GeriNedim BUBİK Betonlaşma kabusu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Betonlaşma kabusu

Ayvalık Tabiat Platformu’ndan bir mesaj aldım.

Prof. Dr. Kerim Alpınar’ın sözleriyle başlıyor: “Tabiat Parkı gerçekten cennetten bir köşe niteliğinde, ancak bu dünyada cennetten bir yer almak isteyen o kadar çok nüfuzlu kişi var ki...”

 

Ve mesaja özetle devam:
“Göz bebeğimiz Ayvalık ve ülkemizin birçok yerindeki doğal SİT alanları yok edilmeye çalışılıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı özel firmalara ihale vererek doğal SİT alanlarını yeniden incelemeye aldı. Sözde ‘bilimsel temelli’ bir çalışma yaparak SİT statüleri yeniden belirlenecekti. Oysa daha işin başında ihale alan firmalara nerelerin korunacağı, nerelerin koruma kalkanından kurtarılıp ranta açılacağı gözümüzün önünde bağıra çağıra söylendi.

 

Bilimsel kılıf iddiası
O çalışmalar Ayvalık’ta yapılırken ilgili bürokratlar daha alanı görmeden ve ortada firmanın yaptığı ‘bilimsel’ bir çalışma olmadan ‘buralarda korunacak bir şey yok’ diyerek her şeyi başından belirlediler. Yani önce karar alınmış, sonra buna ‘bilimsel’ kılıf uydurulmuştu. Sonra il bazlı değerlendirmelerden vazgeçip ülkedeki tüm doğal SİT alanlarını birlikte değerlendirmeye karar verdiler. Bu ülkede elde kalmış ne kadar özel ve değerli alan varsa ‘yeniden değerlendirme’ adı altında koruma kalkanlarını yok ederek yapılaşmaya açmaya hazırlanıyorlar. Datça, Bodrum, Marmaris, Fethiye, Ayvalık, Çeşme... Aklınıza neresi gelirse hepsini talana ve ranta açmaya hazırlanıyorlar.

 

Dereceleri düşürülmüş
Şimdi sıra doğal SİT alanlarını yapılaşmaya açmaya geldi. Ayvalık çok sayıda ve önemli oranda doğal SİT alanına sahip. Tabiat Parkı; adaları, koruma altındaki kıyıları ve kenti çevreleyen yeşil bantıyla önemli doğal SİT alanlarını içinde barındırıyor. Ayvalık’ta çok sayıda sektörün gözü var. Otelciler, büyük müteahhit firmalar, kooperatifler aç kurtlar gibi bu alanlardaki koruma kalkanının kaldırılmasını bekliyor. Yan yana adalardan bazıları korunurken bazı adaların SİT dereceleri düşürülmüş.

 

Korumak bizim elimizde
Örneğin Yellice, Pınar, Hasır, Tavuk, Güvercin, Çiçek ve Çıplak Ada için koruma derecesi 1’den 2’ye düşürülmüş durumda. Cunda Adası’nın önemli bölümü yapılaşmaya açılmak isteniyor. Cunda’da neredeyse Cundalılara ait arazi kalmadı. Ne hikmetse daha çok Cunda’da el değiştiren Pateriça ve çevresi imara açılmak isteniyor. Bu gidişe dur demek, Ayvalık ve doğamızı korumak bizim elimizde. Her şey bize bağlı. Ayvalık Tabiat Platformu’na güç ver. Sesimiz artsın, gücümüz çoğalsın, birlikte başaralım.”

 

Belediyenin de itirazı var
Ve de gazete haberlerine göz attım; Tabiat Parkı’nın büyük bölümüyle Cennet Tepesi sırtlarının imara açılacağı öne sürülüyor. Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer, şöyle demiş:
“Yasa ile korunan Ayvalık Tabiat Parkı ve 22 ada üzerinde Çevre Şehircilik Bakanlığı SİT irdelemesi yaptı. Mutlak koruma, nitelikli koruma ve sürdürülebilir koruma alanı olarak üçe bölünen bölgenin önemli kısmına imar izni veriliyor. İtirazlarımızı bakanlığa bildireceğiz. Parkımızın kesinlikle imara açılmasını istemiyoruz. “
Sonuç olarak Ayvalık’ı “olası betonlaşma kabusu” sarmış... Ayvalık Belediyesi ile Tabiat Platformu mücadelede kararlı. Dilerim yanlış yapılmaz, doğa katledilmez, güzellikler sonsuza kadar kalır. Bekleyelim, göreceğiz...

---------------------------------------------------------


İçim ‘cızz’ etti
Bu görüntü bir tuhaf etti beni. Burası Alsancak. Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nin başı. İzmir’deki efsane buluşma yeri. Yıllardır “Nerede buluşalım” sorusunun yanıtı, genelde onun “önünde”, “yanında” olur.

Betonlaşma kabusu

Evet, burası ünlü Sevinç Pastanesi... Cephesini boş ve üzerinde “kiralık” yazısını görünce buruldum. Gül Sokak başta olmak üzere, bir çok yerde işyerlerinin çeşitli nedenlerle boşaldığını anımsadım. Ve Sevinç’in yana doğru küçüldüğü söylendi. Büyük bölümünün boşaltılıp kiraya verilmek istenmesi, işletmenin küçülmesinin elbette haklı bir nedeni vardır. Sevinç için şimdi de, gelecekte de her şeyin çok güzel olmasını diliyorum. Ama ne bileyim, içim “cızzz” etti bir kere...



-----------------------------------------------------------
İNCİRALTI PLATFORMU’NDAN MEKTUP VAR

Kent Ormanı’nın dokusunun
bozulmasına izin vermeyiz

Körfez Geçişi Projesi’yle ilgili olarak, “Proje ne olur bilemem ama ormana dikkat” başlıklı, İnciraltı Kent Ormanı’nın korunması gerektiğini vurguladığım yazıya, İnciraltı 2. Nesil Toprak Sahipleri Platformu Başkanı Tayfun Karabulut’tan (sağ olsun teşekkürlü) yanıt geldi:
“İnciraltı 2.Nesil Toprak Sahipleri Platformu olarak, yaklaşık son bir yıldır İzmir’deki TOBB’a bağlı dört odamız olan İZTO- EBSO- iTB- DTB başkanlarımızı, iş dünyası temsilcilerini, meslek odalarını ve basın temsilciliklerine ziyaretlerde bulunduk.
Gerçek çevrecileriz
Topraklarımızın şehrimiz için önemli olduğunu, bugünlere kadar yeşil denildiğinde İnciraltı’nın akla gelmesinde büyük katkımız oldu. Topraklarımıza gecekondu yapmadık, yaptırmadık. Aslında siz de takdir ederseniz bizler gerçek çevrecileriz. Platform olarak, bazı önemli toprak sahiplerinden tepki alacağımızı bilsek de, ‘şehrimize kötülük olacak topraklarımızda gökdelen imarı istemiyoruz, sağlık turizmi odaklı çevreci plan istiyoruz’ dedik. Bugün tüm toprak sahipleri bu fikirde artık birleşti. Çünkü bu topraklarda yıllarca hakkı bulunan İzmirliler şehre kötülük yapmak değil, bugüne kadar koruduğu emaneti doğru teslim etmek istiyor.
Proje sembol olacak
Bugün Başbakanımız Sn. Binali Yıldırım’ın talimatı ile artık planlama çalışması başladı. Bu süreci Bakanlık, Büyükşehir Belediyemiz ve toprak sahipleri olarak üçlü bir diyalogla yürütüyorlar. Bu bizlere ayrı bir sorumluluk yükledi farkındayız. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Aziz Kocaoğlu 12 yıldır, İnciraltı’nın İzmir ekonomisine katılması için büyük emek veriyordu, ancak çözüm iradesi eksikti. Çözüm iradesinin de 65. Hükümet’in kurulması ve İzmir’den başbakan çıkması ile çözüleceğine inanmıştık. Körfez Geçiş Projesi hem şehrimiz için önemli bir ulaşım projesi olacak, hem de Saat Kulesi haricinde sembol olacaktır. Körfez geçişi ve İnciraltı’nın sağlık turizmi odaklı planlanması ile İzmir’de ekonomik sıçrama yaratacağına inanıyoruz.
Bizler için de çok önemli
Bugün biz toprak sahipleri için de önemli olan Kent Ormanı’nın dokusunun bozulmasına bizler de müsaade etmeyiz, edemeyiz. Bunu sizlere iletmek istedim. Bu konudaki samimiyetimizi kamuoyuna açıklamalarımızda ve önümüzdeki günlerde çıkacağına inandığımız planlarda yetkililerin de aynı hassasiyeti taşıyacağını göreceğiz. Bizler bu konuların hep konuşulmasından yana olduk. Olumlu-olumsuz görüşlerin yaşadığımız şehir ve içinde yaşayan bizler için önemli olduğunu biliyor, saygı ile karşılıyoruz.”

BİR ALINTI
Engin Yavuz’dan:
En büyük mutluluk, neden mutsuz olduğunu bilmektir.
(Dostoyevski)

X

Bu Masal’ı duyanın umudu tazeleniyor

YILLARIN dostu ve çalışma arkadaşım gazeteci Ergül Satıç, bir fotoğrafla şu yazıyı paylaştı sosyal medyada: “Bu dünya güzeli sarı bebek var ya... Adı Masal Ela... Mesai arkadaşım, büyük oğlum, Mete Tamer Omur’un kızı. Bütün bayram boyunca sokak hayvanları için evinin önünde gazoz sattı. Güzel insanlar işte böyle yetişiyor, Coco Dedesi de (Bir süre önce yitirdiğimiz arkadaşımız Nejat Bekmen) görse büyük gurur duyardı. Bravo Masal Ela, vicdanın seni hiç terk etmesin güzel kızım.”





KENDİ KÜÇÜK YÜREĞİ BÜYÜK
Ben, “Bu MASAL efsane, şahane ve de bizlere umut” dedim... Ve bazı yorumlar: “Bravo kendi küçük, yüreği büyük yavrumuza, yapmış olduğu bu davranış bizleri de çok sevindirdi, hayvan sever olarak... Ana-baba ve elbette Masal Ela’yı kutlamamak mümkün mü? Canim yavrum güzel ruhun var olsun. Hay maşallah! İşte bu yüzden umutluyuz. Bu çocuklardan umudum var. Dünyayı sevgi kurtaracak, biz görmesek de torunlarımızın göreceği inancı ve umudunu taşıyorum. Hayatta en zor şeyi öğrenmiş, insan olmayı. Umarım her şey çok yolunda gider onun için... Aferin güzel kızım hayattaki en büyük zenginliğe sahipsin: VİCDANA. Allahım Masal Ela’nın gönlündeki aslanı hayatta gümbür gümbür kükretsin.”

GAZOZ PARASIYLA MAMA

Yazının Devamını Oku

Güzellik düşmanlarına karşı el ele vermeliyiz

BUCA’nın bana göre bu günlerde çok önemli iki sorunu var. İki sorunu da yaratanlar doğa, çevre ve güzellik düşmanları. Ve de uyanıklar. Öncelikle işi uyanıklık kısmını ele alalım. Geçenlerde de, “Bir haklı yakınma-Başkan’ın kaçak moloz isyanı” başlığıyla iletmiştim, işte özet:




GÜNDE 25 KAMYON MOLOZ
“Buca Belediyesi’nin tüm önlem ve çalışmalarına karşın, kaçak moloz dökümü kent merkezine kadar indi. Ekipler, her gün Seyhan Mahallesi’nde günde 25 kamyon moloz toplamaya başladı. Sorunun önüne geçilmesi için önlemler artırıldı, pankartlarla uyarı yazıları asılırken İzmir genelindeki ilgili sivil toplum kuruluşları göreve çağrıldı. Belediye, inşaat sektörüyle ilgili odalar, meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla destek ve duyarlılık için yazışma süreci başlattı.
MERKEZE KADAR GELDİLER
Başkan Erhan Kılıç da çalışmaların ciddi parasal yük getirdiğini vurgulayıp kaçak moloz dökümüne isyan ediyor: ‘Tüm önlemlere rağmen maalesef Buca kaçak moloz döküm sahası haline geldi. Özellikle Kaynaklar bölgesinde yeşil alanın korunması için bariyerler kurduk, kamyonların girişlerini engelledik, alanları temizledik. Kaçak moloz dökümleri, şimdi kent merkezimizde artmaya başladı.

Yazının Devamını Oku

Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden

EFENDİM mutlu bayramlar... “Turizmde yaralar sarılıyor, sezon yıl sonuna kadar uzuyor, bayram tatili ilaç gibi gelecek” gibi açıklamalar peş peşe geldi. Bazı tatil merkezlerinin yerel yöneticileri, “Yer ayırtmadan gelmeyin”, yani, “Yeter” dedi. Bu haberler turizm adına sevindirici. Haaa, oralarda bu uzun tatilde ne sıkıntılar çekilir, insanlar nerede yatıp kalkar, ne yer ne içer, bilemiyorum. Geçmişte bazı yerlere su, ekmek takviyesi yapılmıştı.



KEYFİNİ ÇIKARMAYA BAKIN

Neyse bırakalım bu olumsuzlukları. Öncelikle her nerede kalıyor ya da kalmıyor olursanız olun, iyi tatiller diliyorum. Olanak ya da olanaksızlıkları boş verip, tatilin keyfini çıkarın. En azından plaja gidince biraz çaba ve yol isteyerek denize girebilir, şu sıcak günlerde serinleyebilirsiniz. Kalabalık bir tatil, belki de anılarınızda özel bölüm alır. (Tabii ki her şeyi içinde olan, otel ve benzeri konaklama yerlerindeyseniz sorun yok.)

SALGIN İLLETİNİ UNUTMA

Yazının Devamını Oku

‘Temiz Menderes’ de gündeme getirilirse güzel olmaz mı?

BÜYÜKŞEHİR Belediyesi ve Ege Belediyeler Birliği Başkanı Tunç Soyer’in, İzmir Körfezi’ne akan 401 kilometrelik Gediz Nehri’ndeki kirliliğin kaynağını belirlemek için başlattığı bin 800 kilometrelik inceleme turu bugün Foça’da sona eriyor.

Körfez’de yüzmek hedefini, “Karşıyaka’dan Güzelbahçe’ye kulaç atmak” olarak bir üstü basamağa çeken Soyer, “Temiz Gediz Temiz Körfez” sloganlı turla ilgili, “Gediz’in denize döküldüğü noktada kirliliği kesemezsek temiz körfez mümkün değil. Bizim Gediz’in doğduğu yerden döküldüğü yere kadar birlikte çalışmamıza ihtiyaç var. İzmir’in dışında Manisa, Kütahya, Uşak’ta, Gediz’in geçtiği bütün mecralarda birlikte çalışmamız gerekiyor. Bu sadece İzmir’in meselesi değil. Gediz Havzası Türkiye’de tarım üretiminin yüzde 10’unu yapıyor” diyor.

EL ELE VERMELİYİZ
Soyer, Gediz’in temizliği için el ele vermek gerektiğini, bugüne değin verilen zararı gidermenin olası olduğunu da vurguluyor: “Belediyelerimizle sorunlara çözüm arayacağız. Gerekli noktalarda da hükümet ve bakanlık yetkililerini bilgilendireceğiz. Onlardan bazı çözümleri talep edeceğiz. Ama bizim seçilmiş yöneticiler olarak asli görevimiz el ele vererek doğanın zenginliğini koruma, tarımsal alanlarımızın, üretim yapan çiftçilerimiz için bereketini korumaya çalışmaktır.”

YOL HARİTASI ÇİZİLİR
Soyer, bugün Foça’da, Gediz izlenimlerini aktaracak, olası çözümlerden söz edecek herhalde. Gediz’le ilgili bu girişimi önemsiyorum, somut sonuçlar alınmasını diliyorum. Ve aklıma düşüyor: “Benzeri çalışma, toplu balık ölümleriyle ve kirliliğiyle gündemden düşmeyen, üreticinin su alamamaktan yakındığı Menderes için de yapılamaz mı? İlgili belediyeler, etkililer ve yetkililer oraya da el atamaz mı? ‘Temiz Menderes’ kampanyası başlatılamaz mı? En azından bir yol haritası çıkarılabilir. Belki de nehri hiç çekinmeden kirletenler kendilerine çeki düzen verir. Elbette nehrin konumu ve koşullar el veriyorsa. Ama sonuçta iyi olur yahu!”

-------------------------------

BİR HAKLI YAKINMA

Başkan’ın kaçak

Yazının Devamını Oku

Güldüren tatil zehir olmasın

UZUN bayram tatilini bir yerlerde geçirmek istiyor, ancak gidebileceğiniz kendinizin, dost ve yakınlarınızın evi, yazlığı yoksa, siz de kirala(ya)mamışsanız, otel ve benzeri işletmelerde konaklamak niyetiniz varsa geç kaldınız... Nereden mi biliyorum? Yaklaşık bir hafta önce Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı Mehmet İşler’in sosyal medyadaki şu açıklamasını gördüm:



İŞLETMELER MUTLU
“Çeşme, Urla, Foça, Gümüldür, Seferihisar, Dikili’ye kadar otellerimizde doluluk oranları yüzde 90’ı aştı, yüzde 100’e doğru gidiyoruz. İşletmeler, hem Ramazan, hem Kurban bayramlarını birlikte yaşarcasına mutlu. Tabii ki bu mutluluğun, yoğunluğun, 12 aya yayılmasını isterdik. Temmuz, turizm için pandemi sebebiyle zamanında başlayamayan ayların da telafisi oluyor. Az odamız kaldı vatandaşlar ellerini çabuk tutsun. Ege’nin klimatik atmosferi ve yaşam tarzı iç pazarı çekiyor. Ege iç pazarda liderliğe oynuyor.”

YARALAR SARILACAK
Haklıyım değil mi? Bu saatten sonra yer bulma şansı çok az. İşler, salgına bağlı beklentisini de, “Pandemi kontrol altına alınmış vaziyette devam ederse, aşılamayla da birlikte sezonun ekim sonrasına uzaması bile sözkonusu. Yani önümüzde iyi bir senaryo var, bu sene turizm sektörünün yaralarını sarma senesi olacak” diyerek dile getirmiş.

Yazının Devamını Oku

Kendinize iyilik yapın: Acıkın, aç kalın, sağlıklı kalın

BUGÜN biraz “sağlık” diyelim, sıradışı bir doktorun dediklerine göz atalım. Türkiye’de ilk kez, “Titreşim Tıbbı” kitabını yazan, ardından “Açlık Diyeti” yayımlanan Dr. Murat Balanlı, iç hastalıkları uzmanı olmasına karşın, hastalarını ilaçsız tedavi ediyor. Hastalıkları iyileştirmek için hekimin kendisinin ilaç gibi olması gerektiğine inanıyor.



Dr. Balanlı, dahiliye uzmanı ve yönetici olarak çeşitli hastanelerle kamu kuruluşlarında çalışmış, şimdi İzmir’de, “Bütüncül İyileşme ve Sağlıklı Yaşam” temalarıyla hizmet veriyor. Sevgili Sibel Önbaş’ın İzmir Life dergisinde söyleştiği Dr. Murat Balan’dan özet alıntılar:

VÜCUTTAN BOZUK SES GELİRSE
“Hipokrat’ın ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ mottosunu uyguluyorum. Bir hekim sanatını icra etmeli, benzetecek olursak, terziliğe soyunmalıdır. Her hasta özeldir. Ona göre kıyafet dikilmelidir. Onun ruhuna, duygularına hitap edebilmeli ve fiziksel ihtiyaçlarını dengeleyebilmelidir. Titreşim tıbbının esas aldığı temel bilgi, ‘Her şey enerji ile titreşir, tüm enerjiler bir bilgi içerir.’ Bedenimiz de enerji alanı ile çevrilidir. Bedenimizden yükselen ses detone yani bozuk değilse sağlığımız yerindedir. Fiziksel bedenimizin herhangi bölgesinden detone ses yükseliyorsa hastalık başlamış demektir.”

VAKİT GELDİ DİYE YEMEYİN
“İnsanın doğasına daha uygun şey, acıktıktan sonra yemekle buluşmasıdır. Yoksa sadece öğün vakti geldi diye yemek, kendimize en büyük zarardır. İki öğün, hatta zaman zaman tek öğünle gün geçiştirilmelidir. Bedensel faaliyetlerimizi bize dayatılan saatlere göre değil de içinde yaşadığımız evrenle uyumlu çalışan, kusursuz işleyen iç saatimize göre ayarlamalıyız.”

Yazının Devamını Oku

Söz konusu o bebek olunca gerisi ayrıntı

ÇANAKKALE’nin gündeminde bugünlerde doğal olarak çeşitli konular var. Örneğin deniz salyası... Salgın illeti zaten eksik olmuyor, o kabus rakamlar geride kaldı da derin soluk alındı. Daha da konu sayılabilir herhalde. Ama en önemli, belki de ilk sırada yer alan, tüm kenti ilgilendiren konu Ahmet Alp.

 

AHMET ALP’E DESTEK İÇİN
Biga’nın Kemer Köyü’nden SMA Tip 1 hastası Ahmet Alp bebek için neredeyse tüm kent ayakta. Kampanyalar, destek programları düzenleniyor, herkes olanakları ölçüsünde katkı koyuyor. Kimi harçlığını, kimi el işlerinden sağladığı geliri, kimi günlük hasılatını bağışlıyor. Amaç Ahmet Alp’e nefes olabilmek. Sağlığına kavuşmak için yardım bekleyen bebeğin ailesi, bu önemli çabanın başlarında, seslerinin duyurulmasına yardımcı olan gazetecilere sosyal medyadan seslenmişti:

SESİ VE KELİMELERİ OLUN
“Ahmet Alp sesini duyuramayan bir bebekken sizlerin sayesinde artık ismi duyuluyor. Lütfen onu tanıdıktan sonra ellerini bırakmayın. Lütfen her zaman dediğimiz gibi birlik olalım. Çevrenize Ahmet Alp’ten bahsetmeyi asla unutmayın. Ahmet Alp’in çıkaramadığı ses, konuşamadığı kelimeler olalım. Bugün belki de bizim için dönüm noktası olabilir. Çok kişinin az parasıyla başaracağız.”

BELEDİYE DE SEFERBER
Çanakkale Belediyesi de Ahmet Alp bebeğin tedavi olabilmesi amacıyla başlatılan kampanyaya katkı verdi. Çeşitli noktalarda afişlerle kentliler umut olmaya çağrıldı. Başkan Ülgür Gökhan, yardım için internetten canlı yayınlanan programa da katıldı. Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Gökhan Bayram’ın düzenlediği programı izleyenler bağışta bulunmuş, bebeğin anne ve babası Bahar-Recep Güven de katkı sunanlara teşekkür etmişti.

SAĞLIĞI EN GÜZEL HEDİYE

Yazının Devamını Oku

Daha özgür yaşamın sürmesi için dikkat

BU yıl 1 Temmuz günü çok önemli ve farklıydı. Öncelikle salgın illeti yüzünden uzun süredir yaşamımıza yer eden kısıtlamalar o gün sona erdi. 1 Temmuz, Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’ydı. 50 yaş ve üstüyle sağlıkçıların 3’ncü doz aşılanmasına da o gün başlandı. Ve de elektriğe yüzde 15, doğalgaza yüzde 12 zam da o gün yapıldı




.
KISITLAMALAR YOK
İlk maddeyi ele alıyorum. Sokağa çıkma kısıtlamaları kalktı, kapalı birçok işyeri açıldı, yeme-içme yerleri belirli bir saatte kapanmayacak. Müzikli yerlerin gece yarısı yasağı sürüyor, ancak kalkacağını Sağlık Bakanı bile söyledi. Uzun süredir uygulanan Pazar günleri sokağa çıkma yasağı yarın yok. Geceleri de özgürüz artık. 65 yaş ve üstünün toplu taşım araçlarını kullanması da yasak değil.
BEN ENDİŞELİYİM

Yazının Devamını Oku

Başkanlarımız duysun: Oyun alanları istiyoruz

İZMİR’e Dair TV’de, program yapımcısı Nurhan Ertuğrul, on yıllık Güzelyalı Muhtarı Nedim Altan’la söyleşti. Muhtarlık tanımından başlayarak, söyleşiden özetler aktarıyorum:




MAHALLEYE SAHİP ÇIKMAK
*** Muhtarlık, mahallede neler olup bittiğini bilmek, sakinlerinin sorunlarını dinleyip onlardan biri olmak, iç dünyalarına girebilmek, dertlerini gerekli yerlere bildirmektir. Geniş çaplı olarak mahalleye sahip çıkmaktır. Muhtarlığı yaşamak önemli olan, benim de felsefem bu.
*** Güzelyalı, 20 bin nüfuslu. Ön kısımlardaki kafeteryalar ve içinde bulunduğumuz parkın da konumu itibariyle akşamüzerleri 50 binlere ulaşıyor. Mithatpaşa Caddesi’nde, alışveriş yapabildiğimiz çarşımız var, yoğunluk çok fazla.
*** Güzelyalı, Göztepe’den sonra Üçkuyular’a kadar gelen düz bir alan. Fazla yağmurlarda, hatta geçtiğimiz aylarda sel bastı... İki dere arasında kurulmuş. Su taşkınları çoktu. Belediyemizle 2012’de ‘Yağmur Suyu Projesi’ başlattık. Sokaklardaki mazgallarla su yeraltından dereye, oradan da denize gidiyor. Çok büyük ölçüde problemi çözdük.

Yazının Devamını Oku

Müzikte gece yarısı yasağı yumuşamalı

HEMEN her sezon öncesi, turistik merkezlerde müzik ve gürültü gündemdeki en önemli maddelerden olurdu. İşletmelerin müzik yapacağı saat tartışılır, çeşitli öneriler dile getirilirdi. Elbette duyarlı, çevreye saygılı işletmeler, belirli bir saatten sonra sesi denetim altına alarak yayını sürdürür, kimseleri rahatsız etmemeye çalışırdı.



Müziğin gündemden düşmediği yerlerin başında Çeşme geliyordu. Belediye Başkanı Ekrem Oran göreve geldiğinde uyarmıştı, “Alaçatı’nın gelenek ve göreneklerini koruyacak, bilinçli ve iyi niyetli işletmecilerini mağdur etmeyecek, değerli hemşehrilerimizin sıkıntılarını sona erdirecek bir ‘Alaçatı Manifestosu’ açıklayacağım. Alaçatı’yı birilerinin, birkaç sezonluk kar hevesine teslim etmeyeceğiz. Alaçatı’nın değerlerini koruyan, Alaçatılılar’ın istek ve beklentilerini karşılayacak olan bu manifestonun gereklerini taviz vermeden uygulayacağız.”

GÜRÜLTÜYE İZİN VERMEYİZ
Oran, müzik ve gürültü denetiminin belediyeye verilmesi için de büyük çaba gösterdi ve amacına ulaştı, yetkiyi aldı. Yetki devrinden sonra Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a teşekkür eden Oran, “Müziği elbette çok seviyoruz, ama müziğin gürültüye dönüşmüş halini sevmiyoruz. O yüzden bundan sonra izin vermeyeceğiz” demişti.

Yazının Devamını Oku

Deniz salyası doğanın bize verdiği ihtardır

“DOĞANIN öfkesini kusmasının sonuçlarından biri” olarak nitelediğim deniz salyasıyla (müsilaj) ilgili bir bilim insanının, Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın görüşünü iletmiştim. Yaşar, özellikle arıtma tesislerinin mutlaka çalıştırılması gerektiğini vurgulamıştı. Bugün de bir turizmcinin, DOKTOB (Dalaman Ortaca Köyceğiz Turizm Otelciler ve İşletmeciler Birliği) Başkanı Yücel Okutur’un görüşünü özetliyorum:



TEHLİKEYE DÖNÜŞÜYOR
“Ekonomi ve turizm için büyük tehlikeye dönüşen deniz salyası, Marmara denizini kaplamış durumda. Marmara’ya kıyısı olan bölgelerimizde şu an turizm yapılamamaktadır. Deniz salyası yapışkan, suyun üzerinde veya dibinde beyaz, sarı renkte çamur gibi bir yapı oluşturuyor. Denizdeki kirlilik ve deniz suyu sıcaklığındaki artış, müsilaj oluşumunun çoğalmasını sağlıyor.
KİRLİLİĞİN KARIŞMASI
Güzel ülkemizin bizlere sunmuş olduğu sınırlı kaynakların bir gün tükenebileceği gerçeğinden hareketle, tüketim miktarını kontrol altında tutarak geleceğimizi garanti altına almalıyız. Küresel ısınma ile birlikte tarımsal arazilerin, ormanların ve sulak alanların ciddi miktarda azaldığını görmekteyiz. Türkiye’nin gündemine oturan deniz salyası, kalın örtüsü ile aylardır tüm canlılar ve balıkçılara Marmara denizinde büyük problem yaşatıyor. Sebebi, endüstriyel ve kentsel kirlilikle atık suların denize doğrudan karışması.
ALARMI HERKES ANLAMALI

Yazının Devamını Oku

Arıtmasını çalıştırana enerji katkısı verilsin

BU aralar iklim ve deniz denilince ilk aklımıza gelen, kuraklık tehlikesiyle müsilaj ya da deniz salyası. Her ikisi de doğanın öfkesini kusması bana göre ama, fazla ileri gitmeyip Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü’nden Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın görüşlerini özetliyorum:



KURAKLIK NEDENİ SOĞUMA
“Son 40 yılın en soğuk aylarından olan marttan beri ciddi soğuma, dolayısıyla kuraklık yaşıyoruz. Isınma dönemlerinde daha fazla buharlaşmayla yağış artar. Soğuma dönemlerinde buharlaşma azalınca azalır. Yani yaşadığımız kuraklığın nedeni soğumadır.
Barajlar kritik seviyelere gelince bu yıl Menderes ovalarındaki tarım ürünlerine iki kez su verileceği açıklanmış, yağmur gecikince çiftçi zorda kalmıştır. Yeraltı suları da çok hoyratça kullanılmaktadır. Yıllık 750 milyon metreküp beslenmesi olan Küçük Menderes Havzası’nda, ortalama 1.150 milyar metreküp su çekilince, çok derinlere inilmeye başlanmış, sonunda yeni kuyu açılması yasaklanmıştır.
ÖNLEM ALINMASI GEREKİRDİ
Bunlar çok önceden öngörülebilir, yerel ve merkezi yönetimlerin tedbir alması gerekirdi. Bu havzalarda kuru tarım desteklenip yeraltı suyu birikmesi sağlanabilirdi. Su barajdan tarlaya kesinlikle borularla getirilip damlamayla verilmeli. İki avantajı vardır. Sanayinin kirli sularından kurtulmak, vahşi sulama ile oluşan erozyonu önleyerek verimli toprak kaybını durdurmak.

Yazının Devamını Oku

Memleket sevdalısı büyük başkanı anarken

GENELDE hep böyle başladım, bugün de geleneği bozmayayım...


Geceler kör dilsiz sanki
Konuşmaz oldu
Hüzünler koyduk üst üste
Ayrılık oldu
Bir avuntu biraz keder
Böyle bize neler oldu

Yazının Devamını Oku

Bir acıyla dağlandık Nejat...

ÇARŞAMBA sabahı... Günlerdir sesini duymaktan korktuğum, “Arayan kim” diye çekine çekine baktığım telefon çaldı. Ayaklar geri geriydi, açtım. Bir hıçkırık, Ergül, “Gitti” diyebildi. Bir, “Ahh” çıktı benden. Yine bir fiş çekilmişti. Fiş çekilince kurtuluş yoktur. Sonsuzluğa yolculuk başlamıştır. Ve o gün de ciğerimizden bir parça gitti... Paramparçaydık... Yolcumuzun adı, Nejat Bekmen... Adam, iyi bir koca, baba, seven, gülen, sohbeti bol. Mesleği gazeteci... Örnek gösterilen görsel yönetmen... Son olarak Hürriyet Ege Yazı İşleri Müdürü... Necom, sendin yani...



KAHROLASI İLLET ALDI SENİ
O salgın illeti aldı bizden seni. Başından beri dikkat ettin, sakındın, aylardır evden çalıştın durdun. “Aman dikkat” dedin sevdiklerine, herkese... O kahrolası virüs anahtar deliğinden mi girdi? Hemen geçmişe dönemedim. Yaşanan son günlerdi ilk aklıma gelen. Kuşkulanıp test yaptırmıştınız, “Pozitif çıktı, karantinadayız” demiştin. “Geçmiş olsun, dilerim hafif geçer, üstesinden gelirsiniz” deyip, saf saf eklemiştim: “Neco, yaşadığın bu süreci gün gün not al. Sonradan aydınlatıcı yazı konusu olur...”




Yazının Devamını Oku

Enginar devrimcisi kadınlar şimdi uluslararası projede

URLALI kadınlar ve enginar, çok konu edildi. İzmir Life dergisindeki farklı geldi bana: “Urlalı kadınların enginar devrimi.” “Urla Kadın Kooperatifi” diye tanınan, 2014’te kurulan S.S. Urla Kadın Girişimi Üretimi ve İşletme Kooperatifi ve geçmiş dönem Belediye Başkanı Sibel Uyar’la söyleşmişler. Kooperatifin adı Enginar Festivali’nde duyulmuş asıl. Sonra, “Urla Karya” markası çıkmış, 172 ortağa ulaşılmış. Salgın döneminde, festival de yapılamayınca, 3 sigortalı çalışan kadının maaşını çıkarabilmek için nasıl enginar satılacağına kafa yormaya başlanmış. Uyar’dan özetle;



ÜRÜN TARLADA KALMASIN
“Çok nitelikli ürün ve işgücü var, ama her yer kapalı. Video çekip instagrama yükledik. Dedik ki, ‘Ey bizi görenler, duyanlar! Tarlada enginarımız ve çalışmak isteyen kadınlarımız var. Ürünümüz tarlada kalmasın. Eğer siz de taze ve sağlıklı gıda yemek istiyorsanız lütfen bize başvurun.’ Öyle talep geldi ki, işleri yetiştirememeye başladık. Belediye şirketi URİT, Ziraat ve Ticaret odalarının desteğiyle, online olarak Urla’nın bütün enginarını sattık. Krizi fırsata çevirdik açıkçası.
SALGINDA DEĞERİ ANLAŞILDI
URİT’le 3 ay 80 kadın istihdam edildi. Herkes evine ekmek götürdü. Enginarla yeni tanışan çok insan oldu sayemizde. İnsanlar vazo çiçeği zannederken bunun aslında ne kadar değerli besin kaynağı olduğunu öğrendi. Pandemide sağlık ve beslenmenin birbiriyle ne kadar ilgili olduğu anlaşılınca enginar daha çok öne çıktı. Pek çok üreticimiz vakum makinesi alıp kendi başına satışa başladı. Sayıları artıyor. Bu çok kıymetli bir şey. Biz örnek olduk. Yeni bir ufuk açıldı. Bizim derdimizse, ürünümüze daha fazla katma değer katabilmekti. Böylece ortaklarımıza daha fazla gelir sağlayabileceğimizi anlamıştık.
REÇELDEN HAZIR YEMEĞE

Yazının Devamını Oku

Fatura çarpması: 11 liralık su 320 liralık katı atık bedeli

“ZAM yok diye sevinirken fatura su koyuverdi” demiş özetlemiştim: “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer yıl sonuna kadar suya zam yapılmayacağını açıkladı. Üstelik temmuzda uygulanması kararlaştırılan yüzde 10’luk zam da iptal edildi. Tam bu haberin keyfini çıkarırken bir su faturası gördüm. Toplam su tüketim bedeli 25.68 lira. Atık su, katı atık, vergilen falan derken, ödenecek miktar 73 lirayı buluyor. Doğal olarak keyif falan kalmıyor.”


ÖRNEKLERE BAKALIM
Fatura yüzleşmesi, bir anlamda yaraları depreştirdi. Çarpıcı örnekler, İzmir’in tanıdığı, yılların dostu İrfan Sunay’dan. Alsancak Ali Çetinkaya Bulvarı’nda bir işyeri. İZSU’dan 63 günlük tüketim karşılığında fatura gelmiş. Su birim fiyatı 5.45, atık su birim fiyatı 2.72 lira. Su tüketim bedeli 38.15, atık su bedeli 19.04, toplam 57.19 lira. 52.66 lira katı atık bedeli, vergiler falan eklenince ödenecek tutar 118 lira.
30 KATINDAN FAZLA
Diğer işyeri, Anafartalar Caddesi, yani Kemeraltı’nda. 25 gün için fatura gelmiş. Bu faturada su birim fiyatı 10.90, atık su birim fiyatı 5.45 lira. Su ve atık su tüketim bedelleri, birim fiyatla aynı: 10.90 ve 5.45 lira. Toplam 16.35 lira. Ve burada dikkat! Katı atık bedeli 320.44 lira… Eklemelerle ödenecek tutar 387.80 lira. 10.90 liralık su tüketilen işyeri için 387.80 lira ödenecek.
BELEDİYE AYNI BU NASIL İŞ
İrfan Sunay, “Kemeraltı’ndaki ayakkabı dükkanı. 10.90 su kullanım bedeli yuvarlanarak 387’ye getirilmiş. 320 lira Konak Belediyesi’ne katı atık bedeli yazılmış. Alsancak’taki aynı dükkana katı atık bedeli 52.66. Aynı belediye, Kemeraltı’na altı kat fazla atık bedeli yazıyor. Bu nasıl iş” diyor.

Yazının Devamını Oku

‘Suya zam yok’ diye sevinirken fatura gerçeğiyle yüzleşmek

BÜYÜKŞEHİR Belediye Başkanı Tunç Soyer, İZSU Genel Kurulu’nda konuşmuş, bu yıl suya zam yapılmayacağını müjdelemiş: “Tüm İzmirli vatandaşlarımıza bir de müjdeli haber vermek istiyorum. Ekonomik şartlar ne kadar zorlasa da, 2021 yılı sonuna kadar suya zam yapmayacağız. Bütçe planımızda yer alan, meclisimizde onaylanan ve Temmuz ayında yapılması öngörülen yüzde 10’luk zammı da iptal ediyoruz.

 


BORÇLARA RAĞMEN KESİLMEDİ
Üstelik son yüzyılın belki de en olağanüstü koşullarını yaşamamıza, 1,5 yıldır devam eden pandemi koşullarının bütün hesapları alt üst etmesine, elektrik, doğal gaz, akaryakıt fiyatları ve dövizdeki artışa rağmen, İZSU, tıpkı belediyemizin diğer kuruluşları ve birimleri gibi, hiçbir olumsuzluk karşısında hizmetlerini aksatmadı. Tüm personeliyle canını dişine taktı. Temizlik ve hijyenin öneminin çok hayati olduğu bu dönemde 350 bin abonenin suyunu, ödenmemiş borçlarına rağmen kesmedi.”
‘KEYFİNİ ÇIKARALIM’ DERKEN
Bu haberi herhangi bir yerde okumuş, görmüş ya da duymuşsunuzdur. Özellikle yinelemek istedim. Çünkü bugünlerde, “Zam yok, üstelik daha önce öngörülen yüzde 10’luk zam da iptal” gibi bir habere rastlamak olanaksız gibi. “Doya doya okuyalım, keyfini çıkaralım” diyecektim ki, bir su faturası gördüm, keyif falan kalmadı.
TÜKETİMİN YAKLAŞIK ÜÇ KATI

Yazının Devamını Oku

Merak edilen hafta: ‘Bakalım ne olacak’

MİLYONLARCA insanı ilgilendiren kritik bir hafta başlıyor. Salı günü 1 Haziran ve “Tam kapanma” ardından gelen “Normalleşme” süresi sona eriyor. Restoran, lokanta, kafe, kafeterya, kahvehane gibi yerlerin işletmecileri, çalışanları, “Yeni kararlar, geleceğimiz ne olacak, açılabilecek miyiz?” diye merakla bekliyor.




ÖNLEMLİ AÇILALIM
Yeme-içme yerlerinin yüzde 50 kapasite, HES kodu sorgusu gibi kurallar ve önlemlere uyma koşuluyla, denetimli açılabileceği umut ediliyor. Düğün salonu işletmecileri, müzik insanları, etkinlik düzenleyenler ve birçok işyerleri de aynı beklentide. Salgın illetiyle ilgili tüm verilerin ince ayrıntılarıyla gözden geçirilip, milyonlarca insanın geçimini, karnını doyurabilmesini sağlayacak kararlar alınmasını, kural ve önlemlere mutlaka uyulmasını, zor günlerin, illete kurban gidenlerin unutulmamasını da diliyorum. Her şeyin başı sağlık, kolay gelsin!

--------------------

Yazının Devamını Oku

Altınkum Vakıflar’a Büyükşehir el atsın

DİDİM’e her gittiğimde Altınkum’da yıllardır boş duran, içinde yıkılmak üzere harap yapılar bulunan ve kaderine terk edilmiş Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün arsasına bakarım, içim sızlar. Son olarak, sosyal medyadan alıntılar iletmiştim: “Turizm + ticaret anlayışıyla buranın çok katlı beton yığınına dönmesi Altınkum’un bitmesi ve dolayısıyla Didim turizminin de bitmesi demektir... Partiler üstü bir anlayışla; buranın betonlaşmasını amaçlayan girişimlere karşı duruş sergilemeliyiz. Bu alanı beton yığınına çevirmek; Didim’e ihanettir. Didim Altınkum Vakıflar Park ve Bahçe olsun, Betonlaşmaya Hayır Grubu adına Erdoğan Şahin.”



İHALEYLE SARSILDIK
Bugün yine, “Didim’in Gündeminde Neler Var” grubunun yöneticisi, gazeteci Erdoğan Şahin’den alıntılar var. Şahin, “Didim Altınkum’da bulunan vakıflara ait alanın betonlaştırılmak üzere 4 Haziran’da ihaleye çıkarılacağı haberiyle sarsıldık... Altınkum Vakıflar, Didim için hayati önem taşıyor... Altınkum Vakıflar betonlaşırsa Didim biter” diyor. Söz konusu yerle ilgili davalar sürerken uzun süreli kiralama modeliyle ihaleye çıkılacağını belirten Şahin, öneri ve dileklerini sıralıyor:

BELEDİYE KATILABİLİR Mİ?

Yazının Devamını Oku

Sedat’a dayanışma katkısıyla veda

BUGÜN Sedat’ı anımsatacağım. Gazeteci Sedat Sözer’i. Hani geçen hafta veda etti bizlere, “Bayram acısı” oldu hepimize. Öncelikle yıllarca Hürriyet çatısı altında birlikte çalışmanın onurunu paylaşmak istiyorum. “Sedat Sözer” denilince, tereddütsüz ve itirazsız, “Efendi, iyi insan, yardımsever” tanımlamaları gelir akla. Karşıyaka Belediyesi’nde herhalde bir rekor kırmıştı, birçok başkanın basın danışmanlığını yürüterek. Hepimizin başı sağolsun. Eşine ve çocuklarına sabır diliyorum.



FARKLI BİR TERCİH
Ve de Sedat uğurlanırken, bir grup arkadaşı bir farklı yol izledi. Daha önce örneği yaşanmış olabilir, ben ilk kez duyduğum için aktarıyorum. Efendim, Zübeyde Hanım Grubu cenaze törenine çiçek göndermek yerine, Karşıyaka Destek Platformu’na bağışı tercih etti:

GEREK DUYANA DESTEK
“Kıymetli gazeteci arkadaşımız Sedat Sözer, özellikle Karşıyaka’da pek çoğumuza dokunmuştur. Unutulmayacak isimlere dahil olmuştur. Zamansız kaybettik onu. Zübeyde Hanım Platformu olarak cenaze merasimine çiçek göndermek yerine Karşıyaka Dayanışma Platformu’nda dosyası olan ihtiyaçlı bir aileye onun anısına destek olduk. Ruhuna değsin. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Nurten Akyazılılar, Nevin Bilgen Kalender, Ceren Kalender, Mert Kalender, Aysel Arslan, Ebru Denlet, Feruz Bozaslan, Şirin Özgür Yörük, Mustafa Giray.”

Yazının Devamını Oku