GeriCengiz SEMERCİOĞLU Kimseye sırtımı yaslamam, kimseye de sırtımı dönmem
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kimseye sırtımı yaslamam, kimseye de sırtımı dönmem

Ferhat Göçer 9’uncu albümü “Bu Kalp İçinde Teksin”i geçtiğimiz hafta sonu çıkardı. Ferhat’la kedileri, köpekleri, balıkları, kaplumbağaları ve kirpileriyle yaşadıkları kocaman bahçeli tripleks villasında buluştuk. Meclis’te gündeme gelen Sağlık Bakanlığı’na danışmanlık yapması konusundan Yılmaz Morgül’ün özrüne, proje albümlerden emlak zenginliğine her şeyi konuştuk.

◊ Ferhat, doktorlukla müziği yıllarca beraber götürdün. O kesişme anı, ilk başlangıç noktası ne zaman ve nasıl oldu?
- Üniversite üçüncü sınıfta... Hekimlik biraz ağır bir meslek. Kitapların arasında boğuluyorduk. Ben Atatürk Öğrenci Yurdu’nda kalıyordum. Topkapı’da. Binlerce öğrencinin arasında. Günlerce, haftalarca orada çalışırdık. Sosyal uğraş olsun diye okulun müzik koluna girdim. Müzik kolunda üst sınıftan arkadaşlar vardı. Abilerimiz, ablalarımız...
Onlar TRT Gençlik Korosu’na gidiyordu. Gökçen Koray yönetimindeki İstanbul TRT Korosu vardı, “Hadi oraya gel” dediler. Oraya giderken, İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda akşam okulu olduğunu öğrendik. Tıp fakültesinden 25 öğrenci arkadaşla konservatuvar sınavlarına hazırlandık. 6 kişi kazandık sınavı. Ama sadece iki kişi bitirebildik; Mertcan Türk ve ben. Mert şimdi İstanbul Tıp Fakültesi’nde anestezide profesörlük yapıyor, müziğe de amatör şekilde devam ediyor.

◊ İnek bir öğrenci miydin?
- Evet. İnek olmaktan başka çarem yoktu zaten. Annemle babam öğretmen, küçük yaşta okula yazdırdılar beni. Ben tıp fakültesine girdiğimde 15 yaşındaydım, arkadaşlarım ise 19 yaşındaydı. Yani onlardan 4 yaş küçüktüm. 15-19 yaş arasında algı düzeyinde ciddi farklılıklar var. Ben onların dört katı çalışsam bile hiçbir zaman notum onlarınki kadar yüksek olmuyordu. Dolayısıyla sürekli çalışmak zorunda kalıyordum. Yani ilk dört yılım böyle geçti...

◊ Annen ve baban hayatta değil mi?
- Evet.

◊ Ailen hekim Ferhat’ı mı daha çok seviyor, müzisyen Ferhat’ı mı?
- Onlar hekimi daha çok seviyorlar. O tarafa daha çok işleri düşüyor çünkü. (Gülüyor) “Evladım başım ağrıyor, nörolojiye götür beni, kardiyolojiye götür beni, tansiyonum çıktı” diyorlar mesela. Oğullarının hekim olmasının tadını çıkarıyorlar.

BU YAPTIĞIM, EN KALİTELİ ALBÜMÜM OLDU

◊ Yeni albümün çıktı, “Bu Kalp İçinde Teksin”. Kaçıncı albümün bu?
- Dokuzuncu. Single’lar hariç tabii.

◊ Geçen martta mı çıkarmıştın en son bir single?
- Evet. Aslında istediğimiz gibi olmadı. Sağlam ses getirseydi şarkı, hemen arkasından albüm çıkaracaktık. Baktık şarkı arzu ettiğimiz kadar büyük ses getirmedi, albümden de vazgeçtik. “Bekleyelim, daha iyi şarkılar bulalım, öyle çıkaralım” dedik.

◊ Buldun mu şimdi daha iyi şarkıları?
- Evet. Ersay Üner’den, Şebnem Sungur ve Zeki Güner’den çok güzel şarkılar geldi. Bu, yaptığım en kaliteli albüm oldu.

◊ Albümde pek bilinmeyen bestecilerin de şarkıları var değil mi?
- İki şarkı var öyle. Emircan ve Onurcan isminde iki yeni dostumuzun şarkıları. Profesyonel müzik dünyasının çok yakından tanımadığı iki isim. Sosyal medyada tanınıyorlar ama. ‘Cancanlar’ olarak da biliniyorlar. Albümdeki iki şarkı da bana ait. Buray’dan da var bir tane.

◊ Bir dönem internet üzerinden şarkı arıyordun. Cancanlar’ı öyle mi keşfettin yoksa?
- “Ayrılsak Ölürüz Biz”, “Unutmuş Çoktan” gibi birçok şarkıyla www.besteniyolla.com’da karşılaştık. Ama Emircan ve Onurcan’la sosyal medyada tanıştık.

◊ Besteniyolla.com devam ediyor mu?
- Çok aktif değil. Artık herkes şarkılarını sosyal medyada istediği gibi paylaşıyor.
Yüksek tıklanma oranlarına baktığınızda da bir şarkının tutacağını aşağı yukarı anlıyorsunuz.

Kimseye sırtımı yaslamam, kimseye de sırtımı dönmem


“MÜZİK UCUZLADI” DİYORLAR AMA ÜMİTSİZ DEĞİLİM

◊ Peki orada potansiyel bir tehlike olduğunu düşünüyor musun? Çünkü gencecik çocuklar çıkıyor, bir şarkıyla patlıyorlar...
- Tam tersine. Bunlarla yüzleşmek zorundasınız. Yüzleşmek de değil, bunlara alışmak ve uyum sağlamak zorundasınız.
Ben bunların olması gerektiğini de düşünüyorum ayrıca. Şarkının gücüyle size yatırım yapacak olan sanatçıların, prodüktörlerin ve medyanın ilgisini çok rahat çekebiliyorsunuz. Bu açıdan çok faydalı. Keşke bizim dönemimizde de böyle olsaydı.

