GeriDr. Hüseyin H. SERDAR COVID-19'un bizden götürdükleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

COVID-19'un bizden götürdükleri

Memleket cenaze evine döndü. Yüzler asık. Kimsenin konuşası yok. Endişeli. Kaygılı. Yastayız.  

Hüzünlüyüz... 
Her gün uzaktan yakından, dosttan arkadaştan, can evinden bir acı dağlıyor yürekleri. 
Bu nasıl bir zaman, bu nasıl bir acı... 
Sevdiklerimiz, canlarımız, cananlarımız. 
Offf off... Bakmaya kıyamadıklarımız, koklamaya doyamadıklarımız. 
Ciğerlerimiz yanıyor. 
Bu ne beladır? Ocaklar söndü, bu nasıl devrandır?.. 

Yeni koronavirüs, bilindik ismiyle COVID-19 ekin biçer gibi insanlığı biçiyor. 
Yaşlılar gençler, kadınlar erkekler, köylüler işçiler, emekliler emekçiler, esnaflar tüccarlar, öğrenciler öğretmenler, ustalar, müzisyenler, edebiyatçılar, sanatçılar, bilim insanları, akademisyenler, ülkesine, devletine adanmış beyinler, derin tecrübeler, emektarlar, pirler, naifler, sessiz sedasız, yetim gibi, yalnız, alelacele törensiz, ıssız. 
Cenazeler bile çarçabuk... 
Offf off... Nasıl bir zamana denk geldik arkadaş. 

BU KAYIPLAR 

Her gün bir acı, öyle böyle değil, büyük acı. 
Şimdi farkında değiliz ama yerleri dolmayacak insanları uğurluyoruz, yorum yapacak halde değiliz... 
Bu lanet salgın bittiğinde anlayacağız eğer hayatta kalırsak; göreceğiz, konuşacağız 2020’de neler neler kaybettiğimizi!.. 
Bu kayıplar para kaybı gibi değildir. 
Bu kayıplar köprünün, tünelin yıkılmasına, borsanın çökmesine benzemez!.. 
Yüzlerce kaliteli insan uğurladık yanalım ki, yanalım... 

‘Mezarlıklar vazgeçilmezlerle doludur!’ demiş denyonun biri. 
Halt etmiş...  
Ne kadar nobran, küstah ve kaba bir tavır bu... 
İki nesli bu sözlerle yediler, diri diri gömdüler, geri kalanını da koronavirüs yiyip tüketiyor zaten! 

Milyonlarca insan postu deldirmeden yarına çıkmanın hesabını yaparken hiç kimse rantın, arazinin, kanalın, binanın, doların, yuronun, fonun, faizin, paranın hesabını yapmamalı.  
Ülke, kıyamet gününün arasat meydanına dönmüş durumda.  
Bir yanda can derdi, öte yanda geçim sıkıntısı, diğer yanda da israf alışkanlıkları, savruk harcamalar...  
Dikkat etmeli; milletin tutan ahı, inletir veziri şahı... 

RAKAMLAR VE GERÇEKLER

Canımızın derdine düştük.
Bu ortamda rakamlarla oynamamalı, gerçekleri örtmemeli.
Örtmemeli ki millet ciddiyeti fark etsin, tedbirini alsın.
‘Eyy ahali! COVID, Azrail olup yere inmiş, günde beş yüz cenaze kaldırıyor’ diyin bakalım millet evinden çıkıyor mu?
Tedbirler nasıl oluyormuş görün o zaman!..

*

Aralıkta, ocakta bu ülkede COVID varken yok denildi mi?
Denildi.
11 Mart’tan önce kabul ettik mi COVID’i?
Hayır...
Ölenlere zatürre dedik geçtik.
Olmuyor böyle, olmuyor...
Sosyal medya Aytaç Yalman Paşa’nın ölümünü kurcalamasaydı, haziran ayında bile Türkiye’de salgın olduğunu kabul etmeyecek bir gücümüz var.
Ancak halk sağlığı sorunlarına bu mantıkla cevap bulunamaz.

*

Günde 50 bin vaka var deyin bakalım millet tedbirsiz sokağa çıkıyor mu?
Valla ekmek almaya gitmez!
Sağlık Bakanlığı sıkıyönetimi mecburen gevşetti, rakamları biraz özgürleştirdi ama...
Hekim dayanışması ile rakamları öğreniyoruz!
Belediyeler de cenaze sayılarını açıklıyor!..
Bakanlık yayınladığı tablo ile ikna kabiliyetini yitiriyor...

*

Şeffaflık iyidir, hele böyle zamanlarda çok daha iyi sonuçlar verir.

HÜKÜMET - BELEDİYE OMUZ OMUZA

Ciğerlerimiz yanıyor elbette.
Küresel bir salgınla mücadelede birlikle başarılır. Hükümet, bakanlıklar, valilikler, kaymakamlıklar ve müdürlükler belediyeleri ‘bizden’ ya da ‘bizden değil’ diyerek bir ayırıma tâbi tutmamalı.
Tüm belediyeler Türkiye Cumhuriyeti devletinin kanunlarına tâbi, halkın seçtiği yönetimlerdir.

*

Eski bir sağlık bürokratı olarak söylüyorum ki ‘Bazı belediyeler!’ dışlanarak COVID-19 mücadelesi kazanılmaz. “Neyimiz var, neyimiz yok” felsefesiyle, büyük bir dayanışmayla güç birliği yaparak başarılabilir, acılar ve halkın üzerine çöken yük hafifletilebilir, kara bulutlar dağıtılabilir!..
Bugünler ayrılık gayrılık günü değildir, siyaset yapma günü hiç değildir.
Halk ölüyor, tükeniyoruz!
Hükümet tüm belediyelerle omuz omuza çalışmalıdır.

ATATÜRK VE İSPANYOL GRİBİ 

COVID-19un bizden götürdükleri

Dünya büyük bir acı çekiyor... 
Her yüzyılda bir, iki büyük salgın yaşanıyor, nesiller yok oluyor. 
Yüzyıl önceki salgında 50 milyon insanın (20 diyen de, 100 milyon diyen kaynak var) iki yıl içerisinde ölmesi gibi... 
1918-1920 melun İspanyol gribi Osmanlıya da acılar yaşattı. 
Biz ona ‘İspanyol nezlesi’ demişiz. 

Atatürk’ün, 1918 Mayıs’ında gittiği Viyana’da yakalandığı ‘İspanyol nezlesini’ Beşiktaş’ta, Akaretler’deki evinde atlattığını, önce nezleyi sonra da Samsun’a çıkarak düşmanı yendiğini biliyoruz. 

Dünyayı kasıp kavuran bu hastalık Nazım Hikmet’in Kuvayi Milliye Destanı’nda;  
‘Biz ki İstanbul şehriyiz,  
Seferberliği görmüşüz:  
Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,  
vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi  
bir de İttihatçılar,  
bir de uzun konçlu Alman çizmesi 914’ten 918’e kadar yedi bitirdi bizi’ dediği gibi... 

DOĞAL SELEKSİYON 

İşte böyle... 
Tüm canlılar doğada yaşam savaşı veriyorlar. 
Tabiat kanunu bu, ‘güçlü ve yaşam şartlarına uygun canlılar hayatta kalıyor, zayıf ve hasta olanlar gidiyor!’ 
Çok acı ama gerçek bu! 
Buna da doğal seleksiyon diyoruz... 

Tam da böyle zamanlarda devlet araya girer ve ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın!’ diye tarihimizin derinliklerinden seslenen ‘Şeyh Edebali’ye kulak verir...

X

Elektrik tesislerine dadanan hırsızlar çarpılıyor 

Yazmayı ya da konuşmayı pek sevmemekle birlikte bazen kalem oynatmak zorunda kalıyorum. 

