Allah’ım... 30 yıl sonra nasıl böyle bir dünya...

BU fotoğrafı geçen sonbaharda Los Angeles yakınlarındaki Joshua Tree Milli Parkı’nda çektirdim.

Allah’ım... 30 yıl sonra nasıl böyle bir dünya...

*

Bu ağacın adını ilk defa 30 yıl önce kızım Gülümsün’den işitmiştim.

Doçentlik unvanımı alıp üniversite öğretim üyeliğinden ayrılmış ve Hürriyet’in Ankara temsilcisi olmuştum.

*

Rahmetli Turgut Özal’la birlikte bir yurtdışı gezisine gidecektim.

Gülümsün, “Baba bana U2’nun Joshua Tree adlı CD’sini getirir misin” demişti.

*

Henüz 15 yaşındaydı... Dünyaya umutla bakan bir çocuktu.

Bense o yıl kırkıma girmiştim.

U2’nun solisti Bono o yıl 27 yaşındaydı.

*

Dünyada büyük liderler dönemiydi.

Türkiye’nin başbakanı büyük vizyoner Turgut Özal’dı...

*

Amerika Birleşik Devletleri’nin başında Vietnam Savaşı’nda yıkılıp giden Amerikan ruhunu yeniden inşa eden Reagan vardı.

*

Rusya’nın başında, Gorbaçov vardı ve 70 yıllık Sovyet diktatörlüğünü bitirmeye çalışıyordu.

İngiltere, “Demir Leydi” Thatcher tarafından yönetiliyordu.

*

Fransa’nın başında son büyük lideri Chirac vardı...

*

Ve Almanya’da ise, aradaki duvarı yıkarak iki Almanyayı birleştiren Kohl bulunuyordu.

*

U2’nun “Joshua Tree” albümü işte böyle bir dünyada pop müziğinin olağanüstü gücünü bir kere daha ispat eden harika bir rüzgâr gibi gelmişti.

*

Joshua Tree, çölde yetişen bir ağaç.

Mormonların gözünde “Vaat edilmiş toprakların” sembolü.

Geçen yıl sırf bu harika albümün ismindeki ve kapağındaki bu ağacı görmek için gittim oraya.

Bu fotoğrafı onun için çektirdim.

*

1987 gönlümdeki “Vaat edilmiş dünyanın” güzel bir yılıydı.

“Elveda Başkaldırı” kitabını yazmıştım.

*

Ve önceki gece, işte bu harikulade müzik olayının 30’uncu yılında Barcelona’da “U2”yu dinlerken bambaşka bir duygudayım.

*

Dünya artık, liderlerin demokrasi duygularının küçüldüğü, içlerindeki despotun büyüdüğü,  IŞİD gibi yeni barbarların dünyaya hâkim olmaya başladığı bir dünyaydı...

*

Bizler yani 30 yıl sonra hâlâ, “Vaat edilmiş güzel dünyayı” umutla bekleyen insanlar için güzel bir umut ayiniydi.

*

Ama hepimiz biliyorduk ki, çöldeki Joshua Tree artık kurumuş bir ağaçtı...

Ve 30 yıldan sonra geriye o şarkı kalmıştı.

*

Önceki gece Barcelona’da, Katalan ruhunun bayrağını hep dik tuttuğu bu harika şehirde, hemen yanımdaki 20 yaşındaki gençlerle, 70 bin kişi hep bir ağızdan o şarkıyı söyledik:

“I Still Haven’t Found What I’m Looking For...”

*

“Aradığımı hâlâ bulamadım...”

*

Evet, böyle diyordu şarkı...

KORKARIM Kİ O ‘HERO’ AMACINA ULAŞMAK ÜZERE

DÜŞÜNCEMİ ilk cümlede özetleyeyim. Korkum şudur ki üzerinde “Hero” (Kahraman) yazılı tişörtle duruşmaya gelen sanık, amacına ulaşmak üzere.

*

Cumhurbaşkanı o tişörte çok bozuldu ve 15 Temmuz gecesi, “Bunları tek tipe sokmak lazım” dedi...

*

Adalet Bakanı zaten, durumdan vazife çıkarmaya  dünden hazır, o cümleyi emir telakki edip uygulamaya geçti...

Cezaevindeki “FETÖ”cüler tek tipe sokulacak.

*

AKP saflarında hiç ses yok...

Ülkenin öteki tarafı zaten sesini çıkaramaz halde.

Yani, “şeytanın avukatlığı” yine bana düşüyor ve soruyorum:

Bu kararı uygulamaya sokarken iyi düşündünüz mü?

*

“Düşündük” diyorsanız, “Bir kere daha düşünün” derim.

Neden mi? Onu da anlatayım...

*

Orta ve yakın tarih bize şunu gösterdi.

“Cezaevindeki siyasi tek tip, tarihte onu uygulayana hiç iyi bir hizmet yapmamıştır...”

*

Amerika Birleşik Devletleri, Guantanamo’da tek tipe soktuğu Taliban katillerini bile kısa sürede dünyanın gözünde mazluma çevirmiştir.

İnanmayan Guantanamo’yu anlatan filmlere baksın.

O güzelim turuncu rengi, Taliban katillerinin forması haline getirmek istediler, tam aksine zulmün sembolü haline geldi.

*

Bakın, New York Times gazetesinin 15 Temmuz günü yayınladığı Türkiye ile ilgili uzun haberin başlığında şu ifade vardı:

“Darbe ile ilgili sorular artıyor...”

*

Maalesef FETÖ konusunu hâlâ dünyaya anlatabilmiş değiliz.

O nedenle korkarım ki  adalet, yargı, insan hakları, demokrasi ve basın özgürlükleri konusunda düzeltme sağlayamadığımız takdirde, FETÖ’cülerin üstüne giydireceğimiz o tek tip, zalimin mazluma dönüş üniforması haline gelebilir.

*

Tekrar edeyim... Çok samimi korkum şudur...

Bu karar değişmezse o “Hero” tişörtü amacına ulaşmış olacaktır.

YAZIK

Allah’ım... 30 yıl sonra nasıl böyle bir dünya...

GEÇEN pazar Paris’te “Coldplay”, önceki gece Barcelona’da “U2” konserini izlerken çok hüzünlendim. Bir zamanlar benim ülkem de bu büyük müzik gösterilerinin güzergâhındaydı.

Michael Jackson, Rolling Stones, Roger Waters, U2, Madonna ve bütün öteki büyük gösteri sanatçıları İstanbul’a da geliyordu...

2010 yılından sonra hepsini kaybettik... Akdenizliliğimizi kaybettik...

Kendimizi bulalım diyerek, geçmişimize ve Ortadoğu’ya dönerken...

Bizi biz yapan ruhumuzu kaybettik...

BİLİN Kİ BİZ CEM  YILMAZ’IN YANINDAYIZ

YETER artık yahu...

Yeter...

Buramıza geldi.

İktidara en küçük eleştiri yapan insanlara karşı dijital âlemde yapılan bu linç...

Cem Yılmaz gibi bir insanı, Instagram hesabını kapatmaya mecbur bırakan bu alçak trol sürüsü...

Gerçek adını bile kullanamayacak kadar ödlek çeteler...

Bilin ki biz Cem Yılmaz’ın yanındayız...

Bilin ki bu ülkenin sanatçısı kazanacak...

Ve bir gün gelecek, FETÖ’cüler gibi sizin de ininize girilecek...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yeni başkandan sonra Dışişleri Bakanı da Maçakızı'ndan çıktı

Evet bildiğimiz Türkbükü’ndeki Maça Kızı’ndan...

Daha doğrusu Maçakızı’nın kurucu ortağı Sahir’in İstanbul’daki yalısından.

Arkasında çok güzel bir hikâye var ama önce dün gece gelen haberle başlayayım.

ABD’nin yeni başkanı Biden dün sabaha karşı Dışişleri Bakanlığı’na kimi getireceğini açıkladı.

Bakanlığa getireceği isim Antony Blinken’miş...

Şimdilik sadece şunu söyleyeyim.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bir gitarist geliyor.

Ama önce dün sabaha karşı bu haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şeyi yazayım...

Yazının Devamını Oku

Demir Lady mi güçlü yoksa Çelik Kraliçe mi

İngiliz sarayını anlatan “Crown” dizisinin son bölümünü, tabii yine çok severek izledim.

Bu sezonun bana en ilgi çekici gelen bölümü, sonlarda Kraliçe Elizabeth ile Başbakan Thatcher arasındaki konuşmaydı.

*

Falkland savaşını kazanan, yaptığı radikal reformlarla İngiliz ekonomisini düze çıkarmak üzere olan Thatcher, bunlara rağmen popülaritesini kaybetmiş, artık partisi içinde zayıflamıştır.



Partisi istifa etmesini istemektedir.

Yazının Devamını Oku

WhatsApp grupları çorabı delik kareyi niye çok sevdi

Bu fotoğraf bize bir WhatsApp grubundan geldi.

İlk gören eşim Tansu’ydu...

Altında şu yazıyordu:

“En sağdaki Prof. Uğur Şahin, aşıyı bulan biliminsanı. Almanya’da çekilmiş. Kucaktaki kardeşi diş hekimi, ayakta çorabı delik olan modacı olmuş.”

*

Evde hepimiz ilk bakışta çok sevdik bu kareyi.

Tansu çok etkilendi ve Instagram hesabından paylaştı.

Ancak bir süre sonra bir izleyicisinden şu notu aldı:

“Fotoğraf 1975’de Düsseldorf’a göçmüş bir aileye ait...”

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi'nin minberindeki hayalet

Yanan Vaniköy Camisi’nin yeni yöneticisi Uğur Vanioğlu camiyi teslim alırken bir sayfalık ayrıntılı bir devir teslim belgesini imzaladı.

Belgenin adı “Mülhak Vakıflar Devir Teslim Tutanağı”...

Bu tutanağı görmedim
ama eski tutanaklardan
bildiğim bir şey var.

Bu tür vakıf devir teslimlerinde her şey madde madde yazılır.

Neler mi?

Caminin işletme defteri.

Yazının Devamını Oku

Yanan Vaniköy Camisi ne zaman kime devredildi

Dünkü yazımda Vaniköy’de yanan cami ile ilgili bir gözlemimi aktarmış ve bir eleştiride bulunmuştum.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Bölge Müdürü Musa Akdeniz bir bilgi notu gönderdi.

Arkasından Kültür Bakanı Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da aradı.

Her ikisi de ilginç bilgiler verdi.

Geçen pazar gününden beri kamuoyunun dikkatini çeken bu camiyle ilgili ilginç bilgilere yer verilmişti.

Bugün bu bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

*

Bu cami 1671 yılında Bursa’da

Yazının Devamını Oku

Patlamayan şampanya patlayan bir gazoz ve...

Pazar günü Formula 1 final törenini izliyorum...

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp, Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

*

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Herkes Formula 1’in geleneksel şampanya patlatma seansını bekliyor.

Ama o ne?

Gazoz patlıyor...

Yazının Devamını Oku

Kozmik odadan çalıp açık kürsüden satmak

O günü hayatım boyunca unutmayacağım...

Bir bahane uydurularak Türk ordusunun en gizli kalması gereken bölümünün kapıları kırılarak içine girildi.

Girdikleri yer “Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı”ydı.

Orası neresi mi...

Ülkemiz işgale uğrarsa, vereceğimiz kurtuluş savaşında hangimizin nerede görev alacağını, hangi silahın nerede gömülü olduğunu, nasıl haberleşeceğimizi gösteren planlar ve isimler...

*

Hepsi tek tek çalındı.

Bir savaş halinde işgalci düşmana karşı vereceğimiz savaşın, yani beka savaşının bütün şifreleri, planları çalındı.

Ve kopyalandı...

Yazının Devamını Oku

Acil koduyla çağrılan bir 'balarısı haritası'

Son 72 saatte Türkiye Cumhuriyeti hükümetinden gelen mesajları alt alta yazıyorum.

Önce Cumhurbaşkanı Erdoğan konuştu ve dedi ki:

Önümüzdeki aylarda öngörülebilir, kolay erişilebilen yargı sistemi için adımlar atacağız...”

*

Bu cümlelerin ne anlama geldiğini ise iki gün sonra Adalet Bakanı Abdulhamit Gül açıkladı.

Bir kere daha benim şahsi zabıtlarıma geçmesi için en önemli maddelerini yazıyorum.

*

“Yargı, hiçbir kişi, kurum veya merciden emir, talimat, tavsiye, telkin almaz. Hiç kimse ve Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere hiçbir kurum yargı yetkisini kullanan mahkemelere vekâleten konuşamaz.”

*

Yazının Devamını Oku

Bir 'evet ama yetmez'cinin 18 aylık dolar kayıtları

Bundan 18 ay önce 31 Mayıs 2019 günü yazdığım yazının başlığı şuydu:

“Ben de tarihe ‘Yetmez ama evet’çi olarak mı geçeceğim...”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir gün önce Külliye’de “Adalet ve Yargı Reform Paketi”ni açıklamıştı...

Cumhurbaşkanı o gün Türkiye’ye ve bütün dünyaya şu mesajı vermişti:

“Olağanüstü hal hukuku dönemi kapanıyor...”

*

Cumhurbaşkanı o gün Adalet Reformu’nu “9 Amaç” başlığı altında toplamıştı.

Konuşmasında şu cümleleri dikkatle not almıştım.

*

Yazının Devamını Oku

Covid-19 aşısını bulan ekibin üçüncü kişisini de tanıyalım

Türkiye 10 Kasım günü Atatürk’ü anarken, İngiltere’nin en önemli gazetelerinden The Times’ın kapağında da karıkoca bir Türk çiftin fotoğrafı vardı.

1) Özlem Türeci ve Uğur Şahin...

Bu iki isim, şu an dünyayı sarsan, ekonomileri durduran, milyonlarca insanın hayatına ve işine mal olan COVID-19 virüsüne karşı ilk etkili aşıyı bulan insanlardı...

Yani onlar antibiyotiği bulan Alexander Fleming kadar önemliydi.

O nedenle haklı olarak dünyanın önde gelen bütün medya kuruluşlarının manşetindeydiler...

2) DÜN NAVTEX İLAN EDİLİRKEN MANŞETTEKİ O ÜÇÜNCÜ KİŞİ

ANCAK bu buluşun üçüncü bir kişisi daha vardı ki, onu manşetlerde fazla görememiştik...

Bazılarımız yabancı televizyonlarda rastlamıştı ama bu üçlü arasındaki ilişkinin en renkli ve sembolik kısmını görememiştik.

Yazının Devamını Oku

Aşının ilk etkisi yaşayan millet üzerinde, ikincisi ise

Ne şu ne bu...

Ne şunun gidişi ne bunun gelişi...

Bugünün en büyük haberi COVID-19 virüsüne karşı yüzde 90 etkili aşının bulunması...

Buluşun arkasında bir Türk kadını ile bir Türk erkeğinin bulunması da milletçe bonusumuz...

Aşı bulundu ve herkes gözünü piyasalara, borsalara dikti...

Tabii ki yükseldi...

Ama bana göre hayata dönüşün ilk harika işareti başka yerden geldi....

Live Nation’dan...

Yazının Devamını Oku

İktidardaki şeytan mı daha tehlikeli, muhalefetteki mi

Farkında mısınız...

Amerikan başkanlık seçiminin ortaya koyduğu çok tuhaf bir durum var:

KAZANAN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla seçildi.

KAYBEDEN: ABD’de bugüne kadar bir başkan adayının aldığı en yüksek oyla kaybetti...

Terazinin bir tarafı daha ağır bastı...

Ama öteki tarafı da ağır bastı...

Gelin öyleyse bu tuhaf şeytan terazisinin iki tarafında ne vardı ona bakalım...

Seçim sonrası

Yazının Devamını Oku

Emine Hanım'dan Sezen'e Ajda'dan Tarkan'a en sevdiğimiz Timur şarkıları

Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın mesajını da görünce, dünden beri şu sorunun cevabını arıyorum...

Son yıllarda adını çok az duyduğumuz Timur Selçuk nasıl oldu da, şu bölünmüş ülkede sağdan sola hepimize hayır duası okuttu?

İşçilerle 1 Mayıs şarkısını, ODTÜ öğrencileri ile Deniz Gezmiş’e ithaf edilen şarkıları söyleyen bir sanatçı, nasıl olur da Emine Erdoğan’ın gençliğinin de şarkıcısı olabilir?

Olabiliyormuş demek ki...

*

Bu ülkede pek çok insanın kafasında bir Timur Selçuk şarkısı vardır.


Yazının Devamını Oku

Önce 2 telefon geldi sonra da bu fotoğraf

Hani bir milletvekilinin Türkan Şoray için sarf ettiği o süfli cümleler vardı ya:

“Çamuriyetçi, HDPKK’cı, Amerikancı, İsrailci, emperyalist işbirlikçisi...”

Aynen böyle demişti...

*

Yazının çıktığı gün bir milletvekili aradı.

AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’ydı...

O gün yazımı okuduktan sonra Türkan Hanım hakkında o sözleri söyleyen milletvekilini aramış ve bu sözleri tasvip etmediğini söylemiş.

Telefonda bana Türkan Hanım hakkında çok güzel şeyler söyledi.

“O mülakatı ben de okudum. Ben de sizin gibi düşünüyordum. Ülkesine, halkına derin sevgiyle bağlı büyük bir sanatçının ince duyarlılığını gördüm. Halkımız onu hem insanlığı hem de muhteşem oyunculuğu ile gönlüne yerleştirmiştir.”

Yazının Devamını Oku

48 saat boyunca uykusuz kalmama değen bir itiraf

İki gün boyunca uykusuz kaldım... Çünkü Amerikan seçimlerini izledim...

Bu 48 saat boyunca uykusuz kalmama değecek çok önemli bir anı canlı izleme imkânım oldu.

Popülist bir liderin itiraf anını... Size o anı anlatmak istiyorum.

*

Sandıklar kapanmadan önce, yani oylama devam ederken ABD Başkanı Trump kendi kampanyasını yürüten ekibin merkezini ziyaret etti.

Orada kampanya sırasında çalışan insanlara teşekkür etti...

Önce şu gözlemimi aktarayım.

Trump

Yazının Devamını Oku

O gece arka koltuktaki kadın nereye kayboldu

Anlatacağım gerçek olay aynen şöyle cereyan etti...

Taksi şoförü 20 yaşlarındaki kadın müşterisini aldığında hava kararmak üzereydi...

Yolcunun verdiği adrese geldiklerinde ise hava iyice kararmıştı...

Şoför taksimetreyi durdurup müşteriye döndüğünde şaşırıp kaldı...

Arka koltukta kimse yoktu...

Oysa kapının açılıp kapandığını duymamıştı...

Ayrıca o açmadan kapıların kilitleri açılmıyordu...

Şoför durumu bağlı olduğu şirkete bildirdi.

Yazının Devamını Oku

Ayda bebeği ve Elif bebeği kim kurtardı

Ki kurtardı, canlı yayında hepimiz seyrettik.

Önce Kadıköy Belediyesi’nin bir görevlisi... Bir kova taşıyıcısı, o sesi duydu...

Herkesi uyardı...

Sonra Tunceli  AFAD’dan bir görevli bebeğin yanına indi...

Büyük bir sevgiyle elini tuttu Ayda bebeğin...

Hemen yanında Manisa Belediyesi’nden bir görevli vardı...

Bir jandarma görevlisini gördük o arada...

Biraz ileride Bursa Belediyesi’nden bir başkası...

Yazının Devamını Oku

Gece saat 01:00... Bizim evde alt kattan gelen çığlık

Pazar akşamı evde hepimiz ağır bir günün gecesinde, içimizde İzmir hüznü odalarımıza çekilmişiz...

Saat 01.00 civarı...

Alt kattan aniden bir çığlık geliyor...

Koşuyoruz...

Torunum Zeynep, ağzında maskesi ile haykırıyor...

“Kurtuldu... Yaşasın İdil kurtuldu...”

Kendim kadar eminim... Aynı an, Türkiye’nin dört bir yanında evlerden aynı sevinç çığlıkları yükseliyordu...

*

Sonra sabah oldu...

Yazının Devamını Oku

Depremden bir hafta önce önüme gelen papyonlu adam

1948 yılının ekim ayında bir gün...

Tahminen 5 veya 6 Ekim günü...

İzmir’in Kordon Boyu’ndan geçen bir otomobil fotoğrafta gördüğünüz bu binanın önünde durur...

Şoförün yanındaki kapı açılır, yuvarlak gözlüklü, papyonlu ve ince yapılı bir adam iner...

Biraz sonra binanın önünde kendisini karşılayanlarla birlikte bu pozu verecektir...

Bu fotoğraf karesi 72 yıl arşivlerde kaldıktan sonra bu yıl eylül ayında yayınlanan bir kitapta gün yüzüne çıkacaktır.

Kadere bakın ki, bu kitap, İzmir’de cuma günü yaşanan depremden bir hafta önce

Yazının Devamını Oku