Dijitalleşme çağında kişiye özel alışveriş

Bu kış yine bizi kısıtlanmış bir hayat bekliyor. Bu sefer daha hazırlıklı olacağımızı düşünüyorum. Bütün yaz markalar, moda evleri ve PR ajansları bu olası senaryoya göre birçok farklı strateji üretti. Mesela Covid-19’un kontrolsüz bir şekilde artışı nedeniyle AVM’lere girişlerin azalmasından kaynaklı mağazalar satışlarını Zoom üzerinden gerçekleştirecek.

Pinko, önümüzdeki hafta bunu ilk defa deneyimleyecek.
Marka, 9-11 Kasım tarihleri arasında randevu sistemiyle ve tamamen kişiye özel olarak koleksiyon satışını Zoom üzerinden yapacak.
Nereden mi biliyorum? Çünkü koleksiyon tanıtımını ben yapıyorum.
Uzun zamandır bu sistemin üzerinde çalışıyoruz. Her müşteri 30 dakikalık zaman aralığında koleksiyondaki ürünlerin vücuduna ve tarzına uygun olup olmayacağını inceleyebilecek.
Bunu da dijital hayat şartlarını göz önünde bulundurarak planladık.
Mesela her seans sadece o kişiye özel olacak ve o zaman dilimi içinde başka bir müşteri alınmayacak.
Stil danışmanı olarak randevu alan kişi için önden hazırlık yapacağım ve bedeni, tarzı, vücut tipi ve ten rengine göre kıyafetleri seçip sunacağım.
Kendisi de eş zamanlı olarak Zoom üzerinden anlattığım kıyafetlerin vücudunun üzerinde duruşlarını görebilecek.
Beğendiği modeller deneyimlemesi, kumaşa dokunması ve deneyebilmesi için aynı gün içinde mağaza tarafından evine ulaştırılacak.
Kıyafetleri deneme lüksünü yaşadıktan sonra beğendiği kıyafetleri indirimli olarak satın alabilecek, olmayanları da aynı gün içinde mağazaya iade edecek.
Dijitalleşme sonrasında kişiye özel deneyimler ve lüks hizmet bambaşka boyuta geçti.
Bu durumda en hızlı ve kusursuz hizmeti veren markalar, zorlu süreci daha kolay atlatıp tüketici açısından vazgeçilmez hale gelecek.

Restoranların 22.00’de kapanması

Saat 22.00’den sonra tüm restoran, kafe ve müzikli yerlerin kapanması eğlence sektörünü iyice zorlu bir hale getirdi. Kiminle konuşsam kaygıdan ne yapacaklarını şaşırmış durumda. Bu zincirleme gıda ve ulaşım başta olmak üzere o kadar çok sektörü etkiliyor ki...
Geçen gün bindiğim taksi şoförü, “Bittik biz, akşam 10’dan sonra nereden müşteri bulacağız?” diyordu. İnsanlık olarak çok büyük bir sınavdan geçtiğimiz bir yıl oldu. Ne sağlık sorunu bitti, ne doğa olayları, ne Merkür retrosu...
2020 bitmek üzereyken 2021’den korkar oldum.
2021 gelenin gideni aratmadığı, maddi manevi tüm kayıplarımızı yerine koyabileceğimiz bir sene olsun diye dua etmekten başka yapacak bir şey kalmadı...

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Moda ve sanat aşkı hiç bitmesin

Moda, sanat ve müziğin iç içe geçerek ortaya çıkarılan işbirliklerine bayılıyorum.

Bunların en yenisi New York’ta bulunan Juilliard School öğrencilerinin yer aldığı caz performansıyla Fendi Renaissance–Anima Mundi projesi.

Fendi farklı bir yaklaşım ile genç caz müzisyenlerinin yeteneklerini göstermeyi ve sanatçılarla dünya arasındaki bağını vurgulamayı seçiyor.

Hatta onları desteklemek için öğrenci burslarını kapsayan özel bir bağış programı da başlatıyor.

Son zamanlarda yapılmış en iyi proje.

YouTube’da yayınlanan bu muhteşem caz performansını dinlemenizi tavsiye ederim.

Kaliteli müziğe hasret kaldığımız bu günlerde kulağınızın pasını silmeniz için şahane bir seçenek.

Son ses caz eşliğinde özlediğimiz New York silüetini izlemek apayrı bir keyif.

New York demişken, 38 saniye süren “Sex and the City” tanıtımı kafamızda bir sürü sorunun dolaşmasına sebep oldu.

