Küçük bir ölüm ilanının arkasındaki büyük hikâye

2 Mart 2019 günü Venedik’te bir mahalle kilisesinin kapısına küçük bir ölüm ilanı asıldı.

Ölen kadının ismi Maria Pia Pedani’ydi...

66 yaşında vefat etmişti.

Venedik’teki Ca’Foscari Üniversitesi’nde öğretim üyesiydi...

Ama onun ölümü oradan çok uzaklarda daha fazla ses getirmişti.

Küçük bir ölüm ilanının arkasındaki büyük hikâye

*

Pedani tarihçiydi...

İlgi alanı Venedik-Osmanlı ilişkileriydi...

Venedik ve İstanbul...

Tarihte belki de başka hiç iki şehir geçmişleriyle birbirlerine bu kadar yakından bağlı değildir.

İki ülke arasındaki ilişki önce bir savaş ilişkisidir.

Osmanlı özellikle Akdeniz’de Venediklilerin elindeki toprakları alarak büyümüştü.

*

Ama ilişki aynı zamanda büyük bir ticarete de dayanıyordu.

Küçük bir ölüm ilanının arkasındaki büyük hikâye

Venedik’te malların değiş tokuş edildiği büyük Türk Hanı vardı.

Şehrin ucunda, sadece Osmanlı’dan gelen mallar için bir gümrük binası bulunuyordu.

Bu ilişki aynı zamanda dünya diplomasi tarihinin en çarpıcı örneklerinden biriydi...

Venedik en başarılı yöneticilerini İstanbul’a sefir olarak gönderirdi.

Dönenler arasında sonradan Venedik Dükü olmuş çok sayıda sefir vardı. İşte o nedenle bugün Türkiye dışındaki en zengin ve renkli Osmanlı arşivlerinden biri Venedik’teydi.

*

Hayatının son 3-4 yılında Maria Pia Pedani’nin sık sık gittiği mekânlardan biri, Venedik’in hemen girişindeki San Clemente Adası’ydı...

Ve bunun özel bir nedeni vardı...

VENEDİK RED CARPET’İNDE TARİHÇİ BİR TÜRK İŞADAMI

SELİM Uyar’la 1130 yıllarında yapımına başlayan kilisenin önündeki avluda sohbet ediyoruz.

Kilisenin açık kapısından içerdeki Yamaha bir piyanoyu görüyorum.

Birazdan burada 5 Türk gencinin vereceği konseri izleyeceğiz.

Arkamızdaki otel bana bir Visconti filmi dekoru gibi görünüyor.

Eminim yaşasaydı Visconti bu adada ve üzerindeki bu harika binada çekecek çok hikâye bulabilirdi.

*

Selim Uyar artık bir Venedikli olmuş.

Şehrin önde gelen kişilerini çok iyi tanıyor.

Venedik Festivali’nin hem açılışında hem kapanışında red carpet’in önde gelen davetlilerinden biri o...

Her ayın en az bir haftasını burada Venedik’te geçiriyormuş.

*

Bir tarihçi kadar tarihi biliyor.

Venedik’te bulunduğu sürelerde en sık gittiği yerlerden biri Osmanlı belgelerinin bulunduğu devlet arşivi...

Oradaki fermanları neredeyse tek tek ezbere biliyor.

O adayı aldıktan sonra burada Prof. Maria Pia Pedani ile sık sık buluşup sohbet ederlermiş.

O nedenle ölümüne en çok üzülen insanlardan biri o olmuş.

Anlayacağınız bu tarihi ada Osmanlı ve Venedik’i yeniden bir araya getiren ilginç bir insan tarafından alınmış.

VİSCONTİ YAŞASAYDI YENİ HİKÂYESİNİ BU ADADA BULURDU

VENEDİK’in girişindeki 67 dönümlük San Clemente, Lagun bölgesinin en güzel adası.

Küçük bir ölüm ilanının arkasındaki büyük hikâye

Bu adadaki yerleşim 11’inci yüzyıla kadar gidiyor. Üzerindeki ilk kilisenin inşaatına 12’nci yüzyılda başlanmış. Adadaki yerleşimi kuranlar ise İstanbul’dan buraya göç etmiş Venedikli bir aile... Yani bu adada İstanbul da var...

İşte bu adayı ve üzerindeki San Clemente Palace Oteli’ni 2013 yılında bir Türk şirketi olan Permak Grubu satın aldı. Büyük bir restorasyondan geçen binalar şimdi Kempinski tarafından işletiliyor.

*

5 Eylül 2019 akşamüzeri işte bize Venedik’le Osmanlı’nın ortak hikâyesini anlatan bu adadaki oteldeyim. Güzel bir Venedik akşamüzeri başlıyor. Biraz ileride ünlü Cipriani Oteli’nin bulunduğu ada ve arkasında ise Venedik’in ünlü San Marco meydanının kulesi görünüyor.

Venedik elimi uzatsam tutacağım kadar yakın...

Bir an 1970’lere dönüyorum.

Visconti’nin o harika filmi “Venedik’te Ölüm”ü hatırlıyorum. Dirk Bogarde’ın oynadığı filmin kahramanı Prof. Gustav von Aschenbach’ı Venedik’e getiren vaporetto bu adanın önünden geçip San Marko meydanına yanaşıyordu.

*

Sağ tarafa bakınca ünlü Lido Adası’nı görüyorum...

Permak Grubu’nun kurucusu ve sahibi Selim Uyar, “O filmin çekildiği Hotel des Bains işte tam karşıdaki şu beyaz bina” diyor...

Biliyorum... Ne yazık ki yıllardır bir türlü bitmeyen bir restorasyon sürecini yaşıyor.

Oysa bu adayı alan Selim Uyar, iki yıl içinde olağanüstü bir restorasyon yapıp oteli hizmete açtı.

Otel ve bu ada şimdi Venedik’in taçtaki mücevher sayılacak yerlerinden biri...

Bu yıl yapılan Venedik Film Festivali’nde San Clemente Adası’nın giderek yükselen önemi iyice anlaşıldı. Festivale gelen birçok ünlü bu otelde kaldı.

Küçük bir ölüm ilanının arkasındaki büyük hikâye

VENEDİK GEÇEN HAFTA ŞU İKİ KONUYU KONUŞTU

OTELDE 302 oda var...

Salonlar, odalar, bahçe dediğim gibi Visconti filmlerini dekorları kadar güzel.

45 yıl önce Visconti bu şehrin salgın bir hastalıkta estetiğini ve güzelliğini kaybedişinin hüznünü anlatıyordu.

*

Oysa biraz ilerideki Lido Adası’nda sürüp giden Venedik Film Festivali’nde bambaşka iki konu konuşuluyor.

Biri bu yılın Oscar’larına aday olacak “Joker” filmi...

İyi ve kendi halinde bir insanın başka insanların kötülükleri ve davranışlarıyla nasıl en kötü haline geldiğini anlatıyor...

Öteki ise Roman Polanski’nin Fransa’da patlayıp bütün dünyada da ilgiyle izlenen ünlü Dreyfus davasını anlatan “J’Accuse” adlı filmi...

*

Aradan 45 yıl geçmiş... Şehir aynı şehir ama bugün adaletsizliğin, kötülüğün nasıl doğduğunu aynı hüzünle anlatıyor.

*

Sohbetimiz bitiyor ve Türkiye’den gelen 5 gencin konserinin başlayacağı kiliseye geçiyoruz.

900 YILLIK KİLİSEDE BEŞ TÜRK GENCİ VE ‘YİĞİDİM ASLANIM’

ONLARI ilk defa bu yılın ocak ayında Bebek’te bir salonda dinlemiştim.

Küçük bir ölüm ilanının arkasındaki büyük hikâye

Çağdaş Eğitim Vakfı çerçevesinde kurulmuş ÇEV Sanat Vakfı’nın desteklediği genç Türk müzisyenlerdi.

Fazıl Say, Cihat Aşkın, Bülent Evcil ve İbrahim Yazıcı’nın birlikte günlerce dinleyip seçtiği gençlerin beşi şimdi Venedik’in en tarihi mekânlarından birindeki konserlerine başlıyordu.

*

Festival çerçevesinde 6 gece çalacaklardı ve beşini gösteren çok güzel bir afiş şehrin hemen her tarafına asılmıştı.

Bu konserler için seçilen beş genç şunlardı:

Cemal Aliyev, Elvin Ganiyev, Iraz Yıldız, Berfin Aksu ve Kenan Tatlıcı...

Dördüncü konserleriydi ve kiliseye yerleştirilen koltukların tamamı dolmuştu.

*

Portekizli bir sanatçının hazırladığı devasa bir eserin altında çalıyorlardı.

Repertuarlarında Türk parçaları da vardı.

Rachmaninov’un, Schubert’in, Brahms’ın, Haydn’ın yanında Zülfü Livaneli’nin Yiğidim Aslanım’ının klasik müziğe uyarlanmış yorumunu dinlemek gerçekten çok güzeldi.

Fazıl Say’ın Paganini’den derlediği caz uyarlamasını da büyük keyifle dinledik.

*

Bu çocuklar dünyanın en prestijli okullarında okuyor, efsane hocalardan ders alıyor ve daha bu yaşta dünyanın önde gelen birçok prestijli mekânında çalıyor. Türk klasik müziğine yepyeni bir gelecek sağlayan bu hareketin arkasında fedakâr bir kadın var.

Vakfın başındaki Berrin Yoleri...

İnanılmaz bir çaba harcıyor bu çocuklar için. Kendisi maddi katkıda bulunuyor, sponsorlar buluyor, konserler ayarlıyor.

Bu arada San Clemente Kempinski Palace’ın sahibi Selim Uyar ve Permak Yönetim Kurulu Başkanvekili oğlu Emir’e de hepimiz adına teşekkür etmek istiyorum.

Venedik Festivali gibi, bir otelin en yoğun iş yaptığı dönemde bile sponsor olarak otelinin kapılarını bu gençlere açarak Türk klasik müziğinin genç neslini Venedik’le buluşturdu. Finansbank ve Ömer Aras da katkılarından dolayı teşekkürü hak ediyor.

SIRTINDA KEMAN KUTUSU İLE YEMEĞE OTURAN KIZ

KONSERDEN sonra otelin önündeki avluda yemeğe otururken genç müzisyenlerden Berfin Aksu geliyor.

Bakıyorum sırtında kemanının bulunduğu kılıfla masaya oturuyor.

Kemanını bir dakika bile yanından ayırmıyor.

Çünkü Suna Kan yıllarca çaldığı kemanı şimdi çalması için ona vermiş.

İtalya’nın en ünlü keman yapımcılarından Nicolo Gagliano’nun 1751 yılında yaptığı bir keman bu.

*

Bu arada Cemal Aliyev’in o gece çaldığı çello da Londra’da varlıklı bir sanatseverin bir davette dinleyip çok sevdiği için ona verdiği çello.

Ama sigortası yılda 6 bin 500 İngiliz Paundu tutuyor. Ayrıca Fazıl Say’ın yıllarca çaldığı Yamaha piyano da bu gruptaki gençlerin kullanımına verildi.

 

BURJUVA OLARAK ÖLMEYE KARAR VERDİĞİM GÜN

TANSU’yla birlikte gece geç saatlerde odamıza giderken tekrar Lido Adası’na baktım.

Bu gecenin benim için çok özel bir anlamı vardı.

Bütün hayatım boyunca beni en çok etkileyen film olan “Venedik’te Ölüm”ün çekildiği oteli, tarih bilinci tam bir Türk işinsanının sahibi olduğu ondan da güzel San Clemente’deki otele bağlamıştı bu gece...

Bir matbaa işçisinin oğlu olarak dünyaya gelmiştim.

1974 yılında Paris’te “Venedik’te Ölüm” filminden ağlayarak çıkarken, solcu bir gençtim.

Ve o gün bir burjuva olarak ölmeye karar vermiştim.

San Clemente Adası’nda geçirdiğim 3 gün bu duygumu daha da kuvvetlendirdi.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

Yarın o haritada Ankara tuşuna basınca ne çıkacak

2019 yılında Lady Gaga’nın o harika caz konseri için Las Vegas’a gittim.

1. Dördüncü gidişimdi. Bugüne kadar bana kimse orada bir “Mob Museum” olduğunu söylememişti.

Yani bir “mafya müzesi”nin...

Bu müze 14 Şubat 2012 günü açılmış. Bina 1933 yılında yapılmış ve uzun yıllar Las Vegas posta bürosu ve mahkemesi olarak hizmet vermiş.



Yani Las Vegas mafyasının üyeleri bu binadaki mahkeme salonunda yargılanmış ve mahkûm olmuş.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku