GeriErtuğrul ÖZKÖK Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak

BİR: Bıyıklı ve tonton bir sağlık bakanı: Fahrettin Koca

Onun her akşam televizyon ekranlarına çıkıp rakamları güven verici bir üslup ve ifadeyle açıklaması. Sonraları attığı sempatik tweet’ler unutulmayacak.

Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak

*

- İKİ: Bir hayalet şehir şarkısı.

Rolling Stones’un “hayalet şehirleri” anlatan “Walking in The Ghost Town” şarkısı. Bomboş sokakların, ıssızlaşmış caddelerin melodisi. İleride yapılacak belgesellerde eminim fon müziği olacak.

*

- ÜÇ: Sicilyalı iki kardeşin hayat melodisi.

Sicilyalı iki kardeşin, evlerinde kemanla çaldıkları Coldplay’in “Viva la Vida” (Yaşasın Hayat) şarkısının klibi. Coldplay’in solisti Chris Martin’in, Instagram sayfasından şarkıyı çocuklarla birlikte söylemesi.

*

DÖRT: Bir patronun çalışanlarına mektubu.

Dünyanın en büyük ev paylaşım platformu AirBNB’nin kurucu ortağı Brian Chesky’nin, pandeminin ikinci haftasında, işten çıkaracağı çalışanlarına yazdığı mektup, yeni bir patron profilinin doğuşu bakımından hep aklımda kalacak.

*

- BEŞ: Bir başkan ve bir başbakanın dangalaklıkları.

Koronavirüs olayının başında ABD Başkanı Trump ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın virüsü küçümsemek için yaptığı tuhaf hareketler, hastalara sarılıp öpmeler, sorumsuzca açıklama ve davranışlar, “Dünya dangalaklıklar ansiklopedisi”ne daha şimdiden girdi bile.

*

- ALTI: “V For Vendetta”dan sonra ikinci isyan maskesi.

Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak

Dünya 2005 yılında “V For Vendetta” filmi ile bir maskenin nasıl küresel bir itirazın sembolü olduğunu gördü. O maske, büyük bir mücadelenin kamuflajıydı. Pandemi döneminde de beyaz, basit bir maske “yeni normal”in sembolü haline geldi. O maskeyle hem virüse karşı korunduk, hem de onun arkasına saklanıp daha cesurca konuştuk.

*

YEDİ: “Hiç de ezik değilmişiz yahu”.

Evlerimize kapatıldık. Ama zenginler, şöhretliler, kibirliler de eve kapatıldı. Kendini ezik sananlar, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” diye böbürlenenlerin ev hallerini gördü. Instagram hepimize “Yok aslında birbirimizden farkımız” duygusunu verecek kapıları açınca, her evde bir yaratıcılık patlaması yaşandı. Bir gecede yaratıcılığını ispat eden binlerce insan tanıdık.

*

SEKİZ: Her ev de bir Ferzan Özpetek sofrası...

Geceleri film seyretmeyi keşfettik. Zoom, House Party, Facetime gibi görüntülü iletişim teknolojileri bir anda görüntülü canlı paylaşım platformları haline dönüştü. Herkes kendi evinden aynı sanal masaya oturdu, kadehler kaldırdı. Her evde tıpkı Ferzan Özpetek’in “Bir Ömür Yetmez” filmindeki o upuzun arkadaşlık masası kuruldu.

*

DOKUZ: Evde ‘yürüyen adamların’ doğuşu.

“Adam” diyorsam ağız alışkanlığından, kadın erkek insanlar evde yürüyüşü, adım, km saymayı öğrendi. Bir anda arkadaşlık gruplarında adı konmamış olimpiyatlar başladı. Her gün kim kaç km yürümüş, kaç adım atmış herkese ilan edildi.

*

- ON: Andrea Bocelli düş kırıklığı mı, olağanüstü mü tartışması.

Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak


Pandemi döneminin ilk küresel konserini Andrea Bocelli YouTube üzerinden verdi. Böylece kültür ve sanatta “Live stream” kavramını keşfettik. YouTube kayıtlarına göre konsere en büyük ilgi gösteren ülkelerden biri Türkiye’ydi. Bocelli zaten kutuplaşmış Türkiye’yi eninden boyundan bir kere daha ikiye böldü. Bir kısmımıza göre konser düş kırıklığıydı... Öteki kısmımıza göre ise muazzam bir sanat olayı.

10 DAKİKALIK DİZİLER DÖNEMİNE HAZIRLANIN

HENÜZ
Türkiye’ye gelmeyen streaming film platformu Quibi, dizi seyretme alışkanlığımızı altüst edebilecek bir yeniliği deniyor.

Bir sezonu 15-20 bölümden oluşan diziler yapıyor.

Ancak her bölüm en fazla 10 dakika oluyor.

*

Mesela “When The Street Lights Go On”...

1995’te bir Amerikan kasabasında, ağustosböcekleri sayısının geçmişte hiç görünmediği kadar arttığı bir yaz döneminde işlenen 2 cinayetle başlıyor.

Hem sürükleyici, hem çok romantik. İnsanı Rob Reiner’in kült filmi “Stand By Me” havasına sokuyor.

*

Bir de “Stranger” dizisi.

O da polisiye, ama daha karanlık ve daha dijital...

*

Her ikisi de 8-10 dakikalık bölümlerden oluşuyor ve çok sürükleyici.

İnsanda, alışık olmadığı bir süreklilik duygusu yaratıyor.

Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak


DİZİ MÜZİĞİ
ÇOK HOŞUMA GİDEN 3 ŞARKI

- “The Stranger” dizisi Mamas and Papas’ın “California Dreamin” şarkısıyla başlıyor.

- Bir bölümde Cyndi Lauper’ın, kadınlara hâlâ coşku veren şarkısı “Girls Just Want to Have Fun”ın çok güzel bir cover’ı var. Chromatics söylüyor.

- 1973 yılında ilk dinlediğim günden beri, yani 47 yıldır bana her gün yeniden müthiş bir hayat neşesi veren Three Degrees grubunun “When Will I See You Again” şarkısı...

Dizide üçünü de görünce sevindim.

ARNAVUT, İNGİLİZ, KÜRT, TÜRK, PAKİSTAN MAFYASI: KİM KİMİ DESTEKLER

GEÇTİĞİMİZ
23 Nisan günü İngiltere’de 9 bölümlük çok güçlü bir “mafya” dizisi yayınlandı.

Bir tür İngiliz Kurtlar Vadisi diyebilirsiniz.

Londra’da İngiliz, Arnavut, Pakistan, Kürt ve Türk mafya çetelerinin hem işbirliği, hem de savaşını anlatıyor.

*

Hepsinin ortak noktası Asya’dan İngiltere’ye uyuşturucu trafiği...

Kürt uyuşturucu çetesinin özelliği ise bunu “PKK” ile bağlantılı anlatması.

Dizi boyunca PKK adı hiç geçmiyor, ama çetenin Londra’daki elebaşısı Leyla adlı Kürt kadın her fırsatta bunu “Türk güvenlik kuvvetlerine karşı yürütülen mücadeleye silah temini için” yaptığını söylüyor.

*

Bu arada ilginç ittifaklar da var.

Pakistan mafyası ile Türk mafyası Kürt uyuşturucu mafyasına karşı işbirliği yapıyor.

PKK’ya silah temin eden Kürt mafyası ise İngiliz mafyası ile işbirliği içinde...

*

Dizi Türkiye’yi pek hoş göstermiyor diyebilirsiniz. Durmadan “Türkiye Kürdistanı” gibi ifadeler geçiyor.

Ama bence asıl darbeyi Kürtlere vuruyor.

PKK adı hiç geçmiyor, ama PKK’nın finansman kaynaklarından birinin uyuşturucu ticareti olduğunu da açıkça anlatıyor.

PANTENE ALTIN KELEBEK’TE GLASTONBURY MODELİ VE GİZLİ TUTULAN CÜMLE

CANNES
gibi, Grammy gibi, jüri başkanlığını yaptığım Pantene Altın Kelebek ödül töreni de ne yazık ki bu yıl yapılamıyor.

O nedenle bu yılki Glastonbury gibi sanal bir tören düzenlenecek.

Ödüller sanatçılarına evlerinde teslim edilecek.

Ancak bu teslim töreninde çekilen videolar 5 Temmuz günü Kanal D ekranından yayınlanacak.

Bu teslim töreninin çok ilginç bir de sloganı var. Ödülü alanlar “Gün benim günüm” diyecek.

Öyle sanıyorum ki, ileride pandemi günlerinden akılda kalacak bir cümle olacak bu.

BİR ROCK GEZGİNİNİN SANAL ROCK FESTİVALİ İZLENİMLERİ

GEÇEN
hafta, bu yıl 50’nci yılını kutlayan, dünyanın en büyük rock festivali Glastonbury’nin bu yıl sanal olarak düzenlendiğini yazmıştım.

İngiliz yayın kuruluşu BBC 50’nci yıl dolayısıyla streaming platformu iPlayer üzerinden 5 günlük özel bir festival programı yayınladı.

Beş gün boyunca, Glastonbury’nin son 20 yılından en önemli konserleri izleyebiliyorsunuz.

Dört gün boyunca şahane bir program izledim.

İşte size izlenimlerim...

Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak


ORADA OLMAK MI, EKRAN BAŞINDA OLMAK MI İYİ

- Sahne, U2, Coldplay, Rolling Stones gibi mega show gruplarının sahnesinden hem teknoloji hem görünüm olarak geri. Ancak her çıkan gruba olağanüstü bir rock enerjisi veriyor.

*

- 2005’lerdeki canlı ses kayıtları bile mükemmel. Kulaklık takarak izlediğiniz zaman insana oradakinden bile daha büyük bir enerji veriyor.

*

- Görüntü kayıtları ve reji masasının performansı çok çok iyi. Işıkçıların performansı olağanüstü.

*

- Rock seyircisi her zaman farklı. Seyirci enerjisi, ellerdeki bayraklarla birleşince insanı baştan çıkarıcı bir görsel şölene dönüşüyor.

- Sonuç: Hiç şüphesiz “Being there”, yani orada olmak her zaman daha heyecan verici bir duygu.

Ama sahne performansı, kalabalığın içinde dolaşmak dediğiniz zaman, ekran başı insana çok daha fazla şey gösteriyor.

ROCK STARLARLA İLGİLİ ÜÇ-BEŞ NOT

- LADY GAGA: 2009’da da şahaneymiş. Müziğe müthiş bir seksapel katıyor. “Hayatım boyunca hep bir rock star olmak istedim. İşte burada Glastonbury’deyim” dedi.

*

- ARCTIC MONKEYS: Bu grubun tam olarak ne olduğunu, İngiliz rock tarihinde neyi temsil ettiğini Glastonbury sahnesindeki performansından sonra çok daha iyi anladım.

*

- ROLLING STONES: 50 yıldır niye zirveden hiç inmiyor, bir kere daha anladım.

Bu koronadan aklımda galiba şunlar kalacak

*

- THE CURE: İki yıl önce Hyde Park’taki konseri benim için düş kırıklığı olmuştu. Ses bozuktu. Beni büyüleyen Cure işte buradaydı. Tek sıkıntım şu: Yıllardır ezbere söylediğim şarkılarını konserlerde o kadar değişik söylüyor ki, “Friday I’M in Love”ı söylediğini bile otuzuncu saniyede anladım.

*

- RADIOHEAD: Tom York büyük... Çok cool ve çok büyük. Soğukluk ve mesafe onun fıtratında var.

X

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

Biliyorum hepimizin içi yanmış kül olmuş bir ormana döndü...

Korlar hâlâ kızgın...

Bir türlü ruhumuzu soğutma aşamasına geçemiyoruz...

