GeriErtuğrul ÖZKÖK Müjde, bir gecede yüzde 30 zenginleştiniz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Müjde, bir gecede yüzde 30 zenginleştiniz

HEMEN sevinmeyin. Siz değil tabii ki...

Bu yıl Davos günlerim kafa karışıklığı ile başladı.
Kafamı karıştıran buradaki toplantılar değil, cebimdeki paranın hesabı.
Her yıl olduğu gibi, tepedeki Schatzalp Oteli’ne yerleştikten sonra ilk işim aşağıdaki süpermarkete gidip, odadaki eksiklikler için birkaç şey almak oldu.

* * *

Daha mağazaya girerken bir şey dikkatimi çekti.
Sebze ve meyve reyonunun önü acayip kalabalıktı.
Biraz sonra her İsviçreli vatandaşın öğrendiği büyük haberi öğreniyorum.
Koop pazartesi günü, Avrupa’dan ithal edilen 200 ayrı meyve ve sebze ürününde büyük fiyat indirimine gideceğini açıklamış.
Sonra yavaş yavaş olaya giriyorum.

* * *

İsviçreliler 72 saattir, tarihinin en ilginç duygularından birini yaşıyor.
Çünkü bir gecede yüzde 30 zenginleştiler.
Merkez Bankası, 3.5 yıldır İsviçre Frangı’nın Euro’ya karşı değerini 1.20’de tutuyordu.
Bu politikasından vazgeçince İsviçre Frangı bir gecede uçtu.
Bu da şu anlama geliyor.
İsviçrelilerin cebindeki para, maaşları, bir gecede Avrupalılarınkine göre yüzde 30 arttı.
Tabii Avrupalılarınki de azaldı.

* * *

Oradan çıkıp bir kafeye gittim ve insanlarla biraz sohbet ettim.
Fiyat indirimi sadece sebze ve meyveyle sınırlı kalmamış.
Mesela Möbel Pfister adlı büyük bir mobilya zinciri, 100’den fazla ürününün üzerinde yüzde 30 indirim yapmış.
İndirim rüzgârı, Zürih’in lüks eşya satan caddelerine de yansımış.

* * *

Bu arada Wall Street Journal gazetesinde okuduğum bir yazıya göre, özellikle Almanya sınırında çok ilginç şeyler oluyormuş.
İnsanlar akın akın Almanya’ya geçip bozdurdukları frankla alışveriş ediyormuş.
Hatta Basel Ulaşım Müdürlüğü, otobüs sefer sayılarını arttırmak zorunda kalmış.

Dönünce ilk işim ‘Bana Masal Anlatma’ filmini seyretmek

KOOP mağazasındaki durumu görünce kafam karıştı.
Gelirken gazeteden avans olarak Euro almıştım.
Acaba hem kendim hem gazete için doğru mu yaptım yoksa yanlış mı...
İlk işim buradaki bankacılara bunu sormak olacak.
Ama bazı İsviçrelilerin kafaları da en az benimki kadar karışık.

* * *

Evet bazıları, özellikle ücretliler ve ithalatçılar mutlu ama ihracatçılar kara kara düşünüyor.
Çünkü dışarı sattıkları mal bir gecede yüzde 30 pahalılaştı.
Bu da mal satamamak demek.
Onlar mal satamaması bazı şirketlerin zor durumda kalması demek.
Bu da şirketlerin küçülmesi, işten insan çıkarmak demek.
Ekonomi böyle bir şey... Her zaman bir iyi, bir de kötü haber var.

* * *

Türk turizmcilerine
bir iyi, bir de kötü haberim var.
Bir gecede yüzde 30 zenginleşen İsviçreliler, acayip tatil planları yapmaya başlamışlar.
Bundan yararlanacak olan ülkelerin biri de Türkiye.
Ama Suriye sınırı bugün olduğu gibi giderek daha da ısınırsa bu yeni zenginler rotalarını anında tekrar demokrasiye geçen Tunus, ucuzlayan İtalya, Yunanistan veya İspanya’ya çevirebilirler.

* * *

Biliyorsunuz İsviçre küçücük bir ülke. Yüzölçümü 41 bin kilometrekare...
Nüfusu 8 milyon...
Ve bu ülke şu an dünyanın 20’nci büyük ekonomisi...
Peki toprağı 20 kat, nüfusu 10 kat büyüklükteki Türkiye kaçıncı...
Bu yıl 19’uncu sırada.
AKP iktidara geldiğinde 17’nci sıradaydı...

