GeriDr. Ecz. Metin Uyar Süper besinleri tanıyalım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Süper besinleri tanıyalım

Dengeli ve yeterli beslenmek için sofralarımızda mutlaka yer vermemiz gereken süper besinlere göz atalım. Hem bedensel hem de zihinsel sağlığımızda fark yaratacaklar.

 

Bugün, gıdalar ve sağlığımız arasındaki güçlü bağa değinmek için çok güzel bir gün. Modern tıbbın temellerini atan Hipokrat’ın “Gıdanız ilacınız, ilacınız gıdanız olsun” sözüyle vurguladığı gibi gıdalar sağlığımızın en önemli yapıtaşı. Yediklerimizin vitamin ve mineraller gibi mikrobesinler açısından ihtiyacımızı karşılaması gerekiyor. Öte yandan günümüzün hızlı yaşam şartları, ekonomik sorunlar, tektip beslenme alışkanlığı ya da ‘trend’ diyetler gibi sebepler hepimizi hızla ihtiyaç duyduğumuz besinlerden uzaklaştırabiliyor. Bunun sonucundaysa kilo alıp gizli açlık çekiyoruz. Bu döngüyü kırabilmek adına Dünya Gıda Günü’nde bedensel ve zihinsel sağlığımıza olumlu etkileri görülen süper gıdalara bakalım.

Süper besinleri tanıyalım

BİTKİSEL PROTEİN KAYNAĞI

Alternatifi olan pirinç gibi çoğu tahıldan fazla lif içeren kinoa, güçlü bir bitkisel protein kaynağı. Glütensiz olmasının yanı sıra magnezyum, B vitaminleri, demir, potasyum, kalsiyum, fosfor ve E vitami içeriyor. Glisemik endeksinin düşük. Ek olarak güçlü antioksidanlar olan flavonoidleri de içeriyor.

 

ALERJİYE DİKKAT

Greçka (karabuğday) glüten içermez ve bol lifli. Çinko, potasyum, kalsiyum, demir gibi minerallerce zengin. Ayrıca iyi bir B6 vitamini ve folik asit kaynağı. Buğday ununa alternatif olarak kullanabilirsiniz. Nadir de olsa alerjisi olan kişiler çıkabiliyor.

Süper besinleri tanıyalım

 

SEÇENEK ÇOK

Orman meyveleri antioksidan özellikleriyle öne çıkıyor. Düşük enerji içeriğiyle yabanmersini tercih edilebilir. Güney Amerika kökenli ‘maqui berry’ de antioksidan etkisi en yüksek orman meyvesi olarak biliniyor. Ülkemizde yetişenler kızılcık, ahududu, böğürtlen, çilek, üzüm... Diyetiniz için seçenek çok.

Süper besinleri tanıyalım

 

KAHVALTILARDA TÜKETİN

Yüksek oranda doymamış yağ içeren, A, C, E vitamini zengini avokado demir, bakır, fosfat ve potasyum minerallerini de taşıyor. Salatalarınızda ve kahvaltılarınızda değerlendirin.

Süper besinleri tanıyalım

 

LİF İÇERİĞİ DE ZENGİN

Yüksek protein oranıyla dikkat çeken chia tohumu aynı zamanda bir omega-3 kaynağı. Lif bakımından da zengin olan bu besin bol miktarda magnezyum, fosfor ve kalsiyum da içeriyor. Son dönemde ülkemizde de tüketimi artan chia tohumunu özellikle evde hazırladığınız sağlıklı tatlılara katarak değerlendirebilirsiniz.

MEVSİMİ GELMİŞKEN...

Kalsiyum, demir, A ve C vitaminleri zengini karalahana; kalsiyum ve demirden yana zengin brokoli ve  C, E ve B vitaminleri içeren ıspanak. Hazır mevsimi de gelmişken tüketebileceğiniz seçeneklerin başında... Sindirim üzerindeki olumlu etkileri ortaya konan ıspanağa çiğ olarak salatalarınızda da yer verebilirsiniz.

Süper besinleri tanıyalım

AZ YAĞLI VE ORGANİK OLSUN

Yoğurt potasyum, fosfor, riboflavin, iyot, çinko, A, E ve B vitaminlerini içeriyor. Yüksek proteiniyle vejetaryenlerin de tercih edebileceği iyi bir besin. Az yağlı ve mümkün olduğunca organik olanını tercih edebilirsiniz. Yapılabiliyorsa günlük sütle evde mayalanan yoğurdu güçlü bir probiyotik kaynağı olarak yiyebilirsiniz.

Süper besinleri tanıyalım

KÖTÜ KOLESTEROLÜ AZALTIR

Antioksidanlar ve omega-3 gibi doymamış yağ asitleri bakımından zengin keten tohumu içerdiği fitosterollerle ‘kötü’ kolesterol seviyesini azaltmaya da yardımcı olabiliyor.

Süper besinleri tanıyalım

HEM KENDİSİ HEM DE YAĞI...

Tahinin hammaddesi olan susam A, E, B ve eser miktarda C, K, B 12 vitaminleri içeriyor. Ayrıca folik asit, magnezyum ve
bakır da... Susam sahip olduğu doğal yağ asitleriyle de öne çıkıyor. Öyle ki susamyağı kullanan toplumlarda kardiyovasküler hastalıkların daha az görüldüğünü ortaya koyan çalışmalar var.

Süper besinleri tanıyalım

ÜLKEMİZDE DE YETİŞİYOR

Antioksidanlarca zengin olan sumak ülkemizde yetişen sağlıklı besinlere iyi bir örnek. Magnezyum, fosfor, sodyum, demir, potasyum, çinko, bakır ve selenyum minerallerini içeriyor.

Süper besinleri tanıyalım

NOT: Bu besinlerin hiçbiri tek başına mucize değildir. Abartılı tüketmekten kaçının ve düzenli ilaç kullanmanızı gerektiren bir hastalığınız varsa ilaçlarınızla bir etkileşimi olup olmadığı konusunda doktorunuza danışın.

 

X

Aromaterapiyle ruhunuza 'dokunmak' mümkün

Uçucu yağlar daha rahat, daha enerjik olmamızı ya da stres seviyemizin düşmesini sağlayabilir mi? Merkezine aromaterapiyi alan ve sayıları her geçen gün artan araştırmalar uçucu yağların faydalarına ve dikkat edilmesi gerekenlere vurgu yapıyor.

Aromaterapi, yani bitkilerden elde edilen esansiyel (uçucu) yağların hastalıkları önlemek ya da tedavi etmek amacıyla kullanılması çok eskilere dayanıyor.

Çeşitli yöntemlerle bitkilerden alınan uçucu yağlar, masajla cilde uygulanabildiği gibi havaya karıştırılarak oda sıcaklığında solunabiliyor da... Soluyarak aldığınızdaki etkisi, o bitkiyi yediğinizdeki etkiyle aynı olmuyor.

Yurtdışında olduğu gibi ülkemizde de bilinirliği artan aromaterapinin stres ve kaygıyı hafifletme gibi etkileri nedeniyle psikolojik sağlık için kullanımı da artıyor.

Bu doğal yağların yan etki riski az olsa da alerjik reaksiyon ihtimalini dikkate almak gerekiyor. Bu nedenle uzman eczacı/doktorların önerdiği şekil ve miktarda kullanılması çok önemli...

Dünyada uçucu yağlarla ilgili pek çok çalışma yapılıyor. Kanser hastaları üzerindeki etkileri, enflamasyon ve enfeksiyona etkileri araştırılıyor.

İşte bu çalışmalardan biri Avustralya’daki Monash Üniversitesi’nde hayata geçirildi. Ağustos 2021’de Neurochemistry International’da yayımlanan çalışma ‘esansiyel yağların beyin üzerindeki etkisini’ odağına alıyor.

Yazının Devamını Oku

‘Vücudumuzun sağlıklı olması için akciğerlerimiz sağlıklı olmalı’

2002’den bu yana her yıl kasımın üçüncü çarşambası dünyanın birçok yerinde Dünya KOAH Günü etkinlikleri düzenleniyor. Toplumda KOAH hastalığıyla ilgili farkındalık yaratma amacını taşıyan bu gün vesilesiyle gündemimiz akciğer sağlığı...

Türk Toraks Derneği’nin 2020 verilerine göre 40 yaş üstü yetişkinlerde ‘KOAH’ın sıklığı dünyada ortalama yüzde 11.7, Türkiye’deyse bölgesel değişikliklerle  beraber yüzde 19.1. Türkiye’de solunum sistemi hastalıklarıyla bağlantılı ölümler, ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada ve bu ölümlerin yüzde 45.6 kadarı KOAH nedeniyle...

KOAH ile ilgili küresel bir girişim olan GOLD’un 2022 yılı raporuna göreyse gelişmekte olan ülkelerdeki sigara tüketim artışı ve yüksek gelirli ülkelerde yaşlanan nüfus nedeniyle KOAH’ın dünyada önümüzdeki 40 yıl boyunca daha da artacağı öngörülüyor.

Aynı raporda 2060’a gelindiğinde bu hastalık ve onunla ilişkili hastalıklara bağlı olarak yılda 5.4 milyondan fazla kişinin hayatını kaybedeceği bildiriliyor. Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışan ve Dünya Sağlık Örgütü’nün kronik hava yolu hastalıkları astım ve KOAH üzerine olan birliği GARD’ın başkanlığını yürüten Prof. Dr. Arzu Yorgancıoğlu, bu hastalık hakkında konuşmaya ‘önlenebilir, tedavi edilebilir bir hastalık’ olduğunun altını çizerek başlıyor.

“KOAH’ta mikrobik olmayan bir iltihap söz konusu, bu iltihabı gerçekleştiren faktörlerin başında da sigara geliyor. Hastalık kendisini en çok hava yollarında giderek ilerleyen bir tıkanmayla gösteriyor” diyerek özetlediği hastalığın görülme sıklığının ne yazık ki tüm dünyada ve Türkiye’de her geçen gün arttığını paylaşıyor. Aynı zamanda Avrupa Solunum Derneği’nin (GINA) yönetim kurulunda görev yapan Prof. Dr. Yorgancıoğlu, bu artış trendinin arkasında kişilerin sigara içmeye devam etmesi, hava kirliliği ve mesleki etkilenimlerini sıralıyor.

 KOAH’ın tanısını koymak için basit ve ağrısız bir test olan ‘nefes ölçüm testi’ (spirometre) kullanılıyor. COVID döneminde kişilerin hastanelerden uzak durmaları nedeniyle bu testlerin uygulanmasının azaldığını anlatan uzman, “Kronik solunum hastalıklarının COVID’den olumsuz etkilendiğini biliyoruz, çünkü bu hastalarımız hastaneye gelmekten korktular, kendilerini evlerinde izole ettiler. Öte yandan kapanmada hava kirliliği azaldı, dolayısıyla risk faktörleri azaldı. Pandemiye yönelik alınan hijyen önlemleri, maske ve mesafe nedeniyle bu hastalarımızın gribal enfeksiyonları da azaldı. Ancak şunu da biliyoruz ki KOAH hastalarımız COVID’i diğer kişilerden daha ağır geçiriyor” diyor.

Bu hastalıkta akciğerlerde, hava yollarında ve akciğerlerin gaz alışverişi yapılan yerlerinde iltihaplar oluşuyor, bu da giderek hastanın solunum yetmezliğine ilerlemesine yol açıyor. KOAH çok yaygın bir hastalık ancak az tanı alıyor. Hastaların şikâyetleri arasında yer alan öksürük ve balgam aynı zamanda sigara içenlerde sık görülen belirtiler olduğundan, sigara içenlerin doktora geç başvurmalarına ve dolayısıyla süreci nefes darlığının takip etmesine yol açabiliyor. Nefes ölçüm testi yapılmadığında tanı konamıyor.

İYİ BESLENMEYİ UNUTMAYIN

Tüm KOAH hastalarının yaklaşık yüzde 25’inin teşhis almadığını söyleyen Yorgancıoğlu “Belki de bu oran ülkemizde daha da fazla” diyerek bu önemli soruna vurgu yapıyor. Oysa DSÖ verilerine göre 2030 itibariyle KOAH’ın dünya üzerinde üçüncü en yaygın ölüm nedeni olması bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

Hız kesmeyen salgın: Diyabet

Dünya COVID-19 salgınıyla mücadele içindeyken sağlık otoritelerinin ‘bulaşıcı olmayan salgın’ olarak adlandırdığı diyabet de hız kesmeden daha çok kişiyi etkilemeye devam ediyor. Uzmanların diyabet hakkındaki gelecek projeksiyonuysa bugünden daha kötü! Öyleyse önlem alalım...

Her yıl 14 Kasım’da kutlanan Dünya Diyabet Günü öncesi Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) 2021’in diyabet atlasını yayımladı. Açıkçası veriler hiç de iç açıcı değil. Atlasa göre 20-79 yaş arasındaki her 10 dünya vatandaşından 1’i (537 milyon insan) diyabetli. Üstelik diyabetli kişilerin yaklaşık yarısı (240 milyon insan) diyabetli olduğunun farkında bile değil. Farkında olmayanlar diyabete karşı önlemlerini almadıkları için ne yazık ki çok daha kötü etkilenecek. Gelecek yıllara dair projeksiyonsa bugünkünden daha kötü. IDF’ye göre 2030’da dünyadaki her 9 kişiden 1’i (643 milyon insan), 2045 yılına gelindiğindeyse her 8 kişiden 1’i (783 milyon insan) diyabetli olacak. İşte bu veriler nedeniyle diyabet dünyada ‘eşi benzeri görülmemiş büyüklükte, küresel bir salgın’ olarak anlatılıyor. Bu yıl Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Küresel Diyabet Sözleşmesi’ni başlattı. Birleşmiş Milletler’e (BM) üye devletler de diyabetle mücadele için acil olarak koordineli küresel eylem çağrısında bulunan bir kararı kabul etti. Bu kadar vahim ilerleyen salgının Avrupa’daki merkez üssüyse adeta Türkiye! Avrupa’da en çok diyabetli ülkemizde yaşıyor. Bu konuda ‘şampiyonluğu’ yıllardır bırakmıyoruz.

2045 yılı projeksiyonundaysa dünyada en çok diyabetli yetişkinin yaşadığı ilk 10 ülke arasında yer alıyoruz. Öyleyse diyabete karşı önlemlerimizi almalıyız.

MENÜLERİMİZİ GÜNCELLEYELİM  

Diyabeti, kan şekerini düzenleyen insülin hormonunun eksikliği veya insülinin kullanımındaki sorunlardan kaynaklanan kronik bir metabolizma hastalığı olarak özetleyebiliriz. Farklı tipleri olan diyabet hastalığının en yaygın görüleni  (yaklaşık yüzde 90) tip 2 diyabettir. Bu tür genellikle yetişkinlerde görülür. Kötü beslenme, hareketsiz yaşam, genetik yatkınlık ve obezite, tip 2 diyabet açısından riskimizi arttırır. İyi haberse, tip 2 diyabeti yaşam alışkanlıklarımızı iyileştirerek önleyebilir ve kontrol altına alabiliriz. Öyleyse bugünden itibaren daha aktif bir yaşama adım atalım, menülerimizi diyabetten korunmak adına güncelleyelim ve daha iyi yaşayalım.

Diyabet yaygın inanışın aksine sadece fazla şekerli besin tüketen kişilerde görülmez; çok şeyden etkilenen karmaşık bir hastalıktır. Diyabetten korunmak için menülerinizde doğal ve iyi karbonhidratlara öncelik verin ve lif açısından zengin beslenin. Lifler bütün taneli tahıllarda, meyvelerde, sebzelerde ve cevizde var. Yoğurdunuza keten tohumu veya chia tohumu katarak bile lif tüketiminizi arttırabilirsiniz. Ayrıca faydalı yağları tüketmeyi seçin. Somon, alabalık, sardalya gibi balıklar; soya veya ayçiçeği gibi tohumlarla kanola, üzüm çekirdeği ve zeytinyağı gibi yağlar faydalı yağlardır.

UZAK DURULACAKLAR LİSTESİ

Beyaz şeker, beyaz hamur, reçel ve gazlı içecekler gibi rafine şekerlerden uzak durun. Tereyağı ve et yağı gibi hayvansal yağlardan olabildiğince kaçının. Şarküteri ürünleri, bisküviler ve konserve çorbalar gibi çok tuzlu besinleri tüketmemeye özen gösterin. Kızartma, hamur, krema bazlı soslar ve pane yiyecekler gibi kötü yağlar açısından zengin besinlerle aranıza mesafe koyun.

Yazının Devamını Oku

Pandeminin ‘gözde’ vitamin ve mineralleri

Pandemi vitamin ve mineraller açısından bir milattı. Hayatlarımızın vazgeçilmez bir parçası oldular. Ancak her şey gibi onlar da bilinçli kullanıldığında sağlığımıza fayda sağlar. Yanlış kullanıldığında telafisi zor, çok ciddi zararlara yol açarlar... Püf noktaların üzerinden geçelim.

DOĞAL YOLLARDAN ALMAK ÇOK BASİT

D vitamini bağışıklık sistemimizi güçlendirerek hastalıklara yakalanma riskimizi azaltır. Hastalığa yakalanırsak da hafif geçirmemizi sağlar. D vitamini pandemi döneminin en gözde iki vitamininden biri. Ancak bu konuda tehlikeli hatalar yapıldığı da oluyor. Bazı kişiler önerilen günlük miktarın yaklaşık 300 katına denk gelen ampül formlarını kırıp içmek istiyor. Üstelik kan tahlili yaptırmadan, doktoruna danışmadan buna düzenli olarak devam etmek istiyor. Bu hata başta böbrekler olmak üzere kişinin vücudunda telafisi zor hasarlara yol açıyor. D vitamininin vücutta biriken bir vitamin olduğunu ve kullanmanız gereken günlük dozun tahlil sonucunuza göre belirlenmesi gerektiğini unutmayın. D vitaminini doğal yollardan almak isteyenler için en basit yöntem günde en az 15 dakika güneş ışığına maruz kalmak. Ayrıca somon gibi yağlı balıklar, balıkyağı, portobello mantarı, yumurta sarısı, karaciğer, peynir, süt ve süt ürünleri de yararlanabileceğiniz doğal D vitamini kaynakları... 

TETKİKLER YANLIŞ SONUÇ VEREBİLİR

COVID-19 salgınının ikinci gözdesi C vitamini oldu. Öyle ki yoğun tüketim nedeniyle C vitamini bulamadığımız günleri bile hatırlıyorum. Açıkçası C vitaminine yönelik talep hâlâ düşmedi. Vücudun mikroplara karşı direncini arttıran, kolajen yapımını destekleyen ve kuvvetli bir antioksidan olan C vitamini kalp hastalıklarına karşı da koruyucu...

Sigara, stres, alkol, viral hastalıklar ve doğum kontrol hapları vücudunuzdaki C vitamini düzeyini azaltıyor. Aspirin de C vitamininin idrarla atılmasını arttırdığından eksiklik yaratabiliyor.

Bu vitamin ayrıca demir ilaçlarının emilimini arttırdığından birlikte alınması faydalı. Günde 1000 mg’dan fazla C vitamini alındığındaysa bulantı, midede kramp, ishal görülebiliyor ve böbrek taşı riski artıyor. Ayrıca yüksek dozda C vitamini alındığında kanınızda yapılan bazı tetkikler yanlış sonuç verebiliyor.

Doğal gıdalarla C vitamini almak isteyenler sofralarında siyah üzüm, yeşilbiber, mango, karnabahar, lahana, brokoli, portakal, mandalina, greyfurt, böğürtlen, üzüm suyu, patates, domates, bezelye, pırasa, muz, çilek, şalgam ve yeşil yapraklı sebzelere daha çok yer açmalı.

Yazının Devamını Oku

Mışıl mışıl uyumamızı sağlayacak 5 öneri

‘Sık sık uykum kaçıyor’, ‘Uyku düzenim değişti, sabahları yorgun kalkıyorum’... Çoğumuz zaman zaman bu şikâyetlerden yakınıyoruz. Uykusuzluk hayat kalitemizi düşürüyor, gün içinde işlerimizi tamamlamamızı zorlaştırıyor, bağışıklığımızı zayıflatıyor. Oysa basit ama etkili 5 tavsiyeyle uyku hijyenimizi sağlamak mümkün...

Salgınla birlikte artan stres ve kaygı düzeyi, yoğun gündemden kopmamak için neredeyse bağımlısı haline geldiğimiz sosyal medya, takip etmeye çalıştığımız finans piyasaları, evden çalışmaya geçişle uzayan çalışma süreleri ve artık saat fark etmeksizin gelen e-postalar, mesajlar... Bunlar kaliteli uykunun önündeki bariyerlerden bazıları...

Eczanede gözlemlediğim kadarıyla uykusuzluk sorununa çözüm arayanlar giderek artıyor. Yetersiz uyku, kaygı bozukluğu ve depresyon gibi yaşam kalitemizi düşürecek pek çok sorunla ilişkili olduğu gibi bağışıklık sistemimizi de zayıflatıyor. Uykusuzlukla başa
çıkmanın yollarını öğrenmek de bu yüzden oldukça önemli. Öyleyse adım adım kaliteli bir uykuya geçelim.

1- İYİ BİR YATAK VE YASTIK ŞART

Kaliteli bir uyku için ilk adım, uyuyacağınız ortamı oluşturmak. Öncelikle iyi bir yatak ve yastık şart. Sessiz, karanlık ve havadar bir ortam da uyku kalitesini belirleyen diğer etkenler. Günümüzde kaliteli uykunun önündeki en büyük engellerden birinin bizi uyaran bombardımanına maruz bırakan cep telefonları olduğunu düşünürsek onları yatak odanızdan uzakta tutmakta fayda var.

2- MELATONİN İÇİN MUZ VE CEVİZ...

Yazının Devamını Oku

5 adımda faydalı bitki çayımız hazır

Soğuk hava kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Bu dönemde hastalıklara karşı doğal kalkan görevi üstlenen bitki çaylarından yararlanabiliriz. Ama dikkat etmemiz gereken bir nokta var; o da bitki çayını doğru şekilde hazırlamak.

Soğuk bir günde sıcacık bitki çayı içmek herkese mutluluk verir. Bitki çayları aynı zamanda şifa kaynağıdır. Hastalıklardan korunma ve hastalığa bağlı semptomları azaltmada kullanılan en eski ve en kolay yöntemlerden biri kabul edilir. Bitki çaylarını hazırlarken faydalarından  yararlanmak için nelere dikkat etmemiz gerektiğini beş adımda anlattım.

1- DEMLEYİN YA DA KAYNATIN

Bitkilerin kök, kabuk, odun gibi sert kısımlarının genellikle kaynatılması gerekir. Bu kısımlar, çaydanlıkta üzerine gerekli miktarda su ilave ederek kaynatılır. Bazı özel koşullar dışında kaynatma süresi ortalama 30 dakikadır.

Bitkilerin yaprak, çiçek gibi yumuşak dokulu kısımlarıysa demlenir. Bitki ya da bitkiler bir çaydanlık ya da fincan içerisine konur ve üzerine taze kaynatılmış, yumuşak içme suyu ilave edilir. Çay, üzeri kapalı olarak 5-20 dakika arasında demlenir. Seçeceğimiz yöntem önemlidir. Örneğin, demlenmiş adaçayı uçucu bileşenleriyle iyi bir ağız-boğaz antiseptiği etkisine sahiptir. Kaynattığımızda bu etkisini yitirir.

2- PORSELEN DEMLİK KULLANIN

Çayın hazırlanacağı demliğin kaliteli porselen olmasına özen gösterin, Koku veren uçucu bileşenlere sahip çayların hazırlanmasında kapaklı fincan kullanılması etkisini koruyabilmesini sağlar. Çayı demlemek için her seferinde taze su kaynatın. Kaynamış suya, çok az soğuduktan sonra bitkiyi eklemek, çayın etkili kısımlarının uçmasını engeller.

3- SÜREYE DİKKAT EDİN

Yazının Devamını Oku

‘Su trendleri’ne dair gerçekler

İçine elma sirkesi ya da limon katanlar da var, kaynatıp ılıttıktan sonra içenler, birkaç dal maydanoz ekleyenler de... Sabah aç karnına mı içmeli, yoksa yemeğin üzerinden biraz vakit geçtikten sonra mı? Temel içeceğimizle ilgili akıllardaki soruları masaya yatırdık.

Yeterli su içmek sağlıklı bir yaşam için en temel gerekliliklerden biriyken özellikle tüketimini arttırmak, lezzetlendirmek adına dönem dönem farklı ‘su trendleri’yle karşılaşıyoruz.

Bir rahatsızlığınız varsa doktorunuza danışmadan tarifleri denemeyin.

Elma sirkeli: Elma sirkesi kan şekeri seviyesini dengede tutmaya, kan basıncını düzenlemeye ve kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olabilir. Ayrıca sindirimi kolaylaştırabilir, tokluk hissini arttırabilir. Günde 1 yemek kaşığı (15 ml) elma sirkesiyle hazırlanmış su tüketmeyi tercih edebilirsiniz. 2 bardak ılık suya 1 yemek kaşığı elma sirkesi katın, dilerseniz 1 çay kaşığı bal ekleyin.

İLAÇLARLA ETKİLEŞİME GİREBİLİR

Limonlu: Vücudun üretemediği C vitaminini almasında etkili olabileceği gibi içindeki sitrik asit, yiyeceklerdeki kalsiyum, magnezyum ve demirin emilimini arttırabilir. Antioksidan ve antienflamatuar içerikli limon, vücudun toksinleri atmasına yardımcı, sindirimi kolaylaştırıcı etki sunabilir; vücudun pH seviyesini dengeleyebilir. Ilık ya da oda sıcaklığındaki 1 bardak suyun içine 3-4 ince dilim taze limonu atarak ya da sıkarak tüketebilirsiniz. Ya da suyunuzu cam şişede hazırlayıp gün boyu yanınızda taşıyabilirsiniz. Ölçüyü 250 ml (1 su bardağı) su için yarım limon olarak düşünebilirsiniz.

Elma sirkesi asidik özelliği yüzünden seyreltmeden kullanıldığında ya da fazla miktarda tüketildiğinde boğazda tahrişe, mide asit dengesinde bozulmalara yol açabilir; reflü, ülser gibi rahatsızlıklara davetiye çıkarabilir. Ayrıca belirli takviye veya ilaçlarla etkileşime girebilir. Diş minesine zarar verebilir. Kandaki potasyum seviyesinin düşmesine de neden olabilir.

Limon da tıpkı sirke gibi reflü, gastrit türü rahatsızlıkları olan kişiler tarafından dikkatli tüketilmelidir. Herhangi bir rahatsızlığınız ya da kullandığınız ilaç varsa; hamileyseniz ya da emziriyorsanız, doktorunuza danışmadan tarifleri denememelisiniz.

KALP SAĞLIĞINI KORUMADA ETKİLİ

Yazının Devamını Oku

Sonbahar alerjisi çözümsüz değil

Burun tıkanıklığı, kaşıntı, hapşırma ve geniz akıntısı gibi şikâyetlere neden olan sonbahar alerjisinden evde alacağımız basit önlemlerle korunabiliriz. Quercetin’in yanısıra çörekotu, nane ve okaliptüs yağı gibi doğal maddeler de alerjiye karşı etkili.

Mevsim geçişlerinde özellikle de yazın bitip sonbaharın başladığı dönemde sıcakların yerini alan serin havanın, artan rüzgârların ve rutubetli ortamın özellikle alerjik bünyelerde negatif etkileri olabiliyor. Rüzgâr ve yağışlarla bir yerden bir yere taşınan alerjen maddeler, örneğin polenler ya da mantar sporları solunduğunda semptomlara yol açabiliyor. Benzer şekilde doğada ve ev gibi kapalı alanlarda artan nem, akar ve küf oluşumuna elverişli koşullar sağlayarak şikâyetleri arttırabiliyor.

Bu dönemde hapşırık, burun tıkanıklığı, kaşıntı ve gözlerde kızarıklık gibi alerjik rinit belirtilerinin yanı sıra öksürük, uyku bozuklukları, vücutta kabarma/kızarıklık, yorgunluk gibi şikâyetleri de göz ardı etmemek önemli. Özellikle de astım hastalarının daha dikkatli olması gerekiyor.

Alerjiye bağlı semptomları azaltmak için ilk olarak yapılması gereken mümkün olduğunca alerjenlerden korunmak. Alabileceğiniz basit önlemlerden bazıları şöyle: Sportif faaliyetler için kapalı alanları tercih etmek, rüzgârlı havalarda polen/mantar sporlarının girişini önlemek için pencereleri kapalı tutmak, dışarıdan gelindiğinde duş alıp kıyafetleri değiştirmek, evi akarların yaşayamayacağı şekilde düzenlemek, küf mantarlarına karşı banyo ve mutfak temizliğine özen göstermek, kıyafetleri havalandırmak ve iç mekânlarda kurutmamak.

Alerjiyle mücadele etmek için doğanın gücünden de yararlanabiliriz. Etkilerini hafifletmek için kullanabileceğimiz doğal ürünlerden bazıları şöyle:

Quercetin (Kuersetin): Antienflamatuar ve antioksidan etkisiyle alerjiye neden olan ‘histamin’i düşüren ‘quercetin’, bu rahatsızlıkla mücadelede doğanın sunduğu en iyi çözümlerden biri. Üzüm, soğan, sarımsak, elma, lahana, yeşil çay, brokoli, yabanmersini gibi birçok meyve ve sebzede quercetin bulunuyor. Kalp-damar sağlığı üzerindeki olumlu etkileri de bilinen quercetin’i dengeli ve yeterli beslenmenin yanı sıra doktorunuz veya eczacınızın tavsiye etmesi halinde önerilen dozda takviye olarak almak da mümkün. Ananasta bulunan bir enzim olan ‘bromelain’ de alerjik şikâyetlerin azalmasına yardımcı olabiliyor.

ŞİFALI YAĞLAR

Çörekotu yağı:

Yazının Devamını Oku

Güçlü bir bağışıklık için... Bilgi kirliliğine son

Prof. Dr. Murat Baş, küresel bir bağışıklık krizi yaşandığını söylüyor. Yeni kitabında, bu krizle mücadelede bağışıklığı doğru beslemenin önemine değinen Baş “Özel bir diyetle COVID-19 da dahil birçok hastalığı daha kolay ve daha az yan etkiyle atlatabiliriz” diyor.

COVID-19 hayatımızda birçok şey değiştirdi. Bunlardan biri de bağışıklık sistemimize dair farkındalığımız... Vücudumuzun savunma sistemini, onu nasıl güçlendirebileceğimizi, hastalıklar üzerindeki etkisini herhalde hiç bu kadar merak etmemiştik. Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş’ın yeni kitabı ‘Bağışıklığı Beslemek’ bu konudaki bilgi kirliliğine karşı adeta bir panzehir olmuş. Prof. Baş’ın kanıta dayalı araştırmalarla desteklenmiş tavsiyelerinin olduğu kitapta, bağışıklık sistemi hakkında çok sayıda bilgi yer alıyor.

Prof. Baş’ın kitabı yazmaya karar vermesi, kendi COVID-19 hikâyesiyle başlıyor. Baş, bu hastalık nedeniyle hastaneye yatıyor. Sonra doktoru “İyi ki sağlıklı beslenmiş ve düzenli egzersiz yapmışsınız. Yoksa çok daha zor bir yolculuk olabilirdi” diyor. Buradan yola çıkarak bağışıklığımızı nasıl besleyeceğimizi anlatan Prof. Baş “Sağlıklı beslenme, gerekli tedbirleri almazsanız hiçbir enfeksiyondan sizi korumaz. Ancak sağlıklı beslenmenin desteklediği sağlıklı bir bağışıklık sistemiyle hastalıkları daha kolay ve daha az yan etkiyle atlatabilirsiniz” diyor.

 

TARİFLER DE VAR...

Prof. Dr. Murat Baş’ın yeni kitabı ‘Bağışıklığı Beslemek’te bağışıklık dostu tarifler de yer alıyor. Zencefilli şeftali kâsesi, benim hemen
denemek istediklerimden...

NE LAZIM?

Yazının Devamını Oku

Yazın yıpratıcı izlerine doğal maskelerle veda

Güneşin ve nemin etkisiyle yaz aylarında yıpranan cildimizi ve saçımızı doğal maskelerle yeniden canlandırabiliriz. Evde az malzemeyle hazırlanan bu maskeler çok da pratik.



Yaz döneminde cildimiz ve saçlarımız güneşin, sıcağın ve nemin etkilerinden payına düşeni aldı. Denize, havuza girdik, bronzlaştık... Evde geçen karantina günlerinin acısını çıkarırcasına yoğun makyaj yapıp sosyalleşenler oldu. Bir yandan da hijyen önlemleri alarak COVID-19’a karşı dezenfektanlar ve kolonyalar kullandığımızı da unutmayalım. İşte bu ve benzeri durumların yıpratıcı etkisini şimdi, sonbaharda hissetmemiz çok normal. Ama güzel haber; önlem almanın, cildi ve saçı yeniden canlandırmanın, sağlığına kavuşturmanın da tam zamanı.

Evde, az sayıda malzemeyle hazırlanabilecek doğal maskelerle cildin nemlenmesine, saçın eski canlılığına kavuşmasına katkı sağlayabilirsiniz. Ancak, doğal malzemelerle hazırlanmış da olsa, maskeyi uygulamadan önce bir miktarını cildinizde küçük bir bölgeye sürüp bir süre bekleyerek alerjik reaksiyona neden olup olmadığını kontrol etmeyi ihmal etmeyin. 

YIPRANAN, NEMİ AZALAN CİLTLER İÇİN

Malzemeler:

1/2 avokado

◊1 yemek kaşığı bal

Yazının Devamını Oku

Bitki çayıyla kendimizi koruyalım

Okullar açıldı, havalar soğuyor, kapalı alanlarda geçirilen süreler artıyor. Bugünlerde virüslere maruz kalma riskimiz hayli yüksek. Ama endişe etmeyin, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek ve virüslerden korunmak için ‘doğanın eczanesi’ her zaman olduğu gibi yanımızda...

Bitki çaylarından aromatik yağlara, doğal pastillerden bitkisel ekstrelere virüslere karşı doğanın eczanesinden en çok yararlanmamız gereken zamanlardayız. Bilim dünyasında bitkilerin içeriğindeki maddelerin bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendirdiğine yönelik araştırmalar her geçen gün artıyor. Yapılan çalışmalar çoğaldıkça biz de doğanın sunduğu bu eşsiz mucizeleri büyük bir hayranlıkla öğreniyoruz.

Yeşil çayla ıhlamuru karıştırın: Yeşil çay bence bu dönemin yıldızlarından. Çünkü içerisindeki ‘polimerik polifenoller’, grip virüsünün çoğalarak hücre içine girmesini engelliyor. Üstelik virüs ilaçları ve antibiyotiklerden farklı olarak polifenollere karşı mikroplar direnç de geliştiremiyor. Porselen bir demlikte 2-2.5 gram yeşil çay yaprağını 5 dakika demleyin. Bu çaya 2 gram kurutulmuş ıhlamur çiçeği eklemek de iyi bir seçenek. Çünkü ıhlamurun içindeki müsilaj (yapışkan madde) yeşil çaydaki polifenollerin ağızda daha uzun süre kalmasına yol açıyor ve çaydan beklediğimiz faydalı etkinin süresini uzatıyor. Daha iyi bir etki için ıhlamuru yeşil çaydan 10 dakika önce demlemeye başlayın, ardından yeşil çayı ekleyin.  

Giriş kapılarını kapatın: Virüslerle savaştan zaferle çıkmanın yollarından biri de onlara en baştan geçit vermemek. Bunun için de virüslerin vücudumuza ağız, boğaz ve burundan girişini engellememiz gerekiyor. Narın kabuğundaki ‘punikalagin’, zerdeçaldaki ‘kurkuminoitler’ ve pembe çiçekli ladendeki ‘polimerik polifenoller’in virüslerin çoğalmasını engellediği yapılan çalışmalarda tespit edilmiş. Bu içeriklere sahip doğal pastilleri, eczacınıza danışarak kullanabilirsiniz. Ancak hem bitki çaylarını şekersiz tüketmeye hem de kullandığınız pastillerin şeker içermediğine emin olun. Çünkü şeker, mikropların beslenip gelişmesine; ‘biyofilm’ oluşturarak enfeksiyonun şiddetlenmesine neden oluyor.

Uçucu yağlar etkili: Bitkilerdeki uçucu yağların havada asılı kalabilen virüs ve bakteri gibi patojenleri azalttığını gösteren bilimsel çalışmalar var. Özellikle okaliptüs yağı, koronavirüse karşı koruyucu etkisi de ortaya konduğu için şüphesiz bu dönem çokça tercih edilecek. Virüse karşı doğal bir zırh oluşturmak adına okaliptüs yağı içeren burun spreyleri veya burun yağlarını kullanabilirsiniz. Uçucu yağ karışımınızı kendiniz hazırlamak isterseniz, 40’ar damla ‘sitronella’ (veya ıtır), ‘palmarosa’, servi, okaliptüs ve limon yağını 100 cl hidrosol (bitkisel su) içine karıştırın.

İlerlemeden engelleyin: Virüslerle savaşacak savunma sistemlerimizi kuvvetlendirmek için de bitkilerden yararlanabiliriz. Örneğin, Güney Afrika sardunyasının standardize edilmiş kök özütü, mürver bitkisinin özütü ve ekinezya bitkisinin toprak üstü kısımlarının taze halde sıkılmasıyla elde edilen şuruplar... Semptomların size ‘geliyorum’ dediği ilk anda bu bitkilerden destek almak, hastalığın ilerlemesini engellemede oldukça etkili.

KISA KISA

Doğaya ihanet etmeyelim

Yazının Devamını Oku