GeriDeniz SİPAHİ Adalar rahatlamıştır şimdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Adalar rahatlamıştır şimdi

DIŞİŞLERİ Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Yunanistan ziyareti önemli... Özellikle Yunanistan’a ve adalara en çok ilgi gösteren Türk turistler... Yakınlık nedeniyle Yunanlılar da karşı kıyılara günü birlik çok geliyorlar.


Ayvalık, Kuşadası, Çeşme, Bodrum, Marmaris ve Datça Yunanlıların en çok geldikleri turistik ilçeler...
Pandemi nedeniyle ne biz gidebiliyoruz, ne onlar gelebiliyor.
Çavuşoğlu mevkidaşı Nikos Dendias ile görüştü.
İki ülke aşılarının karşılıklı olarak tanınması konusunda anlaştığını açıkladı.
AB üyesi olan Macaristan, Bulgaristan ve Sırbistan’la da karşılıklı anlaşmaya varmıştık.
Avrupa Birliği Komisyonu da dün bir adım attı. Kovid-19 aşısını tam doz olarak yaptırmış aşı sertifikası onaylanmış; PCR testi yaptırmış ve 14 günlük karantinadan muaf olanların da ülkelere giriş yapabileceği tavsiyesinde bulundu.
AB Komisyonu üye devletlerin yaz boyunca seyahat önlemlerini kolaylaştırmasını talep etti.
Dünya normalleşmek zorunda...
Yoksa gerçekten ekonomiler çökeceği gibi ikili ilişkiler de zarar görecek.
Ben turizmi sadece bir seyahat, tanıtım olarak da görmüyorum.
Demokrasilerin güçlenmesi, kültürlerin birbirini iyi anlaması, insanlığın gelişimi olarak da turizmi önemsiyorum.
Üstelik bütün dünyada aşı sıkıntısı devam ediyor.
Herkes Avrupa Birliği’nin istediği aşıya ulaşamayabilir.
Örneğin bizler aşıların başladığı ilk günlerde Sinovac olduk ve aşının üzerinden altı ay geçti.
Şimdi Biontech ile önemli bir anlaşma yapıldı.
Yakında Rus aşısı Spotnik V gelecek.
Yeni yıla doğru Türk aşıları çıkacak.
FAZ 3 çalışmaları hiçbirinde tam anlamıyla bitmiş değil.
Güvenilir, uluslararası kabul almış her aşının seyahat için onaylanmış olması gerekir.
Neyse...
En azından Yunanistan ile seyahat kolaylaşacak.
Adalar rahatlamış oldu.


Özlediğim adalar

DOĞRUSU söyleyeyim.
Atina’yı özledim.
Kolonoki’de, Pisiri’de, Monastraki’de yürümeyi...
Yorgo Korbaki’yle Atina’nın yakın köylerini keşfetmeyi...
Sessizce yürümeyi, akşamları uzun yemekleri...
Ve Sakız’ın hiç bilinmeyen köylerinde denize girmeyi...
Hydra’da martıları izlemeyi, Simi’de karidesli makarna yemeyi, Samos’ta İtalyan köyüne gidip seramik yapmayı da özledim.


İki ülkenin insanları
o kadar benzer ki

GALİBA gide gele Atina sokaklarını öğrendim.
Ezbere gezdirebilirim diyebilirim.
Blu TV’de Yeşilçam dizisini çok beğenerek izliyorum.
Dizide Rumların Anadolu’dan gidiş öyküleri de işleniyor.
Atina’ya gittiğimde İstanbul’dan Atina’ya gitmiş dostlarla çok sık konuşuyorum. Onlarla birlikte maç seyredip yemek yiyoruz. Tuttuğu takımlar hala ağırlıklı Fenerbahçe ve sonra Galatasaray, Beşiktaş geliyor.
Türkçeyi unutmamışlar.
O eski günleri de...
“Biz” derken; İstanbul’dan, İzmir’den, Türkiye’den bahsediyorlar.
Sokaklar arasında dolaşırken Türkçe “İzmir tulumu geldi” yazılarını camlarda görüyorsunuz.
Bazen siyaset gerilse de; iki ülkenin insanları hep birbirine yakındır. O yüzden Yunanistan’da olmayı seviyorum.


