Ömür Kurt

Şakalaşmanın da bir sınırı var

16 Ekim 2021
Çocuklar kendi aralarında şakalaşırken bazen aşırıya kaçıp istemeden de olsa birbirlerine zarar verebiliyor. Uzmanlar “Sınırları bilmek gerek. Karşımızdakine duygusal ve fiziksel zarar vermeye başladığımız an şakalaşma biter, zorbalık başlar” diyor.

Şakalaşmak çok doğal... Ama çocuklar şakalaşmayı hep dozunda tutabiliyor mu?

Gizem Gezer (Psikolog): El şakaları veya sözel şakalar, çocuklar arasında kimi zaman akran zorbalığına veya fiziksel kazalara kadar giden durumlara sebep olabiliyor. Şakalaşma birinin özgüvenine zarar vermiyorsa, onu yermiyorsa, incitmiyorsa ve iki taraf da gülüp eğleniyorsa güzeldir. Fiziksel özellikler üzerinden şakalaşmak özgüveni zedeler. El şakasına
maruz kalan çocuk özellikle sınıf gibi kalabalık ortamlarda kendini kötü hisseder.

Nihan Yüksel (Çocuk gelişimi uzmanı): Şakalaşmak bir eğlence biçimi, ancak sınırları bilmek gerek. Eğer başkalarına duygusal veya fiziksel zarar vermeye başlıyorsa orada şakalaşma biter, zorbalık başlar. Günümüzde popüler sosyal medya mecralarında genç insanların bile şakalaşmak adına tehlikeli davranışlarda bulunduğu videolar görebiliyoruz.

Şakalaşmakla ilgili çocuklara ne söylemek gerek?

Nihan Yüksel: Şakalaşmayla ilgili ne söylediğimizden çok ne yaptığımız aslında daha büyük bir etkiye sahip. Model olmak, şakalarımızda kaba, argo ifadeler içermeyen cümleler kullanmak, fiziksel şakalaşmalardan olabildiğinceye kaçınmak oldukça kıymetli. Çocukların mizah anlayışlarının oluşmaya başlamasıyla, çok erken yaşlarda, şakalar da çocuğun hayatında yer edinmeye başlar. Örneğin, 4 yaşında bir çocuğa şaka amaçlı “Seni çirkin!” dediğimizde bunu soyut olarak değil de tüm somutluğuyla algılaması çok olası. Çocuk böyle bir şakaya maruz kaldığında muhtemelen kendini oldukça üzgün hisseder ve bunu insanların güldüğü bir şaka olarak kodlayıp şakalaşmaya istemeyeceğimiz bir anlam yükleyebilir. Öte yandan istenmeyen davranışın tam tersi olarak istediğimiz davranış sergilendiğinde odağımızı buna çekmek, bunun konuşmaya değer olduğunu göstermek de çocuğun istenilen davranışı sergileme eğilimini arttıracaktır.

Gizem Gezer:

Yazının Devamını Oku

Marka takıntısı psikolojiyi de etkiliyor, başarıyı da

9 Ekim 2021
Son zamanlarda anne-babaların ve öğretmenlerin en çok yakındığı konuların başında çocukların marka takıntısı geliyor. Çocuklar okulda birbirlerinin kıyafetlerinin veya okul malzemelerinin markasını konuşuyor, istediği markaya ulaşamayan çocuklar ‘eksiklik’ hissi yaşıyor. Bu sorunun nasıl aşılacağını uzmanlara sorduk.

Çocuklarda marka takıntısı olduğu nasıl anlaşılır?

Prof. Dr. Neriman Aral (Ankara Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Aslında markaya yönelmek yanlış bir durum değil. Eğer çocuk, takıntılı olduğu markaları yaşam biçimi haline getiriyor, istediği markadaki ürüne ulaşmak için yoğun bir istek duyuyor ve isteği karşılanmadığında mutsuz oluyorsa sorun başlıyor.

Marka takıntılı çocukların ihtiyaçları karşılanmazsa ne olur?

Prof. Dr. Neriman Aral: Aslında çocuklar istediği markalı ürüne sahip olduğunda kısa süreli bir mutluluk yaşar. Sonra başka bir markalı ürünü istemeye başlar.

Uzman psikolog Ufkun Dikmen: Sürekli tüketmek çocukları doyumsuz yapar. Ebeveynler çocuklarının aşırıya kaçan istekleri karşısında yetersizlik ve suçluluk hissedebilirler. Ancak kendi suçluluk duygumuz üzerinden çocuğumuzla iletişim kurmamız doğru değil.

Marka takıntısı çocukları nasıl etkiliyor?

Prof. Dr. Neriman Aral:

Yazının Devamını Oku

Okuldaki başarısızlığının sebebi görme bozukluğu olabilir

2 Ekim 2021
Anne-babalar bazen çocuklarının okul başarısındaki sorunların ‘anlama eksikliği’ne bağlı olduğuna dair yanılgıya kapılıyor. Ancak asıl sebep görme bozukluğu olabilir. Uzmanlar “Bir çocuğun öğrenmesinin çoğu görseldir, bu nedenle gelişimi görme yeteneğine bağlıdır” diyor.

Ders başarısının görme sağlığıyla nasıl bir ilişkisi var?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy (Göz hastalıkları uzmanı): Türkiye’deki her üç çocuktan birinin görme bozukluğunun olduğu gerçeğini kabul edersek sorunun farkında olmayan ailelerin “Çocuğumun okul başarısı çok düşük!” serzenişinin doğru olmadığını anlamış oluruz. Çoğu zaman çocuğun görme sorunundan dolayı beklenen başarıyı gösteremediğini anlıyoruz. Eğer gerekli önlemler alınmazsa ilerleyen yıllarda tedavisi daha güç olan ‘göz tembelliği’ oluşabilir. Bu nedenle doğumdan hemen sonra ilk göz kontrolü yapılmalı. 6-12 aylık dilimde tekrar edilmeli. Okul süresince de düzenli olarak kontrole gidilmeli.

Bayram Deleş (Ardahan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü): Çocuk gelişiminde kişilik özellikleri, zihinsel ve fiziksel sağlıkla bağlantılı olarak gelişir ve şekillenir. İlk zamanlarda iri ve az olan yazılar zamanla küçülür ve yazı miktarı artar. Özellikle öğrenilen bilgilerin yüzde 80’i görme duyusu sayesinde gerçekleşir. Sağlıklı görme her çocuğun sosyal gelişimi, okul başarısı ve esenliği için kritiktir. Görme sorunuyla odaklanma, okuma, yazma ve el-göz koordinasyonu sorunları da ortaya çıkabilir. Bu durum çocuğun derslerde algılama bozukluğu yaşamasına, okumayı geç öğrenmesine ve derslere karşı isteksiz olmasına neden olabilir. Yaşıtlarının da dünyayı kendisi gibi görmekte olduğunu varsayan çocuk görme bozukluğu yaşadığının farkına varamaz. Bu duruma bağlı olarak sınıf içindeki eğitsel faaliyetleri takip edemediği için hiperaktif, tembel veya yavaş olarak etiketlenip çevresi tarafından dışlanabilir.

HEMEN DOKTORA BAŞVURUN

Ebeveynler çocuklarında bir görme sorunu olduğunu nasıl anlar?

Prof. Dr. Halil İbrahim Altınsoy: Eğer bir çocukta göz kayması, göz kapağı düşüklüğü, çapaklanma, şişlik, bir gözü kapayarak bakma, tahtayı yeterince görememe, okurken satır atlama, cümleleri eliyle takip etme, televizyonu yakından seyretme, baş ağrısı gibi belirtiler varsa hemen bir hekime başvurmalı.

Bayram Deleş:

Yazının Devamını Oku

‘Öğretmenler şeffaf maskeyle ders anlatsın’

25 Eylül 2021
Pandemi önlemleri sebebiyle öğretmenler dersleri maskeyle anlatıyor. Bu yüzden özellikle anaokulu ve ilkokula giden çocuklar, öğretmenlerinin ağız hareketlerini göremiyor. Uzmanlara göre bu durum çocukların konuşma ve anlama sorunları yaşamalarına sebep olabiliyor.

Öğretmenlerin çocuklarla iletişiminin arasına maske girdi. Bu, çocuğun eğitimini nasıl etkiliyor?

Sezen Aksu (Çocuk gelişimi uzmanı): Çocukların okuma yazmayı öğrenebilmesinin önkoşulu fonolojik farkındalık becerileri kazanmalarıdır. Öğretmenin ağzına bakmadan çocuğa bunu kazandırmak mümkün değildir. Mesela çocuk ‘s’ sesi yerine ‘t’ sesini koyabilir. Oysa öğretmeninin ağzını izleyerek ‘s’ sesinin hangi pozisyonla çıktığını anlayabilir. Yani sözcükleri hem işitmeli hem de ağız hareketleriyle görmeli. Ayrıca okulöncesi dönem ve ilkokul 1’inci sınıf çocukları somut öğrenme dönemindedir. Oysa ses soyut bir öğrenme nesnesi. Görsel olarak sesin ağzımızdan hangi pozisyonla çıktığını gören çocuk daha hızlı öğrenir.

Ramazan Saygın Şimşek (Uzman psikolog): Bu durum nöropsikolojinin önemli keşiflerinden olan ayna nöronlarla yakından ilgili bir konudur. Bebekken düşünme ve kavrama becerileri neredeyse yok gibidir. Ancak bebek, hayatta kalabilmek için ebeveynlerinden gördüğü her şeyi aynalamaya, yani bir anlamda kopyalamaya çalışır. Konuşma becerisi de ebeveynlerin ağız hareketlerinin aynalaşmasıyla gelişen bir beceridir. 12 yaş üzerindeki bir çocuk duyduğu bir kavramı zihninde imgeleyebilir. Ancak henüz 1’inci sınıfa giden bir çocuk bunda zorlanır. Kelimeleri daha çok ağız hareketlerinden anlar.

Sonuç olarak ilkokul öğretmenlerinin maske takması, çocukların öğrenme ve kavrama sürecini zorlaştıran bir etmendir, ancak mevcut koşullarda gereklidir.

İlkokul öğretmenlerinin maske takması çocukların öğrenmesini zorlaştırıyor.

Peki, ne yapmak gerekir?

Yazının Devamını Oku

Ona ‘sakar’ demeyin

18 Eylül 2021
Çocuklar küçük kazalar yaptığında aileleri bunu ‘sakarlık’ olarak görüyor, “Seni sakar seni”, “Ah benim sakar çocuğum” diyerek kimi zaman alaya alıyor, kimi zaman kızıyorlar. Oysa çocuğa ‘sakar’ demek, onun kendini beceriksiz ve değersiz hissetmesine sebep oluyor. Bakın uzmanlar ne diyor?

Çocukların kazayla bir şeyleri kırıp dökmesi, çoğu zaman ‘sakarlık’ olarak nitelendiriliyor. Buna sakarlık denir mi?

Uzman psikolog Dr. Serap Duygulu: Bebeklikten ilk çocukluk evresine geçişte ve sonrasında ergenlikten erişkinliğe geçişte beden büyümesi genellikle orantısız olur. Elleri, kolları, ayakları, bacakları vücudun diğer bölgelerine göre daha hızlı uzadığından çocuklar el-göz koordinasyonunu sağlamakta zorluk çekebilirler; eşyaları ellerinden düşürebilirler veya çevredeki eşyalara, dolap köşelerine çarpabilirler. Bu tip sakarlıklar üzerinde çok durulmamalıdır. Dikkat edilmesi gereken, bir göz bozukluğu, işitme
ya da nörolojik bir sorunu olup olmadığıdır.

