İstanbul’un kazancı

Dolmabahçe Sarayı Türk saraylarındaki tablo koleksiyonunun en zenginine sahiptir. 1 ay önce açılan Resim Heykel Müzesi gezildiğinde Osmanlı tarihini öğrenmek için sadece kitapların yeterli olmadığını gözlerimizle görürüz.

Haberin Devamı

YAKIN mazide buradaki bazı tabloların Topkapı Sarayı’na devredildiği malumdur. Buna karşıydım, çünkü saray ziyaretçilerinin önünde senkronik polüsyon (eşzamanlama kirliliği) yaratıyordu. Şu anda Topkapı’daki bu tip portreler, 19. ve 20. yüzyılda yapılan resimlerin hepsi Dolmabahçe’ye devredilmiştir. Ayrıca Güzel Sanatlar Akademisi ve şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi’nde olan tablolar da peyderpey geri dönüyor. Fransız oryantalizminin en önemli tabloları buralardadır. Mesela Felix-Auguste Clement’in “Çölde Av” Tablosu 35 metrekarelik bir şaheserdir ve Said Halim Paşa Yalısı’ndan nakledildi. Böylelikle Hidiv Ailesi’nin ve Said Halim Paşa’nın elindeki eser de devredilmiş demektir. Sarayın elindeki birtakım ikinci sınıfa düşen eserler dış depolarda teşhir ediliyor. Müzenin 65 bin kayıtlı eseri ise sarayda teşhir ediliyor.

İstanbul’un kazancı

Haberin Devamı

Veliaht Sarayı” diyebileceğimiz bölüm, bugün Resim Heykel Müzesi olarak açılmış durumda; bir aydır ziyaret ediliyor. Oryantalist ressamların V. Murad ve bilhassa son halife Abdülmecid Efendi gibi hanedan mensubu ressamların eserleri burada. Stanislaw Chlebowski gibi Polonyalı bir ressam yine burada. Doğrusu İstanbul’u ziyaret eden veya İstanbul’a yerleşen Batılı ressamların tabloları önemli bir koleksiyon meydana getiriyor, ama bize sorarsanız asıl önemli koleksiyon Ayvazovski’nindir. Velud bir ressamdı; Rusya müzeleri, hatta Kırım’da Kefe bile onun koleksiyonlarına sahip. Fakat bence Kefeli Ayvazovski’nin İstanbul’daki uzun ikameti sırasında yaptıkları, Saray’ın iltifatına tabii oluşu, onun yaratıcılığının derecesini gösteriyor. Tabiatı çok iyi inceleyen ve aksettiren Ayvazovski’nin Dolmabahçe koleksiyonundaki eserleri eşsizdir. Ayrı bir veliaht köşkünde, ayrı bir atölye onundu.

BİRÇOK RESSAMIN ESERİ VAR

Osman Hamdi Bey, Hüseyin Zekai Paşa, Hoca Ali Rıza gibi ressamlarımız yeni açılan galerinin başlıca eserlerine sahip ressamlarımızdır. Bütün Dolmabahçe Sarayı’nda Osmanlı mülkünün her köşesini tasvir eden resimler var. III. Selim, gerek Şükrü Bey gerekse Kapudağlı Konstantin gibi ilk Avrupai portre ressamlarımızın eserleriyle yaşıyor. Sultan Abdülmecid’in tabloları sayısız ve onun Kılıç Alayı’nı resmeden Pavlo Verona’nın panoramik tablosu seyredilecek eserler.

Haberin Devamı

Resim Türkiye’ye Avrupa’ya nazaran geç girdi ama doğrusu hanedan üyeleri başta olmak üzere (Sultan Abdülaziz bile devrinin modern ressamıydı) V. Murad ve son halife hem müzisyen hem de önemli ressamlardır. Modern Türk resminin bütün öncülerinin Milli Saraylar’da izlerini bulmak mümkün; bu, İstanbul için bir kazanç. Çıkan katalog da iyi hazırlanmış. Gezildiği zaman Osmanlı tarihini öğrenmek için sadece kitapların yeterli olmadığını gözlerimizle görürüz.

TABİATIN VE ŞEHİRLERİN DEĞİŞEN KİMLİĞİ

TEK tek yazmak ve söylenmekle memleketteki imar çılgınlığı ve betonlaşma önlenemiyor ama neticeye bakmakta yarar var. Bizim nesil bunu gördü: 1960’larda hatta 1970’lerin başında Samsun Çarşamba’sını geçerek Rize’ye doğru gittiğimizde sonsuz bir yeşillik ama asıl önemlisi birbirinden şirin kasabalardan geçilirdi. Giresun ve Trabzon’un eski yapıları, konakları, kâgir evleri bir ustalık eseriydi ve bunu yapan ustalar da hâlâ hayattaydı. Ne oldu? Bu saydığımız şeritteki yerleşmelerde nüfus o kadar büyük patlama göstermiş değil. Zira genç nüfus oraları terk ediyor, büyük şehirlere göç ediyor. Öyleydi ve hâlâ da öyle. Etrafta yapılan acayip ve çirkin çok katlı binaların mesken ihtiyacına cevap vermesinden çok bir nevi yatırım olarak düşünüldüğü açık. Bir sürüsü boş kalacak, Karadeniz’in doğasına uymayan, kışın yağmurlu, yazın rutubetli iklimlerde sıkıntıyla oturulacak meskenler olduğu açık.

