Bayram iman ve erdemin zirvesi

BİR ramazan ayını daha geride bırakmanın habercisidir bayram. Bir ay boyunca tutulan oruçlar, yapılan dualar, ibadetler, okunan Kuran, üzerine düşünülen ayetler ve ramazanın manevi atmosferinden kazanılan farkındalıkların zirve yaptığı zamandır bayram.

İman ve erdem zirvesine çıkabilmek ne kadar önemli ve gerekliyse orada kalabilmek de o kadar önemli ve gereklidir. Kuran ayetlerine göre iman ve erdem birbirinden ayrılmaz ve biri olmadan diğeri de gerçek anlamda olmaz değerlerdir.

Bu yüzden bayramı, çıkılan zirveden artık inme vakti ya da başka bir ifade ile ramazan ayında sıkılaştırdığımız duygularımızı gevşetme zamanı olarak görmek hatalı olur.

RAMAZAN MÜSLÜMAN’IN KAMPIDIR

Ramazan ayı duyarlı olma, sorumluluk bilinci ile davranma ve önümüzdeki on bir ay için bir anlamda inananların hazırlık yaptığı kamp ayıdır. Sporcular geçmişte bıraktıkları müsabakalar için kampa girmezler. Gelecek müsabakalara hazırlanmak için kampa girilir.

Dolayısıyla inanan bir insan için ramazan bir çeşit kamp ayı bayram ve sonrası ise bu kamptaki hazırlıkların hayata taşınma zamanıdır.

Kamp döneminde ne kadar iyi hazırlık yapılır ve ne kadar özveri ile çalışılırsa o kadar başarı kazanılır. Erdemli bir Müslüman’ın en büyük hedefi de Allah’ın rıza ve sevgisini kazanabilmek için hayırlı ve güzel işlerde olabilecek en güzel şekilde özveri ile çalışıp çabalamak olmalıdır.

İMAN VE ERDEM DİRİ OLMALIDIR

Spor salonlarında kaslarını geliştirip güçlendiren ve sıkı bir vücuda sahip olmak için sürekli idman yapan kişiler gayet iyi bilirler ki idmanları bıraktığınız anda yavaş yavaş kaslarınız sıkılığını yitirmeye, vücudunuz da spor yaptığınız zamanki gibi dinç olmamaya başlar.

Ramazanda kazandığımız güzellikleri sürekli olarak diri tutmamız gerekir ki sahip olduğumuz güzellikler eksilmesin ve ruhumuzun kasları gevşemesin.

Ruhunun kasları gevşek ve güçsüz olan insanın vücudunun kasları ne kadar güçlü olursa olsun zorluklara karşı direnç göstermek noktasında o insan yine de zayıf bir yapıda olacaktır.

KURAN HAYATA TAŞINMALIDIR

Allah’ın rahmet ve sevgisinin bir sonucu olarak tüm insanlara gönderilmiş olan son vahiy, son rehber ve son yol haritası Kuran ile ilişkimizi ramazan ayı ile sınırlı tutmayarak her günümüzde her gecemizde ve mümkün olan her anımızda onunla yakın bir ilişki ve güçlü bir bağ içinde olmamız gerekir.

Kuran ayetleri Allah ile kulunu birbirine bağlayan eşsiz bir köprü gibidir. Bizi her türlü tehlikelerden koruyacak sağlam ve güvenilir köprü üzerinden Allah ile yakınlık kurmak yerine başka yollar arayan kişi türlü tehlikelere maruz kalır ve nereye çıkacağını bilemeyeceği maceralara sürükler kendini. Oysa vahiy, Allah’ın yeryüzündeki ipidir. Allah’ın ipine sımsıkı sarılan ve onun ile yol alan kişi aklını gerektiği gibi kullandığı ve vahye uygun düşünüp davrandığı müddetçe şaşırıp sapmadan dosdoğru yol üzerinden olacaktır.

DÜŞMANLIKLARI BİTİRELİM

“(Mademki) iyilik ile kötülük bir değil, sen (kötülüğü) daha güzel olan ile sav; bak, o zaman seninle arasında düşmanlık olan kimse, (eski bir) dostun, gerçek bir arkadaşınmış gibi davranır!
(Fussilet Suresi 34)

Bu bayram günlerini fırsat bilip küslükleri, geçimsizlikleri ve düşmanlıkları bitirelim. Rahmetin ve sevginin gerçek sahibi ve tek kaynağı olan Rabbimizi en fazla hoşnut edecek şeylerden biri en başta inananların sonra da tüm insanların barış, huzur, sevgi ve kardeşlik duyguları içinde bir arada yaşayabilmeleridir.

Kötülük ve düşmanlık insanı içten içe çürütür. Toprak ve su ile bağı olan bir çiçek gerek renkleri gerekse güzel kokusu ile etrafına güzellik saçar. Toprak ve su ile bağını kestiğiniz andan itibaren solmaya, kurumaya ve zamanla kötü koku vermeye başlar.

İnsan da iyilik ve güzellik ile beslendiği müddetçe etrafına güzellik saçar. İyilik ve güzellik ile bağı kopan insan ise su ile buluşamayan bir bitki gibi içten içe kurur, solar ve etrafa kötü hava yayar. 

Başkasına düşmanlık ve kötü hisler besleyen kişi en büyük zararı kendisine verir. İçindeki sevgi ve güzel duyguları körelterek düşmanlık, kin ve öfkeyi besler.

İçindeki kötü duyguları öldüren ya da en azından güçlü bir irade ile onları kontrol altında tutabilen kişiler ise Allah’ın desteği ile daha huzurlu, mutlu ve hem bedensel hem de ruhsal anlamda sağlıklı ve hatta daha uzun bir ömür yaşarlar. Bu konuda yapılan onlarca bilimsel çalışma bu tezin haklılığını açıkça ortaya koymuştur. Bu fırsat Allah’ın kuluna büyük bir lütfudur.

“Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve barışı esas alarak (erdemli) davranırsa artık onun ödülü Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” (Şûra Suresi 40)

DOSTLUKLARI PEKİŞTİRELİM

Kuran’ın ifadesi ile inananlar kardeştirler. Demek ki hem inanan olup hem de aynı anne-babadan dünyaya gelmiş olan kardeşler iki defa kardeştirler. Önce aile içindeki, eşler, kardeşler arasındaki dargınlıkları ve kırgınlıkları bitirmek için sevgi ve merhamet bağlarımızı pekiştirmemiz gerekir.

Sonra da diğer insanlar ile güzel bağlar kurmak için harekete geçmemiz gerekir. Gerek yakınlarımız gerekse dostlarımız tarafından haksızlığa uğrayan biz miydik? Varsın öyle olsun. Haksızlığa uğramış olmak, haksızlık etmekten bin defa iyidir.

İlk hamleyi, ilk girişimi, aradaki buzları eritecek ilk sevgi ve merhamet ateşini yakmayı karşı taraftan mı bekliyoruz? “Ben bunu hak edecek bir şey yapmadım” mı diyoruz? Varsın öyle olsun. Zeytin dalı bizim elimizden uzansın. Sevgi ve rahmet kapıları bizim elimiz ile aralansın.

ÖLÜMÜ UNUTMAYALIM

Unutmayalım ki ölüm, yaşamın ikiz kardeşidir. Yaşamla birlikte var edilmiştir. Alınan her bir nefesin yarısı yaşam, yarısı ölüm için alınır. Ölüm bize bu kadar yakındır.

Ömür, anne karnı ile toprak altındaki iki karanlık arasında yakılan bir kibrit alevi gibidir. Alev almasıyla sönmesi an meselesidir. Göz açıp kapar gibi geçecek ve bir gün son bulacaktır. Ölüm her an bize bu kadar yakınken, ömür dediğimiz şey göz açıp kapar gibi geçerken küslük ve kırgınlıkları uzatmayalım. Gidip sevdiklerimize sıkıca sarılalım. Kalpten gelen bir duygu ile onları çok sevdiğimizi haykıralım. Güzel günlerimizdeki muhabbetlerimizi, sevgi ve dayanışma bağlarımızı hatırlayalım. Başımızı omuzlarına yaslayıp ciğerlerimizi kokuları ile dolduralım. Her durumda kazanan biz oluruz.

“Affedin, hoş görün. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? (Hem de) Allah’ın çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcı olduğunu (gördüğünüz halde)?” (Nur Suresi 22)

İnşallah ömrünü ramazan kılıp ahiretini bayram edenlerden olabilme ümidi ve duası ile herkese birlik, barış, huzur, güven, anlayış, saygı ve sevgi içinde bir bayram ve bir hayat dilerim.

KURAN VE DUA

Rabbim! Beni diriliş gününde utandırma. O gün malın da, çocukların da faydası olmaz. Ancak Allah’a düzgün bir kalp ile gelen hariçtir. (Şuara Suresi 87-89)

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

En güzel hatırlama: Allah’ı anma

ZİKİR; anmak ve hatırlamak demektir. Eşsiz kelam ilahi beyan Kuran’ın sıfatlarından biri de zikirdir.

Kuran tüm insanlara gerçeği hatırlatan ilahi rehberdir: “Bu (Kuran), bütün insanlık için bir (zikir) öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir.” (Tekvir suresi 27)

Gerçek anlamda iman etmek ve imanın güzelliklerine tanık olabilmek için hem nefsimizdeki ayetlere tanıklık etmemiz hem de Kuran’daki ayetleri nakış gibi nefsimize işlememiz gerekir. Dünya hayatının nefsimizin üzerine çöken enkazı, gerçek ile bağımızı koparmakta ve ruhumuzun çığlıklarının duyulmasına engel olmaktadır. Bizim gönülden çabalarımızın bir sonucu olarak bizi bu enkazdan kurtaracak olan Allah’tır.

Bu yüzden nefsine iyilik etmek isteyen, sürekli olarak Allah’ı anıp hatırlamalıdır. Bizim Allah’a içtenlikle yönelip onu hatırlamamız, Allah’ın da bizi anma sebebi olacaktır: “Beni zikredin ki (anın), ben de sizi anayım. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin!” (Bakara suresi 152)

Gaflete düşmemek, sürekli olarak gerçeği hatırımızda tutmak ve sonunda kurtuluşa ermek için, içten gelen bir istekle Allah’ı çok anmamız gerekir: “Allah’ı çok anın ki, kurtuluşa erebilesiniz.” (Cuma suresi 10)

KALPLER ALLAH İLE TATMİN OLUR

Kuran ayetleri, nefsin azgınlık ve doymazlığından kurtulabilmenin, gerçek anlamda tatmin olabilmenin ve yatışıp huzur bulabilmenin ancak Allah’ın gerektiği gibi anılıp hatırlanması ile mümkün olabileceğini bildirmektedir: “Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle mutmain (tatmin ve huzur) olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad suresi 28)

Kuran, insanın gerçek anlamda tatmin olmasının ve huzur bularak rahatlamasının yolunun Allah’ı en güzel şekilde anmak, şükür sahibi olmak ve gönülden bağlılık ile teslimiyet duymaktan geçtiği mesajını vermektedir. Allah’ı çok anan ve ayetlerini hayatına yansıtan erdemli kişiler, nefislerini de her türlü kötülükten uzak tutmaya gayret eder ve günahlarda ısrar etmezler. Allah’ı unutanlar ise, Allah’tan boşalttıkları yere nefislerini koyarlar. Allah’ı unutarak nefsi ile hareket eden kişi, kendi eliyle felakete sürükler kendini.

ALLAH’I UNUTMAYALIM

Yazının Devamını Oku

En güzel teşekkür Şükür

ŞÜKÜR; övmek, müteşekkir olmak, ödüllendirmek, nankör olmamak, iyilik bilmek gibi anlamlara gelmektedir.

Psikologlar tarafından da şükür, insanı daha üretken, mutlu, enerjik ve sağlıklı yapan, ruhsal bozulmaları azaltan ve yaşam memnuniyetini olumlu yönde etkileyen psikolojik güç kaynağı olarak tanımlanmıştır. Aynı zamanda şükür, bireyin yaşamına büyük anlam veren umut, neşe, güzelliğin takdir edilmesi gibi erdemlerin arasında yer almaktadır.

Rabbimizin her buyruğu bizim iyiliğimiz içindir. Allah kendisi için bir şey istemez. Şükür sahibi olmak her anlamda bizim faydamızadır ki Allah bizden nankörlükten uzak bir şekilde şükretmemizi istemektedir. Allah insana doğru yolu gösterdiğini, şükretmenin ya da nankörlük etmenin ise insana kaldığını söylemektedir: “Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.”
                (İnsan suresi 3)

ŞÜKÜR KIYMET BİLMEKTİR

Şükretmek, bir anlamda kıymet bilmek ve insanın halinden memnun olması demektir. Allah’ın bize lütfetmiş olduğu sayısız nimet için ona minnettar olmak ve teşekkür etmektir. Şükreden insan, en zor durumlarda dahi sabırlı ve metanetli olur. Sahip oldukları ile yetinmeyi ve en zor durumunda dahi kendisinden daha zor durumdakiler ile paylaşmayı bilir. Şükür berekettir. Allah şükredenler için artıracağını söylemektedir: “Eğer şükrederseniz, ben de sizin için mutlaka artıracağım.”
                (İbrahim suresi 7)

Şükür, insanın ruhunun nefes almasıdır. Güzel huylara sahip olma vesilesidir. Esasen şükreden kendi için şükretmiş demektir: “Şükreden, kendi nefsi için (kendisi lehine) şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki, Rabbim kendi kendine yeten (kimsenin şükrüne muhtaç olmayan) ve (yarattıklarına karşı) sınırsız cömert olandır.”

Yazının Devamını Oku

Sahip olduklarımız emanettir

KURAN’da her fırsatta infak, zekât ve sadaka gibi Allah yolunda hayırlı işler için yapılacak harcamalara dikkat çekilir. 

Sahip olduğumuz maddi imkânlarımızı Allah yolunca harcayarak ve ihtiyaç sahipleri ile paylaşarak maddi ve manevi varlığımızı arındırmamız ve sorumluluk bilinci ile hareket etmemiz tavsiye edilir. Çoğumuz için malımız, vazgeçilmezimiz ve paylaşılmazımızdır. Öyle ki mala tutku ile bağlanırız. Paylaşırsak eksilir korkusuyla cimri davranırız. Önce ona sahip olmak ve elimizde tutmak için didinir, uğraşır, sonra da ondan mahrum kalmamak ve yoksun olmamak için korku, kaygı ve endişe duyarız. Oysa gerçek anlamda malı değerli kılacak olan şey onun en güzel ve ölçülü bir biçimde ihtiyaç sahipleri ile paylaşılmasıdır. 

MAL MÜLK İMTİHANDIR

İnsan kendini malı üzerinde gerçek anlamda tasarruf sahibi sanarak yanılır. Oysa mal ve mülk, insana emanet olarak verilen bir imtihandır. Allah, infak, zekât ve sadaka ile malın gerçek sahibinin biz olmadığımızı, bizim sadece emanetçi olduğumuzu hatırlatır. Malının sahibi olmayan kişi, kendinin de sahibi değildir. Kendinin sahibi olmayan kişi nefsine göre değil sahibine göre hareket etmelidir. Bu yolla insana, karşılıksız olarak infak et ve karşılığını sadece sahibinden bekle mesajı verilir. Eğer gerçek anlamda iman etmek ve imanımızın gereklerini yerine getirmek istiyorsak sahip olduklarımızı tereddüt etmeden harcamamız gerekir. 

Sayet biz Allah rızası için harcar ve karşılığını yalnız ondan beklersek, sahip olduklarımız temizlenip bereketlenecektir.

PAYLAŞMAK GÜZELDİR

Paylaşmak ve yardımlaşmak, özümüzdeki iyi duyguları harekete geçirir ve açığa çıkarır. Cimrilik ve doyumsuzluk ise özümüzdeki iyiliği karartırken, kötülügü parlatır. Dolayısıyla esasen cimrilik eden kendi nefsine cimrilik eder:

“İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah kendi kendisine yeten ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Fakir olan sizlersiniz.” (Muhammed suresi 38)

Yine infak ederek iyiliklerde bulunanlar da kendi nefislerine iyilikte bulunmuş olur:

Yazının Devamını Oku

Erdemli insan kimdir!

İNSANLARIN inanma, inanmama ya da inancının gereklerini yerine getirip getirmeme noktasında başkaları tarafından sorgulanıp yargılanmaları kabul edilebilir değildir.

Dünkü yazımızda da dikkat çekmeye çalıştığımız gibi her ramazan ayında bu tarz olumsuz örneklere tanıklık etmek son derece üzücü. Başkaları ile uğraşmak yerine kendimize dönebilsek ve kendi hata ve kusurlarımızı görebilsek keşke. Çünkü biz kendimizi ne kadar iyi ve doğru görsek de kesin olan bir gerçek vardır ki kendi hata ve günahımız yeter bize. Esasen kendine gerçek anlamda iyilik etmek isteyen her insanın başkalarındaki kötülükleri değil güzellikleri görüp örnek alması ve kendi halini daha iyi duruma getirmek üzere iç denetimini yapması gerekir. Doğru ve güzel olan her şey kaynağını kendisinden alır; başkalarının iyi ve güzel olanı yapıp yapmamasından değil. Dolayısıyla ölçümüz daima iyi olana yönelmek ve kötü olandan uzak durmak olmalıdır. Bunun için erdemli insan olmak ve her ne durumda olursa olsun erdemli kalmak için üstün çaba içinde olunmalıdır. 

ALLAH’A TESLİMiyet

Kuran ayetlerine göre Müslüman, insan olmanın onuruna, yani yaradılışına uygun davranan insandır. Müslüman olabilmek yani gerçek anlamda içtenlikle Allah’a teslim olabilmek için, önce erdemli bir insan olabilmek gerekir. Kuran’a göre erdemli insan, Allah’a derin bir sevgi ve saygı ile teslim olan ve en başta ona sonra da onun yarattıklarına karşı sorumluluk ve saygı bilincine sahip ilkeli insandır. Erdemli insan, iyi ve güzel olana yönelen, kötü ve çirkin olandan sakınan ve iyiliği yaymaya çalışan insandır. Doğruluk, güvenilirlik, cesaret gibi güzel özelliklere sahip ve aynı zamanda duyarlı, samimi, iyi yürekli, ölçülü ve tevazu sahibi olan insandır.

Erdemli insan, nefsine hâkim olan, Allah’ın sınırlarına tüm içtenliği ile riayet eden ve onun sınırlarını aşmaktan, nefsine ve şeytana uymaktan yine ona sığınandır.

Erdemli insan, nefsi ile yüzleşebilen, hatalarını görüp kabul eden, bahaneler üretmeyen, kendini düzeltmek için harekete geçen, eylemlerinin ahlaki sorumluluğunu üstlenen ve günahlarında ısrarcı olmayıp Allah’tan bağışlanma dileyen insandır.

İnsanın kendi ile yüzleşmesi ve vicdanının kınayan sesine kulak vermesi gereklidir. Çünkü insan kendi hatalarının, kusurlarının ve eksikliklerinin farkındadır.

Bu farkında olma halini daima diri tutmak ve bu iç denetim mekanizmasını sürekli olarak çalıştırmak gerekir. Önemli olan insanın nefsini ezmesi değil nefsi ile yüzleşmesidir. Çünkü nefsi kötülemek ya da ezmek değil, terbiye etmek, onarmak ve kontrol altına alarak iyiye eğilimli hale getirmek gerekir. Allah’ın ayetlerini dikkate alan, bozulmamış bir akıl ve vicdan, insan için yeterli ve adil bir hâkimdir. Dolayısıyla hepimizin kendimizi kınayarak hatalarımız ile yüzleşmemiz; hatalarımızdan dönerek aklımıza, vicdanımıza ve irademize hâkim olmamız gerekir. Kendi kendimizi kınamadığımızda, hatalarımızı fark etmemiz mümkün olmayacaktır.

KÖTÜ OLAN NEFİS DEĞİLDİR

Yazının Devamını Oku

Bence sen hiç oruç tutma!

ALLAH’ın her günü, her ayı insanlığımıza, imanımıza, hayra ve barışa yönelik iyi işlere biraz daha değer ve anlam katmak için bir fırsattır bize.

Ancak hem Kuran’ın indirilmeye başlandığı ay olması hem de oruç gibi muhteşem bir ibadetin yerine getirilmesi sebebiyle ramazan ayının ayrı bir farkındalığı ayrı bir dirilişi vardır insan için. Allah’a ve dine inandığını ifade eden her insanın, Kuran ayetlerinin anlam derinliği ile ruhunun ve bedeninin arzu ve isteklerini bu ay vesilesi ile gözden geçirmesi ve güzelleştirmesi gerekir. Ramazan ayının manevi atmosferine uygun şekilde bir arada yaşama, farklılıklara hoşgörü ile yaklaşma, insanların kişisel tercihlerine saygılı olma, neden ve ne için Müslüman olduğunun bilinci ile hareket etme duyarlılığını ortaya koymak gerekir.

ALLAH KİMSEYİ DİN  POLİSİ KILMAMIŞTIR

Bu kadar güzel bir ayda, her sene benzer olaylara tanıklık etmekten usandık artık. Biri etek giydiği için genç bir kıza sözlü ve fiili saldırıda bulunur, bir başkası sokakta dondurma yiyen çocuğa sataşıp üzerine yürür, bir diğeri yemek yiyen birilerini tehdit eder. Bu kişilere sormak gerekir. Sen oruç tutmak için oruç tutmayan insanlardan izin mi aldın? Oruç tutmayan insanlar oruç tutmamak için senden izin mi alacak? Ya da insanlar sen oruçlusun diye ortalıkta bir şeyler yiyip içmeyeceğine veya dilediği gibi giyinmeyeceğine dair seninle anlaşma mı yaptı? Kıyafet tercihi üzerinden bir insanı yargılarken açıp kalbine mi baktın. İnsanların iman derecesini ölçecek bilmediğimiz bir alet mi tasarladın? Sen orucu ne için ya da kimin için tutuyorsun? Tuttuğun orucu rahatça tutabilmene ve kimsenin bu konuda sana baskı yapmıyor olmasına sevinip şükredeceğin yerde kimin oruç tutup tutmadığının veya kimin inanıp inanmadığının hesabını yapma ya da oruç tutmayan biri üzerinde baskı kurma hakkını kim veriyor sana? Ey nasipsiz! Sen daha insan olamamışken nasıl Müslüman olacaksın? Daha nefsini tutamıyorken hangi orucu tutacaksın?

Sözüm ona Allah ve din adına insanlar üzerinde baskı kurmaya çalışan biri, Allah’ı da dini de hiç tanımamış biridir. Bu kişilerin öğrendikleri din Allah’ın dini değildir. Geleneklerden gelen, kültürel olan ile şekillenen, her türlü hoşgörüsüzlüğü, ayrımcılığı, kabalığı, şiddet ve zulmü meşru kılabilen bir zihniyetin ürünüdür.

Bu tür davranış sergileyen insanların tamamına yakınının iman ettiğini ifade ettiği Kuran’dan zerre kadar haberi yoktur. Haberleri olsa bu şekilde davranamazlar. Haberleri olmasına rağmen bu şekilde davransalar Müslüman kalamazlar.

Ayetler açıkça dinde baskı yapılamayacağını ifade eder: “

Yazının Devamını Oku

Allah’a hak ettiği değeri verelim

UNUTMAMAK gerekir ki ancak Allah varsa insanın bir anlam ve değeri vardır. Allah bizi seven ve sahip olduğumuz tüm değeri bize verendir.

Biz nankörlük ederek hak ettiği değeri vermesek de Allah’a, o hak etmediğimiz kadar bize değer vermiştir. Bunun sebebi bellidir. Biz nefsimize zulmederek yüz çevirsek de Allah’tan, O yine de rahmet ve sevgisi ile bize fırsat vermiştir. Çünkü biz, dünyalık sevgi ve tutkulara karşı zengin ama Allah’a olan sevgi ve muhabbetimizde fakirken, o bize olan sevgi ve rahmetinde zengin ve cömerttir. Hak etmediğimiz bir durum ve davranış ile karşılaştığımızda ve üstelik sevdiğimiz insanlar bize bunu yaptığında derin bir sarsıntı duyuyor ve haliyle bunu hak edecek bir şey yapmadığımızı düşünüyoruz.

Peki, nasıl oluyor da kendimize hak etmediğimiz şekilde davranılmasını istemiyorken Allah’a hak etmediği bir şekilde davranabiliyor ve onunla aramıza mesafe koyabiliyoruz? Nasıl oluyor da bize hiç ama hiç ihtiyacı olmayan ve dilediği anda bizi yok edebilecek olan Rabbimize gönül koyar ya da naz yapar gibi davranabiliyoruz?

GERÇEK YAKINLIK ALLAH İLE KURULANDIR

Bizim için çok değerli olan ve çok sevdiğimiz biri ile aramız açılsa günlerce kendimize gelemiyorken sevilmeyi en çok hak eden ve bizi herkesten çok seven Rabbimiz ile aramızı açıyor ve bundan dolayı hiç üzüntü duymuyoruz. İnsan çok sevdiği ve güvendiği insanların yakınında olmak ister. Zorluk ve sıkıntı anında onlardan destek alır. Esasen gerçek anlamda iman bilincine erişmiş kul için insanı tam olarak tatmin edecek yakınlık Allah ile kurulandır. Nasıl bir durumla karşı karşıya olursak olalım en fazla değeri Allah’a vermemiz ve yine en fazla ona yakın olmamız gerekir. Çünkü insan en fazla Allah’a yakın olduğu zaman güvende hisseder kendini. Allah bizi bu kadar seviyor ve bize yakın duruyorken nedir bizdeki bu soğukluk, uzaklık ve güvensizlik?

Şüphesiz Allah kendisine yakın olmak isteyen kullarına yakın olan ve onların yakarışlarına en güzel şekilde karşılık verendir: “Yalnız Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse günahlarınız sebebiyle ondan bağışlanma dileyin ve sonra da tövbe ve pişmanlık ile ona yönelin. Şüphesiz benim Rabbim, (kendisine yönelen herkese) yakınlık gösterendir, (dualara) en güzel şekilde karşılık verendir.” (Hud suresi 61)

BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?

KURAN ÜZERİNE YEMİN EDİLEBİLİR Mİ?

Yazının Devamını Oku

Allah samimi çabaya bakar

ALLAH bizim hak etmediğimiz kadar rahmet sahibidir.

Allah sonsuz rahmet ve merhameti gereği kullarını bir başına bırakmayarak vahiy ile şereflendirmiştir. Vahiy ile doğrunun, hak ve adaletin ne olduğunu göstermiş, hayra ve barışa yönelik işler yapan kullarını en başta rızasıyla sonra da cennetleri ile mükâfatlandıracağını söylemiştir. Dolayısıyla önemli olan Allah’ın ayetlerine uygun bir hayat yaşayıp hayra ve barışa yönelik işler yapabilmektir. Önemli olan Allah’ın rızası gözetilerek ihlaslı bir şekilde hayırlı işlerde çalışmaktır. Bazen ne kadar ısrarla istesek de yapmaya çalıştığımız hayırlı işler dilediğimiz şekilde sonuçlanmayabilir. Örneğin bir insanın inanması ve doğruları görmesi ya da bir kötülük veya haksızlığın ortadan kalkması için çok uğraşmamıza rağmen olumlu bir netice alamayabiliriz. Ancak önemli olan bizim erdemli duruşumuzdan ödün vermeden ihlas ve kararlılıkla çalışıp uğraşmamızdır. Allah bizim başarımızı değil, başarılı olmak için ortaya koyduğumuz samimi çabamızı dikkate alır. Sonuçta kişinin dilemesine bağlı olarak hidayeti nasip edecek olan da hayırlısıyla biz dersimizi alıp kendimize geldiğimizde kötülüğü ortadan kaldıracak olan da Allah’tır.

İNSANLAR SONUCA BAKAR

Oysa insanlar böyle değildir. Bir işyerinde sabah akşam canla başla çalışsak yine de patron yıl sonundaki kârlılığa ya da hedeflere ne oranda ulaşıldığına bakacaktır. Bir sınava hazırlanmak için gece gündüz çalışsak ama yine de birkaç saatlik sınav süresinde herhangi bir sebeple sınavımız hak etmediğimiz şekilde kötü geçse, emeklerimizin karşılığını alamayacak ve tüm çabamızın boşa çıktığını göreceğiz. Sonsuz rahmet sahibi olan Allah ise sonuca değil, bizim kendi yolunda kurallarına uygun bir şekilde sarf ettiğimiz samimi çabamıza bakacaktır. Örneğin tüm yaşamımız boyunca insanlara Allah’ın ayetlerini anlatsak, onları doğru olana ve kendilerini karanlıklardan aydınlığa çıkaracak nura çağırsak, erdemli işler için çalışsak ama tek bir kişi bile bizi dikkate almasa yine de Allah’ın izni ile emeklerimizin karşılığını en güzel şekilde alırız. Bu yüzdendir ki Allah, merhamet edenlerin en merhametlisi ve hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

ADALET TERAZİSİ ŞAŞMAZ

Allah’ın terazisi, bizim terazimiz gibi değildir. Şaşmaz bir hassaslık ile tartılır herkesin yapıp ettiği. Kimseye haksızlık yapılmaz, kimse kayrılmaz, kimseye dünyadaki makamına, konum ve durumuna göre muamele edilmez. İşte o gün gerçek anlamda hesabın görüleceği ve doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edileceği gündür:

“Ve kıyamet günü (öyle) doğru, (öyle hassas) teraziler kurarız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz; bir hardal tanesi kadar bile olsa, (iyi ya da kötü) her şeyi tartıya sokarız; hesap görücü olarak kimse bizden ileri geçemez!”

(Enbiya suresi 47)

KURAN VE DUA

Yazının Devamını Oku

İslamofobi ile nasıl mücadele edilir?

DÜNKÜ yazımızda İslamofobinin tarihçesine ve günümüzde özellikle Batı’da İslamofobinin Müslümanların hayatlarında yol açtığı somut problemlere değindik. Bugün konumuza devam edecek ve İslamofobi ile nasıl mücadele edilebileceğine dikkat çekmeye çalışacağız.

İslamofobiyi besleyen önemli kaynaklardan birisi terördür. Sözde din adına yapılan terörist saldırılar neticesinde İslam hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan kitleler İslam’ın bir şiddet dini olduğu izlenimine kapılmakta, İslam’a ve onun takipçilerine karşı cephe alabilmektedirler. Kimi zaman bu durum beraberinde Müslümanlara karşı işlenen sözlü ve fiziki saldırıları getirmektedir. 

Örneğin geçtiğimiz ay Manchester’da meydana gelen bombalı saldırıdan hemen birkaç saat sonra yine Manchester’da bir cami İslam karşıtları tarafından kundaklandı. Yine Amerika’da San Bernardino’da yaşanan terör saldırısından sonra İslamofobik eylemlerin bir sene içinde 3 kat arttığını biliyoruz. Dahası, bu terör eylemlerinin Batı’da aşırı sağın yükselmesine katkı sunduğu gözden kaçmamalıdır. Terörden faydalanan aşırı sağ, İslamofobiyi araçsallaştırıp siyasi amaçları için kullanmayı başarmıştır. 

KURAN NE DİYOR?

Kuşkusuz bu terör-İslamofobi sarmalından çıkmadan sorunun çözülemeyeceği açıktır. İslam’ın terörle ilişkilendirilmemesi içinse Kuran’ın bu konuda neler söylediğinin dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekir. Öncelikle Kuran’da, Maide Suresi 32. ayette bir kişiyi haksız yere öldürmenin tüm insanlığı öldürmek gibi olduğu bildirilir. Kuran, cana kıymayı yasaklarken savaş durumuna bir istisna tanır. 

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, savaşın Müslümanlar tarafından açılmaması, Müslümanlara sadece savunma adına savaşma izni verilmesidir. Kuran, barışı esas alan bir kitap olarak bir grupla sadece o gruptaki insanlar Allah ve din konusunda farklı fikirlere sahipler diye savaşma izni de vermemiştir: 

“Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah, adaleti ayakta tutanları sever. Allah sizi; ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan yasaklar.” (Mümtehine suresi 8-9)

CHARLIE HEBDO ÖRNEĞİ

Buna rağmen bazı kişiler masum canlara din adına kıydıklarını iddia edebilmektedirler. Oysa yapılan terörist eylemler dinin bir emri olmadığı gibi, Kuran’ın masumların haklarının korunması ile ilgili birçok ayetine aykırıdır. Bu noktada verilebilecek bir diğer örnekse Fransa’da yaşanan Charlie Hebdo saldırısıdır. Hatırlanacağı gibi dergiye yapılan bu saldırının, dergide İslam’la alay edildiği için gerçekleştirildiği iddia edilmişti. 

Yazının Devamını Oku

İslamofobi

MODERN dünyanın hastalıklarından biri de ırkçılıktır.

Irkçı düşünce kendisi gibi olmayanı dışlamakla ve farklı olanları psikolojik bir şiddete maruz bırakmakla kalmamaktadır. Bunun yanında ırkçılık, farklı etnik ve dini kökenlere sahip kişilerin hayatta dezavantajlı konuma düşmesine neden olmaktadır. Kuşkusuz ırkçılığın günümüzdeki tezahürlerinden birisi de farklı kültürlere ve dinlere mensup insanların gündelik hayatta psikolojik ve sosyal şiddete maruz kalması şeklinde gerçekleşir.

Günümüzde bilhassa Batı dünyasında bu şiddetten en çok nasibini alanlar Müslümanlar olmaktadır. İslamofobi olarak anılan bu eğilim, Müslümanlardan, sırf Müslüman oldukları için korkulması, onlardan nefret edilmesi ve hatta tiksinilmesi anlamlarını taşır. Tıpkı yabancı düşmanlığı anlamına gelen zenofobideki gibi, İslamofobi’de de bu korku ve nefretin kökeninde nefret edilen kültür/din hakkında derin bilgi sahibi olunması değil, tersine derin bir cehalet yatmaktadır. Hiçbir şey bu durumu, dünyanın en ünlü militan ateisti Richard Dawkins’in “İslam’ı eleştirmek için Kuran’ı okumama gerek yok”  tweet’i kadar iyi açıklayamaz sanırım.

GEÇMİŞTE İSLAMOFOBİ

İslamofobi’yi tarihte gerilere götürmek mümkündür. Örneğin Reformasyon hareketinin mimarlarından Martin Luther’in Türkler ve Müslümanlarla ilgili olumsuz görüşleri onlarca örnekten sadece birisidir. Luther, Müslüman Türkleri Tanrı’nın Hıristiyanları cezalandırmak için gönderdiği  “bela” olarak tasvir etmiştir. Benzeri birçok yaklaşım Erasmus gibi saygıyla anılan isimleri tarafından seslendirilmiştir. 

Elbette İslamofobi bugün farklı bir şekilde tezahür etmektedir. O günlerde standart bir Batılının bir Müslüman ile karşılaşma olasılığı çok düşüktü. Müslümanlar hakkında öğrenilenler Doğu’yu ziyaret eden Batılıların yazdıkları ve bu yazarların hayal dünyalarında yarattıkları ile sınırlıydı.

GÜNÜMÜZDE İSLAMOFOBİ

Bugünse İslamofobi temelde iki kaynaktan beslenmektedir. Bu kaynakların birincisi kendini Müslüman olarak tanımlayan bazı kendini bilmezlerin işledikleri terörist eylemlerdir. Bu terörist eylemler neticesinde Batılıların zihninde yüzlerce yıldır süregelen

Yazının Devamını Oku

Neden nasıl dua edelim?

DUA mana itibarıyla çağırmak, seslenmek, istemek, yardım ve destek talep etmek gibi anlamlara gelmektedir.

Sınırlı, sonlu ve ihtiyaç içinde olan insanın gönülden ve tüm benliği ile sınırsız, sonsuz ve mutlak kudret sahibi olan yüce Allah’a yönelip ondan istek ve dilekte bulunmasıdır dua.

Dua bir anlamda: “Rabbim ben elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettim şimdi hayırlısı için senden yardım ve destek talep etmekteyim” demektir. Bu yüzden duadan önce duyarlı ve samimi bir şekilde emek ortaya koymak gerekir. 

ARAYA KİMSE GİREMEZ

Kullarım, beni sana soracak olurlarsa, gerçekten de ben pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin çağrısına cevap veririm. Öyleyse onlar da bana karşılık versinler ve bana güvensinler ki doğruya erişsinler” (Bakara suresi 186)

Dua, üzerimize yazılmış bir ibadet olmanın yanında aynı zamanda bizim için psikolojik manada bir rahatlama, huzur ve gönül tatmini doğurur.

Duada Allah ile kul arasında kimse yoktur. Kul, Yaradanına halini arz eder ve yakarışta bulunur.

Allah’a gönülden iman etmiş bir kul, kendisini yaratan Rabbinin kendisini en iyi bilen olduğunu ve yakarışlarına en güzel şekilde cevap vereceğini bilir.

İnsan, Rabbine her an muhtaçtır. Dolayısıyla dua ve ibadetler yoluyla her an ona yakın olmak durumundadır.

Yazının Devamını Oku

En güzel isimler Allah'ındır

ESMÂÜ’L-HÜSNA, Allah’ın isimleri için kullanılan bir tabirdir. “İsim” kelimesinin çoğulu olan “esmâ” ile “güzel, en güzel” anlamındaki “hüsna” kelimelerinden oluşan Esmâü’l-Hüsna, Allah’ın isimlerini ifade etmektedir.

Allah’ın duyular ile algılanması mümkün değildir. Allah’ı, Kuran ayetlerinin bize ifade ettiği şekilde evren ve insan ile olan ilişkisi bakımından tanıma imkânımız bulunmaktadır. Kuran ayetlerinin ifadesiyle en güzel isimler Allah’ındır. Kuran’da Allah’a bu isimleri ile yönelmemiz, onu bu isimleri ve sıfatları ile yüceltmemiz buyrulmaktadır:

En güzel isimler (Esmâü’l-Hüsna), Allah’ındır; ona onlarla dua edin.” (Araf suresi 180)

“De ki: İster Allah diye yakarın ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler (Esmâü’l-Hüsna) onundur.” (İsra suresi 110)

Allah’ın isimlerinin anlamları ve geçtikleri ayetler, örnek verilen başlıklar altında şu şekilde sunulabilir:

 

YARADAN, BAŞLANGICI VE SONU OLMAYANDIR

 

Yazının Devamını Oku

Neden Allah’tan başka ilah yoktur

ÖNCELİKLE Allah dediğimizde ayetlerden hareketle ne anlaşıldığının ifade edilmesi gerekir. Allah; varlığı zorunlu olan, bütün övgülere layık bulunan, yaratan, yapıp eden, ezeli, ebedi olan, eşsiz, ortaksız kudret, kulluk edilmeye layık tek ilah.

Allah’ın nasıl bir varlık olduğu ile ilgili ayetler zaten neden Allah’tan başka ilah olamayacağının dini cevabını vermektedir. Bununla birlikte yine Kuran’da şayet bazı kimselerin iddia ettiği gibi Allah’tan başka ilah olsaydı bu ilahların kendi aralarında mücadeleye gireceklerine ve her birinin bir diğeri üzerinde üstünlük kurmaya ya da onu yok etmeye çalışacağına dikkat çekilir:  

“Allah asla herhangi bir çocuk edinmemiştir; onunla birlikte başka bir ilah da yoktur. Aksi halde her bir ilah kendi yarattığını kendinden yana çeker, böylece biri diğerine üstünlük kurmaya kalkardı. Allah onların tavsif ve tasavvur ettiklerinin çok ötesinde, aşkın ve uludur.” (Müminun suresi 91)

“De ki: “Eğer iddia ettikleri gibi onunla birlikte başka ilahlar olmuş olsaydı, onlar da otorite sahibine (yakın olmak ya da ona galip gelmek için) elbet bir yol bulmaya çabalarlardı.” (İsra suresi 42)

Yine evrene ve en küçüğünden en büyüğüne kadar hem evrenin hem de yaşamın ortaya çıkışındaki hassas ölçü ve dengelere baktığımızda ve tüm bunların devamını sağlayan yasaların birbiri ile uyumunu gözlemlediğimizde tüm bu sistemin tek bir var edici tarafından yaratıldığını anlarız.

Allah’tan başka ilahlar olsaydı hem yerde hem de gökte karmaşa çıkması ve her ilahın kendi yaratacağı yasaları devreye sokmaya çalışmasıyla düzensizliğin oluşması kaçınılmaz olacaktı:

“Eğer her ikisinde (gökte ve yerde) Allah’ın dışında ilahlar olsaydı, elbette, ikisi de bozulup gitmişti. Arşın Rabbi olan Allah onların nitelendirdikleri şeylerden yücedir.” (Enbiya suresi 22)

BİRDEN FAZLA İLAH ÇELİŞKİSİ

Yazının Devamını Oku

Yanlış sorular

MUHTEMELEN Allah’ın varlığına dair insanların kafasını karıştıran ve sıklıkla sorulan soruların başında “Allah’ı kim yarattı?” sorusu gelmektedir.

Bu türden soruların soruluyor olmasının temelinde Allah’ın gerektiği gibi bilinip kavranamamış olması yatıyor. Allah biri tarafından yaratılsa ya da tasarlansa Allah olamaz. Kuran’ın Allah hakkında ne söylediğine hiç bakmadan Allah’ın da mutlaka biri ya da birileri tarafından yaratılmış olması gerektiğini iddia etmek, aklı başında bir insana yakışmaz. İnsan tamamen ayrı düşündüğü bir şeyi bile az da olsa inceler önce.  Bu yüzden maalesef çoğu kişi, Allah’ı gerektiği gibi kavrayıp bilmediği ve kavramları doğru bir şekilde kullanmadığı için yanlış soruların ve bu sorulara verilen yanlış cevapların kurbanı oluyor.

EŞSİZ KUDRET

Öncelikle Allah dediğimizde ne anladığımızı ortaya koymamız gerekiyor. Kuran’a baktığımızda Allah’ın ezeli sıfatlara sahip olduğunu görüyoruz. Bu sıfatlarından hareketle Allah’ın, varlığı zorunlu olan, bütün övgülere layık bulunan, yaratan, yapıp eden, ezeli, ebedi olan, eşsiz, ortaksız kudret olduğunu kabul ediyoruz. Kuran bize Allah’ın Halık yani yaratan, var eden olduğunu ve Bedi yani yoktan var eden, yarattıklarını ahenk ve güzelliklerle donatan olduğunu söylüyor. Dolayısıyla bu türden ezeli sıfatlara sahip bir varlığın biri ya da birileri tarafından yaratılması düşünülemez. Aksi halde zaten söz konusu bu varlık, vahyin ortaya koyarak bize tarif ettiği Allah olamaz. Allah, kimse tarafından yaratılmamış olduğu için Allah’tır. Bu yüzden her şeyin yaratıcısı ve sonsuz kaynağıdır.  

NASIL BİLEBİLİRİZ?

Biz her ne kadar beş temel duyumuzdan hareketle Allah’ın var olduğuna dair bir şey söyleyemiyorsak da Allah’ın gerek vahyetmiş olduğu gerekse evrende yaratmış olduğu hem aklımıza hem de kalbimize hitap eden ayetleri sayesinde varlığını bilebiliyoruz. Evrenin gerek var oluş süreci gerekse yaşam gibi mucizevi bir şeyi ortaya çıkartmaya yönelik olarak kendi içinde barındırdığı mükemmellikleri, evrendeki hiçbir şeyin boş, anlamsız ve plansız olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Her şey, son derece hassas bir planın ürünü olarak varlığını sürdürmektedir. Allah’ın varlığının delillerinin birer göstergesi olan evrendeki hassas tasarıma dikkat çektiğinizde kimi çevreler aynı şekilde “Tasarım ve tasarımcı varsa o halde tasarımcıyı kim tasarladı?” diye sorabiliyorlar. Ya da az önce ifade edildiği gibi “Her şeyi Allah yarattıysa o zaman Allah’ı kim yarattı?” şeklinde de sorulabiliyor bu soru.

Bir şeyin yaratıcısının yarattığı şeyin özelliğini aynen taşımak zorunda olduğunu sanıp yanılgıya düşülüyor.

BÜYÜK MANTIK HATASI

Yazının Devamını Oku

Kuran’da kadın erkek

KURAN’a uygun olmayan birtakım rivayet ve kabuller sebebiyle bazı kişi ve çevrelerin kadına bakışı, dişiliği ve cinsiyeti üzerindendir. Bu sebeple erkeği cinsel anlamda tahrik edecek ve günaha sokacak bir obje olarak görülerek erkeklerle aynı ortamda olmasından sesinin duyulmasına kadar her şeyi haram sayılan kadın, erkek egemen söylem altında aşağı bir varlık, hatta kimilerince şeytan olarak konumlandırılır.

Bu türden asılsız rivayetlere göre kadının cennete girme vizesi bile kocasının elindedir. Kadının cennete girebilmesi için kocasının ondan razı olması gerekir.

Oysa Kuran kadına dişiliği üzerinden değil kişiliği üzerinden, cinsiyeti üzerinden değil şahsiyeti üzerinden bakar. Bu sebeple kadın cinsel bir obje olarak değil, erkek ile aynı hak ve sorumluluklara sahip bir birey olarak görülür. Allah’ın katında ve kitabı Kuran’da cinsiyet üstünlüğü yoktur. Hiç kimse kendi seçimi olmayan cinsiyetini, övünme ya da yerinme unsuru olarak görmemelidir.

Erkek olsun kız olsun doğan her çocuk Allah’ın rahmetidir: “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir, O dilediğini yaratır: dilediğine kız çocukları bağışlar ve dilediğine de erkek çocukları bağışlar.” (Şura Suresi 49)

ÜSTÜNLÜK CİNSİYETTE DEĞİLDİR

Üstünlük cinsiyet üzerinden değil duyarlı ve sorumluluk bilincine sahip bir birey olarak erdemli bir şahsiyet ortaya koymak üzerindendir. “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız (sorumluluk bilinci ile hareket edip) duyarlı olmada en ileride olanınızdır.” (Hucurat Suresi 13)

Allah herkese yaptıkları iyiliklerin karşılığını en güzel şekilde verecektir: “Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.” (Nahl Suresi 97).

Erkek olsun kadın olsun bütün inananlar sadece hayatı değil en başta Allah’a sonrada Allah’ın tüm yarattıklarına karşı görev ve sorumlulukları da paylaşırlar.

Öte taraftan yine ayetlerin ifadesi ile inanan

Yazının Devamını Oku

Erdemin 40 kuralı

SORUMLULUK bilincine sahip erdemli kullar, en güzel şekilde Allah’ın kurallarına uyarlar.

