Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor?

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” diyerek Anayasa Mahkemesi’nin fotoğrafını şahsi Twitter hesabından paylaşmakla neyi amaçladığı yoğun biçimde tartışılıyor, belli ki daha çok tartışılacak.

Yaşanan her askeri darbede, “Genelkurmay’ın yanan ışıkları” gündeme geldiği için Engin Yıldırım’ın sözleri de “darbe” tartışmasına yol açtı.

27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat nasıl bir toplumsal travmaya yol açtıysa, dört yıl önce yaşadığımız 15 Temmuz darbe girişiminin de etkisi sıcaklığını koruyor.

251 şehidimizin sokakları dolduran kanları henüz kurumadı. 2 bin 193 gazimiz ise o gecenin yaralarıyla aramızda. İhanet bıçağının acısı hâlâ milletin sırtında.

Elbette, öyle bir geceyi yaşayan ve FETÖ’nün devlet içine sızmış teröristlerine kahramanca direnmiş Türk milletinin bu konudaki en küçük bir imaya şiddetli tepki göstermesi de anlaşılabilir.

Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor

YILDIRIM NEYİ İMA ETTİ?

Peki, Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım, bir darbe imasında bulunmuş olabilir mi?

Bu sorunun cevabı Engin Yıldırım’ın ya da arkasını neye, kime dayadıysa o gücün kapasitesine bağlı. Ancak Engin Yıldırım fiili darbe yapabilecek bir kurumda görev yapmıyor. Görev yeri Anayasa Mahkemesi.

O yüzden attığı, “Işıklar yanıyor” mesajını ancak fotoğrafını da paylaştığı görev yaptığı yer olan Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri ile ilişkilendirmek mantıklı olur.

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN YETKİLERİ

Mesajın hiç tartışılmayan boyutu buydu. Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinde “görevi” şöyle tarif ediliyor:

“Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Anayasa Mahkemesi siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak, siyasi partilerin gelir kaynakları ile giderlerine ilişkin hesapları incelemek ve Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmekle de yetkili kılınmıştır.”

Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın attığı “Işıklar yanıyor” mesajının Anayasa Mahkemesi’nin saydığım bu görev ve yetkileri ile ilgisi olabilir mi? Elbette hayır.

SİYASET MESAJI ALDI

Çünkü Engin Yıldırım bu mesajı Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu ile ilgili verdiği hak ihlali konusunda ilk yargılamayı yapan 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, “Yeniden yargılamaya gerek yok” diyerek verdiği cezada ısrar eden kararı alındığı günün akşamı attı.

Mesaj siyasete idi.

Mesajı atan da muhatapları da ne olduğunu anladı bence. Hükümet kanadından verilen sert cevaplar bunu gösteriyor.

YILDIRIM’IN AÇIKLAMASI

Engin Yıldırım konuyla ilgili daha sonra yaptığı açıklamada, sözü “darbe” imasına getirip, “Dün gece paylaştığım mesajda maksadını aşan ifadeler kullanmış olmaktan dolayı üzüntü duymaktayım. Kasıtlı olarak hukuk veya demokrasi dışı bir olguya atıf yapmam söz konusu değildir. Hukuk ve demokrasi karşıtı her türlü girişimin karşısında olduğum izahtan varestedir. Mesai sonrası Anayasa Mahkemesi bahçesinde yaptığım yürüyüşün ardından çektiğim fotoğrafı hukuk dışı herhangi bir imada bulunmaksızın paylaştım. Kasıtlı olarak demokrasi ve hukuk dışı hiçbir imada bulunmayacağım şahsımı tanıyan herkesçe malumdur. Ancak insani bir yanılgı ile yanlış yorumlanmaya müsait şekilde paylaştığım mesaj dolayısıyla kamuoyundan özür diliyorum” dedi.

DAVUTOĞLU VE BABACAN’DAN YÜCE DİVAN AÇIKLAMASI

Engin Yıldırım’ın açıklamasında “Hukuk dışı ve demokrasi dışı bir olguya atıf yapmam söz konusu değildir” ifadesine dikkat çekiyorum.

Yıldırım’ın bu açıklamasını okuyunca “Peki neyi kastetti?” sorusu aklınıza gelmiş olabilir. Herkesin bu konudaki yorumu farklı. Benim bulduğum cevap, Yıldırım’ın üyesi olduğu yüksek mahkemesinin internet sitesinde, “Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri” başlıklı bölümde yer alan şu cümleler oldu. Orada şunlar yazıyor:

“Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.”

KARDEŞİ HAKKINDA FETÖ SORUŞTURMASI VAR

ENGİN Yıldırım’ın mesajında “Yüce Divan” kastı olup olmadığı, bugünlerde gündeme giren bazı konular ve bunun ileride alacağı boyut önemli. Mesela Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun şubat ayında, “17 Aralık’ta Yüce Divan olmalıydı” açıklaması yanında, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın, FETÖ’nün Amerika’ya taşıdığı ve bir yönüyle orada halen açık olan 17-25 Aralık operasyonlarıyla ilgili temmuzda söylediği “Minik bir darbe teşebbüsüydü. Ancak o dosyaların bir noktada tekrar incelenmesinde de bir fayda görürüm doğrusu” sözlerini not edin...

Elbette kimse kardeşinin fiili ile sorumlu tutulamaz ama o malum tweet’i atan Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın kardeşi D. Yıldırım hakkında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından 2020/60525 numaralı dosya kapsamında FETÖ soruşturması da dikkat çeken başka bir ayrıntı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kendi yaptığı bildirimleri, gelen ihbarlar ve FETÖ’nün Bank Asya’sında 41 bin 917 liralık hesabı bulunan D. Yıldırım, hesabı M.A. isimli kişinin kullandığını söylese de hakkında soruşturma devam ediyor. Soruşturma devam ettiği için daha fazla ayrıntıya gerek yok. Ama Engin Yıldırım’ın kardeşi D. Yıldırım hakkında böyle bir soruşturma bulunduğunu da aklınızın bir kenarında tutun.

Işıklar ‘Yüce Divan’ için mi yanıyor

İSTİFA EDENE KADAR TARTIŞMA BİTMEZ

TÜRKİYE’de en çok tartışılan konulardan birisi, yargının siyasallaşması. Anayasa Mahkemesi üyesi Engin Yıldırım’ın, Anayasa Mahkemesi kararlarını eleştiren siyasetçilerle girdiği tartışma, siyasallaşmanın yargının tepesine de sirayet ettiğini göstermiyor mu?

Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar üzerine eleştiri yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya cevap için bisikletli fotoğrafını paylaşan Yıldırım’ın, “Işıklar yanıyor” mesajı bunun en üst noktası. Nitekim Yıldırım’ın “Işıklar yanıyor” mesajına İçişleri Bakanlığı Twitter hesabından, “Bizde ışıklar hiç sönmüyor” diyerek anında cevap verildi. Tansiyon düşse de gerilim devam edecektir.

Anayasa Mahkemesi’ne Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde atanan eski Engin Yıldırım, HDP Genel Başkanı Demirtaş’ın gözaltı ve tutuklama kararının hukuki olmadığına dair başvurusuna verdiği kararla tartışılmıştı.

Tüm üyeler gözaltı ve tutuklama kararını hukuka uygun bulurken, tek itiraz eden isim Yıldırım’dı. Yıldırım’ın en çok zarar verdiği yer ise bence mahkemesi oldu. Bundan sonra tüm kararlar bu yönüyle tartışmaya açılacak.

Anayasa Mahkemesi’nin Yıldırım’ın mesajının kurumsal görüşü yansıtmadığını açıklarken, 15 Temmuz’a atıf yapması da önemli. Mahkemenin tutumundan, Yıldırım istifa edene kadar sessiz kalınacağı anlaşılıyor. Ve bu tartışma Yıldırım istifa edene kadar sürecektir.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yalanı öyle söyle ki sana inanayım

Sık sık tekrar ederim: Her yalanın bir müşterisi vardır, yeter ki işine yarasın.

Bunu daha çok sosyal medyadaki yalan içerik üreten ve üretilen bu yalanı sırf işine yaradığı için tüketen, hatta bu yalanı yayarak başkalarının da kullanmasını sağlayanlar için söylüyorum. Bir de siyasetçilerin topluma karşı söylediği yalanlar var.

Hiç düşündünüz mü, bir siyasi parti lideri neden yalan söyler?

Üç kelime ile “halkı kandırmak için” diyebilirsiniz.

Ancak bu hakikati perdeleyen çok genel bir ifade olur. Çünkü bir siyasi parti lideri, toplumun geneline hitap etmez. İster seçmeni deyin, ister destekçileri veya yandaşları; bir siyasi parti lideri sadece ona oy verenleri ikna etmek için, daha kaba bir ifadeyle “kandırmak” için yalan söyler.

SİYASETÇİ NEDEN YALAN SÖYLER?

Bir siyasetçi, karşı tarafın seçmeni açısından, ne söylerse söylesin asla inandırıcı bulunmaz. Hatta gerçeği söylediğini bilse dahi ona inanmaz, kabullenmez hatta reddeder.

Sorumu şöyle sorayım: Peki bir siyasi lider, karşı tarafın inanmayacağını bildiği halde neden yalan söyler?

Cevap: Elbette kendi yandaşlarını kandırmak için.

Yazının Devamını Oku

‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’

17 Ağustos 2020 tarihinde bu köşedeki yazımın başlığı, ‘Biden darbe ile yapamadığını tamamlamaya geliyor’ idi.

O günlerde, Biden’ın New York Times editörleri ile yaptığı sohbetteki sözleri tartışılıyordu. Biden, Türkiye iç siyasetine neden ve nasıl müdahale edeceklerini şu sözlerle açıklıyordu:

“Şu an ona (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a) çok farklı bir yaklaşım uygulamalıyız. Muhalif liderleri desteklediğimizi, bir yol haritamız olduğunu açıkça göstermemiz lazım. Düşündüğümüz şeyle ilgili sesimizi yükseltmemiz lazım, bedel ödemeli.

Yani çok endişeliyim. Ama bence daha önce benim yaptığım gibi onlarla doğrudan temasa geçip Erdoğan’ı yenecek duruma gelmeleri için hâlâ var olan Türk liderliği unsurlarından daha fazla verim almalı ve onları güçlendirmeliyiz. Darbe ile değil, seçim süreci ile. Dışarı atıldı. İstanbul’da dışarı atıldı, partisi dışarı atıldı.

Peki, biz ne yapıyoruz? Burada oturup boyun eğiyoruz.

Yapacağım en son şey, ona Kürtler konusunda boyun eğmek olurdu. Kesinlikle en son şey. Ve onlarla Kürtlerle ilgili olarak birkaç görüşmem oldu. O dönem henüz üzerlerine gitmiyorlardı.

Yani şunu göstermemiz lazım. Türkiye, Rusya’ya bağımlı olmayı istemek zorunda değil. Yani çok endişeliyim. Hava üslerimiz ve onlara erişimimize dair de çok endişeliyim. Bence bölgedeki müttefiklerimizle bir araya gelerek, onun bölgedeki faaliyetlerini nasıl izole edeceğimizle ilgilenmek bizim için son derece fazla iş olacak.

Özellikle Doğu Akdeniz’de petrolle ilgili faaliyetleri ve görüşülmesi uzun sürecek olan çok sayıda başka şey. Ama cevabım. ‘Evet, endişeliyim’.”

Yazının Devamını Oku

Amerika’nın sosyal operasyon medyası

Amerika’daki tartışmalı başkanlık seçimleri her yönüyle ibretlik sonuçlar ortaya çıkardı.

Dünyada “demokrasi” ve “özgürlük” kelimelerini en çok kullanan Amerika, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar, özgürlük ve demokrasi götürme adı altında işgal planlarını uygularken bu kavramların içini boşalttı. Tıpkı demokrasi ve hukuk deyip, terör örgütü PKK’yı desteklemesi Fetullahçı Terör Örgütü elebaşı Gülen dahil örgüt yöneticilerini topraklarında barındırması gibi.

Amerika, sadece demokrasi kavramının içini boşaltmakla kalmadı, şekil şartının ilk sırasında yer alan seçimleri de tartışmalı hale getirdi.

Şaibe olsa ne olur olmasa ne olur, Trump seçilse ne olur, Biden seçilse ne olur. Türkiye için, “ABD’nin müttefik görünümlü düşman olduğu” gerçeği karşısında hiçbir şey değişmez.

SEÇİMLERDE ŞAİBE ESKİ HİKÂYE

Ancak geçmişi bilenler için ABD’de seçimlerdeki şaibe tartışmaları yeni bir durum değil,

7 Kasım 2000 tarihinde yapılan seçimlerde, Cumhuriyetçi Parti’nin adayı George W. Bush, Demokrat Parti’nin adayı Al Gore ile başa baş yarışmıştı. Demokrat aday Al Gore yüzde 48.4, Cumhuriyetçi aday George W. Bush ise yüzde 47.9 oy aldı.

Sonuçlar kesinleştikten sonra Al Gore’un daha yüksek sayıda seçmenin oyunu almış olmasına rağmen, ABD’nin her eyalette ayrı çoğunluk sağlama esasına dayanan seçim sisteminden dolayı 271 seçiciler kurulu kazanan George W. Bush başkan ilan edildi.

Resmi sonuçlara göre Florida eyaletinde sadece 537 oy farkla

Yazının Devamını Oku

Yalan, doğal afetlerden daha büyük felakettir

İzmir’deki depremin hemen ardından gencecik bir insan, sohbet ederken depremin büyüklüğünün 7.0 olduğunu ancak hükümetin “afet bölgesi ilan etmemek için” rakamı düşük gösterdiğini ve bu yüzden AFAD’ın büyüklüğü 6.6 olarak açıkladığını söyleyince, geçmiş yıllara gittim.

En büyüğü 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli olmak üzere sonraki tüm büyük depremlerde aynı şeyleri duymuştum. Anladım ki aynı şeyler bugün de söyleniyor, daha kötüsü gelecekte de söylenecek.

Peşinden her felaket sonrası yaşanan, acının yükünü paylaşıp hafifletmek yerine küçük siyasi hesaplarla söylenmiş yalanlar art arda gelmeye başladı.

1- KAN MERKEZİ YIKILDI!

Daha ilk anda, CHP’li Gürsel Tekin’in tweet’i onu takip edenleri şok ediciydi.

Bayraklı’daki Kızılay Kan Merkezi’nin yıkıldığını şöyle yazmıştı:

“İzmir’de yaşanan deprem sonucunda Bayraklı’da Kaymakamlık binası ve Kızılay Kan Merkezi yıkıldı, Adalet Sarayı duvarları çatladığı için boşaltıldı. Kendi binalarının güvenliğini sağlayamayan devlet, vatandaşın canını nasıl koruyacak? Çok acil adımlar atmamız lazım.”

Kızılay Kan Merkezi’nin yıkılması sadece bina güvenliği açısından değil, depremde yaralanan ve kan ihtiyacı olanlar için de sarsıcı bir iddiaydı.

Yazının Devamını Oku

‘Dijital kötülük’ kol geziyor

Onlar bir acı yaşanmasını beklerler, bir felaketin olmasını...

Ya bir terör örgütünün saldırısını kollarlar, ya birinin ölümünü; fark etmez. Hemen geçerler klavye başına ellerinde telefonla, kötülüğün esiri olmuş ruhları, damarlarında zifte dönüşmüş kanları harekete geçirmiştir.

Telefon ya da klavyedeki her harfe, bir katilin tabancasından kurbanına sıktığı mermiler gibi basarlar.

Kelimeler yan yana geldikçe öfkesi daha da kabarır, sessizce mesaj yazan kötülük, ağzından köpükler saçan, git gide kendisini provoke eden bir canavara dönüştürür.

Hepsinin mutlaka bir bahanesi vardır, her kötü, her kötülük gibi...

Yan yana getirdiği kelimelere bakıp pis pis sırıtarak “Paylaş”, “Mesajı gönder” ya da “Tweet’le” tuşuna basıp kendisi gibi ziftleşmiş ruhlu kişilerin harekete geçmesini beklerler.


Yazının Devamını Oku

60 yılın casusu CIA’den yardım isterken

İP milletvekili Ümit Özdağ’ın, partisinin İstanbul İl başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’cü olduğunu söylemesi ve ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddialar hakkında soruşturma başlatması, 2017’den beri tutuklu olan eski MİT mensubu, Amerikan CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ismini yeniden gündeme taşıdı.

Enver Altaylı, Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun kayınbiraderi. Dolayısıyla Buğra Kavuncu’nun da dayısı.

Bu ilişkiler, 2018’de İP’ye GİK üyesi ve genel başkan yardımcısı olarak Buğra Kavuncu’nun siyasete başlamasında ne kadar etkili oldu, bilinmez...

Ama Meral Akşener 2018 yılında Osmaniye mitinginde adı dahi bilinmeyen genel başkan yardımcısı Buğra Kavuncu’yu seçmenlere tanıtmak için çağırırken sahneye önce babası Orhan Kavuncu’yu davet etmişti.

ALTAYLI, FETÖ, 1990’LAR

Dolayısıyla Buğra Kavuncu hakkındaki iddialar, FETÖ’nün Kazakistan’daki derneğinde yöneticilik yapması yanında, siyasete girmesinde babası Orhan Kavuncu ve Enver Altaylı ile ilişkileri yönüyle de araştırılacaktır.

Çünkü Enver Altaylı yalnız yabancı istihbarat kuruluşlarıyla ilişkili değil, FETÖ elebaşı Gülen’e “Muhterem efendim, ellerinizden öpmek isterim” şeklinde mektup yazacak kadar da yakın birisi.

1990’lı yılların başından itibaren FETÖ ile

Yazının Devamını Oku

Büyük oyunun şifrelerini savcılık çözecek

İP kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki şu sözleri günlerdir tartışılıyor:

“Bu zatın partinin kurucuları arasında olduğunu öğrendim. Sayın Genel Başkan’ı (Meral Akşener) uyardım. Dedim ki, ‘Bu arkadaşın FETÖ ile bağı olduğuna dair bilgi var. Bunu kurucu yapmayalım’. Daha sonra bu arkadaş kurucu yapılmadı. Fakat sonra partiye geldi.

1 Nisan kongresinden sonra genel idare kuruluna girdi, Sayın Genel Başkan’ı tekrar uyardım. Sayın Genel Başkan bütün sorumluluğu aldığını söyledi. Partinin genel başkan yardımcısı oldu, sözcüsü oldu, İstanbul il başkanı oldu. Evet, Buğra Kavuncu’dan bahsediyoruz.

Kendisi yurtdışında FETÖ’nün en büyük sivil toplum kuruluşu olan, Kazakistan Türk İşadamları Derneği’nin başkan yardımcılığını yıllarca yapmış. Devlet, 15 Temmuz’dan sonra bu derneğin kapatılması için başvuruda bulunmuş ve kapatılmış. Buğra Kavuncu oranın başkan yardımcılığını yapmış. Bunun izahı yok.”

Emniyet tarafından,
Ümit Özdağ’ın bu konuşmayı yaptığı, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu ‘Tarafsız Bölge’ programının çözümü yapıldı ve gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Buğra Kavuncu hakkında açtığı soruşturmanın konusu, “FETÖ üyeliği” iddiası. 

Bundan sonra belge ve bilgiler, tanık ve hakkında soruşturma yapılan Buğra Kavuncu konuşacak.

FETÖ DERNEĞİNDE YÖNETİCİLİK

Yazının Devamını Oku

Orkestra şefi

Bir önceki yazımda İP kurucusu Ümit Özdağ’ın, İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ ilişkisi konusundaki açıklamasının büyük fotoğrafın küçük bir parçası olduğunu yazmıştım. Çünkü Buğra Kavuncu’nun 1997’de gittiği ve Kazakistan’da üyesi olduğu FETÖ’nün KATİAD isimli derneğinin 2007-2010 arasında yöneticiliğini yapmış olması tek başına her şeyi anlatmaya yetmez.

O yüzden büyük fotoğrafa bakmak gerektiğine dikkat çekmiştim.

Kazakistan’ın başkenti Alma Ata’da 2014’te Enver Altaylı’nın kardeşi Talha Altaylı’ya ait G Balık isimli restoranda çekilen fotoğraf çok şey anlatıyor. Masada sol başta FETÖ’nün Kazakistan imamı Mesut Ata, onun yanında Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu, onun yanında da Buğra Kavuncu’nun dayısı, FETÖ’den tutuklu Enver Altaylı oturuyor.

Masada en sağda bulunan kişi Buğra Kavuncu’nun kardeşi Oruç Burak Kavuncu, onun yanında Kazakistan’da yayınlanan FETÖ’nün Zaman gazetesi başyazarı Ahmet Alyaz oturuyor. Masada FETÖ’nün Bank Asya kurucu ortağı Mehmet Artukaslan da var. Bir de o karede olmayanlar var. Buğra Kavuncu’nun amcası, yani Orhan Kavuncu’nun kardeşi, FETÖ üyesi firari İsmail Kavuncu gibi...

ORHAN KAVUNCU-ENVER ALTAYLI

Kuşkusuz masadaki herkes önemli ama Ümit Özdağ’ın açıklamalarından sonra, eski MİT mensubu, CIA ve Alman istihbaratıyla ilişkili Enver Altaylı ile Buğra Kavuncu’nun babası Orhan Kavuncu’nun varlığı özel bir önem kazandı. Madem Buğra Kavuncu ismi tartışma konusu, onu babası Orhan Kavuncu’dan ayrı tartışmak eksik kalır. İP’lilerin adını bile bilmediği ama Akşener tarafından GİK üyesi, genel başkan yardımcısı yapılan Buğra Kavuncu’nun siyasete girmesinde rolü önemli.


Yazının Devamını Oku

Tüm sırlar bu fotoğrafta

25 Ekim 2017 tarihinde resmi olarak faaliyete geçen İP’nin kuruluş çalışmalarının devam ettiği günlerde, Antalya’da önemli bir operasyon yapıldı. Eski MİT’çi, Amerikan ve ABD istihbaratı ile ilişkileri olan Enver Altaylı, FETÖ’den ihraç edilmiş bir eski MİT görevlisinin yurtdışına kaçırılmasını organize ederken 20 Ağustos 2017 günü yakalandı.

Yıl 2014, G-Balık Kazakistan, Taha Altaylı’ya ait.

FETÖ mensubu MİT’çi Mehmet Barıner İran masasında çalışmıştı ve nihai varış yeri olan Amerika Birleşik Devletleri’nde FETÖ’cüler tarafından Halkbank dosyasında Türkiye aleyhine “tanık” yapılacaktı. İkna edilmesi de kaçışı organize eden Altaylı’nın göreviydi.

Ancak hepsi birden gözaltına alınıp tutuklandı.

ALTAYLI’NIN ZİYARETİ

Bundan bir süre önce Enver Altaylı, İP’nin kuruluş çalışmalarını yürüten Ümit Özdağ’ı ziyaret ederek, “Parti kurmayın, sokağa dökülün” önerisinde bulunmuştu. Özdağ bu tehlikeli öneriyi hem Akşener’e hem de devletin ilgili birimlerine aktardı.

Parti kurma çalışmaları son aşamasına gelirken, 160 kişilik kurucular listesi için adı geçenlerden birisi Ümit Özdağ’ın dikkatini çekti.

Bu kişi, kendisine

Yazının Devamını Oku

FETÖ’nün siyasi ayağı

İP (İYİ Parti) kurucusu ve milletvekili Ümit Özdağ’ın İP İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu hakkındaki FETÖ’cü suçlaması, siyasette yeniden “FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışmasını açacak.

Evet, FETÖ siyasi ayağı olmadan yaşayamaz. Bu siyasi ayak çoğunlukla hükümet, hükümet ile savaşıyorsa muhalefettir.

Yaşayan, canlı, yani varlığını koruyan bir terör örgütünün ayakta kalması için iki şey mutlaka gereklidir: Birincisi, uluslararası destek; ikincisi, yurtiçinde siyasi ayak.

FETÖ, PKK, DHKP-C

Bu iki şarta sahip olan örgütler, parayı da elemanı da ekipmanı da bulur, eylemleri için istihbarata da kavuşurlar. PKK ve FETÖ hatta kısmen DHKP-C bunun iki tipik örnekleridir.

Uluslararası destek ve siyasi ayaktan yoksun terör örgütleri, “bölgesel” kalır, kısa sürede dağılır. Dünyadaki tüm terör örgütlerine bakın, arkasında açık ya da örtülü olarak bir yabancı istihbarat örgütünün, yani bir devletin desteğini görürsünüz. Açıktan silahlı terör saldırıları düzenleyen PKK’nın bugünkü uluslararası desteği ABD ve Avrupa’dır. Yurtiçindeki siyasi ayağı da HDP’dir.

HDP, bırakın PKK’ya terör örgütü demeyi, PKK elebaşı Öcalan’ın serbest kalmasını bile savunur haldedir. HDP aynı zamanda dağda konumlanmış teröristlerin taleplerinin sözcülüğünü yapar. Tüm bu oyun, demokrasi, seçim, oy, halk iradesi oyunu altında tezgahlanır.

FETÖ’NÜN GELİŞİM SÜRECİ

FETÖ ise farklıdır, sızdığı devletin gücünü kullanarak terör faaliyetinde bulunur. Silahlı eylemini ise 15 Temmuz gecesi darbe girişimi ile görünür oldu.

Yazının Devamını Oku

FETÖ Kırgızistan’da ‘ödülünü’ aldı! Milli eğitime FETÖ’cü bakan

Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişiminden iki hafta sonra 28 Temmuz günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, CNNTürk televizyonunda yaptığı bir konuşmada, FETÖ’nün bulunduğu tüm ülkeler için tehlike olduğunu belirtirken şu öngörüde bulunmuştu: “Büyükelçiliklerimizle birlikte bunlarla ilgili bilgileri aktarmaya başladık. Tehlikeyi görmeye başladılar. Kırgızistan mesela, orada da darbe girişimi yapabilirler. Bu sefer Kırgızistan’da bir darbe olursa bunu FETÖ yapar. Orada tüm kurumlara yerleşmiş durumdalar. Kırgızistan’da daha önce birçok darbe oldu (...) Oradaki en büyük yapılanma FETÖ’dür. Gerekli bilgileri veriyoruz.”

SADECE DÖRT YIL SONRA

Aradan dört yıl geçti, beklenen oldu. Parlamento seçimleri sonuçlarına itiraz eden 12 muhalefet partisi taraftarları ayaklandı ve önce hükümet düştü, ardından cumhurbaşkanı Ceenbekov istifa etti. Ülkeyi tanıyanlar, ayaklanmanın arkasındaki FETÖ rolünü ifade etti.

Nitekim Mevlüt Çavuşoğlu, önceki gün videokonferansla bağlandığı Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin akademik yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ndeki FETÖ tehlikesine tekrar değinirken şunları söyledi: “FETÖ tehdidi hâlâ devam ediyor. Hangi kisveye bürünürse bürünsün, uluslararası bir suç şebekesi ve silahlı bir terör örgütünden bahsediyoruz. Bu örgüt yalnızca ülkemiz için değil, diğer kardeş ülkeler için de büyük tehdittir. Örneğin Kırgızistan’da yaşanan gelişmeleri sizler de takip ediyorsunuz. Bu ülkenin bugün içinde yaşadığı süreçte bu karışıklığa sebep olan ya da karışıklığı körükleyen en önemli aktörlerden bir tanesi de maalesef FETÖ ve onların Kırgızistan’daki yapılanmasıdır. Türkiye’de 15 Temmuz hain darbe girişimi olduğu zaman ben değişik vesilelerle bu terör örgütünün özellikle kardeş Kırgızistan ile de güçlü bir yapılanma içinde olduğunu vurgulamıştım. Ve gün geldiği zaman oraya da zarar verebileceğini hatırlatmıştım. Bugün oradaki kardeşlerimiz bunu kendi gözleriyle gördü.”

CIA VE FETÖ ÜRÜNÜ

Hükümet düştü, cumhurbaşkanı istifa etti ve Kırgızistan’da iki aylığına geçici bir hükümet oluşturuldu. Başbakan için “Kırgız milliyetçisi” denilse de FETÖ yapılanması ülkenin yönetiminde ciddi biçimde etkili. Milli eğitim bakanı olarak atanan Almazek Beisenaliev’in profiline bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Kestirmeden söyleyeyim: Kırgızistan Milli Eğitim Bakanı Beisenaliev, kelimenin tam anlamıyla bir FETÖ üyesi. Üniversite eğitimi sonrası Kırgızistan’da, Güney Afrika’da ve Türkiye’de FETÖ okullarında öğretmenlik yapmış. FETÖ’nün Bişkek’teki Ala Too (Ala Dağ) Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı görevinde bulunmuş. Uzmanlığı eğitim olmakla birlikte, çalışma alanı Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya ve Kırgızistan dış politikası ve FETÖ elebaşı Gülen’in eğitim konusundaki faaliyetleri. Bu yönüyle, Amerikan merkezi haberalma teşkilatı CIA’in 1992 yılında FETÖ aracılığıyla Orta Asya ülkelerinde elde etmek istediği etkinliği ve nüfuz alanını temsil eden bir kişi.

ORTA ASYA’DA CIA VE FETÖ

Yazının Devamını Oku

Hem ünlü, hem zengin, hem haksız, hem Kardashian

Ermenistan’ın saldırısı üzerine Azerbaycan, yaklaşık 30 yıldır işgal altındaki Dağlık Karabağ’ı kurtarmak için büyük bir askeri operasyon başlattı.

Dünyadaki tüm Ermeniler, işgalci Ermenistan’a destek vermek için ayağa kalktı. Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkeleri, Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diyasporası, lobi kuruluşları, yıllardır Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş, binlerce insanı katletmiş, Hocalı’da olduğu gibi bir gecede 613 kişiye soykırım yapmış, işgal planlarını terör örgütleriyle uygulamış Ermenistan’a destek olmak için kolları sıvadı.

YALANLARLA PROPAGANDA

Bunların en ünlüsü, Ermeni kökenli Amerikalı Kim Kardashian oldu. Azerbaycan, Ermenistan’ın saldırısına karşılık verir vermez yalana sarılıp 27 Eylül günü Twitter hesabından “Ermenistan-Azerbaycan sınırında yaşananların çatışma olmadığını, Karabağ’daki Ermenilerin saldırıya uğradığını” yazdı. Yetmedi, işgalci terör örgütü PKK ile kol kola olan Ermenistan kuvvetleri için “Karabağ’ı korumak için hayatlarını tehlikeye atan cesur erkek ve kadınlar için dua ediyoruz” dedi.

Kardashian’ın kim olduğu, ne yaptığı zerre kadar umurumda değil, beni ilgilendiren sahip olduğu ünü yalan ve haksızlık için kullanması. Nitekim aynı gün “Ermenistan’ın sebepsiz saldırıların ve dezenformasyon kampanyasının kurbanı olduğunu” yazan Kardashian, “Gerilimin tırmanmasını ve yaşanabilecek trajedilerin önlenebilmesi için uluslararası siyasi ve diplomatik tedbirler çağrısında bulunması ve olayları araştırması için uluslararası gözlemcilere ihtiyacımız var” çağrısında bulundu.

Kardashian, yalanlarına, dezenformasyonu ve algı operasyonunu kattı. Tweet’leri kendisi paylaşıyor ama başkaları tarafından yönlendirildiği belli.

İŞGALCİLERE PARA BAĞIŞLIYOR

Ne Ermenistan, ne Azerbaycan ne de Türkiye’de yaşananlar hakkında en küçük bilgisi olmayan

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Orta Asya’da FETÖ ile mücadelesi

Son yazımda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde, FETÖ’nün Amerikan istihbarat projesi olarak 1992’de açtığı okullardan söz etmiştim.

Bu yazımda da mevcut durumu aktaracağım.

Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde 30 yılda yüzlerce şirkete, sivil toplum kuruluşuna ve yüz binlerce üyeye ulaşan FETÖ okullarında CIA elemanlarının öğretmen olarak görev yaptığı tespit edildi. Örgütün, Özbekistan’da olduğu gibi darbe girişimi ve devlet başkanına suikast girişimine adı karıştı. En son Kırgızistan’daki ayaklanmada rolü ortaya çıktı. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye, bu ülkelerdeki FETÖ şirketlerinin kapatılmasını, üyelerinin teslim edilmesini, okullarının da devredilmesini istedi. Ancak Türk Cumhuriyetleri’nden şu ana kadar okulları Türkiye’ye teslim eden olmadı.

Bunun yerine isim değiştirerek, devlet kontrolüne alarak himaye etmeyi tercih ettiler. FETÖ’nün faaliyetlerinin kesin olarak sonlandırıldığı tek ülke Özbekistan oldu. Örgütün doğrudan faaliyetlerine devam ettiği tek ülke ise Kırgızistan.

Kırgızistan yönetimi FETÖ üyelerine, şirketlerine ciddi anlamda sahip çıkıyor.

FETÖ Orta Asya’da dolaylı, yani kendi bağlantısını gizleyerek o ülkenin vatandaşları adına açtığı şirket, dernek, vakıf ve eğitim kurumları üzerinden devam ediyor. Bu ülkeler ise Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan. FETÖ halen Azerbaycan’da 26 ticari kuruluşu, 7 dernek, vakıf ve STK’ya sahip. Kazakistan’da 53 şirket, 8 dernek, STK ve vakfı bulunuyor. Kırgızistan’da aralarında bir AVM’nin de bulunduğu 4 şirket ve 4 STK, vakıf ve derneği var. Türkmenistan’da 11 şirket ve 1 derneği bulunuyor. FETÖ’nün Türk Cumhuriyetleri’ndeki eğitim kurumları ve Türkiye’nin mücadelesi ülkeler bazında şöyle:

AZERBAYCAN

Azerbaycan’da 1992 yılında Çağ Öğretim İşletmeleri’ne bağlı olarak eğitim faaliyetlerine başlayan FETÖ’ye ait 13 okul, 2013 yılında, ülkenin petrol şirketi SOCAR’ın bünyesine geçti ve adını Uluslararası Eğitim Merkezi olarak değiştirdi. SOCAR yönetimi 2014 Haziran’ında bu eğitim kurumunu kapattığını duyurdu.

Aynı yıl, Çağ Öğretim İşletmelerinin ve Uluslararası Eğitim Merkezi’nin sırayla kullandığı binalarda bu kez İstek Lisesi eğitim faaliyetine başladı.

Yazının Devamını Oku

CIA’in Orta Asya’daki tetikçisi FETÖ

Kamuoyu genellikle FETÖ’nün karargâhı ABD başta olmak üzere Almanya gibi Batı ülkelerindeki yapılanmasına odaklandı

Oysa FETÖ’nün CIA güdümündeki ilk yurtdışı atağı Soğuk Savaş döneminin bitmesi sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ne oldu. Son olarak Kırgızistan’da parlamento seçimi sonrası meydana gelen ayaklanma sırasında adı geçti. Kırgızistan’da devlet korumasında olan FETÖ, birçok siyasetçiyle yakın ilişkide. Burada çok sayıda okul, işyeri hatta bir de AVM sahibi.

Bölgedeki gelişmeler FETÖ’nün Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Amerikan çıkarlarına hizmet eden CIA güdümündeki faaliyetlerinin ileriki günlerde daha çok tartışılacağını gösteriyor.

Konuya FETÖ’nün CIA ile Orta Asya’daki ilişkilerini anlatarak başlamak lazım. 2017 yılında Amerika’da Global Research’te stratejik risk danışmanı ve politika uzmanı ABD’li William Engdahl imzasıyla yayımlanan makalede, FETÖ elebaşı Gülen’in kurduğu örgütün CIA ile ilişkisinin 1982’de başladığı yazıldı.

Yıllar sonra 2006’da yazdığı referans mektubuyla FETÖ elebaşını Amerika’dan sınır dışı edilmekten kurtaran CIA’den Graham Fuller, 1982 yılında CIA’in Yakın Doğu ve Güney Asya’dan sorumlu milli haberalma görevlisi olarak atandı. Fuller’in FETÖ lideri Gülen ile teması ve onu kullanması da o yıllarda başladı.

BAĞIMSIZLIK SONRASI HEMEN OKUL AÇTI

FETÖ, Amerika için asıl rolünü Soğuk Savaş’ın bitmesiyle oynamaya başladı. Sovyetler Birliği’nden ayrılan Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Moğolistan, Özbekistan 1991 yılı Ağustos ve Ekim aylarında birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Devreye CIA ve Gülen girdi. Bu ülkelerin hepsinde birden 1992 yılında okullar açtı. William Engdahl’ın Global Research’te yazdığı gibi, “CIA, 1990’ların Orta Asya’daki Sovyet sonrası kaosunda, Gülen’i ve onun ‘ılımlı İslam’ imajını en geniş yıkım ağlarından birini inşa etmek için kullandı. Bu ağ Özbekistan, Kırgızistan ve hatta Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Sincan Uygur Özerk Bölgesi dahil olmak üzere Türki olarak adlandırılan eski Sovyet Orta Asya bölgesinin tamamını kapsadı.”  

FETÖ ÖĞRETMENLERİ CIA AJANI

Yazının Devamını Oku

Kırgızistan seçimleri, ayaklanma, ABD ve FETÖ

2011 yılında “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla Odatv kumpası kapsamında beraber yargılanacağımız davanın ilk duruşmasına tam bir hafta kala, 12 Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde fenalaşan ve şüpheli biçimde hayatını kaybeden MİT Asya Bölgesi Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu ismini hatırlarsınız. Kozinoğlu, ölümünden kısa süre önce Aydınlık’a el yazısıyla gönderdiği notlar arasında Kırgızistan ile ilgili şu bilgileri veriyordu:

“Kırgızistan’da uzun yıllardır ve halen tüm okulların başında olan şahıs Orhan İnandı, aslında F. Gülen’in Asya imamıdır. Kırgız devleti ile irtibatlı esasen odur. Büyükelçinin hiçbir forsu yoktur. T.C. Devleti de bu şahıs üzerinden Kırgız yönetimi ile irtibat kurmaktadır. Kırgızlar, F. Gülen’in okullarını muhtaç oldukları için şu an itibariyle kapatamamakta. Ayrıca gerek Kırgızistan, gerek Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan’daki TİKA, THY, büyükelçiliklerdeki eğitim, ticari ve ekonomi, din, kültür müşavirliklerinin tamamı F. Gülen’ciler tarafından kapatılmıştır. Söz konusu ülkelerde F. Gülen’ci olmadan iş yaptırılmamaktadır. Asya’da en yoğun Kırgızistan’da yerleşik durumdadırlar.”

CIA’İN ORTA ASYA TETİKÇİSİ FETÖ

FETÖ’nün Türkiye’de kamuoyuna açılması, 1994 yılında Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kuruluşu ile olmuştur. Ancak FETÖ bir Amerikan istihbarat projesi olarak, bundan iki yıl önce, 1992’de Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine okullar açarak sızdı. Nitekim MİT İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş 2010 yılında yazdığı ‘İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı’ kitabında, o yıllarda konuyla ilgili tespitlerini şöyle ifade etmişti: “Gülen cemaati tarafından özellikle de Türk Cumhuriyetleri’nde açılan okullarda diplomatik pasaportlu Amerikalı CIA ajanları ‘İngilizce öğretmeni’ diye barındırılıyor. Bu işbirliği, Türkiye’de yapılan üst düzey resmi bir toplantıda, bizzat Fethullahçı okul yöneticisi tarafından itiraf edildi.”

KIRGIZİSTAN’DA FETÖ

KIrgızistan bu ülkelerden birisiydi. FETÖ Kırgızistan’da 1992’den itibaren SEBAT Eğitim Kurumları çatısı altında faaliyet gösterdi. Türkiye’de 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden sonra ismi SAPAT olarak değiştirilerek iyice devlet korumasına alındı. FETÖ’nün Kırgızistan’daki faaliyetlerinin en önemli ayağını eğitim alanı oluşturuyor. Örgüt, ülkenin her tarafında açtığı okullarla önemli nüfuza erişti ve paralı okullar üzerinden örgütün finansmanını sağlıyor. Halihazırda ülkede FETÖ kontrolünde bir üniversite, bir dil merkezi, bir uluslararası okul ve farklı şehirlerde yirmi bir genel eğitim veren okul ile dört öğrenci yurdu mevcut. Örgütün Kırgızistan ve Orta Asya imamı Orhan İnandı halen bu ülkede ve Kırgız vatandaşı oldu.

FETÖ Kırgızistan’da basın alanında da etkinliğini sürdürüyor. ‘Zaman Kırgızistan’ isimli biri Kırgızca, diğeri Türkçe iki gazetenin yanı sıra ‘Diyalog Avrasya’ isimli düşünce kuruluşunun yayınladığı aylık dergiyi de kontrol ediyor.

FETÖ’nün Türkiye’de olduğu gibi Kırgızistan’da da devlet içinde sızmadığı alan yok gibi. Devletin en üst yöneticisi olan Cumhurbaşkanı Atambayev tarafından çok etkili biçimde kollandı. Nitekim 2016’dan itibaren Türkiye’nin FETÖ’cülerin tasfiye edilmesi yönündeki taleplerine hep olumsuz yanıt verirken, şunları söyledi: “Türkiye büyükelçisi, Kırgızistan’da 3.5 milyon Gülen destekçisinin çalıştığını söyledi. Okul öğretmenlerinde terörist görüyorlarsa, kusura bakmasın ama belki doktora görünüp akıl sağlığını kontrol ettirmelidir... Açıkça söylüyorum, okulları kapatmaya izin vermeyeceğiz. Onları güçlendireceğiz.”

ERDOĞAN’DAN UYARI

Yazının Devamını Oku

FETÖ’de örgüt içi çatışma

15 Temmuz darbe girişimiyle hedefine ulaşamayan FETÖ, Türkiye’de halen devam eden operasyonlarla büyük yenilgiye uğradı. Örgüt şimdi de yurtdışında parçalanmaya başladı. Çoğu 17-25 Aralık 2013 sonrası yurtdışına kaçan örgüt üst düzey yöneticisi 150’ye yakın isim, FETÖ elebaşı Gülen’in ölümü sonrasına hazırlanırken birbiriyle kıyasıya savaşıyor. Tespitlere göre FETÖ üst düzey yönetimi şimdilik dörde bölünmüş durumda. Ancak grupların ortak özelliği, “FETÖ elebaşı Gülen’i” asla eleştirmemeleri. FETÖ elebaşı ölürse yerine geçmesi beklenen İsmail Büyükçelebi’nin başında olduğu “Gelenekçiler” grubuna yakın bazı isimlere, diğer gruplar tarafından yolsuzluk, dolandırıcılık gibi eleştiriler yöneltiliyor.

Büyükçelebi kısa süre önce Amerika’da 7 kadına tecavüz eden, 30’unu da taciz eden hipnozcu FETÖ üyesi bir uzman doktora referans olmakla eleştirilmişti. Ayrıca örgüt üyeleri, soru çalma, Ergenekon ve Balyoz’da sahte belgelerle kumpas kurma konusunda birbirlerini suçlayarak gelecekte farklı yollarda yürüyeceklerinin işaretlerini veriyorlar. FETÖ üst yönetimini takip eden güvenlik kaynaklarının bu konuda derlediği bilgiler de şöyle:

GELENEKÇİLER

Fetullah Gülen’in öğretilerinin hiçbir zaman değişmeyeceğini savunuyorlar. Şu an gelinen noktada dahi Gülen’in haklı olduğunu ve zamanın kendilerini haklı çıkaracağını savunuyorlar. Meydana gelen hataların Gülen’in değil aşağıdakilerin hatası olduğunu söylüyorlar. Grubun temel olarak belli bir lideri olmamakla beraber öncülüğünü Mehmet Ali Şengül ve İsmail Büyükçelebi yapıyor. Her ne olursa olsun, örgüt mensuplarının başına ne gelirse gelsin buna katlanmaları gerektiği, örgütün birliğini ve beraberliğini dağıtmadan yola devam edilmesi gerektiğini aşağıdakilere telkin ediyorlar. Örgüt içinde meydana gelen yolsuzluk, taciz, tecavüz, usulsüzlük vb hadiselerin hepsini görmezlikten geliyorlar. Her ne kadar Gülen’e sadakatle bağlı gibi görünseler de asıl olarak mevcut düzenin devamının, kendi iktidarlarının da devamı olduğunu biliyorlar.

YENİLİKÇİLER

Fetullah Gülen’in şahsına doğrudan bir eleştiri getirmemekle beraber bağlılıklarını sık sık tekrarlıyorlar. Ancak Gülen’in çevresindeki yaşlı ve eski mollaların (Gelenekçiler’in) örgütün bugün gelmiş olduğu kötü durumdan sorumlu olduğunu savunuyorlar. Gelenekçiler’in zamanın ruhunu yakalayamadıklarını ve Gülen’i yanlış bilgilendirip yanlış yönlendirerek örgütün bu hale gelmesine yol açtıklarını söylüyorlar. Bu yüzden de tabanda büyük kopmalar yaşandığı, örgüt üst düzeyine karşı büyük güvensizlikler oluştuğu, gidişatın da her geçen gün daha kötüye gittiğini savunuyorlar. Her geçen gün örgüt tabanında taraftar ve sempati buluyorlar. Henüz liderleri olmamakla beraber hızla şekilleniyorlar.

BARBAROSÇULAR

Örgütün uzun süreden beri mahrem yapılanmasında görev alanların oluşturduğu birçok bilgiye, birçok mahrem ilişkiye sahip olan bu grubun liderliğini genelde çok ön planda görünmeyen ancak son otuz-kırk yılın bütün illegal operasyonlarının sahibi durumundaki Barbaros Kocakurt yapıyor. Temel olarak Mustafa Özcan ve ekibini hedef alıyor. Mustafa Özcan ve ekibinin bütün paralara el koyduklarını, örgütün önemli para kaynaklarından olan Kimse Yok Mu Derneği, Bank Asya, Kaynak Holding, TUSKON’un hepsinin Mustafa Özcan’ın kontrolünde hareket ettiğini biliyorlar. FETÖ elebaşına en yakım isimlerden birisi olan Mustafa Özcan’ın örgütün parasını kendi şahsi hesaplarında topladığını söylüyorlar. Mustafa Özcan’ın parayı kendine saklaması ve yanlış kullanmasının örgütün bugünkü duruma düşmesine sebep olduğunu savunuyorlar.

Yazının Devamını Oku