*

Savaş sonrası enkaza dönmüş bu ormanın içinden yine de bana umut veren öyle şeyler geliyor ki...

Kurtuluş Savaşımızda mermi taşıyan kadınlarımız yine cephede...

Bu defa su hortumu taşıyorlar...

Dünyanın en büyük insanlık zinciri kurulmuş...

Göz yaşartıcı bir imece...

Yazının Devamını Oku

3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti

Kruvaze takım elbisesini giymiş, kravatını takmış...

Saçları iyice kırlaşmış, sakalı ise iyice beyazlaşmış...

Bu yüz benim kuşağımın en tanıdık yüzlerinden biri...

*

Gerisinde onca eğlenceli şeyler var ama...

Ne yazık ki artık o insanı işte bu hüzünlü fotoğrafı ile hatırlayacağız...

Bu iki kare ile...

Biri, ülkesinin adaletine hâlâ duyduğu saygı nedeniyle, gardrobunda artık pek giymediği bu eski kruvaze takım elbisesi ile mahkemeye giderken...

Yazının Devamını Oku

Bu karedeki tek farkı bulun çünkü tarihi işte o insan yazdı

Geçen çarşamba Berlin’in Tempelhof Havaalanı’nda açılan olağanüstü bir sergiyi geziyorum...

Ama size önce bu serginin açıldığı mekânı anlatayım.

Tempelhof Havalimanı bugün boş ve neredeyse metruk devasa bir bina...

1923’te inşasına başlanmış ama Hitler döneminde totalitarizmin anıtsal bir binası haline gelmiş. Yani Nazi ruhunun dolaştığı hayalet bir hangar burası...

İşte burada “Diversity United” isimli, Türkçe’ye “Birleşik Farklılık” olarak çevrilebilecek bir sergi açıldı.

Daha doğrusu sınırlı bir bienal diyebilirsiniz.

*

Avrupa’nın 34 ülkesinden 90 sanatçının eseri sergileniyor.

Aralarında

Yazının Devamını Oku

Aziz Nesin’in, Cem Yılmaz’ın ülkesi neden artık gülmüyor

1) Öyle bir çağdayız ki artık duygusal planlama yapmak mümkün değil...

Dün Türkiye, yanan ormanlarına, kaybolan canlarına, çaresiz hayvanlarına...

Ve bir de o ormanlar, oradaki canlılar için hayatını feda eden genç çocuğumuza ağlarken, ben Almanya’nın Bayreuth şehrinde Wagner’in “Die Walküre” (Valküreler) operasını seyrediyordum...

*

Türkiye’den ayrılırken, ülkem tatil yapıyordu...

Ve bir anda o duygusal tatil bitti...

Operanın her arasında insanlar bir önceki sahneyi konuşurken, ben Türkiye ile konuşuyordum...

Dün geceden beri o görüntüler gözümün önünde...

Bir de

Yazının Devamını Oku

Hâlâ rüyamda kendimi o koltukta görüyorum

Almanya’nın en büyük gazetesi Bild’in eski genel yayın yönetmeni ile Gökova’nın Börtübet Koyu’nda yaptığımız sohbet devam ediyor. Bugünkü konumuz “yeni hayat...”

Kai Diekmann ayrıldıktan sonra dijital dünyaya geçti. Artık “Story Machine” adlı, Almanya’nın en büyük sosyal medya içerik yönetim şirketinin hissedarı. Yeni bir hayatı var. Almanya’nın birçok ünlü kişisinin sosyal medya hesaplarına içerik üretiyor. Artık o eski güçlü insan değil, ama dijital alemin krallarından biri...

*

Bugün onunla yeni hayatı üzerine konuşacağız... Eskiden neler kaldı, neler geçip gitti... Özledikleri, özlemedikleri... Hiç pişman olmadıkları, çok pişman oldukları... Altmışlı yaşlarına giderken hayata yeni bir bakış...

