GeriHamit HAMUTCU Tabeladaki skor (şimdilik): 3-3
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tabeladaki skor (şimdilik): 3-3

2005’te İstanbul’da oynanan Milan-Liverpool şampiyonlar ligi finalinden bahsetmiyorum (ilk yarı 3-0 Milan üstünlüğüyle sona erdikten sonra ikinci yarı 3 gol atan Liverpool penaltılarla maçı kazanmıştı). Bir de Fenerbahçe’nin 3-0’dan çevirip 4-3 kazandığı maç vardır ama ona da girmeyelim şimdilik.

Konu Amerika ve Çin arasındaki yeni mücadele alanı: teknolojide liderlik. Amerika bir çok açıdan liderliğini sürdürüyor tabii ve Çin, Amerika’daki ekosistemin henüz çok gerisinde. Ama Çin’in çok bilinçli bir şekilde kalktığı bir atak var ve artık Amerika dikiz aynasına baktığında arkasında hızla aradaki farkı kapatan bir rakip görüyor.

Örneğin MIT üniversitesinin her yıl yayınladığı dünyanın en akıllı 50 şirketi listesinde 2014 yılında hiç Çinli şirket yoktu. Bu sene 7 tane var (hala 31 şirketi olan Amerika’nın gerisinde tabii). Aynı listede Almanya ve İngiltere’den sadece ikişer şirket var. Ya da başka bir örnekte geçen yıl ilk defa Çin’de yapay zeka konusunda yazılan akademik makale sayısı ilk defa Avrupa Birliği’ndeki 28 ülkede yazılan toplam makale sayısını geçti. Zaten Çin hükümeti 2030 yılına kadar toplam 150 milyar dolar büyüklüğünde bir yapay zeka endüstrisi yaratma hedefini açıkladı geçtiğimiz aylarda. Şimdi bu genel karşılaştırmaları bir kenara bırakıp rekabetin en yoğun olduğu Amerikalı ve Çinli üç silahşörlere bakalım.

ÜÇ SİLAHŞÖRLERİN MÜCADELESİ
Facebook, Google ve Amazon. Girdikleri alanda rakiplerini silip süpüren amansız üç dev. Karşılarına çıkması zor. Tabii Tencent, Baidu ve Alibaba değilseniz. Yıllardır bir çok web sitesine erişimi kapalı tutan Çin’den bu korumanın da desteğiyle çıkan bu üç şirket artık dünya çapında oyuncular haline geldi. Hepsi bir çok alanda faaliyet gösterdiği için birebir karşılaştırmak zor olsa da buradaki eşleşme Facebook-Tencent, Google-Baidu ve Amazon-Alibaba gibi düşünülebilir. Amerikalı olanları bilmeyen yoktur herhalde ama diğerlerini biraz daha yakından tanıyalım isterseniz.

Tencent: Çin’in en büyük sosyal medya sitesi. WeChat isimli mesajlaşma uygulamasının 1 milyara yakın kullanıcısı var ve uygulama içinden taksi çağırabiliyor, restoran rezervasyonu yapabiliyor ve ödeme gerçekleştirebiliyorsunuz. Aynı zamanda dünyanın en büyük video oyunu platformunu işletiyorlar. Snapchat’in %12’sine, Tesla’nın %5’ine sahipler. Alman uçan araba şirketine 90 milyon dolar yatırım yaptılar. Piyasa değeri şu anda Facebook’tan daha yüksek. Neyse duruyorum artık, liste çok uzun.

Baidu: Çin’deki arama trafiğinin %65’ini karşılayan Baidu’nun dünyadaki payı henüz çok küçük (Baidu %1,4, Google %92). Pazar değeri de Google’ın oldukça altında ama 2017’de 12 tane teknoloji şirketine yatırım yapmış. Sürücüsüz araba konusunda Google’ın en büyük rakiplerinden, yapay zeka konusundaki yıldızları topluyorlar. Kurucusu da Time’a kapak oldu. Ee daha ne olsun?

Alibaba: Davos zirvesinin yıldız konuşmacısı, eski öğretmen Jack Ma’nın kurduğu şirket 500 milyar dolarlık değerlemesiyle Amazon’un ensesinde. Türklerin ucuz iPhone şarjı satın aldığı Aliexpress dışında dünyanın en büyük mobil ödeme uygulamalarından Alipay de onlara ait. Kar marjı %30,9 (Amazon’unki %2,9). Kuantum bilgisayarları ve yapay zekaya 15 milyar dolar yatırım yapacaklarını açıkladılar.

Tabii iş bununla sınırlı değil. Uber’in başa çıkamayıp Çin’deki şirketini satıp çıktığı Didi var örneğin. Uber’den sonra dünyanın en değerli girişimi. Apple mı dediniz? Karşısında Huawei ve Xiaomi var. Elektrikli arabalar mı dediniz? 2020 yılında elektrikli arabaların en kritik parçası olan lityum pillerin üretiminin %70’I Çin’de olacak. Velhasıl teknolojide Çin treni kalktı ve önünde durmak zor gözüküyor.

X

Dijital dönüşüm nedir ne değildir?

.

Son bir yılda her ‘dijitalleşme’ ya da ‘dijital dönüşüm’ sözcüklerini duyduğumda bir lira alsaydım, şu anda milyonerdim. Bir çok başka örnekte olduğu gibi, dilimize pelesenk ederek içini boşaltma yolunda olduğumuz kavramlardan birisi dijital dönüşüm. Şirketlerin verimlilik ya da müşteri bağlılığını artırma, rekabetçi olma ve hatta uzun dönemde ayakta kalma için bu kavramın gündemlerinde en üst seviyede yer alması çok normal tabii. Aslında köşemde yazdığım yazıların çoğunda kapı dijital dönüşüme çıkıyor doğal olarak. Ama çok da iddialı bir terim ve belirli bir strateji dahilinde, uzun dönemli ve bir çok (çoğu zaman karmaşık) parçadan oluşan yapısal bir yaklaşım gerektiriyor. 

Tüketicilerin dijital dönüşüm yolculuğu
Bunu anlaması belki daha kolay olduğu için buradan başlayalım. Son 20 yıla baktığımızda iki ana faktör gösterebiliriz tüketicileri dijital dönüştüren: ilki 90’ların ortasından itibaren hayatımıza giren internet, diğeri de aynı zamanlarda başlayan ama son on yılda merkeze yerleşen mobil teknolojiler. Birleştiğinde neler olduğunu hep beraber gördük: iletişim kurmamız, para harcamamız ve günlük rutinimiz içinde yaptığımız hemen her şey değişti. Tabii bunlar olurken özellikle start-up’lar (Google, Amazon ve yüzlerce diğer örnekte olduğu) başı çekti ama geleneksel sektörler de bazen hızlı bazen yavaş reaksiyon göstererek tüketicilerin dönüşümünü yakalamaya çalışırken buldu kendini. Buyrun şirketlerin dijital dönüşüm hikayesine.

Dijital dönüştünüz mü?
Şimdi bir kaç örnekle şirketler için dijital dönüşüm nasıl olur ya da olmaz ona bakalım.

Yazının Devamını Oku

Mutlu evliliğin matematiği

.

Evlilik programlarının yasaklanmasının ardından TV dünyasında ve eş arayan müzmin bekarlar için önemli bir boşluk oluştu tabii. Uzun ve manalı konuşmalar ve bilimum kavga dövüş sonucu birbirini iyice tanıyan, seven ya da nefret eden kadın ve erkekler hayatlarının aşklarını nasıl bulacaklar bundan sonra?

İnsanların mutlu olacakları romantik partner bulma arayışı belki de insanlık var olduğundan beri olan bir problem ve bu alanda son yıllarda hayatımıza giren tek yenilik evlilik programları değil (Amerika’da Bachelor ya da Bachelorette isimli eş bulma programları hala devam ediyor bu arada). Teknolojiyi kullanan şirketler de modern şehir yaşamının getirdiği yeni zorlukları fark ederek bir çok ‘ürün’ sundu kullanıma. Sisteme girdiğiniz bir takım bilgiler, fotoğraf vb. sonucu kullanıcıları birbiriyle eşleştiren ‘arkadaşlık siteleri’ özellikle genç demografi içinde çok popüler. Beğenin beğenmeyin, etkileri çok fazla; Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre internet yeni evlenen çiftler içinde %19’la bir numaralı tanışma kaynağı olmuş durumda (arkadaşları vasıtasıyla tanışma %17 ile ikinci sırada). Sektörün büyüklüğü 3 milyar doları aşmış.

Benim ilgimi çeken ise internetin mahalledeki cevval teyzelerin yerini almaya başlamasından çok, milyonlarca kullanıcısı olan sitelerin kişileri nasıl eşleştirdiği. Bu bir algoritma problemi ve farklı sebeplerden dolayı matematikçilerin uzun zamandır üzerinde çalıştığı bir konu. Bu tür algoritmalar üniversitelerle öğrencilerden tutun böbrek bağışçıları ve ihtiyaç sahiplerinin eşleştirilmesine kadar pek çok alanda kullanılıyor halihazırda.

İstikrarlı Evliliklerin Matematiksel Formülü

Yazının Devamını Oku

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde Sendromu

*

Gündüz: Beyefendi
Gece: Vahşi
Gündüz: Saygın
Gece: Sapık
Bazen: Doktor
Bazen: Katil

Yazının Devamını Oku

Pop müzik video klibi üzerinden teknoloji analizi

Finansal piyasalarda sıkça kullanılan ve özellikle borsalarda oluşan balonun göstergesi olarak verilen örnekte ‘Eğer taksi şoförünüz hisse senedi tavsiyesi veriyorsa satmanın zamanı gelmiştir’ derler.

Kısa sürede çok hızla popülerleşen bazı şeylerin peşinden hayalkırıklığı yaşanması son derece muhtemeldir anlamına gelir bu. Bitcoin gibi kripto-paralar son dönemdeki güzel örneklerinden biri herhalde. Hemen her varlık balonu için düşünülen bu mantık aslında teknoloji için de geçerli. Bazı yeni teknolojiler öyle hızlı yıldızlaştırılıyor ki, kısa dönemde bu beklentilere cevap vermesi doğal olarak imkansız hale geliyor. 1990’ların sonunda internetin yarattığı heyecan kısa sürede kurulan binlerce girişim, bunlara yapılan milyarlarca dolar yatırım ve nihayetinde ekonomik gerçeklerden kopuk olarak oluşan iş modelleri sonucu batan şirketlerle (ve bu şirketlere yatırım yapıp birikimlerini kaybeden küçük yatırımcılarla) sonuçlandı. Tabii sonrasında zaman içerisinde oluşan daha rasyonel bir bakış açısı ve alınan derslerle internetin hayatımızın her alanında yarattığı dönüşüme tanık olduk.

Amerika’nın popüler şarkıcılarından Justin Timberlake’in son video klibi yapay zeka konusunda bu açıdan geldiğimiz noktayı iyi gösteriyor sanırım. Video klip Steve Jobs’a benzetilmiş sanatçının 2028 yılında Malezya’daki bir derin öğrenme konferansında sunduğu robotlu performansı içeriyor. Hatırlatma açısından derin öğrenme son birkaç yıldır yapay zeka uygulamalarının en önemli yöntemlerinden biri haline geldi. Örneğin Facebook’un fotoğraflarınızda arkadaşlarınızı bulup otomatik olarak etiketlemesini sağlayan uygulama gibi görüntü tanıma çalışmaları derin öğrenme ile yapılıyor. Sürücüsüz araba teknolojisinde de derin öğrenme kritik bir yer tutuyor. Peki son derece yeni, karmaşık ve hala gelişme sürecinin başlarında olan bir teknolojinin bir pop müzik şarkıcısının video klibinde yer alması derin öğrenme ile ilgili yaşanacak hayal kırıklığının erken bir uyarısı olabilir mi? Bunun cevabı için araştırma firması Gartner’ın düzenli olarak yayınladığı teknoloji ilerleme eğrisine bakabiliriz. Aşağıda 2017 için oluşturulan grafiği görebilirsiniz. Grafik şu aşamaları gösteriyor:

- Yeni bir teknoloji ile ilgili algının ilk başta gittikçe artan bir ivme ve büyük beklentilerle gelişmesi, sürü psikolojisi ile çok detayına bakılmadan herkesin ondan konuşmaya başlaması, yatırımın artması

- Bu beklentilerin zirve noktaya ulaşması, taksi şoförünüzün robotlardan (ya da bitcoin aldığından) bahsetmesi, gazete manşetleri atılması

- Bu beklentilerin tam olarak karşılanamayabileceğinin anlaşılması üzerine aşağı inişin başlaması, hızla trene atlayanların aynı hızda trenden inmeleri sonucu düşüşün derinleşmesi

- Dibe vurduktan sonra gerçekten faydalı iş uygulamalarının gelişmeye başlaması, sabırlı ve inançlı girişimler sonucu teknolojinin faydasının görülmeye başlanması

- Daha sürdürülebilir bir hızla teknolojinin yaygınlaşmaya başlaması

Yazının Devamını Oku

Bir gün Andy Warhol ve Steve Jobs, John Lennon’ın evindeyken

Lennon’ın öldürülmesinden dört yıl sonra, kendisi gibi 9 Ekim’de doğan oğlu Sean’ın dokuzuncu yaş günü partisine haliyle bir çok ünlü davetliydi.

Kavramsal ve performans sanatının öncülerinden olan anne Yoko Ono kocasının önünde suikaste uğradığı New York Manhattan’daki binada yaşamaya devam ediyordu. Gecenin son dakika katılanlarından biri de kendisiyle ilgili bir dosya hazırlayan gazeteci David Scheff tarafından davet edilen genç girişimci Steve Jobs’dı. Jobs hediye olarak piyasaya yeni çıkan bir Macintosh getirmişti ve Paint programının başına oturan küçük Sean için fare kullanarak şekiller çizmeye başlamak çok kolay olmuştu.

