Cipse elinizi bile sürmeyin

Gıdalar kızgın yağda pişirildikleri zaman içlerinde akrilamid denen kanserojen bir madde oluşur. Fazla kızartılmış, yanmış ekmeklerde de oluşabilen bu madde söz konusu olduğunda en büyük tehlike ise cipslerden geliyor.

Lamı cimi, uçarı kaçarı yok. Şu bilgi kesindir: Yağda veya fırında kızartılmış, yanma noktasına kadar ısıl işlemden geçirilip çıtır çıtır, kıtır kıtır hale getirilmiş her besin sağlık açısından riskli ve tehlikelidir.

Eğer kızartılmış olan o gıda bir tahıl ya da patates ürünü ise tehlike daha da büyük demektir. Zira bu gibi gıdalar yakıldıkları ve/veya kızgın yağda pişirildikleri zaman içlerinde akrilamid denen kanserojen bir madde oluşur.

Fazla kızartılmış, yanmış ekmeklerde de oluşabilen bu madde söz konusu olduğunda en büyük tehlike ise cipslerden geliyor.

Çocuklarınızın sağlığını korumak istiyorsanız onları cips paketlerinden uzak tutmak zorundasınız.

Bunlar çoğu bakkal ve marketlerde, üstelik de güneşin altında, kapı önünde tutuluyor.

O güneşin ve sıcağın etkisi ise alüminyum paketlerin içindeki bu ürünleri tam bir sağlık tehdidine dönüştürüyor.

Neticede risk katlanıyor. Son derece zararlı olan trans yağlarla yüklü cipsler, aynı zamanda tam anlamıyla bir yağ deposu.

Hepsi birer kalori bombası. Kilo tetikçisi.

Tüm bunların üstüne bir de yukarıda bahsettiğim kanserojen maddeyi eklediğinizde sanırım tehlikenin büyüklüğünü fark ettiniz.

Bir süre önce Amerikan Gıda Dairesi, içinde en çok akrilamid bulunan yiyecekler listesini yayınladı. Dünyanın en önemli kahve üreticilerinden birinin ürünlerinde yüksek miktarda akrilamid bulunduğu ortaya çıktı.

Özellikle kafeinsiz olanlarda durum daha vahim. Ama tabii birincilik yine cips paketlerinde... Ben sizi kanserle korkutmak istemiyorum, vücudunuzun, genetiğinizin kesinlikle tanımadığı bu gıdalar gastrit ve safra kesesi problemlerinin de başlıca sebebi.

Sağlıklı bir yaşam sürmek, sağlıklı beslenmek istiyorsanız bunları hayatınızdan çıkarın.

ÜÇ KISA BİLGİ

VARAN 1
ÜÇ KISA BİLGİ
Kırmızı et az mı pişmeli çok mu?
Restoranlarda karşılaştığınız bu soruyu “iyi pişmiş” diye yanıtladığınız zaman daha sağlıklı bir seçim yapmış olursunuz.
Kırmızı eti kanlı kanlı yemek, sağlık bakımından önerilen bir şey değil. Hatta en güvenlisi pişirmeden önce etin üzerine bastırarak içindeki kanı akıtmak ve eti iyi pişmiş ya da en azından orta pişmiş halde yemek...

VARAN 2
Hangi pişirme kapları tercih edilmeli?
Birincilik kesinlikle cam kaplara verilmeli, yemek pişirmede en güvenli yol cam kaplardır.
İkinci sıraya çelik tencereleri koyabilirsiniz. Çok iyi kalaylanmışsa bakır kaplar da sağlıklıdır. Teflonlar özellikle çizildikleri zaman çok tehlikelidir. Eğer teflon kullanacaksanız en azından sadece tahta kaşık değdirin ki çizilmesin, yapısı bozulmasın.

VARAN 3
Alüminyum folyolar riskli mi?
Alüminyum, ısıyla reaksiyona girerek pişirildiği yemeğin içine nüfuz eder ve henüz net ve açık olarak kanıtlanmamış olsa bile bu madde Alzheimer ile ilişkilendiriliyor.
Sağlığa zararlı olmadığı kanıtlanıncaya kadar uzak durmanızı öneririm. Plastik folyoların da riskli olduğunu düşünüyorum.
Yağlı kâğıt hepsinden daha güvenli görünüyor. Tabii kâğıdın yanmamasına dikkat etmelisiniz.

KISA LİSTE
Kanser savar
besinleri hatırlayalım

◊ Soğan, sarımsak

◊ Yeşil çay

◊ Ispanak, marul, tere, roka gibi yeşil sebzeler

◊ Lahana, karnabahar, turp

◊ Çilek, böğürtlen, yaban mersini, kırmızı üzüm gibi kırmızı meyveler

◊ Domates, enginar

◊ Fasulye, nohut, bezelye ve mercimek

◊ Natürel sızma zeytinyağı

◊ Elma, nar, portakal

◊ Zencefil, tarçın

UNUTMAYIN

ÖNERİLER 1
MORARDIKÇA GÜÇLENİRSİNİZ

Üzümün siyahını ve çekirdeklisini tercih edin: Üzüm, karadut, kırmızılahana, kırmızı pancar zengin antosiyanin içerikleri ile olağanüstü güçlü antioksidanlardır.
Sadece kansere karşı koruma sağlamakla kalmaz, kanser oluştuktan sonra yayılmasını da önlerler. Sofralarınızdan kırmızı pancar salatasını, kırmızılahanayı eksik etmeyin. Kırmızılahana gerçek bir mucizedir.
Turşusunu kurun, salatasını yapın ama mutlaka kırmızılahana yiyin. Antosiyanin aynı zamanda iltihap giderici özelliği ile romatizmal ağrılara da iyidir.

ÖNERİ 2
Bol bol kiraz, vişne, çilek, siyah erik yiyin: Antosiyanin açısından son derece zengin olan bu meyveler bize doğa eczanesi tarafından hediye edilen ilaçlardır. Eklem ağrılarına iyi gelir, detoks etkileri ile karaciğeri temizler ve vücuttaki toksinlerin atılmasını sağlarlar.
Son yıllarda kiraz ve vişnenin önemli bir marifeti daha keşfedildi. Bu kırmızı mucizeler aynı zamanda kötü kolesterolle de mücadele ediyorlar.

EV İŞİ ÇÖZÜMLER

Hafif tansiyon artışlarında şunları tüketin:
◊ Pancar suyu
◊ Domates suyu
◊ Nar suyu
◊ Limon suyu

KISA BİLGİ
DAHA GÜÇLÜ HAFIZA İÇİN

◊ Not alın.
◊ Öğrendiklerinize odaklanın.
◊ İyi anladığınızdan emin olun.
◊ O yeni bilgiyi tekrarlayın.
◊ Bağlantılı bilgilerle birlikte düşünün.
◊ Bilgi kümeleri oluşturun.

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Bana biraz müsaade

Etrafımızdaki korona çemberi daraldıkça hekim olarak bize düşen görevler de doğal olarak arttı.

Neticede daha fazla mesleki faaliyet için yazılara biraz ara verip okurlardan kısa bir mola isteme zamanı geldi. Çok değil, sadece 4 günlük bir mola istiyorum. Pazartesi bu köşede yine hep birlikte başta korona olmak üzere sağlık gündemini değerlendireceğiz. Saygı ve sevgiyle...

Yazının Devamını Oku

Maske ‘su’ mesafe ‘ekmek’tir

Rakamlar korkutucu.

Rakamlar can sıkıcı. Her ne kadar rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den “Doktor, ferdaya güzel bak!” talimatı almış olsam da maalesef önümüzdeki günlerin güzel olabileceğini düşünmüyorum. Bizi ağır hem de çok ağır bir kış bekliyor. Zira sadece İstanbul’dan değil hemen her ilden kötü haberler geliyor. Bu nedenle bir an önce derlenip toparlanmamız, aklımızı başımıza almamız ve önümüze konulan koruyucu tedbirleri kendi irademizle uygulamaya koymamız lazım. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda kullandığı bir cümle benim için çok önemli, siz de önemseyin derim. Sayın Vali’nin de belirttiği gibi önümüzdeki günler için maskeye “su”, mesafeye ise “ekmek” kadar önem vermemiz lazım.



BİR SORU
KAFAM NEDEN SEPET GİBİ

Yazının Devamını Oku

D vitamini şimdi daha önemli

D vitamini eksikliğinin bağışıklık gücümüzü azalttığı kesin.

Yeteri kadar D vitaminine sahip değilsek virüsler ve diğer mikroplar bize daha kolay bulaşabiliyor. Hastalık daha ağır seyrediyor. Hastalığın iyileşmesi de bir hayli gecikebiliyor. Bu mühim ayrıntıların COVID-19 enfeksiyonunda da geçerli olduğu net ve açık olarak doğrulandı. Pandemide de D vitamini yetersiz kişilerin hastalığa daha kolay yakalandıkları, hastalığı daha ağır geçirdikleri, iyileşmekte de ciddi ölçüde zorlandıkları görüldü. İşte bu nedenle karakışın iyice yaklaştığı, pandeminin şiddetinin daha da arttığı bugünlerde D vitamini eksikliği meselesini yeniden masaya yatırmamızda fayda var.

SORU ŞU
D VİTAMİNİNİZ YETERLİ Mİ

Bilindiği gibi D vitamini üretiminin neredeyse yüzde 95’i güneşlenerek yani cildi güneşle buluşturarak sağlanabiliyor. Kış aylarında güneşin yüzünü pek göstermeyeceği, bizim de zamanımızın önemli bir bölümünü güneşsiz alanlarda, iç mekânlarda geçireceğimiz kesin. Gıdalarla (balık, süt ürünleri, yumurta) kazanacağımız D vitamininin ise ihtiyacımızı karşılaması imkânsız. İşte bu nedenle D vitaminimiz eksikse süratle tamamlamamız ve kış süresince günlük ihtiyacımızı karşılayacak kadar D vitaminini takviye olarak almamız özellikle bu kış için çok önemli bir sağlıklı yaşam ayrıntısı.


Yazının Devamını Oku

Bakan müjdeyi verdi... Koronada Çin aşısı aralıkta Türkiye’de

Bakan Koca, koronavirüs için ilk aşamada daha güvenli bulduğu Çin menşeili “CoronaVac” ile işe başlamayı düşünüyor. Bence bu iş bitmiş. 5 milyon doz Çin kökenli koronavirüs aşısı aralıkta devreye girecek. Arkasından da 5’er milyon dozluk yeni uygulamaların başlayacağı anlaşılıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile önceki gün Bursa’da yaptığım görüşmede salgında son duruma ilişkin farklı konuları etraflıca tartışma fırsatı buldum. Bakan, her zaman olduğu gibi sorularıma net yanıtlar verdi. Görüşmenin beni memnun eden en önemli bölümü ise aşılarla ilgili söyledikleri oldu. Bu gelişmelerden grip aşısına ilişkin notlarımı dün sizlerle paylaştım. Yeniden özetleyeyim: Anlaşılan o ki Sayın Bakan ve ekibi “en az 3 milyon doz grip aşısı” rakamına ulaşmada kararlılar. Eğer sıkıntılı bir durum söz konusu olursa da bu rakamın daha da artabileceği düşüncesindeler. Peki, esas meseleye yani “Korona aşısı ne zaman gelecek?”, “İlk aşamada muhtemelen kaç doz aşı uygulanabilecek?” sorularının yanıtına gelince... Buyurun.




İYİ HABER 1

Yazının Devamını Oku

Ben sordum bakan anlattı... A'dan Z'ye grip aşısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa ziyaretine katıldım, grip aşısıyla ilgili akıllardaki soruları kendisine ilettim. Üretiminden koruma gücüne, ilk aşamada kimlere yapılacağından bu yıl Türkiye’ye kaç doz aşı getirileceğine kadar tüm soruları sabırla yanıtladı...

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Bursa’ya yaptığı inceleme seyahatine katılma fırsatı buldum. Bursa Valisi, belediye başkanı, il sağlık müdürü ve diğer ilgililerle yaptığı toplantıları dikkatle izledim. Önce beni çok rahatlatan şu gözlemimi sizinle de paylaşmak isterim: Son rakamlardan Sayın Bakan da bir hayli tedirgin. Özellikle toplantılar sonrasında yaptığımız baş başa görüşmede İstanbul’daki son rakamların onu ciddi ölçüde endişelendirdiğini fark ettim. İstanbul’daki krizle ilgili düşüncelerini yarın paylaşacağım. Görüşmemizde Sayın Bakan’la pek çok konuyu konuşma ve tartışma fırsatım oldu. Samimi olduğunu düşündüğüm yanıtlarını bugün ve yarın sizinle detaylı olarak paylaşacağım. Bugünün ana konusu olarak “grip aşısı konusundaki son gelişmeler”i seçtim. Ayrıca şu noktaların altını da kalınca çizmem lazım:




Fahrettin Koca hâlâ ilk günkü gibi samimi. İlk günkü kadar heveskâr. İlk günkü gibi gayret ve çalışkanlığını sürdüren bir tavır içerisinde. Ayrıca “eleştirilere açık” bir tutum sergilemeyi de ısrarla sürdürüyor. Grip aşısı ve konuyla ilgili son değerlendirmelere gelince...


Yazının Devamını Oku

İşler iyi gitmiyor

GEÇEN haftada da yazdım, daha doğrusu uyardım: Bu kış zor geçecek. Üzülerek belirteyim, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı günlük vaka rakamları endişemi doğruluyor. Son bir haftada sadece İstanbul ve çevresinden değil, Türkiye genelinden gelen haberler de iç açıcı değil. Özellikle son 3-4 günün rakamları o korkulan “ikinci dalga”ya işaret etmese bile, bilelim ki can sıkıcı yeni ve büyük dalgaların habercisi gibi görünüyor. Kısacası önümüzde bizi bekleyen “karanlık bir kış” var. Peki ne yapmalı?

OSMAN HOCA UYARIYOR
TÜNELDE BİR IŞIK VAR AMA...

SADECE pandemi sürecini yönetenlerin değil, ortaya çıkabilecek olumsuzlukların neticesine katlanacak olan bizlerin de şapkalarımızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz lazım. Bir süre önce varlığına işaret edilen “ışığın” bu karanlık tünelden çıkışımızın değil de hızla üstümüze gelen şiddetli ve büyük yeni dalgaların habercisi olması mümkündür. Aslında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sıkıntıyı aylar önce işaret etti. Daha yaz başında “Gemiyi kıyıya yaklaştırdık ama limana sağ salim ulaşabilmemiz için bazı fedakârlıklar yapmamız lazım. O fedakârlıkları yapmazsak eğer kıyıya çıkmamız uzayabilir!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir açıklama da yaptı. Önerim şu: Gelin hiç olmazsa bu mühim dönemde hata yapmayalım. Gelin bu vurdumduymazlıktan, bu kayıtsızlık ve bıkkınlıktan vazgeçelim. Tedbirleri gevşetmek bir yana, daha da sıkılaştırmanın yollarını bulalım. Sürecin bundan sonrasını “toplumsal bir savaş” olarak algılayalım, planlayalım ve sürdürelim. Yoksa “Osman Hoca demedi!” demeyin, başımızın fena halde belaya gireceği günler yakındır.

İTİRAF EDELİM

GEÇ KALDIK!

GERİYE bakmayı pek sevmem. Zira “hayat hocam ve mentorum” 9. Cumhurbaşkanımız rahmetli Süleyman Demirel, bana şu öğüdünü adeta ezberletmiştir: “Arkana bakarak önünü göremezsin.” Kesinlikle inandığım ve uyguladığım iyi hayat yaklaşımlarından biridir bu. Ama iyi bilirim ki zaman zaman da geleceği planlarken şöyle bir arkaya dönüp bakmak ve geçmişteki hataları belirleyip, ders alıp o hataları tekrarlamamak da önemlidir. Pandemi sürecinde de bazı hatalar yaptık. İlk hatalarımızdan biri ise daha en baştan maske meselesinin önemini kavrayamamamız oldu. Ben dahil pek çok uzman -aramızda istisnalar olsa da- hijyen ve sosyal mesafe meselesini vurgularken, “Maskesiz olmaz arkadaş” demekte bir hayli geç kaldık. İtiraf edelim ve kabullenelim: Bu geç kalma yanlışını sadece biz değil, yetkililer de yaptı. Ayrıca bu büyük yanlışa sadece biz düşmedik. Hemen her ülke aynı yanlışı yaptı. Ve ne yazık ki bu mühim yanlış herkese pahalıya patladı. Kanaatim o ki pandeminin bu kadar uzaması ve ağırlaşmasında maske takmada geç kalma yanlışımız da çok etkili oldu. Peki, şimdi ne yapmalıyız? “Zararın neresinden dönerseniz kâr sayılır” deyimine sadık kalmalı, maskelerimize sıkı sıkı sarılmalı, “Maskesiz olmaz arkadaş!” cümlesini her gün en az on defa tekrarlamalıyız.

Yazının Devamını Oku

Pandemiye ‘psikolojik zırhta’ ilk 10

Şu kesin: Küresel bir afet yaşıyoruz ve anlaşılan o ki bu ne zaman neticeleneceği meçhul bir afet.

Aşı ve ilaç konusunda olumlu bazı gelişmeler bizi ne kadar umutlandırırsa umutlandırsın, özellikle yaklaşan kış nedeniyle daha dikkatli ve yoğun, eskisinden daha farklı ve ayrıntılı, sosyal yönü daha detaylı yeni bazı pandemi stratejileri oluşturmamız gerekiyor. Bu stratejilerin önemli bir ayağını da çok güçlü bir “psikolojik zırh” oluşturuyor. Ancak o zırh sayesinde ruh sağlığımızı garanti altına alabileceğiz. Peki o zırhı nasıl oluşturacağız? Pandemiye ruhsal bir defans geliştirirken hangi ayrıntılardan faydalanacak, hangi yanlışlardan uzaklaşacağız? Bu sorularının yanıtlarını Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nün hazırladığı bir çalışmada buldum ve sizinle de paylaşmaya karar verdim. Buyurun...



İLK 5
ENDİŞENİZİN DOZUNU ARTTIRMAYIN

1.

Yazının Devamını Oku

Bu kış oldukça zor geçecek

Daha önce de belirttim, bu virüs de benzerleri gibi en çok ortamdaki virüs yüklü görünmez su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor.

Bu damlacıklar ise ultraviyole ışığının yoğun olduğu, güneşli ortamlarda, hele hele bir de hava kuru ve sıcaksa daha kısa sürede etkisiz hale geliyor. Ben dahil pek çok uzmanın geçtiğimiz yaza umut bağlamamızın nedeni de zaten bu idi. Ama sıcak yaz ayları bile düşündüğümüz faydaları maalesef getirmedi, getiremedi. Kışa gelince... Peşinen ve üzülerek belirtelim: Bu kış çok zor geçecek.




KISA BİLGİ
KIŞI ZORLAŞTIRAN NE?

Yazının Devamını Oku

COVID-19 beyin sisi yapar mı

Son birkaç ayda üst üste yayımlanan vaka raporlarına bakılırsa “Yapabilir” diyebiliriz.

Son zamanların popüler nörolojik sorunu “beyin sisi”, COVID-19 enfeksiyonunu geçirenlerde de görülebiliyor. COVID-19’u aylar öncesinde geçirmesine rağmen hâlâ kendini sanki bir “demans/bunama hastası” gibi hisseden, “yorgun, isteksiz, keyifsiz, düşüncelerini toparlamakta güçlük çekip öfke kontrolünde zorlanan, neticede de hızlı ve ölçüsüz tepkiler verebilen, odaklanma ve konsantre olmada zorlanan” pek çok insan var. Konu o kadar güncel hale geldi ki ardı ardına birçok önemli gazetede (The New York Times, The Guardian, The Independent) haber konusu oldu. Peki sorunun detaylarında neler var? Merak ediyorsanız buyurun...




İYİ BİLGİ
SORUN: POST VİRAL SENDROM 

BAZI virüs enfeksiyonları iyileştikten sonra bile bedensel ve ruhsal sorunlar oluşturabilirler. Sıradan bir soğuk algınlığı, grip ya da ağır geçirilmiş bir başka viral enfeksiyonu takiben gelişen yorgunluk, en sık görülen belirtidir. Yorgunluğa çoğu zaman kafa karışıklığı, baş ağrıları, yüksek volümlü seslere tahammülsüzlük, konsantre olma ve odaklanmada zorlanma, unutkanlık, eklemlerde ve kaslarda sertliğin eşlik ettiği ağrılar ve benzeri şikâyetler de eşlik edebilir. Hastaların çoğu kendilerini üzgün, yorgun hatta bazen de depresif hissettiklerinden bahsedebilir. Bu tür sorunlarla en çok da o viral enfeksiyonu ağır geçiren orta ve ileri yaşlı kişilerde rastlanır. Post-viral sendroma bağışıklık sistemi zayıf olanların daha sık yakalandığı da iyi bilinir. Post-viral sendromun en çok hedeflediği sistemin ise “sinir sistemi” olduğu kesindir. Sisli beyin de post-viral sendromun parçası olabilir. Peki neden?

Yazının Devamını Oku

Streste de ‘doz’ çok önemli

Zor günlerden geçiyoruz. Neredeyse 1 yıla yaklaşan “pandemi baskısı” hepimizi fena halde bunaltıyor.

Neticede de ister istemez ne kadar dirençli, dikkatli, eğitimli olursak olalım, anında “stres meselesi” ve onun yanında sağlık sorunları devreye girmeye başlıyor. Kaçınılmaz olarak da “kaygı sorunu” bir karabasan gibi üzerimize çöküveriyor. Stres de kaygı da önemli. İkisine de önümüzdeki günlerde sık sık değineceğim. İsterseniz gelin, önce en yaygın olanından, stres meselesinden, bir başka deyişle “stres sarmalı”ndan başlayalım. Buyurun...

İYİ BİLGİ
NEDİR BU STRES MESELESİ

STRES sözcüğü sağlık/hastalık literatürüne 1900’lü yıllarda girdi ama stresin var oluşumuzdan beri bizi etkilediği kesindir. Basitçe, “herhangi bir nedenle herhangi bir zamanda ruhumuz ve bedenimize zarar veren her şey ve bunlara karşı beden ve ruhumuzda gelişen istem dışı her türlü değişimi” stres başlığının altına rahatça koyabiliriz. Stresin latince “estrictia” sözcüğünden türetildiği biliniyor. Esas olarak da “sıkıca sarıp sarmalamak, sarmalanmak, sıkıştırmak, sıkıştırılmak” anlamına geliyor. Ama biz günlük yaşamda bu sözcüğü “basınç, sıkışma, dert, keder, gerilim, zorlanma ve daha pek çok durumda” kullanıyoruz. Peki süreç nasıl başlıyor, nasıl gelişiyor?

Yazının Devamını Oku

Yağmurda ıslanan maske işe yaramıyor

Malum, sonbaharla birlikte yağmurlu günler başladı.

Yağmurlu havaların pandemi açısından da bir önemi var. O da şu: Koruyucu maskelerin etkisi yağmurda ıslandıkları takdirde ciddi ölçüde azalabiliyor. Zira çok iyi biliniyor ki nemli ve ıslak maskelerin koronavirüsü filtre etme yetenekleri minimuma iniyor. Bu da koruyucu özelliklerini ortadan kaldırabiliyor. İşte bu nedenle yağmur nedeniyle ıslanan maskelerin süratle değiştirilmesinde fayda var. Aklınızda olsun, nemlenen maskeler bile gücünü kaybedebiliyor.



HATIRLATMA
COVID-19 UZAYABİLİYOR 

BİLİNDİĞİ

Yazının Devamını Oku

Hem grip hem korona olur muyuz

Kış yaklaşınca pandemi gündemine bir de grip gündemi eklendi.

Şimdi merak edilen iki mühim soru var. Birincisi grip aşısı yaptırıp yaptırmayacağımız, ikincisi de COVID-19 ve gribe aynı anda yakalanıp yakalanmayacağımız. Birinci sorunun yanıtını daha önce de verdim ama tekrarda yarar var: Özellikle risk grubunda olanların; hamilelerin, yaşlı ve düşkünlerin, kronik hastalığı, organ yetmezliği sorunu yaşayanların ve çocukların öncelikle muhtemel bir grip enfeksiyonuna karşı aşılanmaları gerekiyor. Grip aşısının koruyucu özelliği çok yüksek olmasa da riskli kişiler için ciddi bir antikor savunma hattı oluşturabileceği konusunda benim de hiçbir kuşkum yok. İkinci sorunun cevabına gelince... O sorunun yanıtını bir sonraki bölümde bulacaksınız.


BANA GÖRE
HEM GRİP HEM KORONA OLMA İHTİMALİ ÇOK DÜŞÜK

ÖNCELİKLE şunu bilelim: COVID-19’dan korunmak için kullanacağımız “maske-mesafe-temizlik/hijyen” 3’lüsü bize zaten grip için de ciddi bir savunma gücü sağlayacak. Muhtemelen bu sayede de aynı zamanda gribe yakalanma ihtimalimiz, bu sonbahar ve kış geçen yıla oranla daha düşük olacak. Diğer taraftan aynı anda 2 ayrı viral enfeksiyonun birlikte geçirme ihtimaliniz de oldukça düşük. Zira herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı alarm haline geçen bağışıklık sistemimiz bedenimize ikinci bir virüsün yerleşme ihtimalini minimuma indiriyor. Kısacası, ilk virüs enfeksiyonu sırasında alarma geçen bağışıklık sistemimiz, ikinci bir virüs enfeksiyonuna kolay kolay izin vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Yürüyelim mi koşalım mı

Daha önce de yazdım ama tekrarda fayda var:

Ben, “insanların yürüyerek, ceylanların koşarak, balıkların da yüzerek egzersiz yapmalarının daha faydalı olacağına” inananlardanım. Farklı fikirde olanlara da saygı duyarım. Koşmayı değil yürümeyi tercih etmemin sebebi şu: Uzun süreli koşmanın böbrek üstü bezlerimizi aktive ederek stres hormonu kortizolün salgılanmasını arttırabileceği biliniyor. Örneğin, maraton koşucularında ciddi kortizol patlamalarının yaşandığı net ve açık olarak gösterildi. Koşunun bedene verebileceği hasar sadece kortizol yükünü arttırmakla da kalmıyor. Uzun süreli koşular, bedeni paslandıran, bizi daha erken yaşlandıran serbest radikallerin üretimini de arttırabiliyor. Aklınızda olsun, koşmayan birinin de günlük serbest radikal üretim miktarı 1 kilodan fazla. Eğer illaki koşmak istiyorsanız uzun süreli koşmalar yerine kaslarınızı zorlayabilen yüksek yoğunluklu, kısa süreli koşuları deneyin. Bu tür egzersizler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız da “yüksek yoğunluklu interval egzersizler” konusunda daha çok bilgilenmeye gayret edin.




İYİ BİLGİ

Yazının Devamını Oku