Allah bize doğru olanı eğri olandan ayırmamız için gerçeği apaçık gösteren deliller indirmiştir. Allah, kötülükten sakınan ve erdemli olan kullarını rızası ve cennet mükâfatları ile müjdelemiş, zulmederek haksızlıklara sapan kullarını ise uyarıp tehdit etmiştir. Allah’ın bizi uyarması bile sonsuz rahmetinin bir neticesidir. Allah böylece bizi kötülüklerden alıkoymak istemektedir. Kurallar insanlar içindir. Allah için uyulan her kural, kul ile Allah’ı birbirine bağlar. Kulu Allah’a yakın, hatadan uzak tutar. Bizi Allah yarattığı için, bizi kötülükten alıkoyarak iyi olana yönelmemizi sağlayacak şeyleri de en iyi o bilir. Hem dünyamızı hem de ahiretimizi düşünüyorsak eğer Allah’ın kurallarına kulak vermemiz gerekir.

KURALLAR BİZİM İÇİNDİR

Allah, kurallarını bizim için bildirmiştir. İnsan, kendisi için hayırlı olana yönelmelidir. Gerçek anlamda iman etmek ve inancının gereklerini en güzel şekilde yerine getirmek isteyen kişi, öğretilerin en güzeli olan ilahi mesaj karşısında derin bir saygı ve ürperti duymalı ve Allah’ın merhametini ile onun rehberliğinde yol almalıdır:

Allah, bütün öğretilerin en güzelini, kendi içinde tutarlı, (gerçeğin) her türlü ifadesini çeşitli biçimlerde tekrarlayan bir ilahi kelam şeklinde indirir; (bir ilahi kelam ki) Rablerine karşı derin bir saygıyla titreyenlerin ondan tüyleri ürperir; (fakat) sonunda Allah’ı(n rahmetini) hatırlayınca kalpleri ve tenleri yumuşar, sakinleşir. İşte Allah’ın rehberliği böyledir: (Doğruya yönelmek) isteyeni bu şekilde doğru yola eriştirir; Allah’ın saptırdığı (sapmayı dileyen) (kişi) ise, hiçbir yol gösterici bulamaz.” (Zümer suresi 23)

UYARILARA KULAK VERELİM

İnsanlığın doğru yol rehberi Kuran, Allah’a kulluk bilinci içinde sorumluluklarını bilen, en güzel şekilde yerine getirmek isteyen, insan onuruna yaraşır imanlı ve erdemli bir hayat yaşamak için gönülden bir çaba gösteren kullar için ilahi kuralları bildirir. Kuran ayetlerinden hareketle dikkat etmemiz gereken en temel şeyleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Allah’a içtenlikle inanalım ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım.

2- Aklımızı kullanalım. Aklımızı başkalarına teslim etmeyelim.

Yazının Devamını Oku

Allah’tan razı olalım

ŞU dünya hayatında, isteklerimizin yerine gelmesi için yapmayacağımız şey kalmaz çoğu zaman. Hayattan hep bir şeyler bekleriz; hiç bitmez isteklerimiz.

Hep bir koşturmaca, bir tür telaş içindeyiz. Nefsimizin isteklerinin yerine gelmesi için aceleciyken, Allah’ın buyruklarını yerine getirmek için isteksiziz. Bu acele ve telaş içinde, ömür törpüsünde tükenir gideriz. Oysa gerçek anlamda edinebilmek için önce istemeyi bilmeliyiz. İstemek için önce hak etmeliyiz. Allah’tan isteklerimizin değil, hayırlısının olmasını dilemeliyiz. Bazen kendisi için hayırsız olacağını bilse de bazı şeyleri ister insan. Yani kendi eliyle nefsine zulmeder. Allah ise bunca cahilliğimize rağmen, rahmet ve merhameti ile yine de bizim için hayırlı olanı diler.

HAYIRLISINI İSTEYELİM

Çünkü bizim için gerçek anlamda hayırlı olanı yalnız Allah bilmektedir: “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara suresi 216)

İnsanın üzüntüye kapılıp ümitsizliğe düşmesinin sebebi, isteklerinin gerçekleşmemesidir. Allah’tan hayırlı olanı isteyen insan için isteğinin gerçekleşmemesi gibi bir şey söz konusu değildir. Sonuç ne olursa olsun isteyen, verenden razıdır. Böylesi için hüzün ve ümitsizlik yoktur. Çünkü her durumda Allah, kulunun durumundan haberdardır. Allah’tan razı olandan, Allah da razı olacaktır. Zaten gerçek anlamda Allah’a teslim olmak, Allah’tan razı olmaktır.

ALLAH’A GÜVENELİM

Ayetin ifadesiyle Allah’ın ayetlerine içtenlikle teslim olan, öncülük eden ve bu yüzden karşılaştıkları zorluklara göğüs geren erdemli kulların Allah’tan razı olması gibi Allah’tan razı olmamız gerekir: “Allah onlardan razı olmuştur onlar da Allah’tan.” (Tövbe suresi 100)

Allah, bu dünyada kendilerinden razı olduğu ve kendisinden razı olarak O’na sadakatle bağlanan kullarından ahirette de razı olacak, kulları da Allah’tan razı olacaktır:

Yazının Devamını Oku

Ruhumuzun renklerini soldurmayalım

DÜNYA hayatı insan için süslü ve çekici kılınmıştır.

İnsan için sayısız güzel nimet yaratılmıştır. Ancak hayatın gerçek güzelliklerini görebilmek ve hayattan gerçek anlamda tat alabilmek için maddi yönümüz yeterli değildir. Maddi anlamda alınan hazlar ve zevkler geçicidir. Güzelliklerin içine nüfuz edebilmek ise insanın ruhunda kalıcı ve güzel izler bırakır. Örneğin güzel bir çiçek sadece güzel renkleri ve kokusu olan bir bitkiden öte olur insan için. Onu sadece kafa gözü ile değil gönül gözü ile de görebilen kişi, Allah’ın muhteşem sanatının inceliklerini de görür ve bu bakış onda derin bir takdir ve hayranlık hissi uyandırır. Hayatın içindeki tüm güzelliklere aynı zamanda gönül gözü ile de bakabilmek ve ruhumuzun motiflerini bir kanaviçe gibi örecek işlemeleri, bu hayranlık ve takdir duygusu ile yapabilmek gerekir.


HAYATIMIZA ALLAH’IN BOYASI İLE RENK VERELİM
İnsan gerçekten görülmesi gerekeni ancak gönül gözüyle de bakabildiği zaman görebilir. Çünkü tek başına göz, gerçeği görmek için yeterli değildir.

Böyle olmayınca bizim için her şey sadece maddi boyutundan ibaret kalacak ve bu sığ bakış, bir anlamda bizi akıllı makinelere dönüştürecektir.

Yazının Devamını Oku