GeriFatih ÇEKİRGE 'Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz..."
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz..."

“Fatih bey, biz İbrahim Iğnak’ın kızları Ceren ve Cansu... 35 gündür babamızdan ve arkadaşlarından haber alamıyoruz. 35 gündür ne uyuyoruz, ne de nefes alabiliyoruz. Bu süreçte annemiz zona hastalığına yakalandı. Ne olur sesimizi duyurun...”

Benzeri bir çığlık, Selim Ekmekçioğlu’nun eşi Şeyda Hanım’dan geliyor:

“Artık dayanacak halimiz kalmadı.” 

Gözü yaşlı çocuklar, perişan aileler...

Eritre’de nereye götürüldükleri bilinmeyen üç Türk denizcinin hikâyesi bu.

Selim Ekmekçioğlu... İbrahim Iğnak... Lütfi Erman Atamer...

Tekneyle dünya turunda olan üç Türk denizciden 35 gündür haber alınamıyor.

Sığındıkları Eritre’de askerler tarafından bir adaya götürülen denizcilerden son mesaj:

Askerler teknede, telefon yasaklandı...”

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

Aileler perişan...

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Eritre Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı. 

Türkiye’nin Eritre Büyükelçisi yoğun çaba gösteriyor. Ama bir türlü ulaşamıyor...

Eritre devletinden tek cevap yok... Neredeler, hayattalar mı? Sağlıkları nasıl?

İşkence gibi bir bekleyiş...

ÖNCE CİBUTİ’YE SIĞINDILAR

İnanması güç olay koronavirüsün yoğunlaştığı karantina günlerinde yaşanıyor.

Dünya turunun Kızıldeniz girişinde bir yandan fırtınalar, bir yandan karantina bastırınca, Türk ekip, rotayı en yakın liman Cibuti’ye çeviriyor...

Neyse ki Türkiye’nin Cibuti Büyükelçisi yoğun bir ilgi gösteriyor. Bütün ikmallerini yapıyorlar...

Havalar düzeliyor...

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

Yelkenleri açıp Kızıldeniz’e açılıyorlar... 

Kolay değil. Şu ana kadar Yunanistan, İtalya, İspanya üzerinden Akdeniz’i aşmışlar. Karayipler, Maldivler, Malezya, Tayland, Endonezya... Ve dönüş rotası, Kızıldeniz üzerinden Türkiye...

Cibuti limanından ayrılırken eve mesaj gönderiyorlar:

Yelkenler fora.. İnşallah selametle geliyoruz...”

Birkaç gecelik bir seyirden sonra hava tekrar terse dönüyor. Muazzam bir fırtına. Katamaran, kafadan dev dalgalara rağmen rota tutmaya çalışıyor.

Ama yok... 

Dayanılacak gibi değil...

Çaresiz haritayı açıyorlar. En yakın liman neresi?

Eritre Massawa Limanı...

Tamam ama, Eritre nasıl bir ülke. Akıbetleri ne olur. Bir yandan karantina, bir yandan endişe verici bilinmezlikler...

Selim Bey uydu telefonundan eşi Şeyda Hanım’ı arıyor:

Şeyda bizim Eritre Büyükelçimizi bir arasan. Hava kötü oraya sığınmak zorundayız.”

Şeyda Hanım hemen Türkiye’nin Eritre Büyükelçisi Aykut Kumbaroğlu’nu arıyor

Sayın Büyükelçim, eşim ve arkadaşları mecburen Eritre Massawa
Limanı’na sığınacaklar. 

40 feet bir katamaranla geliyorlar. Sizce uygun mu...

Hanımefendi biraz izin verin yetkililerle görüşeyim...

BİRKAÇ SAAT SONRA 

Büyükelçi: Şeyda Hanım, yetkililerle konuştum. Eşiniz limana yanaşabilir. Ama gün ışığında yanaşsınlar. Dışarıda bir şey yemesinler...

Çok şükür, minnettarım Sayın Büyükelçim..

Bu haber üzerine ertesi sabah Selim Bey ve arkadaşları limana yanaşıyorlar.

Ama bir gariplik var..

Tekneye iki asker geliyor. Ve “Sizi buradan başka bir adaya alacağız” diyorlar...

O an Selim Bey oğlu Murat’a şu mesajı atabiliyor:

“Murat hemen anneni ara. Bizi Massawa’dan 29 mil ötede Penisula di Buri Adası’na götürüyorlar. Hemen annen haber versin...”

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

SON MESAJ

Akşama doğru Şeyda Hanım’ın telefonuna mesaj geliyor:

Şu an teknede iki askerle oturuyoruz. Telefon yasak...”

O saatten sonra iletişim kesiliyor. 

Büyükelçi Kumbaroğlu sürekli bilgi almaya çalışıyor. 

Ama Eritre Dışişleri Bakanlığı topu deniz kuvvetlerine atıyor. 

Kumbaroğlu bütün çabalarına rağmen Türk denizcilere ulaşamıyor.

Şaşkınlık, endişe, belirsizlik...

Aileler kötü şeyler düşünmeye başlıyor. 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu devreye giriyor. Dışişleri Bakanı’na bir mektup yazıyor.

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

Ama yine cevap yok. 

Niye tutuluyorlar?

Gerekçe nedir?

Sağlık durumları nedir?

Günler geçiyor. Büyükelçi Kumbaroğlu elinden ne gelirse yapıyor:

Şeyda Hanım bugün de denedim ama Selim beylerle görüştürmediler. İlgili komutandan haber bekliyorum...”

Ne yapsalar sonuç yok...

Bu sırada anlaşılmaz bir şekilde Eritre Deniz Kuvvetleri bir arama kurtarma helikopteri havalandırıyor.

Ardından “Katamaran bulundu” diye bir haber geliyor.

Oysa kayıp değildi ki...

Endişeler, korkuya dönüşüyor.

Şeyda Hanım:

Umudumuz tükenmek üzere. İnanın bugün çok kötüyüm. Çıldıracak gibiyiz...”

Selim Bey’in Çin’de yaşayan oğlu Murat soruyor:

Bir devlet suçu olmayan üç denizciyi neden alıkoyar. İletişim hakları yok. Korkutucu bir durum. Tek duamız sağ salim gelmeleri...”

Evet arkadaşlar...

Dünya seyahatindeki üç Türk denizci Eritre Massawa Limanı’na yanaştıktan hemen sonra iki asker geliyor ve kayboluyorlar...

25 Nisan’dan 31 Mayıs’a... Eritre devleti kapı duvar...

Beni arayan ailelere şunu söyledim...

Dünyanın dört bir tarafındaki vatandaşlarını özel uçaklarla getiren Türkiye büyük bir devlettir. Eritre’deki vatandaşlarını da orada bırakmaz.”

Bekliyoruz. 

Bütün denizciler olarak dualarla ve selametle hayırlı haberler bekliyoruz...

X

Ankara’da senfonik devrim

1975’li yıllarda hafta sonu sabah saat 10.00’da kapının önünde beklemeye başlardık...

11:00 konseri için bilet kuyruğu... Soğuktu. O zamanlar sigara da içerdik...

Ben Handel çılgınıydım. Bülent, “Brahms 1” derdi. Sonra Edip Cansever’i konuşmak için Merih’e giderdik.

Isınmak için biraz çay ve biraz daha sigara.

Gidip içeride dinlediğimiz her notadan biraz aşk, biraz şiir, biraz hayal çıkarırdık...

Meriç Sümen’le ilk röportajımı yapmıştım...

Geçmişten niye böyle uzun ve derin bir alıntı yaptım?

Çünkü... Aradan 45 yıl geçtikten sonra yine CSO’nun kapısındayım... Şimdi onu anlatacağım ama...

Böyle bir kültür merkezi tek yazıda anlatılamaz.

Yazının Devamını Oku

Sevgili öğretmenimizi kaybettik

En mutlu gününde kötü haberi almıştı. Kanserdi...

Biraz direndi. Doktorlar, ilaçlar. Ama giderek zorlanıyordu.

Bir coğrafya öğretmeni olarak...

Her sabah dağları, denizleri, ufukları, keşifleri, doğayı yani insan olmayı anlattığı çocuklarına hayatı anlatmakta zorlanıyordu.

Derslerin tadı kalmamıştı. Giderek üzerine çöken o yorgunluğu çocuklar da anlıyordu.

Daha fazla dayanamadı. Gitti okul müdürüne...

İzne çıktı...

En büyük ilaç moraldi...

Ve 8 ay sonra tekrar okula döndü... Çocuklarına kavuşmuştu...

Yazının Devamını Oku

Bakan Akar’dan NATO mesajının şifreleri

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, önceki gün İstanbul’da bir tatbikata katılıyor...

NATO’nun muharip görev gücü için yapılan On Guard-2021 tatbikatı: “Tetikte 2021”

Ve Akar tatbikatı izledikten sonra bir açıklama yapıyor.

Aslında teknik bir açıklama...

Ama mesaj ve gideceği adres açısından şifreleri ve satır araları iyi okununca, Ege ve Akdeniz’deki gelişmelere göre çok kritik, çok önemli bir açıklamadır bu.

İçinden dostluk geçen, ders gibi bir açıklama...

Gelin birlikte şifrelerini çözelim.

Bakan

Yazının Devamını Oku

Denizaltında tarihin izini süren bir bakan

Önce dalış eğitimi aldı. Hocası Doç. Dr. Harun Özdaş tek tek anlattı. Denizin altına nasıl inilir. Dalış denge ceketi nasıl kullanılır. Dalış ahtapotu nedir. Konsol nasıldır.

Tüpteki hava miktarı nasıl anlaşılır... Regülatör, pusula... Su altında hangi işaretlerle anlaşılır... Acil durumda ne yapılır?

Tek yıldız eğitimi bitti...

Ve o sabah Datça’ya geldiler. Kızlan’da bir Osmanlı batığına dalacaklar...

Dalış kıyafetini giydi. Hocası ekipmanlarını tek tek kontrol etti. Kurşunlar bağlandı... Ve sırtüstü bıraktı kendini denize. Bastı butona. Yavaş yavaş suyun altına iniyordu. Aşağı indikçe o boğuk ve kabarcıklı ses... Dünya dışı o ses...

Ancak dalanlar bilir. Başka bir evrendeydi artık...

Ve belki de dünyada ilk kez... Denizaltında binlerce yıllık tarihin izini arayan ilk kültür bakanıydı...

Mehmet Ersoy

Yazının Devamını Oku

Eller...

Şu buğulu fotoğraflardaki küçük elleri neden bu kadar büyüttüm, biliyor musunuz?

Çünkü yıllardır denizlerde perişan halde görmeyi kanıksadığımız çaresiz mülteciler arasında...

O kadar küçüktüler ki...

Fark etmiyoruz bile. Öylesine körleştik ki...

‘Schindler’in Listesi’ filmini hatırlattı bana...



Yazının Devamını Oku

Bir kadın çarşafla evinden kaçıyor! ‘Neredesiniz komşular?’

Fotoğraftaki şu anı düşünebiliyor musunuz? Bir kadın...

Kanlar içinde odasına sığınıyor. Kapıyı kilitliyor.

Tir tir titriyor.

Çünkü salonda gözü dönmüş bir vahşi var.

Küfürler, hakaretler savuruyor....

Dövecek, öldürecek.

Ne yapsın kadın... Tek çare, kendi evinden firar etmeye çalışıyor.

Yatağındaki çarşafı alıyor.

Balkona gelip bağlıyor. Ve oradan kaçmaya çalışıyor...

Yazının Devamını Oku

Bir şehre bir kadın eli değince...

Yıllar sonra...

Havaalanından şehre gelirken gördüğüm manzara karşısında şaşırıyorum...

Geniş bulvarlarda iki taraflı binalar.

Sanki Paris’teyim...

Saint-Germain’den Odeon’a, oradan Saint Michel, Notre Damme’a yürüyorum...

1600’ların sonundayım.

Rokoko tarzından geçip Neoklasik sütunlu ve balkonlu apartmanlara geliyorum...

Yazının Devamını Oku

‘Casuslar Savaşı’nda 4’üncü sezon 1’inci bölüm: ‘Güneş gözlüklü sivilin esrarı’

Bu fotoğrafa bakınca başka ne diyebilirim ki...

“Aylardır Irak ve Suriye’nin kuzeyinde izlediğimiz dizi filmden yine bir sahne.”

Kimimiz “Homeland” olarak izledik...