Önce okulları açalım

AŞILARI hızlandıralım.
Okulları açalım.
Önce çocuklarımızı bir daha kapanmamak üzere okullarına yollayalım.
Sonra...
Yine aşıları aralıksız yapalım.
Yine restoranları, kafeleri, lokantaları kapatmamak üzere açalım.
Kurallara uyalım, mesafemizi koruyalım.
Geçen yıl yaptığımız yanlışlardan ders çıkaralım.
Ve hayatımıza kaldığımız yerden devam edelim.


Sıfıra yakın Çeşme

ÇEŞME’de, Marmaris’te vaka sayısı sıfırmış. Daha doğrusu sıfıra yakınmış...
Çok sevindim.
Bu yazı iyi değerlendirelim.
Geçen yazı aklımızdan çıkarmayalım.
“Yaz geldi, sıcaklarla virüs kaybolur” dedik; sonbahara çok kötü bir başlangıç yaptık.
Ben yine de uyarıyorum.
Bu virüsle birkaç yıl daha yaşayacağız.


Telafi mutlaka
yüz yüze olmalı

EĞİTİMDE telafi nasıl olur, onu uzmanlar bilir. Ama mutlaka olmalı. Gerekiyorsa yaz tatili kısaltılır, gerekirse ders saatleri eylülden sonra uzatılır. Ama mutlaka yapılmalı bu telafi... Çünkü çocuklarımızdaki eksikleri ben gözlemleyebiliyorum. Ama bu telafi online olmamalı. Mutlaka yüz yüze ve okulda olmalı.

X

Bir çocuğun gözlerinden daha etkili bir şey yok

RABİA Tekince’yi daha önce de yazmıştım.

 

Tanımaktan dolayı son derece mutlu olduğum insanlardan biri...
Gördüğüm en yürekli, en merhametli kadınlardandır.
Uluslararası birçok projeyi hayata geçirdikten sonra Türkiye’ye döndü.
İzmir’de Ege Özel Çocuklar Vakfı’nı kurdu. Vakfın bir de okulu var. ‘Işıldayan Özel Çocuklar Eğitim Merkezi’ adı gibi ışıldayan çocuklarımızı yetiştiriyor.
Okulda 300’e yakın genç eğitim alıyor. Ama daha önemlisi ailelere de büyük destek olunuyor.
Otizmli aileler kendilerini o kadar yalnız hissediyorlar ki; bu okullar onlar için nefes almak anlamına geliyor.

Yazının Devamını Oku

Başka çare kalmadı

Bilim Kurulu’nun önerisini destekliyorum.

 

BİR buçuk yıl hep gazetedeydim, dışarıdaydım ama kalabalıklar içinde asla olmadım. İstanbul’dan gelen konuklarım olunca ben de çekine çekine dışarı çıktım.
Gönüllü olup Türkiye’de ilk aşı olanlardan biriyim aslında...
Üçüncü aşı sırası bana geldiğinde de gidip ilk olanlardanım.
Yani bu kadar titizim.
Ama gördüğüm manzaralardan anlıyorum ki yine bizi zor bir kış bekliyor.
Çünkü insanlar maske takmıyor, mesafelerini korumuyor.

Yazının Devamını Oku

Sinemanın itici gücüne inanın Netflix’in yeni dizisi Ege kıyılarında geçecek

İZMİR Sinema Ofisi Koordinatörü Gülen Saygı’yla konuşuyorduk. Netflix’te gelecek yıl gösterime girecek The Swimmers filminin İzmir’deki çekimlerinden bahsetti.

 


Güzel sanatlar okumuş biri olarak sinema denince benim için her şey durur. Çünkü sinemanın itici gücüne inananlardan biriyim.
Ve yıllardır Ege kıyılarının doğal bir plato olduğunu, bir çekim merkezi olabileceğini yazıyorum.
Hayatımın büyük kısmı aramızdan ayrılıncaya kadar Ahmet Piriştina’yla geçti.
Siyasete atıldığı günlerde en çok konuştuğumuz konuların başında gelirdi.
1999 yılında milletvekilliği bırakıp İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğu günleri de çok iyi hatırlıyorum.

Yazının Devamını Oku

Bir iklim krizinin tam ortasındayız aslında

SERİN bir haziran geçti.

 

Aslında hepimize de iyi geldi. Ege’de, kıyılarda yaşıyorsanız; baharı tam yaşamadan doğrudan yaza geçiyorsunuz.
Ama bazen öyle bir mayıs yaşıyorsunuz ki, o da yazdan beter oluyor.
El birliğiyle, hep birlikte doğanın dengesini bozduk.
Rize’de sel olurken; İzmir’de 40’ın üzerinde bir sıcaklık var.
İstanbul’daki nem nefes aldırmaz hale gelmişken; Avrupa’nın tam ortası bir felaket yaşıyor.
Hem de Almanya’da...

Yazının Devamını Oku

Antalya Valisi’yle aynı durumdayım

ANTALYA Valisi Ersin Yazıcı, “Birkaç kişi beni de aradı, ‘Biz yer bulamıyoruz, yardımcı olur musunuz’ diye. Bayram süresince büyük bir akın bekliyoruz, rezervasyonlu gelmek lazım şehre yoksa sıkıntı yaşayabilirler” demiş.


Ben de aynı durumdayım.
Hem de yıllardır.
Yaz ayları turizmci gibiyimdir.
Arkadaşlarımın, dostlarımın aklına Çanakkale’den Fethiye kadar olan geniş coğrafya akıllarına geldiğinde hemen beni ararlar.
Ben de yaşadığım deneyimleri, gidilebilecek mekanları anlatır, isterlerse rezervasyonlarına kadar yardımcı olurum.
Tabii temmuz, ağustos aylarında bu bölgeye ilgi çok arttığı için bazen rica minnet yer bulabiliyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Güçlü demokrasiler kazanır

TÜRKİYE gibi büyük ülkelerin problemleri de büyük oluyor. Biliyorum insan bazen karamsarlığa kapılıyor.


Canımızı sıkan, üzen, hayal kırıklığına uğradığımız çok şey oluyor.
Şunu unutmayalım.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar bizden çok daha zor şartlar içindeydi ve hepimize hayal kuracağımız bir ülke bıraktılar.
15 Temmuz 2016 gecesi Türk demokrasisi için de önemli sınavlardan biriydi.
Hain bir darbe girişimine karşı Türk insanı hep birlikte, tek yürek olarak karşı çıktı.
Sonuçta demokrasimiz kazandı.

Yazının Devamını Oku

Gel de bu olayı yorumla

TÜRKİYE ile Yunanistan arasındaki ilişkileri anlamak gerçekten zor. Bir yakınlaşıyor, bazen de garip bir şekilde uzaklaşıyor. Tam her şey yolunda gidiyor diye düşünürken işte Galatasaray’ın yaşadığı gibi bir olay oluyor, yine en başa dönülüyor.


Olay bu kadar net değil mi?
Galatasaray hazırlık maçı için Atina’ya geliyor.
Adı üstünde Olympiakos ile bir dostluk maçı oynanacak.
Galatasaray eski, deneyimli bir kulüp...
Benzer maçlara defalarca gitmiştir. Üstelik pandemi döneminin yeni kurallarını da herkes iyi biliyor.
Örneğin ben Bakü’ye Türkiye Galler maçına giderken PCR testimi oldum, girişte de bunu gösterdim.

Yazının Devamını Oku

Aşı olmazsak bir varyant biter diğer varyant gelir

KİM ne derse desin, hangi tedbir koyulursa koyulsun bu yaz döneminde hiç kimse kolay kolay uygulayamaz.


Hafta sonu Bodrum’daydım.
Maske taktığım anlarda bu sefer ben tedirgin oldum, çünkü herkes bana bakıyordu.
Çıkardığım anda da ben kendimi iyi hissetmedim.
Sonuçta “Üç aşım var en azından mesafeyi koruyayım” diyerek hafta sonunu kapattım.
Sadece Bodrum değil; Türkiye’nin her yeri aynı...
Sadece Türkiye değil, bütün dünya aynı...

Yazının Devamını Oku

İzmir dijital kafalı bir kent olmalı

UZUN yıllardır beklediğimiz bir gelişmeydi.


İzmir Yüksek Teknoloji Bölgesi içinde bulunan 179 bin 393 metrekarelik alanın Muallimköy Teknoloji Geliştirme Bölgesi (Bilişim Vadisi) İzmir Teknoloji Üssü Ek Alanı Olarak Tespit Edilmesi Hakkındaki Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı. Böylece Bilişim Vadisi çatısı altında İzmir’de kurulması planlanan İzmir Teknoloji Üssü için önemli bir eşik daha aşılmış oldu.
Aslında her seçim döneminde gündeme gelen ama bir türlü yol alamayan bu konuda ilerleme olması herkes gibi beni de sevindirdi.
Ben Türkiye’nin dijital dönüşümde önemli bir oyuncu olacağından eminim.
Özellikle de İzmir’in şansı her geçen gün artıyor.
Belki farkındasınız, belki değil; İzmir’de bir kümelenme oluştu.
Birçok teknoloji şirketi önemli işler yapıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Şirketleri büyütmek bizim elimizde

ŞERİFE Eren ve yakın çalışma arkadaşlarının TAİDER Aile İşletmeleri Derneği’ni kurarken heyecanlarını bugün gibi hatırlıyorum. TAİDER kuruluşundan bu yana çok mesafe katetti, üye sayısı arttı, ses getiren etkinliklere imza attılar.


Türkiye gibi KOBİ’lerin ve aile şirketlerinin ağırlıklı olduğu bir ülkede TAİDER gibi kurumlara önemli görevler düşüyor.
Aslında aile şirketlerinin kurumsallaşması meselesi bize özgü bir konu değil. Örneğin Almanya ve Fransa’da ikinci, üçüncü kuşaklar arasında yaşanan çatışmalardan dolayı şirketler ya parçalanıyor ya da satış aşamasına geliyor.
Dünyada rekabet artıyor, maliyet hassasiyeti kadar kalite öne çıkıyor.
Böyle bir dönemde şirketlerin yarınlara hazır olması gerekir.
Uluslararası yönetim ilkelerine sahip, ülkelerine değer yaratan ve sürdürülebilir kurumlar haline gelmek için şirketlere düşün görevler var.
İşte bu deneyimler TAİDER’in en önemli konu başlıkları arasında...

Yazının Devamını Oku

Moral bozmak istemem Avrupa’yı izleyelim

VALLA keyfinizi kaçırmak istemem, çünkü benim de kaçsın istemiyorum. Ama Avrupa medyası, birkaç gündür dördüncü dalga haberleriyle çıkıyor.


İngiltere, Portekiz ve İspanya’da korona virüsünün Delta varyantının yayılma hızı diğer Avrupa ülkelerinde biraz paniğe yol açmış gibi gözüküyor.
Bizim gibi turizm sezonunu kaçırmak istemeyen, tedbirleri gevşeten ülkelerde bile hafif bir hazırlık gözlemleniyor.
Örneğin Portekiz ve İspanya...
Sınırların kontrolü, yeniden maske gibi önlemler yine konuşuluyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Bakanlar Kurulu’ndan önce güvenlik zirvesini topladı örneğin...
Fransız hükümet sözcüsü Gabriel Attal, korona virüsü vakalarında yüzde 21 oranında artış olduğunu, özellikle 20 ila 29 yaş arası gençlerde vaka sayısının bir haftadan az bir sürede iki katına çıktığını açıkladı.

Yazının Devamını Oku

Çeşme, Bodrum mu pahalı İbiza, Mikanos mu?

PANDEMİ döneminin en büyük mağdurları hizmet ve yiyecek içecek sektörüydü. Bir buçuk yılın yarısında kapalıydılar, diğer yarısında da yarı kapasiteyle çalıştılar.



İşletmeci çok dostum var.
Çoğunun ne büyük sıkıntılar içinde olduğunu biliyorum. Bazıları yatırımda yakalandılar. İşlerini iyi yapıyorlardı ve doğal olarak da büyütmek istiyorlardı.
Ama hiçbiri pandemiyle karşı karşıya kalacaklarını düşünmemişlerdi.
Bu boşluktan sonra toparlanmaları kolay olmayacaktır.
Hepsini anlıyorum.

Yazının Devamını Oku

İyi bir sivil toplumcu olun

BABAM iyi bir sivil toplumcu oldu her zaman... Siyaset bize hep uzak oldu ama ailenin birçok ferdi toplumu ilgilendiren konuları kendine mesele yaptı.


Sosyal sorumluluk projelerinin içinde olan bir ailede büyüdüğüm için kalabalıklara hep alışığımdır.
Ailenin bana şöyle bir tavsiyesi oldu.
“Siyaset yok, sivil toplumculuk var...”
Demokrasinin böyle güçleneceğine inanıyorum. Hala da öyle...
Lisedeyken Rotary ile tanıştım.
Karakterimin oluşmasında, hayata bakışımda, dünyayı okumamda Rotary ve benzer derneklerin, vakıfların büyük etkisi oldu. Galiba 30’un üzerindeki sivil toplum örgütüne üyeyim.

Yazının Devamını Oku

Kapanmamak istiyorsak ikna da etmek zorundayız

KABUL; çok sıkıldık.


Kabul; bu bir buçuk yıl kabus gibi geçti.
Kabul; hepimiz dişimizi sıktık ve tedbirleri en küçük ayrıntısına kadar uygulamaya çalıştık.
Kabul; yakınlarımızdan, sevdiklerimizden hastalananlar oldu, bazılarını kaybettik ve gerçekten korktuk.
Kabul; hayatın normalleşmesini, bir daha kapanmamak üzere yaşama devam etmek istiyoruz.
Hapsini anlıyorum ve ben de istiyorum.
O yüzden aşı olmalıyız.

Yazının Devamını Oku

Adımı Deniz koydular

60’lı yıllarda doğan daha çok Deniz var sanki. Onlardan biri de benim... Benim ismimde Deniz Gezmiş etkisi yok, babaanne etkisi var. Babaannem Sehavet Hanım “Deniz” ismini çok severmiş; anne babam da onun kadar sevmişler.Ben de adımı seviyorum. Bana sonsuzluk, özgürlük çağrışımı yapıyor. Ve bu güçlü duyguları seviyorum.



***
Meslektaşım Demet Cengiz’in kitabını da bu duygularla okudum.
“Adımı Deniz Koydular” son yıllarda okuduğum en ilginç romanlardan biri...
Adımı Deniz Koydular, toplumsal meselelerden bireysel sorunlara uzanan geniş bir yelpazede bir kadın ve bir erkek hikâyesini anlatıyor.
Biri doğudan ve bir kardelen olan Deniz Yıldız, diğeri batıdan biri James Rowe... İki hırpalanmış çocuk öyküsünü anlatıyor roman... Tabii ki Demet gerçek hikâyelerden esinlenerek romanı yazmış. “Adımı Deniz Koydular” hepimiz için aslında tanıdık öyküler...

Yazının Devamını Oku

Yüzde 110’luk artış trafiği kilitledi

1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’ydı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile buluşup sohbet ettik.


O gün herhalde İzmir sıcaklık rekoru kırdı.
Arabaya bindiğimde derece 47’yi gösteriyordu.
Gölgede bile nefes almak mümkün değildi.
İzmir Marina’da buluştuk; tesisler yenilenmiş ve kullanıma açılmıştı.
Başkan Soyer’e giderek dikkat çeken İzmir trafiğini sordum.
Herkes görüyor; sadece işe gidiş saatlerinde değil, her dakika bir yoğunluk sözkonusu...

Yazının Devamını Oku

Artık 3 aşılıyım yine de tedbiri elden bırakmam

GALİBA Türkiye’de ilk aşı olanlardan biriydim. Gönüllü oldum; ilk aşımı aralık başında, ikincisini de sonunda oldum. İkinci aşımın üzerinden 7 ay geçtikten sonra da üçüncüyü oldum.


İlk ikisi Sinovac’tı, üçüncüyü Biontech oldum.
Aslında sistem iki seçenekli alternatif sundu. Sinovac ya da Biontech tercihini bana bırakmıştı.
Doktorlarımla konuştum; bu arada epey bilimsel makale okudum, mesleğimi de düşünerek Biontech’i tercih ettim.
Birincisi inaktif iki aşıdan sonra mRNA tipi Biontech’in daha güçlü koruma sağlayabileceğini söylediler.
Yeni varyantlara karşı vücudumun daha güçlü bir tepki vereceği tavsiyesinde bulundular.
İkincisi de çok sık seyahat eden biri olarak yurtdışı çıkışlarında Biontech’in bana avantaj sağlayacağını düşündüm.

Yazının Devamını Oku

Yasaklarımız kalksa da kişisel önlemlere devam

BUGÜN itibariyle normalleşiyoruz.

 

Sıkıldık, bunaldık biliyorum.
Gerçeği söylemem gerekirse ben de öyle...
Ki;
Her gün gazeteye geldim, tedbirlerimi alarak toplantılara katıldım.
Gönüllü olup ilk aşı yaptıranlardan biri olarak biraz olsun rahatlasam bile yine de eskisi kadar özgür olamamak beni de çok sıktı.
Haldır haldır koşturmaca olmadığı için hobilerime, sevdiklerime, kendime vakit kalsa da yine de yoğun olduğum günleri aramıyor değilim.

Yazının Devamını Oku

Aşısız pandemiyi bitirmek neredeyse imkansız

Pandemi döneminde öne çıkan, takip ettiğim çok bilim insanı oldu. Onlardan biri de Harvard Üniversitesi James Stevens Simmons Genetik ve Metabolizma Profesörü Dr. Gökhan Hotamışlıgil’di.

Cumhuriyet’te İpek Özbey kendisiyle konuşmuş.

Ve bana göre çok önemli bilgiler içeren bir röportaj olmuş.

Hotamışlıgil aşı karşıtlığının en az salgın kadar büyük bir tehdit olduğunu söylüyor.

Ki ben de aynı görüşteyim.

Bu pandemiyi bitirmenin tek yolunun aşı ve ilaçlar olduğunu düşünüyorum.

O yüzden en başta ve örnek olmak için gönüllü olup aşı oldum.

Hotamışlıgil diyor ki;

“Delta varyantı belki de şimdiye kadar ortaya çıkan en problemli varyant. Kedi-fare kovalamacası gibi düşünün, bu varyantın da ortaya çıkma sebebi enfeksiyonun kontrolsüz şekilde muazzam boyutlara ulaşması. Delta’nın sıkıntısı yayılma hızından kaynaklanıyor. Varyantın öncelikli olarak yayılımı aşılanmamış ya da tek doz aşılanmış grup içinde sürüyor. Çok hızlı yayıldığı için yüksek sayıda insana ulaşabiliyor ve baskın hale geçiyor. Henüz hiçbir ülkede tam aşılama şu ana kadar başarılamadı ama yüksek düzeylere ulaşıldı. Aşılı nüfus oranı yükseldikçe, bu enfeksiyonlar kontrol altına girecektir.”

Yazının Devamını Oku

Bu sefer müzisyenleri unutmayalım

BU salgın bazı sektörleri gerçekten zor duruma soktu.

Örneğin yiyecek, içecek sektörü bir buçuk yılın yarısında kapalıydı. Açık olduğu günlerin yarısında da yarı kapasitede çalıştılar.Bu sektörün kendini toparlaması en az pandemi süresi kadar alır.Örneğin turizm ve eğlence sektörü...

Turizmciler için de bu dönem bir kabus gibi geçti. Sektörün normalleşmesi için daha da zaman var.Belki pandemi sonrasının yıldız sektörleri olacaklar ama bunun için de zaman var.

Virüsün mutasyona uğraması ve aşılanmaya rağmen yasakların devam etme ihtimali endişeleri artırıyor. Ve elbette müzisyenler... Onlar da çok sıkıntıda... Geçen gün şarkıcı İlhan Şeşen’in bir açıklamasını okudum. Şeşen, son dönemde geçim sıkıntısı çeken müzisyenlerden biri olduğunu söylüyor; “Konser ve eğlencelerin yasaklanmasıyla düştüğüm ekonomik darboğaza sadece 3 ay kadar dayanabilirim. Benim yapabildiğim bir tek müzik var, dolayısıyla çıkacağım sokağa ve çalgıcılık yapacağım. Benim öyle komplekslerim yoktur. Ev geçindirmek zorundayım. Sokak çalgıcılığı çok şerefli bir mertebe. Hiç yüksünmüyorum” demiş.1 Temmuz’dan itibaren Türkiye yasakları biraz gevşetecek.Eğlence sektörünün biraz olsun rahatlayacağını düşünüyorum.Ama büyük konserler olur mu yine de bilemiyorum.Şeşen gibi sıkıntıda olan çok müzisyenin olduğunu biliyorum.Peki ne olacak?Üstelik Avrupa’dan delta varyantıyla ilgili haberler gelmeye başlamışken...Bence devletin bazı sektörlere desteği devam etmeli.Bu sefer de müzisyenler unutulmamalı.

Delta varyantı canımızı sıkıyor

Yazının Devamını Oku