GeriErtuğrul ÖZKÖK Son anımda yanıma gelecek bir rahibin olacağını sanmıyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Son anımda yanıma gelecek bir rahibin olacağını sanmıyorum

Dan Brown’la, şu an bütün dünyada büyük bir tartışmayı başlatan yeni kitabı “Başlangıç”ı konuşmak üzere Frankfurt’ta buluştuğumuz yer eski ABD Başkanı Kennedy’nin adını taşıyan oteldi.

Kitap, Frankfurt Fuarı’nda çok iyi eleştiriler aldı. Bazılarına göre “Da Vinci Şifresi’nden sonra yazdığı en iyi kitap.”

Ama tabii beraberinde, bitip tükenmek bilmeyen o büyük tartışmayı da başlattı.

Tanrı var mı yok mu...

İşte Villa Kennedy Oteli’nin bir odasında Dan Brown’la bu çok hassas konuyu konuşuyoruz.

BAY DAN BROWN SİZE GÖRE TANRI VAR MI YOK MU

- Kitapta iki kahraman var. Biri Edmond, “Tanrı yoktur. Dinler ölecektir” diyor, öteki Langdon “Belki vardır, dinler de ölmeyecek” diyor. Siz hangisinden yanasınız?

“Ben Langdon’dan yanayım. Çünkü o daha açık fikirli, tartışmaya, konuşmaya daha yatkın. Edmond Kirsch ise ateist. İnsanın yaratılışı ile ilgili her türlü cevabın bulunduğuna inanıyor. Bense bütün sorularımıza verdiğimiz cevaplar bulunduğuna inanmıyorum.”

- Öyleyse bir de size sorayım. Tanrı var mı?

“Tanrı vardır diyemem. Ama yoktur da diyemem. Benim ‘Tanrı yoktur’ dediğimi yazdılar. Ben böyle bir şey söylemedim. Söyleyeceğim şu: Tanrı’nın var olduğunu destekleyen bilimsel kanıtlar yok. Ama duygusal olarak şunu söyleyebilirim. Bizden daha büyük bir varlığın bulunmadığını söyleyemem.”

DARWİN’DEN BİR SANİYE ÖNCESİNDE NE OLDU

- Bununla birlikte kitapta Darwin’in Evrim Teorisi’ni sıkı bir şekilde savunuyorsunuz ama orada da hep bir sorunuz var. Darwin’den bir saniye öncesi neydi?

“Onu bilseydim, bambaşka bir kitap yazardım.”

- Öyleyse Darwin’in anlattığı ne? Önemi ne?

“Darwin, bu topun nasıl yuvarlanmaya başladığını anlatıyor. Ama ondan öncesini bilemeyince, Tanrı işin içine giriyor. Mesela eski insanlar yanardağın nasıl patladığını bilemiyordu. O zaman bir Tanrı’yla açıklıyorlardı.”

- Kitapta “Boşlukların tanrıları” dediğiniz şey mi?

“Evet. Anlayamadığımız, boş kalan her alan için bir tanrı vardı. Ama sonra ne oldu? Bilim geldi ve dedi ki güneş doğuyor çünkü, şundan şundan. Yanardağ patlıyor, çünkü şundan şundan.”

- Sonra ne oldu?

“Sonra bilim açıkladıkça, boşluklar doldu ve tanrılar da tek tek yok oldu. Çünkü artık güneş tanrısına, deniz tanrısına ihtiyaç kalmadı. İnsan Aya bile gittiğine göre, bir Ay tanrısına ihtiyacımız var mı?”

GÜNEŞ, AY, DENİZ TANRILARI KALSAYDI DAHA MI İYİ OLURDU

Son anımda yanıma gelecek bir rahibin olacağını sanmıyorum

- Kitabınızda, inancın çoktanrılı sistemden tektanrılı sisteme gittiğini anlatıyorsunuz. Ama sonunda, insanın tabiatla ilişkisinin kesilmesi iyi olmadı diyorsunuz. Acaba Ay, güneş, deniz tanrıları kalsaydı, ekolojik açıdan daha iyi mi olurdu?

“Evet söylemek istediğimin bir parçası bu. Ama artık oraya dönüş mümkün değil. Yerçekimi deyince, bunun kanunları var. Yani tanrının alanı değil, fiziğin alanı bu.”

BİLİM HER ŞEYİ AÇIKLARSA DİN ORTADAN KALKACAK MI

- Kitabın kahramanı Langdon diyor ki, “Bilim bütün sorulara cevap verse bile dinler daha uzun süre varlığını sürdürecek”.

“Evet sürdürecek ama bugün o dinlere verdiğimiz anlamda değil. Nasıl ki bugünün dini, bin yıl öncesinin dini ile aynı değilse, yarının dini de aynı olmayacak.”

- Yani dinler de evrim mi geçiriyor?

“Evet geçiriyor. Çünkü tanrıya verdiğimiz anlam değişiyor.”

100 YIL SONRASININ TANRISI BUGÜN  BİLDİĞİMİZ TANRI OLMAYACAK

- Ama yine de tanrıya, bir yaradana ihtiyacımız olacak.

“Olabilir ama 100 yıl sonra ihtiyacımız olacak tanrı, bugün ihtiyaç duyduğumuz tanrı ile aynı olmayacak.”

- Nedir o ihtiyaç?

“Biz kaosu sevmeyiz. Dolayısıyla birilerinin onu düzene koyması lazım. Ahlaki çerçeveyi çizecek bir güce ihtiyacımız var.

- Kitapta tektanrılı üç dinin ileride birleşip daha iyi bir tek dine dönüşebileceği görüşünü de tartışıyorsunuz. Buna inanıyor musunuz?

“Daha iyi bir dinin olabileceğine inanıyorum, ama bunun üç dinin birleşmesi şeklinde olacağını düşünmüyorum. Çünkü bugün bildiğimiz
üç din, öylesine derin biçimde ayrılmış,
kendi içlerine öyle kapanmış durumda ki birinin ötekini asla kabullenebileceğini düşünmüyorum.”

- Öyleyse ne olacak? Yeniden dinler savaşı mı?

“Daha evrensel düşünme biçimleri olacak. Bu demek değil ki
üç din birleşecek, ama biz daha evrensel değerlere doğru evrileceğiz.”

HERKESİN KENDİNE GÖRE BİR ‘LEGO DİNİ’ OLUR MU

- Fransız düşünürü Jacques Attali’nin ‘lego dinler’ teorisini biliyor musunuz?

“Hayır, işitmedim.”

- Önümüzdeki 50 yılda lego dinler ortaya çıkacak diyor. İnsanlar her dinden beğendiği değerleri alarak, kendilerine bir lego inanç sistemi oluşturacak.

“Çok ilginç, mutlaka bakacağım.”

TANRIYI SORGULUYORSUNUZ AMA KAHRAMANINIZ DUA EDİYOR GİBİ

- Kitabın sonunda Langdon, bir kiliseye gidip banklardan birine oturuyor. Orada sadece oturuyor mu, yoksa dua mı ediyor?

“Bunu okura bırakıyorum.”

- Bizi tehlikeli tartışmalara provoke ediyorsunuz ama kendiniz hep tarafsız kalıyorsunuz, risk almıyorsunuz. Sanki gerçekten söylemek istediğiniz şeyi söylemeye korkuyorsunuz.

“Hayır, kesinlikle öyle değil. Bu kitapta söylemek istediğim her şeyi söyledim. Sormak istediğim bütün soruları sordum. İnsanların bu sorulara cevap vermek için arayışlara girmesini seyretmeyi seviyorum.”

Son anımda yanıma gelecek bir rahibin olacağını sanmıyorum

ÖYLEYSE AÇIKÇA SÖYLEYİN BİZ NEREDEN GELİYORUZ

- İyi ama zaten bunlar insanların cevabını öğrenmek istediği sorular. Cevaplar nerede?

“Tamam bu kitapta o cevap var. Biz nereden geliyoruz? Onun bilimsel cevabı var. Fizik ve kimya bir hayatı başlatacak bilgilere sahip. Bu bir cevap. Ama bu bir başka soruyu gündeme getiriyor. Bu, ‘Tanrı yoktur’ anlamına mı geliyor, yoksa ‘Tanrının hayatı otomatik olarak başlatacak çok sayıda fizik yarattığı’ anlamına mı geliyor? Herkes bunlara farklı cevaplar verebilir. Bunların hepsi bize kalmış şeyler. Neticede hepimizin içinde bir filozof var. Ben bu kitapta çok sayıda insanın, aynı konuya çok değişik bakabileceğini göstermeye çalıştım.”

ADEM’LE HAVVA GERÇEK Mİ YOKSA SADECE HİKÂYE Mİ

- Ama ortada birbirinden çok farklı tamamen zıt iki bakış açısı var. Onlar, ‘Tanrı insanı yarattı’ diyor. Bilim ise insanın değil, ‘yaşamın başlangıcından’ söz ediyor.

“Adem’le Havva hikâyesi, çok güzel bir moral hikâyedir. Ama bu bilimsel açıdan hiç de doğru bir şey değil. Ben tanrının, sihirli bir bahçede iki insanı yarattığına, onların çoğaldığına, bütün bu farklı etnik toplulukları oluşturduğuna inanmıyorum. Ama tanrıya inanan, dindar bir insan gelip bana şunu söylese: ‘Ben İncil’i okudum. Adem’le Havva güzel bir hikâyeden ibaret’. Ben o insanla rahatlıkla konuşabilirim. Ama yok, gelip ‘Adem’le Havva tartışılmaz bir gerçektir’ diyorsa o insanla konuşmam mümkün değil.”

TEKEŞLİLİK GERÇEKTEN EVRİM TEORİSİ’NE HAKARET MİDİR

- Kitabın kahramanı Edmond, “Tekeşlilik evrime hakarettir, ona karşıdır’ diyor. Aynı fikirde misiniz?

“Bu çok tuzak bir soru. Çok hassas, iyi düşünüp cevap vermeliyim. (Bir süre düşünüyor.) Eğer evliliklerle ilgili istatistiklerde sadakatsizlik ve boşanma rakamlarına bakarsak şunu tartışabiliriz. İnsanoğlu tabiatı itibariyle monogam (tekeşli) değildir. Bu çok hassas cevabı nasıl buldunuz?”

- Biraz fazla politik bir cevap değil mi?

“Hem de çok politik.”

TANRI, TRUMP’IN VARLIĞINA  İNANIYOR MU SORUSUNA CEVAP

Son anımda yanıma gelecek bir rahibin olacağını sanmıyorum

- Bu haftaki Newsweek dergisinin kapağını gördünüz mü?

“Hayır...”

- Tanrı, Trump’ın varlığına inanıyor mu?

“Vay canına... Fantastik bir şey... Bir fotoğrafını alayım.”

- Biz hep tanrı var mı yok mu diye tartışıyoruz, acaba tanrıya göre biz var mıyız?

“Biraz daha kahve isteyelim mi...”

ÖLÜM DÖŞEĞİNDE BİR RAHİP ÇAĞIRACAK MISINIZ

- Geliyorum en kritik soruya. Bir gün ölüm döşeğine geldiğinizde, bir rahibi çağıracak mısınız?

“Yanıma gelmek isteyecek bir rahibin bulunacağını sanmam...”

- Ben, sizin bunu isteyip istemeyeceğinizi sordum.

“İsteyeceğimi sanmıyorum. Ama yine de o gün geldiğinde ne isteyeceğimi bilemem. Bilebildiğim şey, o gün benim hayatımda önemli olan insanlarla, onların hayatında önemli olduğumu hisseden insanlarla birlikte olmayı isterdim.”

- Kitapta, bahsettiğiniz, Andy Warholl’un ‘Campell çorba kutusu’ ile canlıları oluşturduğunu söylediğiniz ‘ilksel çorba’ arasında bir ilişki var mı?

“Sıfır ilişki var...”

- İspanya Sarayı’nın kitaba tepkisi ne oldu?

“Bilmiyorum. Bugün İspanya’ya gidiyorum, orada göreceğim.”

- Neyse ki bugünlerde onların uğraşacağı başka problemleri var.

KENNEDY’NİN SEVGİLİSİ VAR, KARISI NEDEN YOK

MÜLAKATI yaptığımız otelde bir şey dikkatimi çekiyor. Bütün duvarlarında Kennedy’nin
ve sevgilisi Marilyn Monroe’nun çok sayıda fotoğrafı var.

Ama başkanın eşi Jacqueline Kennedy’nin hiç fotoğrafını görmüyorum.

Otelde kalan Dan Brown, “Benim de dikkatimi çekti, sordum. Bir tane varmış. Gel gidip önünde fotoğraf çektirelim” diyor.

Ve çektiriyoruz.

DAN BROWN’A GÖRE DÜNYAYI DEĞİŞTİREN ÖNEMLİ İNSANLAR

- PİSAGOR: Dünyanın düz olduğunu reddetti.

- COPERNICUS: Güneş merkezli modeli buldu.

- DARWİN: Evrim Teorisi’ni geliştirdi.

- EİNSTEİN: Göreceliliği buldu.

WİLLİAM BLAKE’E GÖRE KAÇ TÜR DİN VAR, SİZE GÖRE HANGİ DİN HANGİSİ

İKİ tür din var.

- Biri yaratıcı düşünceyi baskılayan karanlık ve dogmatik dinler...

- Diğeri de iç gözlemi ve yaratıcılığı teşvik edici açık ve geniş dinler...

Hepimiz için iyi bir test sorusu.

X

Mösyö Sartre yani Türk kadını benden önce mi

Dünya feminizminin en önemli kadınlarından biri olan Simone de Beauvoir’ın, bugüne kadar yayınlanmamış bir romanı bulundu ve geçen sonbahar Fransa’da yayınlandı.

1. Kitabın adı “Les Inseparables”...

Kitap geçtiğimiz günlerde Amerika’da da İngilizce olarak yayınlandı ve dün New York Times’ta kitapla ilgili uzun bir de yazı vardı.

*

Simone de Beauvoir, bu kitabı 1954’te yazmış.

Aslında otobiyografik bir roman.


Yazının Devamını Oku

Kemal Bey, bu liste biraz kasvetli biraz Ajda, biraz neşe katsanız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Spotify’a kendi adına bir müzik listesi koydu.

Başkalarının da vardır belki ama kendi payıma, eski ABD Başkanı Obama’dan sonra gördüğüm ikinci siyasetçi müzik listesi bu.

Kemal Bey’in böyle bir listeyi hazırlaması da hoşuma gitti.

*

3 saat 4 dakikalık bir liste bu.



Yazının Devamını Oku

Birincisi trajediydi... İkincisi komedi, ya üçüncüsü ne olur

Afganistan’ın eski devlet başkanı Hamid Karzai, Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden sonraki ilk görüntülü mülakatı bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı onunla yaptığı mülakatı iki gün üst üste yayınladı...

Oysa ilk günden beri orada CNN’in bir kadın muhabiri vardı...

BBC oradaydı...

Ama görüntülü olarak ilk mülakatını bir Türk kadın gazeteciye verdi.

Nagehan Alçı’nın başarısı kadar, Karzai’nin tercihi de anlamlı...

Öyleyse gelin bu mülakatın biraz arka odalarında dolaşalım.

SEFARET AVLUSUNDA BAŞI AÇIK, KARZAİ’NİN EVİNDE BİLE ÖRTÜLÜ

Yazının Devamını Oku

Nil nehri kenarında üç milyon ateist mi yaşıyor

Geçtiğimiz 11 Eylül günü, Amerika Birleşik Devletleri ve bütün dünya bundan 20 yıl önce New York’ta İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısının 20’nci yılını anarken, Mısır Devlet Başkanı Sisi işte o gün çok ilginç bir konuşma yaptı.

Konuşmanın bir bölümünün konusu “ateizmdi”...

Şimdi size o konuşmanın sözünü ettiğim bölümünü aynen aktarıyorum:

Mısır Devlet Başkanı Sisi diyor ki:

“İnancı olmayan insanlara saygılıyım. Herhangi bir insan bana Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi olmadığını veya dinlere inanmadığını söylerse, ‘Bu sizin kişisel seçiminizdir’ derim...”

Sisi bunları 11 Eylül günü yapılan “İnsan Hakları Strateji Toplantısı” için verilen yemekte söyledi.

Şöyle hafızamı yokladım...

Bugüne kadar herhangi bir Müslüman Arap ülkesinde resmi bir kişinin ağzından hiç bu sözleri işittik mi...

Yazının Devamını Oku

Bir Starbucks'ta kahve çekirdeği size haykırıyorsa psikiyatra gidin

Mesela bugün Starbucks’ın Bebek’teki şubesine girdiniz...

Kapıda biraz durup dinleyin...

Öğütülmemiş kahve çekirdeklerinin haykırarak size bağırdığını duyuyorsanız eğer...

Arkasından boş karton kahve kapları toplu halde üzerinize saldırıyorsa...

Böyle bir durum varsa yani...

Hemen bir psikiyatra gidin...

*

Büyük ihtimalle size şu teşhisi koyacaklar:

“Schizoaffective disorder...”

Yazının Devamını Oku

Pazar günü kaç süslü kadın pedal çevirdi

Tahminimi hemen yapayım...

Dünyanın belki de en renkli, en büyük festivali İzmir’den doğabilir...

Hatta iddiamı daha da büyüteyim...

İzmir’den “Halloween” kadar küresel bir festival doğabilir...

Adı da harika...

“Süslü Kadınlar...”

Dokuz yıl önce İzmir’den o ilk fotoğraf geldiğinde içim öylesine açılmıştı ki...

Rengârenk kadınlar bisiklet üzerinde şehri turluyorlardı...

Yazının Devamını Oku

Ağır devletçi bir ‘dönek’in 20 yıl gizli kalmış 32 defteri

Bundan tam 36 yıl önce...

Tam tarihi ile 12 Ağustos 1975 günü İsviçre’nin Zürih şehrinde bir binada kahverengi iplerle bağlı paketlerin mühürleri açıldı.

Paketlerin içinde 32 defter vardı.

Her defter, her birinde 100 ile 200 sayfa arasında elle yazılmış notlardan oluşuyordu.

*

Defterler, dünyanın en büyük romancılarından biri olan Thomas Mann’ın tuttuğu günlük ve aldığı notlardan oluşuyordu.

Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te Zürih’te ölmüştü.

Yazının Devamını Oku

Külliye'ye 10 dakika mesafedeki bir ofise çok ilginç bir tayin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde ilginç bir adım attı.

Başkent Ankara’da bir temsilcilik ofisi açtı...

Ne olduğunu anlamak için bir yıl geriye gidelim.

*

Geçen yıl pandeminin tam ortasında, yani 2020’nin ağustos ayında birden şu haberler çıktı:

“İmamoğlu Ankara’da ofis mi tuttu?”

Üstelik İmamoğlu’nun tuttuğu ofis, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne 10 dakika mesafedeydi.

Bu gelişme o günlerde Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olmayı arzu ettiği biçimde yorumlandı.

*

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin 10 yıllık karanlığı Frankfurt'ta bitti

3 Temmuz 2011 günü Aziz Yıldırım’ın evinden alınmasıyla başlayan karanlık dönem, Frankfurt’ta kapandı. Fenerbahçeli futbolcuların yüzlerine baktım. Hepsinde ifade aynıydı. Bu takım yıllardır ilk defa taraftarına verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu.

Son 20 yılda beni en etkileyen sözlerden birini, çok ilgiyle okuduğum sanat yazarı Mehmet Ergüven söylemişti: “Aldığımız zevklerden bıkarız, ama verdiğimiz zevklerden hiç bıkmayız.”

Önceki akşam maç bittiğinde Fenerbahçeli futbolcuların tek tek yüzlerine baktım...

Hepsinin yüzündeki ifade neredeyse aynıydı. Bu takım yıllardır, taraftarına belki de ilk defa verdiği zevkin keyfini çıkarıyordu. Evet, çocuklar oyundan aldıkları keyfi değil, takımıyla gurur duymanın hasretini çeken bir taraftara o zevki vermenin keyfini yaşıyordu.

Ben bir futbol uzmanı değilim... İyi bir taraftarım... Tıpkı bir şarap uzmanı olmayıp, çok iyi bir şarap içicisi olduğum gibi... Şarap yapımcısının kendi aldığı zevki değil, bana verdiği zevki önemserim.

FUTBOLUN 'YENİ NORMALİ' BU

Öyle bir çağa geldik ki; artık herkes futboldan anlıyor. Hem de çok iyi anlıyor. O nedenle, futbol artık, oyuncuların oynarken aldığı keyiften çok, seyreden taraftarına verdiği zevkle ölçülüyor.

Futbolun ‘yeni normali’ bu... Frankfurt deplasmanındaki Fenerbahçe, işte futbolun bu ‘yeni normalini’ anlamış bir takımdı.

TAKIMDAŞLIK RUHUNU ÖĞRENEN BİR MESUT VARDI

Yazının Devamını Oku

60 yıl önce bugün: Bir çocuğun İzmir güncesi

Dün Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam edilişinin 60’ıncı yılıydı...

Bugün de ülkemizin seçilmiş başbakanı Adnan Menderes’in idamının 60’ıncı yılı...

O meşum geceyi çok iyi hatırlıyorum...

Dün Sedat Ergin o idamları öylesine etkileyici ve dramatik bir şekilde yazdı ki...

Yine o gecelere döndüm...

*

İzmir’de 13 yaşında bir çocuktum...

Hepsi Demokrat Parti’ye oy veren Bulgaristan göçmeni bir aileydik...

Evimizde sabaha kadar Kuran okunmuştu...

Yazının Devamını Oku

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku