Pandemi sonrası sinema

Covid 19 sonrası insanlar yeniden sinemaya gidecek mi?” sorusu zihinleri kurcalıyor...

Pandemi dijital platformlarla geleneksel sinema salonları arasındaki rekabeti nasıl etkiledi? Stüdyolar artık filmlerini sahip oldukları dijital servislerden vizyona sokacak mı? Çünkü Universal Stüdyoları,
“Trolls”u dijital olarak vizyona soktu ve artık filmlerinin hem sinemada hem de dijitalde vizyona gireceğini açıkladı.
Keza Disney merakla beklenen filmi “Artemis Fowl”u pandemi sebebiyle kendi dijital platformu Disney Plus’tan vizyona sokmaya karar verdi. Bütün bu soruları sinema sektörünün en önemli ve güçlü liderlerinden Sony Picture’ın patronu Thomas Rothman’a sordum. Sony’den önce Fox Film Entertainment’in CEO ve başkanlığını yapan Rothman, Fox
Searchlight’ın kurucusu ve başkanı olarak da 18 yıl çalıştı.
Pandemi sonrası sinema

◊ Yeni normal döneme hazır mısınız?
- Uzun süre yeni normal ile yaşayacağız. Hepimiz işlerimizin her aşamasında bununla nasıl başa çıkacağımızı öğrenmek zorundayız.
◊ Warner Bros. pandemiye rağmen 205 milyon dolar bütçeli filmi “Tenet”in (17 Temmuz) vizyon tarihini değiştirmedi. Dünyadaki sinema salonlarının büyük bir çoğunluğu “Tenet” için açılacak deniliyor...
- “Tenet” için izledikleri politikaya hayran olduğumu belirtmeliyim. Christopher Nolan hayran kitlesi olan bir yönetmen. Şu anda WB kumar oynuyor. Onlar için geri dönüşü çok iyi olabilir. Çünkü önümüzdeki ay “Tenet” sinemada gösterilen birkaç filmden biri olacak... Nolan’ın sinema tutkusu efsanevi... Tüm sektör olarak neler olacağını takip ediyoruz.
Pandemi sonrası sinema

◊ Çin ile Amerika arasındaki politik iklim Sony’nin faaliyetlerini nasıl etkiliyor?
- Sony’nin tüm alanlardaki faaliyetlerini nasıl etkiliyor yorumlayamam ancak Columbia ve TriStar Pictures adına konuşabilirim. Sony için siyasi tutum şu anda sağlıktan çok daha az önemli. Çin’de sinema salonları hâlâ kapalı. Sinemalar açılıp çalışmaya başlayana kadar soruna iyi bir cevap veremeyeceğimi düşünüyorum. Çin’de sinema salonları tekrar açılana kadar siyasi ortamın nasıl etkileyeceğini bilmek zor. Lakin sinema, filmler Çin ekonomisi için önemli. Çin’in Hollywood prodüksiyonlarına ihtiyacı var.
◊ Pandemi sonrası insanlar sinemaya yeniden gidecek mi?
- Sinema salonları için zor bir dönem... Restoranlar ve havayolları için de zor! Pandemi bazı endüstrileri diğerlerine göre daha sert vurdu. Sinema da bu sektörlerden biri. Ama bu insanların tekrar uçmayacakları, restoranlara gitmeyecekleri ya da sinemaya dönmeyecekleri anlamına gelmiyor.
◊ Çekimler ne durumda?
- Hâlâ üzerinde tartıştığımız bir konu. Profesyonel spor takımları da bu konularda zorlanıyor. Şu anda kesin bir cevabım yok. Bazı filmlerin çekilmesinde pandeminin herhangi bir etkisi olmayacak. Bazı filmler için ise oldukça zor olacak. Camila Cabello ile “Cindrella”nın çekimlerinin yarısındaydık. Büyük bir prodüksiyon, müzikal...
Çekimlere devam etmesi zor olanlardan. Çünkü sosyal mesafeli dans edip şarkı söylenmez. Dolayısıyla bu dönemde yapılması daha kolay filmleri geliştirmeye konsantre oluyoruz. Nasıl restoranlar güvenlik protokolleriyle açılıyorsa prodüksiyonlar da yavaş yavaş kademeli olarak çekilmesi daha kolay sahnelerle üretime geçecek.
◊ Tom Hanks’in “Greyhound”un bütçesi 50 milyon dolar... Filmi 70 milyon dolara Apple’a sattınız. Bu tür satışları daha çok görecek miyiz?
- Bir seferlik... İş modelimiz bu şekilde değil. Dijital platformlar için de film yapacağız ama kalbimiz ve ruhumuz teatral sinemaya ait. Greyhound’a dönersem, Babalar Günü’nde vizyona girmesini planlamıştık. Avrupa Zafer Günü’nün 75’inci yıldönümü için yapılan bir film. Bu yüzden gösterimi 1 yıl ertelemek istemedik.
◊ Vizyona girecek yeterince film var mı?
- Petrol yüklü tanker gibi doluyuz. Çok fazla birikmiş iş var.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Pandemi ödül sezonu başlıyor

Normal bir yılda olsak bu tarihlerde Altın Küre Ödülleri çoktan verilmiş, SAG’in eli kulağında, Oscar adayları da açıklanmak üzere olacaktı.

Maalesef anormal bir yılı geride bıraktık. 2021 de 2020’den farklı değil şimdilik...

Salgın nedeniyle ödül törenleri ertelendi.

Akademi, filmlerin başvuru tarihini 31 Aralık’tan 28 Şubat’a çekti. Yani Ocak 2020-Aralık 2020 yerine, Ocak 2020-Şubat 2021 dönemindeki filmler yarışabilecek.

Adaylık yarışı 14 aylık dönemi kapsayacak.

Önümüzdeki yıl ise doğal olarak kısalacak ve 10 aylık dönemdeki filmleri kapsayacak...

Bu sene Oscar’da “en iyi film” kategorisine yarışmaya şimdilik 170 film uygun görüldü. Rekor sayı...

Pandemiden dolayı bu yıla mahsus dijital platformlardaki filmler ve VOD (Video on Demand) dijital olarak vizyona sokulan filmler de yarışabiliyor...

Keza belgesel ve uluslararası kategorilere de rekor sayıda başvuru var.

Yazının Devamını Oku

Bu ilgiye hazır değildim

Dönem dizisi “Bridgerton” aralık ayında dijital platformda yayına girdi. 19’uncu yüzyılda genç kızların erkeklerle tanıştırıldığı rekabetçi evlilik pazarında herkes tarafından çok beğenilen Hastings Dükü Simon Basset karakterine Regé-Jean Page, dünya çapında şöhret oldu. Genç kızların yeni ilgi odağı haline gelen oyuncuyla görüntülü olarak hayatını değiştiren diziyi konuştuk.

Eğlenceli bir soruyla başlayalım. Dizideki gibi çevrenizdeki kadınlar ilginizi çekmek için mücadele ediyor mu?

- Hâlâ bir salgınla yaşıyoruz, o yüzden flört dünyam sadece evim ve kitaplarımdan ibaret. Ben ve kitaplarım harika vakit geçiriyoruz.

Hastings Dükü Simon Basset, Londra sosyal hayatındaki en seçkin bekar. Peki sizin sosyal hayatınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz dizideki gibi ortamlarda?

- Sosyal ortamlarda olmak için çaba harcayan biri değilim. Sessiz biriyim. Evcimenim. Çalışmayı seviyorum ve işimden zevk alıyorum. Bunun ötesinde her şeyi sessiz tutmaya çalışıyorum. Oldukça sade bir hayatım var.

SEKS SAHNELERİNİN DRAMATİK SAHNELERDEN FARKI YOK

Dizide rol arkadaşınız Phoebe Dynevor ile şehvetli aşk sahneleriniz var. Bu sahneleri çekmek kimi oyuncuya göre zor, kimilerine göre ise herhangi bir sahneden farkı yok. Sizin deneyiminiz nasıldı?

- O sahnelere çok çok iyi hazırlanmıştık. Cinsellik, yakın temas koordinatörleriyle çalıştık. Bu sahneler hakkında çok şey yazıldığını ve söylendiğini biliyorum. Ama bu çalışma sistemi, seks sahnelerini senaryonun diğer parçaları gibi ele almanızı sağlıyor. O sahnelerin dramatik sahnelerden farkı yok. İki karakterin arasında neler olup bittiğini anlatıyor. Senaryonun diğer sahneleri gibi bu sahnelerin de koreografisi var. Fiziksel koreografi, sahnenin planı ve prova, o sahnelerde endişelenmek yerine hikayenin bir parçası olarak görmenizi sağlıyor. Zaten Phoebe ile saatlerce bitmek bilmeyen dans provaları yapıyorduk. Provalar birini tanımanın ve yakınlık kurmanın güzel bir yolu.

Yazının Devamını Oku

Influencer’lar ve çevresel duyarlılık

Geçenlerde yemek sektöründe faaliyet gösteren iş insanı Emre Yılmaz’ın paylaşımında gördüm.

Hediye paketleri hazırlamış, “Fenomenler yerine ihtiyaç sahiplerine yolluyorum” yazmış.

Hemen aradım, “Hele ki bu dönemde pandemi sebebiyle o kadar çok ihtiyacı olan insan var ki, evlerini hediye deposuna dönüştüren fenomenlere göndermek içimden gelmedi” dedi.

O günden beri aklıma takıldı. Üzerine biraz araştırma yaptım. Gerçekten bir tüketim çılgınlığı ve bu çılgınlığı alevlendiren sanal fenomen-influencer dünyası var...

Döngü kontrolden çıkmış durumda.

Sosyal medya platformları artık mutlu anlarımızı, sosyal hayatımızı paylaştığımız platformlar olmaktan çıktı, bedavacılığı “influencer” olarak adlandıran fenomenlerle dolup taştı.

Satın almak için “yukarı kaydır” linkleri, hediye yığınları, savurgan paketlemeler, karton kutular, ambalajlar fenomen hikayelerinin ana temaları.

Sorsan hepsi doğa dostu, sorsan hepsi duyarlı...

Los Angeles’ta konuştuğum birçok influencer,

Yazının Devamını Oku

Sia:Kalbim çok kırıldı

“Titanium” (David Guetta), “Diamonds” (Rihanna), “Wild Ones” (Flo Rida), “Chandelier”, “Cheap Thrills” gibi çok sayıda hit şarkıya imza atan dünyaca ünlü Avustralyalı şarkıcı Sia, bugünlerde kendi yazıp yönettiği “Music” (Müzik) filmiyle gündemde. Kate Hudson ve Leslie Odom Jr.’ın başrolünde yer aldığı filmde otizmli genç kızı Sia’nın kliplerinde oynayarak ünlenen dansçı Maddie Ziegler canlandırdı. Ancak otizm hakları savunucuları, hastalığa sahip olmayan birinin oynatılmasına tepki göstererek filmin gösterime girmesinin iptal istedi. Sia, tartışmaların kalbini kırdığını söyledi.

◊ Geçen sene 18 yaşında iki delikanlıyı evlat edindiniz. Nasıl gidiyor annelik deneyimi?
- Sanırım annelik düşündüğümden çok daha fazlasını ifade ediyor. Öncelikle her zaman anne olmayı istediğimi fark ettim. Evlat edinmeden önce Maddie’nin (dansçı Maddie Ziegler) “bonus annesi” olmaya başladım. Sonra başkaları için de yeterince sevgim ve yerim olduğunu düşündüm, evlat edindim...
◊ Yaşça büyük çocukların evlat edinilmesi nadir görülen bir durum. Sizi tebrik ederim. Evlat edinme hikayenizi okudum ama kısaca sizden de dinlemek istiyorum, nasıl karar verdiniz?
- Kararlarımın çoğunda olduğu gibi düşünmedim, sadece yaptım. Oğlumu bir belgeselde izledim. İzlerken “Bu benim çocuğum” dedim. Onu aramaya karar verdim. Bulduk. Evlat edinmek için gittim, arkadaşını da evlat edinip edinemeyeceğimi sordu. Evimde arkadaşı için de odam vardı, hiç düşünmeden “Gelsin tabii” dedim. Nasıl olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Onlarla tanıştığım gün eve getirdim ve akşam yemeğinde aile olarak birlikteydik.
◊ Söz yazarı, senaryo yazarı ve şarkıcı Sia’dan yönetmen Sia’ya... Çektiğiniz müzik klipleri vardı, fakat film bambaşka bir dünya. Film yönetirken müzikten öğrendiklerinizden neler kattınız?
- Film çekerken ateşte vaftiz oldum diyebilirim. Müzik endüstrisine kıyasla işleri halletmek, kişileri bir araya getirmek ve program yapmak daha zordu. Ama genel olarak benzer olduğunu söyleyeceğim. Film yönetmek gerçekten sadece güvensiz insanları yönetmekle ilgili. Aslında bizler kendine güvenmeyen insanlarız. Uzun zamandır kendine güvenmeyen pop yıldızlarıyla dolu müzik dünyasında söz yazarak zaten deneyim sahibi olmuştum. Mesele sadece insan yönetimi. İçinde çalıştığım dünya, film yönetmemi sağladı diyebilirim.
◊ Birkaç gün önce Grammy Ödül Töreni’nin ertelendiği açıklandı. Pandemi, gösteri dünyasını derinden yaraladı. Eğlence dünyasının geçirdiği kötü dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yazının Devamını Oku

Nolan, Warner Bros.’u Hollywood’un geleceğini tehlikeye atmakla suçladı

Warner Bros. “Wonder Woman 1984”le başlayıp 2021 takvimindeki filmlerinin tamamını sinemalarla eşzamanlı olarak HBO Max’dan da yayınlayacağını açıkladı.

“Wonder Woman 1984”, 25 Aralık’ta HBO Max üyelerinden ekstra ücret alınmadan yayınlanmaya başladı...
Warner Bros.’un bu kararına tepki veren isimlerin başında yönetmen Christopher Nolan geldi.
Sinema deneyiminin en büyük savunucusu Nolan, Warner Bros.’un kararının “sendikalar ve sanatçılar için büyük bir tehlike işareti” olduğunu söyledi.

Bu planın, Hollywood’un sanatçılarından işçi sınıfına tüm çalışanlarına zarar vereceğini iddia etti.
Hollywood makine gibi çalışır. Sendikalar, sette çalışan elektrikçiden sadece bir-iki replik söyleyen oyuncuya kadar herkesin hakkını korur.
Nolan bu yeni yapıların yani dijital platformların ileriye dönük tehlike olacağını iddia ediyor.

Yazının Devamını Oku

Artık sınırlar yok

Disney Pixar, ilk kez bir animasyon filminde siyahi başrol karakterine yer verdi. Amerika’da Disney+ platformunda yayınlanacak “Soul” adlı yapımda caz tutkunu müzik öğretmeni Joe Gardner’ı ünlü yıldız Jamie Foxx seslendirdi. Seslendirme kadrosunda Tina Fey de rol aldı. İki oyuncuyla görüntülü olarak görüştüm. Jamie Foxx röportaja Los Angeles’tan, Tina Fey ise New York-Manhattan’dan bağlandı.

JamIe Foxx

Karantina sürecinde birçok kişiden önemli saydıkları birçok konuyu yeniden değerlendirdiklerini duydum. Sosyal hayatımızın sınırlı olduğu bu dönemden siz neler öğrendiniz?

Jamie Foxx: Ailemle geçirdiğim içten bir zaman dilimi oldu. Covid döneminde kız kardeşimi kaybettim. Bütün aile bir araya geldik ve birbirimizi gerçekten ne kadar sevdiğimizi anladık. Bu süreçte ayrıca üç film yazdım. Önceden aklıma fikirler gelirdi ama oturup geliştirmeye fırsatım olmazdı. Karantina, bana zaman ayırıp yazma fırsatı verdi. Üç projenin ikisini sattım bile.

Bu süreç, benim için derinden düşündüğüm ve kendimi sıfırladığım bir dönem oldu aynı zamanda. Bilgisayarı yeniden başlatmak gibi. Yapacak çok işimiz var, iyileştirmemiz gereken çok fazla yara var. Büyük, çok büyük görevlerle karşı karşıyayız. İnsanlığa meydan okunuyor. Bizler, insanlar boyun mu eğeceğiz, yoksa en iyisini yapmak için uğraşacak mıyız?

Ben Covid süresince insanların kötü yönlerini değil, iyi yönlerini görmeye başladım. Karşımızdaki kişilerin sevmediğimiz taraflarını görmekle o kadar meşgulüz ki, ben ve ailem tüm bunları boş verme kararı aldık. Artık sadece insanların sevdiğimiz yönlerine odaklanacağız.

Kız kardeşinizle ilgili sosyal medya paylaşımınızda “hayatını kaybetti” yerine “geçiş yaptı” demeyi tercih ettiniz. Biraz bu konu hakkında konuşmak istiyorum. “Soul” adlı yeni animasyon filminizde de “bedenin ölümü-ruhun doğuşu” konusu işleniyor...

- Kız kardeşime her baktığımda bir ışık görüyordum. Down sendromlu olmasına rağmen dünyamızı aydınlatırdı. Böyle bir kayıp olduğunda aile olarak üzülüyorsun ama bize bıraktığı keyifli zamanları düşününce ölümü farklı görüyorsun. O şimdi güzel bir yerde tam olarak burada yaptığının aynısını yapıyor, insanları güldürüp iyi hissetmelerini sağlıyor.

OYUNCAK DÜKKANINDAKİ ÇOCUK GİBİYDİM

Yazının Devamını Oku

Hayattaki en büyük arayışım: Denge

Gişe rekorları kıran ilk kadın süper kahraman filmi Wonder Woman’ın devamı “Wonder Woman 1984”, haziran ayında vizyon bulmayı planlamıştı. İlkinin 800 milyon dolarlık gişe başarısından sonra ikinci filmde 1 milyar doları aşmayı planlayan DC Comics’in en popüler karakteri, salgın nedeniyle vizyon bulamadı ve HBO Max’te kısa bir süreliğine yayınlanmaya başladı. Barbaros Tapan, başrol oyuncusu Gal Gadot’la görüntülü konuştu. Filmi bu şekilde yayınlamanın kolay bir karar olmadığını söyleyen oyuncu, evliliğini ve çocuklarını da anlattı.

◊ Bu film ya da yaşadığınız deneyimler, arzularınızın gerçekleşmesine dair perspektifinizi etkiledi mi?
- Kendi deneyimlerime göre söyleyebileceğim kadarıyla her şeyin bir bedeli var. Başarı, ödenmesi gereken bir bedelle gelir. Başarısızlığın da bir bedeli vardır. Hedef ne kadar büyükse bedel de o kadar büyüktür. Başarı büyükse, bedeli de o ölçüde büyüktür. Biz her zaman fazlasını isteyen yaratıklarız. İstediğimiz yere vardığımızda çıta daha da yükselir. Soru, ne zaman durmamız gerektiği! Konuyu filmle birlikte cevaplarsam bazen ihtiyacın olana sahipsindir. Daha fazlasını kovalamayı bırakıp sahip olduğunla mutlu ve memnun olmak da bir başarı...

◊ İki kızınız var, istedikleri her şeye sahip olabilirler. Onlara sahip olduklarıyla mutlu olmayı ve sürekli daha fazlasını istememeyi nasıl öğretiyorsunuz?
- Covid döneminde kendim ve kızlarımda tanık olduğum ve öğrendiğim şey; en büyülü anların en basit anlar olduğu. Sadelik... Tropikal bir yerde, en lüks otelde herkesin size hizmet etmesi değilmiş en büyülü anlar... Sadece evde olmakmış. Birlikte yemek pişirmek, birlikte vakit geçirmek, Monopoly oynamak... O anlar geçirdiğimiz en güzel anlardı. Salgın süresince o basit şeylere değer vermeyi daha çok öğrendik.
◊ Yoğun çalışıyorsunuz. Muazzam bir kariyeriniz var. Bir tarafta sizi bekleyen setler ve uzun çalışma saatleri diğer tarafta evde annelerini bekleyen iki kız çocuğu. Nasıl dengeliyorsunuz bu iki önemli rolü?
- Hayattaki en büyük arayışım ne biliyor musun... Denge! Birçok insan özellikle çalışan anneler bu dediğimle ilişki kurabilir çünkü bir yandan çocuklarınızla olabildiğince çok şey paylaşmak istiyorsunuz ama aynı zamanda emek vermeniz gereken bir kariyeriniz de var. Sete gitmeniz gerekiyor, çünkü insanlar seni bekliyor. “Wonder Woman”ın çekimleri 8 ay sürdü. Yorucu, uzun ve zahmetli bir çekim süreciydi. Bazı anlar var ki... Bir sabah kızım okul konserini dinlemem için onunla okuluna gitmemi istedi, “Diğer anneler gibi önce okula gelip sonra işe gidemez misin?” dedi.

Yazının Devamını Oku

Diana’nın sesi sürekli kafamda çınlıyor

Disney Channel için çektiği ilk filminde henüz 8 yaşındaydı. “Alacakaranlık” (Twilight) serisindeki Bella Swan rolüyle genç jenerasyonun ikonu oldu. “Charlie’nin Melekleri” (Charlie’s Angels) filminin çekimleri süresince İstanbul’da da kalan ünlü oyuncu Kristen Stewart, yakında Prenses Diana’yı canlandıracağı “Spencer” filminin çekimlerine başlayacak. Barbaros Tapan, şu aralar dijital platform Hulu’da yayınlanan Noel filmi “Happiest Season” ile de gündemde olan genç yıldızla görüntülü olarak görüştü.

Prenses Diana hakkında çekilecek yeni filmde (Spencer) başroldesiniz. Nasıl gidiyor Diana rolü için hazırlıklarınız?

- Her şeyden önce “The Crown”a takıntılı bir izleyici olduğumu söylemek istiyorum. Çok zekice yapılmış bir dizi.

Hazırlıklarım ne aşamada... Diana’nın röportajları ile yatıp kalkıyorum. Sesi sürekli kafamda çınlıyor. Onu içsel olarak hissedip taklit etmeden tüketiyorum. Diana’yı tanımak istiyorum, Diana’yı hissetmek istiyorum. Onun sadece fiziksel özelliklerini yansıtmak istemiyorum. O yüzden hazırlığım öncelikle duygusal yönlerle başladı. Zaten yönetmenimiz Pablo Larrain elindeki materyallerle oyuncuları eğitmekle ilgilenmeyen bir yönetmen. Pablo gerçek bir şiirsel kaşif. Onunla rüya gibi bir yolculuğa çıkmak için sabırsızlanıyorum.

Filmle ilgili neler paylaşabilirsiniz?

- Film, Diana’nın hayatındaki üç önemli güne odaklanıyor. Başka ayrıntı yok. Yeni bir bilgi yok. Film, Diana’nın hayatındaki üç günlük bir dönemin hayal edilmesi gibi. Belki de her şeyin onun için en ağır hale geldiği dönem. Ve bu gerçekten içsel bir deneyim. Belki de bu yüzden kendimi Diana’ya olabildiğince açmaya çalışıyorum.

Diana rolünü sizin oynamanız, sosyal medya üzerinde tartışmaları da beraberinde getirdi. İnsanların dedikleri sizi etkiliyor mu?

- Ben de onlar gibi hissediyorum. Yapıp yapamayacağıma karar vermeye çalışıyorum. (Gülüyor) Temelde anlıyorum aslında onları. Bir karakter yaratırken gerçekten o kişiyi anlamaya, vücuduna girmeye çalışıyorsun. Sadece kostüm giyip ya da peruk takıp karaktere girmiyorsun. Oynadığın kişi oluyorsun. Söylenenleri ciddiye almamak önemli ama Kristen olarak bakınca bile “Tanrım, oldukça önemli bir mesele, bunu mahvetmek istemiyorum!” diyorum. Sanırım bu tür gerilimleri ve dayatılan baskıları hafifleten tek şey, elimden gelenin en iyisini yapmak ve kendimi işime adamak. Sahip olduğum her şeyle rolüme bağlı olduğumu taahhüt edebilirim. Bunun ötesinde söyleyebileceğim başka bir şey yok.

Yazının Devamını Oku

Komedi isterken yine karanlık yere döndüm

Bu haftaki konuklarım 6 kez Oscar’a aday gösterilen başarılı oyuncu Amy Adams ile “Apollo 13”, “A Beautiful Mind”, “Solo: Star Wars Story” gibi klasik filmlerin yönetmeni Ron Howard. “Hillbilly Elegy” filminde bir araya gelen ikiliye projenin detaylarını sordum.

Amy Adams◊ Bugüne dek birbirinden çok farklı karakterleri canlandırdınız. Sette oynadığınız zor rolleri izlerken biz de yaşıyoruz. Sorum şu, ağır rollerden sonra etkisinden kurtulmak için uyguladığınız bir rutin var mı?

- Kural koymayı deniyorum. Komik, çünkü “Hillbilly Elegy” filmi gelmeden önce çok daha hafif bir rol oynama niyetindeydim. Komedi yapmak istiyordum mesela. “Toksik olmayan, hasarsız bir karakter bulamaz mıyım?” derken bu proje geldi. Ron (Howard) ile konuştum, kitabı okudum. Sonra “Sanırım karanlık bir yere geri gidiyoruz” dedim. Bu tür karakterler tabii ki zor oluyor. Kendimce koymaya çalıştığım kurallarım var. Mesela ara vermek. Bende iki farklı mod var. Birincisi çalışırken gerçekten işe odaklanmak, diğeri ise çalışmıyorsam kapatma tuşuma basmak. Eşim de “Ya açıksın ya da kapalısın” der. Yani hiçbir şey yapmamakta çok iyiyimdir. Bunun faydalı olduğunu düşünüyorum, çünkü gerçekten fişi çekebiliyorum.

◊ Nasıl çekiyorsunuz o fişi? Bir örnek verebilir misiniz?- Mesela telefonunu kaybeden ama bulmak için kılını kıpırdatmayan birini düşün. Ben o kişiyim. “Tamam işte, evren bana fişi çekme zamanı geldiğini söylüyor, bu bir işaret” derim ve kendimi kapatırım.

ANNE OLMAK DAHA ÖNEMLİANNE OLMAK DAHA ÖNEMLİ◊ Eşiniz Darren Le Gallo’dan bahsettiniz biraz önce. Sizin gibi büyük kariyere sahip biriyle evli olmak nasıl, anlatır mısınız biraz?

- Kızım ve kocamla yarattığım ailem, benim köküm. Beni ayakta tutan, bana amaç veren şey. Onlar her gün kalkıp işe gitmemin nedeni. Her zaman koşulsuz yanımda olanlar. Onlarsız bir şey yapmanın çok zor olacağını düşünüyorum. Çünkü bana güvende olduğumu hissettiren de onlar. Kendime meydan okuma sebeplerim de onlar, çünkü kendimi zorlamamı sağlıyorlar. Eğer başarısız olursam, yanımda olacaklarını biliyorum. Bu yüzden her şeyi onlarla denemek çok rahatlatıcı.◊ “Ailem benim köküm, beni ayakta tutan şey” diyorsunuz. Anne olmak, profesyonel iş hayatınızı nasıl etkiledi?- Anne olmak oyuncu olmaktan daha önemli bence. Yaptığım işi seviyorum ve böyle bir işe sahip olduğum için minnettarım. Ama işimi kızım için bir an bile düşünmeden bırakabilirim.PANDEMİDE AİLEM VE SEVDİKLERİM HAYATIMIN ODAK NOKTASI OLDU

◊ Covid döneminin size etkileri ne yönde oldu?

- Şahsen bu dönemde çok fazla uykusuzluk yaşadım. Eşim haberleri izlememem gerektiğini söylüyor ama haberleri takip etmeden yapamıyorum. İzlediğim her türlü olumsuzluğa rağmen umutluyum. Pandemi sonrası hayatımızı gerçekten merak ediyorum. Covid’le birlikte benim hayatım oldukça küçüldü. Aileme daha çok odaklandım. İnsanlarla daha önce hiç yapmadığım kadar iletişim kurmaya çalışıyorum. Kız kardeşlerimle, erkek kardeşlerimle, yakın arkadaşlarımla ilişkimin güçlendiğini hissediyorum. Ailem ve sevdiklerim hayatımın odak noktası haline geldi. Umarım böyle de kalır.◊ Bu dönemde fiziksel olarak daha iyi olabilmek için neler yaptınız?- Sağlıklı yaşam konusunda daha iyi olmalıyım. Üzerinde çalışmam gereken konulardan biri uyku. Korkunç bir uyku rutinim var. Televizyon izlerken kanepede uyurum. Üzerinde zaman harcayıp öğrenmem gereken bir şey uyku rutini.◊ Neredesiniz şu anda?- Los Angeles’ta prodüksiyon ofisimdeyim. Marttan beri ilk defa ofise geldim.◊ “Hillbilly Elegy” gerçek bir hikaye. Sizin oyunculuğunuz da, Glenn Close’un performansı da çok beğenildi. Sarhoşu oynamak için içki içmeye, bağımlıyı oynamak için uyuşturucu kullanmaya gerek yok. Siz “hasarlı rollerin kraliçesi” olarak bağımlı bir anneyi portrelerken nelere dikkat ettiniz?-Bu filmde bağımlılığın sonuç olarak görülmemesinden emin olmak istiyorum. Mantıklı geliyor mu söylediğim? Bağımlılığın kendisinden çok, neden olan ve körükleyen derin sorunlara dalmalıydım önce. Kendinden şüphe duyması, hayal kırıklığı, sorunlarından kaçmak için kendi kendine ilaç alması... Sonuçtan önce sebeplere gidip karakteri yarattım. Ve benim için rollerde önemli olan bir diğer şey de karaktere empatiyle yaklaşmak.◊ Gerçek ‘Bev’ ile tanıştınız mı?- Tanıştım. Cesareti, benimle tanışma ve konuşma isteği beni çok etkiledi. Çünkü hayatının bir bölümünü anlatıyoruz. Yüzleşmek onun için zor olmalı. Hayatın diğer tarafına geçmeyi başarmış ama hâlâ uğraşıyor.‘PENCEREDEKİ KADIN’DAGİZEM İÇİNDE GİZEM VAR◊ Diğer filminiz “Woman in the Window”un (Penceredeki Kadın) vizyon tarihi pandemi nedeniyle ertelendi...- Evet

.◊ Filmden bahseder misiniz?

Yazının Devamını Oku

Bu film yüzünden dizlerim ağrıdı

Yapımcı Ryan Murphy, Broadway’in “The Prom” adlı hit müzikalini eski Hollywood müzikleri ve danslarıyla renkli bir filme dönüştürdü. Filmin güçlü kadrosunda Nicole Kidman, James Corden ve Kerry Washington’ın yanı sıra Hollywood’un dev ismi Meryl Streep de yer alıyor. Kendi jenerasyonunun en iyi oyuncusu olarak anılan Streep ile görüntülü olarak görüştüm.

Neredesiniz şu anda?

- Berkshires’deyim. Boston’da, Adam McKay’ın “Don’t Look Up” filminin çekimlerindeyim.

Sağlıklı ego ile narsistlik, kendini beğenmişlik arasında ince bir çizgi var. Filmde sizin canlandırdığınız Dee Dee ile James Corden’in karakterinde bu ince çizgiyi görüyoruz. Sizin bu iki terimle ilişkinizi sorarak başlamak istiyorum. Çünkü “Büyük oyuncuların büyük egoları olur” derler...

- Şov dünyasında tanıdığım insanların çoğu yüksek egolu hatta narsist gibi görünebilir. Aslında o tavırların hepsi devasa bir güvensizliğin örtüsüdür. Birçok aktörün “Aslında çok utangaç biriyim” dediğini duymuşsundur. Yalan söylemiyorlar. Sahne onlara hayatta yapamadıkları şeyleri yapabilme fırsatı veriyor.

Dee Dee’yi oynamak nasıldı?

- Büyük bir narsisti oynamak çok eğlenceliydi. Son yıllarda Amerikan siyasi hayatına bakarsanız, narsisizm konusunda çok iyi bir örnek olduğunu görürsünüz! (Gülüyor) İlham almak için uzaklara gitmeme gerek yoktu. Hiç zor değildi. Narsistlerle dalga geçmek kolaydır. Kendileri hakkında abartılı hisleri olan bu insanlar şeffaf ve komiktirler. Dee Dee bir tür diva. Keşke ben de odaya adım attığımda varlığımı hissettirebilsem onun gibi. Maalesef öyle bir özelliğim yok. (Gülüyor)

Siz de sinemanın divasısınız!

- Kendimi çalışan bir oyuncudan başka bir şey olarak hiç düşünmedim.

Yazının Devamını Oku

Satrancın büyülü dünyasıyla tanıştığım için minnettarım

Walter Tevis’in aynı isimli romanından uyarlanan “The Queen’s Gambit” dizisi, dünyada olay yarattı. Dünyanın en iyi satranç oyuncularından Beth Harmon’ın hikayesini anlatan dizide Anya Taylor-Joy başrolde. Genç oyuncuyla çok kısa sürede “dijital platformda en çok izlenen mini dizi” unvanını kazanan “The Queen’s Gambit”i konuştum.

◊ Koronavirüsle başlayalım. Salgın başladığında İrlanda’da film çekimindeydiniz. Diğer yapımlar gibi sizin setiniz de durduruldu. Neler yaptınız o dönemde?
- Açıkçası bir salgına minnettar olmam mümkün değil ama yarattığı araya minnettar olabilirim. İlk filmimi yaptığımdan beri aralıksız çalışıyorum. Tamam, çalışmak harika. Çalışırken kapalı bir kutuyu deneyimlerle doldurdum. Ama neler yaşadığımı ya da neler öğrendiklerimi gerçekten düşünmek için zamanım olmadı.
Karantinanın ilk iki haftası biraz dokunaklıydı, çünkü o kapalı kutuyu açıp içindeki her şeyle yüzleşmem gerekiyordu. Aralıksız çalışmanın bana kattığı gelişmeler için minnettarım. Öğrendiklerimi karantinada özümseme fırsatı bulduğum için minnettarım. Galiba bu dönemin bana kattığı en önemli şey, kendime karşı nazik olmayı öğrenmek ki bunun bir ders olduğunu düşünüyorum.
◊ Sağlığınız için nelere dikkat ediyorsunuz?
- Vitamin filan almıyorum. Muhtemelen almalıyım. Sağlıklı olmayı öğreniyorum. Yogaya başladım. Güne dans ederek başlıyorum. Dans güne enerji getiriyor. Sağlıklı bir vücuda sahip olmak ayrıcalık, o yüzden vücudumu çalışır bir halde hareketli tutmaya çalışıyorum.

ARKADAŞIM YOK

Yazının Devamını Oku

Yaşadığımız dünya gerçek dışı

Aşk yaşayan birçok oyuncu çift gibi ilişkileri film setinde başladı. Ancak onlar 38 yıldır hiç ayrılmadı. Hollywood’daki en uzun süreli ilişkilerden birine sahip olan Goldie Hawn ve Kurt Russell, şimdi sevenlerinin karşısına aynı filmde çıkıyor. İki usta oyuncuyla 25 Kasım’da dijital platformda yayınlanacak “Christmas Chronicles 2” adlı Noel filmini konuştuk. Görüntülü telefon görüşmemize Los Angeles’taki evlerinden bağlanan çifte 38 yıllık mutlu ilişkilerinin sırrını da sordum.

2020 gerçekten zorlu bir yıl oldu. Kış aylarının gelmesiyle koronavirüs vakalarında yeniden hızlı bir artış başladı. Bu garip dönemde ruh ve vücut sağlığınızı korumak için neler yapıyorsunuz?

Goldie Hawn: Biz birçok kişiye göre çok daha kolay geçiriyoruz bu dönemi. Çok katlı bir apartman dairesinde yaşamıyoruz. O nedenle bazı yönlerden oldukça rahatız. Gayet iyi idare ettiğimizi söyleyebilirim. Ama içinde bulunduğumuz duruma bakınca gerçekten üzülüyorum. Bazen etrafıma bakınıyorum, “Aman Tanrım herkes maske takıyor, şu anda içinde yaşadığımız dünya gerçek dışı” diyorum.Vücut sağlığımızı korumak ve sağlıklı kalmak için yapmamız gereken her şeyi yapıyoruz. Ama asıl önemli olan sağlıklı bir zihin, çünkü hepimizi merkezimizden uzaklaştıran asıl yer zihin. Ortada dolaşan bir endişe var. Endişe korkuyu getiriyor, korku öfkeye sebep oluyor. Kafamızda uçuşan birçok duygu var ve insanlar bu duyguların üstesinden gelemiyor, bu duygularla başa çıkamıyor. Her şeyin yanı sıra bir de okul sorunu var. Ama her şey bitecek. Böyle kalmayacak.

Endişe, korku, öfke gibi duygularla başa çıkamayanlara neler tavsiye edersiniz?

Goldie Hawn: Zihninizi olumlu şeylerle doldurmayı deneyin. Genelde hayatımızın olumsuz ve negatif alanları üzerinde düşünürüz değil mi? Beyin bundan hoşlanır. Beyin negatifi sever. Beyinde negatif önyargı vardır. Bizim istediğimiz, bu duruma karşı gelmeye çalışmak. Bu demek oluyor ki sizi gerçekten iyi hissettiren şeyler neler, önce bunları bulmalısınız. Bazen müzik, bazen çocuklarınızı kucaklamak, bazen yürüyüşe çıkmak, bazen doğada olmak, bazen eğlenceli film izlemek, bazen şiir okumak... Beynini neyle beslersen, aslında onu ortaya çıkarıyorsun.

Sürekli olumsuzlukları düşünmek daha fazla sorun, daha fazla endişe ve daha fazla korku yaratıyor. Bu basit kuralları bilmek zorundayız, çünkü karar verebilen bir beynimiz var. “Bunu yapmayacağım” deyince dinleyen bir beynimiz var. Kendimize yardım etmek için neler yapabileceğimizi anlamanın yolunu bulup önce kendimize sonra etrafımızdaki insanlara olabildiğince ışık tutmalıyız.

ÇOCUKLARIMIZIN ARTIK KENDİ AİLELERİ VAR

Yazının Devamını Oku

Davamın bir devrimi ateşleyeceğini nereden bilebilirdim?

Fox News’ün sunucularından Gretchen Carlson, 2016 yılında işten çıkarılmasının ardından kanalın kurucusu ve CEO’su Roger Ailes’e cinsel taciz davası açtı. Murdoch ailesinin yakın dostu ve Amerikan medyasının en güçlü figürlerinden Ailes, aralarında Fox News’ün diğer önemli ismi Megan Kelly’nin de olduğu kadınların anlattıkları sonucunda işten çıkarıldı. Fox News kadınlarının başlattığı rüzgâr 2017 yılında Hollywood’a ulaştı, devrim niteliği taşıyan kadın hareketleri “Me Too” ve “Time’s Up” başladı. 2018 yılında medya dünyasının diğer dev ismi Les Moonves’in görevine cinsel taciz iddiaları nedeniyle son verildi. Ben de Gretchen Carlson ile görüntülü olarak görüştüm.

◊ Yaşadıklarınızı anlatan “The Loudest Voice” dizisini ve “Skandal” filmini izledik. Öncelikle şunu sormak istiyorum; sahip olduğunuz dayanma gücü ve cesaret nereden geliyor?
- Kredinin bir parçasını yetiştirilme tarzıma vermeliyim. Ailem her zaman dik durmayı öğretti bana. Daha anaokulundayken yanlış gruba yerleştirildiğim için kendimi savunduğumu biliyorum. Beni okuma bilmeyen çocukların grubuna koymuşlardı ama ben okumayı biliyordum. Israrcı bir çocuktum, o gün üç kez öğretmenin masasına gittim. Her seferinde beni geri gönderdi, “Yerine otur” dedi. Eve koştum, anneme anlattım. Okulu aradı, ertesi gün doğru gruptaydım. Bence etkili bir hikaye, çünkü eğer yanlış grupta kalsaydım eğitim hayatım farklı yöne kayabilirdi.
◊ Temmuz 2016’da dünyanın en güçlü adamlarından birini cinsel taciz suçlamasıyla dava ettiniz. Bunu yapmak kolay mıydı?
- Zirveye ulaşmak için 25 yıl kendimi çalışmaktan öldürdüğüm bir kariyerin benden alınacağını ve bunun benim seçimim olmayacağını anladığımda başka şansım yoktu...
İMZALADIĞIM GİZLİLİK ANLAŞMASI NEDENİYLE HÂLÂ KONUŞAMIYORUM
◊ Roger Ailes yargılanmadan öldü. Öfkeli misiniz?

Yazının Devamını Oku

Turne iptal olunca Depresyona girdim

Patronu için harika bir fikir bulmazsa işini kaybedecek olan Jorenicus Jangle (Forest Whitaker) adlı oyuncakçının sihirli hikayesini konu alan “Şakrak Jangle’ın Noel Serüveni”, 13 Kasım’da dijital platformda seyirciyle buluşacak. Dünyaca ünlü şarkıcı Ricky Martin, filmde ‘Don Juan Diego’ adlı oyuncak matadora sesiyle hayat verdi. Martin’le görüntülü olarak görüştük, son filmini ve özel hayatını konuştuk.


Merhaba, şu an neredesiniz?

- Los Angeles’tayım. Burası evimdeki kayıt stüdyom ve sinema odam. 9 aydır evimden neredeyse hiç çıkmadım.

Koronavirüs nedeniyle büyük konserler askıya alındı...

- Çok dürüstçe bir şey söyleyeceğim. Bu yıl çıkacağımız turneyi iptal etmem gerektiğini söylediklerinde yaşadığım anksiyete seviyesini anlatamam. Depresyona girdim! Enrique Iglesias ile birlikte Amerika ve Kanada’yı kapsayan 62 konserlik bir turneye çıkacaktık. Belirsizlik çok sinir bozucuydu. Salgının bugüne kadar devam edeceği hakkında hiçbir fikrimiz yoktu.

Şimdi ise tüm dünya kendini güvende hissedene kadar hiçbir planım yok. Yalnız canlı konserler gibi kültürel etkinlikler mutlaka korunmalı ve devam etmeli. Bir şekilde geri döneceğiz bu etkinliklere ama ne zaman... 12 yaşımdan beri canlı performans sergiliyorum. Konserlerde önümdeki kalabalık nedeniyle yaşadığım adrenalini bir daha hissetmeme fikri bile depresyona sokuyor...

Covid-19 salgınında siz de yardım projelerinde aktif şekilde yer aldınız.

- Salgını duyduğumda hemen süper kahraman pelerinimi giyip dünyayı kurtarmak istedim! Bu mümkün olmadığı için Porto Riko ve Dominik Cumhuriyeti’nde 50’den fazla hastaneye ekipman yolladım. Yardım vakfımı kurma amacım insan kaçakçılığıyla mücadele etmekti. Temel misyonum çocuk hakları ve insan kaçakçılığı ile savaşmak. 10 yıldır bu konularda çok çalıştım. Pandemiyle birlikte alan değiştirip bu krize ve salgına odaklandık.

Yazının Devamını Oku

Sophia Loren:Dünyanın empatiye ihtiyacı var

Efsanevi İtalyan oyuncu Sophia Loren, 10 yıl aradan sonra yönetmen oğlu Edoardo Ponti’nin filmi için setlere döndü. İki Oscar ödüllü sinema ikonu, Ponti için üçüncü kez kamera karşısına geçti. Dijital platformda 13 Kasım’da yayınlanacak “The Life Ahead”in İtalya’nın yabancı dilde Oscar adayı filmi olması bekleniyor. 86 yaşındaki sinema ekolü ve oğlu ile görüntülü olarak konuştum.

◊ Şu anda neredesiniz?
Edoardo Ponti: İsviçre-Cenevre’deyiz...
◊ Anneniz orada yaşıyor değil mi?
Edoardo Ponti: Evet.
◊ Sophia Loren, Cenevre’de günlük hayatınız nasıl geçiyor?
Sophia Loren: Cenevre’deki hayatım çok sessiz. Çok fazla dışarı çıkmıyorum. Dışarıda olmaktan hoşlanmıyorum. Çünkü bu artık özgür hissettirmiyor. Evde vakit geçirmeyi seviyorum. Kitaplarımı seviyorum, hayatımı özel tutmayı seviyorum. Kesinlikle çok basit bir hayatım var. Zaten bugünlerde dışarı çıkıp çıkamayacağımızı, nereye gidebileceğimizi bile bilmiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Prenses olmayı kim istemez ki?

“The Crown” dizisinin dördüncü sezonu 15 Kasım’da başlıyor. Dizide bu sezon Emma Corrin ‘Prenses Diana’, Josh O’Connor da ‘Prens Charles’ rolünde seyirci karşısına çıkacak. İki oyuncuyla görüntülü olarak konuştum. Emma Corrin’e Prens Harry’nin aşkı uğruna görevlerinden uzaklaşmasını da sordum, yanıtı şöyle oldu: “Diana hayatta olsaydı Harry ile gurur duyardı, çünkü zaten bu değişime yön vermiş gibiydi.”

Dizi için yaptığınız araştırmalarda kraliyet ailesi hakkında sizi en çok hayran bırakan ve en çok üzen şeyler nelerdi?

Emma Corrin: Görevlerine bağlı olmalarına hayranlık duydum. Dizinin büyük bir bölümü insanların kendilerine verilen güçle neler yapamadıklarıyla ilgili. Bu figürlerin elinde çok fazla güç olsa da kullanamıyorlar. Sık sık bunun ne kadar etkileyici bir şey olduğunu düşünüyorum.

Peki sizi en üzen şey?

- Sanırım yalnızlık... İnanılmaz derecede yalnızlar...

Prenses Diana herkesin sevgisini kazanabilecek hangi niteliklere sahipti?

- İnsanlarla kendine özgü bir yolla bağlantı kurabilen, onlara koşulsuz şekilde değer verdiğini gösterebilen ve karşılıksız seven biriydi... İnsanlar Diana’yla tanışınca, onun kendilerini sanki tanıdığını hissediyordu.

Kalabalığın içinde biri ona çiçek verdiğinde elini sıkıp gözlerinin içine bakardı. Tavırlarıyla o anda seni dünyadaki tek kişi gibi hissettirirdi. Aldatıcı bir şekilde değil ama. Gerçekten şefkatli bir insandı. Sanırım bu yüzden ona “halkın prensesi” diyorlardı. Çünkü o insanları seviyordu.

Yazının Devamını Oku

Gençken daha utangaçtım

Jean Hanff Korelitz’in “You Should Have Known” romanından uyarlanan 6 bölümlük mini dizi “The Undoing”, 25 Ekim’de HBO’da başlıyor. “Big Little Lies”ın ekibi tarafından hazırlanan dizinin kadrosunda Nicole Kidman, Hugh Grant, Edgar Ramirez gibi yıldızlar var. Sürükleyici psikolojik dramanın yürütücü yapımcılığını da üstlenen Nicole Kidman’la internet üzerinden görüntülü olarak konuştuk.

◊ Sinema hakkında genel bir soruyla başlamak istiyorum, devam eden pandeminin sinemaya etkileriyle... Sizce sinema eski haline dönecek mi, yoksa dönülmez değişiklikler mi bizi bekliyor?
- Şu anda hiçbir fikrim yok. Pandemide 8 ay sonra bile bu konumda olacağımızı tahmin ettik mi, hayır. Bu konuda her şeyi öngörebilmeye çalışmaktan vazgeçtim. Ne olacaksa olacak. Ben de olanlara uyum sağlayıp elimizde var olanla ilerlemeye çalışacağım.
Sinemaya gitme arzum hâlâ duruyor. Hele film festivallerine olan sevgim... Ne yazık ki şimdi insan kalabalığının olduğu ortamlar imkansız bir rüya gibi... Ama ne olursa olsun hikayeler anlatılmaya devam edecek. Tarih boyunca insanlar hikayelerini anlatmanın bir yolunu bulup ortaya çıkardı ve o hikayelerle etki yarattı. İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz ortamda dijital platformlardan yapımları izlemekten mutluyum. Şimdilik hikayeleri izleme yolum bu.
Ama “Tenet”i izlemek için sinemaya gittim. Biletimi aldım, maskemi taktım, sosyal mesafe kurallarına uyarak filmi izledim ve çok mutlu oldum.
◊ Muazzam başarılı bir oyuncusunuz. Ulaşamadığınız bir başarı yok gibi. Hâlâ gerçekleştiremediğiniz tutkularınız, istekleriniz, hayalleriniz var mı?
- Benim hayalim hep derinlere inmek ve tüm kalbimi vererek duygusal, görsel ya da sesle hikayeler anlatmak oldu. Başka bir oyuncuyla çalışırken onların kalbini açtığını ve derinlere indiğini gördüğümde yanlarına gidip sarılıyorum ve teşekkür ediyorum. Çünkü sette kendini açıp karaktere verebilmek için neler gerektiğini biliyorum. Daha küçük bir oyuncuyken bile böyleydim.

Yazının Devamını Oku

Bizi uyandırmak için felaket mi gerekliydi?

Oscar’lı yıldız Julianne Moore’un Amerikan feminist hareketinin lideri, kadın hakları savunucusu Gloria Steinem’e hayat verdiği “The Glorias” filmi, dijital platformda yayınlanmaya başladı. Başarılı oyuncuyla görüntülü olarak yeni filmini konuştuk. Yeni normal hayata ve yeniden çalışmaya adapte olmaya çalıştığını söyleyen Moore, “İşe dönmek şahane” diyor.

Filme nasıl dahil oldunuz ve neden bu filmi yapmak istediniz?

- Yönetmenimiz Julie Taymor aradı ve Gloria Steinem’in “My Life on The Road” kitabının adaptasyonunu yapacağını söyledi. Gloria Steinem benim ve dünyadaki birçok kadının kahramanı. Filmi yapmamın birinci sebebi bu. Diğer sebebi ise oyuncu kadromuz. Alicia Vikander, Bette Midler, Janelle Monae... Harika oyuncular ve harika insanlarla çalıştım. Film Gloria’nın geçmişini anlatıyor ama aynı zamanda kadın hareketinin tarihi hakkında.

Siz sosyal konularda aktif bir oyuncusunuz zaten. Filmi yapmak sizi nasıl etkiledi peki?

- Bu filmi yapmanın en iyi yanı, Gloria Steinem hakkında daha çok şey öğrenmek oldu. Kitaplarını, konuşmalarını her şeyi araştırdım. Ne kadar düşünceli olduğunu, insanlar arasında fikir birliğini nasıl kurduğunu, şaşırtıcı derecede iyi bir dinleyici olduğunu film sayesinde öğrendim. Çok komik ve harika bir mizah anlayışı var. Aynı zamanda olaylara geniş bakış açısıyla yaklaşıyor. İlerlediğimizi ve ilerlemeye devam edeceğimizi önemle vurguluyor. Tutarlı baskı uygulamak, her zaman ileriye bakmak, her şey karanlık ve korkunç görünse bile mutlaka bir çıkış yolu olduğunu bilmek bu filmin bana kazandırdıkları arasında.

İki çocuğunuz var, onları yetiştirirken “cinsiyetçilik” kavramını nasıl açıklıyorsunuz? Eşinizin bu konulardaki düşünceleri ne yönde?

- Bu sabah Ruth Bader Ginsburg (Eylül ayında ölen ABD’li yüksek mahkeme yargıcı ve kadın hakları savunucusu) hakkında bir yazı okuyordum. Kocası Marty (Martin Ginsburg) olmadan yaşadığı hayata ve kariyere sahip olamayacağını söylüyordu. Kadın hakları için savaşan bir kadın bunları söylemiş...

Kızımı sadece kızların gittiği bir okula gönderdim. Liseden yeni mezun oldu. Okuluna konuşma yapmak için gitmiştim. Erkek egemen mesleklerde çalışan kadınların hayattan beklentilerinin ne olması gerektiği konusunda konuştum. Konuşmamda, “Aile ve kariyere birlikte sahip olma beklentiniz varsa, bunu ancak sizinle aynı şeylere inanan partnerle başarabilirsiniz” dedim. Böyle bir hayat arkadaşları yoksa, büyük olasılıkla ikisine (aile ve kariyer) birden sahip olamayacaklarını söyledim. Çünkü ortak paydaya sahip olmak bir ihtiyaç. Çocuklar için de aynı durum söz konusu. Aynı konulara inanan ebeveynler olmalı...

Bu şekilde olması gerektiğini düşünen kadın nesli yetiştirmek yetmez, böyle düşünen erkek nesli de yetiştirmeliyiz. Bizim evimizde bu konuda inanılmaz adımlar attığımızı düşünüyorum. Kesinlikle eşimle eşit olduğumuz bir evliliğimiz var. İkimiz de çocuklarımıza ebeveynlik yapıyoruz. İkimizin de kariyeri var, ikimiz de para kazanıp evimize ve topluma katkıda bulunuyoruz.

Yazının Devamını Oku

Neden birbirimizden nefret ediyoruz?

Hukuk fakültesini bitirdi, avukat olarak çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra oyunculuğa geçiş yaptı. İskoç oyuncu Gerard Butler ile görüntülü olarak görüştük; sinemayı, felaketlerin hayatımıza etkilerini ve 13 Ekim’de dijital olarak vizyona girecek filmi “Greenland”i konuştuk. Ünlü yıldıza Morgan Brown’la 7 yıllık ilişkisinin bitişini de sordum, yaşadığı zorlu süreci samimiyetle anlattı.

◊ Öncelikle neredesiniz?
- Los Angeles-Hollywood Hills’teyim.
◊ Pandemi, Kaliforniya yangınları, protestolar, seçim kargaşası... Siz nasıl görüyorsunuz dünyamızı? İyimser bir yapınız mı var, yoksa gelecek için karamsar mısınız?
- İyimserim... Genel olarak hayatta kötü senaryolara eğilimim var. Daha kişisel konularda yani. Kendi olumsuz inançlarım yüzünden. Hayatın daha büyük ve genel resmine gelirsem; iyimserim. Gerçi hangi senaryodan bahsettiğimize bağlı. Pandemi konusunda iyimserim. Yangınlar konusunda iyimser değilim. Çevresel konularda çok endişeliyim. Şu anda çok şey oluyor. Hepsi geçecek. Her şeyin bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Irk eşitsizliği mesela. Black Lives Matter protestoları... Gelecekte çok daha olumlu şeylere yol açacağını umuyorum.


HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ

Yazının Devamını Oku

‘Emily ol’ dediklerinde şaka yapıyorlar sandım

Genç yaşta makale yazarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Teen Vogue ve Seventeen dergilerine yazılar yazarak başladığı kariyerine oyunculukla devam etti. Babası dünyaca ünlü şarkıcı Phil Collins ile inişli çıkışlı ilişkisi yüzünden psikolojik sorunlar yaşadı. 2017 yılında kaleme aldığı “Filtresiz: Utanmak Yok, Pişmanlık Yok, Sadece Ben” kitabında babasına açık mektup yazarak onu affettiğini söyledi... Lily Collins ile görüntülü olarak konuştum, genç yıldıza hem babasıyla ilişkisini hem de başrolünde olduğu yeni dizisi “Emily in Paris”i sordum. 2 Ekim’de dijital platformda başlayacak romantik komediyi ayrıca yaratıcısı Darren Star ile de konuştuk.

Darren Star ile “Emily in Paris” için ilk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?

- Darren’ı ilk kez 7-8 yıl önce, ev sahipliği yaptığı bir etkinlikte görmüştüm. Annemle gitmiştik. Ona yaklaşamayacak kadar gergindim ama istem dışı parmağımla onu işaret ederek “Aman Allah’ım Darren Star, Darren Star!” dedim. Annem “Git konuş” diye ısrar etti ama cesaret edemedim. Yıllar sonra “Emily in Paris” için bir araya geldik. İlk buluşma tanışma amaçlıydı.

Yine de ilk buluşmanızda dizi hakkında bir şeyler biliyordunuz, değil mi?

- Evet. Pilot bölümü okumuştum. Okuduğum kadarıyla Emily ile benzer birçok yönümüz olduğunu biliyordum. Buluştuğumuzda Emily hakkında sohbet ettik. İş hayatımızdaki benzerliklerimiz, hayata karşı “git ve istediğini başar” bakış açımız... Pozitif, coşkulu, etrafına ışık saçan bir kişilik olması gibi özelliklerini konuştuk.

İlk buluşmadan sonra ne oldu?

- 3-4 hafta sonra okumalara çağırdılar. Okumalara çağrılan ilk oyuncu bendim. O gün okumaları yaptım ve doğruca havaalanına gittim. Başka bir filmin çekimleri için Alabama’ya uçtum. Alabama’da 30’uncu doğum günümü kutlarken telefon geldi ve Emily olmamı istediler. Bir tür şaka olduğunu düşündüm doğum günüme denk gelince...

Yazının Devamını Oku