GeriDoğan HIZLAN Toplama kampında besteci olmak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Toplama kampında besteci olmak

RENAN KOEN’i daha önce dinlemiştim.

Bestecinin albümündeki yazısından bir cümle, yeni çalışmaları için de bir açılım niteliği taşıyor: “Hayran olduğum Sefarad şarkıları ve Sefarad sinagog ilahilerini, otantizmini hiç bozmadan, solo piyano için, kimini ses ve oda müziği için besteledim.

 

”Renan Koen’in yeni CD’si, Holocaust’u Anma, “Uykudan Önce” adını taşıyor.Piyanist, besteci, soprano, müzikterapist Renan Koen, albümün kitapçığında, CD’nin özelliğini, hazırlanış sürecini yazmış:

 

“Bundan seneler önce, 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Terezin şehrini işgal etmesinin ardından 24 Kasım 1941 tarihinde kurdukları Theresienstadt Konsantrasyon Kampı’nda hapsedilen sanatçıların yasak da olsa eserler vermeye devam ettiklerini öğrendiğimde çok etkilenmiştim.

 

”İşte bu keşfediş, CD’yi oluşturan nedenlerin başında geliyor, bu yazıyı Metin Delevi’nin Neden Holokost’u Hatırlamalıyız yazısı izliyor.

 

Albümdeki diğer yazarlar şöyle sıralanıyor: Osman Kavala, Kariyo&Ababay Vakfı, Dr. Erol Hakanoğlu.

 

Bugün Çek Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan Terezin kenti 1940 yılında Naziler tarafından işgal edilmişti. Binlerce sanatçı burada tutsak edildi.

 

Açlıkla mücadelenin yanı sıra hastalığın da kol gezdiği kampta, gene de besteciler dayanabilme, direnebilme gücünü sanatlarından aldılar.

 

Bu müzik, bir ırkın sesini, yürek acısını ölümsüz kılan besteler.Şimdi de o günleri unutamayan, yakınlarının ölümünün hâlâ yasını tutanların da ölümsüzlüğe ulaşmış sesi.

 

Kıyımların, savaşların kötülüğünün, bilhassa ruhlarda onulmaz yaralar açtığını, bu müziği dinleyerek biz de hatırlıyoruz.

 

Sanatın en başat özelliği, acıları, zulümleri unutturmamasıdır.CD kitapçığında adı geçen kişilerin konuşmaları, başka görüntüler de bir DVD ile sunuluyor.

 

* * *

 

CD’deki besteciler kimler?Zikmund Schul (1916, Chemnitz-1944, Theresienstadt)Gideon Klein (1919, Prerov-1945, Fürstengrube)Pavel Haas (1899, Brno-1944, Auschwitz)Viktor Ullmann (1898, Teschen-1944, Auschwitz)Renan Koen (1971) Yükseliş “tüm Holokost Kahramanlarının anısına”Kitapçıkta bestecilerin yaşamını da okuyabilirsiniz.Yazıları okuduktan sonra, müziğin etkisinin artacağı kanısındayım.Çünkü bestelerden, tarihin karanlık sayfalarından birini seslerle anımsayacaksınız. Metinler dört dilde yer alıyor.

 

* * *

 

YALNIZ bir müzik CD’si değil, tarihe tanıklık eden sesli bir belgesel, iyi hazırlanmış metinler de bunu almamızı, dinlememizi zorunlu kılıyor.

 

Renan Koen’in bu çalışmasını takdir etmemek mümkün değil.

 

----------------------------------------------

 

Renan Koen, Holokost’u Anma, ‘Uykudan Önce’, Kalan Müzik.

X

Ruhi Su’yu dinleyerek anmak

Türkülerimizin çağdaş yorumcusu büyük ozan Ruhi Su, ölümünün 36’ncı yıldönümünde İstanbul’da düzenlenen iki konserle anılıyor.

İlk etkinlik yarın akşam saat 20.00’de Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek. Dostlar Korosu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Orkestralar Müdürlüğü Türk Halk Müziği Topluluğu, ‘Gelin Canlar Bir Olalım’, ‘Dam üstüne Çul Serer’, ‘Zamanede Bir Hal Geldi Başıma’, ‘Mahsus Mahal’, ‘Drama Köprüsü’, ‘El Kapısı’ gibi sanatçı ile özdeşleşmiş türküleri seslendirilecek.

Tiyatro yazarı ve oyuncu Orhan Aydın’ın, Ruhi Su’nun hayatını, türkülerini, müziğimize katkılarını anlatacağı konser, ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.

Bir diğer anma konserini ise yarın aynı saatte Kartal Belediyesi düzenliyor. Uğur Mumcu Kültür Merkezi’ndeki konserde Şef Özgür Doğan yönetiminde Kartal Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu, Hasan Karayel’e eşlik edecek.

*

ANMA konserinden önce, Ruhi Su defterinin yapraklarını araladım.

“Âşık Veysel, Ruhi Su’ya bakın ne demiş: “Dağların havasını şehirlere getirdin.”

Çileli kuşaktan bir usta. Türkülerini gece kulüplerinde dinleyebilirdik. Uzun süre pasaport alamamış, aldığında da iş işten geçmişti.

Konser verecek yer bulamamıştı.

Yazının Devamını Oku

Dostları Nâzım Hikmet’i anlatıyor

Ali Özgentürk, 1995’te Nâzım Hikmet’le ilgili bir belgesel yapmayı tasarlar. Görüşmelere başlar ama film çekilemez... ‘Sessizliklerin Dokunuşu’ kitabı, film için yapılan konuşmalardan bölümler içeriyor.

Türk sinemasının iyi yönetmenlerinden Ali Özgentürk, ‘Sessizliklerin Dokunuşu-Nâzım Hikmet Üzerine Konuşmalar’ kitabını yayımladı. Kitabın öyküsü: “1995 yılında Nâzım Hikmet’le ilgili belgesel bir film yapmayı tasarlamıştım. Tarık Akan’ın oynayacağı bu film için Nâzım Hikmet’i yakından tanıyan Müzehher Vâ-Nû, Avni Arbaş, Mehmet Ali Aybar, Andrey Voznesenski, Nail Çakırhan ile uzun konuşmalar yaptık. Bazı nedenlerle, bu filmi sonra gerçekleştiremedim. Söylemedikleri söylediklerinden fazla olan, konuşurken kullandıkları kelimelerin arasında hep sessizlik taşıyan bu 20’nci yüzyıl kahramanlarının düşünceleri, tozlu kasetlerde kalsın istemedim. Onlarla yaptığımız konuşmalardan, bu kitaptan başka sende geriye ne kaldı diye soracak olursanız şöyle derim: Sessizliklerle dokunmuşlardı birbirlerine.”

Sessizliklerin Dokunuşu-Nâzım Hikmet Üzerine Konuşmalar
Ali Özgentürk
Ayrıntı Yayınları

 

KİMLERLE KONUŞULDU?

Müzehher Vâ-Nû:

Yazının Devamını Oku

Yunus Emre anmaları

Yunus Emre’nin vefatının 700. yıldönümü vesilesiyle 14 Eylül 2021’de İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın öncülüğünde bir anma gecesi yapıldı.

Yunus Emre’nin benim için önemi büyüktür, masamda bulunan bazı kitaplar değişir ama değişmeyen tek kitap Yunus Emre’dir.

Altın Kitaplar Yayınevi’nde iken Abdülbâki Gölpınarlı (Bâki Hoca) kitabını bana getirmişti, rahmetli Dr. Turhan Bozkurt ile severek o kitabı yayımlamıştık.

Aldığım ödüllerden unutamadığım bir tanesi Yunus Emre Enstitüsü’nün 10. Yıl Kutlamaları kapsamında enstitü başkanı Prof. Dr. Şeref Aktaş tarafından bana sunulan ‘Onur Ödülü’dür.

Türkçenin medeniyet dili kimliğiyle bilinçli ve doğru kullanılmasının sağlanması için ‘Dünya Dili Türkçe’ başlıklı bir seferberlik yürütülmesi amacıyla 2021 yılının hem UNESCO hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ‘Yunus Emre ve Türkçe Yılı’ ilan edilmesinin ardından bakanlık, yurtiçi ve yurtdışında kapsamlı etkinlikler düzenledi, düzenliyor...

Anma etkinliklerinin teması ‘Aşkın Türkçesi’ olarak belirlendi.

Arkeoloji Müzesi’nde ‘Yunus Emre Kaligrafi ve Tipografya Sergisi’ de ziyarete açıldı.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı İskender Pala şöyle dedi:

“Burada Yunus’u herkes benden daha iyi biliyor. Buraya gelen insanların her birinin gönlü Yunus diye çarpıyor. Yunus’un maneviyatından ve belki de ruhaniyetinden etkilenerek buluştuğumuza inanıyorum.”

Yazının Devamını Oku

‘Sıfır’ın Yaz Tatili’

Öğrenciler tatilden döndüklerinde bazı öğretmenlerin kompozisyon konusu şuydu: “Tatili nasıl geçirdiniz, tatilinizi anlatın.”

Bu konu çok garibime giderdi, Anadolu’nun uzak yerlerindeki insanların yaşamında tatil ne değişiklik yapabilirdi? Ben de yazı ve yaz tatillerini sevmediğim için ailemin tatile gittiği yerlerde bile kalmaz, sabah Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne gider, kütüphane kapandığında evime dönerdim.Yanıtlayamayacağım tek soru buydu.

Rahşan İnal’ın yazıp Müjde Başkale’nin resimlediği “Sıfır’ın Yaz Tatili” kitabını okurken bunlar zihnimde bir ordu gibi sıraya girdi.

Bakın ‘Sıfır’ın oyun bozanlığına...

“Yaz tatili başladığından beri, Ada’nın matematik defterindeki rakamlar, sayfalara boncuk gibi dizilmiş, miskin bir uykuya dalmışlardı. İçlerinden biri hariç. Sıfır, arkadaşlarının sessizliğinden ve hareketsizliğinden iyice bunalmıştı. Ofluyor, pufluyor, dışarı çıkıp kumsalda Ada ile oyun oynamak istiyordu. Defterden çıkmanın bir yolunu mutlaka bulmalıydı.”

“Solda sıfır, hiçbir değeri yok.”

Sıfırın bazı zaman işlevi inkâr edilemez. Ekonomik önlemlerde sık sık duyduğum, okuduğum, “Sıfırlar atıldı” sözüydü.

Ne var ki sağa geçince itibar kazanıyor.

Rakamlarla benim de başım pek hoş değildir. Masamda not alacak kalem ararken telefondaki arkadaşım bana bir anekdot nakletti.

Yazının Devamını Oku

Burada ne yenir, ne görülür, ne alınır?

Ömür Akkor tutkulu bir gezgin, biraz da maceraperest... ‘Türkiye Gastronomi Atlası’ kitabıyla ülkemizin hem tarihi zenginliklerini hem de yemek kültürünü okuyucuyla buluşturuyor. Eğlenceli bir rehber...

Otomobille, karavanla Türkiye gezisine çıkarsanız, durduğunuz her yerde “Burada ne yenir, en ünlü yemeği hangisidir, bunu en iyi hangi lokanta yapar” diye sorarsınız.

Ömür Akkor hazırladığı ‘Türkiye Gastronomi Atlası’nda işte bu soruları yanıtlıyor. Sizi yemek arama zahmetinden kurtarıyor.

Çok karayolu seyahati yapan biri değilim ama gittiğim kentlerde de böyle bir danışma kitabına ihtiyaç duyarım.

Ömür Akkor, tutkulu bir gezgin, biraz maceraperest, çok şeyin tadını çıkarmış biri.

Hayatından birkaç not yazdığımda gerisini okumak istersiniz...

- Kilis’te doğdu.

- 25.000 kitaplık özel kütüphanesi var.

- Yılda 90.000 km civarında seyahat etti.

Yazının Devamını Oku

Bakanlığa bağlı müzeler

Gerek Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı gerek özel müzeler hakkında bilgi verilmesinin gerekli olduğuna inanırım.

Yaşadığınız kentteki müzelere gitmelisiniz. Çünkü sadece bugünün sergileri görsel tarihimizi anlamanızda yeterli değildir. Müzeler sadece belli malzemelerin, resimlerin saklandığı yerler değildir. Böyle bir anlayış müzeyi çağdaş etkinliklerden uzakta tutar.

Sanat tarihi bölümü bulunan üniversitelerin de müzeleri olmalıdır. O üniversitedeki öğretim üyelerinin kimilerinin de eserlerini oraya bağışladıklarını biliyoruz. Söyleşiler için gittiğim Anadolu’daki üniversitelerin, bu özelliği yerine getirdiklerini gördüm.

Yetkililerin verdiği bilgilere, yorumlarla birlikte yazımda yer verdim.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı hizmet veren 3 resim ve heykel müzesi bulunmaktadır. 1963 yılında Erzurum Resim Heykel Müzesi ve Galerisi, 1973 yılında İzmir Resim Heykel Müzesi ve Galerisi ile 1976 yılında Ankara Resim ve Heykel Müzesi açılmıştır.

ANKARA RESİM VE HEYKEL MÜZESİ
Ankara Resim Ve Heykel Müzesi olarak faaliyet gösteren yapı, Yüksek Mimar-Mühendis Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1927 yılında Namazgah Tepesi’nde inşa edilmiştir. I. Ulusal Mimarlık Dönemi’nin en güzel örneklerinden olan yapı Türk Ocakları merkez binası olarak projelendirilmiştir. Atatürk, bu projeyi Arif Hikmet’in kendi çizdiği suluboya resminden bakarak beğenmiş ve onaylamıştır.

Ayrıca, binada Türk motiflerinin kullanılmasını istemiş ve yalnızca Türk işçilerinin çalıştırılmasını emretmiştir. Türk taş ustalarının önemli bir kısmı Kurtuluş Savaşı’nda cephede şehit düştüğünden Mimar Koyunoğlu mezar taşı ustalarını toplayarak Marmara adasından binbir güçlükle getirttiği mermerler ile binanın inşaatını tamamlamıştır.

Yazının Devamını Oku

Maçka Palas’taki buluşmalar

Yazar evlerinin korunmasının, müzeye dönüştürülmesinin gerekliliği üzerine Hürriyet’te bir kampanya başlatmıştık. Kendi evlerinin ya da uzun süre oturdukları evlerin müze yapılması düşüncesi kabul gördü.

Abdülhak Hâmid’in Maçka Palas’ta oturduğu dairenin satılması ve popüler bir restoran işletmecisine geçmesi, tartışmaları gene alevlendirdi.

Apartmanın dışında bir plaket vardı, umarım ona dokunmamışlardır.

Şair o evde birçok konuğu kabul etmişti, en çok hatırlananı da Nâzım Hikmet’in onu ziyaretiydi. Eşi Lüsyen Hanım’la birlikte birçok edebiyatçıyı o evde ağırlamışlardı.

O katı ‘Gazup Bir Şair’ şiirinde yazmıştı Hâmid:

*

“Sanmayın yer altında bir bodrum,

açmışım gökyüzünde bir uçurum,

ki derûnunda ben varım ancak!

Yazının Devamını Oku

Müzik tarihimizden unutulmaz sesler

Müziğimizin önemli bestecilerinin eserlerini Enver Mete Aslan ud, İstanbul lavtası ve şehrudla icra ediyor. CD’nin adı: ‘Tel Boyunca’.

“Ud sanatçısı ve Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Enver Mete Aslan’ın ud, İstanbul lavtası ve şehrud icrasıyla hazırlanan ‘Tel Boyunca’ albümü Anadolu’da yaşamış pek çok müzik kültürüne ev sahipliği yapmaktadır. Anadolu topraklarında yaşamış ve yaşayan seslerin bir araya geldiği albüm, Enver Mete Aslan’ın besteleri ile Türk müziği tarihinde önemli konuma sahip bestecilerin eserlerinin bir araya gelmesinden oluşuyor. Bestelerde mehter müziğinden çeşitli dini ve etnik müziklere, peşrevden saz semaisine pek çok örnek ‘ud ve ailesi’ ile kaydedilmiştir. Bu aileye misafir olarak Derya Türkan, Furkan Bilgi, Ali Tüfekçi ve Serkan Mesut Halili de icraları ile müziğe katkıda bulunmaktadırlar. Müziklerin kayıt, miks ve mastering aşamalarında ise Stüdyo Trio çatısı altında Uğur Özcan ve Ferhat Uçar bulunmaktadır. Enver Mete Aslan, yurtiçi ve yurtdışında verdiği konserlerin yanı sıra yaptığı akademik çalışmalarla tanınıyor. Ud için yazdığı iki eğitim kitabı ve İstanbul Lavtası için yazmış olduğu metot kitabı bulunmaktadır.”

Gençliğimde Saadet Teyzem’den ud çalmayı öğrendim, nota okumayı da. Onu dinleyenler çift mızraptaki ustalığını överlerdi. Evmizdeki müzik toplantılarında çalardı, ben de daha sonra müziğe meraklı birçok arkadaşımla evimizin bahçesinde komşulara konserler verirdim. Bir arkadaşımız keman çalardı.

Ud öğrendikten sonra Türk müziğinin birçok notalarını Beyazıt’taki Şamlı İskender’den aldım, bestecilerle orada tanıştım. Ud çaldığım için rahmetli arkadaşım Aydın Emeç de bana bir Manol ud armağan etmişti. Bakımını da Onnik Usta’ya yaptırmıştım.

Birçok notayı da kemençe virtüözü Cüneyd Orhon bana verdi.

Unutulmaz anılarım arasında biri: İstanbul Radyosu’nun alt katındaki kantinde Fehmi Tokay’ın bir şarkısının icrasına benim de udumla katılmama müsaade etmişlerdi. Fehmi Tokay, güftesi Mehmet Gökkaya’ya ait ‘Terket beni artık sende vefa yok’ bestesinin nasıl okunması gerektiğini bize anlatıyordu.

Birlikte çaldığım üstadlar Hüsnü Anıl ve Cüneyd Orhon’du.

Barış Manço’nun ‘Dağlar’ kaydının kemençe solosunu da Cüneyd Orhon çalmıştı.

O besteyi de ilk kez aramızdan ayırdıkları

Yazının Devamını Oku

Duygu Asena ödüllü kitap: Ev

Bu yıl Duygu Asena Ödülü’nü alan Nermin Yıldırım’ın ‘Ev’ kitabı, uzun bir yolculuğun romanı! Yıldırım, usta gazeteci Asena için “Kadınlarla ilgili sorunların yazılmasında, yaygınlaşmasında önümüzü açtı” diyor.

yi romancı Nermin Yıldırım’ın ‘Ev’ kitabı bu yıl Duygu Asena Ödülü’nü kazanmıştı. Yıldırım’a ödülünü aldığı Duygu Asena’yı sorduğumda özetle şöyle dedi: “Kadınlarla ilgili sorunların yazılmasında, yaygınlaşmasında önümüzü açtı.”

‘Ev’, uzun bir yolculuğun romanı...

Tanıtımından: “Nermin Yıldırım bizleri uzun bir yürüyüşe çıkararak, kendini evinde hissedemeyenlerin, evinden zorlu koparılanların, kaçmak zorunda kalanların, hiçbir yere sığınamayanların dünyasına ortak ediyor.”

Romanın ilk cümlesi: “Gece uzun sürdü.” İlk cümlenin çağrışımıyla geceye dair satırlar, dizeler zihnimde canlandı. Elbette başta Bilge Karasu’nun ‘Gece’si...

Sait Faik Abasıyanık’ın, ağaçlar arasında birden yazmaya başlamasını düşünüyorum. İyi yazarlar çoğunlukla birbirlerini anımsatırlar.

YALNIZLIK BİR TERCİHTİR

“Eve dönmek istemeyen beş yaşındaki halimi düşününce bir yumru yerleşti içime. İnsanın dönebileceği bir yeri olmamasının anlamını bilmiyordu henüz o sersem çocuk. Ya da bal gibi biliyordu da tam bu yüzden, orayı yitireceğini sezdiğinden dönmek istemiyordu.”

Uzun yürüyüşte elbet geri dönmeler vardır, çünkü hayatın o evresinin başı, simge olayları, adları vardır.

Yazının Devamını Oku

Sanatın ve doğanın birlikteliğine övgü

Ressam, akademisyen Hüsamettin Koçan’ın kurduğu ‘Baksı Müzesi’nin kuruluş sürecinin bütün evrelerini yaşadım.

Açılış gününü hâlâ anımsıyorum, bir ekiple açılışa gitmiş, orada da bir gece kalmıştım.

Baksı Müzesi, yalnız bulunduğu coğrafyadaki etkinliklerle yetinmedi. Başka kentlerden sergileri, sanatçıları da oraya getirdi, sergiler açtı, konserler düzenledi. Ayrıca orada yaşayanlara ekonomik kazançlar da sağladı. Hâlâ toplantılarına katılıyorum, etkinliklerini izliyorum, yazıyorum, duyuruyorum.

Şimdi de yeni çalışmalarla ilgili yazıyı size aktaracağım:

Tohumları 20 yıl önce atılan ve 2010’da kapılarını ziyarete açan Baksı Müzesi, iki yeni sergiyi sanatseverlerle buluşturuyor. ‘Kıraçta Heykel’ sergisi Baksı tepesini heykellerle kuşatıyor. Farklı kuşaklardan dokuz sanatçının açık havaya yerleşen yapıtları bundan böyle tepeden Çoruh nehrini seyredecekler, Baksı’nın doğası ve öyküsüyle bütünleşecekler.

İkinci sergi ise geçtiğimiz yıl ilk kez verilen ‘Anadolu Ödülleri’ne değer bulunan projeleri bir araya getirmeyi ve tanıtmayı amaçlıyor. Bu sergi, Anadolu’dan ilham alan ve ona değer katan çalışmalara topluca bir bakış olanağı sağlıyor, sivil topluma ve yerel yönetimlere yeni öneriler sunuyor.

Sanatın ve doğanın birlikteliğine övgü niteliğindeki ‘Kıraçta Heykel’ sergisi, izleyiciyi mekânsal sınırların dışına çıkarıp doğayla buluştururken, heykellerin rehberlik ettiği şiirsel bir yolculuk vadediyor.

Baksı Müzesi’nin yer aldığı kıraç sırttan Çoruh nehrini seyreden bu sanat yapıtları, içine yerleştikleri coğrafyayla yeni anlamlar kazanırken, kadim uygarlıklara ev sahipliği yapmış bu mekâna da taze bir bakış getiriyor.

Yazının Devamını Oku

İnci Çayırlı ve Ferhan Şensoy aramızdan ayrıldı

Biri müzik dünyasından, diğeri de tiyatro dünyasından iki acıyı birlikte yaşadık.

Ferhan Şensoy’un oyunlarını da seyrettim, kitaplarını da okudum.

Elbette onu sahnede görenlerin belleklerinde unutulmaz görüntüler yaşayacak ama adını sürdürecek olan kitaplarıdır.

Yıllar önce yayımlanan ‘FerhAntoloji’ üzerine yazımdan bir bölümü aktaracağım:

“Sıkılmadan, mizahın zeki kıyılarına vurmuş şiir ve düzyazı örnekleri.”

Haldun Taner, onun ‘Kazancı Yokuşu’ kitabı için bakın ne yazmış:

“Yazgıdaşları imişçesine yansıttığı Kazancı Yokuşu’nun insancıklarını da bu külfetsiz anlatısı içinde bizlere sevdiriyor. Bu insancıklar nasıl ezildiklerinin tortusunu günlük yaşam sevinci içinde unutuyorlarsa, yazar da sanki onlardan biriymiş gibi toplumsal ukalalıklardan, yazarca bilgiçliklere yeltenmeden anlatısının tadını çıkara çıkara onlara ayna tutuyor.”

Kitaplarından bir alıntı:

“Baba Tahir emretti günlük tutun mollalar!”

Yazının Devamını Oku

Ayşegül Sarıca’ya armağan

Sevda – Cenap And Vakfı’nın ‘2018 Yılı Onur Ödülü Altın Madalyası’ iyi piyanist Ayşegül Sarıca’ya verildi.

Sanatçının yaşamını, sanatındaki evrelerini de titiz bir araştırmacı olan Serhan Yedig kitaplaştırdı.

Bu tür kitapların hazırlanmasının güçlüğünü bilirim, okuduğumda verilen emeğin derecesini hemen teslim ettim.

Biyografi kitaplarının ayrıntılı olanı bize bir kişinin ekseninde dönemin siyasal, toplumsal özelliklerini de yansıtır, böylece bir sanatçının yetişme ortamının köşe taşlarını da öğrenir, değerlendirmemizde onları da yorumlarımıza katarız.

Kitabın alt başlığı:

‘Piyano Çalmak Güzelliklerde Yaşamaktır’

Kitabın başında ödül töreni fotoğrafı ve SCA Müzik Vakfı Başkanı Ali Başman’ın konuşması var.

Ödül gerekçesini de bu konuşmadan öğreniyoruz:

Yazının Devamını Oku

‘Arkeolojinin Delikanlısı’nın sofrasına buyurun

Yaşamını arkeolojiye adayan A. Muhibbe Darga yemeğe olan ilgisiyle de tanınırdı. Darga’nın ‘Kazı Başkanının Karavanası’ kitabı hem yemek tarifi hem Anadolu’nun birçok bölgesindeki kazı anılarıyla bir roman gibi okunuyor.

Arkeolog Muhibbe Darga’yı (1921-2018) tanıdıysanız onunla ilgili bir anı, unutamayacağınız bir bilgi ya da görüntü belleğinizde yer etmiştir. Ben tanıştım.

Emine Çaykara’nın ‘Arkeolojinin Delikanlısı Muhibbe Darga’ kitabını yalnız arkeologlar değil, birçok kişi okumuştur.

Arkeolojiye adanan bir yaşamın tanıklığıyla, toprak altı ve toprak üstü zenginliklerinin bir kişide buluştuğunu fark edersiniz.

A. Muhibbe Darga gibi yaşamı her zevkle kuşatan kişilerin yemekle ilgisi vardır. Ben tanıştığım kişilerin menülerini merak ederim, çünkü zevk skalasında yer alırlar.

A. Muhibbe Darga’nın ‘Kazı Başkanının Karavanası-Arkeolojinin Delikanlısından Yemek Tarifleri’ kitabını yeniden iştahla okudum.

Bulunabilen malzemelerden lezzetli yemekler ortaya koymanın sadeliğini ve kolaylığını görünce hemen mutfağa girebilirsiniz.

Kitabın ithafı şöyle: “Sevgili Emine Çaykara’ya.”

Sunuş, Darga’nın yemek-sofra konusundaki ritüelini bize aktarıyor: “Toprakla uğraşan, özellikle toprak altı kültür ve tarih zenginlikleriyle uğraşan, yarım yüzyılı aşkın bir zaman dilimini aşkla toprağa adayan bir kadın, nasıl yemekle uğraşır? Olur olur.

Yazının Devamını Oku

‘Önce ekmekler bozuldu’

Bazı kitap adları var ki olağanüstü bir çağrışım zenginliği taşır. Bir dönemin, olayın simgesi haline gelir. 

Oktay Akbal’ın (1923 – 2015) ‘Önce Ekmekler Bozuldu’ öyküsü, İkinci Dünya Savaşı’nın tek cümlede edebiyata getirilişidir.

Oktay Akbal, roman, öykü, deneme, köşe yazısı alanında ürünler verdi.

‘Suçumuz İnsan Olmak’ kitabı Erdoğan Tokatlı tarafından 1986’da sinemaya aktarıldı.

Birçok edebiyat ödülü kazandı.

Muğla Belediyesi, son yıllarını Akyaka’da geçiren Oktay Akbal adına bir ödül düzenledi.

28 Ağustos’ta verilecek ödülün programı Akbal’ın mezarının ziyaretiyle başlayacak.

Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’nde yapılacak ödül töreninde Muğla Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, bu yıl ödülü kazanan Adil İzci, Oktay Akbal’ın eşi Ayla Akbal ve Hikmet Altınkaynak birer konuşma yapacak.

Ödül töreninden sonra Lozan Karikatürleri Sergisi gezilip Quartet Orkestrası eşliğinde Oktay Akbal Fotoğraf Video Gösterimi gerçekleştirilecek.

Yazının Devamını Oku

Kapalıçarşı ne olacak?

Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Başkanı Prof. Dr. Ebulfez Süleyman önderliğinde ‘Kapalıçarşı Esnafının Dünden Bugüne Kültür ve Turizme Katkılarının Sosyolojik Tahlili’ üzerine Avrasya Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Nihan Kalkandeler’in de aktif görev aldığı bir araştırma yapıldı.

Şu sorunun yanıtını tartışıyorlar:

‘Kapalıçarşı esnaflığı bitiyor mu?’

Kapalıçarşı’nın benim ve kuşağımın yaşamında önemli bir yeri vardır. Beyazıt’ta üniversiteden çıkar, Çınaraltı’nda oturur, Sahaflar Çarşısı içinden Kapalıçarşı’ya girer, oradan Bâb-ı Âli’ye gidip Ali Avni Öneş’in kitap dağıtım bürosuna uğrardık.

Sonraları oradan da gazeteye, yayınevine giderdik.

Gençliğimde Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nde çalışır, öğle yemeği için de Kapalıçarşı’daki lokantaya giderdim.

Kapalıçarşı’yı öğrenebilmek için Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk’un editörlüğünü yaptığı ‘Geçmişten Geleceğe Kapalı Çarşı’ kitabını okumanızı salık veririm. Konunun uzmanlarının yer aldığı bu kitaptaki bilgileri hepimiz anlayabiliriz.

Kitapta Sahaflar Çarşısı üzerine de gerekli bilgi veriliyor.

Kapalıçarşı’nın ilk kuruluşunda buradan çıkan ürünler önce saraya gönderilirmiş. Tanzimat’tan sonra da fabrikasyon üretim başlamış.

Yazının Devamını Oku

Yozgatlı Bir Gazelhan: Hafız Süleyman

Bayram Bilge Tokel’in hazırladığı Hâfız Süleyman CD’sinin tam adı şöyle: Cânân Eli Yozgatlı Hâfız Süleyman

Anadolu’nun çeşitli illerindeki müzisyenlerin icralarını toplamak, müzik zevkimizin farklılıklarını ortaya koymak açısından çok önemli bir çalışmadır. Bu kayıtlar sadece müziği anlamakta kaynak özelliğini taşımıyor. Yaşama biçimini, toplumsal ilişkileri, tercihleri de öğrenmemizi sağlıyor. Batı ile Doğu’nun buluştuğu ülkemizde, müzik tarihi birçok konuda yorumlayıcı özellik taşıyor.



Bu kaynakları her dinlediğimde, o şehri, o yöreyi tanıyorum. Cumhuriyet rejimi Anadolu’nun zevk haritasını çıkarak araştırmacılara malzeme sundu. Önce Toker’den albümün kısa hikâyesini okuyalım.

“Hem bir Yozgatlı hem de müzik sanatı ve özellikle halk müziği ile yıllardır ilgilenen biri olarak Hâfız Süleyman adını ilk defa 1989 yılında, Maryland Üniversitesi (ABD) Etnomüzikoloji Bölümü’nde misafir öğretim görevlisi olarak bulunduğum günlerde duymuştum. Üniversite bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Center of Turkish Music (Türk Müziği Direktörü) müzikolog Prof. Karl Signell; merkezi tanıtmak amacıyla müzik arşivini gezdirirken, bir ara, etnik müzikler bölümünde bulunan çok sayıda plak arasından, kapağında ‘Masters of Turkish Music’ (Türk Müziği Üstatları) yazan bir uzunçaları pikaba koyarak bana dinletmeye başladı. Plağın kapağından, eski taş plak kayıtlarından yapılmış titiz bir derleme olduğu hemen anlaşılıyordu. Sırayla dinlemeye başladık: Safiye Ayla, Hâfız Şaşı Osman, Münir Nurettin, Hafız Burhan, Hafız Kemal... filan derken, altıncı eserde klasik sazlar, uzun hava açışını hatırlatan oldukça tanıdık müzik cümlelerinden oluşan kısa bir ezgi çalmaya başladı. Bu kısa ‘yol gösterme’nin ardından adeta çığlık gibi, tiz, parlak, içli bir tenor sesi yükseldi:

‘Hasta düştüm bî-mecâlim Bafra’da

Yazının Devamını Oku

Nâzım Hikmet’in edebiyatta ve dünyadaki yeri

Muazzam bir sanat dehasının portresi... Göksel Aymaz’ın ‘Bir Ulu Irmak-Nâzım Hikmet ve Manzaralar’ kitabı şairin kendi eksenindeki gelişimini incelerken dünyadaki diğer ustalara da değiniyor.

Göksel Aymaz, ‘Bir Ulu Irmak-Nâzım Hikmet ve Manzaralar’ kitabında büyük şairin eserleri üzerine eğilirken, onu dönemin edebiyatı, edebiyatçısı, siyasal dalgalanmaları, dönemindeki şiir ortamını kale alarak inceliyor. Böylece şairi bir bütün içinde okumak çabasına girişiyoruz.

‘Sonuç’taki cümle bir tanıtımı simgeliyor: “Hayata ‘milliyetçi şiirler yazan Paşa torunu’ olarak başlayıp yirminci asrın büyük sanatçıları arasına girmiş bir avangard olarak nokta koyan Nâzım Hikmet, bu bakımdan, yalnızca ‘yapıt üretme sanatı’nı değil, aynı zamanda ‘bir şair olarak kendini üretme sanatı’nı da içeren bir şiir sanatı yaratıcısıdır.”

Ünsal Oskay’ın Önsöz’ü Nâzım’ı da, kitabın yazarını da tanıtıyor: “Son olarak da belirteyim: Nâzım Hikmet’i, onun Stalin zamanında da, Kruşçev zamanında da devlet heyulasıyla, partiyle, bürokrasiyle mücadelesinde sanatçının özgünlüğünden, insanlık için daha güzel bir hayattan yana oluşunu vurgulayarak anlatıyor. Nâzım Hikmet’in bundaki ısrarıyla, tek bir ideolojinin sanatçısı olmaktan çıkıp zor dönemdeki Anadolu insanının da, tüm bir insanlığın da hâlini görebildiği, insanlığın bir türlü değiştiremediği zor dönemindeki durumunu anlayıp, anlatabildiği, bizleri de sorunun bu yönünü algılamaya yöneltebildiği için evrensel bir sanatçı olabildiğine vurguda bulunuyor.”

Bir Ulu Irmak-Nâzım Hikmet ve Manzaralar
Göksel Aymaz
Literatür Yayınları

ŞAİRİN KÖYLÜ TANIMI...

Aymaz, şairin kendi eksenindeki gelişimini incelerken dünyadaki başka ustaları da gündeme getiriyor, onlarla mukayese ediyor. Kitabında Ece Ayhan’ı, Cemal Süreya’yı, Orhan Duru’yu da unutmuyor. Aymaz, önce sanatın, edebiyatın toplum içindeki yerini irdeliyor. Oradan Nâzım Hikmet’e, başka ustalara yol alıyor:

Yazının Devamını Oku

‘Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine’

İbnülemin Mahmud Kemal İnal sergisi bu adla sunuluyor.

Necmeddin Okyay’ın hattındaki yazı:

“Hezâr gıbtâ o devr-i kadîm efendisine” (Yahya Kemal Beyatlı)

“Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine” (Süleyman Nazif)  

Sergi kataloğunun başında Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan’ın bir Takdim’i var. Onu tanıtıyor.

Sergi küratörü Osman Özsoy kitabın hazırlanışını anlatıyor, emek verenleri tanıtıyor.

Kataloğun bölüm başlıkları şöyle:

İbnülemin Mahmud Kemal İnal

Yazının Devamını Oku

Fatih Belediye Başkanı ile kütüphaneleri konuştum

Hafta sonu Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan’la başkanlık binasında açılan ‘İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ sergisini gezdim. Onu daha sonra yazacağım.

Semt ve ilçe kütüphanelerinin önemini sık sık vurgularım. Gençliğimizde benim en çok yararlandığım kütüphane Beyazıt Devlet Kütüphanesi idi, efsanevi Başkan Muzaffer Gökhan’dan başlayarak orada müdürlük yapanların hepsinden yardım gördüm.

Onlar da bana ilk kez düzenlenen okuyucu ödülünü layık gördüler. Yaşayanlara uzun ömürler diliyorum, aramızdan ayrılanları da rahmetle anıyorum.

Bir başka kütüphane de yine Beyazıt’taki Belediye Kütüphanesi idi.

Kütüphanelerden ancak mesai saatleri dahilinde yararlanabilirdiniz, öğle paydoslarında da kapanırdı.

Büyüyen, trafiğin yoğun olduğu İstanbul’da bu koşullar altında kütüphaneden yararlanmak mümkün değildi.

Üstelik öğrenciler ders çalışmak için bu kütüphanelere geldiği için çoğu zaman araştırmacılar, müdürün ayırdığı bir bölümde çalışabilirlerdi.

Biz Çınaraltı’nda toplandığımızda, takıldığımız bir konu için Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne uğrar, söz konusu kitaba bakardık. Çınaraltı’ndan da Sahaflar Çarşısı’na uğrayıp Cağaloğlu’na giderdik.

Yazının Devamını Oku

‘Kadınlar Dünyayı Çalıyor/Söylüyor’

Aşağıda okuyacağınız yazı ile birlikte kargodan üç CD’den oluşan bir albüm geldi.

“Sayın Doğan Hızlan,

Ben Özlem Doğuş Varlı. ‘Kadınlar Dünyayı Çalıyor / Söylüyor-1’ albüm çalışmasının koordinatörü ve genel sanat yönetmeniyim.

Özellikle geleneksel dünya ezgilerini seslendirme hayaliyle çıktığım yolda, etnomüzikolojinin engin çalışma alanı içerisinde dinlemek, anlamaya çalışmak, topluluklar üzerinde gözlemler yapmak bu yolun bana kattığı en güzel kazanımlar oldu. Ancak dönüp bir baktım ki toplumsal cinsiyet konuları, müzik ve toplumsal cinsiyet sorgulamaları, müzik ve kadın çalışmaları en fazla yoğunlaştığım konular olmuş ve etnomüzikolojinin özellikle ötekileştirilen toplum yapıları ve müzikleri üzerine yoğunlaşma eğiliminin ben de etkisinde kalmışım.



Tez konularımı da biçimlendiren kuramsal çerçevenin toplumsal cinsiyet teorileri ile örgülenmiş olması da bir tesadüf olmadı böylelikle. Her yıl muhakkak tiyatro geçmişim ve vokal kullanımım ile sahalardan gözlemlediğim kadın portrelerini sahnelemeye başladım. Ancak bu bireysel çalışmalarımı kolektif bir yapıya büründürme arzum beni yaklaşık olarak 3.5 yıl önce Kadınlar Dünyayı Çalıp/Söylüyor (sonrasında çalıp kısmı çalıyor oldu), adını koyarak hayal ettiğim hareketi başlatmış oldum. Öncesinde alanında önde gelen kadın icracılar, seminerler ile başladığım yolculukta, bu yıl itibarıyla kurucu başkanı olduğum Etnomüzikoloji Derneği çatısı altında aynı üst başlıkla Müzik ve Kadın sempozyumu düzenledik. Yaklaşık olarak 75 bildirinin ve 12 uluslararası müzik performansının yer aldığı sempozyum videoları aşağıda yer alan linkte yer almakta. Ayrıca ekim ayında aynı başlıkla bir kolektif kitabımız da yayınlanacak. Ancak somut bir çözüm de ortaya koymak gerekiyordu. Bu yılın ocak ayı itibarıyla albüm içeriğini şekillendirmeye başladım. Bir diğer önemsediğim husus geleneksel müziğimizde kadın enstrüman icracılarının azlığı veya görünürlüklerinin zayıf olduğu probleminin altını çizmekti. Zira erken yaşta başlanması gereken enstrüman eğitimi, Türk Müziği çalgıları için yalnızca Türk Müziği konservatuvarlarında mevcut. Bu konuda da mezunu olduğum İstanbul Teknik Üniversitesi başı çekmekte. Devlet konservatuvarları çatısı altında bazı okullarda lisanstan itibaren başlanabiliyor. Hal böyle iken kız çocuklarımız aileleri tarafından kurumsal olmayan çatılar altına güvenilir bir şekilde çocuklarını gönderemedikleri için birçok yetenekli, istekli kadın öğrencilerimizin varlığından dahi haberdar olunmuyor. Diğer bir sorun kurumsal çatılar dışında verilen eğitimlerde de 1-2 Türk Müziği enstrümanı öğretiliyor olması ki bunların da pek sağlıklı olduğu söylenemez.

Yazının Devamını Oku