Bırakın yazmayı, cinayet, intihar, şiddet, gasp, darp, taciz ve tecavüz kelimeleri bile çok soğuk, rahatsız edici ve iğrenç geliyor bana. 

Haber bültenlerinde, gazete sayfalarında, radyo haberlerinde eskisi gibi yer almıyorlar. Ama rahatsızlık veren, acı ve gözyaşı döktüren dramatik hadiseler ülkemizde hala yaşanıyor... 
Asayiş vakalarında inkar edilemez artışlar gözlemleniyor. 

OLUMSUZLUKLAR ÖNLENEBİLİR 

Her şeyin bir sebebi, bir izahı var. 
Bilimsel olarak bakıldığında savaş, salgın hastalık, ekonomik ve sosyal kriz dönemlerinde dünyanın her yerinde asayiş olayları yükselişe geçer. 

Yazının Devamını Oku

İtfaiyeciler, trafik ve iş kazaları  

İtfaiyeciler dünyanın her yerinde görevlerini kahramanlık ölçüsünde yapar. Bazı iş ve meslekler böyledir.  


112 Acil sağlık hizmetleri, Afet ve Acil Durum - AFAD, elektrik ve doğalgaz gibi kritik müdahaleler gerektiren işlerde çalışmak için yürekli olmak gerekir. Yürekli olmak yetmez eğitimli, ekipman açısından da donanımlı ve hazır olmalı... 
*
 İtfaiyecilere dünyanın her yerinde kahraman gözüyle bakılır.  Görevi yaparken ateşin alevin içerisinde, yıkıntı ve enkazın altında kalabilir, toksik gazlardan zehirlenebilirler.  Söndürürken yaralanabilir, can verebilirler. Gerçek hayatta bu tür acı ve dramatik olaylarla karşılaşılıyor. Sinema filmleri, TV dizilerinde de itfaiyeciler hayat kurtaran kutsal adamlar, kahramanlardır. 

BÜYÜYÜNCE İTFAİYECİ OLACAĞIM 

İtfaiyeci güçlü, ateşe meydan okuyan cesur adamlardır. Çatıda mahsur kalmış bir kedi, parmaklıklara sıkışmış bir köpek, imdat bekleyen her canlının yardımına koşan merhametli insanlar… 

Yazının Devamını Oku

İtfaiyeciler, trafik ve iş kazaları  

İtfaiyeciler dünyanın her yerinde görevlerini kahramanlık ölçüsünde yapar. 

İtfaiyeciler dünyanın her yerinde görevlerini kahramanlık ölçüsünde yapar. 

Bazı iş ve meslekler böyledir.  
112 Acil sağlık hizmetleri, Afet ve Acil Durum - AFAD, elektrik ve doğalgaz gibi kritik müdahaleler gerektiren işlerde çalışmak için yürekli olmak gerekir. 
Yürekli olmak yetmez eğitimli, ekipman açısından da donanımlı ve hazır olmalı... 

İtfaiyecilere dünyanın her yerinde kahraman gözüyle bakılır.  

Yazının Devamını Oku

Aspava derken, salgın pik yapıyor

Yeni bir yıla daha girdik. Dileyelim ki, geçtiğimiz yıldan daha iyi olsun.  

İlk hafta enflasyon, doğalgaz ve elektrik zamı, TUİK verileri, işçi, memur ve emekli maaşlarındaki düzenlemeler, ateşli açıklamalar ve biraz da tartışmalı geçti. Sıkıntılı başladık yani… 
Yaşanacaklar yaşanacaktır! Kaçış yok… 
Biz ‘Aspava’ diyelim o halde. 
*  
Yetmişli, seksenli yıllarda magazin dünyasında popüler hale gelen bu tanımın tabii ki bir hikayesi var.  
Aspava’yı ilk kez gazeteci, polisiye yazarı ve romancı Ümit Deniz 1959 ‘da yazdığı bir eserinde kullanmış ve roman kahramanına içki sofrasında ‘şerefe’ yerine ‘aspava’ diye kadeh kaldırtmış. 

Yazının Devamını Oku

En uzun gün en uzun yıl 

2021‘e, 2020 yılı gibi Covid-19 ile başlamıştık. Bitirişi de ekonomik kriz ile yaptık. Salgın hastalıktan daha ağır sonuçları olan bu ekonomik sorun ile yeni yıla giriyoruz. 

Yıl sonu yazıları, gelenek olduğu üzere yaşananların bir değerlendirmesi olarak hazırlanır. 
Mutluluk dolu bir yıl yaşanmadı. 
İtiraz var mı?  
Artık iktidar da kabul ediyor. Enflasyon, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, işsizlik, moral bozukluğu, gelecek kaygısı ve toplumsal huzursuzluk yok denilebilir mi? 

EN UZUN GÜN 

Bu yıl sıkıntılarla geçti. 
Orman yangınları, seller, taşkınlar, heyelanlar, ölümler…  

Yazının Devamını Oku

Geleceğe nefes, yeşil miras  

Görevini, “Orman ve orman kaynaklarını korumak, doğaya yakın bir anlayışla geliştirmek, ekosistem bütünlüğü içinde sürdürülebilir ve topluma çok yönlü faydalar sağlayacak şekilde yönetmek” şeklinde belirleyen Orman genel müdürlüğü kamunun en önemli kurumlarından birisidir. 

Hem ülkemizde hem dünyada yaşamı etkileyen sorunların başında küresel kuraklık, iklim değişikliği ve hava kirliliği geliyor. Bununla baş edebilmenin en tesirli yöntemlerinden birisi ağaçlandırma faaliyetleridir.

CUMHURİYET VE ORMAN 

Orman teşkilatının geçmişi bin 800‘lü yıllara dayanır, deneyimi, birikimi ve kültürü oluşmuştur.  Savaşlar, göçler, kıtlık, yokluk, ilgisizlik, bakımsızlık ve bilinçsiz kullanım ile iyice azalan ağaç varlığı sorununa karşı cumhuriyetimiz ağaçlandırma çalışmalarına ve ormanlara özel bir önem vermiştir.  Örneğin, 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı köy kanunu ile muhtarlara, köyün, köy yollarının ve boş alanların ağaçlandırılması görevini yüklemiştir.

ORMAN KANUNU

  

1937 yılında da 3116 sayılı meşhur ‘Orman Kanunu’ yürürlüğe girmiş, 1956‘da da 6831 sayılı kanun kabul edilmiştir.  Sert bir kanundur. Tapulu arazinde bile izinsiz ağaç kesemezdin, alırlardı ifadeni!  Bir yanda ‘Ormancı’, diğer yanda ‘Jandarma’ titretirdi insanı… 

Katı bir anlayışla korunan ve geliştirilen ormanlarımız zaman içerisinde daha çok kazanma hırsı, hatalı ve yanlış uygulamalarla, bazen de ihtiyaçlar baskısı altında tükenmeye başladı. Doymak bilmeyen insanların baskısıyla kanun ve yönetmelikler yumuşatıldı. Buna tahribatlar da eklenince kayıplar büyük olmaya başladı. 

Yazının Devamını Oku

Aşacağız bu günleri de moralinizi bozmayın

Son yıllarda işler iyi gitmiyordu ama bu yılın son çeyreğine girildiğinde ekonomi, döviz kur ve paritesi iyice kontrolden çıktı. 


Taraflı tarafsız, partili partisiz tüm yurttaşlarda yarın kaygısı var.  
Toplumda dalga dalga yayılan mutsuzluk, huzursuzluk ve endişe, sorunun sadece ekonomik olmadığını gösteriyor.  
Ev geçindirme sorumluluğu olan aile büyükleri yüksek enflasyona, hayat pahalılığına, alım gücünün aşırı azalmasına, işsizliğe ve düşük ücretlere isyan ediyor.

ALIM GÜCÜ DÜŞTÜ  

Paramızın alım gücü fena düştü.  
Marketlerde görüyoruz; 1 litre süt 11-12, ayçiçek yağı 27-29, zeytinyağı 50-70, peynir 50-70, Et 80-120, mutfak tüpü 225 lira seviyelerinde. Ekmek, simit, yumurta, çay. Tek tek sayacak halim yok, biliyorsunuz işte! 

Yazının Devamını Oku

 Emek, yaşam, asgari ücret ve Bursa’ya davet

Kış geldi, soğuklar kapıya dayandı. Yedi, sekiz yılda bir o meşhur söz tekrarlanır; ‘Bu kış zor geçecek!’ O kış, bu kış... Harbiden zor geçecek...

Liramızın yabancı paralar karşısında yıldan yıla zayıflaması, son aylarda da değer kaybının hızlanması herkesi strese soktu.
İğneden ipliğe, elektrikten doğal gaza, odundan kömüre, mutfak tüpünden gazyağına, nebati yağdan akaryakıta, ilaçtan tedavi masraflarına, tohumdan gübreye, giyimden kuşama, undan ekmeğe, sanayi mallarına, ne varsa...

Hepsine, her şeye zam geldi.
Gelmeye de devam ediyor.

SUSAMLI TAVUK

O şiddetli lodosun ardından mevsim normallerindeki yağışlar başladı.

Yazının Devamını Oku

Lodos beni unutma dedi 

Kimi soğuk, kimi sıcak eser. Bazısı huzur, bazısı sıkıntı verir. Bolluk ve bereket getireni de vardır, her şeyi harap edip kırıp döküp, yıkım ve ölüm getireni de… Ne yapacaksınız, ülkemin rüzgarları böyle işte…  


Kasım ayının son günleri, lodos yine fena esti. 
Bursa, İstanbul, Kocaeli’de ve Marmara denizine kıyısı olan diğer illerde yüzünü gösterdi. 
Hatta yurdun birçok kenti lodos’un etkisini yaşadı. 
Ulaşım aksadı, okullar tatil edildi. 
Bir yandan ısıttı, diğer yandan yıktı geçti… 

Yazının Devamını Oku

Mudanya Üniversitesi kapılarını açıyor

 Bir ülkenin gelişme, kalkınma ve ilerlemesi için üniversiteler önemli rol oynar.Bilim yuvası üniversiteler; eğitimden sağlığa, ulaşımdan haberleşmeye, teknolojiden güvenliğe, tarımdan sanayiye tüm sektörleri geliştirir.Geliştirmekle kalmaz verimliliklerini de artırırlar.Ama bunları ‘üniversite gibi üniversiteler’ yaparlar!

Yükseköğretim kurumu ya da üniversitelerden;
En üst düzeyde eğitim vermelerini, araştırma yapmalarını, bilgi üretmelerini bekleriz.
Yüksek okul, lisans ve lisansüstü faaliyetlerin bilimsel olmasını, ‘Akademik etik’in de tüm akademisyenlerin rehberi olmasını isteriz.
*
Üniversiteler özgürlük içermeliler...
Bağımsızlık, demokrasi ve serbestlik olmazsa ‘özgür düşünce’ yeşeremez, hayat bulamaz ve öyle bir ortamda da bilim yapılamaz.

ÜNİVERSİTE SORUNU

Yazının Devamını Oku

Hormonlu büyüme nereye kadar?

Nüfus hareketleri birçok kentimizin demografik yapısını değiştirdi.  İç göçlerle baş etmeye, kimliğini ve karakterini korumaya çalışan bu merkezler son 7-8 yıl içerisinde gerçekleşen dış göçlere direnemedi ve özelliklerini yitirdi. 

 Bu kargaşadan en çok batı kentleri etkileniyor. 
Sanayi bölgeleri, turizm ve tatil yöreleri teker teker kalabalığa boyun eğdi. 
Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz’in sahil il ve ilçelerinin sosyal dokuları değişti. 
Kentsel sıkıntıları büyüyor. 
Suriye ve Irak sınırına yakın Kilis, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa ile birkaç ilde durum daha da vahim. 
 
ALTYAPI İHTİYACI 

Nüfuslarından çok daha fazlasını barındıran şehirlerimizin hali ne olacak? 

Yazının Devamını Oku

Su, iklim değişikliği ve kalıcı yönetim

Suyun yerine de başka bir kaynak konulamaz, ikame edilemez. Su olmazsa dünyada canlılık kalmaz.  Hayat durur, her şey kurur... 

 

Suya sahip olmalı ve korumalı. 
Sahip olmak için yerel, bölgesel ve coğrafi hatta küresel ölçekte ciddi ve sürdürülebilir stratejik politikalara ihtiyaç vardır. 
Su kaynaklarına sahip olan kentler ve ülkeler kullanım ve paylaşım konusunda artık ciddi bir dönemece geldi. 
Su, ulusal ve uluslararası çatışma veya barışma alanlarında başlıbaşına etkili oluyor.  

Yazının Devamını Oku

Kentsel dönüşüm böyle mi olacaktı?  

Yıllarca konuşuldu. Kentlerin ihya olmasını sağlayacak sihirli formül bulunmuştu; kentsel dönüşüm… 

Bazı semt ve mahaller hatalı imar uygulamaları ile nefes alamaz hale getirilmiş, yol, park, oyun alanı, spor sahası, okul, sağlık merkezi gibi ihtiyaçlar karşılanamaz olmuştu. 
Çıkmaz, karanlık, ışık ve güneş girmeyen sokaklar, 
Otoparkı olmayan yerleşimler,  
Eskimiş, harabeye dönmüş binalar,  
Plansız, ruhsatsız yapılar,  
Kırsal göçler ve yoksulların konuşlandığı mahalleler,  
Madde bağımlıları ve mekansızların işgal ettiği terkedilmiş yapılar,  

Yazının Devamını Oku

Malum gündem ve Cumhuriyet

Bursa’nın gündemi neyse ülkenin de o. Ekonomi ve Covid-19

 


Covid-19 genel olarak eskisi gibi kaygı vermiyor, varsa yoksa ekonomik durum, hayat pahalılığı ve geçim...
Ancak bu salgın hala durmadı, gerilemedi.
İdari yaklaşımlar tıbbi gerçekleri örtüyor...

ÖNLEMLERE DEVAM

Sağlık Bakanı sayın Fahrettin Koca ‘nın açıklamalarına göre Bursa diğer kentlere göre daha iyi duruma gelmiş.

Yazının Devamını Oku

Velhasıl sevin, sevmekten kim usanır 

SONBAHARI geride bırakıyoruz, ilkbahara özlem duyarak. 

Soğuklar başladı, duygusal olacak zaman da kalmadı hani. 
Yaprakların çoğu döküldü zaten... 
Bu mevsim en güzel yaparak dökümü olarak tanımlanır. 

Aslında... Aslında doğrusunu söylemek gerekirse bu günü, 21 Ekim ‘i hiç sevmedim. 
Yüreğimi yakar. 
Burnumu sızlatır.  

Yazının Devamını Oku

İş sağlığı ve güvenliği iş kazalarını önler 

Bir iş inanarak yapılmalı. Yapıyormuş gibi yapmamalı... 


Başa gelen bütün aksiliklerin altında böyle bir yaklaşımlar var; 
Yapıyormuş gibi yapmak. 
Yapılıyormuş gibi göstermek... 

İşleri usulünce, kural ve kaidesine göre yapıyor muyuz? 
‘Evet, yapıyoruz’ diyebilen kaç sanayici, kaç İSG profesyoneli, kaç eğitimci, kaç yönetici çıkar ortaya acaba? 

FABRİKADA PATLAMA 

Yazının Devamını Oku

İşgal edilen kaldırımlar ve kırık camlar!

Aman bana ne! Bana zararı yok ki! Romanya’nın ufak bir şehrinde, İnegöl kadar bir kentinde bile kaldırıma birkaç masa, sandalye atan esnaf bile belediyeye her ay 250-300 Euro ödeme yapıyor.

Bursa‘da ise durum tamamen kontrolden çıkmış durumda. 
Her yer işgal altında.  

ADIM ADIM İŞGAL 

Denetim, kontrol, kural, yaptırım, ceza hak getire... 
Tüm yaya yolları, kaldırımlar parsellenmiş. 
Bunun adı işgal. 

Yazının Devamını Oku

Okulda salgın, hamileye aşı ve...

Hayatı normalleştirme çabalarıyla doğrultusunda yüz yüze eğitime geçildi. Başka alanlar için farklı yorumlar yapılabilir ama eğitim her koşulda devam etmeli. 

Sınıf mevcutlarının azaltılması, derslik, laboratuvar, spor salonu, kantin, tuvalet, bahçe ve etkinlikler için tıbbi gerçeklikler dikkate alınarak düzenlenmesi, maske, dezenfektan ve temizlik malzemesi tedarikleri, temizlik görevlisi sayılarının artırılması, öğrenci servislerinin önlem kurallarına uymalarının sağlanmasıyla okullar açık kalmalı. 
Akıl ve bilim ile okul sağlığı korunmalı. 

Salgını, idari bakış değil ancak koruyucu sağlık yaklaşımları durdurabilir. 
Sınıfların kalabalık oluşu büyük sorun.  
Bir öğrenci Covid-19 hastası olsa karantina ve izolasyon kararı alınmıyor, öğrenime devam ediliyor. İki öğrenci hasta olursa sınıf kapatılıyor, öğrenciler evlerinde karantinaya alınıyor. 

OKULDA COVID

Yazının Devamını Oku

Haydi Türkiye göreyim seni

Okullar açıldı, öğrenciler öğretmenleriyle buluştu. Her yer cıvıl cıvıl, kentler canlandı. Trafik fena sıkışıyor ama olsun, çocukların eğitiminin yüz yüze, sınıf ortamında olması işin ruhuna uygun. 

Eğitim sancılı, eğitim sorunlu. 
Derslik sayısı yetersiz, sınıflar çok kalabalık. 
Okulların çoğunda spor salonu, laboratuvar ve bahçe yok. 
Velilerden hala temizlik, dezenfektan, A4 kağıt gibi çeşitli ihtiyaçlar adı altında para alınıyor. 
Güvenlik ve temizlik görevlileri için bile ‘pamuk eller cebe’ deniyor. 

Yazının Devamını Oku

 Kışa girerken hava kirliliği  

Akşam serinliği üşütmeye de başladı.  Hem eski, hem de yeni takvime göre mevsim artık sonbahar.

Eski takvim derken, Miladi’ye göre 13 gün geriden gelen, bu toprakların ‘Rumi’sinden bahsediyorum. Miladi takvimde ayın 14’ü olduğunda Rumi’de ayın 1 ‘i oluyor.  

TAKVİMLERİN DİLİ 

Rumi takvime Kocakarı takvimi diyen de çoktur. 
Rüzgarları, soğukları, yağmurları, fırtınaları, gündönümleri, cemreleri, mart 9’ları, april 5’leri, kırkikindi yağmurları, hıdırellez’leri, zemheri soğukları, daha nicelerini biliriz. 
“Korkma zemheri kışından, kork nisan’ın beşinden, öküzü ayırır eşinden.” 

Meteorolojik gelişmeleri takvimlerden takip etmek, haberdar olmak merak işi olsa da denizciler, balıkçılar, havacılar, çiftçiler, turizmciler, gezginler ve kampçılar için rehber, hatta iyi bir erken uyarı sistemidir. 

Yazının Devamını Oku