GeriNuray Babacan Kabil açmazı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kabil açmazı

Son günlerde Ankara’da özellikle istihbarat birimlerinin yoğun Afganistan ve Kabil mesaisi var.

Askeri kaynaklar ve büyükelçilikten alınan bilgilerin dışında, ciddi istihbarat analizleri yapıldığını biliyoruz. Taliban sonrası Afganistan’ın hem Türkiye hem de çevre ülkeleri nasıl etkileyeceğine ilişkin yeni oyun planları masaya yatırılıyor.

Öncelikle, konuya direkt göçmen dalgasından girelim. Olası bir hareketlenme nedeniyle, Türkiye-İran sınırında, henüz ihaleye verilmemiş alanlar için müteahhitlerle hızlı görüşmeler başlatıldığını söyleyelim. 295 kilometrelik duvar projesinin hızlandırıldığı ve Ankara’da müteahhitlerle görüşmelerin yapıldığını biliyoruz. Ayrıca, kaçak geçiş olasılığı bulunan 8 noktanın da sıkı şekilde kontrol altında tutulduğu belirtiliyor. Çünkü, Hükümet için göçmenler, artık bir iç siyaset sorunu ve kendi tabanlarındaki tepkilerin de farkındalar.

Gelelim endişelere. Suriye’nin İdlib bölgesinden 3 bin teröristin Taliban’a destek için Afganistan’a geçmesi durumu istihbarat birimleri tarafından paylaşılıyor. ABD kadar, Çin’in pozisyonu da yakından izleniyor. Çin’in Uygur bölgesi sınırında, olası bir hareketlenmeden duyduğu endişe ve Taliban’la nasıl bir ilişki geliştireceği de izlemede. Ve tabii başından beri işin içinde olan Pakistan istihbaratının hareketleri de.

Türkiye’nin beklentilerine gelince, Afganistan üzerinden ABD ile ilişkileri yeniden oluşturmak, Afganistan’ın yeni dönem ihtiyaçlarını karşılamak için ticari ilişkileri geliştirmek gibi hesaplar yapıldı. Şimdilik her ikisi için de olumlu bir ortam görülmüyor.

Ancak, her gelişme, yeni pozisyon gerektiriyor. Zemin çok değişken.

OLAY DA VAHİM YANIT DA...

Aylar
önce kadına şiddet davası devam eden Fatih Vatanspor Teknik Direktörü Efe Mehmet Aydın’a ‘En İyi Teknik Direktör Ödülü’ verilmesi doğal olarak tepkilere neden oldu. Olayın boyutu da ödül töreniyle ortaya çıktı. Konu unutulmadı ve Meclis’e taşındı.

Umut Erdem’in aktardığına göre, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Genç Kızlar Türkiye Şampiyonası’nda maçın ardından bir kadın futbolcusunu önce maçın oynandığı stadyumun koridorunda, sonra yarı çıplak vaziyette soyunma odasında darp ettiği iddia edilen Aydın’la ilgili ödül kararının, kime ait olduğunu sordu. Önergede, şiddet gören takım arkadaşını korumak isteyen kadın futbolcunun da darp edildiği, şiddete maruz kalan sporculardan birinin dilinin boğazına kaçtığı, şiddetin darp raporlarıyla belgelendiği de anlatıldı. Kaya, TFF tarafından 60 gün hak mahrumiyeti cezası verilen, kadına şiddet davası mahkemede halen devam eden Aydın’ın hangi kriterlere göre ödüllendirildiği sordu.

Soru önergesine Gençlik ve Spor Bakanı adına Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Genel Sekreteri Kadir Kardaş yanıt verdi. TFF Genel Sekreteri yanıtında, ödül sisteminin nasıl oluşturulduğunu, ödüller verilirken, adaylara yönelik oy kullanıldığını, oylama sonuçlarına göre değerlendirme yapıldığını anlattı. Yani tamamen teknik bilgiler içeren yanıtta, neredeyse “Ödülü biz vermedik, ne yapalım oylama sonucu böyle çıktı” demeye getirildi. Teknik direktörün başarısının, sporcularına uyguladığı şiddetten bağımsız olarak nasıl değerlendirildiğine yanıt bile verilmedi.

Yani nereden bakarsanız bakın, vahim bir sonuç ortaya çıktı.

KÜMES GÖRÜNÜMLÜ KAÇAK KUYULAR

Savaş,
afet, kuraklık gibi zor dönemlerin stratejik rezervi olan yeraltı sularını tüketen 100 bini aşkın kuyu ve kirletici etkenlere karşı seferberlik ilan edilmesi istendi. Bu öneri, TBMM Küresel İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonu’ndan geldi. Bu yaz ülke olarak yaşadıklarımız, bunun ne anlama geldiğini net olarak gösterdi bize.

Bülent Sarıoğlu’nun bilgisine göre, yeraltı sularının yok edilmesi anlamına gelen kaçak kuyular konusunda başvurulan yöntemler de akla ziyan. Denetimlerden kaçmak isteyenlerin, kuyuları “kümes veya tarımsal yapı” gibi gösterip, elektrik aboneliği bile yaptırdıkları saptandı. Komisyon raporu, bu konudaki sıkıntıyı şöyle özetledi: “Belgesiz kuyuların açılması ve belgeli kuyuların tahsis fazlası çekimleri yeraltı sularının kontrolsüz ve aşırı kullanılmasına sebep olmaktadır. Yeraltı suyu kuraklık, savaş ya da doğal afet durumlarında hızla kullanıma sunulması gereken ve kirlilikten en az etkilenen kaynaktır. Yeraltı sularının stratejik bir depolama olarak kullanılması amacıyla önlemler alınmalı. Yeraltı suyunun miktar ve kalite açısından iyi duruma getirilmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Havzalardaki miktar ve kalite takip edilmeli, personel takviyesi yapılmalı, kirlilikle mücadelede en etkin yol olarak kirlilik, kaynağında önlenmeli. Yeraltı suyu suni besleme çalışmalarına devam edilmeli, arıtılmış suların yeraltı suyu beslenmesinde kullanılması sağlanmalı.”

Yani rapor, artık Türkiye’nin yeraltı suları kullanımı konusunda “sulama birliği kurması” ve kontrollü kullanıma geçmesinin zamanının gelip de geçtiğini anlatıyor.

X

Fiyasko hesaplaşması

NATO’da son günlerde Afganistan fiyaskosunun hesaplaşması yaşanıyor. 20 yıllık bir misyonun ardından Afganistan’ı Taliban güçlerine bırakarak çekilmenin hesabı, sadece NATO içinde değil, üye ülkelerde de soruluyor.

NATO yönetiminin Afganistan itirafları, geçen günlerde Hürriyet’te haber oldu. Öğrendiğimize göre yapılan hatalar, başta ABD olmak üzere Almanya ve İngiltere’nin de içişlerini karıştırdı. Lizbon’daki NATO-PA toplantısına katılan ABD Temsilciler Meclisi üyesi Rick Larsen, ABD güçlerinin Afganistan’da olduğu 20 yılı değil, öncesine de giderek 25 yıllık bir değerlendirme yapılabilmesi için ABD Kongresi’nde geniş yetkili bir araştırma komisyonu kurma kararı aldıklarını söyledi. Almanya ve İngiltere’nin de aralarında olduğu birçok NATO ülkesinin parlamentolarında bu konuda görüşmeler yapılıyor.

KOMİSYON ÖNERİSİ

NATO-PA Savunma ve Güvenlik Komisyon Başkan Yardımcısı CHP Milletvekili Utku Çakırözer de “Bence Türkiye’nin de bu iç tartışmayı yapması ve geleceğe dönük sonuçlar çıkarması gerek. TBMM’de tüm partilerin katılımıyla Afganistan konulu bir araştırma komisyonu kurulmasında büyük yarar var. NATO’nun misyonunun neden başarısız olduğu konusunda Türkiye’nin kendi araştırmasına büyük ihtiyaç var. Meclis bu konuda inisiyatif almalıdır” dedi.

Afganistan başarısızlığı, NATO için dönüm noktası olacak gibi.

PARANOİD ERKEKLER

Paranoid kişilik bozukluğu olanların temel özelliği, yeterli sebep olmamasına rağmen amansız bir güvensizlik ve şüphe duymak. Bu durum çocuklukta ve ergenlikte başlıyor. Erkeklerde, kadınlardan daha fazla görülüyor.

Kadına yönelik şiddet konusu gündeme geldiğinde, onlarca neden sıralanıp, bazen de bunlar “hafifletici” olarak değerlendirilirken, önemli bir noktanın atlandığı unutuluyor. Paranoid erkekler. Onların hiçbir sebebe ihtiyacı yok.

Umut Erdem,

Yazının Devamını Oku

İyi yasa teşekkür alır

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bir ilk yaşandı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın hazırladığı Vergi Reform Paketi, bütüncül yapısı ve içeriği açısından muhalefet tarafından desteklendi ve takdir edildi. Durumu gören Komisyon Başkanı Cevdet Yılmaz, “En çok teşekkürü alan teklif oldu” diyerek saptamada bulundu.

Hacer Boyacıoğlu’nun aktardığına göre, her şeyin içine konulduğu bu nedenle de adına ‘torba’ denilen düzenlemeler, hem muhalefet hem de iktidar milletvekilleri tarafından sevilmez. Çok karmaşık olmaları, bütüncül olmayan içeriği ve aralara sokulan sıkıntılı maddeler nedeniyle tepki çeker. Bu kez öyle olmadı. Teklif, bütünlük arz etmesi, sunumda geniş bir analiz yapılması açısından takdir edildi.

Mehmet Bekaroğlu (CHP): Hepimizin destekleyeceği hatta ‘Niye daha evvel yapılmamıştı?’ diyeceği bir kanun teklifiyle gelindi, tebrik ediyorum.

Akif Hamzaçebi (CHP): Gelir İdaresine bu etki analizi raporu ve maddelerin gerekçeleri için çok teşekkür ediyorum, çok güzel olmuş.

Erhan Usta (İYİ Parti): Teklifin hepsinin vergiyle ilgili olması son derece takdire şayan. Derli toplu bir kanun teklifi olmuş.

Necdet İpekyüz (HDP): Teklif sahibi Uğur Aydemir’e teşekkür ediyorum. Uzun zamandır ilk kez böyle oluyor.

Teklif, düzgün yasama ve uzlaşma kültürüne iyi bir örnek oldu.

BİR NEŞTER DE YERELE

Verimsiz

Yazının Devamını Oku

Küresel değil kürsüsel ısınma

TBMM’de yeni yasama yılı çalışmaları, seçilen konu açısından son derece doğru bir yerden başladı. Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması, tüm partilerin tek vücut halinde hareket ettiği nadir düzenlemelerden biri oldu.

Ancak genel siyasetin gergin psikolojisi, bu görüşmeleri etkisi altına aldı. Hep birlikte daha yaşanır dünya için kürsüye çıkan iktidar ve muhalefet sözcüleri, birbirlerine hakarete varan sözler söylemekten kendilerini alıkoymadı. Meclis’teki tansiyonu düşürsün diye ‘toprak hattı’ yapan Meclis yönetimi de ilk denemeden memnun kalmadı. Milletvekilleri arasındaki sözlü atışmaların yükselmesi üzerine oturumu yöneten AK Partili Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, ilginç sözlerle müdahale etti: “Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz yani bugün konuştuğumuz şey Paris İklim Anlaşması çerçevesinde küresel ısınma ve onun dünyaya verdiği zararlar. Yani bu Meclisteki ısınma da, inanın Başkanlık Divanına zarar veriyor...

Yüksek tansiyon, oturumu yönetenleri terletti...

PİRAMİTLERE RAKİP OLMAK

TAŞ Tepeler, Mısır Piramitleri’ne rakip olabilir mi? Şanlıurfa’da 100 kilometrelik bir alana yayılan ve merkezinde Göbeklitepe’nin olduğu alanın, artık genel bir adı var, Taş Tepeler. Neolitik Çağ’a ışık tutacak 12 arkeolojik alanı kapsayan Taş Tepeler, yurt dışına bu isimle tanıtılacak.

Taş Tepeler lansmanını izleyen Umut Erdem’in aktardığına göre, kitaplara, film ve dizilere konu olan bu bölgenin, mistik açıdan insanı içine çektiği anlatılıyor. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Zeynel Abidin Beyazgül, bölgenin gizemine ilişkin olarak, “Gelenler, ‘Bu şehirde anlamadığımız bir derinlik var. Geldiğimiz zaman gitmek istemiyoruz, sanki bir şey bizi buraya çağırıyor’ diyor. İddia ediyorum; Taş Tepeler, Mısır Piramitleri ile yarışacak hale gelecek” sözleriyle vurgu yapıyor.  

Başkanın, antik kentler arasında rekabeti farklı boyuta taşıyan sözleri gerçek olur mu bilinmez. Ancak ortaya çıkan tarihin çok büyüleyici olduğunu ve herkesi etkisi altına aldığı doğru. Asıl görev, Dünya’nın bilinen tarihini değiştirecek bu mekanı, piramitler gibi profesyonel bir bakışla tanıtmak olmalı.

Yazının Devamını Oku

Meclis’in sanatla imtihanı

TBMM yeni yasama yılına, yeni siyasi tartışma başlıkları ve pandemi hazırlıklarıyla girdi. Olası siyasi gündem ve tartışmaları çok yazıp çizeceğiz. Ancak bu kez başımızı, sanatsal faaliyetlere çevirdik.

TBMM’nin geçen yıl 19 sergiye ev sahipliği yaptığı ve 700 bin TL harcadığını biliyoruz. Bunlar arasında en ilgi çekenleri, ‘Füreya Koral Sergisi’ ile ‘Sıtkı Nida Olçar Sergisi’ oldu. Dünyaca ünlü seramik sanatçısı Koral’ın ihmal edilen eserlerinin depolardan gün yüzüne çıkartıldığını anımsarsınız.

Öğrendiğimize göre, yeni dönem için çok sayıda sergi talebi var. COVID-19 salgını sebebiyle dikkatli değerlendirme yapılıyor. TBMM’nin şeref salonunu süsleyecek sanatsal faaliyetlerin, koronavirüs kadar, sanatsal içeriği açısından da incelenmeye ihtiyacı var.

Eski dönemlerde bu salonlarda, el-işi derslerinde yapılan il maketlerinin sergilendiğini de anımsıyoruz. Oysa, Meclis salonları seramikten resme, fotoğraftan el sanatlarına kadar bir çok değerli sanatçıya kapısını açılabilir. Çoğu kimse hatırlamaz, Meclis’te her hafta Devlet Tiyatro ve Balesi’nin biletlerinin satıldığı stantlar kurulur ve önünde uzun kuyruklar olurdu. Zamanla “talep yok” diye iptal edildi.

Oysa, sanatın bütünleştirici duygusu, gergin anlara iyi gelmez mi?

YURTDIŞINDAKİLER DİKKAT

Avrupa ülkelerinde yaşayan 7 milyon Türk vatandaşını yakından ilgilendiren bir uygulama başlıyor, aman dikkat. Bu kişilerin Türkiye’deki finansal bilgileri, artık AB ülkeleriyle paylaşılacak.

Daha önce, bilgi paylaşımının ertelenmesi için hem AK Parti hem de CHP milletvekillerinin çaba sarf ettiğini dile getirmiştik. Ancak maalesef beklenen erteleme olmadı. Hazine ve Maliye Bakanlığı, anlaşmalar gereğince, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının Türkiye’deki finans bilgilerinin paylaşılmaya başladığını, 2020 ve 2021 bilgilerinin de o yılların eylül aylarında verileceğini duyurdu.

Ertelemenin, yaşadıkları ülkelerde eksik bilgilendirmenin tamamlanması, ‘

Yazının Devamını Oku

Pandemi endemiye dönüşecek mi?

Şimdi işin uzmanı olan bilim insanları, ABD’de bulunan ilacın ne kadar işe yarayacağının yanı sıra, koronavirüs ile ilgili yeni bir tartışma açtılar.

Ankara’da, “Bu kışın sonunda pandemi, endemiye dönüşür mü? Yani grip vakaları gibi hayatımızda hep var olan, ancak riskli gruplar dışında ölüme neden olmayan bir hastalığa dönüşebilir mi?” sorusu tartışılıyor. Buna “Evet” diyenlerin sayısı az değil.

Salgın nedeniyle uyguladığımız önlemler, grip (influenza) gibi hastalıklardan korunmamızı sağladı. Bir nevi ‘temiz toplum’ yaratıldı. Şimdi toplumsal hareketliliğin yeniden başlaması nedeniyle grip vakalarında artış bekleniyor. Nedeni, hem korumanın gevşemesi hem de bir önceki yıl gribe yakalanmayanların, bağışıklık geliştiremediği için şimdi daha açık hedef haline gelmeleri. Uzmanların uyarıları da son günlerde arttı.

Tartışma burada yoğunlaşıyor. Grip ile koronavirüs belirtilerinin aynı olması nedeniyle bu ikisi karıştırılacak. Ya grip sanarak COVID-19 ciddiye alınmayacak ya da her grip vakası koronavirüsün yeni varyantı sanılarak telaş yapılacak. Uzmanlar, bu nedenle PCR testinin ve sağlık kuruluşlarına başvurmanın önemine vurgu yapıyor.

Ancak beklentiler, pandeminin endemiye dönüşmesi yönünde. Diğer bulaşıcı hastalıklar gibi seyreden, hızlı bulaşmayan, risk grupları dışında ölüme neden olmayan bir hastalığı dönüşme beklentisi artmış görünüyor. Anlaşılan bu kış, bunu konuşacağız.

Yazının Devamını Oku

Bedava peynir kapanda olur

Hükümetin, sosyal medya alanında yeni düzenleme yapmak için başlattığı çalışma oldukça kafa karıştıran zor bir süreçte ilerliyor.

Dezenformasyon ve manipülasyonun önlenmesi için sıralanan her öneri, başka sorun yaratıyor. AK Parti kurmayları, bunun zor bir denklem olduğunu kabul ediyor.

AK Parti’de yapılan değerlendirmeler bu açıdan ilginç. Öncelikle, yeni düzenleme yapılırken, fikir ve düşünce özgürlüğü ve haber alma hakkının engellenmemesini savunanlar var. Buna karşın, kontrol mekanizmasını hapis cezasına kadar götürmek isteyenler de bulunuyor.

Öğrendiğimize göre; toplantılarda, sosyal medya alanı ‘uluslarüstü yeni bir imparatorluk’ olarak tanımlanıyor. Toplantılarda, “Kontrol etmek ve kural koymak zor. Kendi egemenlik alanlarının özgürce kullanılmasını savunanlar, başka bir konuda manipüle edebiliyor. Bedava peynir ancak fare kapanında olur. Bu mecralara ücretsiz dahil olmanızı sağlıyorlar. Sonra sizin üzerinizden, hem para kazanıyorlar hem kontrol sağlıyorlar. Kişisel veriler dahil bir çok bilgiye ulaşılabiliyor” değerlendirmesi yapıldı.

Henüz taslak aşamasında olan çalışmadan ne çıkacağı merak konusu. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başta olmak üzere birçok meslek örgütü, yapılan düzenlemenin “haber alma özgürlüğünü” ortadan kaldıracağını iddia etti. 2007’de ilk kez çıkan İnternet Yasası birçok kez revize edilerek, ciddi kısıtlamalar getirildi. Bu haliyle bile yeterince kontrol yapıldığı savunuluyor.

Bu düzenleme, İstanbul Sözleşmesi ve güvenlik soruşturması gibi, önemli bir sınav olacak.

YANIK SESLİ MÜEZZİN MOLASI!Şanlıurfa’da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Göbeklitepe’yi de içine alan Taş Tepeler isimli büyük lansmanı tüm heyecanıyla sürerken, sesi yanık bir müezzinin okuduğu ezan toplantıda ilginç anlar yaşanmasına neden oldu. Mitinglerde ezanda konuşmayı kesmek âdettendir, ama toplantılarda buna pek rastlamaz. Ancak, cami törenin düzenlendiği yere o kadar yakındı ki neredeyse aynı mekânda okunduğunu sandılar.

Umut Erdem

Yazının Devamını Oku

Karavancıları sevindiren yasa teklifi: İşte buna indirim denir

Yüzde 220 olan bir verginin, yüzde 15’e indirildiğini söylesek, herhalde herkese çarpıcı gelir. Pandeminin gözdesi karavanlar için artık dehşet verici bu vergi talep edilmeyecek.

Bu yüksek oran nedeniyle geçen yıl sadece 5 yeni karavanın trafiğe çıktığını biliyor musunuz?

Bu konu bir süreden beri siyasetin gündemindeydi. CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat, geçtiğimiz nisan ayında yasa teklifi ile ön almıştı, hükümet de ‘aklın yolu birdir’ dedi, oranları düşürdü. Teklif yakında TBMM’de olacak.

ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerinde oldukça yaygın olan karavan turizmi, pandemi nedeniyle son iki yılda ilgi patlaması yaşadı. Bizdeki tüm doğal güzelliklere rağmen, sadece deniz turizmiyle yetinilmesine, bu süreçte kafa yoruldu. Bin kişilik tatil köylerine gitmeyenler, karavanlarıyla izole tatile çıkmak istediklerinde, yeterince karavan parkı ve alt yapı olanakları olmadığını gördüler.
Vergiyi düşürmenin tek başına yetmediği biliniyor.

Başta Karadeniz olmak üzere, göller bölgesi, tarihi mekanlar, orman güzelliklerinin olduğu yerlerde alt yapı oluşturmak gerekiyor. Ciddi bir karavan turizmi haritası çıkarmak, karavan alanlarında alt yapı kurmak, hatta spor alanları, yürüyüş rotaları belirlemek gerekiyor. Böyle bir harita, karavan turizmine çok daha yakın olan yabancıları da cezbedecek.

Hem böylece doğal güzellikleri korumak zorunda da kalırız, kim bilir!

EN İYİ ONLAR GÖRÜR

Yazının Devamını Oku

Peki ölüm oranı neden yüksek?

Pandemili bir kışa daha girmeye hazırlanırken, koronavirüsün bizi terk edeceğine ilişkin umutlar azaldı.

Şimdi Ankara’da, bunca mücadele kararına karşın, ölüm oranlarının neden yüksek olduğuna kafa yoruluyor. Yeni analizler, temaslı takibi ve ön izlemenin eskisi gibi işlemediği yönünde.

Sorun, her gün 30 bine yakın vaka, 250 ölüm haberlerinin normalleşmesi. Başkentte aşılama oranları, PCR zorunluluğu, kapalı mekânlar için konulan yeni kurallara rağmen ölüm oranlarının beklenenden fazla olduğu konuşuluyor. Birkaç neden üzerinde duruluyor. Birincisi, takip ve filyasyon süreçlerinin eskisi gibi işlememesi. Sağlık Bakanlığı, deltaya göre takip sistemini yenilediğini açıklasa da temaslı takibi, uyarı mekanizması, izolasyon gibi konulara yeterince dikkat edilmediği öne sürülüyor.

Dolayısıyla hastalar sağlık kuruluşlarına başvurduğunda ağırlaşmış oluyorlar ve yoğun bakım süreci başlıyor. Diğer bir neden ise tek doz aşılıların aşırı güven duygusu. Bu kişiler, çok rahat davranıyor. Zira, yoğun bakım başvuruları arasında ilk sıralarda aşısızlardan sonra tek doz aşılılar geliyor. Özellikle tek doz aşılı 65 yaş üstüyle sorun yaşanıyor. Aynı oranda vakası olan ülkelerle kıyaslandığında ölüm oranlarının fazla olduğu bir gerçek. İşte rakamlarla kendi gerçeğimiz:

- Aşı hakkı olup aşısını yaptırmayanların oranı yüzde 20.

- Pozitif test oranında artış maalesef yüzde 8’i aştı.

- İlkbaharda 10 bin vakada 74 olan ölüm oranı, sonbaharda on binde 82’ye ulaştı.

- Son bir ayda vaka sayısı yüzde 17 arttı.

Yazının Devamını Oku

Muhtarlar isyanda

Mahallenin muhtarı olmayı önemseyenler isyanda!

Muhtarlık seçimlerinin genel seçimlerden ayrı yapılmasına ilişkin önerilerin tartışılması üzerine birçok muhtarın Ankara’da kulis yaptığını öğrendik. Muhtarlar, “Aman bizi genel seçimlerden ayırmayın, sadece muhtarlık seçimi için kimse sandığa gitmez, üç oyla seçilen muhtarlar olmak istemiyoruz” diye dert yandıklarını biliyoruz.

Cumhur İttifakı’nın seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesini de kapsayan çalışmasının başlıklardan biri muhtarlık seçimlerinin genel seçimlerden ayrılmasıydı. Paket tırpan yemeden önce, YSK ve muhtarlık seçimlerine ilişkin bazı düzenlemeleri de kapsıyordu. Toplantılarda buna itiraz edenler, Türkiye’nin sürekli seçim atmosferinde tutulacağını, bu iki seçimi ayırmanın Anayasa’ya aykırı olacağını dile getirdi. Ama asıl itiraz muhtarlardan geldi.

Şimdilik bu projenin rafa kalktığını belirtelim. Ama başka bir konuda kafa yoruluyor. Muhtar seçildikten sonra yasadaki gerekli şartları taşımadıkları ortaya çıkan “sahtekârlarla” ilgili çalışma yapılıyor. Hürriyet’te daha önce okuduğunuz bu çalışmaya göre, muhtarlara mazbata verilmeden önce seçilme yeterliliği taşıyıp taşımadıklarını ispat etmeleri istenecek.

Yeterliliği taşımayanlara mazbata verilmeyecek. Mazbata verilmediği andan itibaren, en çok oyu alan ve şartları taşıyan ikinci muhtar adayı görevlendirilecek. Böylece, görev iptal edilince ara seçim yapma zorunluluğu da ortadan kalkacak. Bu çalışma ilkinden daha anlamlı. Zira her seçimden sonra en az 3 bin muhtar hakkında YSK’ya sahtekarlık başvurusu yapıldığını biliyoruz.

BU DA MKE DOLANDIRICILIĞI!Sahte iş ilanlarıyla vatandaşları mağdur eden, kimlik bilgilerine ulaşan ve para talep edenlerin ortaya çıktığını duyduğumuzda ‘pes’ dedik. Üstelik bunun için sahte bir site kurup resmi gibi gösterdikleri saptanınca, ortalık iyice karıştı.

Bu olay, yeniden yapılanan ve yasayla yeni statüye kavuşan Makine Kimya Enstitüsü Kurumu’nda yaşandı. MKE, yarı özerk bir kuruluşa dönüştürülmesiyle ilgili yasal düzenlemeyi yaptığında, kuruma yeni elamanlar alınacağına dair beklentiler de arttı. Statü değişimi tamamlanırken, mağdur edilenler de oldu tabii. Yıllarını kuruma veren birçok kişi yeni görev tanımında karşılıkları olmadığı için ya emekli edildi ya da farklı kurumlara yatay geçiş yapmaları için havuza alındı.

MKE’nin yeni statüsü gereği yeni elemanlara ihtiyacı olacağı için iktidar vekillerinden yardım isteyenlerin sayısı da arttı. Henüz eleman alınmadığını bilen Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can, “Vekilim, eleman alınmaya başlanmış. Bizim için devreye girin” diye çok sayıda başvuruyla karşı karşıya kalınca, olağanüstü bir durum olduğunu anladı. Başvuranlar, eleman alımını MKE’nin resmi sitesinde gördüklerini anlatınca, konu MKE yönetimine iletildi.

Sahte bir site aracılıyla eleman alımı duyurusu yapıldığı, kişilerin kimlik bilgilerinin talep edildiği ortaya çıktı. Kurum yönetimi harekete geçti, sitenin kapatılması için başvuru yaptı. Ancak, çok sayıda işsiz genç, iş umudu ve torpil talebiyle

Yazının Devamını Oku

Kampus kâbus olmasın... Asemptomatik gençlere dikkat

Yüz yüze eğitiminin ikinci ve önemli ayağını üniversiteler oluşturuyor.

Ülkenin ve şehrin farklı yerlerinden, kampuslara toplanacak gençlere yönelik pandemi kaygısının dozu yüksek olmalı ki YÖK 45 sayfalık kılavuz hazırladı. T cetvelini kullandıktan sonra dezenfekte edilmesinden asemptomatik gençlere dikkat edilmesine kadar her durumun anlatıldığı “kılavuz” okul yönetimlerine kök söktürecek.

Öncelikle haklı bir endişe paylaşılıyor. “Şehrin her yerinden gelenlerin kampusta bir araya toplanması, toplu taşıt kullanan çalışanlar, akademik faaliyetlerde araştırmacıların aynı ortamı kullanması, sosyal ve yemek alanlarının ortak oluşu” başlıca sorunlar olarak tanımlanıyor. Riskin özellikle “sağlık hizmeti veren sağlık uygulama ve araştırma merkezleri, tıp fakülteleri ve diş hekimliği fakültelerinde” yüksek olduğuna vurgu yapılıyor. Ayrıca, kampusun bulunduğu il ve ilçedeki salgının seyri de riski açısından önemli unsur olacak.

Sonuçta, bu riskleri bertaraf etmek için hem üniversite yönetimleri hem de öğrencilere büyük görev düşüyor. Önlem listesi, laboratuvar malzemelerinin her seferde dezenfekte edilmesinden, vantilatör çalıştırılmasının yasak olduğuna, sabunun ele en az 3-5 ml alınacağına kadar uzayıp gidiyor.

Binlerce genci kampuslara toplamanın sonuçları belli ki ciddiye alınmış. Sayfalarca süren uyarılar tam olarak hayata geçirilirse sorun yok. Ama bu konuda yaşanacak ufak bir ihmal, ciddi risk demek. Kampuslar tüm kente virüs yayma merkezlerine dönüşmesin.

EMEKLİLİKTE ERİKLİ KEK YAPMAKAlmanya Başbakanı Angela Merkel, siyasete veda etmeye ve emekli hayatına adım atmaya hazırlanırken, yeni hayatında ne yapmayı planladığına ilişkin haberler gözümüze takıldı. Erikli kek ve patates çorbası yapmayı seven, kitap okuyup biraz uyuklama planları yapan Merkel’le ilgili yazılar, siyasilerin veda etmeyi bilmemesiyle ilgili değerlendirmeleri akla getiriyor.

Merkel’in siyasal sistemin zorunluğu kıldığı vedası üzerine bundan sonra ne yapacağı yazılıp çiziliyor. 67 yaşındaki Merkel, emekli olduktan sonra aylık geliri 15 bin Euro olacak. Almanya’da ortalama maaşın 3 bin 500-4 bin Euro olduğu biliniyor. Merkel’e bir koruma, bir de makam aracı verilecek. Emekli başbakan olarak Federal Meclis binasında bir de ofisi olacak.

Merkel’in emekliliğine ilişkin değerlendirme yazıları, bizi Almanya’dan, Türkiye’ye getirdi. Bizde milletvekili maaşı 27 bin lira, milletvekili emeklilik maaşı ise 17 bin lira. Hak kazanan vekil, bu ikisini birden alabiliyor. Buna, başbakan veya cumhurbaşkanı için makam tazminatı ekleniyor. Bizdeki ortalama maaş ise TÜİK verilerine göre 3 bin lira.

Yazının Devamını Oku

Gözde araziler satışta

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, bir süreden beri özellikle turizm bölgelerinde oldukça değerli alanların satış ve kiralanmasına hız verdi.

Çeşme, Alanya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye, Marmaris İçmeler’in de aralarında bulunduğu 200 bin metrekarenin üzerindeki arazinin özelleştirme kapsamına alındığına ilişkin karar, geçtiğimiz günlerde açıklandı. Bu hızlanan satışların bütçeye gelir takviyesi olduğunu kimse yadsımıyor.

Aysel Alp’ın bilgisine göre, bu kez özelleştirmelerde farklı bir yöntem izleniyor. 2025 yılı sonuna kadar özelleştirilmesi planlanan yerlerde klasik satış dışında, ‘kiralama, gelir ortaklığı, işletme hakkı’ gibi farklı yöntemlere başvuruluyor. Uzmanlar bunun hem satışı hızlandıracağı hem de geliri arttıracağı yorumu yapıyorlar. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın (ÖİB) yatırımcıları cezbetmek üzere çoklu model uyguladığı yorumları oldu.

İncelenince görüldü ki; ÖİB son yıllarda portföyünde bulunan gayrimenkullerin satışını cazip kılmak için yerel planların dışına çıkarak ‘ticari alan, konut alanı, turizm alanı, özel okul, özel sağlık tesisi’ gibi nitelik değişikliklerine giderek, emsal artışı yaptı.

Türkiye’nin en kıymetli turizm, konut, sanayi bölgelerindeki 31 taşınmaz bu kapsamda satışa çıkarıldı.

Şimdi gözler, bu özelleştirme kararlarının nasıl uygulanacağına çevrildi. Çok değerli bu alanların kimlere, hangi koşullarda verileceği ve amacı dahilinde kullanılıp kullanılmayacağı izlemede.

Özellikle, yereldeki takipçilerin bu işi çok yakından izlediğini biliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Yaz anketleri ve kararsızlar

Her ay partilerin veya şirketlerin yaptırdığı anketler, ilgililerine servis ediliyor. İktidar için pek iç açıcı olmayan anketlerde, dikkatler kararsızların durumuna kayıyor.

Ağustos ayının son anketlerine göre, kararsızların sayısı hızla artıyor. Bir önceki ay yüzde 28 olan “kararsız artı oy kullanmayacağım” diyen seçmen, son araştırmalarda yüzde 37.7 olarak belirlendi. Tüm siyasilerin merakla izlediği bu tabloda, kararsızlar yüzde 29.4, “oy kullanmayacağım” diyenler ise yüzde 8.3 olarak veriliyor.

İlginç bir analiz ise partilerin çekirdek oyları açısından yapılıyor. Çekirdek oylarda azalma, gri alanda ise artış olduğu belirtiliyor. Gri alan şu an yüzde 58 olarak belirtiliyor. Yani bu kitlenin, partisini değiştirme potansiyeli olduğu görülüyor.

Tüm partilerin gözünü diktiğin genç seçmene gelince, 18-32 yaş grubunun yüzde 43.9’u, önümüzdeki seçimde ilk kez oy kullanacak olan 15-17 yaş arası gençlerin ise 64.3’i, kararsız olduğunu veya oy kullanmayacağını söylüyor. Kürt seçmen, sonuçlar için belirleyici olmaya devam ediyor. İktidar, bu kanattaki seçmenlerinin üçte birini kaybetmiş görünürken, Millet İttifakı’nın bu oylar olmadan sonuç alması pek mümkün görünmüyor.

Yaz aylarının en taze anketleri, partiler için önemli mesajlar taşıyor. Doğru strateji, akılcı siyaset ve demokrasi adına söylenen samimi sözler, gri alandakilerin partisini belirleyecek.

GÖZLER AFGANİSTAN’DA OLSA BİLEGüncel siyaset şu ara Afganistan’daki gelişmelere odaklaşmış olsa da Türkiye’nin arka bahçesinde bir süreden beri ilginç gelişmeler yaşanıyor. Dikkatler ilk olarak CHP heyetinin Erbil’e yaptığı ziyaret nedeniyle Kuzey Irak’a çevrildi. Türkiye, Kuzey Irak yönetimi kadar, Talabani bölgesindeki gelişmeleri de yakından izliyor.

Konunun güncel iki başlığı var. Biri, CHP’nin Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı projesi. Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın dahil olacağı böyle bir mekanizmanın kurulmasına olan ihtiyaç, ilk elden önce Kuzey Irak yönetimine anlatıldı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani’yi ziyaret eden CHP heyetine, Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı başkanlık etti. CHP heyeti, daha sonra Kerkük’e geçerek, Irak Türkmen Cephesi’yle de görüşmelere yaptı. Temasların, CHP’nin Irak politikasının sunumu şeklinde geçtiğini ve memnuniyet yarattığını belirtelim. 

Bölgedeki diğer önemli gelişmeye gelince. Türkiye’nin İran sınırında özellikle

Yazının Devamını Oku

Baraj meselesi

Neredeyse bir yıldan beri izlediğimiz “Siyasi Partiler ve Seçim Yasası” çalışmaları, farklı bir boyuta taşındı.

Tüm alternatifleri ve önerileri, fikri takip esasına inanarak haberleştirdiğimiz için seçim barajının hem yüzde 5 hem de yüzde 7 olarak tartışıldığını çok kez yazdık.

Liderlerin ağzından barajın yüzde 7 olmasına karar verildiğinin duyurulması, birçok senaryonun sahaya sürülmesine neden oldu. Sürecin tanığı olarak, aşama aşama bu noktaya nasıl gelindiğini biliyoruz. Şunu belirtmek isterim ki; Cumhur İttifakı’nın iki liderinin son yaptığı görüşmeye kadar, barajın yüzde 5 olması konusunda mutabakat oluşmuştu. AK Parti ve MHP temsilcileri seçeneği teke indirmişti.

Ancak, yaz aylarında yapılan bazı görüşmeler, yüzde 7 veya yüzde 5 tercihinin, seçimi etkileyecek sonuçları olabileceğine dairdi. Sanıldığı gibi bu, MHP’yi kurtarmak için bir plan değil. MHP, her durumda yüzde 7’yi bulabilir ki, bu onun için başarı sayılmaz.

Asıl mesele, her birinin oyu yüzde 1’ler civarında olan, çoğu sağ seçmene hitap eden küçük partiler.

Bu partilerin, nereye evrileceği, kimin yanında duracağı seçim sonucunu belirleyecek. Son anketlere bakıldığında yüzde 1-2 oyun ne kadar değerli olduğunu görürsünüz.

İşin özü, bu partilere sempati duyan seçmene mesaj vermek. Bu partilerin ortak hareketle, yüzde 5 barajını aşma olasılıkları olabilir, ama yüzde 7 zorlayacaktır. Dolayısıyla bunlara sempati duyan seçmenin ‘oyunun ziyan olmaması’ için yapacağı tercih değişikliği, büyük partilerin işine yarayacaktır.

Siyasi kulislere göre, böyle bir hamle, bu partilerin üçüncü bir ittifak kurmalarını zorlaştırır, başka güçlü bir ittifakın parçası olmalarını kolaylaştırır.

Yazının Devamını Oku

Eski köye yeni âdet!

Hantal ve verimsiz yapılar veya kurumları değiştirmek gerekiyorsa, ‘eski köye yeni âdet” doğrudur. Bu nedenle bu atasözünü, taşıdığı ters anlam nedeniyle severim. Değişim ve yeni bir anlayışı simgeler.

Bu konuya, iki bakanın farklı çalışma anlayışı ve aldıkları kararlar nedeniyle girdim. Şöyle ki;

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, eski alışkanlıkları değiştirerek, kamu disiplini ve kurallara uyma konusunda yeni adımlar atıyor. Oldukça sessiz çalışan bakanın, kamuda tasarruf kadar gözünü diktiği bir başka konu, Kamu İhale Kanunu’nda açılan gedikler. Bakan, bu gediklerin kapatılması ve istisnaların ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyor. Bu konuda çalışma başlatan bakanın, umarımız önüne aşamayacağı engeller çıkmaz.

Diğer çalışma, Ticaret Bakanlığı’nda. Bakan Mehmet Muş, grup başkan vekilliğinden kalan alışkanlığı ile yasa çalışmalarında farklı bir yöntem izliyor. Muş, konunun uzmanı milletvekillerini bizzat bakanlığa davet ederek, taslaklarının çalışmalarını bürokratlarla birlikte yapmalarını istiyor. Yani, işin pişme aşamasında yasamanın temsilcileri devrede oluyor. Bu sistem, bir süre önce AK Parti grubunda kurulmuştu. Her taslak metin için uzman milletvekillerinden oluşan komisyon kuruluyor, kamu ve vatandaşların yararı ön plana çıkartılıyordu. Ancak duyduğumuza göre, yeni grup başkan vekilleri bu mekanizmayı pek işletmiyor.

Ortak akıl, ihtiyaçların ve sorunların daha doğru saptanmasını sağlar. Böylece, çıkar grupları değil, halkın tercihleri ön planda tutulur. O yüzden eski köye, yeni adet getirmek iyidir.

DÜĞÜN ÇALGICISINe zaman bir düğüne gitsek, gözlerimiz sahnedeki müzisyenleri arar. Büyük otellerden tutun da kır düğünlerine, taşranın küçük düğün salonlarına kadar her yerde ‘no name’ müzisyenler bu işten para kazanır ve hayatta kalmaya çalışır. Bizim için düğün çalgıcısı olan bu kişiler, artık örgütlü. Hem de afili bir birlikleri var.

Türkiye İcracı Sanatçılar ve Müzisyenler Meslek Birliği, henüz bir aylık bile değil. Sosyal haklarını korumak ve Türkiye genelinden bu işten ekmek yiyenleri bir araya getirerek, güç birliği yaratmak isteyen kişilerin, TBMM’den Kültür Bakanlığı’na kadar uzun uğraşları oldu. AK Parti Isparta Milletvekili Recep Özel, onların elinden tutup, bakanlığa götürdü. Bakanlık, 25 bin kişilik bu grubun haklarını savunacak bir birlik kurulmasına ‘evet’ dedi.

Birliğin 1. Olağan Genel Kurulu geçen günlerde Ankara’da yapıldı. Tabii onur konuğu da bu süreçte yardımda bulunan milletvekili Özel oldu. Halk arasında “düğün çalgıcısı” diye bilinen bu müzisyenlerin ‘

Yazının Devamını Oku

Bu rakamlar izlenmeli

Vatandaşların finans kuruluşlarına olan bireysel borçları bir süreden beri izlemede. Bu borcun plansız ve hesapsız şekilde arttığına ilişkin kaygının sadece muhalefette değil, hükümette de duyulduğunu biliyoruz.

Öğrendiğimize göre Hazine ve Maliye Bakanlığı, bankalarda bireysel kredilerdeki hızlı artışı izlemeye aldı. Bakanlığın, bankaların daha titiz inceleme yapması için talimat verdiği, bir süre sonra bunun taşınmaz bir yüke dönüşmesi endişesi olduğu belirtiliyor.

Buna ilişkin veriler, CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen tarafından TBMM’de sık sık paylaşılıyor. Başevirgen, 2019 yılında 31 milyon 897 bin kişinin banka, finans şirketlerine tüketici kredisi ve kredi kartı borcu olduğunu, bu rakamın geçen yıl 34 milyona çıktığını ve bu artışın hızla devam ettiğini anlatmıştı. Başevirgen, son olarak, bu yıl ocak-haziran döneminde 474 bin kişinin tüketici kredisi, 222 bin kişinin de kredi kartı borcunu ödeyemediği için bankalar tarafından takibe alınarak icraya verildiğini belirtti. Başevirgen, “Vatandaşların bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan toplam borcu 989 milyar liraya ulaştı. Ekonomik kriz nedeniyle vatandaş krediyle yaşamaya mecbur kaldı” diyor. 1 Ocak- 20 Ağustos tarihleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 4 milyon 522 bin yeni dosyanın geldiği, bu sayının geçen yılın aynı dönemine göre 863 bin adet arttığı da biliniyor. Bu rakamlar, Maliye Bakanlığı’nın neden kaygı duyduğunun yanıtı gibi...

PLASTİK VİRÜSTEN BETER

MODERN hayata ilk 1950’li yıllarda giren plastik, o dönem 1.5 milyon ton civarında üretiliyordu. Bugün ulaştığı rakam dehşet verici. Yıllık 335 milyon ton plastik malzeme kullanılıyor ve atık olarak doğaya bırakılıyor. Yani hayatımızda 15 dakika bile kalmayan plastikler, doğada bin yıl yok olmuyor ve sadece yüzde 1’i dönüştürülebiliyor.

Bu rakamlar, plastiği poşet olarak kullanmaktan vazgeçmenin bile tek başına ne kadar anlamlı olduğunu gösterdi. Buna ilişkin veriler, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından paylaşılınca, doğru yolda ilerlediğimiz ortaya çıktı.

Umut Erdem’in aktardığına göre, Bakan Kurum, 2019 ve 2020 yıllarında plastik poşet kullanımında yaklaşık yüzde 75’lik azalma gerçekleştiği bilgisi verdi. Kurum, “290 bin ton plastik atığın oluşumu engellenmiştir. Ülkemizde plastik poşet üretimi için gerekli plastik hammadde ithali de önlenmiş ve yaklaşık 2 milyar TL tasarruf edilmiş olmakla birlikte yaklaşık 12 bin ton sera gazı salımı da önlenmiştir” dedi.

CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın soru önergesine verilen yanıt, uygulamadan önce Türkiye’de plastik poşet üretimi miktarının yıllık 35 milyar adet civarında olduğunu, bir kişinin yılda ortalama 440 adet plastik poşet kullandığını ortaya koydu. Şimdi poşet kullanımının yüzde 75’lik azalması çok önemli.

Yazının Devamını Oku

'Hekim unvanlı karanlık odaklar'

"Hekim unvanlı karanlık odaklar” ifadesini okuduğumda, moda tabirle yine bir “dış güçler benzetmesi mi yapılıyor?” diye düşünmekten kendimi alamadım.

Aşı karşıtı olan ancak bunu bilimsel hiçbir temele dayandırmayan bazı doktorların kastedildiğini sonradan anladım.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, aşı tereddüdünün kaynağının bakanlığın birbiriyle çelişen açıklamaları olduğunu, aşı karşıtlığı konusunda yeterince çalışma yapmadığını iddia etti. İlgezdi, bunun sosyal medyada kara propaganda yapan ‘hekim unvanlı karanlık odakların’ değirmenine su taşıdığını savundu.

Olayın bu yönüne kafa yorulduğunu belirtmek isterim. İlgezdi’nin eleştirdiği noktadan bakan çok sayıda AK Partili siyasetçi var. Özellikle son aylarda aşı duyarsızı olarak tanımlanan yüzde 35’lik kitlenin, aşı karşıtlığına geçmeye başladığına ilişkin araştırmalar paylaşılıyor. Yani yüzde 5 olan aşı karşıtlarının sayısı hızla artıyor.

SONBAHARDAN ÖNCE SON VİRAJ

Bilimsel temele dayanmak kaydıyla, hem pandemi sürecinde alınan kararlar, hem de aşı uygulaması eleştirilebilir. Anayasa’da güvence altına alınan haklar çerçevesinde zorlamanın sınırları bellidir. Ancak, sosyal medyada bazı doktorların, “Benim bu konudaki fikrim değişmeyecek” sözlerine ne demeli? Bilime inanan biri, hem fikrinin hem de bilimsel sonuçların değişeceğini bilir. Bilim değişkendir. Fikrisabit bir bilim insanı olabilir mi?

Bu noktada görev, ilgili bakanlıklara ve kamuya düşmektedir. “Aşı yalanlarına” yanıt niteliğinde kamu spotları hazırlanmalı; sosyal medya, TV’ler, hatta bakanlığın internet sitesinde ulaşılır hale getirilmelidir. Yerelde de karar vericiler tarafından hap gibi anlatılacak sunumlar yapılmalıdır.

Yazının Devamını Oku

Halkımız afet yorgunu

Kuraklık, yangın ve sel felaketleri, aylardan beri pandeminin kıskacında bunalmış vatandaşların kalan umutlarını da yok etti.

İktidar partisi, farklı bir gözle yerinde inceleme yapmaları için afet bölgeleri başta olmak üzere vekillerden “nabız ekipleri” oluşturdu. Ekonomik sorunlar, pandemi sıkıntıları derken doğal afet yaralarını saptamak için yollara düşen ekibin ilk saptamaları, vatandaşların çifte felaketin altında ezildiği oldu.

Öğrendiğimize göre, öncelik yangın bölgelerine verildi. AK Parti Teşkilat Başkanlığı’nın yaptığı organizasyonla bölgelere giden vekiller, yangın sonrası öncelikli çalışmalar, vatandaşın istek ve taleplerinin belirlenmesi, kamu kurumları ve bakanlıkların yeterince çalışıp çalışmadığı konusunda değerlendirme yaptı. Bu raporlar, MYK toplantılarına getirilecek. Aynı yöntemle, sel felaketi yaşanan bölgelerde de ‘acil talepler’ toplanıyor.

Diğer bölgelerde ise vatandaşların ekonomik sorunları, pandemiden kaynaklanan sıkıntıların belirlenmesine başlandı. İlk değerlendirmelerin genel merkeze ulaşmaya başladığı, vatandaşların en büyük önceliğinin ekonomik sorunlar olduğu belirtildi. Küçük işletmelerin yeniden ‘kapatılma’ endişesi yaşadıkları öğrenildi. Bir kapatma kararının daha iflas anlamına geleceği dile getiriliyor.

Diğer yandan İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinin en büyük problemi kuraklık. Üreticilerin sulama sorunu yaşadıkları, tankerlerle köylere su getirmeye çalıştıkları anlatıldı. Kuraklık bölgeleri ise destek uygulaması bekliyor.

Yerelde yapılan incelemeler iç açıcı değil. Pandeminin üstüne, kuraklık, yangın, sel felaketi halkı çok yormuş. Şimdi sorumlulukları başkasına atmadan kısa sürede yaraları sarma zamanı.

TURKOVAC’IN YOLCULUĞUÜÇÜNCÜ doz sırası geldiği halde henüz randevu almamış olanların telefonlarına bir mesaj düştü;

“Üçüncü doz aşınız için Turkovac’ı tercih edebilir ve deneme çalışmalarına katılabilirsiniz”...

Yazının Devamını Oku

MEB nasıl kurtulur?

Milli Eğitim Bakanlığı’na ek bütçe verilmesi, ticarethane gibi çalışan vakıf üniversitelerine izin verilmemesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması. CHP, eğitim raporunu bu üç ana başlıkta özetledi. Yeni bakana duyurulur.

CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, partisinin eğitim raporunu açıklarken, YÖK’ün güncel rakamlarından yararlanarak, bir fotoğraf koydu ortaya. 2002 yılında sayıları 22 olan Vakıf Yüksek Öğretim Kurumları’nın bugün 77’ye çıktığını, büyük bölümünün ticarethane gibi çalıştığı belirtildi. Rapora göre, yıllık eğitim ücretleri 25 bin TL ile 185 bin TL arasında değişen bu üniversiteler, AR-GE çalışmalarına yılda 39 bin lira ayırırken, reklam giderleri için 1 milyon 67 bin lira harcıyor. Yani öğrenciye müşteri gibi bakan bir yaklaşım söz konusu. Rapor, üniversiteye giriş sistemiyle bunaltılan ve mutsuz edilen gençlerden, LGS sonuçlarının eğitimdeki fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırdığına kadar birçok başlık içeriyor.

MEB’e gelince... Eylülde okulların yüz yüze eğitim vermeye hazırlandığı dönemde, bakanlığın bağışlarla eksiklerini gidermeye çalıştığı ifade edilen raporda, bakanlığa acilen ek bütçe verilmesi gerektiği saptaması yapıldı. CHP’nin eğitimi raporunda, bakanlığın mevcut bütçesini bile kullanamadığı, tasarrufa zorlandığı öne sürülüyor.

Şimdi bu sorunlara çözüm bulması gereken yeni bir bakan var. Söz savunmanın...

BU DA ÇÖP TRAFİĞİHAYAT çok tuhaf. Bir taraftan doğal afetlerle, sel ve yangınlarla boğuşurken, “Türkiye Avrupa’nın çöplüğü değildir. Kimsenin çöpünü istemiyoruz” diye çevreci kampanyaları yapılırken, diğer taraftan plastik sanayicileri, Ticaret Bakanlığı’nın atık ithaline getirdiği yasağı engellemek için kulis yaptı.

Kulis faaliyeti sadece siyasetin konusu değil. Geçtiğimiz haftalarda Ankara’da bakanlıklar ve bürokratlar arasında ilginç bir trafik yaşandı. “Atık ithalatına getiren yasağı daraltın, yoksa üretim yapamayacağız” diyen bir grup, bakanlık bakanlık dolaştı.

Aysel Alp’in araştırmasına göre, Türkiye, yıllarca 657 bin ton plastik atık ithalatıyla AB’nin kirli ve karışık plastik atıklarını en çok ihraç ettiği ülkelerin başında yer aldı. Ticaret Bakanlığı, geçtiğimiz aylarda bazı atıkların ithalatına yasak getirdi. Ancak plastik sanayicileri, söz konusu ithal atığın geri dönüşümüyle tekstil, otomotiv, beyaz eşya, ambalaj, tarım ve inşaat gibi 30’dan fazla sektörde ham madde olarak kullanıldığına dikkat çekerek, yasağa itiraz etti.

Bundan sonra yoğun bir kulis faaliyeti başladı. Sanayiciler, “

Yazının Devamını Oku

Anayasa’da ince hesaplar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin güncel konuların yanı sıra, yeni anayasa çalışmalarını da kapsayan görüşme yaptığı saatlerde, metnin parti kapatmalarla ilgili maddesinin yeni halini haberleştiriyorduk.

Orman yangınları nedeniyle yoğun gündemde pek yer bulmayan bu çalışmanın ayrıntıları oldukça ilginç. Daha önce bazı başlıklarını paylaştığımız yeni taslağın, bu kez Anayasa’nın parti kapatmalarını düzenleyen 68’inci maddesinden söz edeceğiz. Öğrendiğimize göre, oluşturulan bilim kurulu tarafından bölüm bölüm masaya yatırılan taslak metinle, “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez” hükmü yeniden kaleme alınıyor.

Çalışmada, “milli egemenliğe ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı hareket etmeleri” kapatma gerekçeleri arasından çıkartılıyor. Bunun yerine siyasi partilerin terör ve terör örgütleriyle ilişkileri kapatma gerekçesi olarak tanımlanıyor. Bu aşamada, terör nedeniyle kapatılmasına ilişkin yargı süreçlerinin tamamlanması ve kapatma karanının TBMM’nin onayına sunulması gibi ayrıntılar tartışılıyor.

Bütün bu çalışmanın bir de MHP ayağı var. MHP, AK Parti’nin kendi çalışmasının bazı maddelerini olduğu gibi kabul etmeyecek. Ortak bir çalışma aşamasına gelindiğinde bu önerilerin nereye evrildiğini birlikte göreceğiz. Bilenen tek şey, bu çalışmanın daha çok su kaldıracağı.

DOĞA, 2040’I BEKLEMEDİSIRA DIŞI iklim olaylarının “yeni normal” olacağı, yağışlar betonu aşamadığı için şehir sellerinin yaşanacağı, 2040 yılına gelindiğinde kontrolsüz yangınlar, seller ve aşırı sıcaklar yaşanacağına dair rapor, gerçek oldu. Hem de 20 yıl beklemeden.

Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, TBMM Küresel İklim Değişikliğini Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı  rapor, tam da bugün yaşadıklarımızı anlatıyor. Bir kez daha dikkat çekmekte fayda var;

“2040 yılına kadar Türkiye genelinde sıcaklıklar artacak. Sıcaklık artışı, 2071-2099 arasında Güneydoğu Anadolu’da 5 dereceye, diğer bölgelerde 2 ila 3 dereceye yaklaşacak. Türkiye’nin yağış rejimi değişecek. Sonbahar yağışlarındaki azalma yüzde 30’ları bulacak. Marmara, Batı Karadeniz ve Meriç-Ergene dışında tüm havzalarda yağışlar yüzde 40 azalacak. Betonlaşmanın yoğun olduğu şehir merkezlerinde, şehir selleri artacak. 20 yıl sonra sulamada su kıtlığı çekilecek. 20 yıl boyunca, şiddeti, süresi ve frekansında tırmanış olan hava olayları ve meteorolojik afetler artacak. Kum ve toz fırtınalarının etki alanları artacak.”

Tablo vahim. Sadece yaşanacak sorunların sıralamasıyla kalınmadı. Neler yapılması gerektiği de çok net ortaya konuldu: “Su yönetimi için kanun çıkartılmalı. Atık suların yeniden kullanımı sağlanmalı. Yeraltı sularının kullanım anlayışı değişmeli. Taşkın Kanunu yenilenerek riskler azaltılmalı. Yasalar, iklim değişikliğine göre revize edilmeli.

Yazının Devamını Oku