◊ Sizin döneminiz daha mı dezavantajlıydı?
- Tabii. Çünkü biraz daha tekeldi bizim dönemimizde.

◊ Tekel derken...
- Müzik sektörü belli bir grup yapımcının elindeydi. Dengeler çok değişti artık. Şarkınız çok güzelse, sosyal medya sayesinde birkaç ay içinde milyonlarca insana ulaşabiliyor.

◊ Ama sizin zamanınızda da öne çıkan, yarışan insan sayısı daha azdı...
- İnsan sayısı az ama işin çok zordu... Şimdilerde “Müzik ucuzladı” diyorlar ama ben müzik sektörünün geldiği noktadan ümitsiz değilim.
Çünkü burada önemli olan şey, şarkının insanlara çok kolay ulaşmasını sağlamak. Sosyal medya sayesinde de inanılmaz mucizevi bir yayılım hızına ve gücüne sahibiz şu anda. Tabii eğer şarkın iyiyse.

3 ŞARKIDA ÇOK iDDiALIYIM

◊ 2017’de kaç defa sahneye çıktın?
- Senede minimum 75-80 konserim vardır. Buna sahne, kulüp programlarım, halk konserlerim, festivallerim, özel konserlerim, düğün ve bayi toplantıları da dahil.

◊ Hekimlikten daha fazla parayı müzisyenlikten kazanıyorsun sanırım...
- Mutlaka.

◊ Kaç yıl oldu ilk albümden bugüne?
- 12 yıl oldu. Ama albüm öncesinde de sahneye çıktığım 11-12 senelik bir süreç var. Albüm çıkardığımda para kazanma beklentim yoktu bu arada. Çünkü belirli bir birikimim vardı zaten, gerek hekimlikten gerek performans sanatçılığından. Grup Turkuaz vardı o zaman. Deli gibi sahne yapıyorduk onlarla. Ayda 15-20 gece sahne alıyorduk.

◊ İlk zamanlarında yaptığın birçok hit oldu. Sence yeni şarkılarınla onları aşabilecek misin?
- Burada mesele şu; tarzına uygun kaliteli eserler üretmeye devam etmek. Ama yeniden bir “Cennet” yaratayım, yeniden bir “Biri Bana Gelsin”, “Gül ki” yaratayım dersen... Yok öyle bir şey. Bu söz konusu bile olamaz. Olmamalı da zaten.

◊ Olmamalı mı?
- Tabii ki. Berkant dediğinizde “Samanyolu” gelir aklınıza mesela. Yüzlerce eseri vardır ama o hatırlanır. Benden sonra da insanlar geriye dönüp “Ferhat Göçer diye biri vardı” deyip internetten taradıklarında, “Cennet”i görecekler. Şükrediyorum ki en azından ismimle özdeşleşmiş birkaç şarkım var. Bu bana yeter.

◊ Yeni hit çıkaramama korkun yok o zaman...
- Hit çıkaramama korkusu hep vardır. Albümde, albümü sırtlayacak ya da o döneme damgasını vuracak bir şarkı olmalı. Bizim bütün albüm kurgumuz bunun üzerinedir. Ama ben burada, yeni bir “Cennet” yaratacağım mantığıyla hareket edemem. Arayışımıza devam ederiz sadece. Belki biraz zamanın ruhunu da işin içine katmaya çalışırız.

◊ Bu albümün hitleri hangileri olacak?
- Şarkıların hepsi birbirinden güzel tabii ki ama üç tanesinde çok iddialıyım. Birincisi Şebnem Sungur’un “Sen Elimden Tut” şarkısı, ikincisi Ersay Üner’le birlikte yaptığımız “Mutlu Ol”, üçüncüsü de Zeki Güner’le hazırladığımız “O” isimli şarkı.

◊ İlk klip şarkısı hangisi olacak?
- Muhtemelen “Sen Elimden Tut” olacak.

ÇOK ŞEYi YANLIŞ YAPTIM

◊ Sen albüm değil, sahne adamısın bence. Katılıyor musun?
- Yüzde yüz! Önceliğim sahne.

◊ Peki bana sahne performansını çok iyi bulduğun sanatçıları sayar mısın?
- Yeni ve eski jenerasyondan karışık söyleyeyim. Buray’ı çok beğeniyorum. Fatih Erkoç’u da. Onu izlemeye doyamıyorum, açık söyleyeyim. Ajda Pekkan da müthiş bir sahne sanatçısı. Hayatını sahneye adamış. Bu üç ismi sayabilirim.

◊ Bugünkü aklınla geçmişe dönseydin, neleri farklı yapardın? Ya da şöyle sorayım, geçmişe dair neleri yanlış yaptığını düşünüyorsun?
- Çok şeyi yanlış yaptım. Tecrübesizce davrandığım çok zaman oldu. İnsan ilişkileri olmak üzere, büyük pişmanlıklarım yok ama “Keşke öyle yapmasaydım, r şu anki aklım olsaydı” dediğim çok şey var.

◊ Ne gibi hatalar yaptın ilişkilerinde? Mesela geçen gün Samsun Demir’e “Siz Ferhat’la küs değil miydiniz? Ne zaman barıştınız da yeniden albüm yaptınız?” diye sordum ben. Onunla ilişkinde de hatalı mı görüyorsun kendini?
- Mesela şu anki aklım olsaydı, o dönemki küslüğü yaşamazdım. Daha olgun ve daha sakin karşılayabilirdim. O dönemde çok daha duygusal karşıladım bazı şeyleri ve çok agresif reaksiyon verdim.
Burada faturayı hep kendime kesiyorum. Hatalar hiçbir zaman tek taraflı değildir tabii ki ama arkadaşımızın da oturup kendi hatalarını sorgulaması gerektiğini düşünüyorum. Ben kendime dönüp baktığımda aşırı duygusal davrandığımı, o krizi çok rahat yönetemediğimi görüyorum.

PARAMI GAYRiMENKULE YATIRDIM

◊ Para konusunda ne düşünüyorsun? Tutumlu musun, eli açık biri mi?
- Tutumluyum. Parayı, hayata geçirmek istediğim şeyler için araç olarak kullanırım.

◊ Neye yatırım yaparsın?
- Genelde ev ve arsaya yatırım yaparım.

◊ Kaç tane evin var?
- Eee, var işte. (Gülüyor)

◊ Epey var yani?
- Var.

◊ 20-30? Biz Emrah’ı emlak zengini zannediyorduk, sen Emrah’ı da geçmişsin!
- Levent’te güzel bir ofisim var. Yanımda Yılmaz Erdoğan ve Fatma Girik var komşu olarak. Kanlıca’daki bu ev de bizi gayet mutlu ediyor.

◊ Kaç senedir burada oturuyorsunuz?
- 9-10 yıl oldu neredeyse, hayvanlarımızla.

◊ Kaç hayvanla?
- 25 kedimiz var. Ayrıca balıklarımız, kaplumbağamız, kirpilerimiz var.

◊ Sonuçta iki çocuğun var, onların da geleceğini düşünüyorsun tabii...
- Aslında üç çocuğumuz var. Ömür’ün de bir kızı var; Tayga. Oğlum 13 yaşında ve Londra’da okuyor. Kızım da 20 yaşında, grafik okuyor.

◊ Ömür’le kaç yıldır berabersiniz?
- 10 yıldır. Birlikte yaşıyoruz zaten.

ÖMÜR’E DE KARIŞIRIM KIZIMA DA AMA...

◊ Bir röportajında “Konservatifim” demişsin.
- Öyleyimdir. Konservatif adamımdır.

◊ Karışır mısın mesela kızının kıyafetine?
- Çok karışırım. Ömür’e de karışırım ama ne Ömür ne de Yağmur dinliyor beni!

◊ Karıştığını zannediyorsun!
- (Gülüyor) Karışırım. Ben söylemiş olayım. Tasvip etmediğimi bilmeleri benim için yeterlidir. Onun dışında onların sorumluluğudur.

◊ Bazı ünlülerin çocukları sosyal medyada paylaştıkları cesur fotoğraflarla gündeme geliyor. Sen nasıl bakıyorsun bu duruma?
- Tayga da, Yağmur da öyle şeyleri seven insanlar değiller. Diğerleri seviyor diye demiyorum, aman yanlış anlaşılmasın. Ama biz özelimizi daha içimizde yaşamayı tercih eden bir aileyiz. Bir de şimdi şöyle de bir şey var; çocuklarımız farklı eşlerden olduğu için, biraz daha hassas davranıyoruz. Geçmişte hep gönül kırdık.

◊ Eski eşlerinizden bahsediyorsun...
- Evet. Bu konuda hassas davranmak gerekiyor.

◊ Belki de sizin çocuklarınız medyayla ilgili olmadığı için daha rahatsındır.
- Evet. Mümkün olduğu kadar uzak tutmaya çalıştım ben.

KONUŞURSAM ORTALIK KARIŞIR

◊ MSG yönetimindesin. Nedir bu meslek birliğindeki bitmeyen telif meselesi?
- Açık konuşacağım; bir türlü uygulamaya geçmeyen bir yasa var.
Hayata geçmemesi de maalesef bizim elimizi kolumuzu bağlıyor. Bu yasanın çıkması için çok uğraştık. Dört meslek birliği gerçekten büyük özverilerle bir araya geldi. Orhan Gencebay’la olsun, Arif Sağ’la olsun, bu konuda çok çabalar sarf ettik. Birlikte çok mesai harcadık. Belirli bir noktaya da geldik, ancak bir türlü çıkamadı. Çünkü Ankara’daki öncelikler başka.

◊ Kime sorsam yasaya suç atıyor. Peki sizin hiç mi suçunuz yok?
- Yemin ediyorum elimizden geleni yaptık. Ben 4 yıldır MSG’de yöneticiyim. Tabii ki aramızda kavgalar olacak. Bu çok doğal.
Çatışma olmazsa garip olur zaten. Ama emin ol, yasa meselesi gündeme geldiğinde herkes bir oldu, tek bir organ gibi çalıştı günlerce.
Bülent Forta’sından Orhan Gencebay’ına, Arif Sağ’ından Burhan Şeşen’ine aklına gelecek herkesle saatlerce mesai harcadık.

◊ Sizin meslek birliğine de üye olan bazı sanatçılar diyor ki “Telif alamıyoruz, şarkılarımız bilmem nerede çalıyor, 100 lira telif gönderiyorlar.”
- Haklılar. Şu anda toplanan yıllık telif, 50 milyon TL. Toplam teliften bahsediyorum.
Yorumcusu, eser sahibi, yapımcısı senelik 50 milyon gibi bir bütçe var. Ulaşması gereken ya da Türkiye’de ulaşabileceği nokta ne? Tahmin et bakalım.

◊ 500 milyon lira gibi bir şey...
- 650 milyon liralık bir potansiyel var Türkiye’de. Ama bunun karşısında da yasanın çıkmasını istemeyen bazı birimler ya da kurumlar var. Şimdi bu 50 milyon lira, senelik kaç kişiye dağılıyor tahmin et...

◊ İddialara göre toplanan paraları yöneticiler götürüyormuş!
- Yok ya. İnan bana haksızlık ediliyor. İşin içindeyiz, biliyoruz. Orada öyle götürülecek bir para yok. Ama şu olabilir; masraflar kısılabilir.
Atıyorum 10 liralık masraf 5 liraya düşürülebilir. Ama yani bu, içinde bulunduğumuz problemin yanında devede kulak bir sorun.

◊ Sezen Aksu aday olacakmış MSG’nin yönetimine...
- Neden olmasın? Güzel bir şey. Keşke olsa.

◊ Peki mevcut yönetim neden bırakmamak istiyor?
- Çok derin ve çok tehlikeli sorular soruyorsun. Bu konuya girersek kıyamet kopar. (Gülüyor)

◊ Bunu pas geçelim o zaman...
- Çok şey söylerim ama ortalık karışır. Sessizce, kimseyi incitmeden bir yol bulmaya çalışıyoruz. Kimsenin canının yanmasını da istemiyorum bu konuda.
Zaten yeteri kadar şey var içeride.
Yeni bir kavga yaratmanın alemi yok.

YILMAZ MORGÜL’ÜN ÖZRÜ KABAHATiNDEN BÜYÜK

◊ Yılmaz Morgül bir ödül töreninde Atatürk ve şehitler için konukları saygı duruşuna davet etmiş, senin ayağa kalkmadığını öne sürmüştü. Sonra ayağa kalktığını kanıtlayan görüntüler ortaya çıktı, o da senden özür diledi. Ama sen özrünü kabul etmedin. Ben de bu konuda seni sonuna kadar savundum.
- Hiç kimsenin bir başkasının Atatürk sevgisini ya da şehitlere saygısını sorgulanma hakkı olmadığını düşünüyorum. Kimse benim şehitlere, Atatürk’e saygımı ve sevgimi sorgulayacak güce sahip değildir. Hele hele bunun şova dönüştürülmesine asla müsaade edemem.
Belki biraz sert müdahale etmiş olabilirim ama bu sert müdahale edilmesi gereken bir durum. Olayın hassasiyetini gördüğüm anda gereken cevabı vermek zorunda hissettim. Aslında Yılmaz hep takdir ettiğim, sesini beğendiğim birisidir.
Beni aradığında da telefonu açtım. “Samimi bir özür bekliyorum senden. Hakkımdaki o iletiyi sileceksin, güzel bir özür yazısı yazacaksın” dedim. Özrü kabahatinden büyük derler ya...

◊ İstediğin gibi özür dilemedi yani...
- Öyle özür olmaz. Özür öyle dilenmez. Ama ne dava ettim ne de bu konuyu tartışmaya açtım.

Kimseye sırtımı yaslamam, kimseye de sırtımı dönmem

DÜETİSYEN DEDİLER DÜETİ BIRAKTIM

◊ 184 düet yaptığın haberleri gerçek mi?
- Gerçek. Televizyon ve radyo programlarında, Türkiye’de birkaç sanatçı haricinde düet yapmadığım sanatçı kalmamıştır.

◊ Bu alanda rekor sende o zaman.
- Rekor bende. Biliyorsun ismimiz “Düetisyen”e çıktı. Uzun bir süre bu yüzden düet yapamadım. Böyle bir şey var mı yani? Bununla bile dalga geçilen bir ülkede yaşıyoruz. Şu anda ortalık düetten geçilmiyor. Ben başlattım bu olayı.

◊ Uzun zamandır televizyon programı yapmıyorsun...
- Formatlar bitti. Artık olay tamamen şov programlarına ya da dizilere döndü. Ben de öyle şovmen bir adam değilim.
Benim işim müzik yapmak, performans yapmak.

◊ Var mı yeni düet bu arada?
- Yok artık.

◊ Mesafeli misin yani?
- Adımız çıktığından beri bu konulara daha dikkatli yaklaşıyoruz.

◊ Bence yapmalısın...

- Düetisyen olduk ama. İsme bak ya. Neden? Düet yaptı. Bakar mısın? Şimdi televizyonlar düetten geçilmiyor. Herkes birbiriyle düet yapıyor.

PROJE ALBÜMLERi iÇiME SiNMiYOR

◊ Bu yıl Muazzez Abacı, Yıldız Tilbe, Nazan Öncel, Cem Karaca proje albümleri çıkacak. Sen bu tür proje albümlerde neden yer almıyorsun?
- Çok içime sinmiyor. Hepsinde mutlaka teklif geliyor ama bunlara çok dikkatli yaklaşmaya gayret ediyorum.
İçime sinmediği müddetçe de işin içine girmiyorum. Birçoğunda da kendi albümüme denk geldiği için yer almadım.

◊ Kendi albümünün önüne geçmesini istemedin tabii.
- Aslında albümler de sinema filmleri gibi. Tek atışlık hakkın var. O gücü kendi albümüne kullanmak istiyorsun. Eğer uzun süre albüm çıkarmayı düşünmüyorsan, o zaman proje albümlerde yer alabilirsin. Mesela Tarkan. 7 sene albüm çıkarmadı ama o tribute albümlerinde yer aldı. Bu çok mantıklı. Ama 2-3 senede bir albüm çıkaran birine, tribute albümlerde yer almak zarar verebilir.

◊ Enflasyon var mı tribute albümlerde?
- Var ama olması da gerekiyor diye düşünüyorum ben. Bu arada Yıldız Tilbe’nin albümünde varım. Çabuk Olalım Aşkım’ı söyleyeceğim.

◊ Bu arada “Cumali Ceber” filminde oynamaya nasıl ikna ettiler seni?
- Oğlum Can sebebiyle ikna oldum. Halil’i (Söyletmez) çok seviyor o. Keyifliydi de. Bir katkı olmuşsa ne mutlu bana.

İZLENME RAKAMLARIYLA OYNANIYOR

◊ YouTube’da izlenme rakamlarıyla oynandığını düşünüyor musun?
- Düşünüyorum. Tamamen her şeyin manipülasyon olduğunu düşünüyorum. İçindeyim ve görüyorum.

◊ Sen neden yapmıyorsun?
- Yaparsam tefe koyarlar beni. Bazı insanlar mercek altındadır. Ben o insanlardan biriyim. Rakamlarıma bakarsan anlarsın bu olaylardan uzak olduğumu. Herkesten daha fazla özen göstermek zorundayım.

DANIŞMANKEN MAAŞIM 2 BiN 500 LiRAYDI

◊ Sağlık Bakanlığı’na danışman olman konusu gereğinden fazla mı büyüdü sence?
- Hassas bir pozisyonum vardı. Bu yeni duyuldu. 2 senedir yapıyordum bu işi. Hem şöhretimi hem de hekimliği birleştirerek sosyal projeler hazırlığı yaptık.

◊ Ayda 5 bin lira alıyormuşsun...
- Aylığım 2 bin 500 liraydı. Bu kadar işin arasında harcadığın emeğin karşısında bu paranın çok az olduğunu takdir edersin. Olay ortaya çıktığı anda yanlış anlaşılmalara sebep olmamak için müsaade istedim. Herkese eşit mesafede bir insanım. Tarafsızım. Kimseye sırtımı yaslamadım, kimseye de sırtımı dönmedim.

 

X

1 Haziran’da açılacaksa, 3 Temmuz’da kapansın

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk önceki akşam Ahmet Hakan’ın programında, gidişata göre okulların 1 Haziran’da açılabileceğini söyledi.

Dün de yazdım ben bu konuyu...
2 haftalığına okul açmanın kimseye bir faydası yok.
Çocukların hazırlığı, okula adaptasyonu derken iki hafta bitecek zaten.
Bu sürede de hiçbir şey öğrenmeyecekler ve virüs konusunda gereksiz bir risk alınmış olacak.
“WhatsApp Anneleri” gruplarından da biliyorum, “2 haftalık okula çocuk göndermem” diyen veli sayısı hiç az değil...
O yüzden bu yılı zorlamanın anlamı yok, artık oturmaya başlayan uzaktan eğitim 19 Haziran’a kadar uzamalı ve öylece okullar kapanmalı.
İlla çocuklar eğitimde geri kaldı diyerek okulları açmayı düşünüyorsak benim bir önerim var...

Yazının Devamını Oku

Virüsün iyi yanı

Koronavirüsle ilgili duyduğum en iyi haber bu oldu:11 Mart-27 Nisan arasında 24 kadın cinayete kurban gitmiş..


Geçen yıl aynı tarihlerde bu rakam 44’tü...
Neredeyse yarı yarıya azalmış.
Oysa tam tersi aynı eve kapandıkları için çiftler arasında tartışmaların, boşanmaların, kavgaların daha fazla olması beklenirdi...
Vuhan’da karantina sonrası boşanmaların arttığını biliyoruz.
Belki de bu kendine güvensiz, kadını dövmeyi, öldürmeyi namus meselesi sayan katillerin en büyük derdi kadının dışarıda olması...
Eve kapanıp dışarı adım atmadığı sürece belki de o yere batasıca kıskançlıkları hortlamıyor, kadının dört duvar arasında yaşamasından memnun oluyorlar...

Yazının Devamını Oku

Müdavim hareketi

Virüs nedeniyle kapanan restoranlar, kafeler için dünyada başlayan dayanışma hareketinin bir benzeri bizde de başladı. Adı: Müdavim Hareketi...


Gittiğiniz, sevdiğiniz restoranlar için 50, 100, 200, 400 lira ödeyerek yüzde 25 indirim sağlayan bir çek alıyorsunuz... Restoran açıldığında da gidip o çeki kullanıyorsunuz...
Aslında karantina sonrası yiyeceğiniz yemeğin parasını bugünden peşin ödüyorsunuz.
Ekonomik sıkıntı yaşayan sevdiğiniz mekanlara destek olmak amacıyla...
Restoranlar, kafeler 1,5 aydır kapalı, haziran ortası açılabilirse 3 ay kepenk indirmiş olacaklar...
3 ay boyunca hiç gelir elde etmeden kira ödemek, personel çıkartmamaya çalışmak, ayakta kalabilmek benim diyen işletme için bile kolay bir şey değil.
O yüzden bu sosyal sorumluluk hareketi önemli.

Yazının Devamını Oku

Marvel’in müzikleri

Ben atlamışım, bir Türk kadın müzisyenin Captain Marvel’ın müziklerini yaptığını bilmiyordum. Geçen akşam filmi izlerken sonunda, “Müzik: Pınar Toprak” imzasını görünce şaşırdım. Hemen kimdir diye baktım...

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı bitirdikten sonra çok az İngilizce bilmesine rağmen 17 yaşında Amerika’ya gitmiş. Önce Chicago’da caz, ardından Boston’da dünyaca ünlü Berklee Müzik Okulu’nda okumuş.
Orada film müzikleri yapmayı öğrenmiş. Geçen yıl 8 Mart’ta Captain Marvel vizyona girdiğinde, Türk basınında da haberleri çıkmış Pınar Toprak’ın... O dönem Variety dergisine de röportaj vermiş.
Dedim ya ben kaçırmışım, Captain Marvel’ın sonunda imzasını görünce keşfettim ve bir Türk kadınının başarısı filmin kendisinden daha mutlu etti beni...

Tüp... Yallah... Yemek vs...
◊ Hastaları vefat ettiği için yoğun bakıma dalan, sağlık personeline tüple saldıran kendini bilmez hasta yakınları bakalım ne ceza alacak?
12 gün önce Meclis’ten geçen ve cezaları yarı oranında artıran sağlıkta şiddet düzenlemesinin ilk sonucunu göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

İstanbul budur işte

Andrea Bocelli’nin Milano Duomo’dan verdiği konseri, dünyaca ünlü sanatçıların evlerinden seslendikleri “One World: Together At Home” konserini geçen hafta çok yazdık, çizdik...


23 Nisan akşamında bir konser de bizde vardı...
7 Tepenin Şehri İstanbul’dan 7 Kıtaya adıyla yayınlandı.
Ben Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın YouTube hesabından yayınlanacağını sanıyordum konserin.
Meğer pek çok kanal yayınlamış, evde o saatte TV açık olmadığından farkında değilim, saat tam 19.00’da YouTube’u açtım o yüzden...
Ayasofya önünde ney sanatçısı Yavuz Akalın’la başladı konser...
Drone’larla çekilmiş tarihi yarım adanın görüntülerine müthiş bir ney sesi eşlik ediyor...

Yazının Devamını Oku

Türkiye ve Almanya

Merak ediyorum, neden Almanya’nın ölüm rakamları tartışılmıyor da Türkiye’nin tartışılıyor?


New York Times neden Almanya’yı değil de, Türkiye’yi mercek altına almaya kalkıyor?
Oysa Avrupa’da koronavirüs salgınını başarıyla yürüten iki ülke var... Biri Almanya, diğeri Türkiye.
Almanya’da 150 bini geçti vaka sayısı, 5 bin 500 kayıp var.
Türkiye’de 100 bine yaklaştı vaka sayısı, 2 bin 500’e yakın kayıp var. Bu iki ülkede vaka sayısıyla vefatlar arasında çok ciddi bir makas var.
Demek ki olabiliyormuş.
Bizde ilk vaka sayısının görüldüğü 11 Mart’tan bu yana 6 hafta geçti, 7’nci haftanın içindeyiz.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar da çıkmalı...

Dün 65 yaş üstü insanımıza hafta sonu birkaç saat de olsa dışarıya çıkma izni verilmesi gerektiğini yazdım, “eve kapanmaktan hastalanacaklar” diyerek...Pek çok okur destek verdi bu öneriye...


Cumartesi- pazar 08.00-12.00 arası sadece 65 yaş üstü sokağa çıksa inanın hepsine büyük moral olur.
Sadece yaşlılar değil düşünmemiz gereken bir de çocuklar var... Geçen gün 5 yaşındaki oğlum uzaktan eğitim sırasında sınıf arkadaşıyla konuşuyordu; “Delireceğiz oğlum evde oturmaktan” diyorlardı birbirlerine...
Şaka yapmıyorum 5 yaşındaki çocuklar bunu konuşuyordu.
Avrupa’nın en ağır faturasını ödeyen ülkelerinden İspanya, çocuklara “temiz hava izni” verme kararı aldı. 18 Mart’tan bu yana karantina altında olan 8 milyon çocuğa konan yasak 27 Nisan’dan itibaren temiz hava alabilmeleri için gevşetilecek.
Birçok çocuğun 40-50 metrekare evlerden haftalardır çıkmadığını söyledi İspanya Başbakanı...
Bizde de durum farklı değil...

Yazının Devamını Oku

65 yaş üstü hafta sonu sokağa çıksın

Yaşlılar haftalardır evde. Bakmayın güneşi gördüğünde kendini meydanlara, banklara atan üç-beş kişiye. Milyonlarca yaşı ilerlemiş insanımız uzun süredir dört duvar arasında yaşıyor.


Kendi annemden, etrafımdaki yaşı ilerlemiş insanlardan biliyorum.
Evde oturmaktan hasta olacaklar artık.
Moralleri bozuldu, torun torba etraflarında değil, yürüyüşe çıkamıyorlar, çıkıp temiz bir hava alamıyorlar.
Sürekli kapalı bir evde bağışıklık sistemleri zayıflamaya başladı.
En ufak bir mikroba karşı vücutları direnç göstermeyecek artık...
Unutmayın herkesin evi bahçeli, balkonlu, salon salamanje değil.

Yazının Devamını Oku

Belki de maçları böyle izleyeceğiz

Bu haber tam 6 yıl önce çıkmıştı...



Güney Koreli The Hanwha Eagles adlı bir beyzbol takımı seyirci sayısını artırmak için stadyuma robot taraftarlar yerleştirmişti.
Taraftar stadyuma gitmeden akıllı telefonları sayesinde bu robotlardan birini kontrol ediyor ve stattaymış gibi karşılaşmayı robotun gözünden izliyor.
Evinde oturan seyirci robotlara tezahürat yaptırıyor, hatta elindeki dijital pankartları kaldırtıp, şarkılar bile söyletebiliyor.
Her robotun yüzündeki dijital ekrana da evinde oturan seyircinin görüntüsü yansıtılıyor.
Güney Kore beyzbol takımı bu formülü seyirci ve gelir sayısını artırmak için 6 yıl önce bulduğunda ortada virüs falan yoktu.

Yazının Devamını Oku

Neymar bile ağladı, ben hâlâ ağlamadım

“7. Koğuştaki Mucize”, geçen yılın en başarılı filmiydi... 5 milyon 316 bin gişe yaptı, Aras Bulut İynemli’nin oyunculuğu çok konuşuldu...


Seyreden herkesi hüngür hüngür ağlatan bir baba-kız hikayesi;
Haksız yere hapsedilen Memo ve
7 kışındaki kızı Ova’nın...
Şu sıralar farklı dijital platformlarda tavsiye olarak önüme düşüyor film. Belli ki PSG’nin dünyaca ünlü futbolcusu Neymar’ın da önüne düşmüş ve açıp izlemiş “7. Koğuştaki Mucize”yi...
Daha sonra da sosyal medyasından, “Çocuğu olanlar bu filmi izledikten sonraki duygumu daha iyi anlar. İnanılmaz güzel bir film, izlerken çocuklar gibi hüngür hüngür ağladım” paylaşımını yaptı.
137 milyon takipçisi var Neymar’ın... Türk yapımlarının dünyada gücünü ve etkisini göstermek açısından çok önemli bir nokta bu...

Yazının Devamını Oku

Tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılara çağrım var

Lady Gaga bu cumartesi akşamı (18 Nisan) sağlık çalışanlarına teşekkür etmek amacıyla "One World: Together at Home” adında YouTube üzerinden bir konser düzenliyor. Konseri Jimmy Fallon, Jimmy Kimmel ve Stephen Colbert sunacak.


Paul McCartney’den
Stevie Wonder’a birçok ismin şarkılarını seslendireceği
konsere David Beckham, John Legend, Kerry
Washington, Priyanka Chopra Jonas gibi ünlü isimler de katılacak.
Ve burada amaç bir bağış toplamak değil. Sadece eğlenmek, sağlık çalışanlarına moral vermek. Bizde de sağlık çalışanlarımız için bir YouTube konseri neden olmasın?
İlk akla gelen tiyatrocular, komedyenler, şarkıcılar moral gecesi düzenlemeliler.

Yazının Devamını Oku

Sokağa çıkma yasağında İstanbul

Hafta sonu sokağa çıkma yasağı çok doğru bir karardı, 25 gün önce bu köşede önerdiğim bir konuydu bu...

Cuma akşamı yaşanan izdihamın önüne geçilecek tedbirler alınmalıydı meselesi, zaten hepimizin ortak düşüncesiydi...

Cumartesi evden çıkmadım ama pazar günü gazeteci merakıma yenilip atladım bisiklete, şehirde ne oluyor diye bir tura çıktım...

Fotoğraf çekmek, yasağa uyulup uyulmadığına bakmak için...

Cihangir’den Beyazıt’a kadar bisikletle gidip geldim, şunları gördüm;

◊ Denetimler müthişti. Yol boyunca 6 kez çevrildim, memur arkadaşların kimi tanıdı geçmeme izin verdi, kimi sarı basın kartımı görmek istedi.

Yasağa uyma oranı yüzde 100’dü. Yol boyunca toplasan 3-5 araç, sokaklarda sadece 5-10 insan gördüm.

◊ Geçmişte sayım günlerinde böyle boş olurdu İstanbul. O günlerde de ya gazeteye çalışmaya giderdim ya da sayım memuru olarak görev yapardım. Ama o zamanlar bile bu kadar yasağa uyulmazdı.

◊ Doğma büyüme İstanbulluyum, ben kenti bu kadar sessiz bu kadar boş hayatımda görmedim...

Yazının Devamını Oku

333 katlı bir hapishane

Bir hapishane düşünün 333 katlı bir gökdelen ve her katında iki mahkûm kalıyor...


Ortada 8 metreye 2 metre gibi uzunca bir masanın geçebileceği dikdörtgen bir boşluk var her katta...
Her gün en üstteki katta mükellef bir sofra hazırlanıyor; karidesler, pastalar, etler, balıklar aklınıza ne gelirse... Üstelik çok usta aşçılar tarafından.
Ve bu ancak birinci sınıf restoranlarda olabilecek mükellef masa asansör gibi en üst kattan aşağıya doğru inmeye başlıyor.
Her katta 3-4 dakika duruyor en fazla... 4 dakikada ne yedin yedin, çünkü masadan yiyecek alıp saklamak yasak. Bunu yaptığın an ceza var: Bulunduğun kat hızla buz gibi soğutuluyor ya da çok sıcak hale getiriliyor.
En üstteki ilk 30 kat en şanslısı çünkü her şeyin olduğu masaya saldırıp istediklerini yeme, talan etme şansları var...
Her katta 4’er dakika dura dura gelen masada 40-50’nci kattan sonra neredeyse yiyecek hiçbir şey kalmıyor.

Yazının Devamını Oku

Gazetem kapımda

Evlere kapandığımız şu günlerde bizim grup İstanbul’daki okurlar için çok güzel bir uygulama başlattı.


“Bir Tıkla Gazeten Kapıda” uygulaması.
Biliyorsunuz Dünya Sağlık Örgütü, gazete kağıdında koronavirüs riski olmadığını açıkladı, yani gazeteyi gönül rahatlığıyla kağıttan okuyabilirsiniz.
İşte bu keyiften vazgeçmek istemeyen okurlar için Bir Tıkla Gazeten Kapıda uygulaması var.
Demirören Medya’ya bağlı Hürriyet, Milliyet, Posta, Fanatik gazeteleri için şimdilik sadece İstanbul’daki okurlara yönelik bir uygulama bu.
Yakın zamanda Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerle kapıya teslim sistemi daha da büyüyecek.
Yakala.co ve Scooty işbirliğiyle hayata geçen bir sistem bu. Ben kendi işimi kendim yapmayı severim.

Yazının Devamını Oku

Karantina altında seks hayatımız... Eyvah libidomuz düştü!

Koronavirüsle ilgili her şeyi konuşuyoruz da, bir tek seks hayatımızı konuşmuyoruz. Sağ olsun ekrandaki birbirinden kıymetli hocalar sayesinde hepimiz birer pandemi uzmanı olduk...


Ama bugüne kadar insanların seks hayatıyla ilgili bilgi veren, bu konuda neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlatan tek bir uzmana rastlamadım. Bir tek Ender Saraç’ın Posta’ya verdiği röportajı hatırlıyorum; “Lütfen bu dönemde tek eşli olun” diyordu.
Bu konuyla ilgili bizde yeterli bilgiyi bulamayınca yabancı kaynaklara baktım, New York Times’ın pazar sayısından aşağıdaki bilgileri derledim. İşte 15 maddede karantinadaki seks hayatımız...
1- Bunlar eşi benzeri görülmemiş dönemler olduğu için, karantina altında insanların seks hayatlarının köreldiği ya da zenginleştiği konusunda elde şimdilik yeterli veri yok.
2- Ama şu kesin: Yaşadığımız günler hiç seksi zamanlar değil...
3- İnsanlar yeni seks partnerleri bulma konusuna uzak duruyorlar. Çoğu kişi virüsle ilgili bilgilendirmelere, cinsel sorunlardan daha fazla ilgi duyuyor.
4- 2019’u libido tartışmalarıyla kapatmıştık. Can Yaman’a kötü bir haberim var: Depresyon ve anksiyete libidoyu doğrudan olumsuz etkiliyor. Kesin bilgi!

Yazının Devamını Oku

Evde yemek yapanlara: Emma Teyze’nin Kitabı

Emma Teyze kim? Bizim Kelebek’in zeytinyağı yazarı olan Elvan Uysal Bottoni’nin eşi sevgili Paolo’nun büyük teyzesi...


Emma Mancini, 1907’lerde kuzey ve orta İtalya’da yaşamış ve o dönem yaptığı yemeklerin tariflerini defterine not almış.
Mancini ailesinin ikinci kuşağı olan Emma Teyze’nin bu not defteri, Elvan’ın eşi Paolo’nun kız kardeşine kadar ulaşmış.
20 yıldır İtalya’da yaşayan Elvan da kucağına kadar gelen bu hazineyi değerlendirme kararı vermiş.
Ve ortaya “Emma Teyze’nin Kitabı” adlı geleneksel İtalyan yemekleri tarifinin olduğu bu kitap çıkmış...
Elvan’la neredeyse 30 yıla yakın dostluğumuz var; kendisi çok iyi zeytinyağı, şarap, peynir ve bal tadımcısıdır.
Bu İtalyan mutfağı ve yemekleri üzerine yazdığı 6’ncı kitabı...

Yazının Devamını Oku

Neden para ödüyorum?

Tartışma sadece bizde değil, dünyada da yaşanıyor.


Şu sıralar dünyada herkesin sorduğu soru aynı: Neden almadığım hizmete para ödüyorum?
Hafta sonu New York Times’da okudum, ESPN gibi birkaç spor kanalına aylık abone olan bir kullanıcı koronavirüsten dolayı maçların oynanmadığını ve ödediği ücretin geri verilmesini istemiş.
ESPN de nanik yapmış ona. Geçen hafta ben de bizim özel okulları ve anaokullarını yazmıştım.
Uzaktan eğitim için normal eğitim ücreti almaya devam etmeleri doğru mu?
Okul binalarında hiçbir şeyden değilse ısıtma, elektrik, su, temizlik gibi pek çok giderden kurtuldu özel okullar.
Bunu neden ücretlere yansıtmıyorlar?

Yazının Devamını Oku

Radyoculara iyi bir haberim var

Media Liven 26-31 Mart tarihleri arasında 15.328 kişiyle radyo dinlenmesi üzerine bir araştırma yaptı.


Söz konusu tarih hepimizin evlerine kapandığı karantina tarihleri...
Açıkçası evde daha çok televizyon izlendiği, insanların araçlarına binmediği için radyo dinleme sürelerinin azaldığını düşünüyordum ben...
Radyocu meslektaşlarıma güzel haberi vereyim, meğer tam tersiymiş...
Korona günlerinde radyo dinleme süreleri artmış...
Ankete katılanların yarıya yakını, 7212 kişi her gün radyo dinlediğini söylemiş...
Her gün 1-2 saat dinleyenlerin sayısı 3804, 4 saatten fazla dinleyenlerin sayısı 3586...

Yazının Devamını Oku

Yanlış yapan ünlüler

.

Serdar Ortaç
“Bir çay demleyenim bile yok” diyerek taksi durağını ziyarete gitti, taksicilerle çay içip sohbet etti.
Üstelik maske takmayan taksici “Acı patlıcanı kırağı çalmaz” dedi.
Anlaşılan o ki; sevgili Serdar’ın ne izolasyondan ne de sosyal mesafeden haberi var.

Nasuh Mahruki-Coşkun Aral
Nasuh Mahruki, Silivri-Durusu’da açacağı Doğada Liderlik Okulu’ndaki son hazırlıkları ailesiyle birlikte hafta sonu denetledi.

Yazının Devamını Oku

Zombiler de gerçek olacak mı?

2013’te Cannes Film Festivali’nde Brad Pitt’in “World War Z” filminin tanıtımındaydım... (O zamanlar uçağa biniyoruz ey sevgili okur, yurtdışına festivallere, maçlara, tatillere gittiğimiz yıllar, ne günlerdi be!)


O yıl Cannes’ın ağır topu Brad Pitt’ti, her yer “World War Z” afişleriyle doluydu.
Şu sıralar sürekli virüs, pandemi yapımları izliyoruz ya, geçen akşam “World War Z” önüme düşünce, “Cannes yılları nostaljisi yaparım” diyerek satın aldım filmi...
Film aman aman bir şey değil, yaşayan ölüler, zombiler hikayesi...
Güney Kore’de ortaya çıkan bir virüs insanları yaşayan ölüler haline getiriyor.
Her zombi filminde olduğu gibi burada da yaşayan ölüler, yeni hücrelere ihtiyaç duyduğu için kontrolsüzce sağlıklı insanlara saldırıyorlar.
Filmi izlerken düşündüm; bu Hollywood yapımlarındaki her şey gerçek oluyor ya, bu zombiler de günün birinde gerçek olacak mı? Belki de bu korona belası insanlığın ilk büyük sınavı...

Yazının Devamını Oku