* * *

Türkiye’ye döner dönmez ilk işim gösterime yeni çıkan “Bana Masal Anlatma” filmini seyretmek olacak...
Herkes çok iyi diyor, biraz gülerim...

Davos’un arka odalarındaki gay toplantısının ilginç dinleyicileri

BU yılki Davos programını karıştırırken ilginç bir toplantıya rastladım. Başlığı şöyleydi: “Diversity Dividend...”
“İşte sıkıcı toplantılardan biri”
deyip geçiyordum ki, altta bir kelime dikkatimi çekti.
“LGBT...”

* * *

Yıllardır Davos’a gelirim.
Davos sapına kadar “straight” bir kurumdur. Gay olayının esamisi okunmazdı...
Olayı biraz karıştırınca altından çok ilginç bir hikâye çıktı.
Meğer geçen yıl, Charlize Theron ve İran Cumhurbaşkanı’nın arkasından koşarken burada müthiş bir kahvaltıyı kaçırmışım.

* * *

Fareed Zakaria’nın yönettiği kahvaltı konuşmasında salondaki dinleyiciler arasında epey tanıdık isim de varmış. Mesela Coca-Cola’nın CEO’su Muhtar Kent... Virgin şirketinin sahibi Sir Richard Branson. Ayrıca Birleşmiş Milletler’den iki üst düzey görevli de oradaymış.

* * *

Toplantıyı fark etmememin nedeni, “off piste” olmasıymış.
Yani Davos’un resmi programı içinde yer almıyor.
İşte bu toplantıda Davos tarihinde ilk defa “gay ve lezbiyen hakları” konusu ele alınmış. Biraz daha araştırınca şu ortaya çıktı.
Bu kahvaltının arkasında çok büyük iki fon yöneticisi varmış.
Biri Elliott Management’in kurucusu Paul Singer. Oğlu gay’miş.
İkincisi ise tanımmış bir filantrop olan Third Point adlı yatırım fonunun kurucusu Daniel Loeb.

* * *

Bu ikisi bastırınca, bu kahvaltı yapılmış ve LGBT hakları konusunun bu yıl ilk defa Davos programında yer alması sağlanmış.
Yani bu yılın Davos açısından en çarpıcı farkı, bu LGBT zaferi...

* * *

Ancak buna “Utangaç bir zafer” diyebiliriz.
Çünkü toplantı, katılımcıların çoğunun ayrıldığı cumartesi günü öğleden sonra bir saate konmuş.
Programdaki adı da çok şifreli.
Ancak benim ve New York Times yazarı Andrew Ross Sorkin’in çözebileceği Dan Brown şifrelerinin arkasında saklı. Daha fazla bilgi istiyorsanız Sorkin’in dünkü yazısına bakın.

İlk gün neler yaptım

- Her yıl olduğu gibi içinde “sustainable” (sürdürülebilir), “stability” (istikrar), Çin, Hindistan, Rusya kelimeleri olan toplantılara gitmedim.
Çünkü hepsi sıkıcı.
- Her yıl olduğu gibi içinde “meditasyon”, “tarih”, “galaksi”, “bilim”, “biyoloji” kelimeleri olan toplantıları elimden geldiğince izlemeye çalıştım.
- Açılış seremonisinin yapıldığı salon, konserler için pek uygun değil.
Ama Andrea Bocelli’yi orada bile dinlemek çok iyi geldi.
Soprano Serena Farnocchia, Puccini’nin “O mio babbino caro”sunu olağanüstü güzel söyledi.
Herhalde hayatımın sonuna kadar bu şarkıyı hiç sıkılmadan dinlemeye devam edeceğim.

Davos’ta günün en sıkıntılı insanı kim

HERHALDE siz de tahmin ettiniz.
Banko Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu...
Düşünsenize başbakanı olduğunuz ülke bu yıl G20 Dönem Başkanı...
G20, 2015’i “Yolsuzlukla mücadele yılı” ilan etmiş. Siz Davos’ta dünyanın önüne çıkıp “Türkiye’nin G20 vizyonunu” anlatıyorsunuz.
Ama bir gün önce ülkeniz parlamentosunda 4 bakanın aleni yolsuzluk iddiası oylanmış...
Ve neredeyse bütün dünyanın yolsuzluk dediği şeye, sizin partiniz değil demiş.
Üstüne bir de “Şeffaflık Kanunu” çıkarmaya söz vermişsiniz ama bu da sarayın duvarına çarpıp tuz buz olmuş.
Sonra çıkıp G20’nin vizyonunu anlatacaksınız...
2015 yılında başbakanlık zor zanaat...
Hele hele hırsızlığa, yolsuzluğa bulaşmamış biriyseniz...

X

Kâinatın en büyük sırrının fotoğrafını kim, nasıl çekti

Dün Kuzey yarıküre çok ilginç bir güneş tutulması izledi.

Birçok yerden, “Halkalı tutulma” denen bu olayı gösteren harika fotoğraflar geldi.

Bana göre en güzeli de manşete koyduğum bu fotoğraf oldu...

Halkalı tutulma gözümüzü yine uzaya çevirdi.

Bundan istifade ederek ben de son yıllarda size kâinatla ilgili en ilginç olaylardan birini anlatayım.

12 Nisan 2019 günkü yazımda, insanoğlunun yıllardır konuştuğu “karadelik” denilen “şey”in fotoğrafının çekilmesinin hikâyesini yazmıştım.

Karadelik için, “öteki dünyanın kapısı” da diyebiliriz.

Kâinatın en az bilinen boşluklarıdır karadelikler.

Yazının Devamını Oku

Yarın Roma'da sahaya ilk defa Z kuşağı çıkıyor

Türkiye Milli Takımı yarın Roma’da İtalya’nın karşısına çıkıyor.

Geçen yıl yapılamayan Avrupa Futbol Şampiyonası bu maçla başlıyor.

Hürriyet Avrupa baskısı bugün şampiyona için hazırladığı 28 sayfalık güzel bir ek veriyor.

O ek için benden de bir yazı istediler.

O yazıyı hazırlarken farkına vardım şimdi yazacaklarımın.

Yarın sahaya belki de tarihimizin en genç milli takımı ile çıkacağız.

Gelin şu rakamlara bakalım.

*

Takımızın yaş ortalaması 25 ve şampiyonaya katılan 24 takım arasında en genci...

Yazının Devamını Oku

Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz

Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.

Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...

O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.

“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.

*

Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.

Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.

İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.

Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...

Yazının Devamını Oku

Biz Türkler nikâh şekerini Lükres Borjiya'nın kına gecesinde mi öğrendik

Dün Hürriyet ve New York Times’ın manşetinde benzer bir haber vardı. Pandemi sırasında yasaklanan düğünlerin yeniden başlaması.

Hürriyet’in haberine göre Türkiye’de bu yıl düğün patlaması yaşanacakmış.

Normal yıllarda 500 bin olan düğün sayısının bu yıl 750 bine çıkması bekleniyormuş.

New York Times’ın haberine göre de İtalya da 17 Mayıs’tan itibaren düğünleri serbest bırakmış.

Düğünlerin serbest bırakılması bu iki ülkenin iki şehrinde özel bir sevince yol açtı.

Türkiye’de İzmir...

Çünkü İzmir gelinlik üretiminde belki de dünyanın en büyük şehri...

Sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın gelinlik ve damatlık kıyafetleri oradan gidiyor.

Yazının Devamını Oku

Özel telefon, Whatsapp mesajı yayınlayan, yayan fena yandı

O meşum 3 Temmuz gününü hayatım boyunca unutmayacağım.

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın evinden alınıp götürülüşü hâlâ gözümün önünde...

Saracoğlu Stadı’nda FETÖ’cü polislerin provokasyonunu hiç unutmayacağım... Orada yediğim biber gazı hâlâ genzimde...

*

Neler yaptılar bu kulübe...

Sırf Atatürkçü diye... Sırf herkes FETÖ yalakalığı yaparken onlar yapmadı diye...


Yazının Devamını Oku

Erdoğan, Biden'a fesli bir boksörü anlatacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Biden’la yapacağı görüşmenin tarihi kesinleşti.

Önceki gün aldığım bir bilgiye göre Erdoğan bu görüşmede ABD Başkanı’na bir boksörden söz edecek.

Bir de kitap hediye edecek.

Kitabın adı da şu: “A Golden Heart Mitten...”

Yani “Altın Kalpli Eldiven...”

*

Önceki gün AKP’li bir başkanla ringe çıktım.

Beyoğlu’nun göbeğine kurulmuş bir ringin kenarındaki halatları kaldırıp birlikte içine girdik ve bu fotoğrafı çektirdik.

Ringe çıkma daveti Beyoğlu Belediye Başkanı

Yazının Devamını Oku

Spor yazarları artık maç sonu kültürünü köklüce değiştirmeli

Osaka, aldığı ceza sonrasında Fransa Açık’tan çekilirken, Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

Bu hafta başında spor dünyasını çok yakından etkileyen çok önemli bir tartışma başladı... Tartışmayı başlatan kadın bir sporcuydu ve şu anda spor medyasında toz duman. Olay şu:

KADIN SPORCU MAÇ SONU TOPLANTISINI REDDEDİNCE

Paris'te yapılan Fransa Açık Tenis turnuvasında Naomi Osaka maç sonunda yapması gereken basın toplantısına çıkmayı reddetti... Böylece tenis tarihinde bir ilke imza attı. Nedenini de şöyle açıkladı: “Bu basın toplantılarında sorulan negatif ve öfkeli sorular psikolojimi bozuyor ve benim mücadele azmimi kırıyor...”

KIZGIN ORGANİZATÖRLER PARA CEZASI VERDİ, İHRAÇLA TEHDİT ETTİ

Tabii organizatörler Naomi Osaka’ya hemen 15 bin dolar para cezası verdiler. Onunla da kalmadılar, turnuvadan ihraç edebileceklerini ve disiplin soruşturması başlatılabileceklerini ifade ettiler.

Naomi Osaka da ceza almasından 1 gün sonra turnuvadan çekildiğini açıkladı. Spor dünyasında büyük bir tartışma başladı ve çok sayıda sporcu Naomi Osaka’ya destek verdi. Kadın tenisçinin kararı, aynı zamanda bütün dünyada ‘sporcuların mental sağlığı’ konusunu da tartışmaya açtı.

BAZI GAZETECİLER SORU SORMUYOR KENDİNİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un gayriresmi VIP açılışının yıldızları

Bana göre İstanbul pandemi sonrası açılışını önceki gün yaptı.

İlk açılış “Perakende Günleri” toplantısıydı.

Toplantı sonunda, “Perakende Güneşi Ödülleri” verildi.

Birincisi pandemi sırasında başarılı olan şirketler ödüllendirildi.

Bir de “Yirminci Yıl Özel Ödülü” vardı.

Buna “Ödüllerin Ödülü” deniyordu....

Perakende sektörünü temsil eden 15 dernek ve iki ana sponsordan oluşan büyük jüri belirledi.

Ödülü Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’na verdiler.

Ve onu, kendisinin yıllar önce söylediği şu cümleyle tanıttılar:

Yazının Devamını Oku

Bir sivil darbe mağduruna postmortem iade-i itibar

Önceki gün Türkiye’de bir “milli mutabakat” olayı yaşadık. Yakın tarihimizin, şimdi hayatta olmayan bir “sivil darbe mağdurunun” ayaklar altına alınmış onurunu iade ettik. Şimdi sizi bu “postmortem” yani ölümü sonrası gerçekleşen iade-i itibar olayının ilk gününe götüreceğim.

O meşum sabaha...

19 Aralık 2009 sabahı Beylerbeyi’ndeki bir askeri lojmanda silah sesi duyuldu.

Türk ordusunun bir subayı, o sabah tabancasını şakağına dayadı ve tetiği çekti. Arkasında da şu mektubu bıraktı:

“Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez. Bu şekilde giderseniz ne yönetecek bir ordu, ne yaşayacak bir Cumhuriyet, bir ülke bulamayacaksınız.

Şunu bilin ki en küçük suçu ve günahı olmayan ben bu yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatıma son veriyorum.”

*

Yarbayın adı

Yazının Devamını Oku

Bu fotoğraf bana niye Cem Karaca'yı hatırlattı

Bu fotoğraf cep telefonuma geçen pazar günü, Porto şehrinde nehir kenarında dolaşırken saat 14.03’te geldi.

Gönderen Ahmet Özal’dı...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın eşi Semra Özal’ı İstanbul’daki evinde ziyareti sırasında çekilmişti.

Hemen söyleyeyim...

Tarihi bir fotoğraftır bu...

Büyük bir barışın fotoğrafı...

Cumhuriyet’i kuran partinin, Cumhuriyet’in liberal devrimini yapan insanı ile vefa buluşmasıdır...

Yeni CHP’nin temellerini atan bir karedir...

Yazının Devamını Oku

Nöbetçi genel yayın yönetmeninin manşeti

Her eski genel yayın yönetmeninin içinde mutlaka bir “nöbetçi genel yayın yönetmeni” vardır.

Benim gibi artık ne ruhen, ne de fiziken öyle bir beklentisi kalmamış eski genel yayın yönetmeninin de içinde vardır o nöbetçi...

Öyle bir gün gelir ki...

“Keşke bu gazeteyi bugün ben yapsaydım” derdi...

Veya benim gibi onu demez de şunu yapar.

İçindeki gazeteyi içinden yapar...

Pazar gecesi öyle bir geceydi işte...

İçimdeki nöbetçi, o gece kendi gazetesini yaptı...

Yaptı da ne yaptı...

Yazının Devamını Oku

O statta sadece final oynanmadı, futbolun geleceği değişti 

Futbolun geleceği adına önemli ipuçlarına tanık olduk.

Bu maç Avrupa’nın seyircili futbola dönüşüydü. 16 bin taraftar sahada 60 binlik bir atmosfer yarattı. Şurası kesin; seyircisiz bir maç baharatsız bir yemek gibiydi. Futbol önceki gece aromasını ve baharatına kavuştu. Stattaki seyirci yerleşiminde sosyal mesafe ve hijyen şartlarına uygun bir oturum planlaması yapıldı. Ama daha maç başlamadan önce bütün sosyal mesafe kuralları bir yana bırakıldı. Maskeler tamamen atıldı.

Önceki gece her futbolsevere nasip olmayacak bir olayı yaşadım.

Tabii ki bu bir UEFA Şampiyonlar Ligi finaliydi. Tabii ki o maçı seyretmek bir şanstı.

Ancak bir sosyolog olarak benim için en az onun kadar güzel bir fırsat daha vardı.

Bütün dünyada 1.5 yıllık aradan sonra seyircili ilk futbol finalini seyredecektim.

Gerçekten çok zengin gözlemlerle dolu bir gece geçirdim.

Cumartesi gecesi Porto’nun Drago Stadı’nda sadece bir UEFA finali oynanmadı.

Futbolun geleceği açısından çok başka şeyler de oldu.

Yazının Devamını Oku

Bir milyon kişi beni karıma şikâyet etti

Geçen hafta “Hergele eşek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Twitter’da TT olmuştu.

Bu defa 10 saniyelik yarım kalmış bir cümle ile yine TT oldum.

Üstelik bu defa bir gece ve bir gün TT kaldım...

*

Olay perşembe akşamı bir arkadaşımdan gelen telefonla başladı:

“Sen gerçekten Tayyip Erdoğan büyük lider mi dedin?”

“Evet” dedim...

Şaşırdı... Herhalde

Yazının Devamını Oku

Bu bir final değil, seyircili sezonun açılışı

İngilizler dün itibariyla Avrupa’da duvarları yıktı ve pandemi sonrası futbol dönemini açtı.

İstanbul’dan neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilen final maçına içim buruk geldim. Ama iyi ki gelmişim. İnsanlar saha içindeki futbola susamış. Ama sokaklardaki heyecanına da susamış. Ve bilin ki sahaya dönen seyirci aynı seyirci olmayacak. Daha mı iyi olur daha mı kötü bilmiyorum ama, daha agresif bir seyirci görürsek kimse şaşırmasın.

Dün UEFA Şampiyonlar Ligi final maçı için Portekiz’in Porto şehrindeydim. Aslında İstanbul’da seyredeceğimiz bir final bizden neredeyse çalınarak Porto’ya ikram edilmişti. O nedenle biraz içim buruk geldim buraya. Ama iyi ki gelmişim... Maçın sahadaki ayrıntılarını yarın yazacağım. Bugün saha dışını yazayım.

MAÇA CHELSEA KULÜBÜ BiLETiYLE GiREBiLDiM

Portekiz’e gelişim kolay olmadı. Bilet bulmak hiç kolay değildi. Çünkü stada 16 bin 500 kişi alınacaktı. Son anda maça gitmekten vazgeçen bir Chelsea Kulübü üyesi arkadaşım sayesinde bilet bulabildim.

OTEL FiYATLARI FÜZE GiBi FIRLAMIŞ

İkincisi Portekiz’e giriş koşulları. Kimi, “karantina var” diyordu, kimi “Yok” diyordu. Ama hemen herkese göre Portekiz’e girmek için bir davet lazımdı. Onları da hallettik... Ama en zoru otel bulmaktı... Epeydir kapalı olan oteller, restoranlar sanki bir yılın parasını bir günde çıkarmak ister gibiydi. Sadece 3 metrekare otel odasının fiyatı 600 Euro’dan başlıyordu.

BEŞ UÇAK iNiNCE COViD DUVARI YIKILDI

Yazının Devamını Oku

Erdoğan telefonu kaldırıyor ve karşısında Beşar Esad var

Bugün size 2007 yılında bir gece, Türkiye Başbakanı’nın odasında yaşanan öyle bir olayı anlatacağım ki...

Şaşırıp kalacaksınız...

Ama önce dün dikkatimi çeken bir gelişme ile başlayayım.

*

Dün beni en şaşırtan haber İsrail’den geldi...



Yazının Devamını Oku

Biz 27 Mayıs'ı anarken hayırlı bir darbe oldu

Dün 27 Mayıs askeri darbesinin 61’inci yıl dönümüydü.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde toplantılar yapılıyordu.

En sembolik olan ise tabii ki, yargılamaların yapıldığı Yassıada’daydı.

Olay oradan Türkiye’yi sarsan YouTube videolarına geliyordu.

İşte tam o saatlerde dünyada herkesi şaşırtan bir başka darbe yaşandı.

Bir şirket içi darbe...

Ama darbe yapılan yer öyle bir şirketti ve darbeyi yapanlar da öyle kişilerdi ki...

Dünya ekonomisinde yeni bir çağ başlıyordu.

Yazının Devamını Oku

Kalbi Ege'de kalanlar ve İzmir artık tam kadro sahada

Önceki gece Olimpiyat Stadı’ndaki maç bittiğinde, Kahramanlar’da doğmuş bir İzmirli olarak hissiyatım şöyleydi

Bir tarafta Altınordu... Mahalleme yakın bir başka mahallenin takımı. Küçükken okul dönüşü hep top oynadığım halk sahasının ilk sahibi. Metin Oktay olmak isteyen çocukların hayal arenası. Büyük Altınordu... 1923’te kurulmuş, Süper Lig kurulduğunda ilk 16 takımdan biri olmuş, Cumhuriyet’le yaşıt bir kulüp. İzmir’in ‘Kırmızı Şeytanlar’ı.

Öteki ise Altay... İlkokulu okuduğum Gazi İlkokulu’nun, orta ve liseyi okuduğum Namık Kemal Lisesi’nin mahallesinin takımı. Ben İzmirsporluyum ama öte yanım İzmirli.

Ve maç bitti. Altay Süper Lig’de... Kazanan İzmir... Ama asıl kazanan Süper Lig. İzmir’siz bir Süper Lig hep eksikti. Göztepe geldi... Zenginleşti. Şimdi Altay geldi. Yani Alsancak. Ege modernitesi. Ve İzmir artık tam kadro sahada...

Tebrikler Büyük Altay. Tebrikler Mustafa Denizli. Altay’dan aldığın parayı Şehit Aileleri’ne bağışladığın için de ayrıca teşekkürler, benim sevgili arkadaşım. Tebrikler Alsancak, Birinci, İkinci Kordon, Mustafa Bey Caddesi, Gül Sokak. Sana da tebrikler Büyük Altınordu. Tebrikler İzmir. Tabii ki tebrikler Mustafa Hocamın Çeşmesi, Alaçatı’sı. Tabii basketboldaki başarısı ile tebrikler Karşıyaka...

Önümüzdeki sezon her takım iki defa İzmir’e gidecek... Emin olun ki Süper Lig bu sezon çok daha renkli olacak.

Yazının Devamını Oku

Bir gazeteci gözüyle dört başka gazeteci

1) Dün Sözcü gazetesinde yayınlanan iki yazı beni çok düşündürdü.

Konu Habertürk kanalında yayınlanan İçişleri Bakanı söyleşisiydi.

İki yazar kendi üsluplarıyla programa katılan gazetecileri eleştirmiş.

Emin Çölaşan neredeyse yerden yere vurmuş.

Deniz Zeyrek ise ılımlı bir üslupla eleştirmiş.

Bense farklı bakıyorum.

Önce bir risk analizi yapayım.

Habertürk’te gazetecilerin karşısına çıkmak İçişleri Bakanı

Yazının Devamını Oku

Bir başka YouTube videosu ve arkasındaki afişin anlattığı...

Dün tuhaf bir gündü...

Çok tuhaf bir gün...

Gündem çok kalabalıktı...

Siyasette izdiham vardı...

Lakin benim için çok tenhaydı... Issızdı...

*

Bir gece önce bütün Türkiye o malum televizyon tartışmasını izliyor, konuşuyordu...

Dört gazeteci soruyor, İçişleri Bakanı da konuşuyordu...

Her taraftan mesaj akıyordu cep telefonuma...

Yazının Devamını Oku