAÇLAR VERİLDİ

Yazının Devamını Oku

Hem grip hem korona olur muyuz

Kış yaklaşınca pandemi gündemine bir de grip gündemi eklendi.

Şimdi merak edilen iki mühim soru var. Birincisi grip aşısı yaptırıp yaptırmayacağımız, ikincisi de COVID-19 ve gribe aynı anda yakalanıp yakalanmayacağımız. Birinci sorunun yanıtını daha önce de verdim ama tekrarda yarar var: Özellikle risk grubunda olanların; hamilelerin, yaşlı ve düşkünlerin, kronik hastalığı, organ yetmezliği sorunu yaşayanların ve çocukların öncelikle muhtemel bir grip enfeksiyonuna karşı aşılanmaları gerekiyor. Grip aşısının koruyucu özelliği çok yüksek olmasa da riskli kişiler için ciddi bir antikor savunma hattı oluşturabileceği konusunda benim de hiçbir kuşkum yok. İkinci sorunun cevabına gelince... O sorunun yanıtını bir sonraki bölümde bulacaksınız.


BANA GÖRE
HEM GRİP HEM KORONA OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK

ÖNCELİKLE şunu bilelim: COVID-19’dan korunmak için kullanacağımız “maske-mesafe-temizlik/hijyen” 3’lüsü bize zaten grip için de ciddi bir savunma gücü sağlayacak. Muhtemelen bu sayede de aynı zamanda gribe yakalanma ihtimalimiz, bu sonbahar ve kış geçen yıla oranla daha düşük olacak. Diğer taraftan aynı anda 2 ayrı viral enfeksiyonun birlikte geçirme ihtimaliniz de oldukça düşük. Zira herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı alarm haline geçen bağışıklık sistemimiz bedenimize ikinci bir virüsün yerleşme ihtimalini minimuma indiriyor. Kısacası, ilk virüs enfeksiyonu sırasında alarma geçen bağışıklık sistemimiz, ikinci bir virüs enfeksiyonuna kolay kolay izin vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim mi koşalım mı

Daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var:

Ben, “insanların yürüyerek, ceylanların koşarak, balıkların da yüzerek egzersiz yapmalarının daha faydalı olacağına” inananlardanım. Farklı fikirde olanlara da saygı duyarım. Koşmayı değil yürümeyi tercih etmemin sebebi şu: Uzun süreli koşmanın böbrek üstü bezlerimizi aktive ederek stres hormonu kortizolün salgılanmasını arttırabileceği biliniyor. Örneğin, maraton koşucularında ciddi kortizol patlamalarının yaşandığı net ve açık olarak gösterildi. Koşunun bedene verebileceği hasar sadece kortizol yükünü arttırmakla da kalmıyor. Uzun süreli koşular, bedeni paslandıran, bizi daha erken yaşlandıran serbest radikallerin üretimini de arttırabiliyor. Aklınızda olsun, koşmayan birinin de günlük serbest radikal üretim miktarı 1 kilodan fazla. Eğer illaki koşmak istiyorsanız uzun süreli koşmalar yerine kaslarınızı zorlayabilen yüksek yoğunluklu, kısa süreli koşuları deneyin. Bu tür egzersizler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız da “yüksek yoğunluklu interval egzersizler” konusunda daha çok bilgilenmeye gayret edin.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Bize ‘maske barışı’ lazım

Pandemi sürecinin sürpriz oyuncularından biri de kuşkusuz maskeler oldu.

