"Ege Can Şerefoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ege Can Şerefoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ege Can Şerefoğlu

Ege Can Şerefoğlu

Erkekler neden sertleşme bozukluğu tedavilerini bırakıyor?

26 Mayıs 2020

Türk Androloji Derneği tarafından 2002 yılında yapılan bir çalışma, Türk toplumundaki erkeklerin yaklaşık olarak %70’inin çeşitli derecelerde sertleşme bozukluğu sorunu yaşadığını göstermekte. Sertleşme bozukluğu tedavisi için 1999 yılından beri kullanılan cinsel performans arttırıcı ilaçların geliştirilmesi sayesinde, bu sorunu yaşayan erkeklerin bir kısmı tedavi olabiliyor. Bu tedaviden fayda görmeyen hastalara penis içine uygulanan iğne tedavileri veya idrar yolundan uygulanan fitiller öneriliyor. Ancak ilaçların beklenen etkinliği göstermemesi, sürekli olarak kullanım gereksinimi, yan etkileri, cinsel partner yokluğu ve ilaçların maliyeti nedeniyle hastaların belirgin bir kısmının bu tedaviye devam etmedikleri görülüyor.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’de yapılan bir çalışma, sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin tedaviyi bırakma nedenlerine dair ilginç veriler ortaya koyuyor.

Londra Üniversitesi’nde yapılan ve 50 çalışmaya katılmış 14.371 erkeğin sağlık kayıtlarının incelendiği çalışmada, cinsel performans arttırıcı ilaç alan erkeklerin %12,1’inin, penisi enjeksiyonları yapan erkeklerin %15,2’sinin ve fitil kullanan erkeklerin %31,5’inin tedavi etkinliğinden memnun kalmadıkları saptanıyor ve tedavi alternatiflerinin yan etkilerinin de tedavi bırakma nedeni olabileceği ileri sürülüyor. Buna göre cinsel performans arttırıcı ilaçları alan erkeklerin %2,5’inin, penisi enjeksiyonları yapan erkeklerin %8,1’sinin ve fitil kullanan erkeklerin %15’inin; baş ağrısı, Peyronie Hastalığı (penis içerisinde plak oluiumu ve penis eğriliği) veya üretra yanması gibi yan etkiler sebebiyle tedaviyi bıraktıklarını ortaya koyuyor.

Neyse ki sertleşme bozukluğu için yeni geliştirilen tedaviler, bu sorunu yaşayan erkekler için yeni alternatifler sunuyor. Şok dalga tedavisi ve kök hücre uygulamaları gibi deneysel tedavilerin umut vadettiğini belirten uzmanlar, penis protezi (mutluluk çubuğu) gibi cerrahi alternatiflerinin de hastalara tatminkâr bir cinsel hayat sunduğunun altını çiziyorlar. 

Sonuç olarak sertleşme bozukluğu bir hastalık ve bu hastalığın etkin şekilde tedavisi mümkün. Bu sorunla karşı karşıya olan hastaların bir üroloji/androloji uzmanına başvurmaları ve kendileri için en ideal tedaviyi partnerleriyle birlikte belirlemeleri gerekiyor.

 Kaynaklar:

Kim, S., Lee, Y., Seo, K. et al. Reasons and predictive factors for discontinuation of PDE-5 inhibitors despite successful intercourse in erectile dysfunction patients. Int J Impot Res 26, 87–93 (2014). doi.org/10.1038/ijir.2013.41

Williams, P., McBain, H., Amirova, A. 

Yazının devamı...

Testosteron hormonu erkekleri COVID-19 hastalığına yatkın hale getiriyor

19 Mayıs 2020

Cinsiyetler arasındaki bu farkın nereden kaynaklandığını araştıran bilim insanları, erkeklik hormonu olarak bilinen testosteronun koronavirüsün vücuttaki etkilerini daha olumsuz hale getirebileceğinin altını çiziyorlar.

Bu varsayımı destekleyen ilginç bulgular mevcut. Geçtiğimiz günlerde İtalya’nın koronavirüsten en çok etkilenen bölgelerinden biri olan Veneto’daki 68 hastaneyi kapsayan bir araştırma, prostat kanseri nedeniyle testosteron baskılayıcı tedavi (androjen deprivasyon tedavisi) alan erkeklerin koronavirüsten daha az etkilendiğini ve ölüm oranlarının akranlarından daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. Testosteron seviyeleri azalmış olan erkek hastaların koronavirüsü daha hafif atlattıklarını kaydeden bu bulgular, testosteronun bir şekilde virüsün neden olduğu COVID-19 hastalığını daha ölümcül hale getirebileceği yönünde kanıtlar sunuyor. İtalyan bilim insanları testosteron baskılayıcı tedavinin COVID-19 hastalığından koruyucu olabileceğini ileri sürüyorlar.

