Bu hikaye beni hep etkilemiştir

BU öyküyü ben birkaç kere yazdım.


Başka meslektaşlarım da yazdı; yine de tekrarlamak istedim.
Leyla Figen...
Müthiş bir insandı, iyi bir sivil toplum örgütçüydü, hayatı çok sevenlerdendi ve Alaçatı aşığıydı.
Bizim de uzun yıllardır tanıdığımız, sevdiğimiz, akıl danıştığımız Şevki Figen’in eşiydi.
Hikaye şöyledir;

Bu hikaye beni hep etkilemiştir

***
1995 yılında Amerikalılar, Teknopark için Alaçatı sırtlarını seçmişler, o devrin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile anlaşmışlardı. Özel uçakla geldiler, gezdiler, beğendiler ama Özal aniden vefat edince proje de yarım kalmıştı.
Amerikalıların ziyaret organizasyonunu Leyla Figen üstlenmişti. ABD’liler gittiler ama o ilk kez geldiği Alaçatı’da taş evlere, o insanların evlerinin kapı eşiklerinde oturduğu, doğal hayatın doyasıyla yaşandığı sokaklara aşık olmuştu.
Eşi Şevki Figen’i ikna etmişti buraya yerleşmek için...
Leyla Figen planladığı gibi taş ustaları getirterek antik bir taş eve sahip oldu ve evinin karşısındaki bir taş evi de beğenerek Agrilia (Yunancada körpe zeytin fidanı demek) isimli bir restoran kafe açtı.
Agrilia o yıllarda benim için de bir keyif mabedi gibiydi. Ambiansı, yemekleri, o havası, müzikleri...
Kendimi bir İtalyan kasabasındaymış gibi hissettirirdi.
Yemek için İstanbul’dan gelenleri bilirim.
Leyla Figen eşi Şevki Figen’le birlikte Alaçatı’yı Koruma ve Güzelleştirme Derneği’ni kurdu.
Gerçekten de Alaçatı hem korunuyor, hem de güzelleşiyordu.
Bana göre Alaçatı bütün eksiklerine rağmen hala Türkiye’nin mimari açısından en güzel yerlerinden biridir.
Yıllar geçti; o evler, o dar sokaklar, Agrilia ve Agrilia’yı beğenip buralarda ev alıp, dükkanlar restoranlar açanların sayısı da arttı.
Ve yıllar içinde Alaçatı’yla Leyla Figen’in adı özdeşleşmiş oldu.
***
Günün birinde Leyla Hanım hastalandı. Tedaviler sonuç vermedi. Ve bir gece eşi Şevki Figen’e şunu söyledi; “İstanbulluyum ama daha çok Alaçatılıyım. Ölünce beni buraya defnedin. Alaçatı’da kalayım...”
Öyle de oldu.
Leyla Hanım artık sonsuza kadar Alaçatı’da yatacak.
Bu öykü beni her zaman etkilemiştir.


Leyla Figen ismini
bir yere verelim

NEDEN bu hikayeyi yeniden hatırlatmak istedim.
Şevki abiyle geçen gün buluştuk.
Kasım’da 96 yaşına giriyor.
Leyla Hanım’ı bir anma gecesinde verilmiş bir sözün yerine getirilmesini istiyor.
O da şu;
Alaçatı’nın bir yerine Leyla Figen isminin verilmesi...
Bir cadde, bir sokak, bir park olabilir.
Ya da onunla özdeşleşmiş bir yer de olabilir.
Bazı yerler isimlerle anılır ve hatırlanır.
Ben Leyla Figen’i hep öyle hatırlıyorum.
Ve içimden her seferinde onun için dua ediyorum.
Çeşme belediye Başkanı Ekrem Oran’ın bu isteğe karşılık vereceğini düşünüyorum.


Daha net olunabilir mi

HANDE Fırat’a konuşmuş Mehmet Ceylan hoca...
Özetle diyor ki;
“Vaka sayımız 900’lerde ama bunların yüzde 62’si hastaneye yatıyor. Hiçbir ülkede böyle bir rakam yok. Amerika’da hastaneye yatış oranı yüzde 5 ila 10. Yoğun bakıma yatış oranımız ise yüzde 12. Dünya genelinde yoğun bakıma yatış oranı ise yüzde 1. Biz sadece hastalığı ağırlaşmış insanlara test uyguluyoruz. Belirtisiz gizli virüs taşıyıcılarına ulaşamıyoruz. Bunlar ve hastalığı hafif atlatanlar, virüsü bulaştırmaya devam ediyor. Bu şekilde vaka sayısını düşük seviyeye indirmek mümkün değil.”
Daha net ne kadar konuşulabilir ki...
Yaz aylarında bulaşıcılık azalmıyor. Açık havanın da mesafe koyulmazsa, maske takılmazsa olumlu bir etkisi olmayacağını artık biliyoruz.
Ama siz Çeşme’yi, Bodrum’u, Marmaris’i; tatil beldelerini bir görün.
Geçen yıllardan hiçbir farkı yok.
Bu sözler beni endişelendirmedi değil.
Eylül başı bizi zor günlerin beklediği kesin.


Gece yarısında bile
kesilmeyen müzik sesi

BENİM evim Alaçatı’da...
Leyla Figen’in Alaçatı’sında…
Ben de onun gibi burayı çok seviyorum.
Özellikle de baharlarına bayılıyorum.
Tek başıma uzun yürüyüşler yapıyorum.
Bazen de o dar sokakları dolaşıp Köşe Kahve’de bir kahve içip yazılarımı yazıyorum. O günler kelimeler daha güzel akıyor sanki... İnsanın mutlu olduğu bir yerde bulunması, havasını içine çekmesi çok ayrı...
Ama yazları Alaçatı bir kabusa çevriliyor. Biliyorum Ege’nin bütün kıyıları da böyle...
Güya pandemi var, düne kadar da saat kısıtlaması vardı.
Ama geçen yıldan hiçbir farkı yok.
Gece 2’de bile müzikler kesilmiyor.
Oysa ben ertesi gün işe gideceğim, uyu uyuyabilirsen.
Müziğin sesi sonuna kadar açık; “Gecenin bir vakti ayıp olur” diyen yok.
Üstelik denetim de yok.
Ya bu denetimleri yapın, ya da yapacak mekanizmayı kurun.
Bu iş böyle olmaz.
Bazı yerlerde yetki çevre müdürlüklerinde, bazılarında belediyelerde...
Bu bir sorun ve tatil beldelerini aşağıya çeken bir durum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Okulun yerini hiçbir şey tutmaz

OĞLUM Atlas’ı izliyorum.

 

 

8 yaşında, ikinci sınıfa gidiyor.
Online eğitimine devam ediyor.
Her gün okula gider gibi kalkıyor, hazırlanıyor ve tam saatinde bilgisayarının başına geçiyor.
1 dakika bile geç kalmak istemiyor çünkü öğretmenleri not tutuyor, eksi puan yazıyor.
Yani okuldaki disiplin kendi odasında da devam ediyor.

Yazının Devamını Oku

Ben de bu kampanyayı destekliyorum

 BODRUM Belediye Başkanı Ahmet Aras, Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel diyor ki;


“Kovid 19 salgını kış nüfusumuzu artırdı. Buraları seviyorsanız ve yıl boyunca daha fazla kalmak istiyorsanız adres kayıtlarınızı buralara alın. Gerçek nüfusumuzu yansıtabilirsek Türkiye İstatistik Kurumu’nda (TÜİK) bizim genel bütçeden alacağımız pay artacaktır.”
Pandemi yaşam şeklimizi de değiştirdi.
Örneğin bu sene Çeşme’de çok kaldım.
Bu süreçte kendimi daha kolay koruyabildim.
Sporumu ihmal etmedim.
Küçük bahçemde kitabımı okudum, müziğimi dinledim.

Yazının Devamını Oku

Ne mutluyuz ne mutsuz

Can Selçuki’nin başında olduğu İstanbul Ekonomi Araştırma’nın anketlerini arada sizlerle paylaşıyorum.

 

Son anketteki iki soru önemli.
Birincisi, “Hayatınızdan ne kadar mutlusunuz?”
İkinci soru ise “Koronavirüs salgını günlük yaşantınızı nasıl etkiledi?”
İşte cevapları...
TÜİK’in her yıl yaptığı “Yaşam Memnuniyeti Araştırması” sonuçlarına göre 2016 yılından beri ülkedeki genel mutluluk oranı düşüyor.
2020 yılı araştırması henüz yayınlanmadı. Ama bu yılı diğerlerinden ayırmak da gerekir.

Yazının Devamını Oku

İçerik kral olmaya devam edecek

Geçen gün bir dostumla konuşurken şöyle dedi.

 

“Sizin meslek de çok değişti ve zorlaştı. Herkes gazeteci oldu ya da kendini gazeteci sanmaya başladı.”
Ne demek istediğini anlıyorum.
Sosyal medya hesabı açan herkes bir şeyler yazmaya, karalamaya başladı.
Bunu kendine iş edinip her gün yazmaya kalkan da var.
Siyasete, dış politikaya soyunan da; felsefe yazıları yazan da...
Ama söyleyeyim, gazetecilik başka bir meslektir.

Yazının Devamını Oku

Cumhurbaşkanı’na katılıyorum

Cumhurbaşkanı’na katılıyorum


Pandemide her şey aslında bizim elimizde...
İlk dönemde gerçekten de çok disiplinliydik.
Tamam hiç bilmediğimiz, tanımadığımız ve öngöremediğimiz bir virüs salgınının ortasındaydık ama yine de daha tedbirliydik, kurallara uyuyorduk, kendimizi evlere çekmiştik.
Yaz gelince her şey değişti; havalar ısınınca da dışarıda virüs olmayacak zannettik.
Yanıldık, virüs yerli yerindeydi.
Haziran ayında devlet uyarılarını yaparak yeni normali tarif etti.

Yazının Devamını Oku

Toplumun kafası karışık

İSTANBUL Ekonomi Araştırma’nın Türkiye raporlarında iki konu vardı.Birincisi aşıyla ilgili...

 


Geçtiğimiz ay Rusya aşıyı bulduğunu iddia ederken, ABD Başkanı Donald Trump ise üzerinde çalıştıkları aşının kasım ayında hazır olacağını iddia etmişti. İngiltere’de gerçekleştirilen çalışmalar esnasında denek üzerinde görülen yan etkiler sebebi ile aşı çalışmaları askıya alınmıştı. Haziran araştırmasında, toplumun yüzde 60’ının bulunması halinde aşı yaptıracağını söylemişti. Katılımcılara “Sayacağım ülkelerden hangilerinin bulduğu aşıyı yaptırırsınız?” sorusu sorulduğunda yüzde 72 Türkiye’nin bulduğu aşıyı yaptıracağını ifade etmiş. Katılımcıların en çok güvendiği ikinci ülke ise yüzde 19 ile Almanya olmuş. Türkiye dışındaki tüm ülkelere aşı konusunda güvenin çok düşük olduğu görülmüş. Katılımcıların yüzde 13.5’i sayılan ülkelerin hiçbirinin aşısını yaptırmayacağını ifade etmiş.
Mart ayından bu yana ölçülen koronavirüs endişe oranı, eylül itibarıyla en yüksek seviyeye yükselmiş durumda.
Peki, dayanışma ve sorumluluk bilinci ile üstesinden gelinmesi gereken koronavirüs salgını süresince toplumun devletten beklediği kısıtlamalar neler?
İşte toplumun verdiği cevaplar...
Katılımcıların yüzde 74.2’si koronavirüsle mücadele çerçevesinde düğün, nişan ve kına gibi kutlamaların tamamen yasaklanması gerektiğini savunmuş. Ankete katılanların yarısından fazlasının onayladığı diğer ifadeler ise AVM’lerin kapatılması (%58,6), 65 yaş üstü bireylere sokağa çıkma yasağı (%57,7), okulların açılmaması (%56,4) ve sokağa çıkma kısıtlaması (%55) olmuş. Restoran ve kafelerin kapatılması ile şehirlerarası yolculuk kısıtlaması katılımcıları ikiye bölmüş gibi duruyor. Salgın ile mücadelede mevcut kısıtlamaların yeterli olduğu ifadesine ise yüzde 73.1 katılmadığını belirtiyor.

Yazının Devamını Oku

Bizim gibi doğasını yıpratan var mıdır?

DOĞAYA kötü davranıyoruz.


Ve sonuçları da kötü oluyor.
Biz affetsek de, o affetmiyor ve intikamını bizden sonra alıyor.
Geçen gün yazdım; Alaçatı sulak bölgesinde çıkan tonlarca plastik, yine atılmış koltuklar, eşyalar...
Sadece Alaçatı mı; Türkiye’nin her yerinde böyle manzaralar var.
Bakın her gün önüme kıyı temizliği haberleri geliyor.
Özellikle sivil toplum örgütleri çevreyle ilgili geliştirdikleri projelere mutlaka kıyı temizliğini de ekliyorlar.

Yazının Devamını Oku

Karamsar olmayalım gençlere bakalım

TÜGİAD beğendiğim sivil toplum örgütlerinden...


Ali Yücelen’den sonra başkanlığa Anıl Alirıza Şohoğlu geldi.
Şohoğlu da başarılı bir dönemden sonra görevini Nilüfer Çevikel’e devredecek.
TÜGİAD’ın da dümenine ilk defa bir kadın başkan geçmiş olacak.
Bu arada Ege Şubesi’nin başında da sevdiğim bir isim var; Melih Sebastien Durmuş...
Onu ve ekibini yakından takip ediyorum.
Neden TÜGİAD’ı beğeniyorum?

Yazının Devamını Oku

Aday adaylarını şimdiden takibe alsak

YAZ aylarında Türk siyasetinde “erken seçim” tartışmaları vardı. Bugünlerde bu meselenin dozu azalmış olsa da; bazı çevreler ısıtıp ısıtıp yeniden karşımıza çıkarıyorlar.



Net söyleyeyim.
Sokakta böyle bir hava yok.
Yani kimsenin bir seçim beklentisi yok.
Tam aksine uzun yıllardır sık seçime gitmiş olmanın getirdiği bir yorgunluk hissediyorum.
Üstelik genel seçimler, yereller, referandumlar derken bu sürecin siyasetin dilini ve tonunu da sertleştirdiğini gözlemledik.

Yazının Devamını Oku

Okulları açacak ortamı yaratmalıyız

OKULLARIMIZI bir şekilde açmalıyız, çocuklarımız olması gereken yerde sınıflarında olmalılar.

 

Çünkü uzaktan eğitim olmuyor.
Bunu iyi yapan okullarımız var biliyorum.
Bizzat oğlum Atlas’ı takip ediyorum.
Sabah 9’dan akşamüstü 4’e kadar öğretmenlerimiz sanki sınıftaymış gibi derslerini işliyorlar.
Çocuklarımız da olabildiğince derslerine motive olmaya çalışıyorlar.
Ama görüyorum çocuklar zorlanıyor.

Yazının Devamını Oku

Hem endişeliyiz hem de dikkatsiz

CAN Selçuki’nin başında olduğu İstanbul Ekonomi Araştırma’nın raporunda sosyal medyayla ilgili bir araştırma dikkatimi çekti.

 

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın bir başka araştırması da koronavirüsle ilgili toplumun endişe düzeyiyle ilgiliydi.
1500 civarında seyreden günlük vaka sayıları 1700 seviyesine yükselmiş durumda. Özellikle Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tedbirlere uyulması konusunda uyarılarını dile getiriyor olsa da, vatandaşın tedbir ve kurallara yeteri kadar uymadığı görülüyor. Merkez, toplumun koronavirüs endişe seviyesinde bir değişiklik olup olmadığını sorgulamış.
İşte cevaplar;
Katılımcılara “Koronavirüs konusunda ne kadar endişelisiniz?” sorusu sorulmuş. Yüzde 79’u çok “endişeli” olduğunu ifade etmiş. “Hiç endişeli değilim, endişeli değilim” yanıtını verenlerin oranı yüzde 13 olurken, kalan katılımcılar yüzde 8 oranında “Ne endişeli ne endişesiz” olduğunu belirtmiş. Merkez “Dolayısıyla endişe seviyesi eylül ayı itibari ile mart ayından beri gördüğümüz en yüksek seviyede. Son olarak, bir önceki aya göre endişeli olmadığını belirten katılımcıların oranında ufak bir artış olduğu gözlendi” notunu da düşmüş.
Toplum bu kadar endişeliyken, nasıl oluyor da bu kadar rahat davranabiliyor; ben de anlamakta zorlanıyorum.

 

Yazının Devamını Oku

Doğamız için kampanya yapmalıyız

WWF Dünya Doğayı Koruma Vakfı, Türkiye Başkanı Uğur Bayar sosyal medya hesabından şu fotoğrafları paylaşmış.

 

 

Ve şu notu yazmış.
“Her yer böyle! Ülkenin bir ucundan diğerine bütün yol, otoyol kenarları, sahiller, kıyılar, plajlar, ormanlar! Ve öyle bir boyutta ki, kimse temizleyemez. 85 milyon kendi çöpümüzde boğulup gideceğiz, bu atıklar 400-800 yıl burada kalacak. Çok ciddi bir milli kampanya lazım.”
Haksız mı?

Yazının Devamını Oku

Özgür müzik özgün müzik yarattı

KOVİD 19, giderek artan salgın haberleri, Türkiye’nin ağır dış politikası, iç siyasetin kısır çekişmelerini önümüzdeki haftaya bırakalım...

 

Bugün biraz sanattan, müzikten bahsedelim...
Streaming çağı müzikte müthiş bir değişimi beraberinde getirdi. Yani canlı yayın akışı... Bunu da dijital platformlar üzerinden yapıyorsunuz. Bu dönemin çağının öncesinde müzik, orta ve orta sınıfın üstünün elindeydi. Fiziksel olarak CD satın alabilen belirli bir kitlenin alım gücüne göre şekilleniyordu. Şimdi öyle mi? Çalma listeleri artık büyük kitlelerin elinde daha organik bir biçimde dağılma şansı yakalıyor. Ve binlerce niş müzik üreticisi, müzik dinleyicisi ile buluşabiliyor veya keşfedilme şansı yakalıyor. Streaming çağı öncesinde bir sanatçının listeye girme şansı yokken, şimdi aylık milyonlarca dinlenme sayısıyla kitlesine rahatça erişebiliyor.
Dijital yayın platformları müzik yapma stillerini de etkiledi. Pek çok parça intro kısmı olmaksızın piyasaya sürülüyor. Albümlerde şarkı sınırlaması da yok artık... İster 10 parçayla bir çıkış yapın, isterse 20 parça...
İsterseniz de single’larla...
Bir şarkıyı isterseniz farklı yöntemlerle, farklı versiyonlarla da çıkarabilirsiniz.
Counterpoint Research’ın geçen yıl verilerine göre müzik servislerine abone olanların sayısında yüzde 32 oranında bir artış var. 358 milyon kullanıcı telefonu veya bilgisayarı üzerinden müzik servislerinden birini kullanıyor. Bu yılın abone sayısının 450 milyonu geçtiği söyleniyor.

Yazının Devamını Oku

Pandemiyi iyi yöneten turizm bölgeleri de var

SADECE bizde değil, bütün dünyada turizm sektörü sıkıntılı bir yıl yaşadı. Örneğin İspanya her yıl 90 milyona yakın turist çeken bir ülkeydi. Bu yıl 10 milyona razıydılar.



Barselona Belediye Başkanı birkaç yıl önce “Artık turist istemiyoruz. Barselona biraz da bize kalsın” demişti. Acaba bugün de aynı şeyleri düşünüyor mudur, merak ediyorum.
Bütün hesaplar tabii altüst oldu.
Bizim gibi turizm ülkeleri için de büyük gelir kayıpları oluştu.
Böyle olunca her ülke kendi içine döndü.
Turizm hareketini kendi içimizde yapmaya çalıştık.

Yazının Devamını Oku

Ağır fatura ödeyebiliriz

BAZI şeyleri devletten beklemeden yapmak lazım.

 


Örneğin birkaç ay için ve pandemi sürecini izleyebilmek için toplantıları, törenleri yine dijital ortamda yapmak lazım.
Düğünleri, kutlamaları ertelemek lazım.
Çünkü görüyorum ve izliyorum; devam ediyor.
Örneğin düğünler bazı kentlerde yasaklanınca ya da kısıtlama getirilince törenler daha küçük ama bu sefer restoranlara kaymaya başladı.
Küçük gruplar halinde, mesafe ve maske kurallarını uygulanacaksa yine itirazım yok.

Yazının Devamını Oku

Yasaklar gelmeden akıllanmıyoruz

BU kadar normalleşme sonuçta yeni önlemleri beraberinde getirdi. Evler hariç her yerde maske zorunlu hale geldi. Bence doğru ama geç alınmış bir karar... Neden mi?

 


Çünkü devletler 1 Haziran’dan sonra hayatın akışını yeniden açarken bir uyarıda bulundu ve dediler ki;
“Bu yeni normali eskisiyle karıştırmayın. Belki karantina şartlarında değil ama mümkünse evde kalarak, mesafeyi koruyarak, maskenizi takarak bu yazı geçirin...”
Biz ne yaptık?
Yeniden eski normale geçiş; bir hafta bile sürmedi.
Eski tas eski hamam devam ettik.

Yazının Devamını Oku

En zor karar okulların açılmasıyla ilgili olacak

PANDEMİ sürecindeki en kritik kararlar biri eğitimle ilgili olacak.

 

Hükümetin isteği okulların bir önce açılması yönünde...
Ki ben de bunu destekliyorum.
Çünkü oğlum Atlas’tan görüyorum.
Sabah 9’da bilgisayarının başına geçiyor; 40’ar dakikalık derslerle akşamüstünü buluyor.
9’dan 4’e, 5’e kadar kalkmadan ders dinliyor.
Ben Atlas’ın yaptığını yapamam.

Yazının Devamını Oku

‘Bir şey değişmez’ diyenlere benim de bir cevabım var

ÇEVRE ve Şehircilik Bakanlığı İzmir’den yükselen sesi duyup gürültü denetim yetkisini Çeşme Belediyesi’ne verdi.


Son yıllarda yaşanan bu gürültü kirliliği bize gösteriyor ki bu meseleyi artık masaya yatırma zamanı çoktan geldi.
Belki de Ankara ve yerel yönetimlerin birlikte çalışabilecekleri yeni bir düzenlemeye ihtiyaç da olabilir.
Ve yine anlıyorum ki; bu mesele sadece Ege’nin kıyılarına özel bir sorun da değil.
Örneğin ben bu konuda yazdıkça Türkiye’nin her yerinden mesajlar gelmeye başladı.
Zonguldak’tan gelen mesaj da var, Kahramanmaraş’tan da gelen de.
Yani konu sadece kıyıların, tatil beldelerinin sorunu olmaktan çoktan çıkmış.

Yazının Devamını Oku

Gençler gelecek hayallerini kurgularken

SON yıllarda İzmir’de bazı sektörlerde kümelenme olduğunu görüyorum. Bunların başında eğitim, sağlık ve tarım geliyor.


Okulları takip ediyorum; özellikle de üniversiteleri...
İzmir giderek bir eğitim kenti oluyor.
Özel kolejlere İzmir dışından da ilgi olduğunu görüyorum. Üniversitelerde de neredeyse yüzde 100’lük bir doluluk söz konusu... Ve 9 üniversite yükselen bir grafik içinde.
Benzer bir tablo sağlık sektöründe de var.
İzmir’in mevcut hastaneleri teknolojik olarak da, insan kaynağı olarak da öne çıkıyor.
İki kere EXPO’ya aday olan İzmir’in temasının da sağlık olduğunu hatırlatmak isterim.

Yazının Devamını Oku

Yetki artık Çeşme’de

GÜZEL bir gelişme oldu.


Çeşme Belediyesi geçen yıl “Çevresel gürültünün değerlendirilmesi ve yönetimi yönetmeliği” kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ait yetkinin kendisine devredilmesini istemişti.
Bekleyen bu yazıya bakanlık geri dönüş yaptı ve olumlu buldu.
Yazıda şöyle deniliyor.
“Anılan yönetmelik ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda yer alan hususlara uyulması ve 3 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ‘Çevre Kanunu’na göre verilecek idari para cezalarında ihlalin tespiti ve ceza verilmesi ile tahsili hakkında yönetmelik’ hükümleri çerçevesinde yapılan denetimlerinin sonuçlarının Çevre ve Şehircilik il Müdürlüğü ve Bakanlığımıza üç aylık periyotlarla yılda dört kez gönderilmesi uygun görülmüştür.”
Türkiye bir turizm ülkesi ve önünde gidecek daha çok yolu var.
Öyle önemli avantajlarımız var ki...

Yazının Devamını Oku