Yazının Devamını Oku

Hayatınızı kolaylaştıracak online alışveriş tavsiyeleri

Hayatımızın büyük bir yerini dijitalleşmenin kapladığı bu dönemde, internet üzerinden yapılan alışverişin de dünya genelinde yükselişe geçtiği bilinen bir gerçek. Trend ve ekonomi raporlarına göre 2025 yılına kadar ve tabii ki daha sonrasında online alışveriş, yaşamımızın merkezi haline gelecek. Teknoloji çağına doğmuş Z kuşağı için çocuk oyuncağı olan online alışveriş, geleneksel kesim için bir türlü benimsenemeyebiliyor.

Dolayısıyla online alışveriş, bazıları için eğlence veya ihtiyaç olmaktan çıkıp zulüm haline dönüşüyor.
Herkes için online alışverişi kolaylaştıran ve daha avantajlı hale gelmesini sağlayan püf noktaları var.
Mesela online kıyafet alışverişinden uzak duranların en yaygın gerekçesi, bir ürünü denemeden satın almak istememeleri. Aslında internet, şüpheci moda meraklıları için dipsiz bir kuyu. Önemli olan bilginin nasıl kullanılması gerektiğini çözmek.
Eğer almak istediğiniz markanın kalıplarını biliyorsanız yani normal hayatınızda mağazasından alışveriş yapıyorsanız işiniz çok kolay. Ama hiç bilmediğiniz bir markadan alışveriş yapacaksanız, ilk yapmanız gereken ürün bilgisine odaklanmak.
Birçok marka fotoğrafta kıyafeti giyen mankenin vücut ölçülerini veriyor...
En doğrusu bu ölçülerle kendinizinkini karşılaştırıp kalıp detaylarını okumak.
O zaman hata payınız sıfıra düşüyor.

Yazının Devamını Oku

Tokat gibi inen bir yılın ardından

Haydi bit artık  diye gün saydığımız 2020’yi geride bırakırken insanlık için yeni bir dönemin başlangıcı olan o seneye “lanetli” yaftası vurmak bana büyük bir haksızlık geliyor.

Her ne kadar sağlık ve ekonomi anlamında insanlığı zora soksa da hangimizin hayatını düzene sokmadı ki?

Evet, yapış şekli hepimizi hırpaladı ama şöyle geçen senenize uzaktan baktığınızda hiç mi uzun zamandır şikayet ettiğiniz, yorulduğunuz, mutsuz olduğunuz, yapmaya cesaret edemediğiniz şeyleri “madem sen yapamıyorsun, ben sana zorla yaptırırım” dediğini fark etmediniz?

2020 ezber bozan bir yıl oldu. Aynı Mevlana’nın “Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol.

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.

Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” sözüne benzetiyorum.

Evet enerjisel olarak çok derin bir yılı geride bıraktık.

Hayatımızı tam anlamıyla altına üstüne getirdi ama kendi adıma şunu söyleyebilirim ki tüm zorluklara rağmen en son gününe kadar hayatıma katkısı    çok oldu.

Yazının Devamını Oku

Yılın son işbirliği: The North Face x Gucci

2020’yi uğurlamaya sayılı günler kala, moda dünyası yepyeni bir işbirliği ile hepimize umut oldu.

Outdoor markası olan The North Face ile İtalyan moda devi Gucci, 70’lerin ruhunu yansıtan, maksimalist desenlerden oluşan oldukça keyifli ve ikonik bir koleksiyona imza attı. Retro desenlerin hakimiyetindeki tasarımlar, outdoor parçalara farklı gözle bakmamızı sağlıyor.
Gucci’nin kreatif direktörü Alessandro Michele daha önce outdoor ürünlere karşı olan sevgisini “Off The Grid” adlı kapsül koleksiyonunda belli etmişti.
Sonrasında 2020 Pre-Fall için de aynı yolu izleyerek “So Deer To Me” koleksiyonunda da hayvan desenlerine geniş yer ayırmıştı.
Daha önce Supreme ve Maison Margiela gibi dev isimlerle işbirliği yapan The North Face, tam da doğaya daha fazla yüzümüzü dönmüşken, çiçekleri içimize sokması mükemmel bir zamanlama oldu.
Maalesef pandemi dolayısıyla seyahat engelimiz olduğu için bu muhteşem koleksiyona sahip olma şansımız çok az.
4 Ocak’ta Londra’da, 9 Ocak’ta ise Gucci’nin Berlin, Paris, Londra ve Milano’daki mağazalarında satışta olacak. 22 Ocak’ta ise hem Gucci, hem de The North Face ortaklaşa olarak web sitelerinde satışa sunacak.
MODADA GÜÇ BİRLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Artık izole olma kapasitem doldu

Yasaklar sebebiyle oturacak, nefes alacak ve toplantı yapacak yer kalmayınca parklar kurtarıcımız oldu.

Kahvesini, sandalyesini alan kendini sahile atıyor.

Mesela benim yeni toplantı lokasyonum Bebek Parkı.