Tüm bunları hayranlıkla seyredenler arasında pop-art akımının en bilinen ismi ve yaşarken de son derece popüler ve tartışmalı bir sanatçı olan Andy Warhol ve sokak sanatından aldığı ilhamla eser üreten sanatçı dostu Keith Haring de vardı (Warhol da Lennon gibi saldırıya uğramış ama şans eseri hayatta kalmıştı yıllar önce). Warhol gördüklerine inanamıyordu, bu mucizevi bir şey diye heyecanla bağırıyordu. Warhol bilgisayar başına oturduğunda biraz acemilik çektikten sonra (önce fareyi havada dolaştırmış, aynen fırça gibi) ilk çizimini yaptı: bir daire!

Warhol bir yıl sonra Commodore bilgisayarlarının reklam yüzü olmuştu. Amiga 1000 modelinin lansmanında o zamanın en güçlü renk çözümüne sahip Paint programında Blondie grubunun solisti Debbie Harry’nin resmini çizdi, 1987’deki ölümüne kadar bilgisayar büyük sanatçının minik bir oyun alanı oldu. 40 yaşın üzerinde olanlar için çok nostaljik çağrışımlar yapmıştır tabii Commodore ve Amiga markaları.

Warhol öidükten sonra bilgisayar çizimleri ortadan kayboldu, ta ki bir sanatçı akıbetini merak edip işlerin peşine düşünceye kadar. Warhol arşivlerinden çıkan 40 kadar diskette 28 imajı Carnegie Mellon üniversitesinin yardımıyla restore etmeyi başardılar. O dönemde bir disketin kapasitesi 360 kilobayt, çıkan imajların büyüklüğü ise 200x300 pixel idi. Bunların günümüz skalasında ne kadar küçük olduğunu hayal etmemiz zor. Neyse, yolunuz Pittsburg’a düşerse Warhol Müzesi’ndeki sergiyi gezip, teknoloji ve sanatın yakın tarihini birlikte görebilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

2018 Öngörüleri – III

Ve sohbet serimizin son konuğu Türkiye’deki girişimcilik ekosisteminin gelişmesi için en çok çalışan ve en saygı duyulan isimlerinden biri olan Joachim Behrendt.

15 yılı aşkın bir süre içinde Türkiye’de önce Nexum Boğaziçi’ni kuran, sonrasında da BIC Melek Yatırım Ağı’nın kurucularından olan Joachim’in bir ayağı bugünlerde Berlin’de, yatırımcısı olduğu girişimlere uluslararası imkanlar da yaratmaya çalışıyor. Buyrun keyifli sohbetimize.

1- 2018 yılı için en çok hangi teknoloji ve inovasyonlar için heyecan duyuyorsunuz?
Son zamanlarda Berlin’de katıldığımız birkaç teknoloji ve girişimcilik konferansına bakarsak, blockchain teknolojisi kullanarak finansal işlemleri gerçekleştiren (yalnızca kripto para birimlerinden ve ilgili spekülasyonlardan bahsetmiyorum) ya da yapay zeka ve makine öğrenimi temelli ürün ve servisleri olan girişimler dışında, farklı bir odağa sahip yeni işler bulmak neredeyse imkansız. Bu teknolojilerin önümüzdeki 20 yıl içerisinde dünyayı tahminlerimizin de ötesinde şekillendireceğine inanıyorum. Bu günlerde yeni fikir arayışında olan girişimcilere verebileceğim tek tavsiye, söz konusu teknolojileri anlamaları ve bu gündemle yeni niş pazarlarda yaratabilecekleri erken çözümlere odaklanmaları yönünde olacaktır.

2- Start-up’larda bazı kişisel başarılar görüyoruz fakat genel etki hala kısıtlı. Türkiye girişimcilik ekosisteminin başlıca sorunları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Son yıllarda oldukça muhteşem başarılar gördük ancak neredeyse hepsi 10 yıl önce e-ticaretin gelişmesi esnasında kök salanlar arasından çıktı. O dönemde bu pazar, Türkiye’nin genç ve teknik açıdan yeterli nüfusu, mükemmel internet, lojistik ve elektronik ödeme sistemleri altyapılarının desteğiyle gelişti ve en sıcak pazarlardan biri haline geldi.

E-ticaret dalgasının ardından, pek çok girişimin uluslararası alanda tanınmasını sağlayamadık. Türkiye’de gördüğümüz girişimlerin büyük çoğunluğu; B2B’den ziyade B2C (son tüketici) iş modelinde olan ya da pazar yeri yaratarak global anlamda başarıya ulaşan yabancı girişimleri, yetersiz finansman ve başa baş noktasına ulaşması güç olan problemli iş modellerine rağmen kopyalamaya çalışıyordu. Türkiye’de hala keşfedilecek çok sayıda niş pazar alanı olsa da, bir girişimci olarak B2B iş modellerine odaklanmanız halinde, gerçek bir müşteri problemini ortadan kaldıran inovatif bir çözüm yaratarak çok daha başarılı olabilirsiniz. Hali hazırda büyük oyuncuların yer aldığı ve devasa pazarlama harcamalarını zorunlu kılan ya da finansal geri dönüşün uzun zaman alacağı pazarlardan uzak durmanızı tavsiye ederim.

3- Son olarak Türkiye’deki yeni teknoloji girişimcileri için sizden birkaç cümle alabilir miyim?

Yazının Devamını Oku

2018 Öngörüleri - II

Geçen hafta başladığım sohbetlere bu hafta da Türk Telekom CEO’su sevgili Paul Doany ile devam ediyoruz.

1- 2018 yılı için en çok hangi teknoloji ve inovasyonlar için heyecan duyuyorsunuz?Kitlelerin hayatında katma değer yaratabilen projeleri kişisel olarak heyecan verici buluyorum. Hiç kuşkusuz nesnelerin interneti ve yapay zeka alanında pek çok ürünü takip ediyoruz. Yaşanan tüm bu gelişmelerin bir anlam ifade etmesi için insanların gündelik yaşamlarına dokunabilmeleri gerekiyor. Bu sebeple sıklıkla Türkiye’deki internet penetrasyonunun artmasını ve ülkedeki dijital uçurumun azaltılmasını savunuyorum.

Bugünün dünyasında internet yalnızca ülkelerin ekonomik kalmasında kritik bir rol oynamakla kalmıyor, tüketicilerin sosyal refahının yükselmesine de katkıda bulunuyor. bağımsız bir araştırma kuruluşuna göre, Türkiye’de sabit geniş bant penetrasyonunun %25 artmasının, ülkenin gayrı safi yurt içi hasılasına 130 milyar dolar katkıda bulunacağı ve 500 bin kişilik ek istihdam yaratacağı öngörülüyor. Bu anlamda Türk Telekom’un geniş bant ağının merkezinde yer alarak Türkiye’nin her şehrine 246 bin km uzunluğunda fiber internet sağlıyor olmasından gurur duyuyorum. Dijital dünyanın avantajlarını daha fazla haneye ulaştırabilmek adına durmaksızın çalışmaya devam edeceğiz.

Şüphesiz ki nesnelerin interneti, yapay zeka ve artırılmış gerçeklik alanlarında yaşanan gelişmelerden dolayı oldukça heyecanlıyız ve bu dikeylerde neler yapabileceğimize odaklanmış durumdayız. Bu gelişmelere ek olarak, artan işlemci gücünün ve büyük veri analitiğinin önümüzde pek çok kapı açacağının farkındayız. Blockchain de takip ettiğimiz teknolojiler arasında finans, üretim ve tedarik zinciri gibi alanlarda son derece kritik değişimlerin habercisi olarak ön sıralarda yer alıyor.

