'Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz..."

“Fatih bey, biz İbrahim Iğnak’ın kızları Ceren ve Cansu... 35 gündür babamızdan ve arkadaşlarından haber alamıyoruz. 35 gündür ne uyuyoruz, ne de nefes alabiliyoruz. Bu süreçte annemiz zona hastalığına yakalandı. Ne olur sesimizi duyurun...”

Benzeri bir çığlık, Selim Ekmekçioğlu’nun eşi Şeyda Hanım’dan geliyor:

“Artık dayanacak halimiz kalmadı.” 

Gözü yaşlı çocuklar, perişan aileler...

Eritre’de nereye götürüldükleri bilinmeyen üç Türk denizcinin hikâyesi bu.

Selim Ekmekçioğlu... İbrahim Iğnak... Lütfi Erman Atamer...

Tekneyle dünya turunda olan üç Türk denizciden 35 gündür haber alınamıyor.

Sığındıkları Eritre’de askerler tarafından bir adaya götürülen denizcilerden son mesaj:

Askerler teknede, telefon yasaklandı...”

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

Aileler perişan...

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Eritre Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı. 

Türkiye’nin Eritre Büyükelçisi yoğun çaba gösteriyor. Ama bir türlü ulaşamıyor...

Eritre devletinden tek cevap yok... Neredeler, hayattalar mı? Sağlıkları nasıl?

İşkence gibi bir bekleyiş...

ÖNCE CİBUTİ’YE SIĞINDILAR

İnanması güç olay koronavirüsün yoğunlaştığı karantina günlerinde yaşanıyor.

Dünya turunun Kızıldeniz girişinde bir yandan fırtınalar, bir yandan karantina bastırınca, Türk ekip, rotayı en yakın liman Cibuti’ye çeviriyor...

Neyse ki Türkiye’nin Cibuti Büyükelçisi yoğun bir ilgi gösteriyor. Bütün ikmallerini yapıyorlar...

Havalar düzeliyor...

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

Yelkenleri açıp Kızıldeniz’e açılıyorlar... 

Kolay değil. Şu ana kadar Yunanistan, İtalya, İspanya üzerinden Akdeniz’i aşmışlar. Karayipler, Maldivler, Malezya, Tayland, Endonezya... Ve dönüş rotası, Kızıldeniz üzerinden Türkiye...

Cibuti limanından ayrılırken eve mesaj gönderiyorlar:

Yelkenler fora.. İnşallah selametle geliyoruz...”

Birkaç gecelik bir seyirden sonra hava tekrar terse dönüyor. Muazzam bir fırtına. Katamaran, kafadan dev dalgalara rağmen rota tutmaya çalışıyor.

Ama yok... 

Dayanılacak gibi değil...

Çaresiz haritayı açıyorlar. En yakın liman neresi?

Eritre Massawa Limanı...

Tamam ama, Eritre nasıl bir ülke. Akıbetleri ne olur. Bir yandan karantina, bir yandan endişe verici bilinmezlikler...

Selim Bey uydu telefonundan eşi Şeyda Hanım’ı arıyor:

Şeyda bizim Eritre Büyükelçimizi bir arasan. Hava kötü oraya sığınmak zorundayız.”

Şeyda Hanım hemen Türkiye’nin Eritre Büyükelçisi Aykut Kumbaroğlu’nu arıyor

Sayın Büyükelçim, eşim ve arkadaşları mecburen Eritre Massawa
Limanı’na sığınacaklar. 

40 feet bir katamaranla geliyorlar. Sizce uygun mu...

Hanımefendi biraz izin verin yetkililerle görüşeyim...

BİRKAÇ SAAT SONRA 

Büyükelçi: Şeyda Hanım, yetkililerle konuştum. Eşiniz limana yanaşabilir. Ama gün ışığında yanaşsınlar. Dışarıda bir şey yemesinler...

Çok şükür, minnettarım Sayın Büyükelçim..

Bu haber üzerine ertesi sabah Selim Bey ve arkadaşları limana yanaşıyorlar.

Ama bir gariplik var..

Tekneye iki asker geliyor. Ve “Sizi buradan başka bir adaya alacağız” diyorlar...

O an Selim Bey oğlu Murat’a şu mesajı atabiliyor:

“Murat hemen anneni ara. Bizi Massawa’dan 29 mil ötede Penisula di Buri Adası’na götürüyorlar. Hemen annen haber versin...”

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

SON MESAJ

Akşama doğru Şeyda Hanım’ın telefonuna mesaj geliyor:

Şu an teknede iki askerle oturuyoruz. Telefon yasak...”

O saatten sonra iletişim kesiliyor. 

Büyükelçi Kumbaroğlu sürekli bilgi almaya çalışıyor. 

Ama Eritre Dışişleri Bakanlığı topu deniz kuvvetlerine atıyor. 

Kumbaroğlu bütün çabalarına rağmen Türk denizcilere ulaşamıyor.

Şaşkınlık, endişe, belirsizlik...

Aileler kötü şeyler düşünmeye başlıyor. 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu devreye giriyor. Dışişleri Bakanı’na bir mektup yazıyor.

Baba 35 gündür yoksun, nefes alamıyoruz...

Ama yine cevap yok. 

Niye tutuluyorlar?

Gerekçe nedir?

Sağlık durumları nedir?

Günler geçiyor. Büyükelçi Kumbaroğlu elinden ne gelirse yapıyor:

Şeyda Hanım bugün de denedim ama Selim beylerle görüştürmediler. İlgili komutandan haber bekliyorum...”

Ne yapsalar sonuç yok...

Bu sırada anlaşılmaz bir şekilde Eritre Deniz Kuvvetleri bir arama kurtarma helikopteri havalandırıyor.

Ardından “Katamaran bulundu” diye bir haber geliyor.

Oysa kayıp değildi ki...

Endişeler, korkuya dönüşüyor.

Şeyda Hanım:

Umudumuz tükenmek üzere. İnanın bugün çok kötüyüm. Çıldıracak gibiyiz...”

Selim Bey’in Çin’de yaşayan oğlu Murat soruyor:

Bir devlet suçu olmayan üç denizciyi neden alıkoyar. İletişim hakları yok. Korkutucu bir durum. Tek duamız sağ salim gelmeleri...”

Evet arkadaşlar...

Dünya seyahatindeki üç Türk denizci Eritre Massawa Limanı’na yanaştıktan hemen sonra iki asker geliyor ve kayboluyorlar...

25 Nisan’dan 31 Mayıs’a... Eritre devleti kapı duvar...

Beni arayan ailelere şunu söyledim...

Dünyanın dört bir tarafındaki vatandaşlarını özel uçaklarla getiren Türkiye büyük bir devlettir. Eritre’deki vatandaşlarını da orada bırakmaz.”

Bekliyoruz. 

Bütün denizciler olarak dualarla ve selametle hayırlı haberler bekliyoruz...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yangının nedeni trafo mu yoksa PKK hainliği mi?

Hatay’da içimizi yakan yangın neden çıktı?

Sosyal medyaya düşen iddia, PKK terörünü işaret ediyor.

Yangının birkaç yerden çıktığı iddiaları da PKK şüphesini arttırıyor.

Önce Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye sordum.

Bakan Bey bu sırada helikopterle yangın bölgesini inceliyordu.

Cevabının özeti şöyle:

“Şu anda bütün gücümüzle kontrol altına almaya çalışıyoruz. Yangının çıkışında bir terör olayı var mı? Tabii bu konuyla Süleyman Bey (Soylu) ilgileniyor. Bana gelen net bir şey yok.”

Ve dün de İçişleri Bakanlığı’ndan yetkililere sordum.

Bakanlıktan aldığım bilgi de şöyle:

Yazının Devamını Oku

Koca Yusuf'un mezarı oradaysa bize düşen memlekete getirmektir

1960’lı yılların en büyük pehlivan tefrikacısı Murat Sertoğlu öylesine inanmıştı ki...

Eline geçen Amerikan Güreş dergisi Wrestling’deki yazıyı okuyunca daha da ümitlenmişti..

Dergideki araştırmacı şöyle yazıyordu:

“Fransız bandıralı La Bourgogne transatlantiği Portekiz’e 933 mil uzaklıkta bulunan Azor adası açıklarında batmıştı. Bir süre sonra Azor adası kıyılarına 20 yakın ceset vurmuştu. Cesetler arasında 2 metre civarında boyu, belinde uzunca bir kuşak bulunan bir kişi daha vardı. Bu kişi Amerika’da güreşle ünlenen Koca Yusuf olabilirdi. Bu cesetlerin adanın kilisesinin bahçesine gömüldüğü söyleniyor...”

Sertoğlu o dönemde çıkan Yıllar Boyu tarih dergisinde bir yazı yazdı ve çağrıda bulundu:

Koca Yusuf gibi büyük bir cihan pehlivanının kemikleri memleketine getirilmelidir.”

1964’TE İLK DENEME

Sertoğlu’

Yazının Devamını Oku

Dünyanın en şapşal hırsızı

Okuyunca inanamadım...

Apartman yöneticisi Okan Dağlı da şaşırmış.

Hangi şapşal böyle bir hırsızlık yapar diye...

Sonra fotoğrafa baktım.

Yine inanamadım...

Ankara Tuzluçayır’da bir apartmanın yöneticisi sabah uyanıyor. 

Ve bir bakıyor ki...

Güvenlik kameraları yerinde yok...

Yazının Devamını Oku

Bilin bakalım! At sırtındaki bu kızlar acaba nereye gidiyor?

Fotoğrafa bakınca...

Sırt çantaları ve ellerinde haritalarıyla at sırtındaki bu kızları macera düşkünü birer gezgin zannedebilirsiniz.

Antalya Çıralı’da ata binen “turistler” gibi.



Kapadokya mı desem, Göbeklitepe mi?

Hiçbiri...

Yazının Devamını Oku

Çavuşoğlu’ndan seçim öncesi çok kritik mesaj

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu dün AA’nın KKTC ile ilgili sorularını cevaplarken çok kritik mesajlar veriyor...

Özeti şudur:

Önümüzdeki kritik dönemde ve seçimler sonucunda, bizimle uyum içinde çalışacak bir KKTC Cumhurbaşkanı beklentimiz var.”

İlk bakışta normal ve diplomatik olan bu cümlenin derinlerinde çok önemli bir mesaj var.

Önce soralım:

Hangi seçim?

Söz konusu olan, 11 Ekim’de KKTC’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimidir.

Yani...

Bu seçim...

Yazının Devamını Oku

Kimsesizlerin kimsesi olmak işte böyle bir şeydir

Bu fotoğrafa iyi bakın... Çünkü bu fotoğraf çok sessizce yazılmış, sade bir “insanlık dersi”dir...

Anlatayım...

Saniye Hanım, tam 20 yıldır aynı pencereden bakıyordu...

Birkaç seyrek ağaç... Çoğu zaman kapalı bir hava... 

Sonra duvarlar...

En sevindiği an, güneş açtığında onu bahçeye çıkardıkları andı...

Emektar hemşiresi, yavaşça gelip kolundan tutardı...

Sonra gökyüzü...

Yazının Devamını Oku

Anadolu'nun kutsal hazine avcıları

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy öylesine sessiz bir devrim yapmış ki...

Sonuçları geldikçe daha iyi anlıyoruz.

Belki bir basın toplantısıyla haberler arasından geçip gidiyor. Yeterince anlayamıyoruz.

Ama öylesine müthiş hikâyeler var ki... İşte bu pazar onları anlatacağım. O hikâyelerin kahramanlarını.



Başlıkta “

Yazının Devamını Oku

Şimdi de gözünü Ege ordusuna dikti

Son günlerde el altından bir haber pompalıyorlar...

Türkiye Ege Ordusu’nu lağvetmeli.

Nereden geliyor?

Yunan tarafından...

Şu anda resmi bir talep değil... 

Ama el altından pompalıyorlar...

Bunun anlamı şudur:

Eğer görüşmeler pozitif bir noktaya doğru giderse, “masayı dağıtmak” için Ege ordusunu kendilerine bir tehdit olarak ortaya koyacaklar.

Dün bu konuyu Milli Savunma Bakanlığı’ndaki önemli bir yetkiliye sordum.

Yazının Devamını Oku

Plaka belli, bulun şu alçakları

Olayın saati belli. 

Alçakların kaçtıkları otomobilin plakası belli. 

Kaçarken düşürdükleri cep telefonları elde.

Hadi be polis kardeşim, yakalayın şunları...

Benim bildiğim İstanbul polisi bırakmaz bu olayın peşini...

Peki olay nedir?

Önceki gün Dolmabahçe Sarayı’nı gezen ABD’li bir aile, büyülenmiş bir şekilde saraydan ayrılır ve caddeye çıkarlar. Tam özel minibüslerine binecekler... İki kişi hızla üzerlerine gelir. Çantalarına asılırlar. Ama Amerikalı kadın ve eşi çetin ceviz çıkar. Rehberleri ve minibüsün şoförü de müdahale edince... Alçaklar fotoğraftaki otomobile binip kaçarlar. Ama rehber İlarya peşlerini bırakmayıp bir de kaçtıkları otomobilin fotoğrafını çeker...

ABD’li aile ertesi gün şok halinde Türkiye’den ayrılır...

Yazının Devamını Oku

İşte o alçak manşetin perde arkası

Yunan gazetesinin alçakça manşeti öyle sıradan bir olay değildir.

Kökünde ve arkasında...

Avrupa’yı zehirli bir sarmaşık gibi kuşatan, ırkçılığın, faşizmin, Türkiye ve yabancı düşmanlığının temeli vardır. 

Kökünde...

Avrupa’da yükselen ırkçılığa oy için prim veren siyasiler vardır.

İşte bu pazar, günlerdir dalga dalga üzerimize gelen Türkiye düşmanlığını olaylarla ve örnekleriyle inceledik.

BELÇİKA’DA KADIN POLİSİN NAZİ SELAMI

Yazının Devamını Oku

Çevre Bakanı Kurum: ‘Bu öyle bir ders oldu ki...’

Sarı yaz başlarken...

Yani deniz mevsimi biterken...

Yani sonbaharla birlikte sahiller boşalırken... 

Bütün çevrecilerin merak ettiği soru şudur:

Acaba bu yaz ormanları ne kadar yaktık? Denizleri ne kadar kirlettik?”

Dün, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’la sohbet ediyoruz...

Tabii Murat Bey’e hep çevreci sorular gelir. 

Oysa şehircilik için de muazzam bir çalışma yürütüyor.

Deprem bölgeleri... Yeniden yapılan konutlar... Toplu konutlar... Şehircilik planları... Karadeniz’den Güneydoğu’ya, oradan Ege’ye ve Akdeniz’e uzanan yatırımlar... 

Yazının Devamını Oku

İstanbul-Ankara 1.5 saat 

Önceki gün bir sohbette alıyorum bilgiyi... Bir işadamı dostum duymuş...

Muazzam bir proje... 

İstanbul-Ankara arası “süper hızlı tren”...

Biraz araştırıyorum... Gerçekten de böyle bir hazırlık var... Eğer proje gerçekleşirse, İstanbul’dan kalkan süper tren 1.5 saat sonra Ankara’da... Müthiş bir şey...

Düşünsenize... 

Ankara’da randevusu olan bir işadamı, mesela sabah 07.30’da süper trene biniyor.

09.30’da randevusuna gidiyor. İşini çözüyor. Ve öğlen İstanbul’da işinin başında...

Projenin gerçekleşme sürecini bilmiyorum. Ama proje gerçekleşecekse umarım 2023’e yetişir...

Belli ki 2023 tam bir 100’üncü yıl şöleni olacak...

Yazının Devamını Oku

Vatikan arşivlerinde bir Türk

Fatih Sultan Mehmet Han’dan günümüze kadar Vatikan arşivlerinde iz süren Rinaldo Marmara, aralık ayında Fatih’in Vatikan’la yazışmalarını araştırmaya gidiyor.

25 yıldır Vatikan’ın ana arşiv binasından girip fresklerle süslü tavanlardan ve uzun koridorlardan geçiyor... Turistlerin bir kapıya kadar girebildiği binanın, Dan Brown filmlerindeki o labirenti andıran ve odalardan oluşan asıl arşiv bölümü müthiş bir koruma altındadır.

Yıllardır işte o arşivde çalışır.

Arşiv binasının altında ise ışık ve nem ölçerlerle korunan resim, grafik ve haritalar bulunur. Bir kez de yeraltındaki özel korumalı odaya bir camiyi tanımlamak için girmiştir.

Evet, Rinaldo Marmara’yı ancak böyle bir girişle anlatabilirdim.

Çünkü dünyada Vatikan “özel” ya da “gizli” arşivlerine girebilen, orada uzun yıllar çalışabilen az sayıda kişiden birisidir.

Birkaç gün önce bir kitap çıkardı. Detaylarını aktaracağım.

Yazının Devamını Oku

CHP’nin 26 yıllık şoförü Hasan, İnce’ye öyle bir şey söyledi ki...

Hakkâri Uludere’den Mardin’e doğru geçerken buldum Muharrem İnce’yi...

Uzunca bir telefon konuşması yaptık..

Etrafı dağlarla çevrili 32 haneli Dağdibi köyü ahalisi, otobüsün önünde İnce’yle konuşuyor:

Vatandaş: “Parti kursana...”

Kurayım mı?”

“Kuuuuuuur...”

Sonra bir daha soruyor Muharrem İnce:

Yani parti kurayım mı?”

“Kuuuuur... Vallahi yıllar oldu buraya kimse gelmemiştir...”

Yazının Devamını Oku

Her şeyi anlatan harita: 'İşte böyle yerleşiyorlar'

Yoruma gerek gerek var mı?

Haritayı yıllara göre yapınca her şey görünüyor zaten.

2014’te Suriye’nin kuzeyine “kafa kesen sapkınlar, yani DEAŞ” yerleşiyor.

O günlerde internette yayınlanan “infaz videoları” ile dünya ayağa kalkmış durumda.

Avrupa’nın göbeğinde bombalar patlıyor.

Ve ABD karar veriyor:

DEAŞ bitecek.” 

NATO açıklamaları, uluslararası terörle mücadele falan derken Türkiye DEAŞ’a karşı taşın altına elini koyuyor.

Yazının Devamını Oku

Bak bir varmış bir yokmuş... O güzel kız gerçekten varmış

Sınıf arkadaşı Nuran arayıp da “Hadi gel bu hafta sonu eski günlerdeki gibi sahile çıkalım. Yüzelim biraz” deyince...

İçini bir ateş basmıştı...

Ne güzel günlerdi.

Eşi Muhittin Bey’le ilk tanışmaları. Boğaz’da yaşanan o aşk dolu günler.



8.5 metrelik motorsuz kotralarıyla adalara doğru açılan yelkenler... Akdeniz’e inen ilk amatör denizciler...

Yazının Devamını Oku

Dikkat! ‘Ay ışığında soygun var’

Dr. Hakan Uysal, ABD’de çok önemli bir cerrah...

İzinleri ayarlıyor. Hasta randevularını organize ediyor. Önceden teknesini “daha güvenli” diye Adriyatik’ten Türkiye’ye gönderiyor.

Ve nihayet teknesiyle bir tatile çıkıyor. Ülkesinin güzelliklerini göstermek için aynı hastanede çalıştığı 3 Amerikalı doktor arkadaşını da davet ediyor.

Davet eden de Ceyhun Zincirkıran...

Ceyhun denizci büyüğümüz, komodorumuz, gazeteci olarak da duayenimiz Necati Zincirkıran’ın oğlu... Çok şey öğrendik Sadun Boro’nun can dostu Necati Abi’den. Hâlâ öğreniyoruz. Ceyhun da babadan oğula bir denizci... İşadamı...

Dr. Hakan, ABD’de aynı hastanede çalıştığı üç doktor arkadaşıyla birlikte teknesine geliyor...

Türkiye’nin güney kıyılarını görecekler... Efsane medeniyetleri, Likya yollarını gezecekler...

Bodrum’dan yelkeni açıyorlar. Didim ve Deveburnu’ndan sonra dünyanın sayılı tarihi limanlarından Knidos’a geliyorlar.

Knidos milattan önceye dayanan bir medeniyet limanıdır...

Yazının Devamını Oku