GeriOsman MÜFTÜOĞLU Denizi geçtik derede boğulmayalım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Denizi geçtik derede boğulmayalım

Pandeminin birinci devresini mağlup tamamlayan ve hem günlük vaka sayısında, hem de insan kaybında rekor üstüne rekor kıran İtalya’da günlük yeni vaka sayıları günlerdir 200’lü rakamların altında seyrediyor.

İspanya’da da durum aynı. Pandemi orada da çok gürültülü başladı, çok insan kaybedildi. Ama şimdi İspanya’da da günlük kayıplar 200’lerin altına indi. Peki nasıl oldu da nisan başında her gün 6 bin yeni vaka açıklayan bu iki ülke, günlük rakamı 100’lü değerlere kadar indirebildi? Sebep virüsün gücünün azalması mı, yoksa halkın tedbirlere uyması mı? Yanıt net ve açık: Bence o iki ülkede maçın ikinci devresi akıllıca yürütülüyor. Halk tedbirlere uyma konusunda olağanüstü bir fedakârlık içerisinde. Ve bu tavrını ısrarla sürdürüyor.

Denizi geçtik derede boğulmayalım


ÖNEMLİ
BİZDE DURUM NE?

SORU sormaya devam edelim: İtalya ve İspanya günlük yeni vaka sayılarını 200’ün altında tutmayı başardıysa, biz neden hâlâ bu haldeyiz? Neden hâlâ denizi geçmişken, derede boğulmama savaşı vermekteyiz? Neden hâlâ 1000’li rakamlarla boğuşup duruyoruz? Neyi veya neleri eksik yapıyoruz? Daha açık bir soru ile “Hata kimde?”. Virüste mi, yoksa bizde mi? Lafı uzatmadan kişisel fikrimi hemen açıklayayım: Hata virüste falan değil, maalesef bizde, “iletişim dilimizde”. Halkımızı yeterince ikna edemememiz ve çözüm ortağı haline getiremememizde.

SORU 1
NASIL BİR İLETİŞİM DİLİ?

PANDEMİYLE mücadelenin ilk döneminde iki şey çok önemliydi: 1: BİLGİLENDİRME, 2: KISITLAMA

Biz ikisinde de başarılı olduk, ikisinde de mükemmel çalıştık, tüm dünyanın takdirini kazandık. Sağlık Bakanımız ve kadrosu da, Bilim Kurulu’muz da mükemmel işler yaptılar. Özellikle Sağlık Bakanı güven veren tavrı, günlük bilgilendirmelerindeki samimiyetiyle çok başarılı oldu. Bilim insanlarımız da görevlerini fazlasıyla yaptılar. Yazdılar, çizdiler, konuştular, halkı aydınlattılar. Ayrıca medyadan da büyük destek geldi. Neticede halkımız tarihimizin hiçbir döneminde yaşamadığı düzeyde bir bilgi bombardımanına uğradı. Bir hastalık hakkında ilk kez bu kadar çok bilgi depoladı. Yani işin “bilgilendirme” bölümünde çok başarılıydık. Aynı başarıyı kısıtlamalarda da gösterdik. Sınırları, okulları erken kapattık. Hafta sonları ve bayramları fırsat bilip başarılı sokağa çıkma kısıtlamaları uyguladık. Kısacası maçın ilk yarısında harikaydık, ilk devreyi biz kazandık. Peki sonra ne oldu? İkinci devre nasıl gidiyor?

SORU 2
YANLIŞ MI NORMALLEŞTİK?

PANDEMİ ile mücadelenin ikinci devresi doğal olarak “normalleşme” süreciydi. Görünen o ki biz kademeli normalleşme yerine, hızlı ve toplu normalleşmeyi seçerek ilk taktiksel hatayı yaptık. Bununla da yetinmedik; meseleyi sadece maskelere, çözümü sadece sosyal mesafelere, neticeyi de yalnızca cezai tedbirlere havale ettik. Aslında yapmamız gereken ve bunlardan çok daha önemli olanı, halkla doğru bir iletişim dili kurmaktı. Bence o fırsat hâlâ var. Ve rakamları 500’ün altına indirmenin yolu yeni ve farklı bir iletişim dili ve stratejisinden geçiyor. Çözüm için yapılacak ilk iş, süreci halka emanet etmek, sorumluluğa onları da ortak edip problemi onların vicdanlarında çözmeye yönelmektir. Bu aşamada “ikna” ve “vicdan” sözcükleri bence çok önemli iki ayrıntı. Ayrıca fikir önderlerinden yararlanmak, sempati ve saygıyı öne çıkarılarak halkı çözümün vazgeçilmez paydaşı yapmak gerekmektedir. Yoksa bu maçın ikinci devresi daha çoooook uzar. Canımız çok daha fazla sıkılır, ekonomik sosyal ve daha önemlisi sağlık açısından çok daha önemli travmalarla baş başa kalırız.

NETİCE ŞU
İKNA=VAAT+GÜVEN

DÜN konuştuğum önemli bir iletişim uzmanı çözüm için bana şunları anlattı: “Ortadaki tabloya bakınca işin iletişim boyutunda bazı eksikliklerin olduğu aşikâr. Cumhurbaşkanımız, Sağlık Bakanımız, fedakâr sağlık çalışanlarımız ve siyasi irade bu denli başarılı bir süreç ortaya koyarken her gün akşam saatlerinde açıklanan tablo ne yazık ki yüz güldürücü değil. Demek ki vatandaşlarımıza ısrarla aktarılan mesajlar, getirilen yasaklar, yoğunluğu ne kadar fazla olursa olsun bir türlü içselleştirilemiyor. Bir türlü kalıcı bir davranış değişikliğine yol açmıyor, açamıyor. İletişim çalışmalarının her türünde hedefe götüren ana yol ‘İkna’dan geçer. İnsanlar ancak ikna olduğunda davranışlarını değiştirir. İkna ise iki sihirli kavramın bir araya gelmesiyle gerçekleşir: ‘Vaat’ ve o vaadin yerine geleceğine dair ‘güven’in tesisi.”

Anlaşılan o ki ülkenin iletişim meseleleriyle yakından ilgilenen “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı” da desteğini ve gücünü ortaya koymalıdır. Halkımızda izlenen bu “vurdumduymazlık sendromu”nun ortadan kalkması için ikna sürecine İletişim Başkanlığı da katkı sağlamalıdır. İnanıyorum ki iletişime gösterilecek özen ve yeni bir strateji, bizi denizi geçmişken derede boğulmaktan koruyacak ana formüldür.

X

Salgın henüz bitmedi

Aşılar sayesinde işler iyi gitse de bilelim ki bu salgın henüz bitmedi.

Salgın bitmedi ama biz geçen yaz yaptığımız yanlışları bu yaz da yine ve ısrarla tekrarlamaya devam ediyoruz. Bu yaz da “hızla ve abartılı bir şekilde” normalleşmeye çalışıyoruz. O kadar hızlı ve abartılı normalleşiyoruz ki sakinliği ile tanınıp takdir edilen sevgili Sağlık Bakanımız bile gelişmelerden tedirgin. Biliyorsunuz, Delta varyantı henüz çok yeni ama oldukça önemli bir tehdit. Pek çok ülkede olduğu gibi bu yeni varyant bizde de müthiş bir hızla yayılıyor. Dr. Fahrettin Koca’nın 2 gün önce yaptığı açıklamaya bakılırsa, ülkemizde Delta varyantının tespit edildiği il sayısı daha şimdiden 36’yı buldu. Vaka rakamlarındaki bu artış hızını gören Dr. Koca, “Delta varyantı hasta sayısının bir haftada 3’e katlandığının” altını çizerek “muhtemel bir 4. dalga” uyarısında bile bulundu. Aynı uyarıyı süreci yöneten bilim insanlarımızın en sessiz ve sakinlerinden biri olarak saygıyla izlediğim Prof. Dr. Murat Akova Hoca da yaptı.

Lütfen bu uyarıları dikkate alalım. Lütfen konsantrasyonumuzu kaybetmeyelim. Lütfen rehavete kapılmayalım. Lütfen aşılanma kampanyasını hız kesmeden sürdürmeye devam edelim. Lütfen maske, mesafe ve hijyen üçlüsünden oluşan tedbirleri “Salgın bitti” düdüğü çalana kadar ısrarla sürdürelim.

BİR NOT
HUZUR DOSTU 10 ÖNERİ

Önümüzdeki hafta harika bir “bayram sevinci” yaşayacağız. Kurban Bayramı vesilesiyle topluca ve yeniden bir “huzur arayışına” çıkacağız. Gelin isterseniz “huzur dostu” şu 10 öneriyi daha bugünden bir kenara not edelim.

ÖNERİ 1: Kendini, aileni, işini ve başkalarını çok sev.

Yazının Devamını Oku

Et mi ot mu

Soruyu “Hayvansal besinler mi, yoksa bitkisel gıdalar mı daha sağlıklı?” şeklinde sormak daha şık olurdu ama böyle bir başlığın daha çok ilgi çekeceğini düşündük.

Meselenin esası şudur: Hayvansal besinler (kırmızı et, balık, tavuk, yumurta, süt, yoğurt...) yüksek protein güçleri, zengin demir içerikleri, yoğun kolajen yükleri ve genelde faydalı doğal yağ içerikleri nedeniyle “faydalı besinler” listesinin en üst sıralarında yer alıyor. Ne var ki araştırmalar özellikle 40’lı yaşlardan sonra mutfak bütçesinin büyükçe bir kısmının “ete değil ota” yani “hayvansal besinle yerine bitkisel gıdalara” ayrılmasının daha doğru olacağını söylüyor. Peki, neden? Yanıtlar 1 numaralı kutuda...

ET YERİNE OT YERSENİZ...

- Daha az SERBEST RADİKAL üretirsiniz.

- Daha az İNSÜLİN salgılarsınız.

- Bedeninize daha az TRİGİLİSERİD yüklersiniz.

- Daha çok ANTİOKSİDAN kazanırsınız.

- Daha güçlü

Yazının Devamını Oku

Antikor mu T hücresi mi

Pandemi sayesinde çok şükür neredeyse hepimiz birer bağışıklık uzmanı (!) olduk.

“B hücreleri ne yapar, T hücreleri nasıl bir koruma sağlar?” gibi sorularının yanıtını bile öğrendik. Biliyoruz ki B hücreleri, antikor üreterek, T hücreleri de virüsün bulaştığı hasta hücreleri yok ederek görevlerini yerine getiriyor. Etkin bir bağışıklık için ise B ve T hücrelerinin birlikte çalışmaları, işbirliği yapmaları vazgeçilmez ve mühim bir ayrıntı. B hücrelerinin ürettiği “antikorlar”a da, enfekte hücreleri ortadan kaldıran “T hücresi aklı”na da ihtiyacımız var. Peki, öncelik hangisinin? Daha doğrusu hangisi daha önemli? B hücrelerinin antikor üretim kabiliyetine mi, T hücrelerinin aklına, hafıza yeteneklerine mi güveneceğiz? Daha da önemlisi bizi hangisi daha uzun bir zaman dilimi içinde koruyabilir? Soru çok! Yanıtlar için buyurun...



BANA GÖRE
T LENFOSİTLERİNİZE GÜVENİN

Yazının Devamını Oku

Virüs evcilleştirilebilir mi

“Hızlı aşılama” kampanyamız başarıyla sürüyor.

Ve görünen o ki eğer bu hızla devam edebilirsek çok değil, 3-4 ay içinde salgını önemli ölçüde kontrol altına almış olacağız. Ama bilelim ki mevcut ve oluşabilecek muhtemel yeni varyantlar, her zaman için önemli birer tehdit olmaya devam edecek. Gerçi mevcut aşıların çoğu en son tespit edilen Delta ve Delta Plus varyantları dahil, varyantların neredeyse tamamına karşı etkili ve koruyucu gibi görünüyorlar ama yine de bilelim ki her yeni varyant yeni bir risk olarak karşımıza çıkacaktır. Ve yine anlaşılan o ki eğer aşılamayı hızla sürdürebilir ve mümkün olan en kısa zaman diliminde mümkün olduğu kadar çok insanımızı aşılayabilirsek “virüsü evcilleştirmek” gibi önemli bir şansı da yakalayabilmemiz mümkün olabilecek.

Unutmayalım: Virüsün evcilleştirilmesi onun sıradan bir kış enfeksiyonuna dönmesi haline geliyor. Bunun için en etkili çare olarak da hızla uygulanan yaygın bir aşılama faaliyeti ve bunun sağlayacağı yüksek düzeyde toplumsal bir bağışıklık gücü gösteriliyor. ÖZETİ ŞUDUR: Aşılama oranlarını ne kadar yükseltebilir, aşılama hızını ne kadar arttırabilirsek virüsü evcilleştirip sıradan bir kış enfeksiyonu haline getirme şansımız o ölçüde artacaktır. İŞTE BU NEDENLE aşılamada frene basmamak, hızı kesmemek, daha da önemlisi çevremizdeki kararsızları ikna edip bir an önce aşılanmalarını sağlamak şu anda en önemli önceliklerimizdir. TEKRARLIYORUM: Bu virüs de evcilleştirilebilir. Çaresi ise yaygın bir aşılama faaliyeti. 

OKUR SORUSUMENOPOZ BEYİN SİSİ YAPAR MI?

YAPAR! Zaten bu nedenle menopoza giren kadınların bir bölümünde “kafa karışıklığı, odaklanma güçlüğü” gibi sorunlar görülebiliyor. Hatta bu ve benzeri sorunlar bazı kadınlarda menopozdan 5-6 yıl önce bile başlayabiliyor. Menopozla ilişkili bilinç bulanıklığının nedeni olarak da beynin bellekle ilgili önemli merkezlerinden biri sayılan hipokampus bölgesindeki östrojen reseptörlerinin menopozdan sonra oluşan ani östrojen düşüşleri nedeniyle yaşadıkları sorunlar gösteriliyor. Menopozla birlikte ortaya çıkan “östrojen yoksunluğu” sadece sisli beyin ve benzeri bellek karmaşalarına yol açmıyor. Östrojen kaybının menopozla ilişkili ani sıcak basmaları, uyku bozuklukları, gece terlemeleri ve benzeri problemlerden de sorumlu olabileceği biliniyor. Menopoz işaretleri yalnızca bunlarla da sınırlı kalsa neyse. Kemik ve kas kütlesinde azalma, tekrarlayan çarpıntı atakları, değişken duygusal dalgalanmalar, saç dökülmeleri, cilt kurumaları ve kırışmaları, kalp damarlarında plak oluşumları da östrojen kaybının sonuçları olarak gösteriliyor. Yaşla ilerleyen hormonal kayıp erkekler için de önemli bir sorun. Testosteron azalmasıyla karakterli andropoz dönemindeki erkekler de benzer birçok sorunu yaşayabiliyor.

KISA BİLGİTESTOSTERON AZALINCA NE OLUYOR?

YAŞLANMA

Yazının Devamını Oku

Sağlıkta Zoom efekti

Pandeminin sağlıkta da bazı eğilim ve değişimlere yol açacağı kesin. Bu değişimlerden biri de muhtemelen “ZOOM EFEKTİ” olacak.

Bu efekt sayesinde de yüz ve diş estetiğinde beklentiler zirve yapacak (!). Bu konudaki ilk bilgi estetik diş hekimliği alanının ünlü bir hekiminden, Dr. Galip Güreli’den geldi. Galip Hoca’ya göre, özellikle iş dünyasında artarak düzenlenen “görüntülü ZOOM toplantıları”, bu toplantılara katılanların kendi görünümleriyle ilgili ciddi bir farkındalık geliştirmesine sebep oldu. Bireyler bilgisayar veya cep telefonu ekranında kendi yüzlerini ilk defa daha öncesinde hiç olmadığı kadar uzun süre görme, izleme, inceleme, analiz etme -hatta eleştirme- fırsatı buldular. Neticede de özellikle ağız ve yüz bölgelerinde, önceden gözlerine batmayan bazı uyumsuzlukların (!) farkına varıp çözüm aramaya başladılar. Konuya daha sonra da değineceğim ama şunu şimdiden belirteyim: Yüz ve diş estetik operasyonlarında son aylarda fark edilir bir artış var. Aynı artış “saç ektirme” konusu için de geçerli.




BİR AYRINTI
DR. GÜRELİ NE DİYOR?

Diş

Yazının Devamını Oku

5 soru 5 cevap... Üçüncü doz

Başlangıçta biraz tökezlesek, ufak tefek bazı aksaklıklar yaşasak da son 2-3 haftada müthiş bir performans gösterip “hızlı bir aşılama” sürecine girdik.

Biraz ulaştığımız yüksek aşılama rakamlarından, biraz da son dönemde kullandığımız BioNTech mRNA aşısından güç alarak eski hayata neredeyse tümüyle ve yeniden “Merhaba” dedik. Ne var ki tam da bu sırada devreye yeni bir dert, yeni bir problem, “Delta varyantı meselesi” girdi. Muhtemelen biraz da bu nedenle Bilim Kurulu’nun da tavsiyesini dikkate alan Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, “kahraman sağlıkçılarımızın” ve 2 doz aşısını yaptıran “50 yaş üstü” vatandaşlarımızın 3. doz aşılarını yaptırabileceklerini açıkladı. Peki, nedir bu “3. doz” ya da “hatırlatma dozu” olarak tanımlanan yeni gündem? 3. doz şart mıdır? Şartsa neden? Sorular çok ama şimdiden söyleyeyim cevaplar net ve açık değil. Detaylar için buyurun...

İYİ BİLGİ 1
HATIRLATMA/3. DOZ NEDİR

BİRKAÇ istisna dışında aşılar için de belirli bir “güven aralığı” var. Bu aralık aşıdan aşıya değişebiliyor. Aralığı belirleyen şey ise aşının sağladığı hücresel ve salgısal koruma gücü, yani antikor düzeyi ve T hücresi bağışıklığı oluyor. Özetle çoğu aşı için zamanla azalan bağışıklık düzeyini yeniden arttırıp eski seviyesine ulaştırmak için bir “güçlendirme dozu”, bir “hatırlatma dozu” yani bir çeşit “pekiştirme dozu” gerekebiliyor. Bu doza da günlük tıp pratiğinde “RAPEL DOZU” deniyor.


Yazının Devamını Oku

Isınma turları başlıyor

16 ay sonra, ilk defa eski hayata yeniden dönme ve yeni bir hayata “merhaba” demenin keyfini ve mutluluğunu yaşıyoruz.

“Yeni hayat” tanımını biraz abartılı kullandığımın ben de farkındayım. Doğru olanı “ısınma turları” olmalı. Çünkü “gerçek yeni hayata” sonbaharda “merhaba” diyebileceğiz. Kanaatim odur ki bizim yeni hayatımız daha doğrusu hasretle beklediğimiz o eski günlerimiz bu sonbaharda çiçeklerini açacak olan farklı bir ilkbahar ile başlayacak.



Pandemiyi dikkatle izleyen ve elinden geldiğince doğru analizler yapmaya çalışan biri olarak sizden ricam şudur: Önümüzde konulan seçenekler ne kadar fazla, şımartıcı, coşku verici, hatta şaşırtıcı olsa da gelin lütfen bu seçeneklerin hepsini birden aynı anda ve hızla devreye sokmayalım. Aşılama kampanyası sonuçlanıncaya, toplumsal bağışıklık düzeyine ulaşılıncaya kadar gelin ufak ufak “ısınma turları” yapmakla yetinelim.

Mesela düğünlere, nişanlara katılalım ama halay çekmelerden uzak duralım. Mesela toplu taşıt araçlarını kullanalım, akşamları çıkıp parklarda bahçelerde biraz nefes alalım ama gereğinden çok ve kontrol-

Yazının Devamını Oku

Sırada diyabet tehdidi mi var

Salgının başından bu yana biriken bilgiler 2 yönlü bir tehdidin altını ısrarla çiziyor.

Tehditlerden biri “COVID-19 nedeniyle hastanede yatan ağır hastaların, özellikle de yoğun bakım ihtiyacı duyan vakaların önemli bir kısmında tip 2 diyabetin yani yetişkin tipi şeker hastalığının saptanması”. İkinci tehdit ise daha da önemli: “COVID-19 geçirenlerin, özellikle hastalığı ağır atlatanların ve uzamış COVID problemi yaşayanların bir kısmında hastalığı takiben tip-1 ve tip-2 diyabet ortaya çıkabiliyor.”

İşin uzmanları olarak biz doktorların da, bu tehditlerin muhatabı olan sizlerin de bu 2 önemli bilgiyi dikkate almalarında fayda var. Nedeni şu...




TEHDİT 1

Yazının Devamını Oku

Delta’ya dikkat!

Hindistan'da salgının en yoğun olduğu dönemde ortaya çıkan Delta ve Delta Plus varyantları şu anda küresel anlamda en baskın koronavirüs tipi olarak kabul ediliyor.

Delta va Delta Plus’ın müthiş hızlı bir bulaşma yeteneğinin olması ise sadece biz uzmanların değil, meseleye dikkatle yaklaşan devlet adamlarının da kafasını karıştırıyor. Özellikle Avrupa ve bu arada da Rusya, şu anda Delta varyantının en yaygın görüldüğü coğrafyalar. Bu nedenle de Putin, Merkel, Macron, Johnson fark etmiyor, hemen her ülkede yöneticiler halka “Delta varyantı konusunda ciddi endişelerimiz var, hepimiz dikkatli olmalıyız” mesajı veriyor. Bilelim ki aynı duyarlılığı bizim de taşımamız, göstermemiz ve aşılama sürecinde yakaladığımız mükemmel başarıyı gölgeleyecek hataları yapmamamız lazım. ÖZETİ ŞUDUR: Delta varyantı mühim bir meseledir. Rahatlayalım ama rehavete asla kapılmayalım.




GÜNÜN SORUSU
ERKEKLİK Mİ HASTALIK MI

Yazının Devamını Oku

Yolun açık olsun Turkovac

Yerli aşı Turkovac’ın 3. faz çalışmaları başladı. Hatırlayalım, pandemi başladıktan 6-7 ay sonra, Kasım 2020’de Erciyes Üniversitesi’ndeki ekip Turkovac aşısı için düğmeye bastı.

Üniversitenin Aşı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Başkanı Prof. Dr. Aykut Özdarendeli ve ekibi, aşıyı faz 1 çalışmalarında 44 gönüllüye uyguladı. Neticeler başarılı çıkınca 10 Şubat’ta faz 2 çalışmasına geçildi. Faz 2 çalışmaları 250 gönüllü üzerinde yapıldı. Şimdi sıra faz 3 aşamasında.

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın açıklamasına göre, faz 3 çalışması 40 bin 800 gönüllüyle sürdürülecek. Çalışmanın yabancı katılımcıları da var. Turkovac faz 3 çalışmaları Azerbaycan, Özbekistan, Polonya ve Macaristan’da da yürütülecek. Yerli aşı inaktif bir aşı. Yani bildik, tanıdık bir yöntem kullanılıyor. Aşının arkasında devletin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da durması ve desteğini esirgememesi ise çok önemli bir avantaj. Emeği geçen herkese teşekkürler ve YOLUN AÇIK OLSUN TURKOVAC!

ŞENER ŞEN VE EZGİ MOLA’YA TEŞEKKÜRLER 

AŞILAMA kampanyası müthiş bir hızla sürüyor. Kampanya sürecindeki en önemli eksikliklerimizden birinin ise “KARARSIZLARI KAZANMAK” olduğu anlaşılıyor. Bunun en etkili yollarından biri toplumun sevdiği, saydığı, güvendiği, değer verdiği, sözüne, tavrına inandığı kişileri kampanya sürecinde “AŞI DESTEKÇİSİ” olarak dahil etmek. Şener Şen ve Ezgi Mola işte bunu yaptılar, gönüllü aşı destekçisi oldular. İkisi de “KOLLARI SIVIYORUZ” sloganıyla yürütülen “ULUSAL AŞILAMA KAMPANYASINA” yaptıkları toplumsal çağrıyla destek verdiler. Bu iki değerli sanatçımızın altını ısrarla çizdikleri gibi, “Normal hayatımıza yeniden geri dönebilmemiz için, hayatımıza kaldığımız yerden ve sağlıkla devam edebilmemiz için” hepimiz istisnasız ve samimi birer “AŞI GÖNÜLLÜSÜ” olmalıyız.

BİR UYARI

Yazının Devamını Oku

Sağlıkçılar 3. doz bekletisinde

Aşılamada ulaştığımız hız mükemmel. Sadece geçtiğimiz haftada aşılanan kişi sayısı 5 milyondan fazla.

Önce yarım milyona razıydık, 1-1.5 milyon derken neredeyse “günde 2 milyon aşılama” hedefine ulaşacağız. Başta Sağlık Bakanı, ekibi ve sağlık ordumuz olmak üzere bu olağanüstü başarıda emeği geçen herkese teşekkürler. Bu arada önemli bir hatırlatmayı da kayda geçirmekte fayda var: Daha önceden Sinovac ile aşılanan sağlık ordumuzun değerli mensuplarına 3. aşının yapılma vakti sanırım geldi. Sağlık ordusundaki genel beklenti 3. dozun BioNTech ile yapılması ve uygulamada biraz hızlı hareket edilmesi. Bir küçük hatırlatma daha: Bağışıklık baskılayıcı ilaçlar kullandıkları için Sinovac aşısıyla yeteri kadar güçlü bir bağışıklık üretemeyen kişilere de 3. doz aşılama bir an önce yapılmalı, onlar da güvence altına alınmalıdır. Tabii ki onlarda da 3. doz tercihi BioNTech aşısı olmalıdır.

OKUR SORULARI
BİR GIDA NE ZAMAN ‘İŞLENMİŞ’ SAYILIR

İŞLENMİŞ gıdaların tamamı değilse de çoğu sağlık için ya “zararlı” kabul ediliyor ya da “etkinliği azalmış” bir gıda muamelesi görüyor. İşlemden geçirince “zararlı”, en azından “faydası sınırlı” hale geldiği kabul edilen gıdaların en meşhurları şunlar:

1. Öğütülüp beyaz un haline getirilen tahıllar

2.

Yazının Devamını Oku

Karar sizin ya aşı ya Covid

Başka çaremiz, başka seçeneğimiz yok.

COVID’den korunmak için aşı olmak zorundayız. Çünkü mevcut gelişmeler de, bilimsel veriler de şu bilgiyi net ve açık olarak doğruluyor: YA AŞI OLACAĞIZ, YA COVID. Nedenine gelince...

Aşıdan sonraki yolculuk belli: B lenfositlerimiz bol bol antikor üretecek. T lenfositlerimiz ise virüsün bütün kodlarını belleğine kaydedecek. Neticede muhtemel bir bulaşla yapacağımız savaşı biz değil virüs kaybedecek. Aşılanmaz da COVID’e yakalanırsak eğer sonrası bir hayli endişe verici.

1- COVID-19’u evde geçirmek de var, hastaneye yatmak zorunda kalmak da...



2-  

Yazının Devamını Oku

Güzel günler yakındır

Biz “Her gün en az 500 bin aşılama şart!” derken Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca aşılamada hedefi daha da büyüttü, “500 bin yetmez bize her gün 1 milyon aşılama lazım” dedi.

Bana sorarsanız son günlerin en önemli haberi, en mühim hedefi, en güzel cümlesidir bu. Çünkü aşılama meselesinde hedeflenen bu başarı, sürdürülebilir bir noktaya ulaşırsa eğer önümüzdeki sonbaharın bir sağlık ilkbaharına dönüşmesi hiç de zor olmayacaktır. Tebrikler Sağlık Bakanı Dr. Koca, tebrikler bakanlık yöneticileri ve teşekkürler aşılama kampanyasına emek veren sağlık emekçileri.

İYİ HABER
İSTANBUL’DA RAKAMLAR DÜŞÜYOR
BUGÜNÜN iyi haberi, başarılı çalışmalarıyla İstanbul’daki salgın rakamlarını hızla düşüren önemli bir isimden İstanbul İl Sağlık Müdürü’nden geliyor: İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, “Aşılamada da yeni vaka sayılarını azaltmada da tedavi başarısında da önemli bir noktada olduğumuzu” açıkladı. Kısacası sayfanın başında da belirtiğimiz gibi sağlıklı ve güzel günlere bir hayli yaklaştık. Yolumuz açık olsun.

BİR TAHMİN
ÖNÜMÜZDEKİ KIŞ NASIL GEÇECEK

BİZDE

Yazının Devamını Oku

Hedef her gün en az 500 bin aşı

Toplumsal bir aşılanma çabası içine girdiğimiz bugünlerde günlük aşı rakamlarında “en az 500 bin” hedefini tutturmak zorundayız.

Eğer önümüzdeki sonbaharı bir ilkbahar gibi kutlamak istiyorsak, eğer okullarımızı açmak, işimize gücümüze dönmek, ekonomimizi yeniden zıplatmak arzusundaysak bu rakamda ısrara mecburuz. Bunu başarabilirsek aylık ortalamada 15 milyon insanımızı tek dozda etkinliği oldukça yüksek (yüzde 85) ve koruması bir hayli uzun süreli olan (8-12 hafta) “tek doz BioNTech” aşısı ile bağışıklama hedefini yakalarız. Bu yöndeki vefakâr çabaları nedeniyle başta hemşire kardeşlerimiz ve aile hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına şimdiden teşekkür borçluyuz.




ÖNEMLİ
BAĞIRSAKLARINIZI STRES TORBASI YAPMAYIN

Yazının Devamını Oku

İçimizdeki müsilaja dikkat

Bilelim ki müsilaj tehdidi sadece çevremizi kirletmiyor, o tehdit yıllardır ruh ve bedenlerimiz için de zaten var, ruh ve bedenlerimiz de o tehditten payını alıyor.

Kısacası “çevresel müsilaj” ile “bedensel ve ruhsal müsilaj” meselelerini aynı sepete koymak gerekiyor. Bu nedenle gelin isterseniz müsilaj sorununa “damardan”, yani “bedenden ve ruhtan” girelim. Hazırsanız buyurun...

ÖNEMLİ BİLGİ
MÜSİLAJ BİZİ DE KİRLETTİ

MÜSİLAJ meselesi yalnızca Marmara’yı değil yaşadığımız çevrenin tamamını, neticede de ruh ve bedenlerimizi de kirletiyor. Sağlık pratiğinde kısaca “kronik hastalıklar” olarak tanımladığımız pek çok sağlık sorununun ardında da çoğu zaman az ya da çok “müsilaj problemi” yatıyor. Bedensel ve ruhsal müsilajın akla gelen ilk sonuçlarını da bu satırların yazarı şöyle sıralıyor...

Yazının Devamını Oku

Alzheimer'ın sonu geldi mi

Hepimiz olabilecek en iyi hayatı yaşamak isteriz ve bu bizim en doğal haklarımızdan biridir. Hayatımızı istediğimiz gibi yaşamak, canlı, formda, fit ve enerjik, keyifli ve mutlu biri olarak sürdürmek, olağan sona “AKIL SAĞLIĞI” ile ulaşmak her insanın değişmez arzusudur. İstisnasız herkes “mükemmel bir sağlık” peşinde koşar ve “üstün bir sağlık hali”ni hedefler, hak eder.

Ama bu hedeflere nasıl ulaşılacağı konusu sözkonusu olduğunda işler maalesef bir hayli karışır. Karışır çünkü böyle bir hedefe ulaşmak bize bedensel ve ruhsal anlamda birçok sorumluluk yükler. Diğer taraftan özellikle son yüzyılın beyinlerimizi, neticede de belleklerimizi olumsuz yönde etkilediği kesindir. İtiraf edelim, çoğumuzun beyni arızalıdır. Ve bu “arızalı beyin sorunu” günümüzün en mühim sağlık sorunlarından biridir.

Ve yine bilelim ki “arızalı beyin meselesi”nin zirve noktasında hepimizin korktuğu çok ağır bir sağlık sorunu var: ALZHEIMER HASTALIĞI. İsterseniz gelin güne bu tatsız ve kesin tedavisi şimdilik mümkünsüz gibi görünen belalı hastalıkla ilgili güzel bir müjdeyle başlayalım: ALZHEIMER’DA FAYDALI OLABİLECEĞİ ANLAŞILAN YENİ BİR İLAÇ 7 HAZİRAN 2021’DE KULLANIM İZNİ ALDI. Detaylar için buyurun...

İYİ HABER
ADUCANUMAB İŞE YARAYABİLİR
ALZHEIMER hastalığı özellikle 70-80’li yaşlar sonrasının en korkulan sağlık problemlerinden biridir. Belleği içten içe ve sinsice tahrip eden bu kronik hastalık, yaşlanma sürecine giren herkesin bir numaralı korkusudur. Yarattığı hafıza ve düşünme sorunlarıyla sadece hastalanan kişilerde değil, aileler ve sosyal yaşamda da önemli tahribatlara yol açar. Hastalığın kesin çözümü üzerinde her yıl binlerce araştırma yapılıyor. Ne var ki henüz bir arpa boyu bile yol gidilebildiğini söylemek pek mümkün değil. Daha doğrusu yakın zamana kadar durum böyleydi, muhtemelen 7 Haziran 2021 tarihi itibarıyla bu bilgi değişti. Gelişmeler şöyle...

KISA BİLGİ

Yazının Devamını Oku

Virüs laboratuvarda mı üretildi

Başlıktaki soru aslında bugünün sorusu falan değil salgının başından bu yana hep gündemde.

Bir grup biliminsanı virüsün genetik yapısına ve biraz da kötü ve farklı marifetlerine (!) bakarak yeni koronavirüsün “laboratuvar üretimi” yani “çakma bir virüs” olduğunu ileri sürerken, bir başka grup da “Olmaz öyle şey!” deyip soruyu cevaplamaya bile değer bulmuyor. Peki, doğrusu ne? Elimizde net ve açık bir bilgi yok. Yok ama son günlerde bu belalı virüsün “yapma” veya “çakma” olabileceğini düşünenlerin sayısı bir hayli arttı. İtiraf edeyim bu düşünce daha doğrusu şüphe bende de var. Nedenine gelince...




KUŞKUM VAR ÇÜNKÜ... (1)
CDC ESKİ DİREKTÖRÜ ROBERT REDFIELD BAKIN NE DİYOR 

CDC/HASTALIK

Yazının Devamını Oku

İpin ucunu bırakmayalım

Bildik bir cümle ama yine de tekrarlamakta fayda var: SAĞLIĞIMIZ EN ÖNEMLİ VARLIĞIMIZ.

Sağlıklı olmak ve kalmak bir seçim değil, bir gereklilik. Ne var ki o çok güvendiğimiz aklımız “sağlıklı olma hali”nin değerini maalesef bilmiyor, daha doğrusu fark edemiyor. Sağlığın kıymetini sadece hastalanınca anlıyoruz. Diğer taraftan, bilelim ki pandemi sürecinden de iyi haberler geliyor. Çok şükür pandemide de yolun sonu yaklaşıyor. Tünelin ucunda görünen ışık kesinlikle üstümüze doğru hızla gelen tehlikeli bir trenin ışığı filan değil artık. Bu ışık kesinlikle eski ve güzel günlerin yeniden geri geleceğine işaret eden “AŞI IŞIĞI”dır. Ve yine bilelim ki salgını bitirecek, son noktayı koyacak, üzerine kocaman bir çarpı atacak, yani pandemi ile yürüttüğümüz savaşın bitiş düdüğünü çalacak olan da yine o ışık yani aşı ışığıdır. Özeti şudur: BİR, aşılardan korkmayın. İKİ, toplumsal bağışıklık sağlanana kadar da ipin ucunu bırakmayın.




HATIRLATMA
BAĞIŞIKLIĞA ZARAR VEREN 4 HATA

Yazının Devamını Oku

3 iyi haber

Tam 1 yıl önce, yani 2020 haziranında mutsuz ve umutsuzduk. Karşımızda ne olduğunu, nereden geldiğini ve ne ölçüde tahribat yapacağını bilmediğimiz “belalı bir virüs” vardı.

Bize gelince... Her şeyden önce “o virüsle nasıl savaşacağımızı, etkisini nasıl azaltacağımızı” yeteri kadar bilmiyorduk. Daha da önemlisi korunmak için “maske, mesafe, temizlik” 3’lüsünden başka elimizde hiçbir savunma silahı da yoktu. Ama şimdi, 2021 haziranında durumumuz geçen yıldan çok daha iyi. Çok daha güçlü ve organizeyiz. Elimizde hâlâ net olarak etkili bir ilacımız yok ama etkili pek çok destek tedavisi geliştirmiş durumdayız. Çok daha önemlisi “AŞIMIZ” var. Başlıkta belirttiğim umut vurgusunun nedeni de esasen bundan kaynaklı. Durun, bitmedi! Bu hafta beni memnun eden, umutlandıran 3 iyi haber daha var. İşte o haberler...

İYİ HABER 1
DİYANET’TEN DESTEK GELDİ

Diyanet İşleri Yüksek Kurulu biraz gecikerek de olsa önemli hem de çok önemli bir açıklama yaptı. O açıklama şöyle: “Toplum sağlığını tehlikeye atacağı konusunda galip zan bulunan durumlarda gerekli tedbirlere uymamak, ‘kul ve kamu hakkı ihlali’ olur. Bu itibarla bilimsel usullere uygun üretilen, alanında uzman hekimlerce salgın hastalıklara karşı koruyucu olduğu belirtilen aşıların kullanımı dinen de uygundur.”

Bu yerinde ve doğru açıklamanın aşılama sürecine hız kazandıracağı şüphe götürmez.

İYİ HABER 2

Yazının Devamını Oku

Bekle bizi sonbahar

Anlaşılan o ki elimizdeki bu yeni ve son fırsatı iyi değerlendirebilir, BioNTech aşısını hızlıca ve akıllıca uygulamaya geçirebilirsek ağustos sonlarına doğru, en geç eylül ortalarında toplumsal bağışıklığa yetecek aşılama rakamlarına ulaşabileceğiz.

Bunda BioNTech aşısının gücü ve ilk doz etkinliğinin önemli bir payı var. Elimizdeki veriler BioNTech ile yürütülen aşılama kampanyalarında sadece ilk doz ile bile yüzde 80’leri geçen bir bağışıklık düzeyine ulaşılabileceğini gösteriyor. Daha da dönemlisi yine elimizdeki veriler BioNtech uygulamasında iki doz arasındaki süreyi neredeyse 8 hatta 10-12 haftaya kadar çıkarabileceğimizi düşündürüyor. Özetle aşıyı geliştiren sevgili Dr. Uğur Şahin Hoca, Dr. Özlem Türeci ve ekibi bize taahhüt ettikleri miktardaki aşıyı verebilirlerse rahatlıkla “BEKLE BİZİ SONBAHAR” diyebiliriz. Ve sonbaharı pandemiyle mücadele bakımından bir “ilkbahar gibi” de karşılayabiliriz.




OKUR SORULARI
BİRİNCİ VE İKİNCİ DOZLARI FARKLI AŞILARLA YAPTIRABİLİR MİYİM

Yazının Devamını Oku