İnsanların gündelik yaşamlarına dokunarak yaşam kalitelerini arttıran teknolojilerin geliştirilmesi için çalışıyor ve bu amaçla çeşitli ortaklıklar kuruyoruz. Örnek verecek olursak:

Yazının Devamını Oku

2018 Öngörüleri - I

Adettendir, sene sonuna doğru müzik programları yılın en iyi şarkılarını seçer, The Economist bir sonraki sene ile ilgili özel sayısını yayınlar vb. Yani hem biraz geriye bakılır, hem de geleceğe. Ben de önümüzdeki bir kaç yazıda Türkiye’de farklı teknoloji liderleriyle sohbet edip, hem biraz neler yapıyoruz ve neleri daha iyi yapabilirizi, hem de gelecekle ilgili düşündüklerini öğrenmeye çalışacağım.

İlk konuğum Intel Türkiye Genel Müdürü Yalım Eriştiren.

2018 ile ilgili sizi en çok heyecanlandıran teknoloji/inovasyon nedir?

- 2018’de beni heyecanlandırmaya devam edecek olan iki alan Yapay Zeka(AI) ve Blockchain olacak. Buralarda önemli inovasyonların çıkmasını bekliyorum. Buna AR/VR’I da ekleyebilirim. Özellikle Intel’in Teknoloji sponsoru olduğu 2018 Kış Olimpiyatları’nda bir çok yeniliği görüyor olacağız.

Türkiye’nin teknoloji geliştirme alanında daha ileri gidebilmesi için üzerinde en çok çalışmamız gereken konular nedir?

Yazının Devamını Oku

Deneyim her şeydir!

1990’ların ortasında hayatımıza giren CRM (müşteri ilişkileri yönetimi) terimi iş dünyasının en büyük değişim dalgalarından birini başlattı. İlk başta bir pazarlama işi gibi görülse de, zaman içerisinde bunu bir yönetim felsefesi haline getiren şirketler için büyük bir rekabet avantajı yarattı, mesela Amazon en iyi örneklerinden biri.

CRM’den değişim bayrağını devralan CEM, müşteri deneyimi yönetimi, (iş dünyası kısaltmaları seviyor) de benzer şekilde ilerliyor. Bu konularda uzun süre beraber çalıştığım ve son yıllarda Alterna CX çözümleriyle müşteri deneyimi yönetimi hizmetleri sunan Gürol Kurt ve Poyraz Özkan’la sohbet ettim.

Müşteri deneyimini geliştirmenin şirketlere ne tür faydası var?
Bu sorunun cevabı aslında çok basit. Bir şirket düşünün ki size tercih ettiğiniz kanaldan ulaşıyor, ne eksik ne fazla doğru seviyede bilgilendiriyor, ürün ve hizmeti zamanında veriyor, varsa şikayetinizi en kısa sürede çözüyor, hoş sürprizler yapıyor, her seferinde beklentilerinizin ötesine geçebiliyor. Şimdi bir de bu şirketin rakibini düşünün, o da tüm bunların tersini yapıyor. Hangisinden alışveriş yapmaya devam edersiniz? Hangisini eşinize dostunuza tavsiye edersiniz? Müşteri deneyiminden memnuniyetin ciro, müşteri sadakakati ve tavsiye üzerine etkisini hemen her sektörde kanıtlayan sayısız çalışma var. Bunlardan yakın tarihli bir Forrester araştırmasından örnek verirsek, müşteri memnuniyetini en iyi yöneten şirketlerde pazarın geneline göre kıyaslandığında müşteri memnuniyeti %16, müşteri sadakati %17, ciro ise %11 daha yüksek.

Peki müşteri deneyimini iyi yöneten şirketler neyi farklı yapıyorlar?
Her şeyden önce müşteri deneyimi kültürlerinin DNA’sına yerleşmiş. Aldıkları tüm kararlarda ve operasyonel işleyişin her adımında müşteri deneyimi üzerine etkiyi gözetiyorlar. Bunun için tüm kritik temaslarda müşterilerinden düzenli geribildirim alıp performansı ölçüyorlar. Alınan geribildirimler sürekli iyileştirmeye yönelik çalışmaları geri besleyip yönlendiriyor. Müşteri deneyimi alanında net tavsiye skoru (NPS), memnuniyet skoru gibi KPI’ları spesifik çalışan seviyesine kadar indirgeyip takip edebiliyorlar. Bu tür çalışma tarzında müşteri deneyimi sorumluluğu müşteri hizmetleri ya da çağrı merkezinin çok ötesine çıkıyor, tüm şirketin ilgili birimlerince paylaşılıyor. Başka bir değişle, müşteri deneyimi sadece çağrı merkezi arandığında ya da şikayette bulunulduğunda değil, incelemeden satınalmaya oradan da kullanıma kadar deneyim yolculuğunun her aşamasında yönetiliyor.

Yazının Devamını Oku

Elon Musk’ın Atatürk’le ilgili hatırlattıkları

Bir hafta gecikmeyle de olsa bahsetmeden geçemeyeceğim. Türkiye’nin yoğun gündeminde bile ana gündem maddesi olmayı başardı Elon Musk’ın Anıtkabir ziyareti ve yazdıkları.

Elalemin Güney Afrika doğumlu Amerikalı milyarderi bile Ataturk ve bilim ile ilgili yazınca bu konuya girmem kaçınılmaz oldu. Gerçi ilk tweet’i Atatürk’ün savaş zaferleriyle ilgiliydi. 10 Kasım Cuma günü Deniz Zeyrek Hürriyet’te Lord Kinross’un Atatürk’le ilgili yazdığı kitabı okumuş olabileceğini söyledi. ‘Bu adam niye geldi, niye tweet attı’ benzeri spekülasyonları bir kenara bırakırsak bir kere Musk’ın Ata’mızla ilgili en az bir kitap okuması kendi hanesine büyük bir artı olarak yazdı benim gözümde. İkinci tweet doğrudan Musk’ın ilgi alanıyla alakalıydı: Atatürk’ün bilimle ilgili söylediği bir sözü paylaştı.

Mustafa Kemal’in bilimle ilgili bir çok sözü var tabii. Belki daha önemlisi yaptıkları. Mesela ölmeden bir iki sene önce yazdığı geometri kitabı. Yüzey, dikdörtgen, türev, oran gibi bir çok terimi bizzat kendisi bu kitapta yeni kelimeler olarak Türkçe’mize kazandırmıştır. Şimdi gelin söylediklerinden ve yaptıklarından yola çıkarak eğer bugün hayatta olsa bilim ve teknolojiyle ilgili neler yapardı hayal etmeye çalışalım:

- Bilimi nerede olursa bulup öğrenmeli diyen birisi olarak Stephen Hawking ile evrenin gizemli geçmişi üzerine sohbet ettiğini, Elon Musk’la yenilenebilir enerjinin dünya için önemini tartıştığını, Aziz Sancar’dan DNA onarımını öğrendiğini düşünebiliriz. Aziz Sancar da böyle düşünüyordu herhalde ki aldığı Nobel Ödülü’nü Anıtkabir’e verdi.

