Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren BudayıcıoğluYazarın Tüm Yazıları

Yaşadığımız büyük acılar kaderimizi etkiler

Yaşanan her büyük travma, ruhumuzu bir yerlerinden yaralar, duygularımızı etkiler. Duygularımız küçük yaramaz çocuklara benzer, aklı yoktur. Mantık yoluyla onunla başa çıkamazsınız, o yine bildiğini okur. Ancak o çok narin duygularımızın en çok neden korktuğunu, nelerden kaçınacağını bilir, onlarla yüzleşir ve zihnimizin bize bu tip oyunlar oynamasına mani olursak o yaraların bizi götüreceği yere değil, gitmek istediğimiz yere gidebiliriz.

Haberin Devamı

Sevgili Okurlarım,

Hayatın yarın ne getireceğini hiçbirimiz bilmesek de çoğu zaman bugünkü yaşam şeklimizin pek fazla değişmeden hep böyle devam edeceğini sanırız çünkü zihnimiz değişikliği sevmez. Alışkanlıklarından ve bildiklerinden şaşmak istemez. Zihnimiz her zaman daha önce bildiği, tanıdığı ortamlarda kendini daha güvende hisseder.

Belki de bu nedenle, imkânlarımız el verse bile kendimize daha iyi bir hayat kurmaz, sonra da buna binbir bahane uydururuz. Özellikle yaş aldıkça değişikliğe karşı direncimiz daha da artar, bizi çok daha rahat ettirecek koşullardan uzak dururuz. Kısaca söylemek gerekirse, iyi bile olsa, hayatımızdaki her değişiklik korkutur bizi.

Oysa hayat hiç düz gitmez. Biz değişikliklere dirensek de o bizi ne yapar eder, buna zorlar. Her biriniz gözlerinizi kapatıp geçmişten bugüne hayatınızda nelerin değiştiğini düşünecek olursanız, buna siz bile şaşar kalırsınız.

Haberin Devamı

Yaşadığımız büyük acılar kaderimizi etkiler

GELECEĞİ GÖREBİLSEYDİK NE HİSSEDERDİK

On yaşınızdayken, on yıl sonra nerede ve nasıl yaşayacağınızı bilseydiniz, biri size on yıl sonrasını gösterebilseydi, ya da yirmi yaşınızdayken, otuz, kırk, elli, altmış yaşınızdayken biri size on yıl sonrasını gösteriverseydi... Bambaşka evler, değişik bir iklim, pencereden baktığınızda gördüğünüz değişik manzara, kapı çalındığında eve gelip size sarılan farklı kişiler... Ya da çalınmayan kapılar, bir türlü gelmeyen o insanlar... Mutfaktaki size hiç tanıdık gelmeyen tabaklar, bardaklar, tencereler, çaydanlıklar... Hep yattığınız yatağa hiç benzemeyen yataklar, yorganlar, penceredeki perdeler, o evin kendine has olmayan kokusu...

Ve şimdiki size çok yabancı gelen o evde, belki de yüzü gülen, çok mutlu on yıl sonraki siz...

Ne hissederdiniz acaba? O günler bir an önce gelse diye mi beklerdiniz yoksa gördükleriniz karşısında bugünkü siz eyvah mı derdi, eyvah...

Hayatımızın kontrolü bizde sanırız ama öyle zamanlar olur ki kontrol bir anda elimizden kayıp gidiverir. Son yaşadığımız depremde her birimiz bunu iliklerimize kadar hissettik. Hayal etmesi bile içimizi titretecek kadar ürkütücü olan gerçekleri yaşarken bulduk kendimizi. Bu durum hepimizi çok korkuttu. O depremi yaşayanlar korkmayı bile bilemedi ama hayat devam ediyor.

Haberin Devamı

Bir daha hiç eskisi gibi olamayacağım, yüzüm hiç gülmeyecek, artık mutluluk bana haram diye düşünen pek çok kişi on yıl sonra bambaşka ortamlarda, bambaşka duygular içinde olacaklar.

BİLİNCİMİZ BİZİ KORUMAYA ÇALIŞIYOR

Sadece böyle büyük depremlerde olmuyor bunlar. Her birimiz hayatımızın farklı dönemlerinde farklı duygusal depremler yaşarız. Ölümlü olduğunu çoğu zaman unuttuğumuz bu ölümlü dünyada öyle ya da böyle en sevdiklerimizi kaybederiz. Ya da en sevdiklerimiz bizi hayattayken bırakır gider. İşler bozulur, bir anda sap gibi ortada kalıveririz. Savaşlar çıkar, seller gelir, fırtınalar olur, kuraklık olur, kıtlık olur, düzenler bozulur ama biz insanlar her şeye rağmen yaşamanın bir yolunu buluruz. Çünkü insan denen varlık her zorlukla baş edebilecek güçte yaratılmıştır.

Haberin Devamı

Ancak yaşadığımız büyük acılar ve kayıplar bir şekilde ruhumuzu korkutur. Kader motifimiz yani hayatımızın bundan sonrasında yürüyeceğimiz yol etkilenir bunlardan. Ve tekrar benzer acıları yaşamamak adına bilinçdışımız kendince tedbirler alır. İlk bakışta bu cümle insanın kulağına hoş geliyor. Ne güzel, zihnimiz bize aynı acıları yaşatmamak için bizden habersiz bazı tedbirler alıyor diye düşünebiliriz. Ancak ruhumuzun aldığı bu tedbirler bazen hayatımızın yönünü, yolumuzu değiştirecek kadar ileri gidebilir.

Güven duygusunda ciddi bir yaralanma varsa, hayata bir daha bir türlü güvenemez, her an başımıza kötü şeyler geleceği şeklinde duygularla baş edemez, güvensizliğin yarattığı korkular ve kaygılar tüm ruhumuzu ele geçirir ve hayatı kendimize zindan ederiz.

Haberin Devamı

Ani kayıplar ya da terk edilmeler nedeniyle çok acı çektiysek, zihnimiz aynı acıyı bize bir kere daha yaşatmamak adına, iyi giden ilişkilerimizi bozabilir. Nasıl olsa bu da beni terk edecek korkusuyla, ya ondan önce biz bitiririz o ilişkiyi ya da ona daha çok bağlanmadan, onun bizi bir an önce terk edip gitmesi için hiç farkından olmadan elimizden geleni yaparız. Sonra da saf saf sorarız kendimize; “Terk edilmek benim kaderim mi?” diye...

Yaşanan acılar bazen o kadar büyüktür ki, iyi ve mutlu yaşamayı yakıştıramayız kendimize. Mutsuz olmanın, acı çekmenin yollarını ararken yine saf saf şöyle deriz: “Kaderim kötüymüş...”

Bazen de suçluluk duyguları bir türlü bırakmaz peşimizi. Biz mantıklı cümlelerle kendimizi teselli etmeye, bir suçumuz, günahımız olmadığına ikna etmeye çalışsak da, zihnimiz bizi bir kere suçlu ilan ettiyse ve biz bu konuda bir türlü farkındalık geliştirememişsek, başımıza gelmeyen kalmaz. Bütün belalar bizi bulur ve acılar hiç bırakmaz peşimizi. Aslında o cezaları kendimize verenin, onları arayıp bulanın bizzat kendimiz olduğunu bir türlü görmeyiz.

 

Haberin Devamı

VE ZAMAN GEÇTİKÇE YALNIZLAŞIRIZ

O güne kadar zaten yüzümüz hiç gülmemiş, hep ezilmiş, horlanmış, hep kullanılmış ve hakkımız yenmişse, adalet duygumuz zedelenmişse insanlarla ilişkilerimiz bir türlü rayına oturmaz. Sanki içimize bir canavar girmiştir. Çabucak kızar, köpürür, bize her söylenenden olumsuz bir anlam çıkarır, kimseye güvenmez, her söze alınır ve insanları kırarız. Sanki kızmak, bağırıp çağırmak, etrafa öfke saçmak için bahane arar, her konuda haklı olduğumuza inanır, insanlar bizden uzaklaştıkça bu sefer de herkesin aslında ne kadar kötü olduğunu düşünerek yapayalnız bir hayat yaşatırız kendimize.

Hep fedakâr, önceliği başkalarına vererek o günlere gelmiş, kendimize hayatın başrolünü bir türlü verememişsek, özgür olmak, sadece kendi hayatımızı yaşamak zor gelir. Yine bakacak, hizmet edecek birilerini arar, dururuz. Kendi hayatımızı nasıl yaşayacağımızı hiç öğrenemediğimizden, imkânlarımızı bir türlü kendimiz için kullanamaz, hayatı doyumlu yaşamayı beceremediğimiz için hiçbir şey yapamazsak düşer, bir yerlerimizi kırar ya da hasta oluruz.

Ya da başımıza gelenler bizi öyle korkutur ki bir türlü kontrol edemediğimiz hayatı küçültür ve sınırlarız. Artık sabah kalktığımızda ne yapacağımız çok bellidir. Neler üç kere, neler beş kere yıkanacak, özellikle mutfak banyo nasıl kırklanacak, şartlanacak, ne yenip ne yenmeyecek, kaçta yatıp kaçta kalkılacaksa hepsini bir kurala bağlar, bunları tastamam yaptığımızda kendimizi ancak o zaman güvende hisseder ve işini yapmış insanların huzuruyla gireriz yatağımıza. Biz bunların üstesinden gelebilmek için akşama kadar kan ter içinde çabalarken hayat önümüzden akıp gider.

Oysa bütün bu anlattıklarım, ruhsal dünyalarımızın bizi tehlikelerden korumak adına aldığı tedbirlerin sonuçlarıdır. Ruhumuz bir zamanlar öyle korkmuş, öyle incinmiş, öyle acı çekmiştir ki, bunu bir daha bize yaşatmamak için alacağımız bütün kararlara damgasını vurmuş, bizi bu acılardan korumak isterken, çocuğuna çok düşkün bir anne gibi bizi adeta hayattan koparmıştır.

Şimdilerde bu büyük felaketten az ya da çok etkilenen milyonlarca insan hayatın getirdiği büyük değişimleri toplu olarak yaşıyor. Bu değişimler içinde ortaya çıkan belirsizliklerde hem kendi hem de sevdikleri adına gelecekten korku duyuyor, çoğu zaman da kendini şevksiz, umutsuz hissediyor.

Yaşadığımız bu büyük depremlerden başlayarak hayatımızı derinden etkileyen her türlü acılar, kayıplar ve yaslar bir parça azaldıktan, hayatımız yeniden yapılanmaya başladıktan hemen sonra her birimiz bu konuda dikkatli olmalı ve içinde bulunduğumuz ruhsal durumla ilgili farkındalık geliştirmeye çalışmalıyız. Böyle durumlarda en doğrusu kısa bir süre de olsa bir psikiyatriste danışmak, yaşadıklarımızın gelecekte ruhlarımızda ne tür hasarlar oluşturabileceğini konuşmaktır.

İYİ YAŞAMAK HEPİMİZİN HAKKI

Yaşanan her büyük travma, ruhumuzu bir yerlerinden yaralar, duygularımızı etkiler. Duygularımız küçük yaramaz çocuklara benzer, aklı yoktur. Mantık yoluyla onunla başa çıkamazsınız, o yine bildiğini okur.

Ancak o çok narin duygularımızın en çok neden korktuğunu, nelerden kaçınacağını bilir, onlarla yüzleşir ve zihnimizin bize bu tip oyunlar oynamasına mani olursak, o yaraların bizi götüreceği yere değil, gitmek istediğimiz yere gidebiliriz.

Yaşamak, iyi yaşamak hepimizin en doğal hakkıdır, yeter ki bu hakka her yönüyle sahip çıkabilelim.

Sizler de bana gb@madalyonklinik.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Haftaya görüşmek üzere hoşça kalın, sevgiyle kalın.

 

TÜM KAHRAMANLARIMIZI SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUZ

Çanakkale Zaferi’nin 108. yılında Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve bu vatan için canını ortaya koyan tüm kahramanlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum.

Yazarın Tüm Yazıları