Soğutuculu cam tabuttaki diktatörün tahta dönüşü

26 Şubat 1986 günü, Filipinlerin Manila şehrinden kalkan bir C-141 uçağı, içindeki yolcuları ve yükü Havaii’ye götürdü.

Uçak Havaii’deki Nicmak Amerikan hava üssüne indiğinde, en çok çalışanlar Amerikan maliye bakanlığına bağlı gümrükçüler oldu.

Çünkü uçağın getirdiği yolculara ait eşyaların gümrük kaydı 23 sayfa tutmuştu.

Yolcularla birlikte 23 devasa sandık gelmişti. Ayrıca 12 valiz dolusu eşya getirmişlerdi.

Soğutuculu cam tabuttaki diktatörün tahta dönüşü

67 rafı dolduracak kadar elbise vardı.

Ve 413 parça mücevher...

*

Gelenler Filipinleri 21 yıl boyunca yöneten, dünyanın en pis ve en korrupt (yolsuzluğa bulaşmış) diktatörlerinden biri olan Ferdinand Marcos ve ailesiydi...

*

İşte bu kirli diktatör ailenin hikâyesi 2019 yılında “Kingmaker” adı altında bir belgesel haline getirildi.

Film aslında ailenin imajını temizleme çabalarını anlatıyor.

İşte bu film BluTV’de gösterilmeye başladı ve geçen hafta notlar alarak seyrettim.

*

Sonra Marcos Ailesi’nin hayatı ile ilgili güvenilir kaynaklardan ne bulduysam okudum.

Bu da benim yazılı belgeselim...

1- MANİLA GÜZELİ 11 GÜNDE EVLENİYOR

VIKIPEDIA
’nın “kleptokrat”, yani “hırsız” diye tanımladığı Filipinler diktatörü Ferdinand Marcos 11 Eylül 1917 günü doğdu.

Hitler, Stalin, Mussolini
gibi diktatörler “yeni” kelimesini çok sever. Nitekim Marcos da siyasi kariyerine “Yeni Toplum Hareketi” içinde başladı.

Soğutuculu cam tabuttaki diktatörün tahta dönüşü

1949 yılından itibaren ise artık Filipinler parlamentosunun bir üyesiydi. Ondan 12 yıl sonra 2 Temmuz 1929 günü, başkent Manila’da bir kız çocuğu doğdu.

Adı Imelda Remedios Visitacion Romualdez’di...

Imelda yoksul bir ortamda çok güzel bir kız olarak büyüdü...

Talih ilk defa kapısını 18 yaşındayken çaldı ve bulunduğu bölgenin güzeli seçildi...

Sonra Filipinler güzeli oldu...

İşte tam o sırada genç bir siyasetçinin dikkatini çekti...

O siyasetçi Ferdinand Marcos’tu...

Tanışmalarından 11 gün sonra evlendiler ve yakın tarihin tanıdığı en kirli nehir romanı başladı...

2- KARIM SÖZ KONUSUYSA SİYASETİ BIRAKIRIM

IMELDA
evliliğinin ilk yıllarında politikaya hiç alışamadı. Güzel bir evi vardı ama bu ev hiç onun yuvası olamıyordu. Çünkü sabahtan akşama politikacılar ve ziyaretçilerle doluydu.

Soğutuculu cam tabuttaki diktatörün tahta dönüşü

İşte o yıllarda depresyon geçirdi ve Amerika’da bir psikiyatra gitti.

Psikiyatr anında teşhisi koydu... Bu çevreden çıkacaksın.  Teşhisi orada bulunan kocasına da söylediğinde şu cevabı aldı:

“Eğer karımın hayatı söz konusuysa yarın politikayı bırakıyorum...”

Bu söz Imelda’ya çok koydu...

Kendisini, siyaseti bırakacak kadar seven bir kocası varsa onun kariyerine mani olup mutsuzluğuna yol açmamalıydı...

Bu hayatı kabullenecek, kendisi de politikanın içinde olacaktı...

