GeriÖmür Kurt Zekâsını değil çabasını övün
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Zekâsını değil çabasını övün

Aileler, teknolojiyi iyi kullanan çocukları için “Bu çocuk üstün zekâlı” diyor. Oysa bu tarz söylemler çocuğun başarısının önünde engel. Zeki olduğunu düşünen çocuk “Çalışmadan da yaparım” diyerek emek vermenin önemini anlamıyor. Uzmanlarsa “Zekâya değil, çabaya vurgu yapın!” tavsiyesinde bulunuyor.

Zekâsını değil çabasını övün

YAŞITLARINDAN GERİ KALABİLİR

Üstün zekâlı olduğu her fırsatta dile getirilen çocuk kendini nasıl hisseder?

Prof. Dr. Norma Razon (Çocuklu Dünya Eğitim Danışmanı, pedagog): Çocuğun zekâsına veya fiziksel özelliklerine vurgu yapmak hiç doğru değil. Çok akıllı, çok zeki, çok yakışıklı gibi sıfatları kullandığınızda çocuklar bunların arkasına sığınıyor, bu da çaba harcamasını engelliyor. Örneğin, çok zeki olduğuna inanırken bir sınavda başarılı olamadığında çöküyor. Yapılması gereken, çocuğun çabasına vurgu yapmak ve onu takdir etmek olmalı: “Uğraştın, çok kolay değildi ama insan uğraşınca başarıyor” veya “Çabaladın ama olmadı, bir daha denersen yapabilirsin”. Bu arada anne veya baba kendisinin de bazı şeyleri başaramadığını çocuğa anlatabilir.

Ilgın Şirin (klinik psikolog): Takdir edilmek ve onaylanmak her çocuğun ihtiyacıdır. Fakat çocuğun her durumda üstün zekâlı olduğunun üstünde durulması merak duygusunu etkileyebilir. Yeterince iyi yaptığını düşünen çocuk yeni bir bilgi edinmek, öğrenmek konusunda hevesini yitiriyor. Bu durum, çocuğun yaşıtlarından geri kalmasına da neden olabiliyor.

YARDIM İSTEMEDEN ETMEYİN

Anne-babalar, çocukların emeğine değer verdiğini nasıl gösterebilir?

Prof. Dr. Norma Razon: Bazı cümlelerden kaçınmak gerekiyor. Matematik problemini çözemeyen çocuğa “Sen akıllı çocuksun, bunu nasıl beceremedin” veya “Sen aptal mısın, otur yap, basit bu” gibi cümleler çocuğu engeller. Üstün zekâlı olduğu vurgulandığında çocuk çaba harcamaz oluyor veya yapamadığında kırıklık yaşıyor. Bir de çocuk yardım istemeden kesinlikle yardım etmemek gerek. Önemli olan o problemi çocuğun adına çözmek değil, onu nasıl yapacağına çocuğu düşünmeye davet etmek, çözümü çocuğa buldurmak. Burada önemli olan, çocuğu denemeye teşvik etmek, başarıya giden yolda uğraş vermektir.

Ilgın Şirin: Çocuğun emeğinin takdir edildiğini hissetmesi için ebeveynlerin bu emeği gördüğüne dair kuracağı cümleler çok önemli. Örneğin “Ne kadar güzel çizmişsin, istersen bunu masana koyabiliriz veya duvara asabiliriz” denebilir. Böylece çocuk verdiği emeğin görüldüğünü ve onaylandığını hissedecektir. Buna bağlı olarak çocuğun söz konusu davranışı tekrarlama isteği artacaktır.

GERÇEKÜSTÜ BEKLENTİLERE GİRMEYİN

Prof. Dr. Norma Razon:

Çocuğu tanımak önemli: Becerileri, yetersizlikleriyle çocuğunu tanıyan anne-baba gerçeküstü beklentiler içine girmez.

Başladığı işi bitirmesini sağlayın: Yapamadığı zaman tekrar denemeye yönlendirmek, yardım istediği zaman devreye girmek önemli.

Yardımlaşmanın önemine vurgu yapın: ‘Bazen bir işi tek başımıza kotaramayız ama yardım alarak başarabiliriz’ diyebilirsiniz.

Ilgın Şirin:

Denemenin önemli olduğunu öğretin: Bir çiçeği büyütmek konusunda hızla bilgiye ulaşıyorlar. Ama bunu deneyimlemediklerinde o çiçeği büyütmenin zevkine varamıyorlar.

X

Takıntısını bir de siz büyütmeyin

Araştırmalar her 20 çocuktan 1’inin takıntılı olduğunu gösteriyor. Bilimsel adı ‘obsesif kompülsif bozukluk’ olan bu durumun kalıcı hale gelmesinin sebeplerinden biri anne-babaların çocuklara takıntılarıyla ilgili çok sert tepkiler vermesi. Uzmanlar “Teşhisi siz koymayın” diyor.

Takıntılı olma durumunu nasıl açıklamalı?

Pelin Ankay (klinik psikolog): Takıntı, çocuğun isteği dışında gelişen, tedirginlik yaratan ve zihinden uzaklaştırılamayan, tekrarlayan düşüncelerdir.

Dr. Fırat Hamidi (çocuk ve genç psikiyatri uzmanı): Obsesyonlar, bazen zihinde canlanan bir sahne, gerçekleşebileceğini düşündüğü hayali olaylar da olabilir.
Bu rahatsız edici etkiden kurtulmak için kişinin yaptığı her türlü eyleme ‘kompülsiyon’ yani ‘zorlantı’ deniyor.

Çocuklarda en çok nasıl görülür?

Pelin Ankay: Kirlilik, hastalık, birinin öleceği korkusu, simetri, cinsel veya şiddet içeren düşünceler, saldırganlık, nesneleri sayma gibi sıralayabiliriz.

Dr. Fırat Hamidi: Çocuğun her davranışı ‘takıntılı olma’ durumunu içermez. Örneğin, çocuğun şanslı ve uğurlu sayılarının olması, çizgilere basarak veya basmadan yürümesi... 1-3 yaşlarında görülen ve birçok hareketin tekrar tekrar yapılması da takıntı değildir, gelişimin bir parçasıdır. Çocuklarda görülen takıntılı olma durumunda zihne gelen düşünceler rahatsız edicidir. Çocuk bu düşüncelerin vermiş olduğu sıkıntıdan kurtulmak için abartılı, aşırı, işlevsel olmayan davranışlar sergiler. Örneğin, eve hırsız girip kendisini ya da aileden birini kaçıracağına dair zihinsel senaryoların yarattığı kaygılardan rahatsızlık hisseden bir çocuğun bunu önleyeceğine inandığı ritüeli defalarca tekrarlaması işlevselliği bozan, hastalık boyutunda bir obsesyondur.

Anne-babaların yaptığı en temel hatalar neler?

Yazının Devamını Oku

‘Yemek yememe sorununu kaygılı ebeveyn yaratıyor’

‘Yaz iştahsızlığı’, anne-babaları endişelendirebiliyor. Elinde tabakla çocuğunun arkasından koşturanlar görüyoruz. Ancak bu tutum, çocukların yemek yeme davranışını olumsuz etkiliyor.

 

Ebeveynler, çocuğuna sürekli yemek yemesini hatırlatırsa çocuk yemek yemeyi sorun haline getirebilir.ÇOCUKLARDA YAZ İŞTAHSIZLIĞI NEDEN OLUR?

Diyetisyen Zeynep Çapay: Yazın çocuklar hep dışarıdadır ve kendilerini oyuna kaptırarak çoğu zaman acıktıklarını ve susadıklarını bile fark etmezler. Genelde sıvı tüketimini de yemekten önce yaptıkları için masada hemen “Doydum” derler. Anne-babaysa çocuğunun yemediğini, yaşıtlarına göre yetersiz beslendiğini düşünür. Ama kıyaslama yapmak doğru değil, çünkü her çocuğun büyüme hızı farklıdır ve onu kendi ihtiyaçlarına göre değerlendirmek gerekir.

PEKİ GENEL OLARAK YEMEK YEMEME DAVRANIŞININ SEBEBİ NEDİR?

Psikolog Ali Orhan: Yemek yememe davranışı, yaygın olarak aşırı korumacı yetiştirilen ilk çocuklar, tek çocuklar veya geç gelen çocuklarda görülür. Kalabalık ailelerde yetişen çocuklarda yemek yememe davranışı pek görülmez. Aslında fiziksel veya biyolojik hastalıklar gibi çok özel durumlar dışında çocuklarda yememe sorunu yoktur. Bu sorunu kaygılı ebeveynler yaratırlar. Çocuğuna sürekli bir şeyler yedirme derdinde olan ebeveyn, çocukta yanlış bir algı oluşmasına sebep olur. Çocuk, yemeği annesi için yediğini düşünür ve yemek yemediğinde annesinin kaygısını gördüğünden bunu kendi istekleri için bir araç olarak kullanmaya başlar. 

AİLELERE ÖNERİLERİNİZ NELER?

Ali Orhan: Yemek yemek, nefes almak kadar doğal ve gerekli bir ihtiyaçtır. Bu sebeple anne-babalar rahat olsunlar. Çocuk nefes aldığında, su içtiğinde nasıl ‘normal’ davranılıyorsa yemek yerken de aynı tepkiyi vermek gerekir. Gelişim dönemine uygun olan yemeği, önüne koymanız yeterlidir. Kaşık tutabilecek, sofrada oturabilecek fiziki duruma geldiğinde sofraya oturtun. Kendisinin yemesine izin verin. İlk zamanlarda çevreyi kirletebilir, sabırlı olun. “Aferin” demeyin.

Zeynep Çapay:

Yazının Devamını Oku

‘Kendiyle barışık’ olması için değerli olduğunu hissetmeli

Son yıllarda çocukların ve ergenlerin ‘kendiyle kavgalı’ olduğunu gözlemliyoruz. Kimi kilosundan memnun değil, kimi yüzünü beğenmiyor, kimi boyunu. Oysaki her insanın kendisini olduğu gibi kabul etmesi ve sevmesi güzel. Uzmanlar, “Bunun için anne-babalar davranış ve tutumlarına özen göstermeli” diyor.

ÇOCUKLARIN KENDİYLE BARIŞIK OLMAMASININ TEMEL SEBEBİ NEDİR?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Çocukla iletişimimiz, ona biçtiğimiz değer ve ev ortamındaki sohbetlerimiz belirleyicidir. Ruh sağlığı yerinde, kendiyle barışık, mutlu, duyarlı, özgüvenli ve üretken çocuk yetiştirmek için etkili anne-baba olmak gerekir. Etkili ebeveynler, çocuğunun farklı bir birey olduğunu kabul eder, çocuğunu sadece ama sadece ‘kendisi’ olduğu için değerli olduğunu hissettirir.

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Burada doğal kabul, yani olduğu gibi kabul edilme ve sevilme çok önemlidir. Bunu yaşamayan çocuk, anne-babasının ‘istediği o kişi’ olamadığı için her an utanç, suçluluk ve yalnızlık yaşar. Bu çatışma en çok ergenlik döneminde yaşanır ve ergen birey her türlü duygusunu bedenine yansıtır.

ÇOCUK EVDE HANGİ DEĞERLERİ KAZANIR?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan:

* Farklı bir birey olduğunu bilen çocuk kendisini ve yaşamı doğru algılar, yani farkındalığı yüksektir.

* Sadece kendisi olduğu için değerli olduğundan emin olan çocuk yaşam boyunca kendisinin değerli olup olmadığını test etmeye gerek duymaz.

* İhtiyaçları önemsenen ve zamanında karşılanan çocuğun güven duygusu sağlamdır.

Yazının Devamını Oku

Çocukların bu yaz eğlenmeye ihtiyacı var

Son 1.5 yılımızı pandeminin kıskacında geçirdik. Bu süreçten en çok çocukların etkilendiği ortada. Okullar yaz tatiline de girdi, şimdi ne yapacaklar? Uzmanlar tatil dönemini ailece bir arada ve eğlenerek geçirmek gerektiğinin altını çiziyor.

ANI BİRİKTİRMEK ÇOK ÖNEMLİProf. Dr. Şehnaz Ceylan (Karabük Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü)

Çocukların bu süreçte eğlenmesi çok önemli. Ancak bu eğlenceye aileler de dahil olmalı. Birlikte oyun oynamak, gülmek ve güzel anılar biriktirmek için fırsat yaratılmalı.

- Bisiklet turu yapın, araba yıkayın

Bisiklet sürmek, çocuğunuzun motor gelişimi ve enerjisini atmak için oldukça iyi bir etkinliktir. Ayrıca arabanızı, bisikletinizi çocuğunuzla birlikte yıkayabilirsiniz. Çocuklar her zaman su ve köpüklerle oynamaktan büyük keyif alırlar. Bu eğlenceli etkinlik çocukların özgüven duygusunu da geliştirir.

- Yeni tarifler deneyin

Çocuğunuzla birlikte yaz aylarının vazgeçilmezi limonata, dondurma gibi tarifler deneyebilirsiniz. Böylece küçük bir şef olma yolundaki ilk adımlarını atmış olurlar. Bu çocuklar için hem eğlenceli hem de el-göz koordinasyonunu, ince motor becerilerini geliştirici bir aktivitedir.

- Müze gezin, sergilere gidin

Yaz tatilinde yaşadığınız ya da gittiğiniz bölgelerde müzeleri, galerileri, sergileri ziyaret edin. Bu ziyaretler çocuğun estetik duygusunun oluşması için ilk adımdır. Çocuklar için ilginç, eğlenceli, eğitici olmanın yanı sıra çevresini keşfetmesi açısından da önemli.

Yazının Devamını Oku

Çocuğu tanımanın yolu sohbetten geçer

"Kendinde en sevdiğin üç özellik nedir?", "Annenin keşke olmasa dediğin üç özelliği nedir?", "Babanı diğer babalardan ayıran şey sence nedir?" Basit gibi görünen bu sorular bize çocukların düşünceleri ve duyguları hakkında fikir verir. Bunları onlara oyun içinde sorarsanız, samimi cevaplara ulaşmanız da kolaylaşacaktır. Soru sormanın önemini işin uzmanlarına sorduk.

Çocukları daha yakından tanımak için neler yapmak gerek? 

Prof. Dr. Figen Turan (Hacettepe Üniversitesi, Çocuk Gelişimi): Duyarlı ebeveynlik çok önemli. Sevgi, şefkat, ilgi, güven, sınır, kural ve pozitif disiplin duyarlı iletişimin en temel faktörleri. Duyarlılık, ebeveynin çocuğun duygusal işaretlerini zamanında algılama, doğru yorumlama ve bu işaretlere uygun cevap verme becerisidir. Ebeveynlerin ilişki temelli doğal yaklaşımla, çocuklarıyla bazen oyun esnasında, bazen de birlikte kitap okuma aktivitelerinde ya da günlük yaşamsal rutinlerde göz kontağı kurarak, çocukların ilgisini izleyerek jestler, taklitler ve sıralı iletişim ile ortak ilgi kurarak eğlenceli bir rol almaları nitelikli bir iletişim ortamını sunmaktadır. Bunun anahtarı da bol bol sohbet etmektir.

Şerife İbiş (Çocuk Gelişimi Uzmanı): Çocukları doğal akışında gözlemlemek çok önemli. Onlarla daha çok zaman geçirmek, düşüncelerini ifade etmelerine olanak tanımak ve birlikte bol bol oyun oynamak gerekiyor. Nitekim oyun biz yetişkinlerin düşündüğü kadar basit bir eylem değildir. Çocuğun en önemli işidir. Dünyayla bağ kurma, dünyayı anlama ve öğrenme deneyimidir. Oyun çocuk için amaç iken biz ebeveynler için çocuğu daha yakından tanımak için bir araçtır. Elbette bu süreçte bol bol sohbet etmek ve çocuğa bazı basit sorular sormak lazım.

Ne gibi sorular?

Şerife İbiş (Çocuk Gelişimi Uzmanı): Bazen basit gibi görünen sorular bize çocuklarımızın duygu ve düşünceleri hakkında fikir verirken bazen de beklemediğimiz gerçeklerle yüzleşmemizi sağlar. Bu soru örneklerini çocuklarınıza sorabilirsiniz. Ancak bu soruları sorarken özellikle karşınıza oturtup sınav yapar gibi değil de doğal akış içinde hatta mümkünse oyun içinde sorarsanız samimi cevaplara ulaşabilmeniz daha kolay olacaktır. Bazen beklemediğiniz yanıtlar alabilirsiniz ancak bunu çocuğunuzu tanımak adına bir avantaj gibi düşünebilirsiniz.

- Kendinde en sevdiğin üç özelliğin nedir?

- Kendinde değiştirmek istediğin üç özelliğin nedir?

Yazının Devamını Oku

Başımızı ekrandan kaldırdığımız an görmeye başlıyoruz

Uzun yıllar boyunca çocuk kitabı editörlüğü yapan Sinem Çelebioğlu, yılların deneyimini bir çocuk kitabıyla taçlandırdı. 25m2 Kitap’tan çıkan “Çevremde Kimler Varmış?” kitabı çocukların başlarını ekrandan kaldırdığında çevresinde olup bitenleri fark etmeye başladığını gösteren bir öykü. Kitabı vesilesiyle bir araya geldiğimiz Çelebioğlu ile hem kitapları hem de yayıncılıktaki hızın kitap içeriklerini nasıl etkilediğini konuştuk.

Son günlerde kiminle karşılaşsak "Benim de kitabım yakında çıkıyor" lafını duyuyoruz. Kitap yayımlamak öylesine sıradanlaştı ki iyi esere nasıl ulaşacağız, bilemiyorum. Sizin öneriniz nedir?

Aslında sadece yayın cephesinden değil yazım sürecinden de bakarsak, son günlerde kitap yazma hızımız çok arttı. Araştırmadan, içimize sinmeden, ön okuma yapmadan yazmak, sonrasında da yayınevlerine dosya göndermek popüler hale geldi. Yayıncı tarafındaysak iyi yazılan dosyaları ayıklamalı, okur tarafındaysak editör ekibinin yetkin olduğu yayınevlerinin kitapları tercih etmeli, yazar tarafındaysak da hem teknik hem içerik gelişim için iyi örnekleri çok çok okumalıyız.

Çocuk kitaplarında da tekrarlar ve hızlı üretimden kaynaklanan nitelik düşüşü gözlemliyoruz. Önerileriniz neler?

“Çocuk kitaplarının sayfası az ve kolayca yazılır” düşüncesiyle hareket ettiğimiz noktada yanılırız. Tam tersine çocuğa görelik ilkesiyle hareket ederek yazmamız gereken metinlerdeki sorumluluğumuzun farkında olmalıyız. Merak, hayal gücü ve sınırsız bir sözcük kapasitesine sahip olan ve bir hazine olarak tanımlayabileceğimiz çocuğun dünyasına ait bir kurgu oluşturmak birincil hedefimiz olmalı. Çocuksu olmaktan kaçınmalıyız.

Siz yılların editörü olarak kitap yazmakta epey temkinliydiniz. Sonunda ilk çocuk kitabınız geldi. Neden cesaret aldınız?

On beş yıldır yayıncılık dünyasındayım ve son on yıldır çocuk ve gençlik kitapları alanında pek çok değerli yazarla çocuk kitapları üzerine çalıştım. Birlikte kurgular ürettik, metinleri geliştirdik ve çocuklara ulaştık. 2019’dan beri tüm deneyimimi ve çocuk kitapları yazarken bilmemiz gereken teknikleri 25m2 Akademi’de düzenlediğimiz Çocuk Kitabı Yazma Atölyesi buluşmalarında yazar ve yazar adaylarıyla paylaşıyorum. Bir çocuk kitabında olması gereken çatışma, önerme, dönüşüm, rehber, tema, kazanım gibi kavramları kendi kitabımda da görmek istedim. Bu yüzden büyük bir keyifle yazdım.

İlk çocuk kitabınız ‘Çevremde Kimler Varmış?’ nasıl ortaya çıktı?

Yazının Devamını Oku

Resimlerinin sesine ‘kulak verin’...

Çocukların yaptıkları resimlerde kullandıkları renkler ve çizdikleri figürler iç dünyalarına dair yol göstericidir. Uzmanlar “Duygular, düşünceler, korkular ve travmalar çizime yansır. Çocuklarınızın yaptığı resimleri ciddiye alın” diyor.

Çocukların resim yapması neden önemli?

Ramazan S. Şimşek (Uzman psikolog): Resim yapmak zihinsel ve duygusal gelişimi destekler. Zira her çocuk duygularını, düşüncelerini, hayallerini, zekâsını, korkularını hatta travmalarını resme yansıtır. Öfke, korku, sevinç, neşe, haz, heyecan, üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı... Çocuk bunları çizdiği şekillerle, nesnelerle, çizme biçimiyle, renklerle ifade eder.

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Çocuk kelimelerin eksik kalan yerini rengârenk sembollerle doldurur. Bu nedenle boyama kitaplarına değil, boş bir kâğıda ve renkli kalemlere ihtiyacı vardır. Böylelikle kendi özel dünyalarını sınırlandırmadan kâğıda dökebilirler.

Anne-babalar resimleri nasıl yorumlamalı?

Ramazan S. Şimşek: Çocuğun çizimlerini, çabalarını desteklemek gerekir. Olumsuz yorumlar ve aşırı övgüler çocuğun çizim isteğine ve doğallığına sekte vurabilir. Çocuktan, çizdiği resmi anlatmasını istemek iyi bir yoldur çünkü çocuğun anlatımı daha önemli bilgiler barındırabilir.

Ezgi Katı: Çocuğun çizdiği semboller ‘kahve falı’ gibi analiz edilmemeli. O sembollerin resimdeki işlevi, hikâyesi, çocuğun geçmiş yaşantısı içinde bambaşka anlamlar taşıyabilir. Sembolleri takip ederek çocukların ihtiyaçlarını, beklentilerini, endişelerini görebilir ve yardımcı olmaya çalışabiliriz. Ebeveyn olarak resimlerini önemsemeli ama kendi yorumlarımızla yanlış sonuçlar çıkarmamalıyız. Endişe veren bir resimle karşılaştığımızda mutlaka bir uzmandan yardım almalıyız.

ÇOCUKLARIN YAPTIĞI HANGİ FİGÜR NE ANLAMA GELİR?

Yazının Devamını Oku

Mutlaka anlayacağı şekilde anlatmalıyız

UNICEF pandemi kısıtlamalarıyla birlikte çocuklara yönelik şiddet, istismar, sömürü ve ihmal riskinin hızla arttığını açıklamıştı. Uzmanlara çocukları istismardan nasıl koruyacağımızı sorduk.

Pandemi dönemindeki istismar uyarılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Nilgün Sarp (İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Çocuk Gelişimi bölümü): İstismarın fiziksel, duygusal, ruhsal, cinsel olmak üzere birçok çeşidi var. Pandeminin yarattığı koşulların ağırlaşması, her istismar türünün artmasına sebep oldu, özellikle kalabalık ailelerde çocuklar istismarcılarıyla aynı ortamda bulunmak zorunda kaldılar.

Doç. Dr. Ebru Güzel (Fenerbahçe Üniversitesi Öğretim Üyesi, Yeni Medya bölümü): Pandemi sürecinde İngiltere’de de istismara uğrayan çocukların sayısında yüzde 25 artış olduğu raporlandı. Bu yalnızca bildiğimiz sayı çünkü eve kapanmalar geri bildirimleri azalttı. Örneğin İzmir Barosu, pandemi sonrası çocuk istismarı suçu için yapılan görevlendirme sayısında da önemli bir düşüş yaşandığını ama bunun yanıltıcı olduğunu bildirdi. Çocuklar okula gidemiyorken ve öğretmenler çocuğu izleyemiyorken zaten faillerin genelde hane içinde olduğu bir istismar düzeninde çocuklar yaşadıkları sorunları kime anlatacak? Pandemiyle birlikte işsizlik, gıda güvensizliği ve yoksulluğun artışı, çocukların yüz yüze iletişimden yoksun kalması, ebeveynlerin kontrolünün azalmasına karşılık dijital risklerin artması, sosyal desteğin sekteye uğraması, sosyal yaşamın durması ve aile büyüklerinin alkol ve madde kullanımının artması gibi sebepler yüzünden çocuklara yönelik ihmal ve istismar vakaları artıyor.

Çocuklar kendilerini nasıl koruyabilir?

Prof. Dr. Nilgün Sarp: Çocuklar küçük yaştan itibaren bedenini tanımalı, bedenine anne veya doktor gibi ‘özel’ kişilerin dışında kimsenin dokunmasına izin vermemeli, “Hayır!” demeyi öğrenmeli. Bunlar çocuğa anlayabileceği şekilde anlatılmalı; çocuğun yaşayabileceği bu tür bir sıkıntı durumunda mutlaka konuyu anne-babasına söylemekten korkmamayı öğrenmesi gerekli. Bu, ergenler için de geçerli. Çünkü gençler bazı istismar durumlarında kendilerini suçlayabiliyor. Oysa bunun asla kendi suçları olmadığını bilmeliler ki başlarına gelen herhangi bir olaydan korkup söylemekten kaçınmasınlar.

Mahremiyet eğitiminde dikkat etmemiz gerekenler nelerdir peki?

Prof. Dr. Nilgün Sarp:

Yazının Devamını Oku

Gelişim hızına saygı gösterin

Dr. Bahar Eriş’in yeni kitabı, bir bebeğin hayatının ilk üç yılında iç dünyasından geçenleri anne-babasına esprili bir dille anlattığı mektuplardan oluşuyor. Eriş “Her çocuk kendi hızında ilerler” diyor.

Bir bebeğin ağzından anne- babaya mektup yazmak nereden geldi aklınıza?

Üç yıl önce sosyal medyada ‘2 yaş sendromu’ olarak bilinen, bebek gelişiminde önemli bir aşama olan bağımsızlaşma dönemiyle ilgili bir gönderi paylaştım. Bu gönderi bir bebeğin ağzından kaleme alınmıştı. “Keşke böyle kitap yazılsa, okumak ne zevkli olurdu” şeklinde sayısız yorum aldım ve “Neden olmasın” dedim.

Hayatın ilk üç yılı neden önemli?

Beynin en hızlı şekillendiği dönem. Bu dönemde ailenin çocuğa yaklaşımı, mutlu ve sağlıklı bir yetişkinlik için çok önemli. Elbette gelişim hayat boyu devam ediyor ama ilerideki arkadaşlık ilişkilerinden okul başarısına, sağlık durumundan zorluklarla başa çıkma becerisine birçok alanda, ilk üç yıl yapılanlar büyük fark yaratıyor. Tabii yaş da tek başına sağlıklı bir ölçüt değil. Her çocuk kendi hızında ve tarzında ilerliyor. ‘Ortalama çocuk’ diye bir şey yok. Ailelerin çocuğun gelişimine saygı göstermesi çok değerli. 

Kitapta “Anne-babaların kaygılarından beslenen bir pazar var” diyorsunuz...

Ailesiyle arasındaki sözel iletişim, çocuğun zekâ gelişimi açısından çok önemli. Bol ve çeşitli kelimeler kullanarak konuşmak erken dönemde avantaj yaratıyor. Bazı aileler bunu duyunca “Eyvah, çocuğumuzla yeterince konuşuyor muyuz acaba” diye kaygılanıyor. İşte o sırada bir oyuncak firması ellerini ovuşturuyor “Buyurun, dil geliştiren oyuncaklar, DVD’ler, videolar” diye... Aile bu sözde ‘geliştirici oyuncaklara’ büyük paralar saçıyor. Oysa bilimsel verilere göre bunların hiçbiri çocukla yüz yüze, göz göze iletişimin yerini tutmuyor. Yurtdışında bazı firmalara davalar açıldı, ‘zekâ geliştirici video’ iddialarını geri aldılar, para cezaları ödediler. 

Yazının Devamını Oku

Bir karpuzun öğrettikleri

Henüz ilkokul çağında bir çocuktum. Perşembe günleri babamın Yalova Çınarcık’taki mobilya dükkânının önüne pazar kurulurdu. Cadde boyunca uzayan pazardan insanlar gelir geçer, bağırışların arasında renkli görüntüler göze çarpardı. Severdim o hengâmeyi.

Sıcak bir yaz günüydü. Babam elime 20 lira tutuşturdu, "Hadi git şöyle güzel, sulu bir karpuz al da gel" dedi. Ben de pazarın sebze ve meyvelerin satıldığı kısmına doğru yürüdüm ve karpuz satılan bir tezgâhın önünde durdum. Adama parayı uzattım, sulu bir karpuz istedim. Adam bir karpuzu alelacele eline aldı ve poşete koyup bana uzattı. Paranın üstünü aldım, dükkâna gittim. Karpuzu poşetten çıkarıp dolaba koyacaktık ki ne görelim? Karpuz çürük ve bir kısmı da yarık. Babam bunu görünce biraz da kızarak "Hiç bakmadın mı alırken?" dedi. Ben omuzlarımı silktim. Ne bileyim? İnsan güveniyor işte... Karpuzu olduğu gibi poşete koydu. "Al bunu, o esnafa götür ve benim babam da esnaf, bana çürük karpuz vermenizi çok ayıplamış de!" dedi. Ben karpuzu elime aldım. Epeyce yürüdükten sonra tezgâhın başına geldim. Elimde karpuzla adama seslendim: "Amca bu karpuz çürük çıktı, değiştireceğim. Benim babam esnaf, dedi ki..." derken, adam sinirlenip "Sen onu benden almadın ki, neyi değiştiriyorsun hadi yallah!" demesin mi? Neye uğradığımı şaşırdım. Karşımdaki dev gibi adam gözümün içine baka baka bana yalan söylüyordu. "Hayır!" dedim, buradan aldım. Bak, poşet bile sizinkilerden... Diğer müşteriler bu olaya tanık oldu. Adam rezil olmayayım diye düşünmüş olacak ki, "Ben çürük karpuz satmam, ama gel madem ben sana yenisini vereyim" dedi. Eline bir karpuz aldı. Ben bu kez, poşete koymadan önce "Bakabilir miyim o karpuza?" dedim. Gene yüzü asıldı. Gösterdi. "Kesmece bu!" dedi, bir dilim kesip çıkardı. "Bak kıpkırmızı. Bizde hile olmaz!" deyip poşete koydu. Oysa gerçek bambaşkaydı, çocuğum diye bilmiyor muyum sanki? Uzatmadım, gerisin geri dükkâna gittim. Babam elimdeki karpuz poşetine baktı, “Ne yaptın?” deyince “Değiştirdim!” dedim, “Aferin!” dedi. Bir karpuz bana, güveni ve hakkını savunmayı öğretmişti. İşte bu sebeple, çocuklarınıza sorumluluk verin, yol yordam öğretin, onlara güvenin. Yanlış bir şey yaptıklarında da azarlamak yerine öğrenmesine önayak olacak bir davranış biçimi geliştirin. Benim babam öyle yapmıştı. 

Düşündüren bir kitap

Yaşam boyu özel düşük proteinli diyet tedavisi uygulamak zorunda olan fenilketonürili (PKU’lu) gençlerin ve çocukların ilham veren hikâyeleri, PKU Aile Derneği tarafından Hikayen Işığım Olsun kitabında bir araya getirildi. Türkiye’nin dört bir yanından ilk olarak 16 PKU’lu gencin ve çocuğun yaşam hikâyesini anlatan kitap, PKU’lu bireylerin tıbbi ve beslenme tedavisine uydukları takdirde her konuda başarılı olabileceklerini gözler önüne seriyor.

Anne ve babadan genler yoluyla geçen kalıtsal bir amino asit metabolizma bozukluğu olan PKU, karaciğerdeki bir enzimin eksik çalışması ya da hiç çalışmamasından kaynaklanıyor. Bu hastalıkta proteinler vücutta dönüşemediğinden kanda ve vücudun çeşitli dokularında birikiyor. Bu da kalıcı ve ilerleyici beyin hasarına neden olabiliyor. PKU tanısı, yenidoğan tarama testi ile belirleniyor. PKU’lu bireyler protein yönünden yüksek besinleri hayatları boyunca hiç tüketmezken bazı besinleri ise sınırlı olarak tüketebiliyor. Şeker, bal, reçel, pekmez, sıvı yağ ve özel düşük proteinli ürünler, PKU’lu bireylerin çoğunlukla serbest olarak tüketebildikleri besinler.  Kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, kuru dut gibi kurutulmuş meyveler, uzman diyetisyen önerdiği takdirde sınırlı miktarda listeye eklenebiliyor. Kırmızı et ve et ürünleri, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri, yumurta, kuruyemiş, soya, tofu ve aspartam içeren gıdalar ise tamamen yasak besinler arasında yer alıyor. PKU’lu bireyler yüksek protein içeriğine sahip besinleri alamadıkları için, yerine, özel tıbbi formulalar tüketiyor. Bu ürünler, bireyin büyüme ve gelişmesi için gereken uygun miktarda proteini sağlıyor. Türkiye, PKU’nun en sık görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından 2016 yılında paylaşılan bilgiye göre, Türkiye’de her 6.228 çocuktan biri PKU’lu olarak doğuyor. Ayrıca, her 20-25 kişiden biri, bu hastalığın taşıyıcısı durumda. Bu sebeple Türkiye, PKU hastalığının görülme sıklığı ve sahip olduğu hasta popülasyonu açısından dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Bu oranın yüksek olmasında akraba evliliği sıklığının da önemli bir payı bulunuyor.

Yazının Devamını Oku

Çocukla şakalaşmanın bir sınırı var

Toplumumuzda yaygın bir davranış biçimi var: Yetişkinler, çocukları “Seni çirkin!” diye seviyor, ona ait bir eşyayı alıp “Vermem vermem, bu benim işte” gibi cümlelerle çocukla inatlaşabiliyor. Sıradan gibi görünen bu durum çocuğu büyük hayal kırıklığına uğratıyor.

Çocukla şakalaşırken hangi ifadeler sakıncalı?

Prof. Dr. Mübeccel Sara Gönen (Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi): Örneğin oyuncağını alıp “Ben vermem, benim oldu!” gibi gereksiz şakalar, somut düşünme aşamasındaki çocuklar için kaygı verici ve korkutucu olabildiğinden, kesinlikle yapılmaması gereken davranışlardır. Bu durum çocuğun olumsuz duygusallık yaşamasına, ağlamasına yol açabilir.

Büşra Tarçalır (Uzman klinik psikolog): Çocuklarla nasıl iletişim kuracağımızı bilmiyoruz. Nedense toplumsal olarak çocukların canlarını sıkacak, itiraz edecekleri ifadeleri tercih ediyoruz, üstelik bu tepkileri de çok komik buluyoruz. Herhalde çocuğu sinir ettiğimizde tepki alacağımızdan emin oluyoruz! “Sen gel, benim oğlum ol!”, “Bu benim annem, sen başka anne bul!”, “Ben yiyeceğim hepsini, sana yok!”, “Sevgilin var mı, söyle bakalım!” gibi özellikle okul öncesi dönem çocuklarının anlamlandırmakta güçlük çektiği söylemlerde bulunuyoruz. Bu yaş grubundaki çocukların henüz soyut düşünme becerisi gelişmemiştir, dolayısıyla şakacı bir tutumla ortaya atılan bu sözleri gerçek zannederler. Sanki o kişi isterse onu ailesinden koparabilirmiş ve hatta annesini alabilirmiş gibi gelir ve büyük bir tehdit hisseder çocuk. Öte yandan bazı ifadeler oldukça indirgemeci ve mahremiyeti ihlal edici! Bir yetişkine yapamayacağınız şakayı, soramayacağınız soruyu çocuğa da soramazsınız. Şaka karşılıklı olduğunda komiktir, bir taraf bundan korkuyorsa, hoşlanmıyorsa işin eğlencesi kaçmıştır.

“Seni çirkin, seni tipsiz” vb. sözlerle çocuğu sevenler de bir hayli fazla. Bunlar doğru mu?

Prof. Dr. Mübeccel Gönen: Çocukla şakalaşırken “Nazar değmesin!” diyerek, eski bir inanışla ‘güzel’ yerine ‘çirkin’ ifadesini kullanmaya da halk arasında sıkça rastlanır. Bebekler bu ifadelerden zedelenmeyebilir ancak 2-3 yaştan sonra çocuklar bu ifadeler ve şakalardan hoşlanmayabilirler. Komik şakalar çocuğu eğlendirebilir ancak şakanın içeriği, yaşa uygunluğu, yapan kişinin çocukla iletişimi çok önemlidir. Yetişkinler bireysel farklara saygı ve özen göstermeli, çocuğa yönelik olumsuz konuşma ve etiketlemelerden kaçınmalı. Çocukla iletişim daima pozitif duygusal kalitede olmalı.

Büşra Tarçalır: Nedense çocukla doğrudan iletişime geçmek yerine dolambaçlı yolları tercih ediyoruz. Bir çocuğu güzel huylarıyla, becerileriyle ve varlığının size hissettirdiği duygularla sevmek o çocuğu şımartmaz, bu bir şehir efsanesi. Beyin deneyimle değişir, insan ilişkiyle iyileşir. Buradaki matematik hesabının şaşmayacağını garanti ederim. Çocuğa, “Çirkin, tipsiz, tombik, çiroz, safinaz, şaşkoloz” vb. dediğimizde sevgimizi ifade etmiş olmuyoruz, buradan sevgi dışında birçok şey çıkar ama üzgünüm sevgi çıkmaz. Sinirlendirme ihtimali de yukarıda sözünü ettiğim üzere, çocuğun katılım sağlamadığı, yetişkinin monolog olarak sürdürdüğü bir iletişim kuramama hali.

Anne-babalara ve ‘çocuk sevgisi içinden taşarak’ aşırıya kaçanlara önerileriniz neler?

Yazının Devamını Oku

“Boş ver, hayatı öğrensin!”

Kötü bir olayla karşılaştığımızda büyüklerimiz hep şöyle bir söz söylerler: “Boş ver, hayatı öğrensin!” Peki, hayatı öğrenmek için illâki kötü olaylarla mı karşılaşmamız gerekir?

Bir çocuk düşer, telaşlanırız ve onu hemen yerden kaldırırız. Bebeklikte, o sözü edilen hayatı ‘öğrenmesine’ pek izin vermeyiz. Ancak büyüyünce, hayal kırıklıkları yaşadıkça, hayatı öğrendiğinden söz ederiz. Bir çocuk, bir haksızlıkla karşı karşıya kalır, bunu kabullenemedikçe zorlanır, kendince savaşır. Bu mücadeleyi de ‘hayatı öğrenmek’ diye tanımlarız. Sonra çocuk kendi kendine “Bu hayat neden bu kadar zor?” der, bunalır…

Çocuklarını korkutarak onlara bir şeyler öğretmeye çalışan toplumların yetişkinleri de korkuyla yönetilir. Öğrendiği ‘korku kültürü’ itiraz etmesini ve kendi yolunu bulmasını engeller. Her zaman korkarak yaşar.

“Eğer oraya gidersen bacaklarını kırarım!” cümlesi size tanıdık geldi mi? Kendi korkumuzu çocuğa bu şekilde aktarmaya alışığız. Oysa istenmeyen yere neden gitmemesi gerektiğini açıklasaydık sonuç çok farklı olurdu. Sonra çocuk, annesi babası uyardığı halde o istenmeyen yere gider, başına kötü bir olay gelir. “Ben sana dememiş miydim?” der, kızarız. Sözlerimiz hep eksiktir böyle! Sebep sonuç içermez. Korkutarak engellemek isteriz.

Sonra o korkuyu da ‘hayatı öğrenmek’ olarak tanımlayıveririz. Madem ‘hayatı öğrenmek’ hep kötü tecrübelerle mümkün, o halde başkalarına nasıl güvenebiliriz ki? Herkes birbirine şüpheyle bakar… Nitekim bakıyor da!

Lütfen çocuklara hayatı iyi örneklerle öğretin. Güzel şeyler olduğunda hayatı öğrendiğini söyleyin. Dünya, iyiliği övüp kötülüğü yerdiğimizde gerçekten güzel bir yer olur… Korkunun olduğu her yer kötüdür!

PANDEMİ DÖNEMİNDE ÇOCUK İSTİSMARI VAKALARI ARTTI MI?

Unicef’in 20 Mart 2020 raporuna göre, pandemiyle birlikte getirilen kısıtlamalar hızla artarken çocuklara yönelik şiddet, istismar, sömürü ve ihmal riskinin de yükseldiği ifade edilmişti. 23 Nisan 2021 Çocuk Raporu’na göre ise son üç yılda 7 bin 466 çocuğun istismar edildiği açıklandı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Nilgün Sarp verilerin doğru olduğunu ifade ederken neler yapılması gerektiğini anlattı.

<iframe src='//www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=41817263&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allow='autoplay; fullscreen' allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Otizme erken müdahale yöntemi

Yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan ve kendini sınırlı ilgi alanları ve nöro-gelişimsel bir bozukluk olan otizm, toplumun büyük bir bölümü tarafından bilinmeyen bir konu. Anne babaların evde özel olarak uygulayabilecekleri bir yöntem olan Nöroplay’i geliştiren ekiple buluştuk, otizmi ve geliştirdikleri yöntemi konuştuk.

Otizmle ilgili insanların kafasında pek çok soru işareti var. Basitçe tanımlamak gerekirse otizm nedir?

Doç. Dr. Barış Ekici: Otizm; yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkan ve kendini sınırlı ilgi alanları, tekrarlayıcı davranışlar ve sosyal iletişim eksiklikleri ile belli eden nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Otizmli çocuklarda erken dönemde sunulan destek programlarının çocukların gelişimsel ilerlemeleri açısından önemi büyük.

Nöroplay nasıl bir yöntem peki?

Bil. Uzm. Ş. Sezen Aksu: 12-42 aylık çocuklar için geliştirdiğimiz bir erken müdahale programıdır. Bu yöntemde ebeveyn-çocuk etkileşimi temel alınarak, ev ortamında otizm riski olan ya da otizmli çocukların, ebeveynler veya birincil bakım veren kişilerin oyun davranışlarını destekleyerek çocukların sosyal ve iletişim becerilerini arttırmak ve tekrarlayıcı davranışlarını azaltmak hedeflenir. Materyal olarak genelde bebek, tamir araçları, mutfak araçları ile maske ve kuklalar önerilir.
Erg. Öykü Su Unay: Çocuklar bu yöntemde yer alan duyu bütünleme ile hem duyusal problemler açısından hem de sosyal etkileşim açısından desteklenir.

Nasıl uygulanır peki?

Bil. Uzm. Elif Nur Gürkan Tazegül:

Yazının Devamını Oku

Pandemi bunalımını hayvan sevgisiyle atsın

Bahar geldi, pandemi bitmedi. Çocuklar açık havaya çıkamamaktan, arkadaşlarıyla oynayamamaktan dolayı bunalmış durumda. Uzmanlar bu süreçte bir evcil hayvan sahiplenmenin çocuğa iyi geleceğini söylüyor ve uyarıyorlar: “Çocuk gelişimine katkısı olması için evcil hayvanı satın almayın, sahiplenin! Sonrasında vazgeçip, sokağa bırakmayın…”

KENDİNE GÜVENİ ARTAR

Evcil hayvan bakmak çocuk açısından neden önemli?

 

Prof. Dr. Arzu Yükselen (İstanbul Medipol Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Evcil hayvanlar çocukların gelişimini olumlu yönde etkileyen çok yönlü uyaranlardan biridir. Evcil hayvan beslemek, çocukların küçük yaşta sorumluluk kazanmalarında, bunu yerine getirmelerinde yarar sağlar. Evcil bir hayvana bakmak ve onun ihtiyaçlarını karşılamak çocukların bilişsel gelişimlerini, dil ve iletişim becerilerini, sosyal-duygusal gelişimlerini olumlu yönde etkiler. Çocuklar hayvanlarla iletişim kurarak, onlara dokunarak, gezdirerek, ihtiyaçlarını karşılayarak, etkileşimde bulunarak onlarla bir arada yaşamayı da öğrenirler. Böylece tüm canlılara karşı olumlu tutum ve davranışlar geliştirebilirler. Evcil hayvanının bakımından ya da ihtiyaçlarının karşılanmasından sorumlu olan çocukların kendilerine olan güvenleri de artacaktır.

Esra Ezmeci (Uzman Klinik Psikolog): Her evcil hayvan çok değerlidir ve çocuğun gelişimine katkı sağlar.

Köpek, kedi: Bu hayvanlar duygularını ve ihtiyaçlarını davranışlarından anlayabildiğimiz hayvanlardır. Çocuklar bu hayvanlar sayesinde empati, karşılıklı sevgi, oyun, sınır koyma, arkadaşlık yapma, gibi sosyal becerilerini geliştirebilir.

Kuşlar ve balıklar:

Yazının Devamını Oku

Ev işi yaparak hem eğlensin hem öğrensin

Çocuklarına ev işi yaptırmaktan çekinen anne-babalar aslında pek de doğru bir şey yapmıyor. Çünkü uzmanlar çocukların ev işi yapmasının onların fiziksel ve zihinsel gelişimine katkı sağladığını söylüyor.

‘DUR, SEN YAPAMAZSIN’ DEMEYİN
Bayram Deleş, Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü

Ülkemizde çocukların ev işi yapması yadırganır. Oysa bu gündelik faaliyet bir yandan çocuğu eğlendirirken öte yandan gelişimine katkı sağlar. Her çocuk, yaşamı evin içinde öğrenir. Anne babalar, çocuklarının hayata karşı hazırlıklı olmasını ve duygusal dayanıklılık kazanmasını istiyorsa, ev içinde ona da sorumluluklar vermelidir. Çocuk bu sayede yaşadığı evin düzeninde söz sahibi olur, iş birliği yapmanın önemini kavrar hem motor becerileri hem de sorumluluk duygusu ve özgüveni gelişir. Ev işlerinin cinsiyetlerden bağımsız olarak yapılması, bu işlerin sadece annenin/ablanın görevi olmadığı, babanın ve oğlan çocukların da bu işlere dahil edilmesi sosyal hayat açısından çok önemlidir. Çünkü çocuk, küçük yaşlardan itibaren bu tür işlerin cinsiyetlere göre ayrılamayacağını da bu sayede öğrenir. Çocuklara yaşına göre, yapabileceği düzeydeki işleri vermek gerektiği de unutulmamalı. Anne baba, “Dur sen yapamazsın, ben yaparım” gibi cümlelerden uzak durmalı. Bunun yerine yüreklendirici sözcükler kullanmaya özen göstermeli. Ev içinde sorumluluk alan, işleri ailesiyle birlikte yapan çocukların daha mutlu olduğunu gözlemlemek mümkündür.

ÇOCUKLARA EV İŞİ YAPTIRMANIN 10 FAYDASI

Göksu Telmaç, uzman klinik psikolog

1- İşleri çocuğunuzla organize edin. Böylece hem onunla uyumlu bir iletişim kurarsınız hem de onun plan yapma

Yazının Devamını Oku

Beğeninin de eleştirinin de aşırısı zararlı

Günümüz ebeveynlik anlayışında çocuk yetiştirirken karşımıza iki temel sorun çıkıyor: Aşırı beğeni veya aşırı eleştiri. Uzmanlara göre çocuğunu ‘çok beğenen’ ve ona abartılı övgüler yağdıran da, çocuğunu aşırı eleştirerek yetersizlik hissi yaratan da hata yapıyor.

Çocuklara ‘aşırı beğeni’ veya ‘aşırı eleştiri’yle yaklaşma konusunda neler söylersiniz?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Çocuğumuzu bir şeyleri başarması için ne kadar destekler, başardığında abartılı olmayan olumlu geri bildirimler verir, mantıklı ve uygulanabilir hedefler koyarsak çocuklarımızın mutluluğuna o kadar katkı sağlamış oluruz. İşte o zaman kendinden emin, varlığından memnun, özgüveni yüksek çocuklar yetiştirebiliriz. 

Serap Duygulu (Psikolog): Çocuklar ebeveynlerinin rehberliğine ihtiyaç duyar, ancak bunu yaparken zaman zaman sınırlara ihtiyaç vardır. Çocukların her istediğini elde ettiği, sürekli ve abartılı beğeni ve takdir gördüğü aile tutumlarında, çocuklar açısından ciddi bir belirsizlik ortaya çıkıyor. Her çocuk kendi yapabildiklerinin ve yapamadıklarının az çok farkındadır. Ancak ne yaparsa yapsın ailesinden aşırı beğeni aldığında bir süre sonra gerçek olanla yapay olan duyguyu karıştırabiliyor. Bir de aşırı eleştiren anne-babalar var. Bu durumda da çocuk ne yaparsa yapsın beğenilmez ve hep eleştirilecek bir yön bulunur. 

En sık yapılan hatalar neler?

Prof. Dr. Eyüp Sabri Ercan: Örneğin, çok basit bir şeyi başardığında “Sen aslansın, kaplansın” gibi abartılı, boş övgüler işe yaramadığı gibi çocuğumuzun bizi ciddiye almasını da zorlaştırır. Olumsuz bir davranışında çocuğumuza kızıp bağırmak en büyük anne-baba yanlışlarındandır. Daha da kötüsü, tüm bunlardan kısa bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmak, çok sık görülen tutarsız tutumlardandır ve çocuğumuzun da tutarsız bir kişi olmasına yol açabilir. Yine sık karşılaşılan bir örnek, iyi bir şey yaptığında “Benim kızım çok akıllıdır” deyip onu göklere çıkarmak, inadı tutup ağladığında “Gene kör inadı tuttu, beş dakika bir huzur vermedi” deyip azarlamaktır. Çocuğa tutarsız ve dengesiz mesajlar verip sonra da “Dersleri çok iyi, herkes çok güzel çocuksun diyor ama bir türlü özgüveni olamadı” diyerek şaşıran anne-babalar var. En kötü yanı, bunu yaptığımızın çoğunlukla farkında bile değiliz.

Serap Duygulu: “Gene yanlış yapmışsın, kaç kere anlattım ama anlamamışsın, bir türlü öğrenemedin, zaten yapamazsın” gibi çocuğun ne kadar yetersiz olduğunu vurgulayan alt mesajlarla çocuk sürekli eleştirilir. Bu durumda çocuk ne yaparsa yapsın ailesi tarafından onay almayacağını bildiği için ya tamamen içe kapanır ve bir şeyler yapmak için denemeyi bile düşünmez ya da olumsuz da olsa ilgi ilgidir düşüncesiyle saldırgan ve öfkeli davranışlar benimser.

Bunların sonuçları neler olabilir?

Yazının Devamını Oku

Çocuk kitabı seçerken nelere dikkat edilmeli?

Anne babalar çocukların kitap okumasını istiyor ve çocuklar okumadığında bundan yakınıyor, ama yapılan açıklamalara göre Türkiye’de çocuklar yetişkinlerden daha çok kitap okuyor. Ancak asıl önemli olan çocukların nitelikli eser okuması! Peki, ama bu nasıl mümkün olur?

Türkiye Yayıncılar Birliği rakamlarına göre ülkemizde her yıl ortalama 10 bin çocuk kitabı yayımlanıyor. Çeviri kitaplar da bu rakama dahil. Bu kitapların içinde elbette çok kaliteli olanları var, ancak onları fark etmek her zaman mümkün olamayabiliyor. Burada ailelere düşen görevler var:

- Bunlardan ilki kitapları ailelerin de okuması. Çocuğunuzun neleri okuduğunu bilmek ve onunla konuşabilmek için çocuğunuzun okuduğu kitabı siz de okuyun.

- Çocuğunuzun istediği kitapları almasına izin verin. Böylece okuma alışkanlığını desteklemiş olacaksınız.

- Okuduğu kitap hakkında sohbet edin, çocuğunuzun kitapla ilgili görüşlerini öğrenin. Eğer sakıncalı ifadeler varsa fark etmesini sağlayın.

- Kitabın baskı kalitesi de çok önemli. Elbette resimleri iyi çizilmiş, baskı kalitesi iyi olan kitaplar da aşağı yukarı fikir verir. Ancak yine de en önemli ölçüt her zaman içeriktir. İçerik çocuğa göre mi, çocukta olumlu etki bırakıyor mu, kitap edebi zevki yansıtıyor mu? Bunlara da bakmak gerek.

‘Bir Hayal Bir Oyun’ kitap oldu

Zorlu Holding’in Zorlu Çocuk Tiyatrosu’yla ortaklaşa gerçekleştirdiği ve benim de jürisinde olduğum "Bir Hayal Bir Oyun" öykü yarışmasında dereceye giren ilk 15 çocuğun yazdığı 15 hikâye “Bir Hayal Bir Oyun & 15 Hayal-15 Öykü” adı altında kitaplaştırıldı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklara armağan edildi. Kelime Yayınları’ndan çıkan kitap çocuklar için büyük bir heyecan vesilesi ve aynı zamanda başarmaya olan inançlarını da kuvvetlendirecek cinsten. Demek ki, hayal ettiğimizde ve istediğimizde o hayaller gerçek olabiliyor. Bu güzel kitap da bunun en büyük kanıtlarından biri.

Kitapta öyküsü yer alan çocuklarımızın isimleri şöyle:

Yazının Devamını Oku

Enerjisini evde atacak

Çocuklar yüz yüze sanat eğitiminden mahrum! Neyse ki çevrimiçi eğitimlerle her ev bir okul! Ve bu okuldaki dersleri istediğimiz gibi seçebiliriz. Dans da bu eğitimlerden biri olabilir. Dansa ilgisi olduğu sinyalini veren çocuklar kendilerini nasıl geliştirebilir? Uzmanlar anlattı.

Çocuklar dans eğitimine ne zaman başlamalı?

Tan Sağtürk (Balet/Sanatçı): Bale, dans ve müzik eğitimleri branşlar arası farklılık göstermekle birlikte 3 yaşından itibaren başlanabilir. Dans dersleri daha çok koordinasyon gerektirdiği için 5 yaştan itibaren önerilir. Erken çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar sanatla buluşmak için hiçbir yaş geç değildir. Dans, uzun vadeli hedef koymayı gerektiren, takım çalışmasını pekiştiren ve yaratıcılığı artıran bir sanat dalıdır. Her ne kadar salt fiziksel bir aktivite gibi görünse de zaman yönetimi, mekân kullanımı, kendini kontrol edebilme, sebat etme, sağlıklı beslenme, pasif yerine aktif yaşam biçimini benimseme gibi özellikleri çocukların hayatına kazandırır. Çocukların fiziksel ve psikolojik gelişimi için bebeklikten itibaren görsel ve işitsel sanatlarla iç içe olmaları dünyalarını zenginleştirerek onlara geniş bir bakış açısı sağlar. Ebeveynleri tarafından beden sağlığı en iyi şekilde takip edilen, zihinsel ve motor becerilerini geliştirmek için yoğun çaba harcanan çocuklar için sanat eğitimi önemlidir.

Ömür Uyanık (Ankara Devlet Opera ve Balesi Çocuk Balesi Bölümü Başkanı): Dans eğitiminde çocuğun özgüvenini kazanması ve ailenin çocuğa saygı duyması çok önemli. Bunun için de doğru seçilen hobilere ihtiyaç vardır. Çünkü disiplin ve doğru seçilen hobiler çocuğun başarısını da artırır. Burada önemli olan bir balet yetiştirmek değildir, bir sanatsever yetiştirmektir.

Çocuğun dansa yatkınlığını nasıl keşfederiz?

Tan Sağtürk: Sanata önem veren aileler erken yaşlardan itibaren çocuklarını bale, dans, müzik veya sanatın çeşitli dallarıyla tanıştırarak, kendilerini ifade etmeleri için onları yüreklendirebilir. Çocukların bir kısmı sanat eğitimi alma isteklerini ebeveynlerine dile getirir. Bir diğer grup ise hareketli yapıları, müziğe olan bağlılıkları, dans konulu dijital mecralara gösterdikleri ilgileriyle ebeveynlerine sinyal verir. Burada ailelere düşen çocuklarının şevklerini kırmadan onları doğru yönlendirebilmektir.

E. Ömür Uyanık:

Yazının Devamını Oku

Çocukların bağışıklığını güçlendirmenin yolları

Bağışıklık son bir yılın en önemli konularından. Yaşam biçimi kadar duygusal durumumuz da bu konuda etkili oluyor. Bu dönemde çocukların bağışıklığını güçlendirmek için neler yapılması gerektiğini uzmanlara sorduk, “Hayatı dengede yaşayın” dediler.

Çocuklar bir yıldır çok durağan bir hayat yaşıyor. Bu durum bağışıklık sistemlerini de etkiledi. Ne yapmak gerek?

Prof. Dr. Ateş Kara (Hacettepe Üniversitesi, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı): Özellikle pandemi döneminde sıklıkla altını çizdiğimiz konuların başında bağışıklık sistemini güçlendirmek geliyor. Çocuklarda bunun için doğal ve dengeli beslenme, uyku, stresten uzak olmak, su tüketimi, vitamin ve mineral eksikliklerinin giderilmesi çok önemli. Günümüzde çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiriyor. Dersler sebebiyle de 8-10 saat bilgisayar veya tabletin karşısında duran çocuklar var. Oysa güçlü bağışıklık için hareket çok önemli. Bu sebeple ailece etkinlikler tertip edilmeli, her türlü güvenlik önlemi alınarak zaman zaman açık havada, eğer bu mümkün değilse de ev ortamında bol bol egzersiz yapılmalı. Haftada bir-iki kez balık tüketmek omega 3 açısından yeterli olacaktır. D vitamini de bağışıklık sistemi için çok önemli, eğer eksikse tamamlanmalı. 

Anne-babalara önerileriniz neler?

Prof. Dr. Ateş Kara

- Ailece dengeli beslenmeyi ihmal etmeyin, abur cuburdan uzak durun.

- Bol bol su içmeye özen gösterin.

Yazının Devamını Oku