Kimimiz, “savaş tanrıları” olarak.

Ama başrolde hep birtakım “esrarengiz siviller” vardı...

Siyah gözlüklü... Deri mont ve blucin giymiş siviller.

Ama ne gariptir ki üniformalı birileri onlardan emir alıyorlardı...

İşte bu fotoğraf o dizi filmin son sezon afişlerinden biridir...

Yazının Devamını Oku

Akar’dan Yunanistan’a tatbikatları durdurma önerisi

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Azerbaycan dönüşü yaptığımız sohbetin ikinci bölümünün belki de en çarpıcı mesajı şudur:“Öyle üç beş uçak almakla bu denklem çözülmez. Harcanan paralar Yunan halkının cebinden çıkıyor. Yunan siyasiler bu kifayetsiz ve hayalci yaklaşımlarıyla zaten ekonomik sıkıntılar yaşayan komşumuz Yunan halkının kaynaklarını bu şekilde boş yere tüketmekte ve refah seviyesini daha da aşağılara çekmektedir. Yalnızca tatbikatları durdursak milyonlarca dolar tasarruf olur. Yazık değil mi?”

MİLLİ Savunma Bakanı Hulusi Akar bu sözleri Yunanistan’ın “silahlanma sevdası” için söylüyor ve ekliyor:

“Yunanistan’da bir silahlanma sevdası başladı. Dahası Yunanistan’da bazı siyasiler kişisel hırsları nedeniyle Türkiye düşmanlığı üzerinden silahlanmayı körüklüyor. Ama bu yine Yunan halkına zarar veriyor. Çünkü matematik ve tarih ortada. Oysa diyalogla her şey çözülür. İşte gelin, nerede olursa olsun görüşelim diyoruz. Hatta gelin bütün sorunları böyle ayaküstü değil, uzmanlarla tek tek konuşalım diyoruz. Nerede isterseniz oturalım diyoruz... Çözüm zorlama ittifaklarla ve tehditlerle değil, komşular arasında gerçekleşir diyoruz. Sorunlarımızı iki komşu olarak çözelim diyoruz. Dahası gelin, savunma bakanları değil, turizm bakanları da konuşsun, iki ülkenin halkı kazansın diyoruz. Daha ne diyelim...”

EN ÖNEMLİ TEMENNİMİZ

Milli Savunma Bakanı bütün bu bilgileri verdikten sonra şöyle diyor:

“Uluslararası hukuk, iyi komşuluk, barışçıl yöntemlerle ve diyalog çerçevesinde sorunların çözümünü sağlamayı hedefliyoruz. En samimi temennimiz, Türk ve Yunan halklarının bölge zenginliklerinden de adil bir şekilde istifade ederek barış, refah ve güven içinde yaşamasıdır. Bütün iyi niyetli yaklaşımımıza rağmen komşumuzun provokasyona, hukuk dışı ve saldırgan söylemlerine devam ettiğini görüyoruz.”

TARİH DERSİ:

Yazının Devamını Oku

İşte ABD’nin F-35 oyunu

Azerbaycan’daki Zafer Günü kutlamalarının dönüş yolunda Bakan Akar F-35 konusunu şöyle özetledi: “9 ülkenin birleşerek kurduğu F-35 konsorsiyumundan 8 ülke çekildi. Böylece Türkiye projede tek kaldı. Bunun sonucunda F-35 ortaklığı Türkiyesiz yeniden oluşturuldu.” Akar’ın bu sözleri üzerine doğrudan şu yorumu yaptım: “İşte ABD’nin F-35 oyunu...”

1- MİLLİ Savunma Bakanı Hulusi Akar’la, Van Başkale Hudut Birliği’nden Bakü’ye... Oradan Azerbaycan’ın Zafer Günü’nü kutlamaya Şuşa’ya geçiyoruz...

Bakü...

Yıllar önce geldiğim bu şehir öylesine gelişmiş ki. Müthiş bir mimari devrim. Gözlerime inanamadım.

Bakü’ye onca yıl içinde bir mimarın sihirli eli değmiş...

Bir dünya başkenti olmuş...

Sonra Şuşa...

İlham Aliyev’in kahramanlık destanını yazdığı topraklar... Savaştan sonra bu kadar kısa sürede bunlar nasıl yapıldı...

Azerbaycan askerleriyle Şuşa’da yaptığımız gezintiler. O dağlardaki kahramanlıklar...

Yazının Devamını Oku

'Mehmetçiğin moralini bozmayalım tezkere aynı tezkeredir'

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Van Başkale 6. Hudut Tugay Komutanlığı’na uçuyor, oradan Azerbaycan’a geçiyoruz...

Zorlu bir yol...

Van’a doğru uçarken sohbet ediyoruz:

İLK SORU TEZKERE: Sayın Bakanım, son dönemde kamuoyunda bir tezkere tartışması oldu. Bazı iddialar ortaya atıldı.

Bakan Akar özellikle bir polemiğe yol açmamak için kelimeleri özenle seçiyor:
“TSK Cumhuriyet dönemindeki en yoğun tatbikat ve operasyonları yapıyor. Milletimizin her zamanki desteğini arkamızda hissediyoruz. Bu fedakâr ve kahraman askerimizin moralini yüksek tutmamız gerekiyor. Mehmetçiğin bu morale ihtiyacı var... Yanlış bilgiler, iddialar moral ve motivasyonu olumsuz etkiler. O nedenle siyasetten medyaya toplumun her kesiminin bu konuda (tezkere tartışmaları) dikkatli ve özenli olması gerekiyor. Bu tür yanlış bilgilerle Mehmetçiğin moralini bozmayalım...”

- Ama karşı çıkışlar oldu. Yani bir önceki tezkereyle aynı değil dendi.

- “Hayır, birebir aynı tezkere...”

- 2 yıl olması meselesi var. O sorgulandı. Bir de yabancı asker getirilmesi konusu var...

Yazının Devamını Oku

Dünyanın en güzel bisiklet yolu

1) Arkamızda muhteşem bir Boğaz manzarası... Hemen yanımızda Kız Kulesi...

Salacak’ta Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’le bisiklete biniyoruz...

Harika bir hava.

Geçen kış pandemi nedeniyle uzun süre kaldığım Fethiye’de onlarca kilometre bisiklete binmiştim...

Dağlarda, deniz kıyılarında bisiklet turları yapmıştık...

İşte o duyguyla soruyorum:

“Acaba dünyada bundan daha güzel bir bisiklet yolu olabilir mi?”

Elbette vardır...

Yazının Devamını Oku

Bayrak sevgisi daha güzel nasıl yaşanır

Geçtiğimiz cumartesi DHA’dan gelen iki fotoğraf görmüştüm...

Birisi Diyarbakır’dan... Diğeri İstanbul Sultangazi’den...

O fotoğrafları görünce, “İşte” dedim...

“Törensiz, emirsiz, sahici ve en kalpten haliyle bayrak sevgisi...”

Diyarbakır’dan gelen fotoğraf için şöyle yazmıştım: “Burası Diyarbakır’ın Yenişehir ilçesi... Mahalle bakkalı “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” için kapısına bir Türk Bayrağı asmış. Ve sabah saatlerinde içeri 9-10 yaşlarında bir çocuk giriyor. Çocuk tam kapıyı kapatacak, tekrar bayrağa dönüyor ve işte o an ne hissediyorsa, dönüp bayrağı öpüp alnına koyuyor... İşte budur diyorum...



Yazının Devamını Oku

Yıkıntılar arasında yükselen o bayrak aşkı

Her Cumhuriyet Bayramı’nda haber ajanslarını tararım...

Geçen 29 Ekim’de çöplükte buldukları Türk Bayrağı’nı öpüp başlarına koyan çocukların fotoğraflarını paylaşmıştım...

Yüzlerce mesaj gelmişti.

Bayrak sevgisinin sokaktaki bu tertemiz hali karşısında nasıl da duygulanmıştık...

O yazım üzerine o kadar çok vatandaş çocuklara yardım için aramıştı ki...

Hatta şehrin valisi çocukların eğitim masraflarını karşılamıştı.

Bu 29 Ekim’de yine haberleri taradım.

Yazının Devamını Oku

Bütün gemiler... Bütün gemiler, ‘havadan denetleniyorsunuz’

Kocaeli Belediyesi’ni alkışlıyorum...

Çünkü İzmir ve Antalya başta olmak üzere hiçbir kıyı belediyesi onun yaptığını yapmıyor...

Tam 15 yıldır gökyüzünden İzmit Körfezi’ni denetliyor...

Şu ana kadar denizi kirleten gemilere 50 milyar TL ceza kesti...

Son 1.5 ayda 13 milyon TL ceza uyguladı.

Bir o kadar caydırıcı görev yaptı. 200’den fazla diğer belediyelerin alanındaki kirlilik için uyarıda bulundu... Defalarca yangın uyarısı yaptı ve felaketleri önledi.

Yılların pilotu Hakan Osanmaz, İzmit Körfezi’nde her sabah uçuyor...

Amaç ceza kesmek değil elbette. Uyarmak...

O nedenle bazen o kadar alçaktan uçuyor ki...

Yazının Devamını Oku

İşte o ‘kanlı pazar’ın gökyüzündeki en son afişi

1’inci Körfez Savaşı’ndan beri yazıyorum:

Tomahawk füzeleri Bağdat’a doğru uçarken CNN füzenin özelliklerini canlı olarak sayıyordu...

Patriotların gücü anlatılıyordu...

Dünyanın ilk televizyonlardan canlı yayınlanan kanlı silah fuarıydı bu...

Evet...

Dünyayı bir “silah pazarı” haline getirdiler...

İşte bu fotoğraf da..

Bu “kanlı pazar”ın gökyüzündeki en son afişidir...

Yazının Devamını Oku

Rolex çetesi

İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunan ünlü bir fitness merkezi.

Hele Ankara’daki...

Neredeyse Ankara sosyetesinin, üst düzey bürokratların, siyasetçilerin gittiği bir merkez.

Ankara’dan hep “siyaset kulisi” yazılmaz ki...

Böylesine olaylar da yaşanıyor.

Olayımız, İstanbul’da başlıyor.

Ve ilginç bir takiple Ankara’da bitiyor...

Anlatayım...

Varlıklı bir genç iş insanı A.C..

Yazının Devamını Oku

Genç kızdan beklenmedik bir cevap gelince: ‘Sayın Valim, şaşırdınız mı?’

O gün Vali Bey’in halk günü...

Her hafta böyle bir gün var. Dışarıda 165 kişi bekliyor.

Vali, elinde kâğıt kalem... Gelenlerin taleplerini not alıyor...

Ve bir ara...

Kapı açılıyor, içeri genç bir kız giriyor...

Sonraki sahne şöyle:

Vali not almak için kalemi eline alıyor...

“İş derdi mi? Yurt derdi mi? Acaba hangisi?”

Yazının Devamını Oku

Onlar üzerine bomba atıyor, bakın Mehmetçik ne yapıyor

Bir zamanlar oralardan Ceylanpınar’a roketler atılırdı. O roketler sokaklara, evlere düşerdi.

Binalar kurşunlanırdı...

Şöyle haberler gelirdi:

“Suriye’de terör örgütü PKK/YPG kontrolündeki Resulayn’dan teröristlerin attığı 2 havan mermisi, Ceylanpınar ilçe merkezine düştü. Saldırıda ölen ya da yaralanan olmadı.”

Sonra Türkiye kararlı bir adım attı. Ve peşpeşe sınır ötesi harekâtlar yapıldı.

Mehmetçik o bölgeyi kontrol altına aldı. Saldırılar durdu.

Şu sıralar İdlib başta olmak üzere bölge yine ısıtılıyor.

İşte Resulayn...

Ve oradan gelen şu fotoğraf...

Yazının Devamını Oku

Pir Sultan aşkına

DHA’nın Tunceli Pülümür’den geçtiği fotoğrafı görünce bir an çok gerilere gittim.

2012 yılının eylül ayına...

İzmir’de bir hastane odasına.

Neşet Ertaş ölüm döşeğindeydi. Gidip sarılmak istemiştim.

Sonrasında o anı şöyle yazmıştım:

“Hastanedeki odasına girince ‘Eyvah!’ dedim içimden...

Neşet Ertaş bitkindi. Gözlerini zor açabiliyordu. Elini biraz kaldırabildi.

Uzanıp tuttum.

Yazının Devamını Oku