GeriErtuğrul ÖZKÖK Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

Partisi istifa etmesini istemektedir.

*

Kraliçe de artık ayrılması gerektiğine inanmaktadır.

Onu saraya davet eder ve aralarında müthiş bir diyalog yaşanır.

Bir yanda “Demir Lady” Thatcher...

Öteki tarafta “Çelik Kraliçe...”

*

Konu “güç ve iktidar”dır...

Bence bütün sarayların ve bütün siyasetçilerin defalarca okuması gereken bir diyalog...

Evet konu, “Güçlü lider olmak” ne demektir?

O DİYALOG
GÜÇLÜ LİDER HEP GÜÇ KULLANAN LİDER MİDİR

KRALİÇE
ile Thatcher arasındaki o diyalog şöyle:

- Kraliçe: “Sayın Başbakan, önünüze bir sorun geldiğinde, ilk aklınıza gelen şey güç kullanmak oluyor. Oysa gücümüzün yettiği yerlerde bunu kullanmadan önce sorgulamalıyız.”

- Thatcher: “Halk yöneticisinden bunu bekler.”

- Kraliçe: “Halk bekler de, güce sahip olmak, onu kullanmak için yeterli sebep midir?

Bu sorgulama olmadan güç bir hiçtir. Bakın ilk defa partiniz size karşı. Anketler seçime gitseniz partinizin kaybedeceğini gösteriyor. Yani halk da size kaşı. Belki de ilk kez hiçbir şey yapmamanızın vakti gelmiştir.”

- Thatcher: Sizinle benim aramda bir fark var. Sizin gücünüz hiçbir şey yapmamaktan geliyor. Benimse gücümden başka hiçbir şeyim yok.”

- Kraliçe: “Var. Haysiyetiniz var.”

- Thatcher: “Doğada haysiyet diye bir şey yoktur.”

- Kraliçe: “O zaman başka bir şey yapın. Başka tutkularınızın peşinde gitmek için bir fırsat bu...”

- Thatcher: “Evet sevdiklerim var. Eşim, çocuklarım. Ama benim tek gerçek tutkum bu iş. Canımı en çok sıkan şey, bu tutkumu elimden almaları, böyle acımasızca çalmaları. O kadar ilerleme kaydetmiş, bu işi tam bitirme noktasına gelmiştik ki, son saniyede elimden almalarını kabul edemiyorum.”

CROWN’DA LADY Dİ’NİN DİNLEDİĞİ ŞARKILAR

CROWN”
dizisinin dördüncü sezonunun müzikleri, ilk üç bölümden çok farklı...

Daha çok 80’lerin müzikleri var...

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

Bir kenara not ettim.

- Stevie Nicks: “Edge of Seventeen”

- Duran Duran: “Girls On”

- Elton John: “Song for Guy”

- The Cure: “Boys don’t Cry”

- David Bowie: “Let’s Dance”

- The Specials: “Monkey Man”

- Queen: “Crazy Little Thing Called Love”

- Billy Joel: “Uptown Girl”

Buna karşılık Kraliçe’nin aile yakınlarına verdiği Noel yemeği davetinde Ella Fitzgerald’ın “Baby, It’s Cold Outside”ı çalıyor.

MAFYA TARTIŞMASIYLA BOZULAN MORALİMİZİ DÜZELTEN CÜMLE

DÜNÜN
hiç şüphesiz en önemli haberi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözleriydi:

“Kendimizi başka yerlerde değil Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz.”

*

Sanılanın aksine ben, AB üyesi olma konusunda Türkiye’nin bu fotoğrafın çekildiği günden daha güçlü olduğunu düşünüyorum...

*

- Ekonomimiz daha da büyüdü.

- Askeri gücümüz bölgede birçok yerde kanıtlandı.

- Bütün dünya bizim büyük ve etkili bir ülke olduğumuzu anladı.

Samimiyse ve istiyorsa Türkiye’yi 200 yıldır yürüdüğü bu yolda sonuca ulaştırabilir.

‘ERKEK FATMA’LAR PEMBE RENKTEN NEFRET Mİ EDER

LİSA Selin Davis, “Çocuk hayatındaki cinsiyetçilik”
üzerine kitaplar yazan bir uzman.

“Tomboy” adlı bir kitabı var.

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

New York Times onunla bir mülakat yapmış.

*

Tomboy İngilizcede “Erkek gibi davranan kız çocukları” için kullanılan bir deyim.

Bu isimde bir de film var.

*

Kitabın yazarı dünyada 40’tan fazla dilde “Tomboy” kelimesinin karşılığı bulunduğunu söylüyor.

Bunun için üç örnek vermiş.

Fransızca, “Garçon Manque”, Almanca “Wildfang” deniyormuş.

*

Üçüncü örnek Türkçe ve bana göre en ilginci.

“Tomboy”un Türkçe karşılığı olarak “Erkek Fatma” deyimini vermiş.

“Erkek Fatma”ların ortak özelliklerinden biri “pembe” rengi hiç sevmemeleriymiş.

ERKEK FATMA DENİNCE AKLIMA GELEN İKİ SORU

BU
kavramı görünce aklıma iki soru takıldı.

- Türkiye’de “Erkek Fatma” denince kim aklıma geliyor?

Vallahi benim aklıma, sinemadaki “Şoför Nebahat” tipi geldi.

- Bir de “Erkek Fatma”nın erkek çocuğu karşılığı nedir?

Yani “Tom girl”?

Kız gibi davranan erkek çocuğu... Bulamadım...

GÜNÜN SORUSU
HER ŞEY BU KADAR KÖTÜYKEN YILBAŞI IŞIKLARI YAKILIR MI

GEÇEN
gün bir dostum, “Her şey bu kadar kötüyken ışıkları açmak içimden gelmiyor” dedi...

Türkiye’de çok yaygın, malum bir kolektif suçluluk duygusu...

Bizi hiç bitmeyen kolektif matem havasına sokan bulaşıcı bir duygu bu.

*

İşte bunları düşünürken geçen hafta Sel Yayınları’ndan çıkan harika bir kitabı okumaya başladım.

Adı “Radikal Mutluluk”*...

Yazarı Lynne Segal Londra’da yaşayan Avustralya kökenli solcu ve feminist bir öğretim üyesi.

Bu kitabı okurken, çoğumuzun içine yerleşmiş olan solcu suçluluk duygusuna karşı o kadar sağlam bir müttefik buldum ki...

Önceki geceden beri ışıklarımız yanıyor.

Bu kitabı ilgilenenlere tavsiye ederim.

Oradan birkaç cümleyi aktarayım.

..............................................

(*) Lynne Segal: “Radikal Mutluluk”, Çev: Beyza Sumer Aydaş, Sel Yayınları, Kasım 2020

ŞU ANKİ HİSSİNİZ SORULSA ‘MUTLULUK’ DER MİSİNİZ

“Pek çoğumuz gibi... Çoğunlukla dünyanın ıstıraplarıyla hemhal olmuş biriyim.”

- “Şu anki hislerimi değerlendirmem istenirse, işaretleyeceğim ilk kutucuk kesinlikle ‘Mutluyum’ olmaz.”

- “Tanıdığım tüm insanlar gibi ben de sayısız biçimde kamusal hayatın içindeyim. Bu kamusal farkındalık şahsi duyguları kolaylıkla bulandırabiliyor. Terk edilmiş hissettiğimizde, her yere sirayet etmiş adaletsizliğe çok daha şiddetli biçimde öfkeleniyoruz.”

- “(Ama) Bir feminist olarak hem ülkemde hem de dünya çapında giderek daha da aşikâr bir hal alan sefalet ve korkunun yanı sıra, diğer insanların hazlarını ve sevinçlerini de her zaman önemsedim.”

- “Yaşlandıkça hislerimizin hem kamusal hem de özel bir yanı olduğu daha da netleşiyor.”

*

Özetle...

Dünyada her şeyin kötü gitmesi, adaletsizliğin bu kadar insafsız ve yaygın hale gelmesi, istibdadın bu kadar ağırlaşması yine de mutluluğu aramamıza ve yaşamamıza mani olmamalı.

İşte o nedenle bir kere yılbaşı ışıklarımı açıyorum.

KİTAPTAN ‘RADİKAL MUTLULUK’ ÜZERİNE

Tennessee Williams: (Mutluluğu tarif etmesini isteyen gazeteciye cevabı) “Duyarsızlık sanırım...”

NOT: Ben buna “Umursamazlık hakkı” diyorum.

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

*

Terry Eagleton: “Zerre kadar mutlu olmadan da yoğun bir haz duyabiliriz”, “Karanlık sebeplerle de mutlu olabiliriz”, “Düşmanımızın üzüntüsüne sevinmek gibi ahlaken rezil hazlardan zevk alabiliriz.”


DÜŞKIRIKLIĞI
SANTANA DA RAP SÖYLEMİŞ AMA BERBAT

Bu haftanın en büyük düş kırıklığı ne derseniz, Santana diyeceğim.

- Haftanın en berbat şarkısı ne derseniz?

TIVIN’ın Santana ile birlikte söylediği “Hortela” diyeceğim.

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

*

Son zamanlarda dinlediğim en berbat hip hop şarkı...

Santana 1960’lardan beri bıkmadan dinlediğim bir sanatçı.

Son yıllarda “In Search Of Mona Lisa” gibi harika şarkılar da yaptı.

Ama bu hip hop olmamış...

Hatta hiç olmamış.

X

Günde kaç kez performansınızın ölçüldüğünü düşündünüz mü

Normal olarak sabah kalktığınızda tartılırsınız...

Yani kilonuzu ölçersiniz...

Osman Hoca’yı dinleyip kendinize günlük 10 bin adım hedefi koyduysanız, kolunuzdaki iWatch veya herhangi bir dijital ölçüm aletinden bakarak onu da ölçebilirsiniz...

*

Başka...

Tansiyon sorununuz varsa sabah akşam bakıp kaydedebilirsiniz...

Kaç saat uyuduğunuza bakabilirsiniz...

Trafikte sıkışırsanız aklınıza eve kaç saatte gittiğinizi hesaplamak gelebilir...

Yazının Devamını Oku

O güzelim Lalibela da Şibam olma yolunda

Hayatım boyunca gezdiğim ülkeler içinde ikisi beni çok etkilemişti.

Biri Yemen’di...

Özellikle Hadramut bölgesindeki “Şibam” kenti benim için dünyada gidip görülecek yerlerin başındaydı.

O şehrin fotoğrafını ilk defa National Geographic’te gördüğümde “Buraya mutlaka gitmeliyim” demiştim.

“Deli misin sen, öldürürler seni” demişlerdi.

Her türlü tehlikeyi göze alıp gitmiştim. Zırhlı bir arabadaydım. Önümde, arkamda ağır makineli tüfekle donatılmış iki kamyonet dolusu asker vardı.

Şibam olağanüstüydü...

Ama herhalde benden sonra oraya giden başka bir Türk olmamıştır. Yemen bugün acımasız bir içsavaş ve dış müdahalelerle enkaza döndü.

Yazının Devamını Oku

Fatih Hoca 'sirkte' o zarfı açınca neden kahkaha attı

Önceki akşam Swissôtel’in balo salonunda çok güzel bir davet vardı.

“Gentleman” dergisinin, “Yılın İnsanları” ödülleri verildi.

*

Derginin yayıncısı Feyzan Ersinan’ı kutlarım. Mükemmel bir organizasyon yapmış.

Her yıl ödül töreni tematik bir ambiyansla düzenleniyor.

Bu yılki tema “Sirk”ti...

Salonun içine harika bir sirk çadırı havası verilmişti.

Sanki rengârenk bir tentenin altındaydık.

Yazının Devamını Oku

Metin Bey, Cem, Şahan, Yılmaz, Ferhan, Ata, ve Badi Ekremler

Pazar günü iki haberi arka arkaya okudum...

Önce pazar günü Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın Abdullah Kiğılı ile yaptığı konuşma...

Kiğılı insanlarla ilişki kurarken, “Kartvizitimle birlikte gülümsememi de veririm” diyor.

Gerçekten hayatının her anında gülümseyen bir insandır...

Kilolu cüssesinin etrafında bir gülücük halesi vardır hep.

Biraz sonra ise Gallup şirketinin uluslararası “duygu araştırması”nın sonuçları geldi önüme...

Bütün dünyada “Günün bir anında gülümserim” diyen insanların oranı yüzde 75’ten 70’e gerilemiş.

Türkiye’de

Yazının Devamını Oku

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Asya, Volkan ve Derin’i kaç, El Clásico’yu kaç kişi seyretti

Geçen pazar İspanya’nın televizyon kanallarında ilginç bir yarış vardı...

Yarışın bir kulvarında sadece İspanya’nın değil, dünyanın bir numaralı derbi maçı olarak kabul edilen “El Clásico” vardı.

Yani Barcelona-Real Madrid maçı...

Öteki tarafında ise bu yıl İspanyol televizyonları arasında sezona en yüksekten giriş yapan “Infiel” dizisi...

Yani Kanal D’nin süper dizisi “Sadakatsiz”...

*

Biri İspanya’da hayatı durduran bir maç...

Öteki ise haftalardır pazar geceleri reytinginde 1 numarayı bırakmayan dizi...

Yazının Devamını Oku

34 yıl önce çekilen fotoğrafın bir sırrı varmış, bakın o neymiş

Bu fotoğrafı dün Rasim Ozan Kütahyalı gönderdi.

Bugünlerde “1992” adlı bir kitap üzerinde çalışıyormuş.

O yılın, Türk siyasi hayatında çok özel bir yeri olduğunu anlatacakmış.

Kitap için çalışırken bulmuş bu fotoğrafı...



Fotoğraf 18-24 Ocak 1987 tarihli

Yazının Devamını Oku

Erenköy Kız Lisesi’nde başlayan güzel bir cumhuriyet hikâyesi

Erenköy Kız Lisesi’nin yatılı öğrencileri hafta sonu tatili için evlerine giderlerken, anne ve babası ayrı olan Nüzhet okulda kalmaktadır.

Yatakhanenin penceresinden gökyüzüne bakan genç kız yalnızlığını yıldızlarla paylaşır.

*

1928 yılında Galata rıhtımında görürüz Nüzhet’i...

Okulunu birincilikle bitirmiş, Cumhuriyet’in eğitim alması için Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler arasına girmeyi başarmıştır...

*

Lyon kentinde okuduğu okulda sınıfta en ön sırada oturur.

Elli kişilik sınıfta, yabancı bir ülkeden gelen tek kız öğrencidir.

Ülkesinden çok uzakta da olsa tek başına kaldığı yurdunda aynı yıldızların altındadır.

Yazının Devamını Oku

Önceki gece bu istihbaratı iki ayri kişiden dinledim

Durun hemen heyecanlanmayın. Öyle ittifakları altüst edecek, seçimi öne aldıracak, büyükelçi krizini çözecek muazzam bir siyasi istihbarat değil...

Ben naçizane bir magazin yazarıyım, tabii ki bir magazin istihbaratı bu...

*

Önceki gece yine uykusuz kalıp New York’taki “Ahmet Ertegün’ü anma yemeği”ni dakika dakika izledim.

Türkiye ile ABD arasında patlayan ve çok kötü bir noktaya gidebilecek büyükelçi krizinin tatlıya bağlanmasından 24 saat sonra New York’ta Türkiye ile ABD’yi birbirine bağlayan müthiş bir geceydi bu.

Geceye davetliydim, ama COVID-19 pozitif yüzünden katılamadım. Bedenim orada değildi ama aklım oradaydı... Gece boyunca konuştum katılanlarla... Bu arada Plaza otelinin kulislerinde Ahmet Ertegün’ün eski dostlarının fısıldadığı, benim için müthiş bir bilgi aldım...

*

Türk magazininin 1990’lı ve 2000’li yıllarının en büyük konularından biri şuydu:

Yazının Devamını Oku

19 ayda tek hata yaptım COVID-19 o an beni yakaladı

COVID-19 sendromuna girdiğimiz Mart 2020’den beri kendimi çok iyi korudum.

Sokağa çıkmama kurallarına uydum.

Maskesiz gezmedim.

Sosyal mesafeye hep dikkat ettim.

Evde kapalı olduğum günlerde bile sporumu ihmal etmedim.

Sonra aşı dönemi geldi...

Önce 2 Sinovac oldum.

Sonra 2 BioNTech oldum.

Yazının Devamını Oku

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku