GeriErtuğrul ÖZKÖK Sayın bakan! Karşıyaka kendisi agoradan çıkmaz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sayın bakan! Karşıyaka kendisi agoradan çıkmaz

TÜRKİYE’de “Hayat eve sığar” kampanyasına direnişin iki sembolü var:

İzmir’in Karşıyaka’sı ve İstanbul’un Bebek sahili...

Bu iki yerin ahalisi sokaktan çekilmiyor...

* * *

Oysa artık çok iyi biliyoruz ki virüsün hızını yavaşlatmak hayati derecede önemli...

Ve bunu yavaşlatmanın en etkili yolu sosyal izolasyon...

* * *

Peki neden direniyor Karşıyaka ve Bebek?

Bunun sırrı “agora” kelimesinde saklı...

Agora eski Yunancada “Bir sitenin siyasi ve ticari işlerini görüşmek üzere vatandaşların toplandığı yer” demek...

Bu kelime, Akdeniz kuşağında asırlar içinde insanların bir araya geldiği yer halini aldı.

* * *

Türkiye, Yunanistan, İtalya ve İspanya toplumları agorada yaşayan halklara sahip.

Yani sokak onlar için evin doğal uzantısı...

Evin sıkıcılığını eğlenceye çeviren yer.

Kızlarla, oğlanlarla karşılaştıkları, küçük flörtlerin yaşandığı, Hıdrellez ateşlerinin yakıldığı yer...

* * *

Buna bir de “furbizia” kelimesini ekleyin...

Hatırlayın, koronavirüsün ilk gününde anlatmıştım size “furbizia”...

İtalyanca “Kanunun ve bürokrasinin etrafından dolaşmak” anlamına geliyordu.

* * *

Sonuç şu:

Agorada yaşayan, “furbizia” kültürüne sahip Karşıyaka ve Bebek’i, ancak polis zoruyla sokaktan çıkarabilirsiniz.

Hükümete, İçişleri Bakanı’na bu sosyolojik bilirkişi raporumu sunarım...

Altına da imzamı atarım.

O BİNAYA GİREN KOMUTANI DEHŞETE DÜŞÜREN TABLO

AVRUPA tarihinin en dramatik sahnelerinden biri geçen hafta Madrid’in Chamartin bölgesinde yaşandı.

O gün çok sayıda yaşlı insanın yaşadığı huzurevinin kapısından giren askerlerin gördüğü manzara, belki de İspanya’da siyasetin, ailenin ve kilisenin çöküşünün startını veriyordu.

* * *

Huzurevine gelen komutanın gördüğü manzara şuydu:

Binanın çeşitli odalarında ve salonlarında 24 yaşlı insan cansız bir şekilde yatıyordu.

Ağızlarından ve yüzlerine oturan ifadeden çoğunun nefes alamamaktan dolayı öldüğü anlaşılıyordu.

Geriye kalanların bir bölümü ölü gözlerle gelenlere bakıyordu.

* * *

İşin en trajik yanı ise şuydu:

Binada çalışan görevli kimse yoktu...

Karşılarında ancak kurgubilim filmlerinde görülebilecek bir sahne vardı...

Binaya giren küçük askeri birliğin komutanı yanındakilere şunu demişti:

“Keşke binada bir tek görevli bulsaydık da bu meseleyi onun üzerinden konuşsaydık...”

Sayın bakan Karşıyaka kendisi agoradan çıkmaz

KALANA MADALYA KAÇANA NUMARA MI

HAYIR, binaya giren birliğin komutanı böyle bir şey söylemedi.

Söyleyen benim.

Çünkü bir gün bu virüsü yeneceğiz ve o gün yaşlı insanları kaderleriyle baş başa bırakıp giden huzurevi personeli üzerinden belki de 21’inci yüzyılın en büyük tartışmalarından birini yapacağız.

* * *

Tarihin en acımasız tartışmasının ilk ve tek sorusu şu: O bir tek görevli kalsaydı bu felaketten sonra onun için ne diyecektik?

*‘Canı pahasına yaşlı insanlara sahip çıkan bir kahraman’ mı?

Peki kaçıp giden için?

*‘Kaçıp giden korkak bir yaratık’ mı?

*Kalıp çalışan görevlinin göğsüne madalya mı takacaktık...

*Yoksa kaçanın göğsüne mahkûm numarası mı?..

* * *

Belki hiçbiriniz kaçıp giden o görevliye madalya takmazdınız...

Ama durun ve bir de şuna bakın.

Bu huzurevlerinin çoğuna virüsü orada çalışan personel taşımış.

* * *

Diyorum ya... Bu felaketten sonra yapacağımız tartışma çok sancılı ve ıstıraplı olacak.

Sayın bakan Karşıyaka kendisi agoradan çıkmaz

‘MAMMA ITALİANA’ ARTIK HANGİ EVDE YAŞAYACAK

ÇOK katı şekilde tartışacağımız, tartışmamız gereken pek çok konu olacak...

Mesela “Mamma Italiana” meselesi...

“İtalyan anne” anlamına gelir ve bütün dünyada, aileyi etrafında toplayan güçlü Akdeniz annesini anlatır.

Neredeyse bir yüzyıl boyunca, sinemada, tiyatroda, günlük hayatta o güçlü anneyi hep komikleştirerek seyrettik.

Bizde ise o hep “kayınvalide” oldu...

Yunanistan, İtalya ve İspanya, “Mamma Italiana” kavramının yarattığı aile biçimi ile şekillendi. Türkiye de bu Akdeniz kuşağının bir üyesidir.

“Mamma Italiana”nın etrafında aslında üç nesil bir arada yaşar.

Son 15 yılda, ekonomik gelişmeyle birlikte huzurevleri bir anda kârlı bir sanayi haline dönüştü. O zaman şunu tartışacağız...

“Mamma Italiana” bundan böyle nerede yaşayacak? Evde mi...

Huzurevinde mi...

Sayın bakan Karşıyaka kendisi agoradan çıkmaz

YENİ TEKNOLOJİ: BİLEKTEN EKG

HER SANİYE CHECK-UP’TAN GEÇMEK NASIL BİR DUYGU

24 Mart Salı’yı 25’e bağlayan gece, koronavirüs histerisi yaşadığımız saatlerde, Apple çok önemli bir sağlık uygulamasını Türkiye’de de devreye soktu.

iWatch’ın 4 serisine sahip olanlar artık bileklerine taktıkları saatler sayesinde kendi elektrokardiyolarını her saniye çekebilecekler.

Bu sayede kalp atışının hızlanması veya aritmi durumları anında tespit edilecek.

Anlayacağınız her saniye check-up’tan geçtiğimiz ve sonuçların anında doktorumuza iletildiği bir hayata az kaldı.

Sayın bakan Karşıyaka kendisi agoradan çıkmaz

YENİ TEKNOLOJİ: KATLANAN TELEFON

GÖRÜNTÜLÜ KONUŞMAYI VE SELFİE’Yİ DEĞİŞTİRİR Mİ

KORONAVİRÜS dolayısıyla eve kapatıldığımız bu hafta hayatıma yeni bir teknoloji ürünü girdi.

Katlanan bir cep telefonu...

Samsung’un yeni modeli Galaxy Z Flip’i denemeye başladım.

İlk gözlemlerim şu:

*Açıldığında 6.7 inç bir ekran çıkıyor. Boyutları itibarıyla çok iyi.

*Bundan önce piyasadan toplatılan daha büyük ekranlı Fold’u açtığınızda sanki tam oturmamış gibi bir hisse kapılıyordunuz. Bunda o his tamamen ortadan kaldırılmış.

*Günlük iletişimde görüntülü görüşmeler giderek artıyor. Bu ekranı yarı açıp önünüze koyduğunuzda üst yarısındaki görüntüyle çok rahatça konuşabiliyorsunuz.

Yani selfie video konusunda yeni bir kullanım tarzı getirebilir.

YANKESİCİLERİN İŞİNİ ZORLAŞTIRIR MI

*Büyük ekran telefonlara iyice alıştık. Ama özellikle bunların taşınmasında benim için hep önemli bir psikolojik sorun var.

Ekran büyük olduğu için telefon cebe tam girmiyor. Özellikle arka cepte uç kısmı dışarıda kalıyor.

Kalabalık bir yerde yürürken hep çaldıracakmışım endişesi taşıyorum. Oysa bu model katlanıp kolayca yan cebe giriyor.

*Öteki telefonlarda çoğumuz için bir estetik sorunu var. Ekranı koruyan kılıflar telefonu çok kaba hale getiriyor.

Oysa bu katlandığı zaman doğal biçimde ekranı korur hale geliyor.

Böylece üzerine bir kılıf geçirme ihtiyacı duymuyorsunuz.

*Tabii ki katlama önemli bir davranış değişikliği. Ama kısa sürede alışıyorsunuz.

*Bence bu model, cep telefonu kültüründe çok ilginç bir dönemi açabilir. Sonucu merakla bekliyorum.

X

57 milyon riskli vatandaşı acilen koruma altına almanın formülü

Dün itibarıyla dünya “COVID atlası” şöyleydi.

İsrail aşılamasını tamamlamış, bütün yasakları kaldırmış ve halkı da plajlara hücum etmişti.

Yeni Zelanda ve Avustralya arasında serbest seyahat başlamıştı.

Dünyada COVID olayını en ağır geçiren ülkelerden Amerika’da Biden politikası sonuçlarını vermeye başlamıştı.

16 yaş üzeri isteyen her Amerikan vatandaşına aşı uygulanabiliyordu.

330 milyonluk ABD’de yeni vaka sayısı 67 bindi.

Haziran ayı ortası itibarıyla nüfusunun yüzde 70’ini aşılamış olacağını açıklamıştı.

80 milyon nüfuslu Türkiye’de ise yeni vaka sayısı 55 bindi...

Yazının Devamını Oku

Korkuyorsunuz çünkü statlarda idare ediyorduk ama ekranda edemiyoruz

Alman liglerinin tatsızlığı, İtalya’nın statları yenilememesi, koca Rusya’nın doğru dürüst bir takım çıkaramaması, herkesi Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Bakıyorum, tüm Avrupa ülkelerinin federasyonları ayakta. Paniğin sebebi belli... Siz daha VAR’ı bile yönetemiyorsunuz. Kalite yerlerde. Şimdi korkuyorsunuz.

Bu bir deprem... Futbolun 8.1 şiddetindeki depremi. Hiç kuşkunuz olmasın, arkasından tsunami de gelecek... Gelecek ve bu bütün derme çatma ‘Milli ve yerli futbol düzeni’ bu tsunaminin altında kalacak.

TÜRKiYE LiGi’NiN VASATLIĞI ALMAN LiGi’NiN RUHSUZLUĞU

· 12 Avrupa takımının pazar günü “Biz artık Avrupa’da bir ‘Ultra Süper Lig’ kuruyoruz” açıklaması tam bir depremdir. Ve yıllardır “Geliyorum” diyen bir deprem bu...

· Alman liglerinin tatsızlığı, tuzsuzluğu, ruhsuzluğu.

· İtalya’nın futbol oynadığı sahaları bile yenilemede nal toplaması.

· Fransa’nın Arap sermayesi sayesinde çok
geç Avrupa futboluna dönmesi.

· Oligarklarını bile İngiltere’ye kaptıran koskoca Rusya’nın doğru dürüst bir futbol takımı çıkaramaması, sonunda bütün Avrupa seyircisini Premier Lig ve La Liga hastası yaptı. Onlar da bu vasatlıkta debelenirken sonunda bu kararı aldılar.

Yazının Devamını Oku

Lüzumsuz bir köşe yazarının çok lüzumlu üç-beş saniyesi

T24 haber sitesi yazarı Ali Akay hatırlattı.

Dün, yani 19 Nisan, Fransız yazar ve düşünürü Jean-Paul Sartre’ın cenazesinin kaldırıldığı günün yıldönümüydü.

Sartre 15 Nisan günü ölmüştü...

Öyleyse niye onu 19 Nisan günü hatırlıyoruz...

*

Cevabı çok basit...

Çünkü onu Montparnasse Mezarlığı’na uğurlayan öylesine büyük bir kalabalık vardı ki...

Fransa, onu, siyasette en büyük muhalifi olan cumhurbaşkanı De Gaulle’ün söylediği şu sözle hatırladı:

“Sartre Fransa’dır...”

Yazının Devamını Oku

Bir Upper Cihangir magazini... Diziyi çekerken 6 kere öpüştük o COVID oldu ama ben olmadım

Tabii Upper Cihangir’deki en büyük haber kaynağımdan öğrendim haberi.

1- Kanal D’nin başarılı bir başlangıç yapan dizisi “Camdaki Kız” meğer tam anlamıyla bir Upper (Yukarı) Cihangir dizisiymiş.

*

Nereden mi çıkardım?

Bir kere dizinin bazı sahneleri Cihangir Caddesi’ndeki köşkte çekilmiş.



Yazının Devamını Oku

Sizce bu 'Reformist Tonton' sayfası hangi gazetede çıktı

Tam 28 yıl olmuş...

Bugün Turgut Özal’ın ölümünün 28’inci yıldönümü...

Sabah büyük bir sürprizle uyandım.

Bir gazete harika bir Özal’ı anma sayfası hazırlamış.

*

Tepedeki manşeti şöyle:

“Reformist Tonton...”

Üst spotları şöyle:

- “Hayata veda etmesinin üzerinden 28 yıl geçti ancak yaptıkları hafızalardan hiç silinmedi.”

Yazının Devamını Oku

Yuhh yahu yuh artık ne diyeyim ben bu kafaya

Önceki gün benim açımdan iki sevindirici gelişme vardı...

Sabah Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın “Hiç Oldum” şarkısı için yaptığı klibin haberi ile uyandım.

İkincisi ise aynı sabahın akşamı Ahmet Altan’ın serbest bırakılmasıydı.

*

Hayatım boyunca devlette görev yapan insanların müzikle, sanatla, sporla ilgilenmelerini çok sevdim...

Çünkü tanıdığım siyasetçilerin çok büyük bölümünün siyaset dışında hiçbir uğraşısı yoktu...

Şuna inanıyorum...

Bir insan sanatla, müzikle, sinemayla ilgilendiği zaman bu onun vicdanına, adalet duygusuna ve üslubuna da yansıyor...

Nitekim

Yazının Devamını Oku

Bodrum'dan doğan bir özel Türk 'Lirası'

Önceki gün Türkiye’de çok ilginç bir şey oldu...

Ekonomi tarihimizde ilk defa bir şahsın Bitcoin hesabına haciz kondu...

Bunun anlamı şu...

Artık hepimizin hayatında “Bitcoin” denilen bir para var...

Aslında bu para cebimizde...

Tek farkı ceket cebinde değil cep telefonumuzda olması...

Üç yıla yakın bir süredir bir insan arıyorum...

Bana çok basit biçimde “Bitcoin nedir” anlatsın...

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin çaresiz ev kadını hangi okula rüşvet verirdi

Aslında yazının gerçek başlığı şu:

“Türkiye’nin Ivy League okulları hangisidir...”

O nedenle, araya “Çaresiz ev kadını” ifadesinin girmesinin hikâyesiyle başlayayım.

*

Geçen ay bir streaming platformunda, ABD’de 2019 yılında yaşanan “üniversiteye giriş” skandalıyla ilgili belgeseli seyrediyordum.

ABD’nin önde gelen bazı varlıklı ve şöhretli aileleri çocuklarını en iyi üniversitelere sokmak için rüşvet tezgâhını kurmuş biri aracılığıyla bal gibi rüşvet anlamına gelecek paralar harcıyorlar.

*

Onlardan biri de “Çaresiz Ev Kadınları” dizisinde Lynette Scavo rolünü oynayan oyuncu Felicity Huffman...

Emmy, Altın Küre, SAG ödülleri var

Yazının Devamını Oku

Kim bu 'esrarengiz' Boğaziçili 'sıçan' M.B.

Hürriyet yazarı İhsan Yılmaz, Oğuz Atay’ın kayıp günlüğü olayını gündeme getirip, ben de perde arkasını yazınca, “Upper Cihangir” dünyası karıştı.

Gerçi, onunla ilgili sadece kendilerinin konuşma hakkı bulunduğuna inanan bazı çevreler, “Ne alakası var Oğuz Atay’ın Cihangir’le” deyip durmadan bana yükleniyorlar...

Merakınızı tatmin edeyim. Hepsi biliyor ki “Upper Cihangir” lafını sembolik olarak kullanıyorum...

*

(Bu arada Cihangir ahalisi galiba bu “Upper” lafından pek hazzetmedi ki, mahalle baskısı yapmış olmalılar ki, bu kavramın mucidi T24’in düzeyli magazin yazarı Tuğrul Eryılmaz da artık sadece “Cihangir” diye yazmaya başladı.)

Neyse asıl konuya gelelim...

Geçen cumartesi T24’te Ayça Atikoğlu’nun bir yazıyla bu “Upper Cihangir polisiyesinin” ikinci sezonu da yayına girdi.

Türkiye’nin

Yazının Devamını Oku

O 19 ölü nitrojen dolu 22 cam lahitin laneti mi

Geçen hafta tüm dünya pandemi ile boğuşurken Mısır 3 Nisan gecesi bütün dünyayı şaşırtan bir şey yaptı.

Tahrir Meydanı’ndaki Milli Müze’de bulunan, eski Mısır hanedanına ait 22 mumyayı yeni inşa edilen Mısır Medeniyetleri Müzesi’ne nakletti...