Artık dijital toplantılar ve webinar’lardan kafamı kaldırıp dışarıya adapte olmak istiyorum.

Çünkü izole olma kapasitem fazlasıyla dolmuş durumda.

2 sandalye ve 2 sıcak içecek eşliğinde çıkan fikir alışverişlerinden çok mutluyum ama hava oturamayacak kadar soğuk olduğunda devrelerim yanmaya başlıyor.

Oturup toplantı yapacak bir yer olmaması, kafa kafaya verip proje üreteceğimiz uzun toplantı mekanlarının kapalı olması, bir tatlı ve kahve eşliğinde sohbet edilecek yerin bulunamaması sinirlerimi altüst etmiş durumda.

Eve sığamıyorum, dışarıda oturamıyorum...

Sonra kafamı dağıtmak için başlıyorum rapor okumaya.

Yazının Devamını Oku

Dijital ikinci el alışveriş etkinliği: Modayı Paylaş

Kaynakların giderek daha da tükendiği bir dönemde H&M Türkiye; tasarımcı, iş kadını, sanatçı ve moda dünyasından alanında öncü 47 kadını, kendi tasarımlarına ve gardıroplarındaki kıyafetlerine ikinci bir şans vermeleri için bir araya getirdi. “Benim Kıyafetim Senin Kıyafetin Olsun” diyerek modada dönüşüme öncülük edecek bu değerli kadınlardan biri olmaktan gurur duyuyorum.

Gardıroplarımızı açıp, seçtiğimiz kıyafetlere ikinci bir şans vermek hem modayı herkesle paylaşmanın mutluluğu hem de satıştan elde edilen geliri bağışlayarak doğada geri dönüşüme katkı sağlamamızın gururu anlatılamaz güzellikte bir his.
Bu platformun amacı kıyafetleri geri dönüştürmek, hiçbir kaynak kullanmadan alışveriş yapmak ve sürdürülebilir moda geleceğinin geniş kitlelere yayılmasını sağlamak.
Satışı gerçekleşen tüm ürünlerin geliri WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), OGEM-VAK (Ormancılığı Geliştirme ve Orman Yangınları ile Mücadele Hizmetlerini Destekleme Vakfı) ve DenizTemiz Derneği / TURMEPA’ya bağışlanacak.
Sürdürülebilirlik vizyonu ve modada döngüsel ekonomiye dikkat çeken isimlerden bazıları Arzu Sabancı, Ahu Yağtu, Buse Terim, Edvina Sponza ve Yasemin Taciroğlu...
Dört gün sürecek “Modayı Paylaş - HM” etkinliği 17 Aralık saat 18.00 itibariyle www.modayipaylas.com adresinde başlayacak. Hem sevdiğiniz kişilerin gardıroplarından bir parçaya sahip olmak hem de vakıflara katkı sağlamak için bu etkinliği kaçırmamanızı tavsiye ederim.
Biz sürdürülebilirliğe bireysel boyutta katkı sağlamaya çalışırken, Burberry markası “ReBurberry Fabric” isimli yeni programla daha da yüksek bir ses çıkarabilme hedefinde.
İngiliz Moda Konseyi ile bir araya gelerek artık kumaşları ihtiyacı olan moda öğrencilerine bağışlayacağını duyurdu. Yani kumaş israfının önüne geçip sürdürülebilirliğe katkı sağlarken, aynı zamanda da geleceğin moda tasarımcılarına yatırım yapıyor olacak.

Yazının Devamını Oku

Atıkla güzel olunabilir mi?

Muhteşem kasım, Black Friday, hatta gelmek üzere olan Cyber Monday gibi tüketim amaçlı çılgın alışveriş günleri üzerine moda ve sürdürülebilirlik kavramı arasında ciddi denge sorunu ortaya çıkmış durumda.

Bu gıda sektörü için de geçerli.
Gereksiz büyüklükteki porsiyonlar, şuursuz yapılan market alışverişlerinden kaynaklı bir sürü çöpe giden malzemeler...
Peki gıda dahil tüm bu çöpe giden malzemelerin tekrar kullanılmasından ortaya çıkan yaratıcılıkla gardırobunuzun demirbaşlarına kavuşmaya ne dersiniz?
H&M modayı değiştirme çabasıyla bizi “atıkları giymeye” teşvik ediyor.
“Moda sektöründeki en büyük tüketim problemi ve fabrikalardaki uygunsuz çalışma şartları hep H&M’den kaynaklı, bu nasıl bir kavram kargaşası?” dediğinizi duyar gibiyim.
Dünya genelinde gelen tepkilere duyarsız kalmayıp, tüm bu şartları düzeltmek için yıllardır mücadele eden, tamamen geri dönüştürülmüş malzemelerden tasarladıkları modellerle, 2012 yılında ilk defa tüketiciyle buluşturdukları Conscious Exclusive koleksiyonu ile tüm markalar arasında öncü olan da yine kendileri.
Gezegenin şu anda içinde bulunduğu tehlikeli durumu tersine çevirmeye çalışıp, olumlu gelecek üzerine odaklanmaları, gıda mahsulü atıkları doğal liflere dönüştürerek yenilikçi kumaşlar üretmeleri, atığa odaklanarak yaratıcılığı ve sürdürülebilir modanın sınırlarını zorlamaları, tüketici olarak benim ayrımcılık yapmamı ortadan kaldırıyor.

Yazının Devamını Oku

Soğuk havalarda şık olmak mümkün mü?

Çok ama çok üşüyen bir insan olarak kabus dolu günlerim başladı. Havaların soğumasıyla birlikte kıyafet seçimlerimde ilk önce sıcak tutup tutmadığına bakıyorum.

Hele sokakta o soğukta kısa üstler giyip hiç üşümeden dolaşanlara ciddi anlamda hayranlığım söz konusu, benim için imkansız bir durum çünkü.
Neredeyse içime şimdiden yün atlet giyeceğim, o derece. Ama soğukla birlikte şıklığı elden bırakmalı mı?
Zor olsa da cevabım kesinlikle “hayır”.
Bu hususta dikkat edilmesi gereken birkaç tane püf nokta var.
Mesela kaban seçimi. Evet, kabanlar içimize giydiğiniz her şeyi kamufle ediyor.
O yüzden işimiz daha zorlaşıyor.
Klasik bir model yerine kışın kasvetli günlerinde, bu sezonun trendlerinden olan canlı renkteki suni kürkler, pelerinler ve kabanlar kadar sıcak tutan kalın, uzun ve salaş yün hırkalar da doğru başlangıç olacaktır.

Yazının Devamını Oku

Artırılmış gerçeklik ile Arzu Sabancı

Pandemi dolayısıyla tüm markalar lansman ve sezon tanıtımlarını dijital ortama taşımak zorunda kaldı.

Zoom toplantıları ve web konferanslar vazgeçilmezimiz haline geldi.
Her marka, koleksiyon tanıtımı yaparken kimsenin düşünmediği ve yapmadığını uygulamaya çalışıyor.
Şimdiye kadar yerli yabancı birçok markanın dijital koleksiyonunu izledim.
Ama “Arzu Sabancı for Koton” işbirliğinden ortaya çıkan “augmented reality” yani “artırılmış gerçeklik”le yapılan lansmandan daha iyisini görmedim.
Bu proje ile Arzu Sabancı’nın sunumunu ve en ince detayına kadar düşündüğü koleksiyonu anlatmasını izlemek müthiş keyifliydi.
“Arzu Sabancı for Koton” uygulamasını telefonunuza indirdiğinizde artırılmış gerçeklik deneyimini yaşamanız için birçok püf nokta da karşınıza çıkıyor.
Ben uygulamayı evde denedim ve sanki Arzu Sabancı salonumda bana koleksiyon tanıtımı yaptı.

Yazının Devamını Oku

Markaların doğru bilinen yanlış okunuşları

Sosyete ve sosyal çevremde çok iyi okullarda okumuş, hayatının bir kısmını yurtdışında geçirmiş, pahalı ve trend kıyafetleri alıp giyen, zengin bir isimle evlenip maddi olarak çok iyi yerlere gelen, kendini bilirkişi olarak gören fakat nerede ne giyeceğini bilmeyen, moda terimlerinden bihaber ve hatta en önemlisi o kadar para verip giydiği markanın ismini doğru telaffuz edemeyen çok kişi var.

Bir de bunun üniversite okumamış, doğru düzgün yabancı dil konuşamayan ama çok iyi bir evlilik yaptığı için sayılı zenginler arasına girmiş bir kesimi de var. Onlar gerçekten evlere şenlik... Sakın yanlış anlamayın, buradaki amaç insanları küçümsemek değil. Hele ki teknoloji elimizin altındayken ve her türlü bilgi sadece bir tık uzağımızdayken “bilmiyordum”un arkasına sığınmamak lazım. Ama tekrarlıyorum burada sorun bilmemek değil, sorun bilmediği her şey hakkında en iyisini biliyormuş gibi davranmak. İşte bu noktada işler değişiyor... Bu aynı “Business (biznız) biletim var, Milano’ya alışverişe gidemiyorum” demeye benziyor. Öncelikle “biznıs” değil, nasıl söylendiğini duymadıysanız eğer Google’da araştırabilirsiniz. Fransızca da bilmek zorunda değilsiniz, ben de bilmiyorum. Ama en basit modelinin 10 bin dolardan başladığı, almak için kendinizi helak ettiğiniz, araya aracı sokup hemen sahip olmak için daha da fazla para ödediğiniz Hermes çantalarınızın nasıl söylendiğini bilmek zorundasınız. Artık bu noktadan sonra bilmeme lüksünüz yok. İsteyen istediği yerde, istediğini giyebilir ama sezon başı Chanel tüvid şort, ceket takım alınca “Nasıl olsa hava tam ısınmadı” deyip plaja inerken giyerseniz “bilirkişi” değil “görgüsüz” olursunuz. Bunu da bizlerin söylemesine gerek kalmamalı. Bir diğer kafa karışıklığı yaratan konu da moda terimleri. Dış giyim konusunda karıştırılan iki şey var: Manto mu, palto mu? İkisi arasındaki fark nedir? Teknik olarak manto, kadın dış giyimi, palto ise erkek dış giyimi için kullanılır. Kadınlar mantoyu, erkekler paltoyu kullanmalı ama dilimizde kaban kelimesi daha yaygın olarak kullanılıyor. Kadın, erkek ayrımı yapmadan “kaban” deyip de geçebilirsiniz. Aşağıda ülkemizde de çok tercih edilen dünyanın en iyi Fransız ve İtalyan markalarının okunuşlarını yazacağım. Yazdıklarımı dinleyerek tekrarlayabilmeniz için YouTube’da 3-4 dakikalık marka okunuşlarıyla ilgili videolar var. Onları da dinlemenizi tavsiye ederim. 
Fransız markalarıHermes (Ermes)Yves Saint Laurent(İv.Sen.Loğran)Louis Vuitton(Lu.İ.Vi.Ton)Céline (Se.Linn)Christian Louboutin(Kristian.Lubutan)Dior (Dioğ)Cartier (Kar.Ti.E)Chloé (Klo.E)Lanvin (Loğ.Ven) Balmain (Bal.Ma)Givenchy (Ji.Van.Şi)

İtalyan markalarıGiorgio Armani(Cor.Co.Armani)Bottega Veneta(Bottega.Ve.Net.Ta)Bvlgari (Bul.Gari)Gucci (Gu.Çi)Missoni (Mi.Soo.Ni)Moschino(Mos.Kii.No)Versace (Ver.Saa.Çe)

Yazının Devamını Oku

Güzelliğin sınır tanımayan gücü

Doğal içerikli ürünler kozmetik sektöründe başrol almaya başladı.

Bilinçli tüketiciler, marka fark etmeksizin her yeni çıkan koleksiyonda doğal ham madde oranlarına bakıp ona göre tercih yapıyor.
Sephora Collection da daha iyi ve sürdürülebilir bir dünya için “We Care For Good” adında global bir kampanya başlattı ve dünyanın çeşitli ülkelerinde ünlü isimlerle güzellik takımı kurdu.
Türkiye’den bu kampanya için oyuncu Yağmur Tanrısevsin seçildi. Bence çok iyi bir eşleşme olmuş. Yağmur’un doğal ve güçlü karakteri dünyada da fark yaratır diye düşünüyorum.
Kozmetikte bilinçli güzellik yolculuğu farkındaysanız birçok markaya yayılmaya başladı. Ürün kadar ambalajının geri dönüşümlü olması çok önemli. Çünkü burada da göz ardı edilmeyecek oranda tüketim söz konusu.
Mesela bitmiş parfüm şişeleri, makyaj ve cilt bakım ambalajları hep çöpe atılıyor. Artık çöp yerine mağazalardaki geri dönüşüm kutularına atmak, tüketim karşısında hepimizin yerine getirmesi gereken bir zorunluluk oldu.
İnanın bu attığımız küçücük adımlar ileride bambaşka şeylere dönüşecek.
Sephora Collection’ın bu konuda yaptıklarını yakinen takip eden biri olarak markanın yeni projesi “Good For Recyling” kapsamında geri dönüştürülebilir ambalajlı ürünlere ağırlık verdiğine şahit oldum. Mağazalarına geri dönüşüm kutuları yerleştirmesi de gelecek için umut verici...

Yazının Devamını Oku

Etik mücevherin temsilcileri çoğalmalı

Çevre bilincine sahip markalar, tüm dünya genelinde artıyor. Farklı sektörlerde de bunun etkilerini görüyoruz. Mesela dünyada bulunması ve çıkartılması en zahmetli taş olan ve bir kıtanın kaderine mal olan elmas artık laboratuvarlarda üretilmeye başlandı.

Çevreye duyarlı, geleneksele kafa tutan Z kuşağının gelecek seneler içinde yeni hedef kitle olacağını düşünürsek, laboratuvar elmaslarının da ilerleyen yıllarda tek tercih olacağını öngörmek mümkün.
Son zamanlarda radarıma giren, Emma Watson ve Meghan Markle’ın takipçilerinden olduğu Londra merkezli mücevher markası Kimai de laboratuvar elmaslarını destekliyor.
Kimai’nin kurucu ortağı Jessica Warsh verdiği bir röportajda “Birçok insan laboratuvar elmaslarını hâlâ sahte olarak görüyor ama onlar, madencilikle çıkan elmaslarla kimyasal ve fiziksel olarak aynı” açıklamasını yaptı.
David Attenborough’un “A life On Our Planet” belgeselini izlediniz mi bilmiyorum. İzlemeyenler kesinlikle izlemeli ve hatta herkese izletmeli.
Toprak erozyonu, ormansızlaşma ve tüm ekosistem hakkında çok önemli ve gelecek için korkutucu bilgiler içeriyor.
Teknoloji, moda ve güzellik hayatımıza girdikçe doğaya verdiğimiz tahribat inanılır gibi değil. Bu sistemi değiştirmeye çalışmak, bozulanları geriye çevirmekten çok daha zor.
Onun için böyle markaları desteklemek, bu sistemin dışında kalmaya çalışmak çok çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Bu bir başlangıç olsun

Daha önce fiziksel olarak yapılan moda haftaları pandemiyle birlikte dijital platformlara taşındı.


Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul (MBFWI) da bu yıl dijital olarak gerçekleşti.
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB), Ticaret Bakanlığı’nın “Türkiye’yi, Türkiye’nin ihraç ürünlerini dünyaya en güzel şekilde tanıtalım” talebi doğrultusunda hareket etti. MBFWI arkasına Türkiye Tanıtım Grubu gibi büyük bir gücü aldı ve ilk defa yurtdışındaki defileleri aratmayacak güzellikte bir dijital moda haftası ortaya çıktı.
MARKALAŞMAK ADINA
Her moda haftası, gücünü yapıldığı şehirden alır. Bu kapsamda şehirler üretim ve endüstriyel güçlerini herkese gösterir ve bir ‘markaya’ dönüşürler.
Biz ilk defa bu güçle moda haftası kapsamında ‘İstanbul’ markasını dünyaya farklı şekilde sunmayı başarabildik.
Çok değerli modacılarımızın tasarımları İstanbul’un en güzel mekanları Tophane-i Amire ve Galataport İstanbul’la bir araya geldi ve bence sektörün en prestijli vitrini ortaya çıktı.

Yazının Devamını Oku

Evdesin ama yalnız değilsin

Avon’u duymayanınız yoktur. Türkiye pazarında 27’nci senesini tamamlayan, kadınlar aracılığıyla kadınlara güzellik ürünleri satan bir markadır.

Yıllardır meme kanserinde farkındalığı artırmak için Avon Kadın Vakfı’nın erken teşhis için yaptığı çalışmaları izliyorum.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu İletişim Direktörü Hande Orhan ile yaptığım görüşme sonrası Covid-19 sürecinde aile içi şiddetle mücadele eden kadınlar için yeni bir proje başlattıklarını öğrendim.

Belediyeler ve yetkili kuruluşlarla işbirliği yaparak “evdesin ama yalnız değilsin” kampanyası ile yardıma muhtaç kadınlara vakıflar aracılığıyla destek olacaklar.

Güzellik ürünlerini satmak için ellerinde kataloglarla komşu komşu dolaşan ve bu sırada birbirleriyle dertleşme fırsatı bulan kadınlarımız umarım gördükleri şiddetti saklamadan birbirlerine anlatır da böylece vakıfların haberi olur.

Prada’dan online müzayede

Prada ve Sotheby’s, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) adına fon toplamak için çevrim içi bir açık artırma ile ‘Tools of Memory’ koleksiyonunda öne çıkan parçaları satışa sunuyor.
Online müzayede 15 Ekim’e kadar devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Moda sektöründeki başkaldırı tam gaz devam ediyor!

Türkiye’deki iklim aktivisti kız çocukları ve genç kızlar, Greta Thunberg’in attığı adımı takip ediyorlar.


Ekosistemdeki tahribata ve iklim krizine dikkat çekmek için “Bana Bırakacağınız Gelecek–Kız Çocukları ve İklim Krizi” başlıklı fiziki ve sanal sergilerle 9 Ekim’de Schneidertempel Sanat Galerisi’nde değişim umutlarını dile getirmeye hazırlanıyorlar.
Gençlerin manifesto niteliğindeki mesajları, eserleri ve çizimleri iklim krizi ve adaleti konularında sanatsal bir tartışma alanı yaratacağa benziyor.
Birçok iyi ailenin çocuklarının da eserlerinin olacağı bu sergiyi 25 Ekim’e kadar hem sanal hem de fiziksel ortamda gezebileceksiniz.
Böylesine zorlu bir yolu seçen sanatçı adayı tüm gençleri desteklemek gerek.
Serginin mesajını 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’nde İstanbul’un birçok semtindeki billboard’larda görebileceksiniz.
Yoldan geçerken bu billbord’lara dikkat etmenizde fayda var.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı kadınlar değiştirecek

Her gün bir yerlerde kadınlar, dünyayı değiştirmek için harekete geçiyor ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için canla başla çalışıyor.

Hiç duydunuz mu bilmiyorum ama Yves Rocher Vakfı dünyayı değiştirmek için harekete geçen kadınların çevre mücadelesine ışık tutarak, Birleşmiş Milletlerin kalkınma hedeflerinden biri olan kadın özgürlüğü ve eşitliğini desteklemek amacıyla her sene ‘Toprağın Kadınları’nı ödüllendiriyor.
2001 yılından bugüne kadar 50’den fazla ülkede 450’den fazla kadın ödüllendirildi.
Toplamda 2 milyon Euro ödül verildi. Toplum veya çevre yararına ticari faaliyetler yürüten, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş bünyesinde yer alan ve çevre yararına bireysel projeler yürüten her yetişkin kadın bu ödüle layık gösteriliyor.
Gezegene pozitif bir iz bırakmak isteyen Türk kadınları size sesleniyorum.
Çevre için mücadeleye destek olmak istiyorsanız, 15 Ekim’e kadar 100 bin TL ödüllü Yves Rocher Vakfı Toprağın Kadınları Ödülü’ne www.yvesrocher.com.tr adresinden başvurabilirsiniz.
Doğa ile bağını güçlendirmek isteyen, cinsiyet eşitliğine katkıda bulunmak isteyen, güçlü ve toprağına sahip çıkmak isteyen tüm kadınlar, bence bu fırsatı kaçırmayın.

Artık Yeniköy’de

Kumaşlarla farklı hikayeler yaratan, Paris, Brüksel ve İstanbul arasında mekik dokuyan Mirela Cerica, uzun zamandır beklediğim showroom’unu Yeniköy’de açtı.

Yazının Devamını Oku

Yaktın bizi online eğitim

Çalışan bir anne olarak online eğitimden yıldığımı söylesem ayıplar mısınız beni?

İşlerimle mi ilgileneyim, evde çocuğumla mı ilgileneyim, okulların bitmek tükenmek bilmeyen istekleriyle mi ilgileneyim bilemiyorum.
“Şu saatler aralığında çocuğunuzun başında durabilecek misiniz” diye gelen maillerden fenalık geçirmek üzereyim.
“Durabileceğim” desem, işlerimi yetiştirememiş oluyorum, “duramayacağım” desem okula karşı kendimi suçlu hissediyorum. Çok ciddi duygu karmaşası içindeyim.
Sabah erken kalkıp, 13.00-13.30 arası yemek saatini yakalayabilmesi için yemek yapmaktan, o sırada evi toparlayıp, maillerimi cevaplayıp, öğleden sonra işlerimi yetiştirmeye çalışmaktan çok yoruldum.
Ne içeride verimli olabiliyorum, ne dışarıda. Kiminle konuşsam aynı dertten mustarip. Konun özü bilgisayarda sürekli sistemsel problem yaşadıkları için IT’ci olmaktan, ders saatlerinde ses çıkarmama zorunluluğundan bir an önce istifa etmek istiyorum...
Geçenlerde bir telefon şirketinin lansmanı vardı. Teknolojinin üst düzey mühendislikle birleşerek geldiği nokta gerçekten insanı büyülüyor. Instagram ve telefon bağımlılığından kurtulmaya çalıştıkça karşımıza çıkan bu cezbedici model, ekran kalitesi, ekranın katlanması ve fotoğraf kalitesiyle çok iyi. Tanıtım sırasında Ipad ve PlayStation’ın başından kavga gürültü kaldırdığımız, ne olacak bu çocukların hali diye söylenip durduğumuz gamer neslinden ne farkımız vardı acaba?
O gün telefonu keşfetmek, güzel fotoğraf çekmek uğruna çocuklar gibi gülüp eğlenerek saatlerimizi geçirdik.

Yazının Devamını Oku

Yeni trend ecoDrone’lar

Bio organikler, vegan formüller, geri dönüştürülmüş malzemeden üretilmiş ambalajlar, yeşil teknolojiyle bir araya gelmeye devam ediyor.

Çevreye duyarlı, sorumluluk sahibi marka olmak tüketici için artık yeterli değil. Bunun arkasında duran, üretimden yapım aşamasına kadar adil ve etik tutum sergileyen markaları daha çok tercih etmeye başladılar.
Geçen gün Nuxe Organic ve Ecording’den bir paket geldi.
İçinde ürünlerin yanı sıra doğaya olan minnettarlıklarını göstermek için drone’lar ile tohum topu atışı gerçekleştirdiklerinden bahsettikleri bir kit vardı.
İlk defa duyduğum Ecording nedir diye araştırdım.
Ağaçlandırma çalışmalarına yeni bir bakış açısı getirip, ecoDrone’larla erişimi zor alanlarda kalkış sağlayarak sadece 10 dakikada 2 bin 500 tohum atışı gerçekleştiriyorlarmış.
Ecording’in geliştirdiği “Ağacım Nerede” uygulamasıyla atışı gerçekleşen tohumlarınızın doğa ile nasıl buluştuğunu görebiliyor ve fidanınızın durumunu takip edebiliyormuşsunuz.
Ben bana gelen karttaki QR kodundan sedir ağacı tohumları seçtim, şimdi drone ile fırlatılmalarını bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

Profesyonellik bunu gerektirir

Son 1 haftadır Gülşen ve Edis’in “Nirvana”sı ile çalkalanıyor ortalık.

 Ne kadar hasret kalmışız böyle ses getiren işlere...Son 1 haftadır Gülşen ve Edis’in “Nirvana”sı ile çalkalanıyor ortalık. Ne kadar hasret kalmışız böyle ses getiren işlere...Şarkıya çekilen klibin senaryosu aslında yeni bir fikir değil. 90’larda konteyner içinde çekilen çok klip oldu ama “Nirvana” neden ilk defa yapılmış gibi hepimizi cezbetti biliyor musunuz? Çünkü buram buram ekip işi ve profesyonellik kokuyor. “Türk müzik sektöründe kendini en çok kim geliştirdi” diye sorsanız, kesinlikle “Gülşen” derim.Yıllar içinde evrildiği kadını hayranlıkla izliyorum.Ne istediğini bilen, en iyi ekiplerle çalışan bir kadın var karşımızda.Her klibinde, her şarkısında ayrı bir güç görüyorum. Her adımında daha da devleşiyor sanki.Çünkü yıldığımız “En iyisi olsun ama bütçemiz bu” zihniyetinden tamamen uzakta. Her şeyin en iyisinin olması için, sektörün en iyileriyle çalışan, yani şu an bulunduğu konuma gelmek için çok para harcayan bir Gülşen’den bahsediyoruz.Bu bir ekip işidir.Madonna sadece kendisi olduğu için değil, arkasında en iyilerden oluşan dev gibi bir ekibi olduğu için “Madonna” haline geldi.  Mesela Gülşen styling’i için birkaç yıldır Mahizer Aytaş’la çalışıyor. Bence Mahizer, ‘stylist’ olmama rağmen benim bu sektörün en iyisi diyebileceğim isimlerin başında gelir.Birlikte muazzam bir sinerji yarattılar.Gülşen, Mahizer’den sonra daha da kendini buldu. Ama kendini bulmak para harcamadan olmuyor maalesef.“Ben Gülşen’im, bunları bana ücretsiz yollasınlar” demeden, müthiş bir vizyonla bu stile kavuştu.Çünkü profesyonellik bunu gerektiriyor.Benim “Nirvana”m da böyle kaliteli işleri ve işbirliklerini izlediğimde ortaya çıkıyor. Diğer taraftan oyunculara bakalım. Bence herkes Gülşen’den ders almalı.Bir yere gelmek için kendilerine asla yatırım yapmayan, ajanslarının buldukları stylist’le galalara katılan ünlüleri anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum.Ünlülerden daha ünlü olmaya çalışan ajans çalışanları ve sahipleri başlı başına kanayan yara zaten.Bu, filmin senaryosuna bakıp “ben asla öpüşmem” denilmesiyle aynı mantık benim için.İşte bu yüzden yabancı oyuncular dünya starı oluyorken bizimkiler yerinde sayıyor.Oscar ödüllü oyuncular yeri geliyor tüm film boyunca sevişiyor, yeri geliyor çırılçıplak dolaşıyor, yeri geliyor 20 kilo alıyor. Çünkü oyunculuk mesleği bunu gerektiriyor.Basında stilleriyle, güzellikleriyle kendilerinden söz ettirmek isteyen oyuncuların bunu stylist’e, tasarımcıya, markaya para harcamadan, kendilerini komple o kişiye teslim etmeden gerçekleştirmeleri çok zor.Bu işi bilenlerle çalışmanın ve çalıştıkları kişiye teslim olmanın nasıl sonuçlar doğurduğunu görmek için Gülşen ve Edis’in “Nirvana” şarkısını dinleyip, klibini izleyebilirler.Tüm ekibin ellerine sağlık. Sözünden aranjesine, styling’inden çekimine kadar ortaya hayranlık uyandıran, iyi bir iş çıkmış.

Yazının Devamını Oku