Maskeler vazgeçilmezlerimizden biri haline geldi. Başlangıçta vaka sayılarının azlığı nedeniyle ben dahil uzmanların tamamı ev dışında maske takmanın gerekli olmadığı düşüncesindeydi. Zamanla hem hastalanan kişilerin, hem de gizli taşıyıcılarının sayıları artınca bu düşünce değişti, maske takmanın doğru hatta zorunlu olacağına karar verildi. Sağlık Bakanı ve Bilim Kurulu da sokaklarda maskesiz dolaşmanın hastalığın daha da yaygınlaşmasına yol açabileceği kanaatini destekledi. Bir süre sonra da evler dışında her alanda maske takmak yasal bir zorunluluk olarak ilan edildi. Yasaya uymayanlar için de bazı cezalar getirildi. Peki doğru mu yapıldı? Kesinlikle evet! Zira bu yoğun sosyalleşme devam ettiği takdirde, sadece hijyene ve sosyal mesafeye dikkat ederek toplum yaşamına katılmak maalesef tehlikeli olabiliyor. Kısacası maskelerimizi takmak zorundayız. Bu durumda önümüzde sadece tek bir seçenek kalıyor: MASKE İLE BARIŞIK YENİ BİR YAŞAM TARZI. Bana sorarsanız biraz daha ileri gidip maskelerimizi can sıkıcı birer aksesuvar olmaktan çıkarmamız ve onları bir çeşit “BAĞIMSIZLIK/ÖZGÜRLÜK OBJESİ” olarak kabullenmemiz lazım. Nedeni şu...



BİR ÖNERİ
MASKE ÖZGÜRLÜKTÜR

Yazının Devamını Oku

Kış nasıl geçecek

Kişisel kanaatim şudur: ZOR GEÇECEK!

Her şeyden önce koronavirüs salgınının biraz daha yoğunlaşacağı, biraz daha şiddetlenip can yakacağı kesin gibi görünüyor. Kısacası, bu yıl her zamankinden farklı olarak “COVID’li bir kış” bizi bekliyor. Ayrıca her sene karşılaştığımız o bilinen kış hastalıkları, yani nezleler, gripler, sinüzitler, faranjitler biraz daha arkadan gelecekler, önceki yıllara oranla daha az gündemimizde olacaklar. Hatta diyebilirim ki “maske-sosyal mesafe-hijyenik önlemler” 3’lüsü sayesinde bu “eski kış dostlarımız”a daha az paçamızı kaptıracağız. Ayrıca şunu da bilelim: Kışı ne kadar kötü geçireceğimiz sorusunun yanıtı sadece koronavirüse, daha doğrusu onun oluşturduğu COVID-19 enfeksiyonuna da bağlı değil. Bizim korunma önlemlerine uyma kapasitemiz ve devletin/yöneticilerimizin izleyecekleri pandemi politikaları da sürecin belirleyicisi olacaktır. Ama gelin, biz daha şimdiden şu önemli noktayı gözden kaçırmayalım: Önümüzde ZOR BİR KIŞ VAR. Ve bu zor kışa her zamankinden daha dikkatli hazırlanmamız lazım.




İYİ HABER

Yazının Devamını Oku

Maskeler ne kadar güvenli

Pandemiyi kontrol altına almanın en önemli unsurlarından birinin maske takmak olduğu kesinleşti.

Ama ne var ki “maske güvenliği” meselesi de en az maske takmak kadar mühim bir ayrıntı. Özellikle sayılarının neredeyse 1 milyona yaklaştığı söylenen sessiz virüs taşıyıcılarından korunmanın en etkili yolunun sağlam ve güvenli bir “maske defansı” olduğu şüphesizdir. Tekrarlayalım: Zaten işte tam da bu noktada “maske güvenliği” meselesi hızla devreye giriveriyor. Sözü daha fazla uzatmaya gerek yok. Son günlerde kulaktan kulağa yayılan en önemli pandemi dedikodularından birinin maskelere duyulan güvensizlik olduğu biliniyor. Peki neden? Bu güven kaybı ne ölçüde doğru?

BANA GÖRE
MASKE ÜRETİMİNDE KONTROL ŞART

ÜZÜLEREK belirtelim ki konu maske güvenliği olduğunda da burnumuza pek iyi kokular gelmiyor. Maskelerin önemli bir bölümünün hijyenik ve güvenli olmadıkları iddia ediliyor. Bu iddiaların bir bölümünü bilim insanları da paylaşıyor. Doğrusu aynı kuşkuları ben de taşıyorum. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Erkan İşgören Hoca da maske güvenliği meselesini sık sık gündeme getirenlerden biri. Dr. İşgören’e göre, ülkemizde virüsü filtre etme özelliği olmayan maskelerin sayısı oldukça fazla ve bu çok önemli bir güvenlik zafiyeti oluşturuyor. Anlaşılan o ki maske üretimi konusunda daha ciddi bir kontrol sisteminin kurulması ve maske üretim standartlarının net ve açık hale getirilmesi, önümüzdeki günlerin en önemli gündem maddelerinden biri olacak. İlgililerin maske güvenliği meselesine daha bir dikkatle bakmalarında fayda var.

Yazının Devamını Oku

Şimdi bize ‘pandemi gönüllüleri’ lazım

Zor günlerden geçtiğimiz kesin. Sağlığımız, sosyal yaşamımız, ekonomik geleceğimiz tehdit altında ve bu hepimizi üzüyor, kaygılandırıyor.

İşte bu nedenle kavganın değil dayanışmanın, itişip kakışmanın değil barışmanın, kısacası hepimizin birer “pandemi gönüllüsü” gibi davranmasının önem kazandığı hassas bir zaman dilimindeyiz. Geçmişteki hataları tartışarak, birbirimizi eleştirerek, doğru yapılacak işleri değil yanlış yapılanları gündemde tutarak bu savaşı kazanamayız. Eğer aynı yanlışları tekrarlayıp durursak, pandeminin süresi de dozu da vereceği zayiat da artacaktır. Özetle, herkesin “eteğindeki taşları dökmesinin” ve bu mühim savaşta kendini bir çeşit “pandemi görevlisi/nöbetçisi” ve “pandemi gönüllüsü” gibi hissetmesinin önem kazandığı günlerden geçiyoruz.




BİR ÖNERİ
GERGİNLİKTEN UZAK DURUN

Yazının Devamını Oku

Tehlike büyüyor

Pandemide sadece bizde değil, hemen her ülkede vaka sayılarında ciddi artışlar var. Örneğin İspanya’da günlük vaka sayısı 20 bini çoktan aştı. Bizde de durum maalesef pek iç açıcı değil. Zaten bu nedenle de uzmanlar açıklama üstüne açıklama yapıyor, muhtemel bir ikinci dalga hatta “COVID-19 tsunamisi” için uyarılarda bulunuyor. Kısacası bizi olduk-ça zor bir kışın beklediği kesin ve görünen o ki eğer tedbirleri sıkılaştırıp ayağımızı denk almaz isek bu rakamlar daha da artacak. Daha çok insanımız hastalanacak. Daha çok eş, dost, akraba kaybedilecek. Peki ne yapılmalı? Bana göre öncelik listemizde şu 5 madde mutlaka bulunmalı...

BU UYARI ÖNEMLİPROF.DR. TÜKEK DİYOR Kİ...

İSTANBUL Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, birkaç gün önce çok önemli bir açıklama yaptı: Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde uygulanan COVID-19 testlerinde “pozitiflik oranı” yüzde 15’i geçmiş durumda. Doktor Tükek’e göre bu rakam salgının İstanbul için yeniden başladığına işaret edebilir. Bu uyarı bence son derece önemli. Moral bozmak değil, uyanık kalmak için kullanılmalı, dikkate alınmalı. Zira İstanbul’da gerçekleşebilecek -Allah korusun- bir vaka patlaması Türkiye’nin tamamına yayılabilir.

BANA GÖRE
YAPILACAK ÇOK ŞEY VAR

BİLELİM ki hâlâ yapılacak pek çok iş, alınabilecek birçok önlem var. Ve biz sadece onlardan birkaçını gündeme sokabilsek, o küçük ama etkili değişimleri ısrarla uygulayabilsek, arkadan gelebilecek sokağa çıkma yasaklarına falan gerek kalmadan problemi yeniden kontrol altına alabileceğiz. Ve yeniden vaka sayılarımızı da kayıplarımızı da azaltabileceğiz. Bu da bize aşı çıkana kadar altın değerinde bir zaman kazandıracak. Ben aklıma gelen ilk 5 “sıkılaşma tedbirini” aşağıda sıralamaya çalıştım. Tabii ki daha pek çok öneri gündeme getirilebilir.

NOT ALIN

Yazının Devamını Oku

Aşılarda karaborsa mı var

Pandeminin sağlık gündemimizin ilk maddesi olduğu kesin.

Hemen her gün, her an, her ortamda pandemi meselesi mutlaka konuşuluyor. Konu pandemi olunca da doğal olarak anında zatürre ve grip aşıları akla geliyor. Sırası gelmişken sevgili Sağlık Bakanımıza mühim bir bilgiyi aktaralım: Ciddi bir aşı karaborsası başladı. Özellikle zatürre aşısı hiçbir yerde bulunmuyor. Durum böyle olunca da tek doz zatürre aşısını 350 TL yerine 4-5 bin TL’ye satmak isteyen uyanıklar devreye giriyor. Grip aşısında da muhtemelen aynı sorunla karşılaşacağız. O aşının da ne zaman satışa sunulacağı, satışında kimlere öncelik tanınacağı, hangi fiyat ve kuralların uygulanacağı maalesef hâlâ net ve açık değil. Kısacası gerek grip gerek zatürre aşıları için çok sayıda “bilinmeyen” toplumun kafasını meşgul ediyor. Peki bu bilinmeyenler neler? Eğrisi doğrusu ne?



BANA GÖRE
ZATÜRRE VE GRİP AŞILARI MUTLAKA YAPILMALI MI

Yazının Devamını Oku

Aşıda ‘adil paylaşım’ istiyoruz

Şu kesin: Hepimiz “Tamam, bu işi başardık. Etkili bir aşıyı bulduk” haberine odaklanmış durumdayız.

Peki o aşı bulununca sonrası nasıl gelecek? Herkes o aşıdan aynı zamanda ve hızla faydalanabilecek mi? Öncelik risk gruplarının mı, yani “kronik hastalar, yaşlılar, sağlık çalışanları”nın mı yoksa parası pulu olanların mı olacak? Zengin ülkeler önceliği alacak, fakir ülkeler sırada mı olacak? İtiraf edeyim ki böyle bir kuşku bende de var. Nedeni de medyaya yansıyan haberler. O haberlerin özetinde bakın neler var...


ÖNEMLİ
OXFORD AŞISINDAN UMUDU KESELİM Mİ

ÇOK sayıda merkez farklı ülkelerde etkili bir COVID-19 aşısı geliştirebilme gayreti içinde. Onlardan bazılarının daha önde gittiği ve mutlu sona bir hayli yaklaştıkları biliniyor. Bunlardan birinin de Oxford Üniversitesi ile AstraZeneca ilaç firmasının geliştirmeye çalıştıkları aşı olduğu kesin. Ne var ki geçtiğimiz hafta Oxford Üniversitesi yetkilileri, muhtemel bir yan etkiden kuşkulandıklarını ve bu nedenle aşı çalışmalarını durdurduklarını açıkladılar. Peki bu “Oxford aşısı”nın sonu anlamına mı geliyor? Hayır! Bilelim ki, bu aşı çalışmalarında sık sık karşılaşılan bir sorun. Dolayısıyla herhangi bir hayal kırıklığına kapılmamak lazım. Mesele şu: Herhangi bir aşı üretilirken o aşı denekler üzerinde tekrar tekrar test edilir. Eğer aşının test edildiği o deneklerden sadece biri bile herhangi bir sağlık sorunu nedeniyle başvurursa, o sorunun nedeni belirlenene kadar aşı çalışmaları otomatik olarak askıya alınır. Oxford’un yaptığı da budur ve doğrudur. Ama bilelim ki binlerce denek üzerinde aşı test edilirken deneklerden herhangi birinde tesadüfen herhangi bir hastalık her zaman ortaya çıkabilir. Nitekim Oxford yetkilileri yaptıkları yeni açıklamada sorunun nedeni anlaşıldıktan sonra aşı çalışmalarının devam edeceğini, etkili bir aşının bu yılın sonuna yetiştirilebileceği umudunu koruduklarını açıkladılar. Kısacası paniğe gerek yok.