Koronavirüs nedeniyle tedavi gören 9280 hastanın 4532’sinin (%44) erkek olduğunu belirten İtalyan araştırmacılar, erkeklerin bu virüse daha az oranda yakalandıklarını ama hastalığın kadınlardan çok daha ciddi seyrettiğini kaydediyorlar. Hastaneye yatırılan hastaların %60’ının erkek, %40’ının kadın olduğunu saptayan İtalyan bilim insanları yoğun bakımdaki hastaların da çoğunun (%78) erkek olduğunun altını çiziyorlar. Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin verileri incelendiğinde de erkeklerin sayısının daha fazla (%62) olduğu dikkat çekiyor. Bu bulgular gerçekten erkeklik hormonu testosteronun COVID-19 hastalarının durumunu daha kötü hale getirebileceğini gösteriyor.

Bu ilginç bulgulardan yola çıkan İtalyan doktorlar, kanser tedavisi gören COVID-19 hastalarının verilerini incelediklerinde, testosteronun koronavirüs üzerindeki etkisini destekleyen başka kanıtlara ulaşıyorlar. Veneto’da yaşayan kanser hastalarının koronavirüse yakalanma riskinin iki kat fazla olduğunu bulan araştırmacılar, prostat kanseri olan ve testosteron baskılayıcı tedavi alan hastalardaki ölüm oranının şaşırtıcı derecede düşük olduğunu gözlemliyorlar (5273 hastanın sadece 4’ü). Prostat kanseri olan ama testosteron baskılayıcı tedavi almayan hastalarda ölüm oranının 200 kat fazla olduğunu (114 hastanın 18’i) saptayan araştırmacılar, bu hastalığın ilerlemesinde gerçekten erkeklik hormonu testosteronun etkisi olabileceğine dair görüş bildiriyorlar.

Testosteron hormonunun koronavirüsün neden olduğu COVID-19 hastalarının durumunu nasıl kötüleştirdiği henüz bilinmiyor. Ancak testosteron hormonunun koronavirüsün hücrelere bağlanmasını sağlayan proteinlerin sentezlenmesini arttırdığı ve böylelikle virüsün hastalık yapma ihtimalini arttırabileceği belirtiliyor. Koronavirüse yakalanan erkeklerin hastalığı daha hafif atlatması için testosteron baskılayıcı tedavi verilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirten uzmanlar, bu alanda yapılacak ileri çalışmaların sonuçlarını bekliyor.

Kaynaklar:

Kim, S., Lee, Y., Seo, K. et al. Reasons and predictive factors for discontinuation of PDE-5 inhibitors despite successful intercourse in erectile dysfunction patients. Int J Impot Res 26, 87–93 (2014). doi.org/10.1038/ijir.2013.41


Yazının devamı...

Genç COVID-19 hastalarının menilerinde koronavirüse rastlandı

12 Mayıs 2020

Shangqiu Şehir Hastanesi’nde yürütülen bu ilginç çalışmada, koronavirüs nedeniyle tedavi gören 38 erkek hastanın sperm örnekleri incelendi. Hastalığın başlangıç evresinde olan 15 hastanın 4’ünde, iyileşmekte olan 23 hastanın ise 2’sinde koronavirüse ait genetik materyal saptandı. Bu sonuçlar, COVID-19 nedeniyle tedavi edilmiş 12 hastanın dahil edildiği ve sperm örneğinde koronavirüse rastlanmayan önceki çalışmanın sonuçlarından farklıdır. Önceki çalışmada, hastalığı hafif atlatan erkekler tamamen iyileştikten sonra sperm alınmıştır. Ancak daha çok deneğin dahil edildiği yeni yapılan çalışmada, halen hastanede tedavi gören ve durumu ciddi olan erkek hastalardan meni örneği alınmıştır. Bu nedenle yeni yayınlanan çalışma için toplanan sperm örneklerinde koronavirüs RNA’sına rastlanmış olabilir.

Virüs, testis bölgesine yerleşebilir

Her ne kadar koronavirüsün erkek üreme sistemi organlarında çoğalma ihtimali olmasa da, bu virüsün hücre içine girmesini sağlayan ACE adlı proteinin testis dokusunda da bulunduğu ve koronavirüs ailesinin diğer türlerinin testisleri etkileyebildikleri biliniyor. Tıpkı göz, plasenta, cenin ve merkezi sinir sistemi gibi testislerin de vücut bağışıklık sisteminden korunaklı bir doku olduğunu kaydeden uzmanlar, bağışıklık sisteminin erişemediği testis bölgelerinde virüsün kendini uzun yıllar saklayabileceğini öne sürüyor. Ebola ve Zika gibi virüslerin de erkek üreme sistemine yerleştiğinin altını çizen uzmanlar, bu virüslerle enfekte olan erkeklerin hastalığı atlattıktan aylar sonra menilerinde virüse rastlanabildiğini hatırlatıyorlar.

Bu bulguların ne şekilde yorumlanacağı konusunda tıp otoriteleri halen fikir birliği içinde değil. Menide virüse ait genetik materyalin saptanmasının, COVID-19 enfeksiyonuna yol açabilecek virüs bulunduğu anlamına gelmediğini kaydeden araştırmacılar, koronavirüsün cinsel yolla bulaşabildiğine dair herhangi bir veri bulunmadığını belirtiyor. Yine de koronavirüs bulaşan ve COVID-19 hastalığını atlatan erkeklerin, tamamen iyileşene kadar güvenli cinsel ilişki kurallarına riayet etmeleri gerekiyor.

Yazının devamı...

Erkek cinsel organındaki damarlarda şişme normal mi?

1 Mayıs 2020

Cinselliğin bir tabu olduğu muhafazakar toplumlarda bu farklılıklar dile getirilemez ve bu bireyler ciddi özgüven problemleri yaşayabilir. Arkeolojik araştırmalar sonucunda antik Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarında bile penis şekil ve boyut farklılıklarının betimlendiği heykel ve resimler bulunmuştur.

Damarlar penis anatomisinin önemli bir yapısal ve işlevsel bileşenidir. Ereksiyon (sertleşme) sırasında nitrik oksit vasıtasıyla genişleyen arterler (atar damarlar) ile penis içine kan akımı artar. Bu sayede şişip kalınlaşan süngerimsi yapılar, penis içindeki kanı boşaltan venlere (toplar damarlara) baskı uygulayarak gelen kanın peniste hapsolmasını sağlar. Penis içine giren ama çıkamayan kan, penis içindeki basıncın artmasına ve penisin sertleşmesine yol açar. Ejakülasyon (boşalma) sonrasında ise penisin arterleri kasılır, penis içine akan kan miktarı düşer, venlere olan bası azalır ve hapsolan kan penisten çekilir. Böylelikle ereksiyon sonlanmış olur.

Penisin yüzeyinde yer alan ve genellikle görünür halde olan toplar damarların boyutları kişiden kişiye farklılık gösterir. Genetik özelliklere bağlı olarak bu damarlar bazı erkeklerde daha belirginken, bazılarında çok silik olabilir. Ereksiyon sırasında penise gelen kan miktarındaki artışa bağlı olarak bu damarlar belirgin hale gelebilir. Ayrıca yaşlı erkeklerde cilt kalınlığı azaldığı ve toplar damar duvarı zayıfladığı için penis yüzeyindeki damarlarının belirginleşmesi normaldir.

Penisin yüzeyel damarların şiş veya silik olmasının sertleşme bozukluğu (erektil disfonksiyon) veya cinsel performansla herhangi bir direkt ilişkisi yoktur. Penis damarlarının şişmesi bazen altta yatan bazı hastalıklara işaret ediyor olabilir. Özellikle kalp – damar hastalıkları olan erkeklerde penis damarlarında pıhtı oluşabilir ve bu durum damarlarda şişme ve ağrı ile kendini gösterebilir. Lenf damarlarında oluşan tıkanıklık sonucunda da peniste şişlikler ve renk değişimleri ortaya çıkabilir. Eğer penis damarlarında şişme ile birlikte ereksiyon sırasında ağrı, boşalma sorunları, peniste ödem, damarlarda sertlik ve hassasiyet varsa, hastanın mutlaka bir üroloğa başvurulması gerekmektedir.