- 1930-34 yılları arasında kadına her alanda seçme ve seçilme hakkı vererek dünyada öncülük yaptığını düşünürsek bilim ve teknolojide kadınların daha fazla yer alması için en başta onun çalışacağını varsayabiliriz. Türk kızlarının daha fazla temel bilimler ve mühendislik okumaları için uğraşacağını, kod yazan kızlar gibi insiyatiflerin baş destekçisi olacağını da.

- Daha iki yaşındaki cumhuriyette ‘İstikbal göklerdedir’ diyerek Türk Hava Kurumu’nu kurduğunu düşünecek olursak ülkeyi geleceği şekillendirecek teknolojilere yönlendireceğini anlayabiliriz. Mesela yapay zeka konusunda Kanada Başbakanı Justin Trudeau’dan çok daha iyi konuşurdu bence (karizma açısından da solda sıfır bırakacağına girmiyorum bile). Kim bilir, belki SpaceX Türkiye’de kurulmuş bir şirket olurdu.

- Nazilerden kaçan bilim adamlarına kucak açışına ve Türk gençlerini yurtdışında eğiterek ülkenin ilk mühendislerini yetiştirmesine bakarak dünyayla entegre ama ‘Beni Türk hekimlerine emanet ediniz’ sözüyle ülkesine ve insanına güven verip Türkiye’yi teknolojide dünya lideri yapma gayretinde olacağını söyleyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Mark Zuckerberg Harvard’ı bırakarak iyi mi yaptı?

Bu ne biçim bir soru diyebilirsiniz haklı olarak. 33 yaşında 75 milyar dolar servete sahip olduğuna göre cevabı belli bir soru.

Bill Gates de diğer çok iyi bilinen bir örnek, o da Harvard terk. Demek ki formül belli: Harvard’ı terk et, teknoloji şirketi kur, milyarder ol. Peki öğrenciler niye hala deli gibi çırpınıyorlar bu okullara girmek için, bir kaç sene sonra bırakabilme lüksü için mi? Bir kaç yönden bakalım bu tartışmalı konuya.

Amerika’nın elit üniversitelerine girmek deveye hendek atlatmaktan çok daha zor. Ivy League adı verilen sekiz üniversiteye 2017 yılında 247.000 öğrenci başvuru yapmış, toplam 23.000 kişi kabul almış, yani toplam kabul oranı %10’un altında. Harvard’ın kabul oranı %5,8, Yale’ınki %6,7. Başvuruların çoğunlukla son derece parlak öğrenciler tarafından yapıldığını düşünecek olursak girmenin zorluğunu daha iyi anlayabiliriz.

Peki bu şanslı azınlığa girebilen bir kişi neden milyarlarca dolar bütçesi olan bu okulların sunduğu imkanları elinin tersiyle itip sonu belli olmayan bir maceraya atılır? Aşağıdaki listeye bakınca Mark ve Bill’in (samimiyetlerine dayanarak ilk isimleriyle hitap ediyorum) yalnız olmadıklarını görebiliriz:

Michael Dell (Dell bilgisayarları kurucusu), Steve Jobs, Larry Ellison (Oracle kurucusu), Evan Williams (Twitter kurucusu), Travis Kalanick (Uber kurucusu) gibi isimlerin hepsi 19-21 yaşları arasında üniversitelerinden diploma almadan ayrılmışlar. Daha uç bir örnekte Tumblr kurucusu David Karp 14 yaşında liseyi terk edip kendini bilgisayar programcılığına vermiş.

Paypal’ın kurucularından, Elon Musk’ın eski ortağı Peter Thiel üniversitenin gençlerin önünü kesen bir zaman kaybı olduğuna o kadar emin ki, okulunu bırakıp girişimcilik programına katılanlara 100.000 dolar ödül veriyor. Thiel Fellowship programından şu ana kadar 104 kişi geçmiş, yılda 2800 başvuru alıyorlar ve katılanların kurduğu şirketlerin toplam değerieri 1 milyar doları geçmiş. Bir tanesi örneğin 14 yaşında MIT’ye kabul edilmiş ve şu anda Thiel ile birlikte yaşlanmaya çare arıyor.

Thiel’in argümanı eğitim sisteminin büyük bir balon olduğu, öğrencilerin büyük borçla mezun olduğu (Amerika’da çoğu öğrenci okul ücreti için kredi kullanıyor ve bu kredilerin toplam büyüklüğü 1 trilyon doların üzerinde) ve bunun yerine doğrudan hayata atılmalarının daha doğru olacağı şeklinde özetlenebilir. Harvard Üniversitesi eski başkanı Larry Summers’ın buna cevabı: ‘Thiel’ın programı son zamanların en yanlış filantropik girişimi’.

Summers bence neredeyse tamamen haklı. Neredeyse diyorum çünkü eğitim sisteminin demode olduğu bir gerçek. Ama bu üç-beş istisnai örneğe bakarak eğitim almanın kötü olduğu sonucuna getirmemeli bizi. Thiel’in kendisi Stanford mezunu. Jeff Bezos Princeton. İyi örnekler sayılamayacak kadar çok o yüzden bazı istatistikler vereyim. Amerika’da liderlik pozisyonlarında bulunan kişilerin %94’ü üniversite mezunu ve yarısı elit okulları bitirmiş. Amerika’da lise mezunlarının ortalama geliri 35.000 dolar iken üniversite mezunlarınınki 59.000 dolar. Yüksek lisans derecesiyle bu rakam 70.000 dolara çıkıyor. Göreceğiniz gibi başarı hikayesi olarak duyduklarımızın dışında Amerika’daki 30 milyon üniversite terk kişiler için durum genelde çok iç açıcı değil.

İstatistik bulmak çok kolay olduğu için örnekler Amerika’dan ama her yerde iyi eğitimin karşılığı var. Yani çocuklarımız için her türlü zorluğa rağmen uğraşmaya devam. 

Yazının Devamını Oku

238 şehrin mücadelesi

Austin, Baltimore, Boston, Chicago, Columbus, Dallas, Denver, Detroit, Phoenix, Pittsburg, Toronto ve diğer 227 şehir bir güzellik yarışması edasıyla tüm marifetlerini ortaya dökmeye çalışıyorlar. Ne için mi? Amazon’un ikinci genel merkezini kurmak için açtığı şehir seçme yarışı için.

136 milyar dolar ciro, 350 bin çalışanıyla dünyanın en değerli şirketlerinden olan Amazon 1994 yılında Seattle’da kurulmuş ve şu anda oradaki genel merkezinde yaklaşık 40,000 kişi çalışıyor. Şirket Eylül ayında ikinci bir genel merkez (headquarters’ın kısaltılmışı olan HQ’yu kullanarak HQ2 demişler yeni kurulacak yere) kuracağını açıkladı ve şehirleri başvuru sürecine davet etti. Ve bir anda inanılmaz bir yarış başladı Amazon’u cezbedebilmek için. Şimdi soru-cevap şeklinde bakalım bu sürece:

- HQ2’ye neden ihtiyaç duyuldu? Kısa cevabı artık Seattle’a sığmadıkları için. Amazon halihazırda Seattle’ın en büyük işvereni ve şehrin kaliteli ofis m2’sinin %19’u Amazon tarafından kullanılıyor (toplam 752,000 m2). Agresif büyüme hedefleri var: yılda %20 büyüme diye düşünsek her yıl 27 milyar dolarlık yeni iş yaratmaları lazım. Bunu tutturmaları için hem yola çıktıkları online perakende, hem de bulut hizmetleri, Prime Air ismindeki havayolu şirketi (25’den fazla uçakları var), Echo akıllı cihazları, Whole Foods süpermarketleri, Fire tabletleri, video ve müzik hizmetleri gibi her kulvarda hızlı ilerlemek zorundalar. Bu da yeni insan ve yer demek.    

- İdeal HQ2 yerleşimi için kriterleri neler? Amazon 1 milyonun üzerinde kişinin yaşadığı, iş dostu politikaları olan, havayolu ulaşımı kolay, teknik personel bulabilecekleri bir yer aradığını söyledi. Bunun üzerine bir çok çalışma yapıldı analistler ve medya tarafından ve başta Boston, Atlanta ve Denver olmak üzere 8-9 şehrin ön planda olduğu düşünülüyor.

- Şehirler neden bu kadar hevesli Amazon’u çekmek için? Tahmin edebileceğiniz gibi ekonomik getirisinin çok yüksek olacağını düşündükleri için. Amazon HQ2 için 5 milyar dolar yatırım yapacağını ve yaklaşık 50,000 kişinin burada çalışacağını açıkladı. Bir şehrin emlak ve hizmet sektörleri ve tabii şehrin vergi toplama potansiyeli açısından çok heyecan verici. Ayrıca yaratacağı bir çarpan etkisi de olacak mutlaka, örneğin Amazon’a hizmet vermek için kurulacak şirketler teknoloji ekosistemini ciddi şekilde geliştirecek. 

Yazının Devamını Oku

Teknoloji şirketlerinin çocuk işçileri

Çocuk işçi probleminin hafife alınacak tarafı yok tabii. UNICEF ve ILO verilerine göre dünyada yarısı Afrika'da olmak üzere 152 milyon çocuk işçi var.

Bunların yaklaşık yarısı sağlıkları için tehlikeli ortamlarda çalışıyor ve neredeyse yarısı 11 yaş altında. Nereden bakarsanız büyük bir problem dünya için. Büyük şirketler de tedarik zincirlerinde çocuk işçi olduğu suçlamalarıyla çok sık karşı karşıya kalıyor ve bu konuda daha sorumlu ve şeffaf davranmak zorunda kalıyorlar.

Bugün konumuz bu değil, bahsetmek istediğim spesifik bir alan var: telefonlarımızın içinde çalışanlar, mesela 3 yaşındaki Siri ya da 6 yaşındaki Google Asistan.

Yaşlarını nereden mi çıkarıyorum? Çinli araştırmacıların yaptığı IQ testinden. Şimdi bazı soru ve cevaplarla detayına inelim.

IQ testi nedir? Psikolog Alfred Binet'nin özellikle öğrencilerin zihinsel gelişmişliklerini ölçmek için tasarladığı yöntem. Bugün en yaygın kullanılan testte içinde aritmetik, kelime haznesi, şekil gruplama gibi sorular olan 14 bölüm mevcut. Son günlerde Amerikan başkanıyla dışişleri bakanının arasında tartışma konusu da olan IQ, eleştirilere rağmen (örneğin zekanın çok boyutlu olduğunu tam dikkate almaması) hala en kabul gören zeka ölçütü.

Akıllı asistanların IQ'su kaçmış? En yükseği 47 ile Google, sonra 33 ile Çinli Baidu, 32 ile Microsoft Bing. Apple hayranlarına kötü bir haber: Siri'nin IQ'su 24.

Peki bu ne demek, iyi mi kötü mü? Ortalama insanın IQ'su 100, 130 üzeri ise çok zeki sayılıyor. Asistanları değerlendiren test 6 yaşındaki bir çocuğun IQ'sunu 55 olarak ölçmüş. Google'ın 2014'teki testte 26 aldığını düşünürsek 47'ye gelmiş olması oldukça hızlı. Ama hala 6 yaş çocuğunun gerisinde ve önemli 'insani' farklar var. Örneğin 6 yaşındaki bir çocuk geleceği düşünebiliyor, dünyadaki yerini daha iyi anlamış durumda ve en büyük derdi arkadaşları arasında kabul görmek. Ya da 3 yaşındaki bir çocuk muhteşem bir hayal gücüyle dolabındaki uzaylıyla arkadaşlık kurabiliyor. Burada göz önüne almamız gereken şey bu tür asistanların spesifik bazı işleri yapmak için tasarlandığı ve genel yapay zeka uygulamaları olmadığı. Telefonunuzdaki Siri'nin diğer Siri'ler tarafından kabul görüp görmemesi çok umrunda değildir herhalde.

Yapay zekanın gelişmişliğinin ölçütü nedir? Tarihten gelen en önemli test Imitation Game filminde hayatını izlediğimiz Alan Turing'in ortaya attığı Turing testi. Bu da bir insanla iletişim kuran bir bilgisayarın o kişiye kendinin de insan olduğunu düşündürtmesi (yani yutturması). Her ne kadar 13 yaşında bir Ukraynalı erkek çocuğu olduğuna birilerini ikna etmiş bir chatbot varsa da (adı Eugene) bu testi geçen genel kabul görmüş bir uygulama yok henüz.

İnsan zekası seviyesinde yapay zeka ne zaman gelecek? Bilim adamlarına yapılan ankette katılımcıların %40'ından fazlası bunun 2030 yılında, %25'i 2050 yılında, %30'u 2100 yılından sonra gerçekleşeceğini düşünüyor. %2'sine göre ise hiç bir zaman. Benim tek bildiğim 2030'un aşırı iyimser olduğu.

Yazının Devamını Oku

Veri yeni petrolse kuyunun başında kim var?

Diyelim ki MR görüntüleri üzerinden kanser teşhisi yapmak amacıyla bir derin öğrenme uygulaması geliştireceksiniz ve görüntü işleme konusunda uzmansınız. Neye ihtiyacınız var?

 Daha önce doğru şekilde teşhisi konmuş, pozitif/negatif (ya da kanserli/kansersiz) şekilde işaretlenmiş binlerce MR görüntüsüne. Ya da müşteri şikayetlerini kategorize etmek için bir metin analitiği çözümü geliştireceksiniz. Bu durumda daha önce kategorize edilmiş şikayetlerle başlamanız lazım işe. Yani herhangi bir analitik (özellikle makine öğrenmesi) uygulaması geliştirmek için konuyla ilgili veriye erişim olmazsa olmaz. Ve maalesef dünya bu konuda adaletli değil. Nasıl petrole ulaşmak sadece bazı topraklarda kolaysa, veri de asimetrik olarak bazı sektör, iş modeli ya da şirketlerin elinde toplanmış durumda. Gelin veriye ne tür yöntemlerle ulaşılabilir bakalım.
Bahçenizde petrolün yerden fışkırdığı (ve aynı zamanda doğal gaz yatağı, altın madeni ve efsanevi bor madeni bulunduğu) durumlar: Eğer Google ya da Facebook iseniz milyarlarca kişi her gün size gönüllü olarak gelip kendileriyle ilgili tonla bilgi bırakıyorlar: ne yerler, sabah kahvelerini sütlü mü içerler, kimle arkadaşlar, o anki modları ne gibi. İşinizin doğal akışı sırasında böyle veri akıyorsa o zaman bu veriyi sadece kendi hizmetlerinizi daha iyi sunmak ve müşterinin hayatını kolaylaştırmak için değil (örneğin Google’ın emailinizden araba kiralama bilgisini alıp takviminize işlemesi ve sonra hatırlatması gibi), bu kişilere ürün hizmet satmaya çalışan herkese ‘Hop, dur bakalım, önce pazarlama bütçeni görelim’ diyebilirsiniz.

Bu kadar geniş bir yelpazede olmasa da operasyon sırasında sürekli veri toplayan e-ticaret, bankacılık ve telekomünikasyon gibi sektörler de var. İnternet şirketleri yeni nesil teknoloji ve iş modellerini ve teknolojilerini kullanmada daha ehil oldukları için mesafe çok açıldı tabii. Ama sonuçta veri yoğun şirketler Amazon’u örnek alabilirler ellerindeki veriyle ilgili ne yapabilecekleri konusunda.
Yukarıdaki kategoride değilseniz hayat oldukça zor, bir kaç alternatif yaklaşım olabilir:

Spesifik çözümler geliştirmek için küçük petrol kuyularının başında oturanlarla işbirliği yapmak. Yazının başındaki bahsettiğim kanser çalışması için bir yapay zeka ekibi zengin görüntü arşivine sahip olan hastanelerle çalışıp onların sahip olmadığı uzmanlığı veriyle buluşturabilir.

Yazının Devamını Oku

Dijital yıkım ve dijital dönüşüm

Bu sene smartcon'da ikinci kez ağırlayacağımız Michael Wu'nun dünyanın en saygın üniversiteleri arasında yer alan Berkeley'den Matematik, Fizik ve Moleküler Biyoloji dallarında üç diploması var.

Üstüne de Biyofizik alanında doktorası. LinkedIn'de ünvan enflasyonu yaşadığımız bu günlerde (birisi bana Chief İnspiration Officer'ın ne iş yaptığını ya da iki senelik iş tecrübesiyle nasıl Organizasyonel Dönüşüm Lideri olunduğunu anlatabilirse çok sevinirim), Chief Scientist ünvanını hak ediyor diyebiliriz herhalde rahatlıkla.

Yapay zeka ve makine öğrenmesinin iş dünyasındaki uygulama örneklerini paylaşmak üzere İstanbul'a gelecek olan Michael ile seyahati öncesi kısa bir soru cevap yaptık.

1. smartcon 2015 katılımcıları tarafından en popüler konuşmacı olarak seçilmiştiniz. smartcon 2017 için İstanbul’a dönmek nasıl bir duygu?
smartcon 2017’ye döndüğüm için çok heyecanlıyım çünkü smartcon’un öğrenmeye istekli, çok meraklı bir katılımcı kitlesi olduğunu düşünüyorum. Bu benim gibi bir bilim adamı için konuşma yapabileceğim en iyi izleyici türü.

2. Bugünlerde neler ile uğraşmaktasınız? Müşterileriniz hangi konulara daha çok ilgi duymakta?
Bugünlerde beni meşgul eden bir çok konu var. Kesinlikle söyleyebilirim ki, dijital yıkım ve dijital değişim (DX) son bir kaç yılda en çok bahsedilen gündem maddesi oldu. Fakat, bana kalırsa, aynı zamanda sektör de daha sofistike bir hale geldi ve nelerin yapılabileceğini öğrenme aşamasından harekete geçtikleri bir duruma dönüştü. İnsanlar artık kullanım gereklilikleri hakkında soru sormuyor. Bunun yerine “Sektörümde değişim yaratabilmek, şirketimi dönüştürmek için dijital teknolojileri nasıl kullanabilirim?” diye sormakta.

Yazının Devamını Oku

Kartvizitimin yarısı

Kartvizitimde uzun yıllar soyadını taşıdığım bir kişi geliyor İstanbul'a iki hafta sonra. 2001 yılında ortaklarımla birlikte İstanbul ofisini kurduğum, sonra da 10 yıldan fazla bir süre tüm dünyada büyümesi için çalıştığım Peppers & Rogers Group'un kurucusu Don Peppers 27 Eylül'de smartcon'da konuşmak üzere burada olacak.

Bundan 25 yıl önce Martha Rogers ile yazdıkları 1to1 Future (Birebir Gelecek) kitabıyla teknolojinin iş dünyasında yaratacağı büyük devrimi öngören, CRM'in (Müşteri İlişkileri Yönetimi) bir iş yapış felsefesi olarak gelişmesinde liderlik yapan Don çok saygı duyduğum bir düşünür ve danışman. Aynı zamanda çok da iyi bir konuşmacı tabii. Don'la San Francisco'daki ofisinden yaptığımız görüşmesinden size kısa bir soru cevap aktarıyorum.

1. Tekrar İstanbul’da olmak senin için nasıl bir his?
Yanılmıyorsam geçtiğimiz on yıl içerisinde İstanbul’a en az 10 kez gelmişimdir, ve her seferinde burayı çok merak uyandırıcı bulmuşumdur – sadece tarihi veya mimari açılardan değil, aynı zamanda neşeli, arkadaş canlısı ve samimi insanlarını. Üstelik Türkleri dünyanın en enerjik ve girişimci olan insanlarından biri olarak görüyorum. Ayrıca, İstanbul’un tepelerinde yukarı aşağı ve aynı zamanda boğazın kıyısında koşmaya bayılıyorum.

2. 25 yıldan daha önce teknolojinin pazarlama üzerindeki etkisi konusunda büyük bir devrimi öngördün. Peki şimdi ne tür bir büyük değişim bekliyor bizi?
İlk ticari internet tarayıcısı (1994’te Netscape’in Navigator’ı) çıkmasından bir yıl önce, bilgisayarlar ve interaktivitenin bireysel müşteri ilişkilerinin takibi için rekabet yüzünden tüm iş alanlarında zorunlu hale geleceğini tahmin etmiştim. Buna ‘’bire bir pazarlama’’ adını vermiştim ki bu ‘’CRM’a’’ dönüştü ve hatta şimdi müşteri deneyimi veya ‘’CX’’ de denmekte. 25 yıl sonra, bilgi teknolojileri (IT) ve interaktivite dünyayı değiştirdi ve tüm işletmeler doğru CX’i müşterilerine nasıl sağlayacağını düşünmekte. Fakat bu süreçte öğrendikleri şey ise müşterisine en iyi CX’i sağlamak isteyen şirketler tüm politikalarını gözden geçirmek durumundalar – sadece pazarlama değil, aynı zamanda hedef tanımlarını (müşterilere daha iyi değerler sağlayabilmek için), finans ölçülerini (sadece dönemlik kazançları değil, müşterilerin ömür boyu bağlılıklarını) ve çalışanlarını (sadece kuralları takip eden çalışanlar değil, müşteri ilişkisi yüksek çalışanlar) incelemek durumundadırlar.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’de geleceği şekillendiren yeni girişimler

Bu köşede sık sık yeni girişimlerden bahsediyorum, kişisel olarak da girişimcilik ekosistemine elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyorum. Bunun sebebi teknolojinin iş modellerini ve iş yapış biçimlerini tamamen değiştirdiği bir dünyada ana itici gücün start-up’lar olduğuna inanıyor olmam.