*

18 kral, 4 kraliçeye ait 22 mumya, nitrojenle doldurulmuş cam lahitlere konup büyük ve çok renkli bir törenle yeni yerine götürüldü.

22 lahit 5 kilometrelik yolu 40 dakikada geçti...

*

Bu, mumyaların ikinci yolculuğuydu.

Mısır hanedanlarına ait bu mumyalar 100 yıl önce Luksor’dan Kahire’ye getirilmişti...

Nakledilenler arasında bütün dünyanın bildiği İkinci Ramses ile Mısır tarihinin en başarılı kraliçesi olarak bilinen Hatshepsut’un mumyaları da vardı.

Yazının Devamını Oku

İmamı kim istifa ettirdi Türkiye'nin makul aklı mı

Ayasofya imamı sonunda istifa etti...

İstifasında “Kendi isteği ile ayrıldığı” belirtiliyor...

Ama artık orada kendine üç-beş trol dışında müttefik bulamadığı herkesin bildiği bir sırdı...

Bütün dünyanın gözü üzerinde bulunan bir mabetten her gün tuhaf seslerin yükselmesinin hiçbir makul AKP’linin de hoşuna gitmeyeceği bir gerçekti.

Nitekim ilk tepki AKP milletvekili Özlem Zengin’den geldi...

Sonra AKP’nin ağır toplarından da sesler yükseldi...

Sonunda ayrılmak zorunda kaldı ve çok hayırlı bir iş oldu...

İstifasını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istediği de yazıldı, söylendi.

Yazının Devamını Oku

CHP'li kayınpederim o 2 takunyalı hakkında bana neler anlatmıştı

Kayınpederim rahmetli Hüdai Oral, köklü bir CHP’li ailenin üyesiydi.

Beş dönem CHP milletvekilliği yapmıştı.

Babası CHP’nin tek parti dönemi Denizli il başkanıydı...

Ayrıca 1950 öncesi milletvekiliydi.

Kızının Adnan Menderes hayranı, koyu Demokrat Partili bir ailenin sonradan solcu olmuş oğluyla evlenmesini son derece normal karşılamıştı.

Hüdai Oral 1961 yılında kurulan İsmet İnönü hükümetinin en genç bakanıydı.

İnönü onu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görevlendirmişti.

O güne kadar öyle bir bakanlık yok...

Yazının Devamını Oku

Bu bir haber mi, fazla oldunuz sinyali mi

“Haber” desem...

Değil...

“Analiz” desem o da değil...

Öyleyse ne?

“Ayağınızı denk alın” uyarısı mı...

Önce neden söz ettiğimi anlatayım.

Dün, dünyanın önde gelen ekonomik medyalarından biri olan Bloomberg’de tuhaf bir yazı yayınlandı.

Yazının konusu Türkiye’de Bayraktar grubunun ürettiği SİHA’lardı...

Yazının Devamını Oku

Ya seçilmişlere her gün haddini bildiren o atanmış memurlar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir süredir beni de düşündüren önemli bir noktaya dikkati çekti.

Emekli WhatsApp’çı amirallerin yaptığı düşüncesizce işe tepki koyarken, çok yapıcı iki uyarıda da bulundu.

*

Bildiri yayınlayan amirallerin 10’unun o eski kötü alışkanlıkları hatırlatan biçimde sabah evlerinden alınmalarına tepki gösterdi.

Gözaltına alınmalarına karşı çıktı...

Ama daha önemlisi iktidara bence çok önemli ve yapıcı bir çağrı yaptı.

Özeti şuydu:

Emekli amirallerin seçilmişleri hedef alan açıklamalarına karşı çıkıyorsak...

Atanmış memurların, tayinle göreve gelmiş görevlilerin, valilerin, kaymakamların, maaşını devletten alan dini görevlilerin seçilmiş insanlar, parti başkanları, anamuhalefet partisi başkanı hakkındaki hakarete veren açıklamaları da önlenmelidir...

Yazının Devamını Oku

Artık doğalgaz faturanıza bile rütbeli imzanızı atmayın

O bildiriye imza atan 104 mütekait askerin karşısına geçip sormak isterdim:

“Yaptığınızdan memnun musunuz...”

Ve devam etsem...

“Bakın Türkiye geçen hafta ne tartışıyordu...

Sizin bu düşüncesiz hareketinizden sonra bugün ne tartışıyor...”

*

Biliyorum bana diyecekler ki...

“Biz de vatandaşız ve düşüncemizi serbestçe söyleme hakkına sahibiz...”

Evet sahipsiniz...

Yazının Devamını Oku

Ey erkek 5 yıl önce testosteron yarıştırıyordun bak bugün ne

Aman Allahım...

Bu erkek milleti...

Yani biz ne hale düştük...

*

Dün gibi hatırlıyorum...

15 Mayıs 2016...

Berlin’de Final Four’un son günü... Fenerbahçe-CSKA maçını bekliyoruz...

Otelin lobisinde büyük bir tartışma patlıyor...

Bir erkekte ideal testosteron oranı nedir?

Yazının Devamını Oku

İkinci hayatında bir daha komedi oynayabilecek mi

Zekeriyaköy’deki evde yaşanan o olayın üzerinden 3 yıla yakın zaman geçmiş.

Ahmet Kural’ı o zamandan beri ilk defa görüyoruz.

Kıbrıs’ta TRT için bir dizi çekiyormuş.

Hürriyet Kelebek’te Tülay Demir’in yaptığı mülakattan öğrendik.

Çekim sırasında yeni sevgilisi Çağla Gizem Çelik ile annesi ve babası da yanındaymış.

*

Hayatım boyunca şuna inandım.

Yazının Devamını Oku

Çok genç erkekle 'olgun kadın' arasında kaç yaş fark vardır

Çarşambayı perşembeye bağlayan gecenin saat 00.30’u...

Çok akıllı telefonuma, Music Business Worldwide müzik endüstrisi haber sitesinden bir son dakika notu düşüyor...

“Paul Simon bütün kataloğunu Sony şirketine satmış...”

Paul Simon...

Yani “Simon and Garfunkel” ikilisinin Simon’ı...

Daha o saniye onlarca şarkı geçmeye başlıyor aklımdan...

“Mrs Robinson”, “Sound of Silence”, “Scarborough Fair”, “Bridge Over Troubled Water”, “Boxer”, “Cecilia”, “A Hazy Shade of Winter”, “Homeward Bound”, “Me And Julio Down by the Schoolyard”...

Bütün bir gençliğim...

Yazının Devamını Oku

Sharon hatıra kitabında bu bornozlu geceyi de yazdı mı

1) Dün gibi hatırlıyorum...

2005 yılının aralık ayıydı...

Los Angeles’ta güneşli bir günün gecesiydi... Hollywood ünlülerinin yaşadığı semtteki büyük villanın salonundaydım.

Biraz sonra şahane kadın merdivenlerden inmeye başladı...

Beş yıl önce Cannes Festivali’nde yanımdan geçerken nefesimi kesen şahane Sharon Stone karşımdaydı.

Üstelik üzerinde sadece bir bornoz vardı...

Ayağa kalkıp soruyorum...

“Yorgun musunuz...”

Yazının Devamını Oku

Ayda 2 bin 500 kişi acil şiddet butonuna basıyor

Teknoloji şirketlerinin yöneticileri ile konuşmak bana hep büyük heyecan veriyor. Bu haftaki podcast sohbet konuğum Vodafone’un CEO’su Engin Aksoy.

Doğum yeri İstanbul ama hayatının 17 yılını Göcek’te geçirmiş bir yönetici. Çünkü babası bir deniz subayıydı. 4 Ekim 1972 İstanbul doğumlu, İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Fakültesi’nden mezun. İş hayatına 1994’te başlamış. Coca-Cola, Michelin ve Nike gibi küresel şirketlerde çalışmış. 2008’de Vodafone’a girmiş ve 1 Şubat 2021’den itibaren de Vodafone Türkiye’nin CEO’su olmuş.

Zoom’la yaptığımız görüşmede bir şey dikkatimi çekiyor. Arkasında yan yana asılmış üç afiş var.

“Yeni İcat Çıkar-ma”, “Soru Sor-ma”, (her ikisinin de sonundaki ‘ma’ hecesinin üstü çizilmiş). Bir de “Sorumluluk bizim değil” cümlesi var onun da sonundaki ‘değil’ kelimesinin üstü çizilmiş.

Yani bugün “Yeni icat çıkarmayı seven” bir yönetici ile konuşacağız.

Ana konumuz da teknolojiden çok “kadın”.

Sözü ona bırakıyorum. 

1) KADIN ÇALIŞANDA SİLİKON VADİSİ ŞİRKETLERİNDEN ÇOK İLERİYİZ

Yazının Devamını Oku