Haberin Devamı

HOYRAT DAVRANIYORUZ

İnsanlar yaylalara çıkmak istiyor ama bu çok hoyratça bir davranışla oluyor. Endemik bitkilerin korunmasına ayrılmış sahalarda yayla şenlikleri yapılıyor ve her şenlikten sonra o saha tahrip oluyor ve oradaki bitkiler yok oluyor. Gelen bilgilere göre yeni imar izinleri veriliyor. Bilhassa turistlere ve yerleşimcilere yer yapmak için bu dar yaylalar yeni izinlerle dolduruluyor. Kimse Karadeniz yaylalarını sonsuz çöllere ve steplere benzetmesin. Hakikaten yüzölçümü itibarıyla çok sınırlı alanlardır. Mesele İsviçre’de, Bavyera’da veya Avusturya Alpleri’nde bu gibi alanların nasıl korunduğunu dikkatle incelemek lazım. Buralarda sadece arazinin kötü kullanımı değil, civardan geçen otobanların gürültüsünü ve kirletmesini önlemek için tedbir alınır.

Haberin Devamı

Yarın bir gün Ortadoğu’dan gelecek turistlerin zevkleri ve hedefleri değişirse ne olacak? Yayla turizmi hassas koruma ister, yoksa gözden düşer. İstanbul’un tahribi hâlâ bitmedi, bizim nesil 1950’lerin sonundan 2020’ye kadar neredeyse 70 yıl bu tahribi seyrediyor. Diğer şehirler için aynı durum söz konusu. Bir zamanlar Ankara’da geleneksel adıyla “Dış Kapı” denen yeni adıyla Yıldırım Beyazıt Mahallesi ve meydanı için Kültür Bakanlığı’nın eski müsteşarı Murat Katoğlu’nun bir iğnelemesi vardır: “Dış Kapı’da dur, Ankara Kalesi’ne bak, yan taraftaki Atıf Bey Mahallesi’nin üstündeki gecekondulara bak, bir de İsmet Paşa Mahallesi’ne doğru yapılan binalara bak. O gördüğün feci manzara her yerde tekrarlanıyor”. Ciddi tedbir alamazsak bu şehirler insanların ruhi yapısını ve istirahati yok olacak ve yakın bir gelecekte kullanamaz hale geleceğiz. 

Haberin Devamı

ESKİ KARADENİZ YOK ARTIK

Karadeniz gezisi yaptığınız zaman burada artık Karadeniz kalmadığını görürsünüz. 1966’da buradan geçtiğimiz vakit rüya gibi bir yurt parçasıydı. Eski konaklar, kâgir yapılar, yeşillik birbirini izliyordu, bakmaya doyamamıştık. Hatta gezdirmekle mükellef olduğum Danimarkalı gazeteci çifte “Çok hızlı gidiyorsunuz, bunların tadını çıkarmadan nasıl yazacaksınız?” diye sormuştum. Gezinin sonunda Antep için de aynı şeyi söyledim. Çok iyi hatırlıyorum, onları Suriye’ye uğurlarken benden özür dilediler ve “Haklısın” dediler. Bugün ne ben böyle bir ihtarda bulunabilirim ne de onların fazla inceleyecekleri bir şey artık kalmıştır.

Kapadokya diye övündüğümüz yer Kapadokya olmaktan çıkıyor. Ege’deki güzellikler için konuşmama gerek yok. Yunan adalarıyla bizim sahillerin ortasından denizden bir tur yapın ve karşılaştırın görürsünüz.

KADİR TOPBAŞ

İstanbul’un kazancı


İKİ hafta evvel salgın İstanbul’un belediye başkanlarından Kadir Topbaş’ı da aldı. Bu şehri idare etmek kolay değil. Kadir Topbaş saygıdeğer işler yaptı. Bilhassa Topkapı Sarayı gibi müzelerimiz ona çok şey borçlu. Bütçe noksanlarını telafi edecek, park ve bahçe bakımı ve sergilerin desteklenmesinde belediyenin o zaman çok yardımı dokunmuştu ve bu yardım gelenekselleşti. Müzeler olarak Kadir Topbaş’ın saygın bir yeri olduğunu ve böyle de anılarda kalacağını belirtmekte fayda vardır.

HALİL İNALCIK

İstanbul’un kazancı


HALİL İnalcık, hocamdır. Resmen altı sene talebesi oldum ama feyzinden faydalanmaya daha evvelden başladım. Bu, ölüm yatağında helalleşene kadar devam etti. Türkiye’nin kıtlık zamanında dar imkânlarla parlayan bir dâhisidir. Bugün herkesin 20 yaşında gezdiği ülkelere Hoca ancak İkinci Dünya Harbi’nden sonra uzanabildi. Rockefeller bursu falan filanın dediği gibi casusluk yapsın diye değil, önemli bir imparatorluğun tarihini yetkin kişiden dinleyelim diye verilmiştir. Neleri anlattığı açıktır, hepsi basılıdır. Türkiye, Bilkent Üniversitesi’ne gelene kadar hocaya layık mevkileri verememiştir. Tarih Kurumu üyeliği hariç her zaman hem methedilir hem de arka planda bırakılmaya çalışılırdı. 12 Eylül’den sonra Tarih Kurumu üyeliğinden Ekrem Akurgal ile birlikte alınması bir skandaldır. Neyse ki TÜBA kurulunca bu işi telafi ettiler. Bazı hücumlara sessiz kalmak doğru değil. Yoksa merhum hocamızın hatırası bizim gibilerin savunmasının çok üstündedir.

Yazarın Tüm Yazıları