GeriErtuğrul ÖZKÖK Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

İki milyon kişinin YouTube’da yayınlanan üç video yayınını hayretler içinde izlediği gün, bir başka insan o videolar kadar renkli olmayan, ama onlardan çok daha önemli bir şeyi söyledi.

Z kuşağının hatta Y kuşağının da bilemeyeceği tek bir cümleydi bu:

“Devri sabık yaratmayacağız...”

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

Partisinin bir üyesi Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Onu Yüce Divan’a göndereceğiz” derken Kılıçdaroğlu’nun bütün Türkiye’ye verdiği o mesajı gençlerin de kolayca anlayabileceği bir Türkçe ile yazayım:

“İntikamcılık yapmayacağız...”

Ne gazetelerde, ne dijital medyada pek üzerinde duran olmadı.

Oysa söylediği söz o kadar önemli, yapıcı ve güven vericiydi ki...

Her gazetecinin iştahını kabartan o videoları bir kenara bırakıp bugünkü yazılarımın manşetine alacağım.

*

Kılıçdaroğlu’nun bu cümlesi beni 21 yıl öncesine götürdü.

15 Haziran 2000 günüydü...

Genel yayın yönetmenliği koltuğunda 10’uncu yılımdı.

O sabah odama girdiğimde masamın üzerinde bir mektup buldum.

Gazeteci büyüğümüz Mithat Perin yazmıştı.

Mithat Perin 1950’li, 60’lı yılların çok önemli gazetecilerinden biriydi.

Rahmetli Adnan Menderes’e ve Demokrat Parti’ye yakın bir gazeteciydi.

27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada’da hapis yatanlardandı.

*

Bu mektubu yazdığı günlerde hastaydı. Artık gözleri iyi görmüyordu.

Yazdıkları sanki ağabey bir meslektaşımın vasiyetnamesi gibi gelmişti bana.

Mektubun konusu ‘Devri sabık yaratmak’ kavramıydı.

O günlerde Türkiye yine bugünkü gibi bir durumdaydı.

Siyasette intikam duygularının, kan davalarının acısını çok çekmiş, kendisi de intikam duyguları ile dolu olabilecek bir insan bu dünyadan ayrılırken hepimize şunu diyordu:

“Siyasette intikamdan, kan davasından uzak durun...”

*

İşte tecrübeli bir gazeteci, kıdemli bir siyasi mahkûm ve görmüş geçirmiş bir siyasetçi olarak Perin’in hasta yatağından yazdığı mektup.

Ey bu ülkenin makul insanları...

Kılıçdaroğlu’nun sözlerini bir de bu mektubun ışığında okuyun...

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli

21 YIL ÖNCE MASAMDA BULDUĞUM O MEKTUPTA ŞUNLAR YAZILIYDI

“Değerli meslektaşım, 

Hastalığım Türkiye iç politikasını izlememe şimdilik engel olmuyor.

Geçmişe yönelik kıyaslamalar yapıyor, bunlardan kendime göre sonuçlar çıkarıyor ve değerlendirmeler yapıyorum.

*

‘Devri sabık yaratmak’  
ne demektir? 

Demokrat Parti 1950’de iktidar olunca, başbakanlığa ve parti genel başkanlığına getirilen Adnan Menderes, çok sonra öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın muhalefetine rağmen, ‘Devri sabık yaratmayacağız’ prensibini ve iradesini ortaya koydu.

Bu ne demektir?. Yani Demokrat Parti iktidarı, 1950’ye kadar olan dönemin iktidarlarından, Halk Partisi yönetici ve sorumlularından hesap sormayacak, enkaz aldık edebiyatı ile o devri aşağılamayacak, iç politikada hatta 1946 seçimlerinin bile hesabını soramayacaktı.

*

İç politikada kan davası gütmenin bizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmaktan hep geri bıraktığını görüyoruz.

20 yılda, üç askeri darbe, iki askeri isyan bizi en azından 50 yıl geride bıraktı.

Bu süreç içinde Meclis’in çalışmalarına baktığımız zaman sayısız soruşturma komisyonları, sayısız yolsuzluk, hırsızlık iddiaları, sayısız güvenoylamaları...

Sonuç hep bir siyasi kan davası.

*

Rahmetli Adnan Menderes’in ‘Devri sabık yaratmayacağız’ iradesinin, bugünkü liderlere hatırlatılmasının, siyasette iç barışın sağlanmasında önemli bir anahtar olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle sana bu mektubu yazıyorum.

Mithat Perin”

CUMHURİYET’E GÖNDERİLEN BU MESAJ ŞAHSİ Mİ... YOKSA

Hafta sonu art arda gelen iki ‘güzel hareket’ var ki...

İflah olmaz iyimserliğim yine depreşti.

İlk olay aslında sıradan ve nezaket gereği gibi de görülebilecek bir şey...

Bir paragraflık mesaj....

Ama öyle bir yere öyle biri tarafından gönderilmişti ki...

İster istemez Bir dakika” dedim ve düşündüm...

Olay şu...

Cumhuriyet gazetesi geçen hafta kuruluşunun 97’nci yılını kutladı.

Okurlardan, siyasi parti liderlerinden, sanatçılardan gelen çok sayıda kutlama mesajı vardı.

Ama aralarında biri vardı ki çok dikkatimi çekti.

Yazan Naci Bostancı’ydı...

Mesajını aynen aktarıyordum...

*

“Haber ve görüşlerine karşı eleştirel bir gözle baktığım, ancak demokratik bir toplum için varlığını, farklılığını önemli gördüğüm Cumhuriyet gazetesinin 97’nci yaşını kutlarım...”

İlk bakışta ne var bunda diyebilirsiniz...

Şu var...

Naci Bostancı AKP Grup Başkanvekili...

Ve mesajının o unvanını da yazarak göndermiş.

Yani kurumsal bir mesaj bu...

Epeydir iktidar yanlısı partiden muhalif bir medyayla gitmiş böyle bir mesaj görmedik.

Demokratik bir ülkede yaşayan her siyasetçiden beklenen bir anlayışa sahip bir mesaj bu.

 

İyimser yanım kendi kendine sordu.

Acaba bu AKP’de, medya ve özgürlükler konusunda yeni bir anlayışın işareti mi?

Türkiye basın özgürlüğü konusunda bu mesaja hâkim olan anlayış birliğine gelirse, çok önemli bir mesafeyi almış olacak.

*

Hafta sonunda bana umut veren tek işaret bu değildi.

Bir de CHP kanadından gelen bir işaret daha var.

KÜÇÜKÇEKMECE, KÜÇÜK BİR EXLİBRİS VE BÜYÜK BİR JEST

GEÇEN hafta Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi’den bir albüm aldım.

İstiklal Marşı’nın yazılışının 100’üncü yılı dolayısıyla yapılmış bir projenin parçası. Belediye, 100 sanatçıdan İstiklal Marşı’nın 100’üncü yılını anlatan 100 Exlibris” çizimi istemiş.

*

Exlibris, kitapların iç kapaklarına veya ilk sayfalarında bir yere konan, o kitabın kime ait olduğunu gösteren bir çizim.

Türkiye’nin önde gelen sanatçıları yaratıcı ve güzel Exlibris örnekleri hazırlamışlar. Buraya kadar sadece güzel bir proje olarak sevdim.

Ancak Belediye Başkanı bir şey daha yapmış.

*

Albümün girişinde “Yadıgar-i Misak-ı Milli” başlıklı İstiklal Marşı 10’uncu kıtasından oluşan hatıra kartpostalı var.

Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nın bütün kahraman komutanlarının fotoğrafları ile donatılmış.

Albümün geri kalan kısmında ise benim çok hoşuma giden bir şey yapılmış.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli


PARTİLİ BİR BAŞKAN İSTİKLAL MARŞI EXLİBRİS’LERİNİ KİME İTHAF EDER

BELEDİYE başkanı, bu Exlibris’lerin her birini Türkiye’de hayatta bulunan bir kişiye ithaf etmiş.

Sizce CHP’li bir başkan bunları kime ithaf eder...

Sizi merakta bırakmayayım...

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
Alper Güldü’nün Erzincan Belediye Başkanı Bekir Aksun için çizdiği Exlibris

Birinci sırada, büyük sanatçı Devrim Erbil’in çizdiği Exlibris’i Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ithaf etmiş...

Onun arkasında TBMM Başkanı Mustafa Şentop var.

Uğur Çalışkan’ın çizdiği Exlibris CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na ithaf edilmiş.

İyi Parti Başkanı Meral Akşener, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de...

Tabii HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da...

Onun ardından Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu geliyor.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
Ece Uğur’un Çanakkale Belediye Başkanı için çizdiği Exlibris

Bu arada Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da listede...

Bir de parti ayrımı yapılmaksızın Türkiye’nin 81 şehrinin belediye başkanlarına ithaf yapılmış.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli
Kerem İşçanoğlu’nun Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş için çizdiği Exlibris

CHP’li başkan hiç ayırım yapmamış...

İstiklal Marşı hepimizin, bu milletin duygusuyla, her birine bu projede bir yer vermiş.

Güzel hareketti bu...

Çok güzel hareket...

Başkanı kutluyorum ve bu bizi bir araya getirici tutumu için teşekkür ediyorum.

Son YouTube videoları kadar renkli değil ama daha önemli


CEMAL SÜREYA HAYRANLARI, ONU HANGİ DİZELERİ İLE HATIRLARDINIZ

KÜÇÜKÇEKMECE Belediye Başkanı’nın gönderdiği ikinci kitap ise “Cemal Süreya’yı Anmak” isimli albümdü.

Belediyenin Cemal Süreya çizimleri ve 40 sanatçının onun dizeleriyle kurduğu ilişkiyi anlatan eserlerini sergilemiş.

Kitap o serginin bir tür kataloğu...

Bir Cemal Süreya hayranı olarak albüme onun hangi dizeleri alınmış diye baktım.

İşte o dizelerden bazıları.

‘SEVİŞMEK’ FİİLİ OLMAZSA O HARİKA DİZE ANLAŞILIR MI

ALBÜMÜN kapağındaki dize şu:

“Hayat kısa kuşlar uçuyor...”

Öteki sayfalardaki bazı dizeler de şunlar:

“Bütün kara parçalarında... Afrika dahil...” (Tabii şiirin ilk bölümündeki bu dizenin başındaki “sevişmek” fiili de eklenseydi daha iyi olurdu. En azından bana bu haliyle eksik geldi.)

Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?”

“Düğmemi kim diktiyse onunla evlendim abi.”

“Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek.”

“Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun...”

“Sizin hiç babanız öldü mü...”

KATKIDA BULUNANLAR
Sayfa Editörü: Firuzan Demir
Düzeltmen: Metin Usta
Tasarım ve Uygulama: Selma Songül Zengin

X

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan telefonu kaldırıyor ve karşısında Beşar Esad var

Bugün size 2007 yılında bir gece, Türkiye Başbakanı’nın odasında yaşanan öyle bir olayı anlatacağım ki...

Şaşırıp kalacaksınız...

Ama önce dün dikkatimi çeken bir gelişme ile başlayayım.

*

Dün beni en şaşırtan haber İsrail’den geldi...



Yazının Devamını Oku

Biz 27 Mayıs'ı anarken hayırlı bir darbe oldu

Dün 27 Mayıs askeri darbesinin 61’inci yıl dönümüydü.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplantılar yapılıyordu.

En sembolik olan ise tabii ki, yargılamaların yapıldığı Yassıada’daydı.

Olay oradan Türkiye’yi sarsan YouTube videolarına geliyordu.

İşte tam o saatlerde dünyada herkesi şaşırtan bir başka darbe yaşandı.

Bir şirket içi darbe...

Ama darbe yapılan yer öyle bir şirketti ve darbeyi yapanlar da öyle kişilerdi ki...

Dünya ekonomisinde yeni bir çağ başlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Kalbi Ege'de kalanlar ve İzmir artık tam kadro sahada

Önceki gece Olimpiyat Stadı’ndaki maç bittiğinde, Kahramanlar’da doğmuş bir İzmirli olarak hissiyatım şöyleydi

Bir tarafta Altınordu... Mahalleme yakın bir başka mahallenin takımı. Küçükken okul dönüşü hep top oynadığım halk sahasının ilk sahibi. Metin Oktay olmak isteyen çocukların hayal arenası. Büyük Altınordu... 1923’te kurulmuş, Süper Lig kurulduğunda ilk 16 takımdan biri olmuş, Cumhuriyet’le yaşıt bir kulüp. İzmir’in ‘Kırmızı Şeytanlar’ı.

Öteki ise Altay... İlkokulu okuduğum Gazi İlkokulu’nun, orta ve liseyi okuduğum Namık Kemal Lisesi’nin mahallesinin takımı. Ben İzmirsporluyum ama öte yanım İzmirli.

Ve maç bitti. Altay Süper Lig’de... Kazanan İzmir... Ama asıl kazanan Süper Lig. İzmir’siz bir Süper Lig hep eksikti. Göztepe geldi... Zenginleşti. Şimdi Altay geldi. Yani Alsancak. Ege modernitesi. Ve İzmir artık tam kadro sahada...

Tebrikler Büyük Altay. Tebrikler Mustafa Denizli. Altay’dan aldığın parayı Şehit Aileleri’ne bağışladığın için de ayrıca teşekkürler, benim sevgili arkadaşım. Tebrikler Alsancak, Birinci, İkinci Kordon, Mustafa Bey Caddesi, Gül Sokak. Sana da tebrikler Büyük Altınordu. Tebrikler İzmir. Tabii ki tebrikler Mustafa Hocamın Çeşmesi, Alaçatı’sı. Tabii basketboldaki başarısı ile tebrikler Karşıyaka...

Önümüzdeki sezon her takım iki defa İzmir’e gidecek... Emin olun ki Süper Lig bu sezon çok daha renkli olacak.

Yazının Devamını Oku

Bir gazeteci gözüyle dört başka gazeteci

1) Dün Sözcü gazetesinde yayınlanan iki yazı beni çok düşündürdü.

Konu Habertürk kanalında yayınlanan İçişleri Bakanı söyleşisiydi.

İki yazar kendi üsluplarıyla programa katılan gazetecileri eleştirmiş.

Emin Çölaşan neredeyse yerden yere vurmuş.

Deniz Zeyrek ise ılımlı bir üslupla eleştirmiş.

Bense farklı bakıyorum.

Önce bir risk analizi yapayım.

Habertürk’te gazetecilerin karşısına çıkmak İçişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku