Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren Budayıcıoğlu
Dr. Gülseren BudayıcıoğluYazarın Tüm Yazıları

Yarabandı

Sevgili okuyucularım...

Haberin Devamı

Bu hafta sizlere, birkaç yıl önce ağlayarak kliniğe gelen bir hastamı anlatacağım. Adı Ceylan, otuzlu yaşlarda genç bir kadın. Geliş nedeni kiloları... Oysa karşımda şişman değil, balıketinde dediğimiz türden güzel biri oturuyor. Çocukluğunda gerçekten de kiloluymuş ve bu yüzden çok acı çekmiş.

Bakın Ceylan o gün bana neler anlattı...

Yarabandı

*

HOCAM son günlerde, özellikle bir şeylere üzülürsem aniden elim ayağım titremeye başlıyor. Öyle çok titriyor ki bunu durduramıyorum ve herkes görüyor. İnsanlar “Neyin var, hasta mısın?” filan diye sormaya başlayınca ne diyeceğimi bilemiyorum.

(İlk heyecanı geçtikten sonra ağır ağır kendini anlatmaya devam ediyor.)

Haberin Devamı

Ben üç çocuklu bir ailenin en küçük kızıyım, benden büyük iki ablam daha var. Ablalarımın ergenlik dönemleri çok zor geçti, annemi çok uğraştırdılar. Sonunda onlar toparladı ama sıra bana gelince annem ablalarıma gösterdiği ilgi ve şefkatin yarısını bile gösteremedi çünkü gerçekten çok yorulmuştu.

PARMAK EMİYORDUM

(Siz nasıl bir ergen oldunuz?)

Ergen olmadan önce çocukluğum da zor geçti benim. Okulda derslerim iyiydi ama arkadaşlarım, “şişko, oburiks” diye dalga geçerlerdi benimle. Gerçekten de o zaman çok şişmandım. Parmak emmelerim de o zaman arttı.

(Parmak emme, genelde bize anne çocuk ilişkisinde bir sorun olduğunu gösterir. Bunlar genelde anneye bağımlı ama ondan istediği sevgiyi, ilgiyi ve şefkati alamayan çocuklardır. Bu arada evde nasıl bir baba olduğu, babanın anneyle ve çocuklarla ilişkisinin nasıl olduğu da her zaman önemlidir.)

‘SENİ KİM NE YAPSIN’

İş, ders notu istemeye, ödev yapmaya gelince herkes peşimde dolanır, sonrasında yüzüme bakan olmazdı. Etrafımdaki herkesin ilgi çekici bir yanı vardır, kimi komik, kimi çok zeki, kimi de güzeldi. Ben hiçbiri değildim. İnsanlar ne sohbetimden keyif alıyor, ne söylediklerimi ciddiye alıyor, ne de beni güzel buluyordu. Annem zaten sürekli, “Seni kim ne yapsın?” deyip duruyordu.

(Annelerimizin kızıverince söylediği bu sözler, nasıl da hiç çıkmıyor aklımızdan. Kim bilir annesi ona, bunun yanında ne güzel şeyler de söyledi, eminim hiçbiri aklında kalmamıştır. Nedeni de çok basit, bu sözler bizi öyle yaralar, canımızı öyle yakar ki, zihnimiz onları büyük harflerle yazar, öyle olunca da bir türlü unutulmaz.)

Haberin Devamı

BABAM ZOR KURTARIRDI

Annem kilolarıma kafayı takmıştı, evde türlü türlü yemekler pişiriyor, kardeşlerim onları büyük bir keyifle yerken benim önüme sadece bir kaşık çorba koyuyordu. Annem yemekleri benden sakındıkça daha çok yiyesim gelir, çekmeceme sakladığım ne kadar abur cubur varsa gece kalkar onları yerdim. Tabii annemin o çekmeceyi fark etmesi uzun sürmedi, beni öyle döverdi ki babam zor alırdı elinden. Ardından da söylenmeye başlar, “Bu kızı, bu haliyle kim alacak?” diye bağırdıkça, ben de o sözlere iliklerime kadar inanırdım.

(Çocukluk acılarımızın ayrı bir yeri vardır zihnimizde. Yaşadıkça çoğu şeyi unutur ama çocuklukta aldığımız yaralar bütün ihtişamıyla durur zihnimizde çünkü o acılar, o zamanki inançlar, kırılmışlıklar, kişiliğimizin oluşmasında önemli bir rol oynar. Kişiliğimiz ise seçimlerimizi etkiler yani kaderimizi yazar.)

Haberin Devamı

SUÇU KENDİMDE ARADIM

Zamanla kimsenin beni istemeyeceğine öyle inandım ki lisedeyken kimin ne derdi, ne sorunu varsa yanında oldum, yardım ettim, hatta onlar uğruna saçımı süpürge ettim ki beni de yanlarına alsınlar, reddetmesinler. Üniversite yıllarında, yine kendimi feda etmeye hazırlandığım bir erkek arkadaşım benden hoşlandığını söyledi. Öyle sevindim, ona öyle inanmak istedim ki arkadaşlığımız süresince onun için elimden ne gelirse yaptım. Bir yandan da içimden “Annem yanılmış, beni biri istedi işte” diyerek kendimi buna inandırmaya çalışıyordum ki bir gün onun başkalarıyla konuşurken benimle ilgili söylediklerini kulağımla duydum. Çocuk nasıl da kandırıyormuş beni...

Haberin Devamı

(Ağlamaya başlıyor. Gerçekten hazin bir hikâye! O kız, o gün kendini nasıl aşağılanmış hissetmiştir.)

Sonunda bir gün ben de evlendim ama eşimin beni sevdiğine bir türlü güvenemedim. Her hareketini, her sözünü içimde farklı yorumladım ve suçu hep kendimde aradım. Ben eşime yetemiyorum diyerek evliliğimi bitirdim.

(Sevilmediğini, bir gün nasıl olsa istenmeyeceğini, terk edileceğini düşünen insanlar, karşı taraf harekete geçmeden önce ben onu terk edeyim düşüncesiyle, ilişkileri olmadık zamanda bitirirler. Ancak böyle yaparken bile aslında terk edilenin kendileri olduğunu düşünür ve çok acı çekerler.)

O DA GİTTİ

Yine yapayalnız kalmıştım. Çok zor zamanlarım oldu, derken yeni biriyle tanıştım. O da sevgilisi tarafından terk edilmişti ve çok üzgündü. Zamanla arkadaşlığımız ilerledi, ben yine onun yüzünü güldürebilmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadım yani ona bir nevi yarabandı görevi yaptım, sıkıntılarını hafiflettim, onu güldürdüm ve ona âşık oldum. Bir gün bir de baktım, elinde bir yüzük var ve bana evlenme teklif ediyor, dünyalar benim oldu. Sanki geçmişe bir sünger çekmiş, ona sonuna kadar inanmıştım. O arada bazı maddi sıkıntıları olduğunu söyledi bana, hiç tereddüt etmeden onun için bankadan krediler çektim, elimde ne kadar nakit param varsa verdim. Her şeye rağmen çok mutluydum, yakında evlenecektik, birlikte çalışır ve borçlarımızı öderdik.

Haberin Devamı

(Eyvah, diyorum içimden, hikâyenin sonu belli oldu. Karşımda oturan kıza bakıyorum, üniversite mezunu, akıllı, cin gibi bir kız, eminim pek çok konuda aklını kullanabiliyor ama sıra duygusal konulara, yıllardır içini yiyen korkulara, saplantılara, takıntılara gelince, bildiği, geçmişte yaşadığı her şeyi unutup, 12 yaşında bir ergen oluveriyor.)

Bir gün iş nedeniyle bir seyahate çıkması gerektiğini söyleyip gitti, sonra da bir süre aramadı beni. Bir gün eve bir kargo geldi, içinden ne çıksa beğenirsiniz; parmağındaki yüzük...

(Amma da insafsızmış! Bir telefon etmeye bile gerek görmemiş, nasıl da aşağılamış kızı. Dolandırıldığını anladım ama bu kadarına ben de pes diyorum doğrusu.)

İşte hocam benim el ayak titremelerim de o zaman başladı, derken parmak emmelerim arttı, kalabalıklara giremez oldum.

DAVETİYESİ GELDİ

O gün Ceylan benim kırmızı odamda çok ağladı... Sitemi kimseye değildi, kendine kızıyor ‘Bir insan nasıl bu kadar aptal olabilir’ diyordu.

Aptallık değildir bu, hepimizin zaman zaman yaptığı şeylerdir. Kendimizle barışık değilsek, kendimizi iyi tanımıyor, başkalarının gözüyle bakıyor ve acımasızca yargılıyorsak, sanki intikam alır gibi, asıl cezaları hep biz veririz kendimize, kendi canımızı yakacak kararlar, seçimleri başkası değil biz alırız. Aynı davranışları, aynı tepkileri vermekten bıkmaz usanmaz, bunlardan ders almak yerine, “Daha önce olmadı ama bu sefer olacak” umuduyla, yolumuzu değiştirmeden aynı yolda yürümeye devam ederiz.

Ceylan daha ilk günden çocukluk inançları doğrultusunda bütün ilişkilerinde fedakârlık yapan, onu sevmesi için karşı tarafa adeta rüşvet veren, yarabandı olan bir tutum sergilemiş ve hepsinde kaybetmiş. Şunu diyememiş, “Demek ki bu yol yanlış, yeni yollar aramalı, bunları öğrenmeli ve kendimi değiştirmeli, geliştirmeliyim”. O gün diyemediğini sonra dedi, çok uğraştı, çok emek verdi ama sonunda başardı.

Ceylan’dan geçen gün düğün davetiyesi geldi. Eminim o artık bir yarabandı değil çünkü yolu değiştirdi...

Sizler de bana drgulserenb@madalyonklinik.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Haftaya görüşmek üzere hoşça kalın, sevgiyle kalın.

Yazarın Tüm Yazıları