Uzman klinik psikolog Börte Özdemir: Çocuklar genellikle yaşlarını takip eden gelişim evrelerine göre çeşitli beceriler kazanırlar. Öte yandan beceri kazanımı için önemli olan diğer bir nokta deneyimdir. Beden gelişimi yaşına uygun olan bir çocuğun bu becerileri deneyerek otomatik olarak kazanması beklenir. Ancak her beceri gibi uzmanlaşma sürecinde de bazı aksilikler olacaktır. Belirli beceriler, örneğin bir bardağı devirmemek, düz yolda sendelememek ya da bir nesneye çarpmamak gibi öğrenildikten sonra otomatikleşen beceriler için çocukların zihin ve bedenlerinin uyumlu çalışması gerekir.  

Ailelerin çocuklarına “Sakar çocuğum, gene mi sakarlık yaptın” gibi sözler söylemesi nelere sebep olur?

Dr. Serap Duygulu: Ebeveynlerin bu yöndeki sürekli eleştirileri bir süre sonra çocukta yetersiz ve beceriksiz olduğuna dair bazı olumsuz algıların yerleşmesine
yol açabilir.

Sürekli sakarlığıyla eleştirilmek çocuğun geleceğini nasıl etkiler?

Yazının Devamını Oku

Koronavirüsle ‘oyun’ olur mu?

11 Eylül 2021
Bir yanda COVID-19 önlemleri, öte yanda çocukların sınırsız oyun isteği... Uzmanlar “Maske-mesafe-hijyen” diyor, 1.5 yıldır arkadaşlarından uzak kalan çocuklarsa oyuna doymak istiyor ama COVID-19 gölgesinde nasıl ve hangi oyunları oynayacaklar?

Pandemi sürecinde ‘oyun’ kavramı değişti mi?

Prof. Dr. Belma Tuğrul (İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi): Çocukların oyuna olan ilgisi ve gereksinimi her zaman, her koşulda devam eder. Ancak COVID-19 koşullarıyla oyun içerikleri, materyalleri, mekânları ve oyun arkadaşları değişti. Oyun içeriklerinde ve kullandıkları sözel ifadelerde virüs, mikrop, doktor, karantina, hastalık, ölüm, aşı, maske, temizlik, yasaklar, kurallar gibi yansıtıcı tepkiler verdikleri dikkati çekiyor. Çocuklar olup bitenin farkında; oyunlar aracılığıyla içlerini dökerek kendilerine bir çıkış yolu buluyorlar. Risklere duyarlılığı yüksek olan bu grubun kendini koruma ve iyileştirmeyle ilgili çok güçlü bir yatkınlığı vardır, bunun yolu da yine oyundur. Oyun, çocukların zor zamanlarda yaralarının sarılmasına eşlik eden, olumsuzluklardan daha az etkilenmelerinde onları bir kalkan gibi koruyan en güvenli alandır. Yani oyun çocukların refahı, iyi olma halidir.

Çocuklar oyun oynarken her şeyi unuturlar, onlara kendilerini korumaları gerektiğini nasıl anlatacağız?

İrem Polat (Klinik psikolog): Çocuklara bir şey öğretmenin en ideal yolu da oyun. Çocukların didaktik, nasihate dayalı, tepeden inme, zorlama konuları içselleştirmesi çok güç. Öte yandan eğlenerek öğrendikleri, amacını kavradıkları şeyleri hayata geçirme ihtimalleri çok yüksek. Çocuklara kendilerini korumayı öğretmenin en önemli adımlarından biri onlara yeterince iyi bir model olmak. Sonra da onları korkutmadan önlemleri anlatmak... Çocukların fikirlerini almak da çok etkili olur. “Sence COVID-19’a elveda demek için neler yapabiliriz” gibi sorularla çocukların çözüme katkıda bulunmalarına alan yaratabiliriz. Etkin ve katılımcı bir konumda olmak işbirliği ihtimalini arttıracaktır. Öte yandan bazı kuralları zaman zaman unutmak çok doğal. Böyle zamanlarda onları rencide etmemek mühim. Belki eğlenceli bir hatırlatma kelimesi belirlenebilir. ‘Pelerin’ dendiğinde maskesini geri takması gibi...

Risksiz oyun önerileriniz var mı?

Prof. Dr. Belma Tuğrul: Kime göre riskli oyun? Genellikle bu konuda aileler, öğretmenler ve çocuklar aynı fikirde değil. Yetişkinlerin ‘koruyuculuk’ eğilimi nedeniyle çocukların koşması, çamurla oynaması, yükseğe tırmanması, makasla kesmesi gibi birçok şey riskli bulunabilir. Oysaki oyunun en önemli kazanımları arasında çocukların risklerle baş etmesi, kendini koruması, ortama uyum sağlaması, alışılmamış durumlara karşı tolerans göstermesi, dayanıklılık, düşüncede ve eylemde esneklik gibi becerilerin gelişmesine katkı sağlaması var. Bu durum COVID-19 nedeniyle çocukların birlikte oyun oynama gereksiniminden dolayı ortaya çıkan riskler için de geçerli. Oyun çocuklar arasında çok güçlü bir bağ inşa edilmesine neden olur. Fiziksel olarak temas edilmeden oynanan oyunlar bile çocuklar arasında muhteşem bir temas fırsatı demektir. Bu nedenle çocuklar eğer bir arada oynuyorlarsa mutlaka birbirleriyle temas halindedirler. Oyunsuz, arkadaşsız, etkileşimsiz, paylaşımsız kalmak çok daha büyük risktir.

İrem Polat:

Yazının Devamını Oku

Çocukların yaratıcılığı nasıl güçlenir?

4 Eylül 2021
“Zıplayan bir ayakkabın olsaydı ne yapardın”, “Uçan bir şemsiyen olsaydı onunla nereye gitmek isterdin”... Uzmanlar, çocuklara bunlar gibi açık uçlu sorular sormanın, onların yaratıcılığını beslemek için çok önemli olduğunu söylüyor.

Çocukların yaratıcılığını güçlendirmek için hangi sözcükleri kullanmamalıyız?

Ezgi Katı (Psikolojik danışman): Yaratıcılık, çocuğun özgürlük alanıyla ve kendine olan inancıyla doğru orantılı. 2 yaş sonrası, çocuğun anneden ayrıldığı, özerkliğini keşfetmeye çalıştığı, fiziksel olarak da bakım vereninden öteye gitmeye çalıştığı dönem. Bu dönemde başlayan özerklik desteği ve bunu denemesine fırsat vermek, yaratıcılığın temel taşlarını inşa eder. Özellikle “Dur, sen yapamazsın”, “Bırak onu, bir şey olur”, “Girme oraya”, “Gitme, beni bekle” gibi cümleler çocuğun sınırlarını daraltır, üretmeye dair potansiyelini engeller.

Göksu Telmaç (Uzman klinik psikolog): Çocukların yaratıcılığını güçlendirmek için onları özgür ve özgün düşünme konusunda cesaretlendirmeliyiz. Dilimize yerleşmiş “Saçma, ayıp, yasak” gibi kelimelerden, “Sana ne derler, insanlar ne düşünür, hiç öyle hayal olur mu” gibi geri bildirimlerden kaçınmak gerek.

Yaratıcı çocuklarda gözlenen davranışlar neler?

Göksu Telmaç: Yaratıcı zihinler detayları, içerikleri, olasılıkları da çok iyi ele alırlar. Böylece hem güçlü bir farkındalık hem de icat becerileri gelişir. Yaratıcı yönü güçlü çocuklar sıklıkla çok düşünür, sorar ve konuşurlar. Küçük bir şişeyi atmak yerine ondan bir şey tasarlayabilir ya da durmadan sorular sorarak detayları kavramaya çalışabilirler. Tasarıma, sanata ya da teknolojiye güçlü eğilimler gösterebilirler. Anne-babalar çocuğa hayal gücünü harekete geçirecek ortam ve uyaranlar sunmalı. Bir diğer fırsatsa ‘sıkılmak’tır. Çocuklar sıkıldıklarında onlara anında seçenek ve uyaran sunmak yerine bu sıkılmayı yönetmesini sağlamalıyız.

Ezgi Katı: Bu çocuklar hem kendisinin hem de çevresinin ihtiyaçlarını fark edebilen, empatik düşünebilen çocuklar olur ki bu da sosyal ilişkilerini daha güçlü kılar. Yaratıcı düşünce katılığı ve sabitliği yıkar, travmatik olay karşısında duygusal olarak daha esnek kalmasını ve yıkılmamasını sağlar. Yaratıcılık ihtiyaçtan doğar. Çocuğun her ihtiyacının hemen  karşılanmaması gerekir. Çocuğun kendi uğraşı motive edilmeli, öz inancı arttırılmalıdır.

ONUN DUYGULARINI ANLAMANIZI SAĞLAYIP YARATICILIĞINI ARTTIRACAK BAZI ÖRNEK SORULAR

EZGİ KATI

Yazının Devamını Oku

Tehditle çocuk büyütülmez

28 Ağustos 2021
Bizde yaygın bazı cümleler var. “Baban gelince bütün yaptıklarını anlatacağım”, “Beni üzmeye devam edersen hasta olurum”, “Böyle yaparsan bir gün çeker giderim, sen de kalakalırsın”, “Sen ne sakar çocuksun!” Bu tür cümleler çocuğun ruhunda onulmaz yaralar açıyor.

Tehditler çocukları nasıl etkiliyor?

Dr. Sabri Yurdakul (Çocuk ve ergen psikiyatrı): Çocuklar 10 yaşına kadar söylenenleri somut olarak algılarlar ve söylenen her sözü çok ciddiye alırlar. “Beni üzmeye devam edersen hasta olurum” derseniz, sahiden onun yüzünden hasta olacağınızı düşünürler. Ayrıca “Babana söyleyeceğim” gibi tehditler çocukların sürekli cezalandırılma korkusuyla yaşamalarına, babalarının sevgisi yerine korkusunun ağır basmasına neden olur.

Ali Orhan (Psikolog): Duygusal şiddet, en az fiziksel şiddet kadar yaralayıcıdır. Aileler, duygusal şiddetle çocukları ‘hizaya getireceğini’ düşünür ama bunun etkileri çocuklukta da yetişkinlikte de devam eder. Örneğin “Ben öleyim de annesiz kal, senin annen olmayacağım artık” gibi kendinden mahrum etmekle korkutmak, çocuğa küsmek çocuğun ruhsal dünyasında ciddi travmalara neden olur, çünkü çocuklar için bunlar ‘gerçek’tir.

Bunların yerine ne söylemeli?

Dr. Sabri Yurdakul: Korku hatayı engellemez; ceza ve tehdit öğretici değildir. Çocuğun hatayı fark etmesini sağlayın ve ceza vermek yerine konuşun. Anne- babanın görevi, istenmeyen davranışı çocuğa neden-sonuç ilişkisi içinde açıklamaktır. Çocuk saatlerdir bilgisayar başındaysa “Seni babana şikâyet edeceğim” demek yerine “Bu kadar uzun süre ekran başında kalmak hem sağlığına zarar veriyor hem de birlikte vakit geçirmemizi engelliyor. Artık kapat ve dışarı çıkalım!” gibi cümlelerle olan biten açıklanabilir.

Ali Orhan: Her çocuk anne-babası tarafından koşulsuz olarak sevilmek ve onları sevmek ister. Ama korkuyla sevgi yan yana gelemez. Bir yerde korku varsa orada sevgiden değil, ancak itaatten bahsedebiliriz. Çocuklar deneyimleyerek öğrenir. Ebeveynlerinin önerilerini yerine getirmemeleri kasıtlı değildir; sadece bazı şeyleri kendisi deneyimlemek ister. Anne-babalar çocuğu cezalandırmak yerine davranışını düzeltmesini sağlayacak bir yaklaşımda bulunmalıdır. Örneğin “İnsanların içinde benden yapamayacağım isteklerde bulunman beni üzüyor” gibi asıl duygunun çocuğa iletilmesi esastır. Ayrıca hata yapmak çocuklara, hoşgörü göstermek anne-babalara düşer.

HAFTANIN KİTABI

Yazının Devamını Oku