Dr. Gülseren Budayıcıoğlu

Şiddet artık insana yakışmıyor

31 Temmuz 2021
Sevgili okurlarım, Sizlerle bir süre daha şiddeti konuşmaya, bunun örneklerini sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Şiddet artık bilimde ve teknolojide inanılmaz keşiflere imza atmış, sanatın her dalında harikalar yaratmış, ciltler dolusu kitaplar yazmış, internet aracılığıyla dünyayı ayağımıza getirmiş, uzaya gitmiş biz insanlara hiç yakışmıyor.

Şiddet sadece karşınızdakine gösterilen fiziksel saldırı değildir. Bunun karşındakini öldürmeye kadar gideni var, yaralama var, tehdit var, şantaj var, aşağılama, kınama, utandırma var, cinsel taciz ve tecavüz var.

HER ALANDA MEVCUT

Şiddet aslında hayatımızın her alanında var.

Geçen günlerden birinde sanatçılarımızdan biri, konsere çıkarken giydiği kıyafet nedeniyle sosyal medyada adeta linç edildi. Bizler onu beğenmek zorunda değiliz. Ama linç etmek, hakaret etmek neden?

Bizim toplumumuzda açık giyen de var, kapalı giyen de. Başını örten de var, açan da... Onlar bizim düşmanımız değil, hepsi de bizim insanlarımız, yani içimizden biri onlar. Tam tersine birbirimize kenetlensek; yargılamak, ayıplamak, yermek, aşağılamak yerine elimizden geldiğince birbirimize destek olmaya çalışsak ne güzel olurdu.

Bizler aslında çok

Yazının Devamını Oku

Kadına ve dünyaya gösterilen şiddet

24 Temmuz 2021
“Nasıl yani?” diyorum içimden: “Hem doktor hatta profesör ol ama hâlâ kocandan dayak ye...” İlk anda böyle düşünsem de çok iyi bir mesleği olan pek çok kadından duydum bunu ben ama hâlâ zihnim bu gerçeği kabul etmek istemiyor."

O gün, uzun boylu, kumral, saçlarını arkasında toplamış, dudağındaki pembe rujdan başka makyajı olmayan, güzel yüzlü, kırklı yaşlarda bir kadın giriyor benim kırmızı odama. Üzerindeki lacivert etek ceket ve elindeki büyükçe çantayla çalışan bir kadın olduğu hemen anlaşılıyor.

Bana anlatacağı şey her neyse, bundan çok utandığını hemen anlıyorum. Onu rahatlatmak için kurduğum bir iki cümleden sonra, başını önüne eğerek, usul usul başlıyor anlatmaya:

- Hocam ne olur, beni ayıplamayın. Artık bu yaşadıklarımı biriyle paylaşmam gerekiyor. Belki siz bana bir yol gösterirsiniz. Ben 15 yıllık evliyim ve on üç yaşında bir kızım var. Ve hâlâ kocamdan dayak yiyorum.

‘KADIN OLMAK SUÇ MU’

İçime ince bir sızı yayılıyor. Dayağı yiyen o, bundan utanan yine o.


Yazının Devamını Oku

Hanife nasıl kurtulur

17 Temmuz 2021
O gün genç kadın uzun uzun içini döktü bana. Aslında bir çıkış yolu bulabilse eşinden ayrılmakta kararlıydı çünkü bu evlilik devam ettiği sürece hayati tehlikesi de hep olacaktı. İşin kötüsü aynı tehlike ayrılırsa da vardı.

MERHABA sevgili okurlarım,

Geçmiş yıllardan birinde bana gelen genç bir kadın söze şöyle başlamıştı:

“Hocam, ben iki arada bir derede kaldım. Boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koysam almıyor. Ne yapacağımı şaşırdım. Herkes bir akıl veriyor, ona da benim aklım yatmıyor. Ben beş yıllık evliyim. Liseyi bitirdiğim yıl üniversite sınavlarını kazanamayınca babam beni hemen evlendirmeye kalktı. Yaşım daha 18 bile olmamıştı. Benim de aklım okula gidip gelirken tanıştığım Rahmi’deydi zaten. Annem biliyordu ama babama korkudan söyleyememiştik. Rahmi benden beş yaş büyüktü ve bir süpermarkette çalışıyordu. Ailemin ise gözü yükseklerdeydi. Aslında ben de isterdim işi gücü daha iyi biriyle evlenmeyi ama babamın beni vereceği tipleri aşağı yukarı tahmin edebiliyordum.”



‘İÇKİ İLE İYİCE DARALDIK’

Yazının Devamını Oku

Kime âşık oluruz

10 Temmuz 2021
Tesadüf deyip geçtiğimiz pek çok şey aslında tesadüf değildir. Bize çocukluk acılarımızın bir benzerini yaşatacak kişileri gözünden tanır ve gider ona âşık oluruz. Hayat onu kendi ellerimizle buldurur bize.

Yıllardır her gün akşama kadar birbirinden çok farklı insanların hayat hikâyelerini dinlerken, kimselere göstermedikleri içdünyalarının rengârenk dehlizlerinde gezinirken insan eğer çok ister, çok dikkat eder ve kulak kesilirse, bir zaman sonra çok uzaktan da olsa hayatın sesini duymaya, onun kendine has bir dili ve matematiği olduğunu görmeye başlıyor.

Doğduğumuz evlerin, yaşadığımız geçmişin, yakın ilişkilerimizin geleceğimizi nasıl şekillendirdiğini, doğduğumuz evlerde bize öğretilen katı çocukluk inançlarımızın, o evlerde aldığımız yaraların eline kalemi alıp kaderimizi nasıl bir bir yazdığını bir anda görüveriyor insan.



Kendi irademizle aldığımızı sandığımız kararların, yaptığımız seçimlerin pek de öyle olmadığını, hiç istemediğimiz, kendimizi çaresiz hissettiğimizde kurulan tuzakların aslında bizim eserimiz olduğunu, kader dediğimiz şeyin alnımıza o evlerde, anne babalarımız ve beraber yaşadığımız en yakınlarımız tarafından yazıldığını zaman içinde görüvermek nasıl bir duygu acaba, hiç düşündünüz mü?

OLAMAZ, O CANİ İÇİMİZDEN BİRİ

Yazının Devamını Oku