GeriNuray Babacan Seç, öde aşını yaptır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Seç, öde aşını yaptır

Yeni aşı seçenekleri, son günlerde kulislerde konuşulan bir konuya dikkat çekmemizi sağladı. Yerli aşı dahil alternatiflerin çıkması, isteyenin parasını vererek aşı yaptırması anlamına geleceği konuşuluyor. Çok değil, birkaç ay sonra bunu göreceğiz.

Bize ilginç gelen bu durum, Sağlık Bakanlığı’nın, aşı temininde farklı bir evreye geçmesinden kaynaklandı. Viscoran İlaç Şirketi’nin Rusya’nın ürettiği Sputnik V aşısının Türkiye’de üretilmesi konusunda yaptığı anlaşmanın bir benzerinin, ABD’de üretilen Moderna aşısı için de söz konusu olduğunu öğrendik. Türk ilaç şirketinin görüşmelerinin sürdüğünü biliyoruz.

Süreç tamamlanırsa bu şirketler, hem ithal edecekler hem de yurt içinde üretecekler. Üretim için en az 4 aylık bir süre gerekiyor. Burada üretilen yeni aşılar ise çevre ülkelere de ihraç edilecek. Ama bizi ilgilendiren bölümü, yurt içinde serbest satışına izin verilmesi. Kulislerde konuşulan konu da bu. Devletin yürüttüğü ücretsiz kampanya devam ederken, diğer yandan parası olan, ancak sıranın kendisine gelmesini beklemeden aşı olmak isteyenlere fırsat verilmesi konuşuluyor. Böylece nüfus, risk ve yaş kriterine bakılmaksızın çok sayıda kişinin hızlı aşılanmasının sağlanacağı belirtiliyor.

Seç, öde aşını yaptır

Herkes biliyor ki; aşı macerası bir kez aşı olmakta bitmeyecek. Son günlerdeki aşı kaosunu da hesaba katarsanız, 6 ay sonra en az 50 milyon kişinin yeniden aşılanması gündeme gelecek. Yerli ya da yabancı fark etmez, sonuçta insanlara hem aşı tercihi hem de zaman tercihi verilebilir. Ankara, şimdi bunu konuşuyor.

BELGRAD’IN SİHRİ

DIŞİŞLERİ Bakanlığı Sözcüsü görevine ikinci kez atanan Tanju Bilgiç ile selefi Hami Aksoy arasındaki Belgrad bağlantısı, bu konuya ilgi duyanların hemen dikkatini çekti.

Son sözcü Aksoy, son kararname ile Belgrad Büyükelçiliği’ne atanınca, bu görev Belgrad’dan merkeze dönen Büyükelçi Tanju Bilgiç’e verildi. Dışişleri kulislerinde “Belgrad’da bir iş var, giden de gelen de aynı başkentten” yorumları yapılmaya başlandı.

Büyükelçi Bilgiç için sözcülük görevi yeni değil ama dış politikanın bu kadar zorlu ve karmaşık olduğu bir dönemde görev üstlenmesi kendisini yoracak. Zira kendisini tanıyanlar, görev yaptığı ülkelerde, bölgesel sorunlar ve diplomasi görevinin yanı sıra, hoş hobilere sahip olduğunu biliyorlar. Bunlar için pek vakti kalmayacak gibi.

Şimdi sıkıntılı ABD ilişkileri, bir türlü rota tutturamayan AB dosyası, Rusya ile yürütülen denge politikası, yeniden açılan Mısır dosyası gibi çetrefilli konulara kafa yoracak olan Bilgiç’in kitap kulübü kurup, görev yaptığı başkentlerdeki dostlarıyla kafelerde tartışma fırsatı olmayacak.

Özellikle St. Petersburg gibi olağanüstü bir kentin, ünlü Literaturnaya adlı kafesinde, Rus yazarların eserlerini tartışma, ünlü yazarların uğradıkları bu tür mekanların izini sürerek, o dönemin havasını koklamaya çalışma günleri çok geride kaldı.

Dostoyevski’nin ‘Beyaz Geceler’i uzaklaşırken, yeni sözcünün Belgrad’da da edebiyattan hiç uzak kalmadığı anlatılıyor. Bakalım Ankara’nın geceleri Bilgiç’e nasıl bir sürpriz hazırlıyor?

X

Denek vekil... Yerli aşıya gönüllü oldu

Gözler yerli aşı denemelerine ve nasıl sonuçlanacağına çevrildi.

Sonuca en yakın olan Erciyes Üniversitesi’nin faz-3 denemeleri merakla bekleniyor. Bu ay içerisinde başlayacak çalışmanın TBMM’den bir gönüllüsü var. AK Parti İstanbul Milletvekili Abdullah Güler, denek olmak için bekledi ve aşı olmadı.

Milletvekili ilgililerle temasa geçti ve kendisine aşı gönüllüsü olarak yazdırdı, şimdi çağrılmayı ve yerli aşının ilk siyasi deneği olmayı bekliyor.



Süreç nasıl işleyecek derseniz, şöyle: Erciyes Üniversitesi’nin aşı denemeleri artık devlet projesi. Aşıyla ilgili en önemli aşama olan faz-3 denemeleri öyle Kayseri’yle sınırlı kalmayacak. Sağlık Bakanlığı’nın gözetiminde, Türkiye genelinde şehir hastaneleri ve bazı merkezlerde gönüllülere yerli aşı yapılacak. Denekler, Türkiye genelinden seçilecek. Hatta, yurtdışı gönüllü denemeleri de yapılacak. Bunun için ülkeler belirleniyor.

Faz-3 denemelerinin, gönüllülere “

Yazının Devamını Oku

İlginç benzetmeler

Meclis’teki tartışma ve kavgaların kızgınlık dozu arttığında, hayvan isimlerine atıfla yapılan benzetmelere yıllardan beri tanığız.

Hatta küfür olarak değerlendirilenlerin zaman zaman Meclis tutanaklarında .... şeklinde gölgelendiğini de gördük. Genel olarak baktığımızda, bu sadece bizim siyaset zeminimizin sorunu değil. Sadece kalite arttıkça, hayvan benzetmelerini kullanmanın zekice biçimleri ortaya çıkıyor. Örneğin, bizde küfür olan bazı ülkelerde gurur kaynağı. İsveç’te “ayı” dediğinizde, rakibinizin gücünü takdir ettiğiniz gibi bir sonuç çıkabiliyor. Bu konuya geliş nedenimiz, kısa bir süre önce TBMM Genel Kurul’da yaşanan bir tartışma. Tartışmada, iktidar ve muhalefet milletvekilleri, “aslanlı, kurtlu” benzetmelerle gönderme yaptı. Umut Erdem’in aktardığına göre, ABD Başkanı Joe Biden’a verilen “soykırım” yanıtı parti sözcüleri tarafından farklı yorumlandı. AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, Cumhurbaşkanı’nın Biden’a “aslanlar” gibi okkalı bir cevap verdiğini öne sürdü.

Konuya başka bir açıdan bakan İYİ Parti Grup Başkanvekili Dursun Müsavat Dervişoğlu da “Biz sırası geldi mi bozkurt gibi gürler, eser geçeriz Allah’ın izniyle. Sen de kükre de göreyim hadi” sözleriyle tartışmaya dahil oldu.

Aslan gibi kükreyen, kurt gibi gürleyen, kedi gibi sinen siyasetçi benzetmeleri, güç veya çaresizlik anlatımının ana ögeleri olarak kullanılıyor. Buna bazen eşek, ayı, köpek gibi hayvanlar da dahil oluyor. Eşeği önemsiz değersiz, ayıyı kaba saba, köpeği saldırgan manasında kullanmak oldukça yaygın. Ancak işin enteresan tarafı, bu özelliklerin çoğunun hayvanlarda değil insanlarda olması.

Yazının Devamını Oku

Vekilin korona rekoru!

Bir yıldan bu yana milletvekillerinin koronavirüs maceralarını aktarmaya devam ediyoruz. ‘Bundan daha ilginci olamaz’ dediğimizde, yenisi çıkıyor. Bir yıl içerisinde tam üç kez koronavirüse yakalanan milletvekili var.

Bu bahtsız kişi, AK Parti Bitlis Milletvekili Vahit Kiler. Kiler, çevresine COVID-19’la macerasını şöyle anlatıyor: “Geçen sene ramazan ayında hastalığa ilk kez yakalandım. Bunu nereden kaptığımı anlayamadım bile. Seçim bölgeme gidip gelirken olduğunu düşünüyorum. Hafif geçirdim. Sonra çok dikkat etmeme rağmen, temmuz ayında ikinci kez testim pozitif çıktı, karantinaya girdim, bunu da hafif atlattım. Artık bana uğramaz derken, eylül ayında üçüncü kez hastalandım. Bu kez ağır geçirdim, 10 gün hastanede yattım. Sonuncusunu, anne veya babamdan kaptım. Onlar hastalanmıştı. O süreç çok zordu, babamı kaybettim. Doktorlar ilk ikisinde hiç antikor oluşmadığını söyledi. Üçüncüden sonra tekrar test yaptırdım, bu kez antikor oluştuğunu gördük. Ayrıca aşı da olmuştum. Şimdi iyiyim.”




45 kez test yaptıran, aşıya rağmen koronavirüse yakalanan vekilleri biliyoruz ama üç kez savaşan ilk oldu. Tam kapatma, TBMM’nin zaten planladığı tatile denk geldi. Şimdi, siyasilerin virüs molası başlıyor.

ŞİDDETİN FOTOĞRAFINI ÇEKME MÜGE ANLI’DAN BUDAYICIOĞLU’NAKadına yönelik şiddetin araştırılması, bir kez daha Meclis’in konusu oldu. Süreçleri bilen gazeteciler, bu konuda TBMM’de onlarca çalışma yapıldığını anımsarlar. Yeni kurulan araştırma komisyonu üyeleri ilk toplantıda, kolları sıvayıp nasıl bir yol izlemeleri gerektiğine kafa yordu. Tabii, komisyona davet edilmesi için ilginç isimler de önerildi.

Umut Erdem

Yazının Devamını Oku

Kardeş payı!

Bundan 4 yıl önce, Cumhur-başkanı Tayyip Erdoğan’ın aynı zamanda partisinin genel başkanı olmasına olanak sağlayan referandumun ardından, AK Parti’nin 8’inci katında tadilat yapılmıştı.

Mekân, Erdoğan’ın daha sık çalışacağı şekilde elden geçirilmişti. Şimdi bu katta yeni bir tadilat süreci başladı.

Bu seferki çalışmanın nedeni, Binali Yıldırım’ın ikinci genel başkanvekili olarak görevlendirilmesi. Partide herkesin kolay kolay çıkamadığı 8’inci katta, genel başkanın makam odası, toplantı salonu, danışman odalarının yanı sıra, Numan Kurtulmuş’un odası bulunuyor. Şimdi, bir de Yıldırım’a oda yapılıyor.

Öğrendiğimize göre, Kurtulmuş’un odası ile özel kalem ve danışman odalarının bir kısmı bölünerek, Binali Yıldırım’a verilecek. Bu tadilattan sonra Yıldırım, genel merkezde düzenli çalışmaya başlayacak.

Partide herkes iki genel başkanvekili sisteminin nasıl işleyeceğini merak ediyor. Bu tür makamlarda, her zaman “birinci sorumlu” olur. Erdoğan, şimdiye kadar bunun işaretini vermedi.

Partinin büyük kongresinde Binali Yıldırım’ın adının ilk sıraya yazılmasını mesaj olarak okuyanlar oldu. Kurtulmuş ekibinin böyle bir sıralama olmadığına ilişkin yorumlar yaptığını öğrendik.

Geçen günlerde yapılan il başkanları toplantısında kısa bir süre dışarı çıkarak telefon görüşmeleri yapan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, oturumu yönetmesi için Binali Yıldırım’ı görevlendirdiğini biliyoruz. Bu görev daha önce Kurtulmuş tarafından yürütülüyordu. Anlamlı mı bilinmez, ancak bilinen, Yıldırım’ın gittiği yerde kendisine alan açtığıdır.

Yazının Devamını Oku

Meclis’in sevimli üyeleri

Meclis’in örnek gösterilecek kadar güzel olan geniş bahçesinde gelişen ilginç bir dostluk hikâyesi anlatacağım size.

4 köpeğin, insanların dostluklarına taş çıkartacak hikâyesi bu.

Umut Erdem’in aktardığına göre, TBMM Koruma Daire Başkanlığı bünyesinde, polis eğitmenlerle çalışan bomba uzmanı köpek Ateş, Meclis’e geleli çok oldu. Ateş’in 10 aylık oğlu Tyro da annesiyle birlikte, bahçenin tadını çıkarıyor. İki Alman Kurdu cinsi köpek, Meclis’te iç mekân korumasını yapıyorlar. Ancak bu ikilinin “kadrolu” yaşamlarının başka konukları da var.



Bunlardan birinin adı Dost. Oldukça hüzünlü bir hikâyesi olan Dost, 2019 yılında Isparta’da kürekle beli kırılarak sakat bırakıldı. Dost’a TBMM Koruma Daire Başkanlığı sahip çıktı. Ankara’da yapılan ameliyatla arka bacaklarına yürüteç takıldı. Sonrasında Meclis yönetimi Dost’u da bünyesine kattı. Artık yeni evinde mutlu bir yaşam sürüyor.

Bu üçlüye eşlik eden bir diğer Meclis üyesi de

Yazının Devamını Oku

Devletin zirvesinden olta uyarısı

Herkesin, ciddi ve ağır tonda açıklamalarına alıştığı Cumhurbaşkanlığı, bu kez “aman oltalanmayın” uyarısında bulundu.

Sanal âlemde yapılan dolandırıcılıkların giderek artması üzerine Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi bunu iş edindi ve yapılmaması gerekenleri anlattı.

Erdinç Çelikkan’ın aktardığına göre, e-posta aracılığıyla yapılan dolandırıcılık girişimlerinde, tüm oltalama senaryolarının “kurbanın” şüphelenmemesi üzerine kurulduğu uyarısı yapıldı. İşin psikolojik boyutu da atlanmadı. Bu tür dolandırıcılık mesajlarının, “panik, merak, heyecan ve korku” uyandırmaya yönelik olduğunun altı çizildi. Sahtekârların, “hediye, ödül, indirim” vaat eden mesajlarla kişisel bilgileri ele geçirdiği aktarıldı. Siber korsanların bu şekilde maddi ve manevi zararlar vermeyi, kritik sistemlere sızmayı amaçladığı anımsatılırken, e-posta aracılığıyla gelen oltalama saldırılarının nasıl anlaşılacağını da hap şeklinde şöyle anlatıldı:

- Bir e-posta ‘güvenilir bir kaynaktan’ geliyor görünümüyle verilir.

- Ailenizin tehlikede olduğunu belirterek, acil olarak bir işlem yapmanızı istiyorsa oltalamadır.

- Resmi makamlardan gönderilmiş izlenimiyle para iadesi, sosyal yardım, aşı sırası gibi gerekçelerle kredi kartı, şifre, kimlik numarası gibi kişisel bilgileri talep ediyorsa, saldırı olma ihtimali vardır.

- Gerçek olmayacak kadar iyi bir teklif sunuyor ya da katılmadığınız bir çekilişten ödül kazandığınızı belirtiyorsa dikkat edin.

- Tüm oltalama senaryoları kurbanın şüphelenmemesi üzerine kuruludur. Öncelikle sorgulayıcı olunmalıdır.

- Güvenilmeyen linkler için doğrulama siteleri kullanılmalıdır. Teyit edilmeden hiçbir hesaba para gönderilmemelidir.

Yazının Devamını Oku

Komşum Akbulut

Genç bir gazeteciyken, takip etmekle görevli olduğunuz başbakanın, günün birinde üst komşunuz olması ilginç bir durumdur.

Önceki gün kaybettiğimiz, 1989-1991 yılları arasında başbakanlık yapan Yıldırım Akbulut’la böyle çakıştı hayatlarımız.

Siyasi muhabir olarak ilk görevim, Yıldırım Akbulut’un, ANAP Genel Başkanı ve Başbakanlığı devraldığı kongreyi izlemekti. O günden sonra kendisini yurtiçi geziler dahil, birçok yerde takip ettim.

Unutmadığım en önemli kare, Erzincan gezisi sırasında aynı masada kahvaltı ettiği başbakanlık muhabirlerine, “Bizim buraların balı tereyağı meşhurdur” diye ekmeklere sürerek, elleriyle ikram etmesiydi. O zamanlar siyasiler ile izleyen muhabirler arasında büyük-derin mesafeler yoktu.



Yıllar sonra aynı sitede komşu olarak, mütevazı hali ve saygın tavrıyla her karşılaşmamızda, güncel siyasi gelişmeleri sorar, yapılan yanlışlarla ilgili değerlendirmelerde bulunurdu.

Yazının Devamını Oku

60 bine dayanan vakalara ramazanda kapanma freni

Korona vakalarının 60 bine dayanmasının ardından yeni önlemlerin gelip gelmeyeceği gündemin bir numaralı konusu oldu. Kulislerde ramazan ayı boyunca kapanma seçeneği tartışılıyor. Hükümetin de bu seçeneğe sıcak baktığı söyleniyor...

Bu hafta netleştirilmesi beklenen ramazan önlemlerinin çerçevesi, başkent Ankara’da en çok konuşulan konuların başında geliyor. İşin içinde olan bilim insanları ve siyasiler, ikiye bölünmüş durumda. Hızla artan koronavirüs vakaları nedeniyle ramazanda “kapanma” yapılmasını savunanlarla, hafta sonu ve akşam sokağa çıkma yasaklarını yeterli bulanlar var.

Hükümette kapalı kapılar ardında yapılan değerlendirmelerde, turizm sezonu açılmadan önce vakaların kontrol altına alınması gerektiği belirtiliyor. Bunun için, ramazanda ‘kapatma’ yapılarak, mayıs ayının ikinci yarısına daha “az vaka ve kontrollü pandemiyle” girmenin doğru olacağını, böylece turizm tanıtım kampanyalarının daha iyi yönetileceğini söyleyenler olduğunu biliyoruz. “Mart başında erken açıldık. Kademeli normalleşmeye nisan ayında başlamalıydık” diyen hocaların sözlerinin dinlenmemesinin faturasının ödendiğini ifade edenler de var.

TAM KAPANMA MI, KAPATMA MI?

Bu arada, “tam kapanma” ile “kapatma” arasında ciddi fark olduğu anlatılıyor. Uzmanlar, Türkiye’nin pandemi sürecinde tam kapanma uygulamadığını, bunun üretim ve dağıtım zincirinin de durması anlamına geldiğini belirtiyorlar. Türkiye’nin en riskli dönemlerde uyguladığı kararlara sadece “kapatma” deniliyor. Bu da, bundan altı ay önce yayınlanan genelgelere yeniden dönülmesi anlamına geliyor.

Yani lokantaların, kafelerin kapatılması, belki kuaför ve spor salonlarına yasak gelmesi, 65 yaş ve 20 yaş için yeni kurallar ve saat uygulamasının yapılması, düğün, taziye, asker uğurlama gibi konularda sınırlama getirilmesi. Bunun biraz gevşetilmiş halini marttan önce yaşıyorduk zaten.

Şimdi kulislerde hükümetin, ramazan boyunca “kapatmaya” daha yakın olduğu söyleniyor.

Diğer tarafta farklı görüşler de var. Lokanta ve kafe işletmecileri. Onlar ise tam kapatma şöyle dursun, lokanta ve kafelerin gündüzleri açık kalması ve bugünkü sistemin devam etmesini istiyor. Bir ay önce, ekip kurup, masraf yapıp işletmelerini yeniden açan esnaf, ramazan boyunca gündüzleri lokantaların açık kalmasını istiyor. Üstelik sadece oruç tutmayanlar gideceği için “mesafe” sorunu da aşılacak.

Şimdi gözler, açıklanacak yeni kararlarda.

Yazının Devamını Oku

Hangisi daha önemli? Gençler ormanlar gelecek

Siyasetin toz duman gündemi arasında, aslında uzun uzun konuşulması gereken iki yasa, TBMM’de pek de dikkat çekmeden ele alındı: Güvenlik soruşturması ve turizm teşvik düzenlemeleri. İki yasada da tartışmalı bazı bölümler rötuşlandı. Ancak, Turizm Teşvik Teklifi, hâlâ ciddi sıkıntılar içeriyor.

AK Parti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden sonra bakanlıklardan gelen taslakların, parti grubundaki komisyonlar tarafından ele alınmasına ilişkin bir uygulama başlattı. Yasa önerileri önce siyasetin süzgecinden geçiriliyordu ki; Turizm Teşvik Teklifi’nde bu yapılmadı. Bu nedenle de yasadaki birçok madde, komisyonda ciddi sıkıntı yarattı.

Örneğin, turizm sektöründe yabancı çalıştırmaya getirilen sınırın kaldırılmak istenmesi, AK Partililer dahil kimsenin içine sinmedi. İşsizliğin bu kadar arttığı bir dönemde, bu düzenlemeye itirazlar yükseldi ve metinden çıkarıldı. Ayrıca belediyelerin turizm bölgelerindeki yetkilerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmesi, muhalefet belediyelerinin cezalandırılması olarak değerlendirildi. Mera, yaylak ve kışlakların, bakanlığa tahsis edilmesine olanak sağlayan düzenleme de en az diğerleri kadar eleştirildi. Bu alanların yatırımcılara tahsis edilerek, hayvancılığa darbe vurulacağı ve doğanın yok edileceği eleştirileri yapıldı.

Öğrendiğimize göre, sadece muhalefet değil, turizm sektöründe faaliyet gösteren birçok birlik ve dernek de düzenleme hazırlanırken kendilerinin görüşlerinin alınmadığı için şikayetçi oldu. Şimdi Turizm Teşvik Teklifi, komisyon aşamasından geçerek Genel Kurul’da görüşülecek noktaya geldi.

Ancak tekliflerin, bürokrasiden geldiği gibi komisyonlara gönderilmesinin yarattığı sıkıntılar da görüldü. AK Parti’nin kendi süzgecinden bile geçmeyen, yerelde yaratacağı sonuçlar tartışılmadan hazırlanan teklifler, her zaman sorun yarattı. Bunun örneklerini parti grup yöneticileri bizden daha iyi biliyor.

Siyasetteki tartışmaların gölgesinde kalan bu düzenlemeler, çiftçinin merası, pansiyon işletmecinin plajı, kamuda işe girecek gencin geleceği, orman köylüsünün geçim kaynağı, turizm sektöründe iş arayanların hayalini içeriyor.

Diğer her şeyden daha çok dikkati ve ilgiyi hak etmiyor mu?

SUYUN VE TOPRAĞIN ZEHRİ CIVA VETOKamuoyunun

Yazının Devamını Oku

İki kadın vekil, aynı yasa... 9 yıllık serüven

Yıl 2012, AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı aralarında sanatçı Yonca Evcimik’in de bulunduğu hayvan haklarıyla ilgili STK’larla bir toplantı yaparak, yasal düzenlemenin startını verdi.

Yıl 2021, bu kez Grup Başkanvekili Özlem Zengin, aynı STK’ları aynı gerekçeyle bir kez daha topladı. Şimdi, iki grup başkanvekili de görevde değil, yasa da ortada yok.

İki kadın başkanvekilinin çalışmasına tanıklık eden bir gazeteci olarak, hepsi film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Şunu belirtelim, Zengin’in görev değişikliği bu konuyla olan ilgisini ortadan kaldırmayacak. Genel başkan yardımcısı olarak bu konuda çalışmaya devam edecek.

Kısa bir süre önce Özlem Zengin, TBMM Tarım Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç’la birlikte, STK’larla bir toplantı yaptı. Hayvan hakları konusunda faaliyet gösteren STK’lardan 60’a yakın temsilci çağrıldı. 9 yıl önceki toplantıda yaşananlar, bir kez daha yaşandı. Her STK’dan farklı bir ses çıktı, kafa karışıklığı yaşandı. Bu gecikme, hayvan hakları konusunda adım atılmasını istemeyenlerin işine yarıyor gibi.

Gayet net bir gerçek var. Daha önce çıkartılan yasanın eksiklikleri belli. “Mükemmel bir düzenleme yapacağız” diye beklemek hiçbir şey yapmamak anlamına geliyor ki; mükemmel diye de bir şey yok. Tartışmalı başlıklara gelince:

- Hayvanların sokaklardan toplanması ve barınaklara alınması tartışmalı.

- Her yerleşim yerine barınak yapmanın maliyeti büyük sorun.

- Barınakların sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde işletilmesi yüksek maliyet.

- Hayvanlara tecavüz suçuna verilecek ceza ayrı bir tartışma konusu.

Yazının Devamını Oku

Eşitlik ve özgürlük cepkeni

Herkes, mor rengin kadın haklarında niye ön plana çıktığını, kadınları şiddetten korumak için oluşturulan yapılara niye “Mor Çatı” dendiğini bilmez.

Dünyada mitolojiler ve renklerin psikolojisiyle anlatılan bu kullanımın Türkiye’de benimsenmesi Toroslar’da Yörük kadınlarının “mor cepken” giyme geleneğine dayandırılıyor.

Herkesin unuttuğu bu hikâye, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi sürecinde, TBMM’de bir kez daha anlatıldı. Mor cepkenin hikâyesi, Genel Kurul’da tartışmaların arasına sıkışıp kaldı. Bu geleneği anlatan CHP Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’ya, AK Parti’li kadın milletvekilleri de teşekkür etti. İşte özgürlük ve eşitliğin sembolü mor cepkenin hikâyesi...



YÖRÜKLERİN ÜNLÜ BİR GELENEĞİ

Mor cepken, günümüzde Ege, Muğla, Antalya ve Toroslar’da yaşayan Yörüklerin yüzlerce yıl öncesine dayanan bir geleneği. Obası için çok değerli olan Yörük kadının önemli bir aksesuvarı. Yörük kızlarının çeyiz bohçasına önce mor cepken konuluyor. Kenarları sarı simgelerle işlenmiş, yelek biçiminde, mor renkli bir giysi. Ezelden beri Yörük kızları, sevdikleriyle evlenir, başlık parası ve zorlama yoktur. Mor cepken, evlenen Yörük kızının zor durum kurtarıcısıdır.

Yazının Devamını Oku

Arkadaşlardan açık mektup

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türk Grubu, çoğunluğu iktidar partisi vekilleri olmak üzere TBMM’de temsil edilen partilerden oluşur.

İçerideki görüş farklılıklarına bakmayın, iktidar-muhalefet demeden tüm milletvekilleri, yurtdışında Türkiye’nin yararına olan konuyu tek ses olarak savunurlar. Hatta en iyi dostluklar da bu seyahatlerde kurulur.

İşte Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kader birliği yapmış bu grubun CHP ve İYİ Partili üyelerinden, AK Partili yol arkadaşlarına açık mektup gibi bir açıklama geldi. Milletvekilleri, grubun AK Partili Başkanı Ahmet Yıldız’a seslenerek, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı üzerine, şunları dile getirdi:

“Avrupa Konseyi kapsamında katıldığınız toplantılarda Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmasının yanlış olacağını ve Türkiye’nin sözleşmede kalacağını birçok defa belirttiniz. Bizler de sizi bu görüşleriniz nedeniyle takdir ettik. Kadına karşı şiddetin önlenmesinde çok önemli bir adım olan bu sözleşmenin bir gece yarısı, Anayasa’ya ve yerleşik uygulamalara aykırı şekilde yürürlükten kaldırılması kabul edilemez. Ama hepsinin ötesinde sözleşmenin öngördüğü hakları ve tedbirleri, yurttaşlarımız, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin vatandaşlarından daha az hak etmiyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı bu demokratik gerilemeden bağımsız değildir. Türkiye’yi evrensel değerlerden koparma girişiminin bir ileri adımıdır.”

Çalışma arkadaşları, Ahmet Yıldız’ın hem delegasyon üyeleri hem de yabancı muhatapları yanıltan bir politikacı konuma düştüğünü iddia ederek, inandırıcılık sorunu nedeniyle görevi bırakmasını istediler.

AKPM’nin ilk toplantısında, şimdiye kadar söylenenler nasıl geri alınacak? Merak konusu.

BİNALARA NÜFUS CÜZDANIBaşta deprem olmak üzere doğal afetlerin, insanların yaşam alanlarına yaptığı tahribat, illerin isimleriyle kafamıza yazılan felaketler olarak yaşıyor. Marmara depremi, Elazığ depremi, İzmir depremi, Rize sel felaketi gibi.

Aysel Alp

Yazının Devamını Oku

Bu da kadın haritası

Kırmızı, turuncu, sarı ve mavi renkli Türkiye haritalarına baktığımızda pandeminin seyrini ürkerek izliyoruz.

Türkiye’nin bir de kadına şiddet haritası var. Eğer bu konuda da renkli bir tablo yapmaya kalksaydık, kırmızı tek renk olurdu sanırım.

Bunu, 2020’de yapılan araştırmalar söylüyor. Siyasilerin zaman zaman TBMM gündemine de getirdiği bu haritada, kadına şiddette liste başında geçen haftalarda pandemide de bir numaraya yükselen Karadeniz Bölgesi çıkıyor. Şiddetin yoğun göründüğü ikinci bölge ise Güneydoğu Anadolu. Orta Anadolu Bölgesi üçüncü sırada görünüyor. Bunları, Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi, Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgesi izliyor. Bu sıralamanın polise ulaşan şiddet vakalarının analiziyle oluşturulduğunu belirtelim.

Maalesef araştırmalar, hem kadına yönelik şiddet hem kadının toplumdaki yeri konusunda iç açıcı sonuçlar vermiyor. Araştırmaya katılanların yüzde 42’si kendisinin ve çevrelerinden birinin şiddete maruz kaldığını söylüyor. Kadınların yüzde 60’ı, erkeklerin ise sadece yüzde 27’si bu sorunun ciddiyetinin farkında. Şiddet, en sıklıkla eşlerden geliyor. Ekonomik nedenler, şiddete başvurma gerekçeleri arasında azımsanmayacak bir orana sahip: Yüzde 30!

Yine araştırmalar, erkeklerin sadece yüzde 43’ünün kadınların kendileriyle eşit haklara sahip olması gerektiğini düşündüğünü gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye 153 ülkeden 130’uncu sırada bulunuyor.

Araştırmalar, “kavramlar ve tanımlar” konusunda toplumun kafasının karışık ya da karıştırılmış olduğunu gösteriyor. BM’nin İstanbul Sözleşmesi üzerindeki tartışmalar da bu kafa karışıklığı üzerine kuruldu. Sözleşme, dört ilkeye dayanıyor. Kadına şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçluların cezalandırılması ve şiddet ile mücadelenin bütüncül politikalarla desteklenmesi.

Bunun dışında iddia edilen hiçbir sonucu doğurmuyor, hiçbir düzenlemeyi dayatmıyor. Sorunun kadının özgürleşmesinden duyulan rahatsızlık olduğu anlaşılıyor.

Benzer araştırmalar, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun da (KEFEK) önünde.

Yazının Devamını Oku

Korona geçse bile mentorsuz olmaz...

Dünya’da biyolojik ve ekolojik tahribatın önü alınmadığı sürece salgınların devam edeceği iddiası bilim insanlarına ait.

COVID-19 ile vedalaşılsa bile, aşı ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda etkin olan bir kurumun varlığı, bundan sonra çok önemli olacak. İşte bu nedenle Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, eski gücüne ve yapısına kavuşturulmalı.

Bu konu, önce TTB’nin raporu, ardından CHP’nin yasa teklifi ile siyasetin önüne geldi. Meclis’te pandemi ile ilgili yapılan her konuşmada, kurumun eski üretken yapısına kavuşmasından bahsedilmediği gün yok.

27 Mayıs 1928 tarihinde, savaştan yeni çıkan ülkede, halk sağlığının korunması amacıyla kurulan Hıfzıssıhha, tarih yazdı. BCG, kuduz, çiçek, Tifüs, Boğmaca, influenza virüsü, Newcastle virüsü aşıları, serum, akrep, yılan sokmalarına ve gazlı kangren anti serumları üretildi. Enstitüde en son 1987 yılında AIDS Araştırma Merkezi kuruldu. Ancak, 2002 yılından itibaren uygulanan “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” kapsamında önce Sağlık Bakanlığı’na bağlandı. 2011’den itibaren de tümüyle aşı ve laboratuvar çalışmalarına kapatıldı.

Şimdi, Türkiye koronavirüs ile mücadele kapsamında üniversitelerdeki aşı çalışmalarının sonucunu bekliyor. Bunlardan bazıları Faz 1 deneme aşamasına geldi. Ancak, hocaların koordinatör bir kurumun başkanlığında, bir arada yapabileceği çalışmadan daha erken sonuç alınabileceği konuşuluyor. CHP’nin teklifinde, “aşı, serum, ilaç ve test materyali geliştirmek ve üretmek üzere araştırmalar yapmak ve halk sağlığının korunması ve temel laboratuvar hizmetlerini yürütmek amacıyla Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanlığı’nın yeniden açılması gerekmektedir” deniliyor.

Ancak geç değil, kapımızı her an başka bir salgın çalabilir.

Mentorluk yapacak, çalışmaları yönetecek, uzman bir kuruma ihtiyaç olduğu kesin.

BEZELYE HÂLÂ EN İYİ EĞİTİM ARACIHERKES,

Yazının Devamını Oku

Vekiller tur bindirdi... İkinci posta virüs kaptılar

Koronavirüs, milletvekillerinin yakasından düşmüyor.

TBMM’yi bir ilçe gibi kabul ederseniz, virüse yakalanma oranının en yüksek olduğu yerleşim yeri çıkar. Zaten haritalarda, Ankara’nın en kırmızı bölgesi Meclis yerleşkesi.

Koronavirüse yakalanan milletvekillerinin sayısının 150’yi geçtiği, oransal olarak yüzde 30’u aştığı daha önce açıklandı. Şimdi kulislerde başka bir sonuç konuşuluyor: İkinci kez COVID-19’a yakalananlar. Kulislere göre milletvekillerinin bazıları hastalığı geçirdikleri, üstüne bir de aşı oldukları halde yeniden hastalandılar. Şimdilik bu sayı fazla değil, ama öğrendik ki neredeyse her partiden bir milletvekili ikinci tura dönmüş.



Bunlardan biri, AK Parti Giresun Milletvekili Kadir Aydın. Aşı yaptırmasına rağmen ikinci kez koronavirüse yakalandı. Aydın’ın geçmiş olsun diye arayan arkadaşlarına, “Kasımda hasta olmuştum ama hafif geçirdim. Geçen hafta aşı olmama rağmen kırgınlık hissi geçmeyince test yaptırdım. Sonuç pozitif çıktı. Çok da dikkat ederim, nasıl yakalandım anlamadım. Ama bu kez çok ağrılı geçiriyorum” dediği öğrenildi.

Ocak ayında doktor olarak koronavirüs aşısı olduğunu açıklayan MHP Gaziantep Milletvekili

Yazının Devamını Oku

600 bin liralık pul parası

TBMM Başkanlığı, milletvekillerinin iletişim giderlerini karşılama kararı aldığında, olay sabit telefonlarla ve seçmene gönderilen tebrik kartlarıyla sınırlıydı.

İletişim o kadar hızlı gelişti ki, buna akıllı telefonlar, internet eklendi. Böyle olunca bu giderler onlarca milyona ulaştı. Sadece pul parası 3 milyonu geçti.

İşte Meclis Başkanlığı, hızla artan bu giderlerde tasarruf kararı aldı. Kararın ilginç de bir hikâyesi var. Bildiğiniz gibi, PTT 2007 yılından itibaren kişiye özel pul çıkarmaya başladı. Yani isteyen parasını ödeyip, üzerinde kendi fotoğrafı olan pullarla mektup, kart gönderebiliyor. Doğal olarak bu milletvekilleri tarafından bir “kampanya” aracına dönüştürüldü. Tamamı olmasa da çok sayıda milletvekilinin özel pulları tercih ettikleri ortaya çıktı.

Tabii pul paraları TBMM’nin önüne iletişim masrafı olarak geldi. Öyle pul parası diye geçmeyin. İki eski HDP milletvekilinden birinin 600 bin, diğerinin 54 bin liralık özel pul bastırdığı ortaya çıktı. Bu yüksek faturalar üzerine Başkanlık harekete geçti. Bu kararda, pulların cezaevlerindeki mahkûmlara toplu olarak gönderildiği iddiası da etkili oldu. Meclis yönetimi, milletvekillerinin özel pullarının basım masrafını karşılamama karar verdi. Sadece normal posta giderleri karşılanmaya devam edilecek.

Yani, pul üzerinde görünmek isteyen vekil, parasını kendi ödeyecek.

DÜLÜKBABA AÇILDI MI?Türkiye kademeli normalleşmeye geçmeye karar verip, iller renklere bölündüğünde, doğal olarak kafa karışıklığı yaşandı. Bu nedenle seçmenler neyi yapıp-neyi yapamayacaklarını bile vekillerine sormaya başladılar. Onlarca soru arasında en ilginci Gazianteplilerden geldi: “Dülükbaba mesire yeri açıldı mı? Piknik yapabilecek miyiz?”


Yazının Devamını Oku

Füreya Koral desenleri fular oldu... Artık kadın vekilleri süsleyecek

Kadınlar Günü nedeniyle, elinde karanfil demetiyle basın koridoruna gelen milletvekillerinin kadın gazetecileri kutlaması, TBMM başkanlarının kadın vekillere ve Meclis’in kadın çalışanlarına karanfil vermesi Meclis geleneğidir.

Bu yıl bilinen klasik programa farklı bir dokunuş yapıldı. Geçtiğimiz günlerde, Meclis şeref salonunda açılan sergide seramik sehpaları tozlu depolardan çıkartılarak sergilenen seramik sanatçısı Füreya Koral’a ait desenler, Kadınlar Günü’ne renk kattı.



TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Füreya Koral desenlerinden yaptırdığı fular, şal ve eşarpları Kadınlar Günü nedeniyle kadın milletvekillerine hediye etti. Türkiye’nin en önemli seramik sanatçısının yaratıcılığında 56 yıl önce ortaya çıkan desenler, artık kadın milletvekillerini süsleyecek. Yani, kadından kadına hediye oldu anlayacağınız. Meclis Başkanı da aracılık etmiş oldu.

ŞİDDETİ BAŞLATAN NOKTA STALKING-ISRARLI TAKİPYİNE Kadınlar Günü, yine klasik mesajlar, yine kadın cinayetleri, yine koca bir karadelik. Sorunu herkesin bildiğini, çözülmesi için samimi olduğunu varsaysak bile, bakış açısını değiştirmenin zamanı geldi. Mesela buradan başlanabilir: Stalking yani, “ısrarlı takibi” kastediyoruz.

Demek istediğimiz, özel hayatın gizliliği, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, şantaj gibi suçları içinde barındıran, başta AB olmak üzere birçok ülkede ayrı bir suç olarak düzenlenen

Yazının Devamını Oku

Shakira eşliğinde bin adım

Siyasilerin pandemi günlükleri kitap olacak kıvama geldi.

Yasaklı günlerde edinilen yeni hobilerden okunan kitaplara kadar birçok yönü aktardık size. Bir de pandemi günlerinde alınan kilolardan kurtulmak için sürdürülen çabalar var. Örneğin “günde 10 bin atma hedefi” koyan milletvekillerini, TBMM’nin bahçesini veya uzun koridorları arşınlarken görebilirsiniz.

Bununla yetinmeyip, evlerinin koridorlarında kendilerine yürüyüş parkuru yapanlar olduğunu da öğrendik. Bir milletvekili, evde olduğu günlerde, 10 bin adım hedefini tutturmak için spor ayakkabılarını giyip, koridorlar ve odalar arasında yürüyüş yaptığını aktardı. Bu yürüyüşü cazip kulmak için de müzik eşliğinde bir tempo yakalamak gerektiğini tüm ciddiyetiyle anlatan vekil, en iyi yürüyüşün ünlü Latin şarkıcı Shakira’nın eşliğinde yapıldığını söylüyor. Milletvekili, Latin temposunun yürüyüşe çok iyi uyduğunu, bir şarkıda bin adım atabildiğini dile getirince, arkadaşları internetten Shakira’yı aramaya koyuldu.



Hareketsizlik böylesine sorun haline gelince, bazı milletvekillerinin genel kurul görüşmelerinin ortasında, “Eksik adımım kaldı, ben bir tur atıp geleceğim” diyerek salondan çıktığını biliyoruz. Bu yarış, telefonların adım ölçerlerinden takip edilip birbirlerine gönderilerek motivasyon aracı olarak kullanılıyor. Hatta, aynı anda yürüyüşe çıkan küçük gruplar oluşmuş.

Yazının Devamını Oku

Ankara'nın Harlem'iydi... Çinçin Bağları’nda suç oranı nasıl düştü?

Ankara’nın ünlü Çinçin Mahallesi’ni bu şehirde biraz yaşayan herkes bilir.

Suç oranlarının tavan yaptığı, hırsızlığın bir ‘aile mesleği’ olduğu bu semt, son yıllarda epey değişti. İlginç kentsel dönüşüm hikayesi TBMM’de konu oldu.

TOKİ Ankara Büyükşehir Belediyesi Proje AŞ (TOBAŞ) Genel Müdürü Ferhat Ertürk’ün, Deprem Araştırma Komisyonu’nda anlattıkları, “Ankara’nın Harlemi” olarak bilinen Çinçin Mahallesi’nde suç oranının yarıya indiğini gösterdi.

Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, bu sonuç emniyet kayıtlarıyla da ispatlanmış. Ertürk’ün anlattıklarının sosyolojik açıdan da karşılığı var;

“Yani bu bataklığı kurutmak gibi bir şey. Meşhur Çinçin suç örgütlerinin, hırsızlık şebekelerinin olduğu bir yerdi. Çinçin Projesi’nde niye suç oranları düştü? Onu da analiz ettik. Kat mülkiyetine geçtiğinde hani ‘Allah’tan korkmaz, kuldan utanır’ şeyi devreye giriyor, rehabilite oluyor efendim.

Önceden adam ayakkabısını kapının önünde çıkarıyor, hesap vereceği kimse yok. Çöpünü istediği saatte çıkarıyor, istediği yere atıyor hesap vereceği, bunu kınayacak kimse yok. Ama bir toplum içerisinde yaşamanın getirdiği kuralları orada öğreniyor. Belki suça meyilli bir yapı olmadığı için artık o eski alışkanlıklarından vazgeçiyor.”

Şimdi Çinçin’de gecekondular yerine bloklar yükseliyor. Oturulan evler değişince, alışkanlıklar da değişiyor. Ancak ev kadar önemli olan alt yapı. Kültür merkezleri, parklar ve spor alanları.

Gençleri suç çetelerinin eline düşmesini önlemek için spor ve hobi merkezlerine yöneltmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku