GeriErtuğrul ÖZKÖK Ara Güler'in tabutuna hangi bayrak örtüldü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ara Güler'in tabutuna hangi bayrak örtüldü

Bu sorunun cevabını yazının sonunda vereceğim.

Ama önce söylemem gereken çok önemli bir şey var.

Ben ki, post-mortem (ölüm sonrası) duyguların insanıyımdır.

Ara Güler’in ölümü üzerine bir yazı yazmak için bekledim.

Behçet Necatigil’in, “Çünkü asıl şiirler bekler bazı yaşları” dizesindeki gibi, çünkü asıl duygular bekler bazı anları...

Benim için Ara Bey’in arkasından yazılacak asıl an, Türk Ermeni Cemaati Episkoposu Sahak Maşalyan’ın onun cenazesi başında yaptığı konuşma anıydı...

Ara Gülerin tabutuna hangi bayrak örtüldü

Episkopos sözüne şöyle başlıyor:

“İşte bu kilise de tıklım tıklım, insan almıyor. Herkes burada Ermeni’si, Rum’u, Süryani’si, Keldani’si, Yahudi’si, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Arnavut’u, Gürcü’sü, Laz’ı, Hemşinlisi, Boşnak’ı, tüm Türkiye mozaiği burada.

İşte devlet erkânı, konsoloslar, belediye başkanları, sanatçılar, şarkıcılar, ressamlar doldurmuşlar bu mabedi. Basın mensupları, televizyoncular, yazarlar, şairler ve din adamları, hepsi yerlerini almışlar.

Beyoğlu esnafı ve kendisini bir guru gibi gören genç fotoğrafçılar, hepsi, hepsi son saygılarını sunmak için buradalar.”

Bu cümlelerin arkasından soruyor:

“Kimdi bu Ara Güler? Ne yaptı, nasıl yaptı? Tabutunu sarmalayan bu aura nasıl bu kadar parlak olabiliyor?”

Şu kutuplaşmış ülkede...

Şu birbirine düşürülmüş vatanımızda...

Şu elleri birbirinin gırtlağına sarılmış insanların anavatanında...

Kimdi bu insan...

Nasıl oldu, ne yaptı da hepimizi o tabutun etrafında yan yana getirdi, o nefret duygularını bir ayin için olsa da sildi süpürdü...
Ben düşünüyorum... Bütün mazimle, hatalarımla, sevaplarımla düşünüyorum...

En tepemizden en alttakine kadar hepimiz bir düşünelim diyorum.

Orhan Pamuk Hürriyet Pazar’da yazdı.

Ara Bey Türkiye’nin bu halinden dolayı üzülüyormuş, mutsuzmuş...

Ara Gülerin tabutuna hangi bayrak örtüldü

Hadi o zaman Episkopos’un ardından biz de soralım.

Nedir o hepimizin sevgisini, saygısını kazanmış “vatandaş Ara”nın o hüznü, o üzüntüsü...

Bir düşünelim...

Belki de hepimizin üzüntüsü o...

Öyleyse hepimiz bir şeyler yapalım...

Şimdi başlıktaki soruya geliyorum.

Ara Bey’in tabutu hangi bayrağa sarılmıştı?

Bayanlar baylar, hepimizin gönlünde yer etmiş büyük sanatçı Ara Güler Bey’in, Ermeni kilisesindeki tabutu Türk bayrağına sarılmıştı...

İşte e o yüzden “Korkmayın Türk kelimesinden” diyorum...

Emin olun, göğsünüzü gere gere telaffuz edin o kelimeyi...

Çünkü o kelimeye anlamını, manasını Büyük Atatürk vermiştir...

O kelimede katiyen ırkçı bir mana yoktur.

Türk’üyle, Kürt’üyle, Ermeni’siyle, Rum’uyla, Çerkez’i Laz’ıyla omuz omuza, silah kardeşliği ile kazanılmış bir Kurtuluş Savaşı ve kurtarılmış bir vatanın bütün insanlarını ifade etmek için söylenmiş kelimedir o...

Evet bizim, Türklerin, kazanılmış bir Kurtuluş Savaşı ile geldiğimiz noktada bir “Andımız” var.

O “ant” medeniyet, gelişmişlik, hoşgörü, refah, birlikte yaşama inancı ve hürriyet andıdır...

O “ant”tan da korkmayın.

O ant sabah okullarda okutulmuş, okutulmamış hiç önemi yok...

Önemli olan o andı hiçbir zaman unutmamak, unutturmamaktır...

ARA GÜLER DİNDAR BİR İNSAN MIYDI

ARA Bey 90 yıl önce, cenazesinin kaldırıldığı o kilisede vaftiz edilmişti.

Bir Hıristiyandı.

Hıristiyandı da acaba dindar mıydı?

Tabutunun başında konuşma yapan Episkopos Sahak Maşalyan, “Eğer dindarlık Tanrı’nın yarattığı yaşamı kutlamak ve kutsamaksa, evet” diyor...

Ama arkasından bir din insanı için çok düşündürücü bir tarif yapıyor.

EĞER DİNDARLIK  İNSANI KEŞFETMEKSE

Diyor ki:

“Çünkü o, bu yaşamın her kıvrımını, detayını takdir etti. Yaşam denen mucizeyi anlamaya çalıştı. Eğer dindarlık insanı keşfetmekse, insanı yüceltmekse, Tanrı’nın yarattığı tabiat ve insan kitabını incelemek, araştırmak ve takdir etmekse, pek çok kişiden daha çok dindar olduğunu söyleyebiliriz.”

DOĞRU BİLDİĞİNİ ÇOCUK  GİBİ YALIN SÖYLEMEKSE

Diyor ki:

“EĞER kimseye zarar vermeden yaşamı zenginleştirmekse dindarlık, eğer saflıksa, doğru bildiğini bir çocuk gibi yalın diyebilmekse, paraya pula önem vermeden işini namusluca yapmaksa eğer, pek çoğumuzdan daha dindardı.”

Siyasetin bile inanç üzerinden tarif edildiği bir dünyada, dindarlık ve inancın ne olduğunu çok güzel anlatan cümleler değil mi bu...

“Her ne yaparsanız, onu gönülden, sanki Rab için yapın. (Koloseliler 3:23)

Bu İncil ayeti yaptıklarımıza kalbimizi koymamız gerektiği konusunda bizi uyarıyor. Bir insanın hayatının özeti onun karakteridir. Biz yaşarken bir şeyler yaparız ve yaptığımız her şey ve onu yapma şeklimiz bizi biçimler. İnsan ürettiğiyle ve ilişkileriyle var olur. Ölüm anı geldiğinde yargı anı da gelir, bir anlamda. Cenaze törenleri ölen kişinin hayatının insanlar tarafından değerlendirildiği bir çeşit mahkemeye dönüşür. Tüm cenazelerde, bizler gibi katılımcılar sessiz sedasız içlerinden bir yargılama işine koyulurlar.”

BÜTÜN DEVLET VE HALK NİYE BU TÖRENE KATILDI

“Merhumun yaşamının değeri neydi? Sahi, şu tabutta yatan merhum Ara Güler’in doksan yıllık yaşamı ne değer ifade ediyor? Ama sessiz sedasız yapmayalım bu işi. Yüksek sesle başlasın insanların dünya mahkemesi Ara Güler için.

Türkiye Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan merhum için taziye mesajı yayınladı. TBMM Başkanı Sayın Binali Yıldırım da aynı şeyi yaptı. Pek çok bakan ve devlet yetkilisi de bu kervana katıldı. Medya ve sanat camiasında üzüntüsünü ifade etmeyen neredeyse kimse kalmadı diyebiliriz. Vefatı tüm televizyon kanallarında prime time haberlerine konu oldu. Vefatının yarattığı hüzün tüm gazete manşetlerini doldurdu. Hizmetleri ve katkıları anlatılıyor her yerde, fotoğrafları tekrar tekrar gündeme geliyor, hakkındaki sohbetler ve anma programları ekranları dolduruyor. İşte bu kilise de tıklım tıklım, insan almıyor.”

SÜRYANİ’Sİ, MÜSLÜMAN’I, KELDANİ’Sİ,  YAHUDİ’Sİ NEDEN HERKES BURADA

“Herkes burada Ermeni’si, Rum’u, Süryani’si, Keldani’si, Yahudi’si, Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Arnavut’u, Gürcü’sü, Laz’ı, Hemşinlisi, Boşnak’ı, tüm Türkiye mozaiği burada. İşte devlet erkanı, konsoloslar, belediye başkanları, sanatçılar, şarkıcılar, ressamlar doldurmuşlar bu mabedi. Basın mensupları, televizyoncular, yazarlar, şairler ve din adamları, hepsi yerlerini almışlar. Beyoğlu esnafı ve kendisini bir guru gibi gören genç fotoğrafçılar, hepsi, hepsi son saygılarını sunmak için buradalar. Bu vesileyle tüm misafirlerimize gönül dolusu teşekkürlerimizi sunuyoruz. Onurlandırdınız bizi ve büyük ustayı.”

BU AURA NEDEN BU KADAR PARLAK

“Biz de buradayız elbette. Kendi halkı. Cemaatimizin tüm organlarıyla, yönetim kurulları, kadın kolları, korolar, okullar, dernekler, öğretmenler ve öğrenciler, din adamları, Ruhani Meclisimiz ve yüreği yanık bir sevenler ordusu buradayız. Dua ediyoruz ve merhumun yakınlarına, sevenlerine ve tüm Türkiye’ye Patrik Genel Vekilimiz Sayın Başepiskopos Aram Ateşyan şahsında başsağlığı diliyoruz.

Kimdi bu Ara Güler? Ne yaptı, nasıl yaptı? Değeri neydi bizim için, insanlık için? Yurtiçinde ve yurtdışında nasıl böyle ünlendi? Bu kadar çok ödül, madalya ve övgü niye? Tabutunu sarmalayan bu aura nasıl bu kadar parlak olabiliyor?”

DOĞDUĞUN GÜN VE NİÇİN DOĞDUĞUNU KEŞFETTİĞİN GÜN

“Hayatın en önemli iki gününden birincisi doğduğun gündür, ikincisi ise niçin doğduğunu keşfettiğin gün (Mark Twain). Ara Güler niçin doğduğunu çok erken yaşlarda keşfeden o şanslı insanlardandı. Yaşam uğraşısını seçerken çok zaman kaybetmedi. Çocukluğunda merak sardı fotoğrafçılığa ve doğum nedeninin bu sanat olduğunu anladı ve tüm varlığıyla ona adandı. Yaşamı işi, işi yaşamı olan ender insanlardandı. Doksan yıllık ömrünün son anına kadar kamerasından ayrılmadı. O doksan yıllık bir çınardı ve bilirsiniz, çınarlar ayakta ölürler.”

BAZI İNSANLARIN ELİNDE  SİHİRLİ DEĞNEK VARDIR

“Bazı insanların elinde sihirli bir değnek var gibidir. Dokundukları yerden kıvılcımlar çıkartarak güzelleştirirler dünyayı. Bazı insanlara salt var olmak yetmez, onlar ışık saçmak isterler. Hayata, ideallerine ve işlerine adanmışlıkları öylesine yanıp tutuşurcasına olur ki yangınlarından büyük aydınlıklar doğar. Elinde kamerası saatlerce uygun bir görüntü peşinden koşan bir avcıydı Ara Güler. Bir ışık ve gölge avcısı. Ara’nın yanıp tutuşmasından dünyanın nice karanlık köşesi, özellikle güzel İstanbul’umuz aydınlandı. Onun aydınlatıp kaydettiği anlar, anılar ve tarihi tanıklıklar hiç kaybolmayacak.

Bir meslek icra etti. Foto muhabirliği. Kendisi fark etmeden bu basit zanaatı bir sanata dönüştürdü. Usta, ölene kadar yaptığının bir sanat olmadığını iddia etti durdu. İşlerini ve emeğini görenler öyle düşünmüyordu. Fotoğrafları apaçık birer sanat eseriydi. Çünkü seyredenlere sanatın oluşturduğu coşkuyu ve zevki aktarıyordu. O ise fotoğraflarının sanatsal yönünden ziyade haber ve duygu aktarması, tarihe tanıklık etmesi ve insanları düşündürüp empati oluşturması yönüyle ilgileniyordu.”

AZİZ İSTANBUL’U GÖZLERİ AÇIK SEYREDİYORDU

“Bir İstanbul aşığıydı Ara Güler. Yahya Kemal’in ‘baktığı’ bütün tepelerden o da seyretmişti Aziz İstanbul’u. Orhan Veli’nin gözleri kapalı dinlediği İstanbul’u Ara Güler gözleri açık seyrediyordu. Bir bebeğin merak dolu kocaman açılmış gözleriydi onunkisi. Seyrettiği İstanbul’un gizemini yakalamaya çalıştı hep. Seyrettiklerini kaydetti ve hazinesini bir insanlık mirası olarak hepimize ve tüm zamanlara bıraktı.

O bir İstanbul aydınıydı. İyi bir eğitim almış, yabancı diller bilen ve gününün tüm aydın ve sanatçılarıyla etkin bir iletişime girmeyi becermiş hümanist bir vatan evladıydı. O bir köprü adamdı. Bir ucu Ermenilikte, ötekisi Türklükte, bir ucu Hıristiyanlıkta ötekisi Müslümanlıkta, bir ucu Türkiye’de öteki ucu dünyanın bütün ülkelerinde. Kral saraylarından gecekondu mahallelerine, oradan sanat çevrelerine akıp durdu. Hepsinin kavşağında bu çok ilginç, bu çok renkli ve kendine özgü adam, Ara Güler duruyordu. Pergel gibi geniş açmıştı ayaklarından birini dünyanın bütün ufuklarına doğru. Ama bir ayağı hep vatanında perçinlenmişti, İstanbul’da, Beyoğlu’nda. Bu toprakların güler yüzlü sentezi oldu. Büyük adamların sofrası ona hep açıktı. Ama gönlünü celbeden küçük insanların muhteşem dünyasıydı. O dünyayı kaydetmek, taşımak ve gözümüze sokmak istedi. Bütün tarih küçük insanların yaşamının toplamıdır, bütün evrenin atomların toplamı olduğu gibi. Ara Güler bunu çok erken anlamıştı. Önemsiz gibi gözüken enstantaneleri yakaladığında bir tarih yazarı olduğunu düşünüyordu. Bir fotoğraf kamerasının objektifinden tarafsızca kaydedilmiş bir tarih parçasıydı her fotoğrafı.”

EĞRİ BİR İNSANDAN DOĞRU HAYAT ÇIKMAZ

“Ara Güler’in insanlığına gelince. Eğri bir cetvelle düz bir çizgi çizemezsiniz. Eğri bir insandan da doğru bir hayat çıkmaz. Sadece doğru insanların becerebileceği bir şeydir doğru yaşamak. Ara Güler doğru adamdı. Bu yüzden doğru yaşadı, dolu dolu yaşadı. Başarılarla ve dostluklarla taçlanmış, uzun, sağlıklı ve mutlu bir ömür, doğruluğunun mükafatı oldu.

Ad ve soyadlarının insan psikolojisine ve yazgısına bir etkisi var mıdır, bilmiyorum. Ama eğer varsa, ARA GÜLER’in adındaki şifreler harekete geçerek ömrünün ‘ara’makla ve ‘güler’ek geçmesine sebep olmuş gözüküyor. Onu tanıyanlar araştırmacı tabiatının derinliklerinde gömülü gülmesini ve güldürmesini seven neşeli bir mizah ustası olduğuna tanıklık edeceklerdir.”

İNSANIN ANLADIĞINI YÜZÜNDEKİ TEBESSÜMDEN ANLARSINIZ

“Aristo ders anlatırken, birden durur ve bir öğrencisine sorar. ‘Anladın mı?’ ‘Anladım efendim’ der öğrenci. ‘Evet ama suratında anladığına dair hiçbir ifade görmüyorum’ der filozof öğrencisine. ‘Peki, anladığımı gösteren ifade ne olmalı suratımda?’ ‘Tebessüm’ der Aristo öğrencisine ve ekler. ‘Anlayan, gülümser.’ Bizim usta da çoktan anlamıştı hayatın daha çok bir sirke benzediğini. Oyun üstüne oyun ve ihtişamlı palyaçolar her yerde. Onun için gülüyordu ve güldürüyordu bol miktarda. O kadar çok şey görmüştü ki gözleri, yaşam onu bir bilgeye dönüştürmüştü çoktan.”

ARA GÜLER DİNDAR BİR İNSAN MIYDI

“Peki, Ara Güler dindar mıydı?

Günümüzün en büyük sorunlarından biri insanların dinleriyle yoğun bir şekilde meşgul olurken dinlerinin özünü yitirmeleridir. Dinin özü iyi kalpli ve ahlaklı insanı oluşturmaktır. Dinin özü Tanrıyı ararken insan kardeşini kaybetmemek, tam tersine onu kendin gibi sevmeyi öğrenmektir. Ara Güler doksan yıl önce bu kilisede vaftiz olmuştu. Cenazesinin de bu sevdiği kiliseden kalkmasını vasiyet etmişti. Çocukluğundan beri ziyaret ettiği bu kilisede keskin bakışları ve ince zekasıyla mensup olduğu dinin özünü kavramıştı ve teferruata dalmadan onun felsefesini özümsemişti. Sevgi. Tanrı’yı tüm kalbinle, aklınla ve tüm gücünle sevmek ve komşunu kendin gibi sevmek. Sana ne yapılmasını istiyorsan başkasına onu yapmak. O bunları yaşadı.”

EVET O DİNDAR BİR İNSANDI, ÇÜNKÜ...

“Ara Güler dindar mıydı? Eğer dindarlık Tanrı’nın yarattığı yaşamı kutlamak ve kutsamaksa, evet.

Çünkü o, bu yaşamın her kıvrımını, detayını takdir etti. Yaşam denen mucizeyi anlamaya çalıştı. Eğer dindarlık insanı keşfetmekse, insanı yüceltmekse, Tanrının yarattığı tabiat ve insan kitabını incelemek, araştırmak ve takdir etmekse, pek çok kişiden daha çok dindar olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer kimseye zarar vermeden yaşamı zenginleştirmekse dindarlık, eğer saflıksa, doğru bildiğini bir çocuk gibi yalın diyebilmekse, paraya pula önem vermeden işini namusluca yapmaksa eğer, pek çoğumuzdan daha dindardı.”

ÖLÜM İNSANIN YAŞAYACAĞI EN MUHTEŞEM MACERADIR

“‘Ölüm’ der Albert Camus, ‘Ölüm bir insanın yaşayacağı en muhteşem maceradır.’ Ara Güler’in de en muhteşem macerası başlıyor şimdi. Sonsuzluğa uğurluyoruz onu. Severdi macerayı. Mesleğiydi macera. Balta girmemiş ormanlara girdi, çıktı. Uçurumlarını seyretti bu harika dünyanın. Çöllerde de gezdi, sonsuz okyanuslarda da. Antik şehirler keşfetti. Şimdi ölüm denen o siyah gizemin ardında ne olduğunu keşfedecek. Ne kadar isterdi fotoğraf makinasını yanında götürebilmeyi öte tarafa. Ne güzel olurdu cennet çiçeklerini çekip bize gönderebilseydi. Bulutsuz gülebilen mutlu ve ölümsüz ruhlar neye benzerler, acaba? Onların ateş arabaları nasıl uçar? Meleklerin kanatlarındaki pırıltılar ne kadar göz alıcıdır, kim bilir? Oralarda da fotoğraflanacak İstanbul gibi güzel şehirler vardır mutlaka. Ne zannediyorsunuz, sadece bu gezegende mi hayat var? Tanrı’nın yaratabileceği en güzel dünyanın bu olduğunu mu sanıyorsunuz? Mukaddes İncilimizde müjdelenmiştir. ‘Gözün görmediği, kulağın işitmediği harikalar, Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırladığı güzellikler’ iyi insanları bekliyor. Ustayı bekliyor.”

GÜLE GÜLE VARBET, SEVGİ ADAMI ARA GÜLER

“Güle güle git, varbet, sevgi adamı Ara Güler. Biz buradayız, hepimiz. Dostların, seni yakından tanıyan, tanımayan herkes. Yüzümüzü sana dönük, eğiliyoruz büyük emeğinin önünde. Tüm bir ülke selamlıyoruz seni. Minnettarlığımızı sunuyoruz bize bıraktığın insanlık mirası için. Yaşamın boşa geçmedi. Güzelleştik, aydınlandık seninle. Allah rahmet eylesin. Nurlar içinde uyu.”

Episkopos Sahak Maşalyan

20 Ekim 2018, Beyoğlu Üç Horan Kilisesi

Fotoğraf sanatının çınarı Ara Güler’i kaybettik
X

Diyonizyak öfkenin kırmızı kart gördüğü muhteşem bir gece

Pazar gecesi benim için uykusuz bir geceydi...

Hayır hayır, geçirdiğim COVID-19 yüzünden değil.

Tam aksine cumartesi günü yapılan test negatif çıkmıştı.

Yaptırdığım 4 aşı sayesinde hafif bir nezleden bile hafif geçmişti.

Uykusuzluğumun nedeni 10 Büyükelçinin istenmeyen insan ilan edilmesi de değildi...

Nedeni, benim gibi bir spor manyağı için, tarihte az görülecek bir derbi gecesi olmasıydı...

Düşünebiliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

İlk gençlik hapınızı kaç yıl sonra alabileceksiniz

Şimdi kahvenizden veya çayınızdan bir yudum alın...

Siz “brunch şampanyacıları”, tabii ki siz de kadehinizi kaldırabilirsiniz...

Şu güzel pazar sabahı size çok umut verici bir haberim var...

Çok değil... İki-üç yıl sonra bir hapla gençleşme ihtimaliniz çok yükseldi...

*

Size ölümsüzlük vaat etmiyorum ama...

En geç 10 yıl içinde, sizi 150 yaşına kadar yaşatacak çok önemli gelişmeler olabilir.

Silikon Vadisi’nin en zengin 10 adamını alın...

Yazının Devamını Oku

Yaşayan bir numaralı Müslüman o olabilir mi

Adı Muhammed. Soyadı Salah.

Yani yüzde yüz Müslüman adı ve soyadı...

Dünya artık onu “Mo Salah” olarak tanıyor.

Liverpool’un şahane oyuncusu...

*

Bu yıl İngiliz futbol liginin başından beri Liverpool’u uçuruyor...

Ne Messi bıraktı ne Ronaldo...

İki haftadır futbolla ilgilenen herkes onun Manchester United’a attığı golü ve asisti konuşuyor.

Şimdiden futbol tarihine geçti...

Yazının Devamını Oku

Diyarbakır Müzesi'ndeki domuz dişi ve 48 saat sonra gelen bir haber

Geçen hafta Diyarbakır Arkeoloji Müzesi’ni gezerken rehberimiz bize ilginç bir şey anlattı.

Rehberimiz, vitrindeki süs eşyaları arasındaki bir domuz dişini gösterip şunları söyledi:

“Domuz insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvandı. O nedenle mezarlarda bulduğumuz süs eşyaları domuz dişinden yapılmış eserlerdi.”

*

Demek ki domuz, bu topraklarda, yani Mezopotamya’da insanoğlu ile birlikte yaşamaya başlayan ilk hayvanlardan biriymiş... Ne ilginçtir ki yine bu topraklarda doğan iki inancın, Müslümanlığın ve Yahudiliğin de haram ilan ettiği ilk hayvan oldu.

Diyarbakır’da rehberimizden bunu dinlememizden 48 saat sonra dünya medyasına şu haber düştü:

New York Üniversitesi’nden bir doktor grubu çok ilginç bir deney gerçekleştirdi.

Domuzun bünyesinde geliştirilen bir böbreği, ailesinin iznini alarak, beyin ölümü gerçekleşmiş bir insanın bedenine bağladılar.

Yazının Devamını Oku

En iyisi halayı size Hint atasözü ile anlatayım

Çok sevdiğim bir Hint atasözü aynen şöyle diyor:

“Dans etmek kalplerimizin konuşmasını duymaktır...”

*

Halay da bir danstır...

Dans literatüründeki adı “folklorik dans”tır...

-

Fanatikler danstan korkarlar... Aralarında “hayatında hiç dans etmemiş olmakla” övünenler vardır.

Korkmakta haklıdırlar... Çünkü dans, onları besleyen nefreti, bir ilkokul çocuğunun bembeyaz silgisi gibi yumuşacık dokunuşlarla siler...

Yok eder...

Yazının Devamını Oku

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku