Ömür Kurt

Önündeki engelleri kaldırırsanız, onları nasıl aşacağını öğrenemez

24 Ekim 2020
Ebeveyn-çocuk iletişiminde ‘koruyucu ilişki’ kurulduğunda çocuk hayatı boyunca desteğe ihtiyaç duyan birine dönüşüyor, ileride hayatı ‘gölge ebeveyn’ aramakla geçiyor. Konuyu çocuk ve ergen psikiyatrı Prof. Dr. Özgür Öner ve çocuk gelişimci Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı’yla konuştuk.

Anne baba ile çocuk arasındaki ilişki nasıl şekillenir? Anne baba ile çocuk arasındaki ilişki nasıl şekillenir?

Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı: Anne babanın çocuğuyla iletişim kurarken hangi dili benimsediği çok önemli. Baskıcı-otoriter, koruyucu, ilgisiz-kayıtsız ve demokratik tutum olarak sınıflandırılabilecek anne baba tutumlarından ‘koyucu anne baba tutumu’ özellikle son yıllarda çok karşılaşılan bir tutum. Bu tutumu sergileyen anne babalar çocuklarını bir kafeste yetiştirirler. Çocuklarını yaşama hazırlamak yerine, çocuklarının karar verme ve düşünme vb. becerilerini yok ettiklerini fark etmezler. Bu tutumu benimseyen anne babalar çocuklarının tüm sorumluluklarını alırlar. Örneğin, çocuğunun ayakkabısını kendisinin giymesini beklemez o giydirir. “Sen düşürürsün” der ve onun elinden tabağı alır ve mutfağa kendi taşır, çocuğun giyeceği giysileri kendi seçer, okul çantasını hazırlar, ödevlerini çocuktan önce anne baba yapmaya çalışır, sabahları çocuğun kendisinin uyanmasını beklemez ve uyandırır. Bu durum, çocukların karar becerisi kazanmasını engeller. Çocuk üşüdüğünü söylemeden onu giydirir, acıktığını söylemeden yemek yedirir. Anne-baba bir nevi çocuğa iyilik yaptığını düşünürken aslında en büyük zararı vermiş olur. Sonuç olarak bu durum çocuğun özgüvenini azaltır, sorumluluk almasını engeller, onları başkalarına bağımlı ve yönlendirilmeye açık birer kişiliğe sahip olmalarına sebep olur. En kötüsü de bu kişilik çocukları yaşam boyunca etkiler ve hatta evliliğinde ve eşiyle ilişkisinde bile onu ‘bağımlı’ hale getirir.

Peki, çocuklar nasıl ‘yeterlilik’ hissi kazanır?Prof. Dr. Özgür Öner: Çocukların yeterlilik hissini kazanmaları birkaç şekilde olur. Bunlardan birisi modellemedir. Modellemede çocuk, diğer insanların sorunlara yaklaşımlarını izler ve kendi davranışlarını buna göre değiştirir. Farklı insanlardan alınan olumlu geri bildirimler de çocuğun yeterlilik hissini iyi yönde etkiler. Ancak yeterliliği en iyi geliştiren kişinin kendi deneyimleridir. Yani çocuk bir sorunla başa çıkabildiğini gördükçe kendisini o alanda yeterli hisseder. Çocukları yerine her şeyi yapan, onların yaş ve gelişimlerine uygun düzeyde olan sorunlarla başa çıkmalarına ve görevleri yerine getirmelerine izin vermeyen anne babalar çocuklarını sözel olarak ne kadar destekleseler de aslında öz yeterlilik algılarının gelişmemesine neden olurlar. Her birey gelişmek için o andaki gelişim düzeyinden hafifçe yukarıda ve biraz zorlayıcı olan görevlerle karşılaşmalıdır. Bu zorlanmalarla karşılaşmayan çocukların sıkıntı, yorgunluk, hayal kırıklığı, strese dayanma kapasiteleri daha düşük olmaktadır. Çocukların her konuda içsel motivasyonlarının yüksek olması beklenemez. Özellikle kaygılı çocuklar yeni bir aktiviteye başlarken zorlanabilir ve desteklenmeleri gerekebilir. Bu, çocuğa bir şeyleri zorla yaptırmak ile aynı şey değildir. 

ANNE BABALARA ÖNERİLER…Prof. Dr. Müdriye Yıldız Bıçakçı: • Çocuklarınızın yaş ve gelişim özelliklerine göre yapabileceklerinin farkında olun.
• Oyun, çocukların temel becerileri kazanması için en elverişli yöntemdir. Oyun, çocuğun rahatlamasını, keşfetmesini, öğrenmesini sağlarken, akran ve yetişkinlerle iletişimi de destekler.

Yazının Devamını Oku

İnce hastalık

18 Ekim 2020
Eski insanlar hastalıkları bile en güzel sözcüklerle ifade edermiş. ‘İnce hastalık’ derlermiş meselâ… Şimdi ise ‘kanser’ deyip geçiyoruz. Soğuk, tekdüze, uzak…

Ben çocukken hasta ziyareti yapmak çok önemliydi. Hastanelerin soğuk ve yalnız odalarında hâlsiz yatan hastaların gözleri daima kapıdaydı. “Biri gelip hâl hatır soracak” diye mecalsiz bir bekleyiş içindeydiler.

Pek çok kez tanıklık etmişimdir. Hasta ziyaretlerinde mutlaka meyve ve kolonya götürülürdü hastaneye. Hasta olan kişi o meyveleri yiyip güçlenecek, kolonya kokusuyla ferahlayıp temiz kalacaktı. Bu nedenle çocukluğumun hastanelerini ilaç kokularıyla değil, portakal ve limon kolonyası kokularıyla hatırlarım ben. Bir de “Bizim aşağı köyden filanca hastaneye yatmış” sözleriyle…

Şehre inen hastaneye uğramadan dönmezdi eve… Hasta ziyareti önemli bir kültürdü. Çocukluğum gözlerimin önünde ilk günkü gibi taze anılarla canlanıyor. Annemin manavdan alığı portakallar, “Geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin…” cümleleri hastane odalarını doldururdu. İyi dilekler ve umut veren sözlerdi ağızdan çıkanlar… Zira ağızdan önce gönülden çıkardılar…

Pandemi, hayatımızı kökten değiştiriverdi. Zaten hastane kültürü epey sarsılmıştı. Eskiden cana can katan doktorlara dualar edenler, yerlerini çoktan doktorlara saldıranlara bırakmıştı, ama hiçbir şey böylesine sarsılmamıştı. Artık değil hasta ziyareti yapmak, sağlıklıyken bile hastaneye gitmeye korkar olduk. Oysaki doktorlar gece gündüz hastanede, görev başında! Cana can katmak telâşında… Ve kaç kişinin umurundalar acaba?

Kaç kişi 24 saat boyunca uykusuz kalan bir doktorun kendisini ameliyat etmesini ister? Kaç kişi böyle bir zamanda bir doktorun yerinde olmak ister?

İnsan bencil olmamalı… Kimseye yük de olmamalı. Düşünmeli, taşınmalı!

Düşüncesizlik, doktorları ‘ince hastalığa’ düşürüyor artık! Bir doktor kimseyi öldürmez, doktorlar hayat kurtarırlar. Sevin doktorları…

Yazının Devamını Oku

Nasihat işe yaramaz, onlar davranışa bakar

17 Ekim 2020
Anne-babalar çocukların yanında çoğu zaman farkında olmadan kişiliklerinde büyük etkileri olacak konuşmalar yapıyor. Örneğin hoşlanmadığı birini gördüğünde “Aaaa ne kadar da şişko olmuş!” diyor veya veya telefondaki birine, evde olduğu halde “Bugün evde değilim!” diye yalan söyleyebiliyor. Bu durum çocuğun kişiliğinde fırtınalar koparıyor. Sonuçlarını uzmanlara sorduk.

Anne-babaların çocuklar yanlarındayken yaptığı bazı sakıncalı konuşmaların üzerlerinde nasıl etkileri  oluyor?

Uzman klinik psikolog Ilgın Şirin: Çocuk doğduğu andan itibaren her şeyi ailesinden, yakınlarından öğrenir. Yani, ailede neyin kabul görüp neyin tepki çekeceğini ev içinde gözlemler ve sosyal yaşamında da bu öğretilerden yola çıkarak bir yaklaşım benimser. O nedenle ebeveynin ağzından çıkan her söz çok önemlidir.

Çocuk ve ergen psikiyatrı Dr. Serdar Alpaslan: Bizim aile yapımızda çocuklar hem aşırı ilgi görür hem de yok sayılır. Örneğin, anne-baba çocuğunun beslenmesiyle aşırı ilgilidir ama ortamda sohbet içindeyken sanki çocuklar yokmuşçasına ilgisizdirler. Başkalarıyla olan ilişkilerini çocukların yanında konuşmaktan çekinmiyorlar. Bir akrabanın, arkadaşın arkasından ‘tembel, pisboğaz, şişko’ vb. ithamlarda bulunurlar ve çocuklar bunları duyuverir. Sonra da çocuğa dönüp “Şşşt! Bunu sakın ona söyleme!” diye tembihlerler.  

GENELLEMELERDEN VE SUÇLAYICI KELİMELERDEN KAÇINMAK LAZIMÇocukların üzerinde en çok etkisi olan cümle ve tavırlar neler?Ilgın Şirin: Örneğin “Ben ona hep doğru söylemesini öğütlüyorum” dese de bir ebeveyn tavır ve davranışlarında bu öğüde uygun olmayan bir tutum içindeyse çocuk öğüde değil, tavra bakacaktır.

Dr. Serdar Alpaslan: Mesela ebeveyn, rahatsızlık duyduğu kişiler hakkında olumsuz cümleler kurup sonra o kişilerle karşılaştığında son derece normal konuşursa çocuk, bu iki davranış arasında ikileme düşer. Aynı davranışı kendisi başkalarına karşı yapmaya başlar.

Yazının Devamını Oku

Koronavirüse yakalandığımı çocuğuma nasıl söyleyeceğim?

10 Ekim 2020
COVID-19 riski devam ediyor. Bu süreçte anne-babanın tepkileri, tavır ve davranışları çocukları doğrudan etkiliyor. Eğer ebeveyn endişeli olursa çocuk da endişeli oluyor. Eğer güven ortamı sağlarlarsa çocuk kendini iyi ve mutlu hissediyor. Peki virüse yakalanan anne veya babalar bunu çocuğa nasıl söylemeli? Uzmanlara sorduk.

Yetişkinlerin bile hâlâ ne olduğunu tam anlayamadığı bu virüs hakkında çocuklar büyük endişeler yaşayabiliyor.

EBEVEYN HASTALANDIĞINDA BUNU ÇOCUĞUNA NE ŞEKİLDE İZAH ETMELİ?

Uzman klinik psikolog Funda Tekelioğlu: Ebeveyn bunu mutlaka kendisi söylemeli. Hastaneye yattıysa bile... Bu durumda dijital dünyadan faydalanarak yine kendisi çocuğuna söylemeli. Burada “Aman çocuk hasta halini görmesin” gibi yaklaşımlardan uzak durmak gerekiyor. Ebeveynin gerçeği çocuktan saklamadan, yalana dolana bulaşmadan yalın bir şekilde anlatması çocuğun daha sonra oluşabilecek olumsuzluklarla başa çıkmasını kolaylaştırır ve ebeveynine güven duymasını sağlar. Anlatım, mutlaka çocuğun yaşına, gelişim düzeyine uygun bir şekilde olmalı. Gerçekçi davranmak da çok önemli. Bilgiler basit, doğru ve net olmalı. Daha önce geçirilmiş hastalık varsa (grip bile olabilir) o zamanlar nasıl olduklarını, iyileşmek için neler yaptıklarını, neler hissettiklerini konuşabilirler. Koronavirüsün onun da vücudunda olduğunu, iyileşmesi için ilaçlarını alması ve dinlenmesi gerektiğini anlatmalı. Tabii tüm bunlar çocuğa anlatılırken her türlü fiziki mesafe ve güvenlik koşulu sağlanmış olmalı.

Çocuk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Ateş Kara: Mesafe, maske ve hijyen kuralına dikkat edilmeli. Virüse yakalanan kişinin virüsü başkalarına da bulaştırma riski olduğundan, eğer kişi tedaviye evde devam edecekse bir karantina odasına alınmalı. Evdeki diğer bireyler de test yaptırmalı. Ortak kullanım alanlarında hijyene çok dikkat edilmeli, mümkünse evde de maske takılmalı.

ÇOCUK, KENDİSİNİN HASTALIĞA YAKALANDIĞINI DÜŞÜNÜRSE NE SÖYLEMEK LAZIM?

Funda Tekelioğlu: Evet, kendisi de yakalanabilir, bu gayet normal. Özellikle anaokulu ve ilkokul çağındaki çocuklar bilişsel kapasiteleriyle bunu düşünmeye daha yatkın oluyor. Herhangi bir belirti yoksa “Bak, sende hastalığın hiçbir belirtisi yok!” denmeli. Eğer test yapıldıysa ya da yapılmaya gerek dahi duyulmadıysa bu örneklenmeli. Bu arada çocuğa yalnız olmadığı da hissettirilmeli.

Prof. Dr. Ateş Kara:

Yazının Devamını Oku

Sağlıklı ve mutlu olmak için desteğinize ihtiyaçları var

3 Ekim 2020
Salgın çocukları hem fiziken hem de psikolojik olarak etkiliyor. Sürekli ekran karşısında oldukları için mutsuz ve depresif olabiliyorlar. Hareketsiz kaldıkları için de kilo alıyorlar ve duruş bozuklukları riski ortaya çıkıyor. Çocuk doktoru Elif Pınar Çakır ve uzman klinik psikolog Berk Karaoğlu’na göre sağlıklı kalmak için desteğinize ihtiyaçları var.

Pandemi çocukları fiziksel ve psikolojik olarak nasıl etkiledi?

Elif Pınar Çakır: Arkadaşlarından, okuldan, sokaktan, spordan uzak kaldılar. Sadece psikolojik olarak değil fiziksel olarak da etkilendiler. Ekran karşısında geçirdikleri vakit de arttı. Çocukluk çağı obezitesi riski artıyor. Bu, diyabet ve kalp hastalığı gibi sağlık sorunları ve yetişkinlikte obezite için de önemli bir risk faktörü. Ayrıca uzun süre bir ekrana bakmak miyopi ve diğer bazı göz bozukluklarına neden olabilir. Dışarı çıkmayan ve güneş ışığından faydalanamayan çocuklarda D vitamini eksikliği de görülüyor. Maruz kalınan mavi ışıktan dolayı uyku süresi de azalıyor. Sandalyede uzun süre oturmaksa omurga eğriliği, kamburluk, duruş bozuklukları yaratıyor.

Berk Karaoğlu: Bilinmezlikler, kaygı ve korku hisleriyle dolu bir süreç bu. Üstelik çocuğun gözünde yetişkinlerin dünyası ve sorunları dev gibi!  Yönlendirilmezlerse hem fizyolojik hem de psikolojik gelişim sorunları kaçınılmaz olur.

Peki, ne yapmak lazım?

Berk Karaoğlu: Belirsizlik ve kaygılarla ilgili konuları yanlarında konuşmayın. Belli etmeseler bile kafalarında kurarlar. Oyun çağındaysa bol bol oyun oynamasına izin verilmeli. Onları haberlere maruz bırakmayın. Çocuklarına ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Ona güven vererek, olumlu bilgileri uygun şekilde aktarmak daha anlamlı. Televizyon, çizgi film ve tablete süre sınırı konulmalı. Uzaktan eğitimin, ders çalışmanın saatleri belirlenmeli. Oynadığı video oyunları denetleyin. Gerektiğini düşündüğünüz anda da psikolojik destek almaktan kaçınmayın.

Elif Pınar Çakır: Onları korumak için sporla enerjilerini atmalarını, ekrana ara vererek sosyal faaliyetler yapmalarını sağlamak zorundayız. Spor hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı destekler. Bağışıklık sisteminin de sağlıklı işlemesini sağlar. Okulöncesi çocuklar (3-4 yaş) günde en az 180 dakika fiziksel aktivite yapmalı, 10-13 saat de uyumalı. Okul çağındaki çocuklarsa (5-17 yaş) günde en az 60 dakika fiziksel aktivite yapmalı, iki saatten fazla hareketsiz ekran başında kalmamalı. 9-11 saat de uyumalı.

HAFTALIK EGZERSİZ PROGRAMI

Yazının Devamını Oku

Onları ev kazalarından korumanın yolları

26 Eylül 2020
Pandemi sürecinde evde yoğun zaman geçiren çocukların ev kazası yaşama riski de artıyor. Düşme, yanık, kesikler, çizikler ve zehirlenmeler sıklıkla evde gerçekleşiyor. Önlem almak ve çocukları bilgilendirmek için neler yapılmalı, çocuk doktoru Şirin Seçkin’e sorduk.

* Emekliyorsa sert cisimleri ortadan kaldırın: Emeklemeyi ve yürümeyi düşmeden öğrenmek imkânsızdır ama çocuğun düşerken çarpmaması için sivri köşeli eşyaların kaldırılması veya sivri köşelerinin kapatılması gerek.

* Mutfakta dikkat: Yemek pişirirken bebek ve küçük çocuklar mutfaktan uzak tutulmalı. Eğer mutfakta olacaksa da sevdiği oyuncaklarla kendine ait bir köşede olması sağlanmalı.

* Kesici, elektrikli, yanıcı aletler: Bıçak, çatal, makas gibi keskin delici aletler kilitli bir çekmecede tutulmalı. Elektrikli aletler kullanılmadığında fişten çekilmeli. Kabloları da bebeğin uzanıp çekemeyeceği yerlerde olmalı. Ocak üzerinde duran tencere, tava ya da cezveler bebeğin uzanamaması için sapları içerde olacak şekilde yerleştirilmeli. Kibrit ve çakmaklar da çocukların erişemeyeceği yerlerde durmalı.

* Temizlik maddeleri: Bulaşık deterjanları dahil tüm temizlik malzemeleri çocuğun göremeyeceği ve erişemeyeceği üst dolaplara yerleştirilmeli. Eğer bu malzemeleri lavabo altındaki dolapta tutmak zorundaysanız mutlaka ‘çocuk kilidi’ takılmalı. Çamaşır suyu gibi tehlikeli kimyasal maddeler içeren temizlik ürünleri kendi orijinal ambalajlarında saklanmalı. Bunların yiyecek ve içecek kaplarına konması, plastik su şişelerine doldurulması, çocuklar tarafından yanlışlıkla içilmesine sebep olabilir.

* Ütüyü fişten çekin: Fırın kapağı asla açık bırakılmamalı. Çocuğun elini yakmaması için kaloriferlerin yüzeylerinin sıcaklıkları kontrol edilmeli. Yangın en çok mutfakta çıktığından bir yangın söndürücü burada yer almalı. Ütüler fişte bırakılmamalı, ütü esnasında çocuk odada bulunmamalı. Evde yangın dedektörü sistemi kurulmalı.

Yazının Devamını Oku

Çocukluk unutulmaz

24 Eylül 2020
Yetersiz sevilmiş çocuklar hayatı eksik yaşarlar. Çünkü çocukluğu yaşam boyu onunladır. Dününü hatırlamaz ama çocukluğu aklından hiç çıkmaz. Anneannem bir asırlık yaşına eriştiğinde, sabah yediği yemeği hatırlamaz olmuştu, ama ona çocukluğunu sorduğunuzda nefes bile almaksızın heyecanla ve eksiksiz anlatırdı. Çocukluk unutulmaz…

Benim anneannem de ‘yetersiz sevilmiş’ bir çocuktu. Kurtuluş Savaşı’nda annesi onu ardında bırakamamış, beşiğiyle dağlara kaçırmış, sonra savaşa gidip onu da köydeki ahretliğine bırakmış. Savaş kazanılmış ama annesini bir daha görememiş. Köyde bırakıldığı evin bir oğlan çocuğu olmuş. Onu büyütmüş, giydirmiş ve kendisinin bile gidemediği Cumhuriyet ilkokuluna onu göndermiş anneannem! Ve sonra da onunla evlenmiş…

Bu ülkede kadınların çektiği çileyi kimse çekmemiştir. Ancak kadının kadına ettiği eziyeti de kimse etmemiştir herhâlde… Anneannem, bir kadının dizinin dibinden ayrılmadan çalışmış da çalışmış. Annesi başını okşayamamış, babası başını okşayamamış, “Büyütürsün gelinin olur” diye verildiği evde de başı okşanmamış. Eskiden çocuklar erken büyürlerdi. Onun çocukluğuna dair hatırladığı en sarsıcı şey, annesinin onu bıraktığı an. Ancak o anı anlatırken bile ağladığını hiç görmemiştik.

Çocukluğunu anlatırken bazen heyecanlı, bazen hüzünlü olurdu anneannem. Annesine hiçbir zaman “Beni bıraktı” diye de kızmamıştı. “Savaş yıllarıymış” der, geçerdi. Ancak çocukluğu… İşte onu garipserdi. Bir asırlık hayatının içinde, yalnızca çocukluğunda canı çekip de yiyemediği erik için ağlardı. Yüz yaşına gelmişti ama çocukluğunda işittiği bir azarın kursağında bıraktığı o erik, hâlâ gururunu incitiyordu. Bu nedenle olsa gerek sofrası çok boldu. Geleni geçeni yedirir içirir, en güzel yataklarda uyutur, herkesin gönlünü hoş ederek uğurlardı. Yaşlı kalbinin içinde bir çocuk saklardı.

İşte bu yüzden bir çocuğun yüzü gözyaşlarıyla ıslanmamalı! Ve incitilmemeli hiçbir çocuk, canı bir erik çekti diye… Ve asla ‘yetersiz sevilmemeli’ çocuklar! Çünkü çocukluk unutulmuyor.

Yazının Devamını Oku

Çocukları COVID-19 ile korkutmayın

19 Eylül 2020
Bu yıl ilk kez okula gidecek çocuklar, kimsenin alışık olmadığı bir deneyim yaşayacak. Maskeli öğretmenler, mesafeli sıralar ve sıkı hijyen kurallarıyla karşılaşacak çocuklar için aileler nelere dikkat etmeli, uzmanlar anlatıyor...

MEDİKAL HAZIRLIK

“GENEL SAĞLIK TARAMASINDAN GEÇSİNLER”Eğitimbilimci Dr. Gülden Dönmez

Okula yeni başlayan çocuklar ilk kez bu kadar kalabalık bir ortama girecekleri için daha sık hasta olurlar. Bu nedenle pandemi olmasa da velilerin okul
başlamadan çocuklarına alerji ve genel testleri yaptırmaları çok önemli.

“ÇİZGİ FİLM KARAKTERLİ MASKE TAKSIN”Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Tezer

- Okula gitmeden önce çocuğun ateşini evde ölçün.

- Hasta olan çocukları okula göndermeyin (38 derece üzerinde ateş, öksürük, burun akıntısı, ishal, kırgınlık, kas ağrısı, eklem ağrısı, ciltte döküntü gibi bulgular).

- Ailede solunum yolu şikâyetleri gelişen ya da COVID-19 tanısı olan biri varsa okula bilgi verin ve çocuğu okula göndermeyin.

Yazının Devamını Oku