Yazının devamı...

Testosteron tedavisinin cinsellik üzerine etkileri nelerdir?

28 Nisan 2020

Anne rahminde gelişen embriyonun genital organları, ortamda bulunan testosteron etkisiyle erkek cinsel organlarına farklılaşır. Ergenlik dönemine girerken artan testosteron seviyeleri peniste büyümeye, kemik - kas yapımında artışa ve erkek tipi vücut kıllanmasına yol açar. Ancak ilerleyen yaşlarda testosteron seviyeleri giderek azalır. Özellikle kırklı yaşlardan sonra belirginleşen bu azalma nedeniyle erkek beden ve ruh sağlığında bazı olumsuz değişiklikler ortaya çıkar.

Son yıllarda düşük testosteron düzeyine sahip erkekler için geliştirilen testosteron tedavilerinin popülaritesi giderek artmaktadır. Belirli bir eşik değerin altında testosteron düzeyine sahip olan erkeklere dışarıdan testosteron tedavisi uygulamak, bu kişilerin cinsel sağlıklarını yeniden tesis eder ve cinsel isteklerini yerine getirir. Testosteron tedavisinin sertleşme bozukluklarını iyileştirebileceği ve meni miktarını artırabileceği kaydedilmektedir.

Testosteron seviyesini düşüren çeşitli hastalıklar, yaşı ileri olmayan erkeklerin de birtakım sağlık sorunlarıyla karşılaşmasına neden olur. Doğumsal bozukluk, travma, iltihap ya da ameliyat nedeniyle testisleri tahrip olmuş erkeklerde testosteron seviyeleri genç yaşlarda düşebilir ve hipogonadizm adı verilen klinik tablo ortaya çıkar. Hipogonadizm sadece testislerdeki bir bozukluktan kaynaklanmaz. Testosteron üretimini tetikleyen beyin bölgeleriyle ilgili sorunlar (tümör, genetik hastalıklar vs.) da testislerin işlevini olumsuz yönde etkiler ve testosteron seviyesini düşürür.

Bu durumdaki erkeklere testosteron tedavisi jeller, yamalar veya enjeksiyonlar şeklinde uygulanabilir. Testosteron tedavisi sadece cinsel sağlığı iyileştirmekle kalmaz, testosteron eksikliğinde daha fazla görülen şeker hastalığı, obezite, yüksek kolesterol ve depresyon gibi bir çok sağlık sorunun tedavisine de katkı sağlar. Testosteron tedavisinin başarılı olabilmesi için bireylerin alkol ve sigaradan uzak durmaları, şeker tüketiminizi azaltmaları, fazla kilolarından kurtulmaları ve stresten olabildiğince uzak durmaları gerekmektedir.

Referanslar

Sexual Medicine Reviews
Rastrelli, Giulia, MD, PhD, et al.

Yazının devamı...

Cinsel birliktelik doğum sancılarını tetikler mi?

18 Nisan 2020

Gerçekten meninin içerisinde rahim kasılmalarına neden olabilen prostoglandin adlı kimyasal maddeler mevcuttur ve cinsel ilişki sonrası bu maddeler rahim ağzına ulaşarak erken doğumu tetikleyebilecek kasılmalara yol açabilir. Cinsel ilişki sırasında meme başlarının uyarılmasının da, oksitosin adlı maddenin salınımına neden olabileceği ve bu kimyasalın rahim ağzını genişleterek erken doğuma sebep olabileceği bildirilmiştir. Cinsel ilişki sırasında penisin mekanik olarak rahim ağzını uyarması da rahim duvarında kasılma ile sonuçlanabilir. Cinsel birliktelik sonrasında yaşanan orgazm da rahimde kasılmalar ile kendini belli eder. Cinsel birlikteliğin kadın bedenindeki bu etkileri nedeniyle kimi kadın doğum uzmanları doğum zamanı gelen gebelerin eşleriyle birlikte olmasını önerir.

Geçtiğimiz aylarda Cinsel Sağlık Dergisinde (the Journal of Sexual Medicine) yayınlanan ilginç bir çalışmanın bulguları, gebelik sırasındaki cinsel ilişkilerin doğum kasılmalarına neden olmadığını ortaya koymuştur. Düşük riskli gebeliği olan 1483 kadına ait sağlık verilerini inceleyen uzmanlar, cinsel birlikteliğin rahim ağzında herhangi bir açılmaya neden olmadığını ve doğumu tetiklemediğini kaydetmişlerdir.

Her ne kadar çalışmanın sonuçları gebelerin cinsel ilişki yaşamasında herhangi bir sakınca olmadığını gösterse de, “yüksek riskli” gebeliği olan kadınlar için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Cinsel ilişki sıklığı, ilişki sırasındaki pozisyonlar, kondom kullanımı ve boşalan semen hacmi gibi birçok faktörün de incelenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, cinsel hayatlarına devam etmek isteyen gebelerin mutlaka hekimlerine danışmaları gerektiğini vurgulamaktadırlar.

Yazının devamı...

Erken boşalma tedavisindeki tek çözüm kremler veya antidepresanlar mı?

2 Nisan 2020

Erken boşalma erkekler arasında en sık görülen cinsel sağlık sorunudur. Her ne kadar erken boşalma tedavisinde birtakım psikolojik tedaviler yıllar boyu uygulanagelse de bu tür psikoterapi yöntemlerinin etkinliklerine ilişkin ciddi kaygılar mevcuttur. Bu nedenle son 30 yıldır erken boşalma tedavisinde psikolojik uygulamaların yerini ilaç tedavileri almıştır. Boşalma refleksini baskılayan serotonin adlı maddenin beynin çeşitli merkezlerindeki işlevini artırmak ve böylelikle erken boşalmayı tedavi etmek için antidepresanlar yaygın olarak kullanılmaktadır.

Günlük olarak veya ilişkiden birkaç saat önce alınan antidepresan ilaçlar boşalma süresini 2-8 kat kadar uzatabilir. Genellikle her gün kullanıldığında etki gösteren bu ilaçlardan sadece dapoksetin adı verilen molekül ilişkiden 1-3 saat önce kullanılır ve erken boşalma tedavisi için Avrupa İlaç Merkezi (EMA) tarafından onaylanmış tek moleküldür. Ancak bu depresyon ilaçlarının iştahsızlık, mide bulantısı, uyku bozukluğu, sersemlik hissi, baş dönmesi gibi yan etkileri bulunmaktadır. Ayrıca bu ilaçların kalp, karaciğer veya böbrek hastalığı olan kimselerde kullanımı sakıncalıdır. Yine bu antidepresanların sperm sayı ve kalitesinde bozukluklar yaparak çocuk sahibi olmayı güçleştirebileceği unutulmamalıdır.

Erken boşalma tedavisi için onay almış ilaçların yetersiz etkinlikleri, tedavi maliyetleri ve ortaya çıkarabilecekleri yan etkiler birçok erken boşalma hastasını ve bu alanda araştırma yapan bilim insanlarını farklı tedavi arayışlarına yönlendirmektedir. Cinsel ilişkiden yaklaşık yarım saat önce penis üzerine uygulanan lokal anestetik spreylerin, penis başına yapılan dolgu madde enjeksiyonlarının ve boşalma kaslarının zayıflatıcı tedavi şekillerinin (botulinum toksin veya elektriksel stimulasyon) de erken boşalmada iyileştirici etkileri olduğunu saptayan araştırmacılar, bu tedavilerin hala “deneysel” olduklarının altını çiziyorlar. Ayrıca son yıllarda ehil olmayan kişilerce penis sinirlerine uygulanan cerrahi işlemler veya radyofrekans tedavilerinin geri dönüşümsüz şekilde kalıcı hasarlara yol açabileceğini belirten sağlık otoriteleri, bu tedavilerin hiçbir şekilde uygulanmaması gerektiği konusunda hastaları uyarıyor.

Referenslar

Yazının devamı...

Koronavirüs kısırlığa yok açar mı?

19 Mart 2020

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yayılan koronavirüs salgını toplum sağlığını tehdit etmeyi sürdürüyor. İlk olarak Çin’in Wuhan kentinde Ocak 2020’de ortaya çıkan ve aradan geçen birkaç ay içerisinde tüm dünyada binlerce can kaybına yol açan bu ölümcül virüs, temel olarak akciğerleri tutuyor ve ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromuna yol açıyor. Ancak uzmanlar, virüsün neden olduğu hasarın akciğerlerle sınırlı olmayabileceği konusunda toplumu ve sağlık otoritelerini uyarıyor.

2002 ve 2003 yıllarında ortaya çıkan SARS salgınına neden olan virüsün insan vücudu üzerindeki etkilerini araştıran sağlık görevlileri, bazı erkek hastaların testislerinde ciddi yapısal ve fonksiyonel hasar rapor ettiler. Bugünkü salgından sorumlu olan yeni koronavirüsün, yaklaşık 20 yıl önceki SARS salgınından sorumlu olan koranavirüse oldukça benzer olduğunu kaydeden uzmanlar, günümüzdeki virüsün (SARS-CoV-2)’de erkek testislerine hasar verebileceği sonucuna vardılar. 

Bu virüsün erkek kısırlığı üzerindeki etkilerini araştırmak için koronavirüs salgınının başladığı düşünülen Çin’in Wuhan kentinde bulunan Tongji Hastanesi’ndeki doktorlar, kapsamlı bir çalışma başlattılar. Bu çalışmada yer alan araştırmacılar koranavirüsün erkek üreme sistemine verdiği hasarları tespit etmeyi amaçladılar. Koronavirüsü bulaşmış ancak hastalığı atlatmış olan erkek hastalarına sperm testi yaptırmaları konusunda çağrıda bulunan araştırmacılar, bu virüsün insanların üreme sisteminde bulunan hücrelerin zarlarındaki proteinlere yapışarak doku hasarına neden olabileceğini saptadılar. 

Şu ana kadar yapılan çalışmalar koranavirüsün direkt olarak erkek kısırlığına yol açtığına dair somut kanıtlar sunmasa da bilim insanları bu hastalığın sperm üretimini ve erkek üreme hormonlarını etkileyebileceğini öne sürüyorlar. Bu nedenle Çin’li uzmanlar çocuk sahibi olmayı düşünen ve koronavirüsünden etkilenen erkekleri en kısa sürede sperm kalitesi ve hormon seviyesi testlerini yaptırmaya davet ediyorlar.

Bu salgını atlatan bireylerin bir üroloji uzmanına görünerek erkek üreme sağlığı açısından değerlendirilmesi faydalı olacaktır.

Referanslarhttps://www.dailymail.co.uk/news/article-8104477/Doctors-claim-new-coronavirus-cause-damage-mans-TESTICLES.html 

Yazının devamı...
Ege Can Şerefoğlu Kimdir?
1979 yılında İskenderun’da doğan ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini 2003 yılında bitiren Dr.Şerefoğlu, aynı yıl İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi A.B.D.’da ihtisas eğitimine başladı. Haziran 2004 tarihinden sonra Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümünde ihtisasına devam etti ve Nisan 2009’da üroloji uzmanı oldu.İhtisası sırasında erektil disfonksiyon ve prematür ejakülasyon alanında yaptığı çalışmaları yurt içi ve yurt dışındaki bilimsel dergilerde yayınlama imkanı bulan Dr. Şerefoğlu, eğitimi sırasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Radboud Üniversitesi Üroloji Bölümünde çocuk ürolojisi üzerine de çalıştı.Devlet Hizmet Yükümlüsü olarak atandığı Mardin Kızıltepe Devlet Hastanesi’nde 2 sene görev yaptıktan sonra, 2010 yılında Tulane Üniversitesi Tıp Fakültesinde (ABD) Androloji alanında çalışmaya başladı. Ankara Medicana International Hastanesi (2012-2013) ve İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi (2013-2017) Üroloji Bölümlerinde görev yapan Dr. Şerefoğlu, 2014 yılında üroloji doçenti ünvanı almaya hak kazandı.Birçok ulusal ve uluslar arası üroloji derneğine üye olan Dr.Şerefoğlu Avrupa Cinsel Sağlık Derneği (ESSM) Bilimsel Komitesi, Uluslar Arası Cinsel Sağlık Derneği (ISSM) Strateji ve Geliştirme / İletişim Komitesi, Avrupa Üroloji Derneği (EAU) Genç Akademik Üroloji Çalışma Grubu ve Erkek Cinsel Fonksiyon Bozukluğu Kılavuz Komitesi üyesidir. Avrupa Tıbbi Uzmanlıklar Birliği (UEMS) Cinsel Sağlık Bölümü Genel Sekreterliğini de yürüten Dr. Şerefoğlu, çalışmaları nedeniyle 2012 yılında “Amsterdam Genç Bilim Adamı” ödülüne layık görülmüştür.