*

Almanya’da iki güçlü insanın dönemi kapanıyor... Kai Diekmann Bild’in başından ayrıldı... Merkel de ayrılmaya hazırlanıyor... Karşınızda Türkiye’nin büyük dostu yeni Kai Diekmann...

1) SONUNDA DYLAN’IN ŞARKISINDAKİ GİBİ OLDUM, MASAM YOK, KENDİ KAHVEMİ YAPMAYI BİLE ÖĞRENDİM

ERTUĞRUL ÖZKÖK:

Yazının Devamını Oku

Genel yayın yönetmenliğimin bittiğini bir soruyla anladım

Kai Deikmann...

Bundan 4 yıl öncesine kadar Merkel’den sonra belki Almanya’nın en kudretli insanıydı...

16 yıl boyunca genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Bild” gazetesi, 5 milyon tirajı ile Avrupa’nın en büyük gazetesiydi...

Dijital yayını ile her gün 22 milyon Alman vatandaşına ulaşıyordu.

Attığı bir manşet Almanya Cumhurbaşkanı’nın istifasına yol açmıştı...

*

Dünyanın belki en güçlü genel yayın yönetmeni Diekmann 2017 yılında o koltuktan kalktı...

Bugün 57 yaşında...

Uzun yıllar Hürriyet’in de yönetim kurulu üyeliğini yaptı...

Yazının Devamını Oku

‘Düşman’ gazeteciyle 18’inci delikte çok gizli bir buluşma

1)“18’inci delik” bir golf deyimi...Golf sahalarında ya 9 ya 18 delik bulunuyor. Bugünkü hikâyemiz işte orada, 18’inci deliğin başında geçiyor...

Önce olay yeri keşfi yapalım... Dünyanın en meşhur golf kulübü, herhalde, Amerika’nın Florida eyaletindeki Mar-a-Lago Golf Kulübü’dür... Çünkü burası ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın sahibi olduğu bir yer... Daha önemlisi Trump başkanlığı boyunca orasını “Kışlık Beyaz Saray” olarak tanımlıyor...

Kulübün 500’e yakın üyesi var...

Trump burayı kendine merkez olarak seçtikten sonra giriş aidatı 150 bin dolardan 250 bin dolara çıktı...

Bu golf kulübünün çok özel ve öteki alanlarından ayrılmış bir bölgesinde Trump’ın malikânesi var.

Bu yapı, Florida’nın en büyük üçüncü, bütün Amerika’nın ise 20’nci en büyük malikânesi olarak biliniyor. Ancak kulübün yakın geçmişinde kötü bir olay var.

Çocuk tacizi ve tecavüzü nedeniyle girdiği cezaevinde intihar eden Epstein de bu kulübün üyesiymiş.

Kulüp üyelerinden birinin kız çocuğunu taciz edince üyelikten çıkarılmış.

Yazının Devamını Oku

Neden herkes bir zamanların en kötü adamına konuşuyor

CHP Genel Başkanı’nın eşi Selvi Kılıçdaroğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalının konuğu olmuş.

Oradan öğrendim...

Selvi Hanım’ın hayalindeki meslek gazetecilikmiş...

Çubuk’ta eşine yapılan linç girişiminin onu çok üzdüğünü söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’na “Eve yemeğe gelmeyeceğini” söylemediği zaman kızıyormuş.

Çok insani bir sohbetti ve baştan sona keyifle izledim.

*

Bu yayını izlerken, Armağan Çağlayan’ın programına kimlerin çıktığını bir düşündüm...

Hiçbir yerlere çıkmayan

Yazının Devamını Oku

Bir düğün gecesinden kaç COVID-19 pozitif çıkar ‘Dört Nikâh Bir Cenaze’ mi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletinde bir düğünden sonra 18 kişide COVID-19 Delta varyantı görülmüş. Peki Türkiye’de bir düğünden kaç COVID-19 pozitif çıkar?

Google’da bir arama yaparsanız karşınıza 24 Ağustos 2020 tarihli bir haber çıkıyor:

Bursa’da bir düğüne katılanlar arasında 42 kişide COVID-19 vakası saptandı...

Bu soruyu sormamın nedeni şu. Türkiye’de düğün mevsimi açıldı... Geçen yıldan ertelenen 300 bin düğünle birlikte bu yıl 900 bin düğün bekleniyor... Yeni vaka sayısı önceki gün itibarıyla 10 bine yaklaştı.

Bu durumda şu soruları sormamız da normal:

- Bir düğünden...

- Bir siyasi parti toplantısından

- Bir bar gecesinden

- Bir toplu yemekten

Yazının Devamını Oku

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Yazının Devamını Oku

Rumeli sahilinde ceketli bir heykel ve onun ceketsiz ölen büyük şairi

Şu günlerde “memleket meselesi” yazmamanın kıymetini daha iyi anladım.

Hatta “siyaset” yazmamanın Allah’ın bana bahşettiği bir güzellik ve fırsat olduğunu düşünmeye başladım.

*

Türk dilinin en büyük şairlerinden Orhan Veli 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü...

Bugün Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

Onun Rumelihisarı sahilinde bir heykeli var...

Üzerinde ceketle otururken temsil edilmiş...

Oysa dün öğrendim ki, Orhan Veli ceketsiz ölmüş...

Bunu da dün

Yazının Devamını Oku

15’inde dünyanın en güzel çocuğu 66’sında Gandalf

Dünya sinemasının en önemli eserlerinden biri İtalyan yönetmen Visconti’nin “Venedik’te Ölüm” filmiydi...

Thomas Mann’ın çok sevdiğim aynı isimdeki novellasından çekilen film, hayatım boyunca beni en çok etkileyen sanat eserlerinden biriydi...

*

Nasıl olmasın ki...

- Yazarı Thomas Mann...

- Yönetmeni Luchino Visconti... “Leopar”ı da çeken insan...

- Baş oyuncu Dirk Bogarde...

İngiliz sinemasının büyük oyuncusu...

- Kadın oyuncu

Yazının Devamını Oku

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...



Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Yazının Devamını Oku

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 19 Temmuz Cinderella Bayramı

Bu şahane fotoğraf Andrew Lloyd Webber’in son müzikal oyunu “Cinderella”dan bir sahne...

Lloyd Webber, 20’nci yüzyılın en büyük müzikal bestecilerinden biri...

*

18-19’uncu yüzyıl ve 20’nci yüzyılın ilk çeyreği opera dönemiydi...

Yirminci yüzyıl ise müzikaller çağı oldu...

Webber geçen yüzyıla damgasını vuran “Cats” ve “Phantom of the Opera” müzikallerinin yazarı...

Şimdi de onun yeni eseri “Cinderella” sahneleniyor... Fotoğrafını gördüğünüz bu oyunun, İngiltere’nin COVID-19 tarihinde çok önemli bir yeri olacak.

İngiltere 19 Temmuz yani bu pazartesi günü normal hayata geçişini ilan edecek.

Yazının Devamını Oku

Bu duvara iyi bakın: yıkılışı Berlin Duvarı kadar önemli

Manchester şehrinin güneyindeki Withington bölgesi polisi geçen pazartesi sabahı çok sayıda vatandaştan şikâyet telefonu aldı...

Vatandaşlar, şehrin bir binasının duvarına çizilen graffitiyi şikâyet ediyordu.

Çünkü o duvar graffitisinde üç isim hakkında ırkçı ifadeler ve çizimler vardı.

Hedefteki üç isim şunlardı:

Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka...

Bu üç kişi İngiliz milli takımının beş siyah oyuncusundan üçüydü... Üçü de bir gece önce oynanan İngiltere-İtalya maçında penaltı kaçırarak, takımlarının şampiyonluğu kaçırmasına neden olmuşlardı.

O gece İngiltere’nin ırkçı trolleri bu insanların hayatını cehenneme çevirdi.

Ve sonunda iş

Yazının Devamını Oku

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Yazının Devamını Oku

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare

Yazının Devamını Oku

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Yazının Devamını Oku