Yazının Devamını Oku

Ağır vaka artışı çok ürkütücü

İTİRAF edeyim ki ekranlarda her akşam o turkuvaz rengi zeminde önümüze konan yeni rakamlar sadece canımı sıkmıyor, içimi de yakıyor. Rakamlardaki hızlı artış trendi sadece beni değil, hepimizi de derinden yaralıyor. 40 yıllık bir hekim olarak beni en çok da “ağır vaka sayıları”ndaki o hızlı ve inatçı artış üzüyor, düşündürüyor. Dikkatinize sunarım: Temmuz ortalarında 600-700 civarında olan ağır vaka sayılarımız son günlerde 1200’lü rakamları test etmeye başladı. Bu son derece önemli ve üzerinde hassasiyetle durulması, düşünülmesi gereken bir ayrıntıdır. Ayrıca başka itirazlarım da var. O itirazlar neler mi? Buyurun...

BİZ BUNU HAK ETMİYORUZ ÇÜNKÜ...

HER akşam içimiz ürpererek beklediğimiz o turkuvaz renkli rakamları görünce, son günlerde hep şu cümleyi tekrarlayıp duruyorum: “Biz bunu hak etmiyoruz!” Hak etmiyoruz çünkü...

İLK 4

1) Pandemide 1’inci devreyi başarıyla tamamlamışken, 2’nci devredeki bu kötü performansı nasıl açıklayabiliriz? Nasıl içimize sindirebiliriz?

2) Tamam, AVM’leri erken açtık. Tamam, yeni normale fazlaca hızlı girdik, çok hızlı normalleştik. Tamam, virüsü sanki “Çekti gitti!” farz etme yanlışı yaptık. Tamam da sadece bu yanlışları her akşam ekranlarda tekrarlayıp durmak bize ne kazandıracak? Neden çözümler tartışılmaz? Anlamakta güçlük çekiyorum.

3) 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel’in “Arkamıza bakarak önümüzü göremeyiz” şeklinde özetlediği o muhteşem görüşten neden, niçin vazgeçtik? Neden “Niye böyle olduk, bu hale nasıl geldik?” sorusu kadar, “İçine düştüğümüz bu tehlikeli çukurdan nasıl daha süratli ve daha az zayiatla çıkabiliriz?” sorusuna da odaklanmıyoruz.

Yazının Devamını Oku

Tehlikeli tırmanış sürüyor

Pandemideki son rakamlar, sürecin ciddiyetinin giderek arttığının, dahası çok tehlikeli boyutlara vardığının net ve açık kanıtlarıdır.

Sadece günlük vaka sayılarında değil, yoğun bakım işgal oranları ve kaybettiğimiz insanların sayısında korkutucu ve üzücü bir tırmanma var. Bu açık ve net gerçeğe kişisel yorumum ise tek cümleden ibarettir: Yapılanlar yeterlİ değİldİr. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi yeniden, şimdi, hemen ve acilen farklı bir pandemi stratejisine geçilmesi gerekmektedir. Bu görev de sadece çalışkan Sağlık Bakanımız ve Pandemi Bilim Kurulu’nun sırtına yüklenmemeli, devlet ve toplumun her kesimi tarafından istisnasız üstlenilmelidir.



İYİ BİLGİ
PANDEMİDE BEYİNLERİ SİS BASTI

Yazının Devamını Oku

Ters makas tehdit ediyor

Mayıs ayı başlarından beri Dr. Mehmet Ceyhan’ın da benim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz iki sayısal veri var.

Birincisi, günlük vaka sayıları. İkincisi ise günlük iyileşen hasta rakamları. O zaman da bu iki rakam arasındaki oranın önemini belirtmiş, altını ısrarla çizmiştik ve demiştik ki: “Ne zaman ki iyileşen hasta sayısı günlük yeni vaka sayısının üzerine çıkar, ikisi arasındaki makas açılır, işte ancak o zaman rahat bir nefes alabiliriz.

Bu “pandemi matematiği”nin basit ama önemli bir kuralı idi. Beklentimiz mayıs ayı ortalarında gerçekleşti. Günlük yeni teşhis konan COVID-19’lu hasta sayısı, hastanelerde tedavileri tamamlanarak taburcu edilen günlük hasta sayısının altına düştü. Yani makas önce kapandı, sonra da pozitif yönde açıldı. Ben, Mehmet Hoca ve işin uzmanları da derin bir nefes aldık. Üzülerek belirteyim ki son bir ayda ise durum değişti. Makas önce yeniden kapandı, sonra da tersine bir açılım gösterdi, yeni vaka sayıları iyileşenlerin iki katına yükseliverdi.

UYARIYORUM! Ve bu size yapabileceğim en önemli uyarıdır. İçine düştüğümüz korkutucu rehavet ve inat dalgasının en ciddi göstergesidir.




Yazının Devamını Oku

Pandemide depresyona dikkat

Pandeminin süresi uzayıp çözüm beklentileri geciktikçe kaygı bozukluğuna paçasını kaptıranlar artıyor.

Bu uzamış ve yoğun kaygı bozukluğu da zihin sağlığımızı fena halde tehdit ediyor. Bu tehdidin en yaygın sonuçlarından birinin “depresyon” olacağı ise ruh sağlığı uzmanlarının ortak görüşü. Hatırlatalım: Uzamış kaygı bozukluğu uyku sorunlarına, panik ataklarına ve daha pek çok ruhsal soruna da yol açabilir. Konuştuğum psikiyatri uzmanları COVID-19’la bağlantılı depresyon vakalarının sayısında özellikle haziran ayı itibarıyla ciddi bir artış olduğunun altını çizdiler. En önemli risk gruplarını ise çocuk, kadın ve yaşlıların oluşturduğunu belirttiler. Kısacası, sık sık belirttiğim gibi, eylül başı itibarıyla COVID-19 ile mücadelede vites değiştirmemiz ve sürecin ruhsal yönüne de odaklanmamızda fayda var. Sağlık Bakanımıza tavsiyem şu: Hiç beklemeden pandemi Bilim Kurulu’na tecrübeli ruh sağlığı uzmanlarını da dahil etmesinde fayda var.

OKUR SORUSU

METFORMİN COVID-19’DA DA İŞE YARIYOR MU
TİP-2 diyabet tedavisi ve insülin direnci meselesiyle mücadelede çok sık kullanılan “metformin”in, COVID-19’a yakalananlarda yaşam kaybı riskini azaltabileceğini gösteren farklı çalışmalar olsa da -şimdilik- sadece bunlara bakarak bir kanaat oluşturmak doğru olmaz. Bir ay kadar önce yapılan büyükçe bir çalışma, metformin kullanımını neredeyse yüzde 70’e yaklaşan yaşam kaybı riski azalması olduğunu gösterse de biraz daha sabırlı olmak ve bu bilginin yeni çalışmalarla desteklenmesini beklemekte fayda var. Özeti şudur: Başlıktaki sorunun cevabı henüz net ve açık değil. Beklemek gerekir.

PANDEMİNİN ORTASINA GELDİK Mİ

HERKESİN aklında aynı sorular var: COVID-19 salgınıyla savaşı kazanıyor muyuz? Kaybetme ihtimalimiz var mı? İkinci dalga tehdidi gerçekleşecek mi, gerçekleşmeyecek mi? Eğer mücadelede iyi noktadaysak, sona yaklaştığımız söylenebilir mi? Soruları daha da uzatmak mümkün ama sadece bu kadarı bile canımızı sıkmaya, kafamızı karıştırmaya, kaygı yükümüzü arttırmaya yetiyor. Başlıktaki sorunun yanıtına gelince, başından beri pandemiyi yakından izleyen biri olarak ciddi bir mesafe aldığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama bilmeliyiz ki ülkesel ölçekte de küresel ölçekte de pandeminin henüz ortalarındayız. Önümüzde daha uzun bir yol var gibi görünüyor. Başarısızlığımızın, sürecin bütün gayretlere rağmen uzamasının temel nedeni ise sadece iki sözcükten ibaret: İnat ve İhmal! Biliyorsunuz, inat da ihmal de neredeyse iki milli sporumuz! Maske takmama ve sosyal mesafeyi koruma konusunda da inatçı ve ihmalkârız.

KORONA OLDUM YENİDEN OLUR MUYUM

Yazının Devamını Oku