Çizdiği yeni yol onu ülkesinde “Çelik Kelebek” denilen “Diktatörün arkasındaki güçlü kadın”a götürecekti.

Ancak asıl nehir roman Ferdinand Marcos’un 1965 yılında başkan seçilmesiyle başladı...

3- DALLAS DİZİSİNDE BEKLENEN İLK SEKS SKANDALI PATLIYOR

ANCAK
başkanlığın üçüncü yılında hiç beklemedikleri bir şey oldu. Her Dallas dizisinde beklenen şey...

Bir seks skandalı...

Aralarındaki aşk, büyük ve büyülü bir aşktı...

Soğutuculu cam tabuttaki diktatörün tahta dönüşü

Ama araya bir başka kadın girdi.

1968 yılında Ferdinand Marcos Amerika’nın Nashville kentinde yaşayan Dovie Beams adlı bir aktristle tanıştı. İşin tuhafı Imelda Marcos’un gençliğine çok benzeyen bir kadındı.

İlişki önceleri çok gizli kaldı...

Ancak 1970 yılında hiç beklenmeyen bir şey oldu...

4- YATAĞIN ALTINDAKİ SES KAYIT CİHAZI KAMPUS RADYOSUNDA

IMELDA Marcos
bu ilişkinin farkına vardı... Kocasına baskı yaparak bu ilişkiyi bitirtti...

Ancak bu defa ex sevgili harekete geçti ve herkesi hayretler içinde bırakan bir şey yaşandı.

Olay 1971 yılında Manila Üniversitesi kampusunda yayın yapan öğrenci radyosunun yayınladığı bir ses bandıyla patladı. Ses kaydında bir kadınla bir erkeğin oral seks yaptığını gösteren konuşmalar vardı.

Erkek Filipin Devleti Başkanı Ferdinand Marcos...

Kadın ise gizli sevgilisi Doveie Beams’dı... Bandı Manila Üniversitesi’ndeki muhalif öğrenciler yayınlamıştı. Sızdıran ise bizzat Dovie Beams’tı...

Marcos’la sevişirken yatağın altına ses kayıt cihazı koymuş ve sevişmeyi baştan sona kaydetmişti. Ortalık bir anda karıştı... Ama asıl çileden çıkan Marcos’un büyük aşkı, karısı Imelda’ydı...

Her an bir çılgınlık yapabilirdi... Ferdinand Marcos her şeyle rağmen bu skandalı başarılı bir şekilde söndürdü...

Bedeli ihtiraslı karısının eline olağanüstü bir güç vermekti...

O da başkent Manila metropolünün sınırsız yetkili valiliğiydi... Böylece perde arkasında ikinci bir diktatör doğmuştu.

5- OHAL İLAN EDİLİYOR VE EN ZENGİN DİKTATÖR DOĞUYOR

BU
skandal ve ülkede büyüyen muhalefet Marcos’ları bir dönüm noktasına getirdi.

Bu iş böyle gitmeyecekti ve artık ülkeyi demir yumrukla yönetme zamanı gelmişti. Bu süreç 1972 yılında ilan edilen OHAL ile başladı.

Dokuz yıl süren bu sıkıyönetim döneminin bilançosu şuydu:

* 34 bin kişi işkence gördü.

* 3 bin 240 kişi kamusal alanlarda öldürüldü.

* 398 kişi kayboldu.

Ve bir de Marcos Ailesi’nin dünya milyarderi olma süreci başladı...

Marcos önce bir para kasası olan “elektrik idaresini” istedi.

Şirketin sahibi, ülkenin en büyük ailelerinden biriydi...

Önce, “Şirket sahibinin oğlu başkana suikast düzenleyecekti” iddiası ortaya atıldı.

Başkanın oğlu tutuklandı, yargılandı ve idama mahkûm edildi...

İşte tam o sırada aracılar babasından şirketi satmasını istedi.

440 milyon dolarlık şirket yarı fiyatına satıldı... Kime...

Tabii ki Marcos Ailesi’nin emanetçisine...

Sonra sıra 500 bin kişinin çalıştığı şeker şirketine geldi...

O da ailenin örtülü envanterine girdi. Ve onu ülkenin bütün stratejik ve kârlı şirketleri takip etti... Tekstil, sigara, bankacılık, sigorta...

Sonuçta ülke ekonomisinin yüzde 60’a yakını başkan ve yakınlarının elindeydi...

Tabii bu da yetmedi...

Cinayetler başladı...

Ülkenin muhalefet lideri öldürüldü...

6- KIZININ DÜĞÜNÜ İÇİN ÖZEL DEMİRYOLU YAPILIYOR

DİKTATÖRLÜKLE
birlikte şaşaalı bir hayat da başladı...

Kızını evlendirmek için özel bir demiryolu ve otel yaptırdı. 200 yıllık bir kilise renove edildi... Düğün arabaları Avustralya’dan, atlar Fas’tan getirildi. Japonya’nın ödediği savaş tazminatı onların İsviçre hesabına gitti.

Sadece İsviçre bankalarında 69 hesap açıldı.

Ancak bu sırada halk artık bu baskı, şaşaa ve lüksten gına getirmeye başlamıştı. Gösteriler başladı... Günlerce sürdü. Tam bu sırada, hayatı boyunca kendisini destekleyen Amerika yönetimi desteğini çekti. Ve sonunda oturdukları saray halk tarafından basıldı...

Marcos ve onlarla bu serveti paylaşan 80 kişi Amerikan ordusunun sağladığı uçakla Havaii’ye kaçmak zorunda kaldı...

Aile 10 milyar dolarlık bir servete sahipti...

Bulunabilen her şeylerine el konuldu ama bunun sadece 4 milyar doları geri getirilebildi.

Geri kalan para kayıptı...

7- 38 PARÇALIK MICHELANGELO’LU KÜLTÜR HAZİNESİNİ KİM KAÇIRDI

SÜRGÜNDEN
sonra New York 66’ncı Cadde’deki evlerinden 18 tekerlekli bir TIR’la eşyanın götürüldüğü tespit edildi. Bunlar arasında Michelangelo, Goya, Monet, Braques, Pissaro, Picasso, Van Gogh’un da bulunduğu 38 parça sanat eseri Havaii’den gemiyle bir yere gönderilmişti...

Eserlerin Adnan Kaşıkçı’nın yardımıyla Amerika ve Filipinler dışına çıkarıldığı iddia edildi.

Sürgün Marcos Ailesi için kolay olmadı. Haklarında Amerika’da binlerce dava açıldı. Ancak zamanında gelen bir ölüm hem onu hem aileyi kurtardı. Dünyanın en kirli diktatörü Ferdinand Marcos 28 eylül 1989’da öldü. Ancak bu aile için dram değil, tam aksine kurtuluşun kapısını açtı.

Çünkü yıllarca bu yozlaşmış aileyi destekleyen Amerikan yönetimi, dava sırasında kirli ilişkilerin daha fazla ortaya çıkmaması için olayı örtbas etme yoluna gitti. Mahkeme aileyi suçsuz buldu.

8- DİKTATÖRÜN CESEDİ MUMYALANIP SOĞUTUCULU CAM TABUTA KONUYOR

ÖLMÜŞ
diktatörler mumyalanmayı çok sever... Cesedi mumyalanarak ailenin özel mozolesine soğutuculu bir cam tabuta konuldu. Filipinler’in demokratik yolla seçilen hükümeti 1992 yılında ailenin ülkesine dönmesine izin verdi. Ancak Imelda Marcos, kocasının askeri bir törenle Filipin Kahramanlar Mezarlığı’na gömülmesine izin verilinceye kadar naaşı soğutuculu cam tabutta tuttu.

Peki sonra ne oldu?

İnanılmaz şeyler...

* Önce Imelda Marcos senatör seçildi.

Başkan adayı oldu ama 7 aday içinden ancak beşinci sırada yer alabildi.

* Sonra oğlu başkan yardımcılığı seçimine girdi ve kaybetti...

* Ama başkan seçilen Rodrigo Duterte, sandıklar kapandıktan sonra herkesi şoka sokan bir açıklama yaptı.

Soğutuculu cam tabuttaki diktatörün tahta dönüşü

9- YENİ BAŞKANIN SEÇİM GÜNÜ YAPTIĞI ŞOK AÇIKLAMA

SEÇİMDE
kendisine gizli para yardımı yapan kaynağın Marcos Ailesi olduğunu açıkladı...

2016’daki bu seçimden hemen sonra 18 Kasım günü Ferdinand Marcos ülkenin “kahramanlar mezarlığı”na gömüldü...

Onu izleyen 6 ay içinde Filipinler’de cinayetler başladı...

Uyuşturucuyla mücadele görünümü altında binlerce siyasi muhalif öldürüldü...

Soğutuculu cam tabuttaki diktatör 40 yıl sonra yine iktidardaydı...

Ve kayıp 6 milyar dolar, cam bir tabutun içinde ona tekrar iktidarın yolunu açmıştı...

X

Erbil stadyumunda ilginç bir Papa selfie'si

Bu pazar günü, yani yarın, sınırımızın biraz ötesinde, Erbil şehrinin “Franso Hariri” stadyumunda bir pazar ayini yapılacak...

Ayini Papa Françis yönetecek.

Irak’ın Kürdistan Özerk Bölgesi’den yapılan ilk büyük Hıristiyan ayini olacak...

*

Bu stada adını veren Franso Hariri, Irak Kürdistan özerklik hareketinin önde gelen simalarından biriydi. Yani Papa, işte böylesine sembolik bir Kürt bağımsızlıkçısının adını taşıyan statta yapacak bu ayini...

*

Bu fotoğrafı dün New York Times gazetesinde gördüm.

Yazının Devamını Oku

Ombudsman kardeşim biraz geri çekil reklam yapacağım

Reklam yapacağım ama reklam olmasın diye şirketin adını vermeyeceğim...

Nasıl olsa bir yerde görürsünüz...

*

Şöyle başlıyor...

Bir evde genç bir çift...

Bir kutu tonbalığı konservesi açıp harika görünen bir salata yapıyorlar...

Sonra genç adam konserve kutusunu gösterip konuşuyor:

“Yaaa hakikatten çok güzel... Adamlar yapmışlar...”

Yazının Devamını Oku

Türkiye bu işitme engelli Afgan kızına ne öğretti

Bugün size yerel kıyafetleri içinde hapishane demirlerini kıran bu genç kızın hikâyesini anlatacağım.

Bunu çizen kızın adı Sara Barakzay...

Afganistan’ın ilk kadın çizgi romancısı...

Adını ilk defa dün Guardian gazetesinde gördüm.

Ben onun hakkındaki bu haberi okurken, Türkiye’de gazetelerin, internet haber sitelerinin, haber televizyonlarının bir numaralı gündemi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Reform Paketiydi...

İkisinin aynı güne gelmesi benim için çok anlamlı bir sürpriz oldu.

Çünkü bu çizginin Türkiye’ye uzanan bir ucu var.

Nedenini anlatayım.

Yazının Devamını Oku

Kendini Sharon Stone sanan ve kedilere bulaşan bir erkek

Bu hafta kayda geçirdiğim dizinin adı şu:

“Don’t F...k With Cats...”

“Kedilere Bulaşma: İnternette Katil Avı...”

*

Üç bölümlük dizinin girişinde ‘Buradaki kişiler hayal mahsulüdür’ diye bir yazı yok. Dizideki her kare gerçek...

Mekânlar gerçek.

Olaylar gerçek...

Ve en önemlisi...

Yaşanan bütün vahşet gerçek...

Yazının Devamını Oku

İlginç bir soru: Pülümür ve Fatih'te neler oluyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 2023 yılına kadarki görünümünü kökten etkileyebilecek “reform tasarısı”nı bugün açıklayacak.

Adalet, demokrasi ve insan hakları reformu...

Tabii bu reform aynı zamanda ifade ve haber alma özgürlüklerinin de çerçevesini çizecek...

İşte böyle bir günde ben de size Türkiye’nin “haber coğrafyasını” anlatan bir çalışmadan söz edeceğim.

*

Hürriyet İnternet’in eski yöneticisi Emre Kızılkaya dün ilginç bir çalışmanın sonuçlarını açıkladı.

Kızılkaya ve arkadaşları 2 hafta boyunca Türkiye’de yayınlanan 1.1 milyon haberi inceleyip analizini yapmışlar.

Türkiye’de 19 ulusal, 165 ise yerel TV kanalı var...

Devlet kontrolünde ise 13 TV kanalı bulunuyor...

Yazının Devamını Oku

67’nci dakikada Mesut’suz Fenerbahçe daha mı Mesut

Erol Bulut, Mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı. Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Böyle bir derbiye klasik mantıkla, rasyonel bir değerlendirme yapmak mümkün değil. O yüzden maç boyu gözlemlerimi anarşik biçimde alt alta yazıyorum...

Göreceksiniz ki, bu bir uzman yazısı değil, hepimizin maç sırasında aklımıza gelen düşüncelerden ibaret olacak bu.

BİR KERE DAHA GÖRDÜK DÖRT ÜÇTEN BÜYÜKTÜR

1- Trabzonspor yıllar önce bileğinin hakkıyla kırılmaz denilen ‘Üç Büyük takım’ zincirini en zayıf halkasından kırıp ‘Dört Büyük Kulüp’ karesini, futbolun yeni fotoğrafı olarak kafamıza yerleştirdikten sonra ‘derbilerin’ de anlamı değişti. Ben dahil kimse bir derbi sonucu hakkında önceden rahatlıkla kehanette bulunamadık. Bu maçta öyleydi.

2- Şaşırtmayan, heyecanlandırmayan derbilere alışmıştık. Bu derbi de öyle olacak derken, maçın 67’inci dakikasından sonra beklemediğimiz bir heyecan geldi.

ÖZİL’İ GÖREVDEN ALANIN YENİ BİR HİKAYESİ OLMALIYDI

3- 67’inci dakika önemliydi. Çünkü Fenerbahçe Teknik Direktörü çok az teknik direktörün yapabileceği bir şeyi yaptı. mesut Özil gibi uluslararası bir starı maçtan kulübeye aldı.

4- Böylesine cesur ve kritik kararı alan bir teknik direktörün maçın geri kalanı için yeni bir hikayesi olmalıydı. O hikaye gol olarak geldi.

Yazının Devamını Oku

Dönekler ve hainler yeni bir sayfa açıyor

Şerefli bir “dönek”, gururlu bir “hain” olarak yine sahalara dönüyorum.

Hem de iki yüksek yerden aldığım izinle...

Biri “devlet başkanı”ndan...

Öteki “patron”dan...

İkisi de bana “Döneklik ve hainlik artık bütün dünyada şerefli bir payedir. Çık göğsünü gere gere halkın arasına gir” dediler.

Dün gece sabaha karşı cep telefonuma Deadline Hollywood haber sitesinden bir haber düştü.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama ile ABD’nin en büyük rock şarkıcısı Bruce Springsteen Spotify üzerinden ortak bir podcast’e başladılar

Yani yaptıkları sohbeti şarkı gibi Spotify üzerinden streaming olarak yayınlıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Cübbeli: Biri bana beleş bilet verirse ben de Mars'a giderim

1) Bu hafta sonu en büyük eğlencem Cübbeli Ahmet’in Mars “parodisiydi”...

Vallahi dinlerken yıkıldım...

Bir kere daha söylüyorum...

Cem Yılmaz pandemi dolayısıyla çekilince, stand-up sahnesi Cübbeli Ahmet Hoca’ya kaldı...

Yani kavuk ona geçti...

Allah için o da acayip bir performans sergiliyor...

Geçen hafta iki gelişme oldu.

Geçen perşembe akşamı NASA Mars’a

Yazının Devamını Oku

Dikkat Kardashian'ın poposu başımıza büyük bir iş açabilir

Bugün cumartesi... O nedenle siyaseti bir yana bırakıp ciddi bir konuya giriyorum...

1. Ülke olarak başımızda büyük bir sorun patlamak üzere...

Ve bu sorunun adı “Brezilya poposu...”

Ama yavaş yavaş bu deyimin yerini “Kim Kardashian poposu” alıyor.

*

Bunun ilk işareti de dün İngiliz Guardian gazetesindeki tam sayfa bir haberle geldi...

Üstelik haberi New York Times gazetesi de duyurdu...

Diyeceğim “Kardashian’ın poposu” deyip dudak bükmeyin, konu ciddi konu.

*

Yazının Devamını Oku

Girit formülü ile yeniden 'takıma dönüş' fotoğrafı

Biliyorsunuz artık iyi bir “Savunma Bakanlığı internet sitesi” uzmanıyım.

En iyi okuduğum şey de bakanlık sitesine konan fotoğraflar...

Bu etkileyici fotoğrafı da dün Savunma Bakanlığı’nın web sitesinde gördüm.

*

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın makamını ilk defa bu kadar geniş bir kadrajla görüyoruz.

Fotoğrafta bakanın sağında Türk bayrağı, solunda ise NATO bayrağı görünüyor.

Arkada ise bir Atatürk portresi var.

Zaten sitenin sayfası da sol üste bir Atatürk fotoğrafı ile açılıyor.

Yazının Devamını Oku

Liberal arkadaş söyle bana bu 3 maddenin neyini tartışacağız

Günlerdir Ayasofya imamının sözlerini konuşuyoruz.

Nereden üzerine düştüyse durup dururken bir anayasa tartışması başlattı...

Allah’tan ne Cumhurbaşkanlığı, ne iktidar partisi ne de Diyanet bu tartışmaya girdi...

Ama baktım bugün muhalif diye bilinen bazı eski liberal yazarlar da “Anayasa’nın değişmez maddelerini tartışamazsak buna demokrasi denmez” demeye başladılar

Ben de diyorum ki:

İyi hadi gelin tartışalım... Tartışalım da neyi tartışacağız...

*

Madde 1 diyor ki: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir...

Bunu mu tartışacağız?

Yazının Devamını Oku

CHP oylarımı bölmezse gelecek seçim iktidarım

Cumartesi akşamı Muharrem İnce aradı. Yalova’da oğlu ile birlikteymiş.

Tabii ki konu, onun için yazdığım şu sözlerdi:

“Seçim gecesi üç-beş saati yönetemeyen bir siyasetçi bir partiyi 360 gün nasıl yönetecek...”

Allah için Muharrem İnce’nin rahmetli Süleyman Demirel’e benzeyen bir tarafı var.

Alınmıyor, kızmıyor, küsmüyor...

Türk siyasetinde artık unutmaya başladığımız güzel bir meziyet bu.

Neyse, hemen söze girdi:

“Seçim gecesi için bana haksızlık ediliyor”

Yazının Devamını Oku

Yeni Türkiye'nin yeni fenomeni: VIP köpek

Evet başlıktaki ifade yanlış değil. “V.I.P Köpek”...

Türkiye’de geçen hafta V.I.P köpekler dönemi açıldı.

Size bu haberin hikâyesini ve perde arkasını yazayım.

*

Son yıllarda Türkiye’de en beğendiğim yeni markalardan biri Les Benjamins...

Gümüşhane kökenli bir ailenin çocuğu olan Bünyamin Aydın’ın yarattığı bir giyim markası.

Başlarda “Ottoman Punk” tarzı deniyordu.

Lüks sokak modasının önde gelen isimlerinden biri oldu.

Özellikle fesli James Dean desenleri falan bütün dünyada tutuldu.

Yazının Devamını Oku