Ayrıca, ülke olarak da rekabetçi kalmamızın tek yolunun güçlü bir girişimcilik ortamı yaratmaktan geçtiğini düşünüyorum.

İki senedir düzenlenmesinde rol aldığım smartcon konferansı bu yıl 27-28 Eylül’de gerçekleşecek. Geçen yıl olduğu gibi smartcon 2017 de özel bir start-up programı içerecek. Amacımız yüksek teknoloji üreten, AR-GE bazlı, katma değeri yüksek yeni girişimlere dikkat çekmek ve destek olmak. Start-up’ından yatırımcısına, kuluçka merkezinden kurum içi girişimcisine kadar tüm paydaşlarla zengin bir içerik olacak konferansta. Yapılan açık çağrı sonucu seçilen 14 girişim sunum yapacak, start-up ekosisteminin önde gelen isimlerinden oluşan jüri sunumları değerlendirecek ve seçilen start-up 2018 smartcon’un ana sahnesinde yer alacak. Şu ana kadar seçilen bazı start-up’lar şöyle:

EYEDİUS
Mevcut güvenlik kameralarını akıllandırarak, işlediği görüntüden yüksek güvenlik ve kontrol çözümleri sağlayan teknoloji şirketi. Yüz tanıma, insan & obje tespiti, kişi ve/veya obje odaklı senaryo bazlı özel çözümler yapabiliyor.

Yazının Devamını Oku

Köşe yazarları yapay zekaya karşı

Daha önceki yazılarımda ortadan kaybolacak mesleklerden bahsederken pek akla gelmeyecek örneklerden biri olarak spor yazarlığını vermiştim. Şu anda bir spor karşılaşmasının standart bir şekilde yazılı anlatımı Narrative Science şirketinin yapay zeka uygulamaları tarafından yapılabiliyor. Hatta kurucusu çok yakında bir bilgisayarın Pulitzer ödülü kazanabileceğini iddia ediyor.

Bence en azından köşe yazarlığı uzun süre bilgisayarların gazabına uğramayacak. Peki acaba bir yapay zeka uygulaması bir köşe yazarının yüzlerce yazısını incelese o yazarın kaleminden çıkmış gibi bir yazı hazırlayabilir mi? İngilizce roman yazan bot’lar var uzun süredir, örneğin bundan 10 sene önce bilgisayarların Anna Karenina’nın hikayesini Haruki Murakami stilinde yazdığı Gerçek Aşk isminde bir roman var. Ama bildiğim kadarıyla bahsettiğim şekilde Türkçe olarak yazı yazabilecek bir çözüm yok.

Ben de acaba Hürriyet’in usta yazarlarının özellikle politika dışı olan yazılarını (örneğin Pazar günü köşeleri gibi) bir algoritmadan geçirsek ve onların stilinde ama benim yazdığım konularla ilgili yazılar ortaya çıksa nasıl olur diye düşünmeye çalıştım. Ve onların bayram hoşgörüsüne de sığınarak bazı örnekler hazırladım. Belki bir gün birileri böyle bir uygulama geliştirir. Şimdilik sürç-i lisan yapmışsam affola.

ERTUĞRUL ÖZKÖK
MARS RESEPSİYONUNDAN AKILDA KALANLAR
Elon Musk’ın Mars’a ilk defa giden uzay aracının dönüşünü kutlamak amacıyla Los Angeles Kodak Tiyatrosu’nda verdiği resepsiyondaydım. Mars’a gidilip gelinmesi insanlık için büyük bir adım şüphesiz. Daha önce defalarca Oscar törenlerini de izlediğim, Hollywood Bulvarı üzerindeki bu görkemli salona girerken gözüme kırmızı halı üzerinde Monica Bellucci çarptı. Daha sonra Dolce & Gabbana’dan olduğunu öğrendiğim, siyah ve sade müthiş bir elbise vardı üzerinde. Duyduğum kadarıyla Paris’in 14. arrondissement’ındaki evinde Domenico Dolce bizzat almış ölçülerini. Kadınlar için en güzel yaş 53’tür dedirtti herkese.

Yazının Devamını Oku

Start-up çağında atasözü ve deyimler sözlüğü

Bir kısmı klişe, bir kısmı acımasız, bir kısmı zihin açıcı pek çok tavsiyeyi güzelim atasözü ve deyimlerimizle acaba nasıl kısa ve öz ifade edebiliriz diye düşündüm ve start-up çağına uygun bir alternatif mini-sözlük hazırladım aşağıda.

Son yıllarda çok fazla start-up’la tanışma fırsatım oldu. Endeavor’da gayet önem verdiğim mentorluk ve jürilik görevleri, smartcon konferanslarımızdaki start-up bölümleri ve çeşitli yerlerden gelen davetler sonucu yaptığım toplantı ve görüşmeler sayesinde Türkiye’deki ekosistemi yakından tanıdım. Ayrıca kendi çalışma hayatım da neredeyse tamamen girişimci olarak geçti.

Bu süre içinde yeni girişimlere verilen bir çok tavsiyeye şahit oldum, tabii ben de kendi fikirlerimi söyledim bol bol faydası olur belki diye. Bir kısmı klişe, bir kısmı acımasız, bir kısmı zihin açıcı pek çok tavsiyeyi güzelim atasözü ve deyimlerimizle acaba nasıl kısa ve öz ifade edebiliriz diye düşündüm ve start-up çağına uygun bir alternatif mini-sözlük hazırladım aşağıda.

Bir elin nesi var iki elin sesi var: Birden fazla kurucusu olan girişimlerin daha başarılı olacağını düşünüyorum. Ortakların farklı güçlü yanlarıyla birbirini tamamlamaları, zorluklarda destekleşmeleri ve birbirlerini cesaretlendirmeleri, büyüme/yayılma gibi planlarda görev paylaşımı yapabilmeleri, birinin içeriyi toplarken öbürünün müşteride olabilmesi gibi bir sürü avantajı var bence. Aile bireylerinin ortak olmasına biraz mesafeli baksam da nadiren çok iyi örnekler de çıkabiliyor.

Derdini söylemeyen derman bulamaz: Girişim ekosistemi içinde aktif ve bağlantılı olmak çok önemli. Mobil uygulamayı nasıl daha etkin kullanacağınız, bir dağıtım kanalına nasıl girebileceğiniz, kritik bir potansiyel müşteriye nasıl ulaşabileceğiniz, yüksek performanslı çalışanları nasıl motive edeceğiniz gibi bir çok küçük büyük problem çözmeye çalışırken daha önce benzer sorunları yaşamış, bağlantı sağlayabilecek kişiler en büyük destekçiniz olacaktır. Yeter ki siz derdinizi paylaşın.

Yazının Devamını Oku