Filmdeki yumruklar gerçek

Başrollerini Sylvester Stallone ve Michael B. Jordan’ın paylaştığı “Creed 2”, önceki gün gösterime girdi. Barbaros Tapan, filmin başrol oyuncuları Michael B. Jordan, Tessa Thompson ve Dolph Lundgren ile Philadelphia’da buluştu, serinin ikinci filmini konuştu.

Filmdeki yumruklar gerçek

MICHAEL B. JORDAN: HAYALİNİ KURDUĞUM HER ŞEYİ YAŞIYORUM

Filmde Rocky, Adonis’e “Beynini unut kalbinden konuş” diyor. Rocky’nin bu sözünü oyunculuğa bağlarsam, rollerinize mantıksal mı içgüdüsel mi yaklaşırsınız?

- Oyunculukta içgüdülerime daha çok eğilimliyim. Geleneksel oyunculuk eğitimi almadığım, oyunculuğu setten sete öğrendiğim için sanırım... Bir de yapımcı tarafım var. O taraf mantığa dayanıyor. Sahneyi çekerken neye ihtiyaç var, performans nasıl olmalı, sahneler nasıl bağlanmalı gibi... Sanırım sağ ve sol tarafım mantık ve içgüdülerimi birleştirerek aynı anda denge kurmaya çalışıyor.

“Creed 1”e hazırlanırken sizin için rol yeniydi. İkinci filmde hazırlıklara geri başlamak daha kolay mıydı?

- Tabii... İlk filmde hazırlık süreci çok zorlamıştı. İkinci filmde biraz daha şanslıydım çünkü öncesinde “Black Panther”i çekmiştim. “Black Panther” için vücudumu uzun süre hazırlamıştım zaten, hemen ardından “Creed 2”yi çekmeye başladığım için kısmen hazırdım. Ama yine de bu tür filmleri yaparken oyuncu belli bir rutinden dışarı çıkamıyor...

Nasıl bir rutindi sizinki?

- Sabah kalk vitaminlerini iç, kardiyonu yap, hafif kahvaltı, sonra ağırlık çalış, yeniden yemek ye, dinlen. Ringde koreografi çalış, ertesi gün yeniden tekrar et. Kafaya hayatın bir müddet bu şekilde devam edeceğini sokunca bu rutin, hayatın doğal akışı gibi oluyor.

Hazırlık aşamasında neler yiyemediniz mesela?

- Hiçbir şey... Lezzetli olan, yemekten zevk aldığım hiçbir şeyi yiyemedim. Tatlı, peynir, ekmek, karbonhidrat...

Kariyerinizde emin adımlarla ilerliyorsunuz. Size “film yıldızı” denmesine alıştınız mı?

- Alışmaya çalışıyorum. 20 yıldır bu işi yapıyorum. Hayalini kurduğum, uğruna çabaladığım her şeyi şimdi yaşıyorum...

Yönetmeniniz “ringdeki sahnelerin iyi olması için yumruk yemek şart” dedi mi?

- Aynen öyle... Özellikle yakın ve yavaş çekimlerdeki yumruklar gerçek. Yavaş çekimlerde vuruyormuş gibi yaparsak belli olur. Gerçi günümüzde görsel efektlerle yumruğu surata yerleştirmek mümkün ama “Rocky” ve şimdi de “Creed” filmlerinin geleneği gerçek yumruklar olması...
Filmdeki yumruklar gerçek
ROLÜM İÇİN GEREKİRSE KİLO DA ALIRIM

“Black Panther”e dönelim... Film tarih yazdı dediniz...

- Evet, çünkü sektörde stüdyoların ve yapımcıların gözlerini açtı. Çeşitliliğin mümkün olduğunu gördüler. Marvel ve Disney’in de arkamızda olması bizim için çok önemli bir adımdı.

“Creed” ve “Black Panther” için yaptığınız fiziksel çalışmalardan bahsettik. Peki ileride başka bir rol için kilo almanız ya da vermeniz gerekirse ne yaparsınız?

- Severek yaparım. Bu işin en sevdiğim yanlarından bir tanesi farklı roller için değişim yaşamak. O yüzden sürekli makarna ve pizza yiyip kilo almam gereken rolleri de bekliyorum.

Bu filmde Rocky sanki “hoşça kal” diyor... Bana mı öyle geldi? “Creed 3”de Rocky olmayacak mı?

- Rocky hoşça kal dedi mi bilmiyorum. Ama meşale artık Creed’de. Film Rocky serisi değil. Rocky’nin dünyasında geçse de Creed’in hikayesi. İkinci filmde bunu daha çok hissettirdik. 3’üncü filmde Rocky’nin olup olmayacağı Sylvester’a bağlı.

31 yaşındasınız, 20 yıldır oyunculuk yapıyorsunuz. Şimdiye kadar izlemekten ya da oynamaktan zevk aldığınız tür hangisi oldu?

- Aksiyon-gerilim en favori tür. Bilim kurgu filmlerini de ekleyebilirim.
Filmdeki yumruklar gerçek
Filmde heyecanlı boks maçlarının yanı sıra bir aile dramı izliyoruz. Geçmişe dönersek, ailenizden aldığınız, size yol gösteren tavsiye neydi?

- Bir konu hakkında ciddi olmak. Babam hiçbir şeyi ciddiye almadığımı düşünürdü. Oyunculuk dahil... Kariyerimi böyle kuracağımı zannetmiyordu. Ta ki sete gelip beni yönetmenim ve etrafımdaki yetişkinlerle çalışırken görene kadar... 12-13 yaşındaydım, beni büyüklerle çalışırken gördükten sonra aslında işimi ciddiye aldığımı anladı.

DOLPH LUNDGREN : YAŞADIĞIM TRAVMALAR BENİ DÖVÜŞ SPORLARINA YÖNELTTİ

Ivan Drago... Rocky filmlerinin efsanesi. Sizi “Creed”de izlemek çocukluk anılarımı aklıma getirdi?

- Allahtan senin çocukluğunu aklına getiriyor.

Neden?

- Güzel kızlar yanıma geliyor. Aklımdan “Ah çok güzel bir kız” diye geçirirken “Annem ya da babam size çok hayrandı. Bir resim çektirebilir miyiz” diyor. İçimden “Ah kahretsin” diyorum. (Gülüyor) Neyse ki “Büyükannem-büyükbabam” hayrandı demiyorlar henüz!

Sylvester Stallone ile yeniden çalışmak nasıldı?

- Olağanüstüydü... Yıllar sonra hepimiz bir arada, herkes hayatta ve sağlıklı... Bundan güzel ve özel daha ne olabilir ki!

Peki ileriye dönük planlarınız neler?

- “Creed”i yaptım, “Aquaman”de rol aldım. İkisi de dramatik roller. İnsanlarla kavga edip dövüşmek yerine kişiliğimi gösterme şansım oldu. Gerçi dövüşmek ya da dramatik oynamak fark etmez. Rol neyi gerektiriyorsa onu yapıyoruz.
Filmdeki yumruklar gerçek
BABAM BİZE ŞİDDET UYGULARDI

İsveç’te dövüş sporları ile başlayan maceranız Hollywood’a ve oyunculuğa yöneldi. Hikayenizi bir de sizden dinleyebilir miyiz?

- Babam problemli bir adamdı. Anneme ve bana karşı şiddet uygulardı. Ondan gördüğüm şiddet beni dövüş sporlarına yöneltti. Çocukken yaşadığım tramvaların beni bu yola yönlendirdiğini uzun süre anlayamadım. Hayatımın sonraki evrelerinde de beni etkilemeye devam edince bunu fark ettim. Gerçi bir noktada babamı affettim çünkü o da ailesinden şiddet görmüş. Fakirlikle büyümüş ve yapmak istediği hiçbir şeyi başaramamış bir adamdı. Babama istediğim her şeyi başarabileceğimi ispatlamak için Washington Üniversitesi’nde kimya mühendisliği okudum.

Sonra master yaptım ve MIT’de (Massachusetts Instıtute of Technology) burs kazandım. Sonra babama kendimi ispat etmek yerine kalbimi dinleyip oyuncu olmaya karar verdim.

Hayatın ne olursa olsun beni aşağıya çekmesine izin veremedim. Yaşamaya devam etmek zorundaydım, ben de öyle yaptım.

TESSA THOMPSON : ALBÜM YAPMAM MÜMKÜN DEĞİL

Aynı soruyu Michael’a da sordum. Filmde Rocky, Adonis’e kalbi ile hareket etmesini söylüyor. Sizde role ya da sahneye hazırlanırken durum nedir? Kalbiniz mi mantığınız mı ağır basıyor?

- Projeye ve kiminle çalıştığıma bağlı. Bu film mantıktan çok içgüdü gerektirdi. Mesela “Annihilation” filminde tamamen farklı bir yol izledim. Oldukça entelektüel bir filmdi. Alex Garland ile çalışıyorum.

Alex mantığa ve beyin çalıştırmaya çok önem veren bir isim.

Filmde astrofizikçiyi canlandırıyorum. Dolayısıyla haftalar öncesinden yuvarlak masa toplantılarına başladık. Danışmanlarımız güneş sistemini anlattı.

Kafamızı çalıştırmamız gereken bir işti. Ama genel olarak cevap verirsem karakterde içgüdülerimle hareket edip etrafımdakileri şaşırttığım anlar en güzeli, en tatlısı...
Filmdeki yumruklar gerçek
“Sorry to Bother You”, “Dear White People” gibi filmlerin yanı sıra “Creed” gibi büyük serilerde de rol aldınız. Projeleri seçerken iki farklı uçta yer almak ne kadar önemli sizin için?

- Çok önemli... “Sorry to Bother You” benim için çok önemli bir film çünkü oyuncu olmak için bana ilham veren bir filmdi. Ama insanlar beni öyle filmlerde sevmediler.

Sonra seriler geldi. “Thor”da yer almak özeldi. Oyuncu olarak her türlü farklı alanda olmak istiyorum. Bence işin en güzel yanı da bu...

“Creed”de şarkıcı yönünüzü de gözler önüne serdiniz. Gelecekte albüm var mı?

- Bu soru çok soruluyor. Filmde müzik yapmayı seviyorum ama şarkıcılık tam olarak ben değil...

Bu aralar çok fazla proje üzerinde çalışıyorum. Yapımcılığını yaptığım projeler de var.

Albüm çıkarmak ya da müzik yapmak için sinemaya ara verip vaktimi bir müddet müziğe adamalıyım. Şimdilik pek mümkün değil gibi.

Filmdeki yumruklar gerçek

34 yıl sonra yeniden ringde

1985 yapımı “Rocky 4”te Sylvester Stallone Rocky rolünde, Dolph Lundgren ise Rus boksör Ivan Drago olarak izleyicinin karşısına çıkmıştı. Stallone ve Lundgren, 34 yıl aradan sonra “Creed 2” filminde aynı seti paylaştı.
Stallone, Michael B. Jordan’ın canlandırdığı Amerikalı boksör Adonis Johnson’ın, Lundgren ise Florian Munteanu’nun oynadığı Rus boksör Viktor Drago’nun koçları rolünde.
Filmdeki yumruklar gerçek

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Yaşadığımız dünya gerçek dışı

Aşk yaşayan birçok oyuncu çift gibi ilişkileri film setinde başladı. Ancak onlar 38 yıldır hiç ayrılmadı. Hollywood’daki en uzun süreli ilişkilerden birine sahip olan Goldie Hawn ve Kurt Russell, şimdi sevenlerinin karşısına aynı filmde çıkıyor. İki usta oyuncuyla 25 Kasım’da dijital platformda yayınlanacak “Christmas Chronicles 2” adlı Noel filmini konuştuk. Görüntülü telefon görüşmemize Los Angeles’taki evlerinden bağlanan çifte 38 yıllık mutlu ilişkilerinin sırrını da sordum.

2020 gerçekten zorlu bir yıl oldu. Kış aylarının gelmesiyle koronavirüs vakalarında yeniden hızlı bir artış başladı. Bu garip dönemde ruh ve vücut sağlığınızı korumak için neler yapıyorsunuz?

Goldie Hawn: Biz birçok kişiye göre çok daha kolay geçiriyoruz bu dönemi. Çok katlı bir apartman dairesinde yaşamıyoruz. O nedenle bazı yönlerden oldukça rahatız. Gayet iyi idare ettiğimizi söyleyebilirim. Ama içinde bulunduğumuz duruma bakınca gerçekten üzülüyorum. Bazen etrafıma bakınıyorum, “Aman Tanrım herkes maske takıyor, şu anda içinde yaşadığımız dünya gerçek dışı” diyorum.Vücut sağlığımızı korumak ve sağlıklı kalmak için yapmamız gereken her şeyi yapıyoruz. Ama asıl önemli olan sağlıklı bir zihin, çünkü hepimizi merkezimizden uzaklaştıran asıl yer zihin. Ortada dolaşan bir endişe var. Endişe korkuyu getiriyor, korku öfkeye sebep oluyor. Kafamızda uçuşan birçok duygu var ve insanlar bu duyguların üstesinden gelemiyor, bu duygularla başa çıkamıyor. Her şeyin yanı sıra bir de okul sorunu var. Ama her şey bitecek. Böyle kalmayacak.

Endişe, korku, öfke gibi duygularla başa çıkamayanlara neler tavsiye edersiniz?

Goldie Hawn: Zihninizi olumlu şeylerle doldurmayı deneyin. Genelde hayatımızın olumsuz ve negatif alanları üzerinde düşünürüz değil mi? Beyin bundan hoşlanır. Beyin negatifi sever. Beyinde negatif önyargı vardır. Bizim istediğimiz, bu duruma karşı gelmeye çalışmak. Bu demek oluyor ki sizi gerçekten iyi hissettiren şeyler neler, önce bunları bulmalısınız. Bazen müzik, bazen çocuklarınızı kucaklamak, bazen yürüyüşe çıkmak, bazen doğada olmak, bazen eğlenceli film izlemek, bazen şiir okumak... Beynini neyle beslersen, aslında onu ortaya çıkarıyorsun.

Sürekli olumsuzlukları düşünmek daha fazla sorun, daha fazla endişe ve daha fazla korku yaratıyor. Bu basit kuralları bilmek zorundayız, çünkü karar verebilen bir beynimiz var. “Bunu yapmayacağım” deyince dinleyen bir beynimiz var. Kendimize yardım etmek için neler yapabileceğimizi anlamanın yolunu bulup önce kendimize sonra etrafımızdaki insanlara olabildiğince ışık tutmalıyız.

ÇOCUKLARIMIZIN ARTIK KENDİ AİLELERİ VAR

Yazının Devamını Oku

Davamın bir devrimi ateşleyeceğini nereden bilebilirdim?

Fox News’ün sunucularından Gretchen Carlson, 2016 yılında işten çıkarılmasının ardından kanalın kurucusu ve CEO’su Roger Ailes’e cinsel taciz davası açtı. Murdoch ailesinin yakın dostu ve Amerikan medyasının en güçlü figürlerinden Ailes, aralarında Fox News’ün diğer önemli ismi Megan Kelly’nin de olduğu kadınların anlattıkları sonucunda işten çıkarıldı. Fox News kadınlarının başlattığı rüzgâr 2017 yılında Hollywood’a ulaştı, devrim niteliği taşıyan kadın hareketleri “Me Too” ve “Time’s Up” başladı. 2018 yılında medya dünyasının diğer dev ismi Les Moonves’in görevine cinsel taciz iddiaları nedeniyle son verildi. Ben de Gretchen Carlson ile görüntülü olarak görüştüm.

◊ Yaşadıklarınızı anlatan “The Loudest Voice” dizisini ve “Skandal” filmini izledik. Öncelikle şunu sormak istiyorum; sahip olduğunuz dayanma gücü ve cesaret nereden geliyor?
- Kredinin bir parçasını yetiştirilme tarzıma vermeliyim. Ailem her zaman dik durmayı öğretti bana. Daha anaokulundayken yanlış gruba yerleştirildiğim için kendimi savunduğumu biliyorum. Beni okuma bilmeyen çocukların grubuna koymuşlardı ama ben okumayı biliyordum. Israrcı bir çocuktum, o gün üç kez öğretmenin masasına gittim. Her seferinde beni geri gönderdi, “Yerine otur” dedi. Eve koştum, anneme anlattım. Okulu aradı, ertesi gün doğru gruptaydım. Bence etkili bir hikaye, çünkü eğer yanlış grupta kalsaydım eğitim hayatım farklı yöne kayabilirdi.
◊ Temmuz 2016’da dünyanın en güçlü adamlarından birini cinsel taciz suçlamasıyla dava ettiniz. Bunu yapmak kolay mıydı?
- Zirveye ulaşmak için 25 yıl kendimi çalışmaktan öldürdüğüm bir kariyerin benden alınacağını ve bunun benim seçimim olmayacağını anladığımda başka şansım yoktu...
İMZALADIĞIM GİZLİLİK ANLAŞMASI NEDENİYLE HÂLÂ KONUŞAMIYORUM
◊ Roger Ailes yargılanmadan öldü. Öfkeli misiniz?

Yazının Devamını Oku

Turne iptal olunca Depresyona girdim

Patronu için harika bir fikir bulmazsa işini kaybedecek olan Jorenicus Jangle (Forest Whitaker) adlı oyuncakçının sihirli hikayesini konu alan “Şakrak Jangle’ın Noel Serüveni”, 13 Kasım’da dijital platformda seyirciyle buluşacak. Dünyaca ünlü şarkıcı Ricky Martin, filmde ‘Don Juan Diego’ adlı oyuncak matadora sesiyle hayat verdi. Martin’le görüntülü olarak görüştük, son filmini ve özel hayatını konuştuk.


Merhaba, şu an neredesiniz?

- Los Angeles’tayım. Burası evimdeki kayıt stüdyom ve sinema odam. 9 aydır evimden neredeyse hiç çıkmadım.

Koronavirüs nedeniyle büyük konserler askıya alındı...

- Çok dürüstçe bir şey söyleyeceğim. Bu yıl çıkacağımız turneyi iptal etmem gerektiğini söylediklerinde yaşadığım anksiyete seviyesini anlatamam. Depresyona girdim! Enrique Iglesias ile birlikte Amerika ve Kanada’yı kapsayan 62 konserlik bir turneye çıkacaktık. Belirsizlik çok sinir bozucuydu. Salgının bugüne kadar devam edeceği hakkında hiçbir fikrimiz yoktu.

Şimdi ise tüm dünya kendini güvende hissedene kadar hiçbir planım yok. Yalnız canlı konserler gibi kültürel etkinlikler mutlaka korunmalı ve devam etmeli. Bir şekilde geri döneceğiz bu etkinliklere ama ne zaman... 12 yaşımdan beri canlı performans sergiliyorum. Konserlerde önümdeki kalabalık nedeniyle yaşadığım adrenalini bir daha hissetmeme fikri bile depresyona sokuyor...

Covid-19 salgınında siz de yardım projelerinde aktif şekilde yer aldınız.

- Salgını duyduğumda hemen süper kahraman pelerinimi giyip dünyayı kurtarmak istedim! Bu mümkün olmadığı için Porto Riko ve Dominik Cumhuriyeti’nde 50’den fazla hastaneye ekipman yolladım. Yardım vakfımı kurma amacım insan kaçakçılığıyla mücadele etmekti. Temel misyonum çocuk hakları ve insan kaçakçılığı ile savaşmak. 10 yıldır bu konularda çok çalıştım. Pandemiyle birlikte alan değiştirip bu krize ve salgına odaklandık.

Yazının Devamını Oku

Sophia Loren:Dünyanın empatiye ihtiyacı var

Efsanevi İtalyan oyuncu Sophia Loren, 10 yıl aradan sonra yönetmen oğlu Edoardo Ponti’nin filmi için setlere döndü. İki Oscar ödüllü sinema ikonu, Ponti için üçüncü kez kamera karşısına geçti. Dijital platformda 13 Kasım’da yayınlanacak “The Life Ahead”in İtalya’nın yabancı dilde Oscar adayı filmi olması bekleniyor. 86 yaşındaki sinema ekolü ve oğlu ile görüntülü olarak konuştum.

◊ Şu anda neredesiniz?
Edoardo Ponti: İsviçre-Cenevre’deyiz...
◊ Anneniz orada yaşıyor değil mi?
Edoardo Ponti: Evet.
◊ Sophia Loren, Cenevre’de günlük hayatınız nasıl geçiyor?
Sophia Loren: Cenevre’deki hayatım çok sessiz. Çok fazla dışarı çıkmıyorum. Dışarıda olmaktan hoşlanmıyorum. Çünkü bu artık özgür hissettirmiyor. Evde vakit geçirmeyi seviyorum. Kitaplarımı seviyorum, hayatımı özel tutmayı seviyorum. Kesinlikle çok basit bir hayatım var. Zaten bugünlerde dışarı çıkıp çıkamayacağımızı, nereye gidebileceğimizi bile bilmiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Prenses olmayı kim istemez ki?

“The Crown” dizisinin dördüncü sezonu 15 Kasım’da başlıyor. Dizide bu sezon Emma Corrin ‘Prenses Diana’, Josh O’Connor da ‘Prens Charles’ rolünde seyirci karşısına çıkacak. İki oyuncuyla görüntülü olarak konuştum. Emma Corrin’e Prens Harry’nin aşkı uğruna görevlerinden uzaklaşmasını da sordum, yanıtı şöyle oldu: “Diana hayatta olsaydı Harry ile gurur duyardı, çünkü zaten bu değişime yön vermiş gibiydi.”

Dizi için yaptığınız araştırmalarda kraliyet ailesi hakkında sizi en çok hayran bırakan ve en çok üzen şeyler nelerdi?

Emma Corrin: Görevlerine bağlı olmalarına hayranlık duydum. Dizinin büyük bir bölümü insanların kendilerine verilen güçle neler yapamadıklarıyla ilgili. Bu figürlerin elinde çok fazla güç olsa da kullanamıyorlar. Sık sık bunun ne kadar etkileyici bir şey olduğunu düşünüyorum.

Peki sizi en üzen şey?

- Sanırım yalnızlık... İnanılmaz derecede yalnızlar...

Prenses Diana herkesin sevgisini kazanabilecek hangi niteliklere sahipti?

- İnsanlarla kendine özgü bir yolla bağlantı kurabilen, onlara koşulsuz şekilde değer verdiğini gösterebilen ve karşılıksız seven biriydi... İnsanlar Diana’yla tanışınca, onun kendilerini sanki tanıdığını hissediyordu.

Kalabalığın içinde biri ona çiçek verdiğinde elini sıkıp gözlerinin içine bakardı. Tavırlarıyla o anda seni dünyadaki tek kişi gibi hissettirirdi. Aldatıcı bir şekilde değil ama. Gerçekten şefkatli bir insandı. Sanırım bu yüzden ona “halkın prensesi” diyorlardı. Çünkü o insanları seviyordu.

Yazının Devamını Oku

Gençken daha utangaçtım

Jean Hanff Korelitz’in “You Should Have Known” romanından uyarlanan 6 bölümlük mini dizi “The Undoing”, 25 Ekim’de HBO’da başlıyor. “Big Little Lies”ın ekibi tarafından hazırlanan dizinin kadrosunda Nicole Kidman, Hugh Grant, Edgar Ramirez gibi yıldızlar var. Sürükleyici psikolojik dramanın yürütücü yapımcılığını da üstlenen Nicole Kidman’la internet üzerinden görüntülü olarak konuştuk.

◊ Sinema hakkında genel bir soruyla başlamak istiyorum, devam eden pandeminin sinemaya etkileriyle... Sizce sinema eski haline dönecek mi, yoksa dönülmez değişiklikler mi bizi bekliyor?
- Şu anda hiçbir fikrim yok. Pandemide 8 ay sonra bile bu konumda olacağımızı tahmin ettik mi, hayır. Bu konuda her şeyi öngörebilmeye çalışmaktan vazgeçtim. Ne olacaksa olacak. Ben de olanlara uyum sağlayıp elimizde var olanla ilerlemeye çalışacağım.
Sinemaya gitme arzum hâlâ duruyor. Hele film festivallerine olan sevgim... Ne yazık ki şimdi insan kalabalığının olduğu ortamlar imkansız bir rüya gibi... Ama ne olursa olsun hikayeler anlatılmaya devam edecek. Tarih boyunca insanlar hikayelerini anlatmanın bir yolunu bulup ortaya çıkardı ve o hikayelerle etki yarattı. İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz ortamda dijital platformlardan yapımları izlemekten mutluyum. Şimdilik hikayeleri izleme yolum bu.
Ama “Tenet”i izlemek için sinemaya gittim. Biletimi aldım, maskemi taktım, sosyal mesafe kurallarına uyarak filmi izledim ve çok mutlu oldum.
◊ Muazzam başarılı bir oyuncusunuz. Ulaşamadığınız bir başarı yok gibi. Hâlâ gerçekleştiremediğiniz tutkularınız, istekleriniz, hayalleriniz var mı?
- Benim hayalim hep derinlere inmek ve tüm kalbimi vererek duygusal, görsel ya da sesle hikayeler anlatmak oldu. Başka bir oyuncuyla çalışırken onların kalbini açtığını ve derinlere indiğini gördüğümde yanlarına gidip sarılıyorum ve teşekkür ediyorum. Çünkü sette kendini açıp karaktere verebilmek için neler gerektiğini biliyorum. Daha küçük bir oyuncuyken bile böyleydim.

Yazının Devamını Oku

Bizi uyandırmak için felaket mi gerekliydi?

Oscar’lı yıldız Julianne Moore’un Amerikan feminist hareketinin lideri, kadın hakları savunucusu Gloria Steinem’e hayat verdiği “The Glorias” filmi, dijital platformda yayınlanmaya başladı. Başarılı oyuncuyla görüntülü olarak yeni filmini konuştuk. Yeni normal hayata ve yeniden çalışmaya adapte olmaya çalıştığını söyleyen Moore, “İşe dönmek şahane” diyor.

Filme nasıl dahil oldunuz ve neden bu filmi yapmak istediniz?

- Yönetmenimiz Julie Taymor aradı ve Gloria Steinem’in “My Life on The Road” kitabının adaptasyonunu yapacağını söyledi. Gloria Steinem benim ve dünyadaki birçok kadının kahramanı. Filmi yapmamın birinci sebebi bu. Diğer sebebi ise oyuncu kadromuz. Alicia Vikander, Bette Midler, Janelle Monae... Harika oyuncular ve harika insanlarla çalıştım. Film Gloria’nın geçmişini anlatıyor ama aynı zamanda kadın hareketinin tarihi hakkında.

Siz sosyal konularda aktif bir oyuncusunuz zaten. Filmi yapmak sizi nasıl etkiledi peki?

- Bu filmi yapmanın en iyi yanı, Gloria Steinem hakkında daha çok şey öğrenmek oldu. Kitaplarını, konuşmalarını her şeyi araştırdım. Ne kadar düşünceli olduğunu, insanlar arasında fikir birliğini nasıl kurduğunu, şaşırtıcı derecede iyi bir dinleyici olduğunu film sayesinde öğrendim. Çok komik ve harika bir mizah anlayışı var. Aynı zamanda olaylara geniş bakış açısıyla yaklaşıyor. İlerlediğimizi ve ilerlemeye devam edeceğimizi önemle vurguluyor. Tutarlı baskı uygulamak, her zaman ileriye bakmak, her şey karanlık ve korkunç görünse bile mutlaka bir çıkış yolu olduğunu bilmek bu filmin bana kazandırdıkları arasında.

İki çocuğunuz var, onları yetiştirirken “cinsiyetçilik” kavramını nasıl açıklıyorsunuz? Eşinizin bu konulardaki düşünceleri ne yönde?

- Bu sabah Ruth Bader Ginsburg (Eylül ayında ölen ABD’li yüksek mahkeme yargıcı ve kadın hakları savunucusu) hakkında bir yazı okuyordum. Kocası Marty (Martin Ginsburg) olmadan yaşadığı hayata ve kariyere sahip olamayacağını söylüyordu. Kadın hakları için savaşan bir kadın bunları söylemiş...

Kızımı sadece kızların gittiği bir okula gönderdim. Liseden yeni mezun oldu. Okuluna konuşma yapmak için gitmiştim. Erkek egemen mesleklerde çalışan kadınların hayattan beklentilerinin ne olması gerektiği konusunda konuştum. Konuşmamda, “Aile ve kariyere birlikte sahip olma beklentiniz varsa, bunu ancak sizinle aynı şeylere inanan partnerle başarabilirsiniz” dedim. Böyle bir hayat arkadaşları yoksa, büyük olasılıkla ikisine (aile ve kariyer) birden sahip olamayacaklarını söyledim. Çünkü ortak paydaya sahip olmak bir ihtiyaç. Çocuklar için de aynı durum söz konusu. Aynı konulara inanan ebeveynler olmalı...

Bu şekilde olması gerektiğini düşünen kadın nesli yetiştirmek yetmez, böyle düşünen erkek nesli de yetiştirmeliyiz. Bizim evimizde bu konuda inanılmaz adımlar attığımızı düşünüyorum. Kesinlikle eşimle eşit olduğumuz bir evliliğimiz var. İkimiz de çocuklarımıza ebeveynlik yapıyoruz. İkimizin de kariyeri var, ikimiz de para kazanıp evimize ve topluma katkıda bulunuyoruz.

Yazının Devamını Oku

Neden birbirimizden nefret ediyoruz?

Hukuk fakültesini bitirdi, avukat olarak çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra oyunculuğa geçiş yaptı. İskoç oyuncu Gerard Butler ile görüntülü olarak görüştük; sinemayı, felaketlerin hayatımıza etkilerini ve 13 Ekim’de dijital olarak vizyona girecek filmi “Greenland”i konuştuk. Ünlü yıldıza Morgan Brown’la 7 yıllık ilişkisinin bitişini de sordum, yaşadığı zorlu süreci samimiyetle anlattı.

◊ Öncelikle neredesiniz?
- Los Angeles-Hollywood Hills’teyim.
◊ Pandemi, Kaliforniya yangınları, protestolar, seçim kargaşası... Siz nasıl görüyorsunuz dünyamızı? İyimser bir yapınız mı var, yoksa gelecek için karamsar mısınız?
- İyimserim... Genel olarak hayatta kötü senaryolara eğilimim var. Daha kişisel konularda yani. Kendi olumsuz inançlarım yüzünden. Hayatın daha büyük ve genel resmine gelirsem; iyimserim. Gerçi hangi senaryodan bahsettiğimize bağlı. Pandemi konusunda iyimserim. Yangınlar konusunda iyimser değilim. Çevresel konularda çok endişeliyim. Şu anda çok şey oluyor. Hepsi geçecek. Her şeyin bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Irk eşitsizliği mesela. Black Lives Matter protestoları... Gelecekte çok daha olumlu şeylere yol açacağını umuyorum.


HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ

Yazının Devamını Oku

‘Emily ol’ dediklerinde şaka yapıyorlar sandım

Genç yaşta makale yazarak dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Teen Vogue ve Seventeen dergilerine yazılar yazarak başladığı kariyerine oyunculukla devam etti. Babası dünyaca ünlü şarkıcı Phil Collins ile inişli çıkışlı ilişkisi yüzünden psikolojik sorunlar yaşadı. 2017 yılında kaleme aldığı “Filtresiz: Utanmak Yok, Pişmanlık Yok, Sadece Ben” kitabında babasına açık mektup yazarak onu affettiğini söyledi... Lily Collins ile görüntülü olarak konuştum, genç yıldıza hem babasıyla ilişkisini hem de başrolünde olduğu yeni dizisi “Emily in Paris”i sordum. 2 Ekim’de dijital platformda başlayacak romantik komediyi ayrıca yaratıcısı Darren Star ile de konuştuk.

Darren Star ile “Emily in Paris” için ilk buluşmanızı hatırlıyor musunuz?

- Darren’ı ilk kez 7-8 yıl önce, ev sahipliği yaptığı bir etkinlikte görmüştüm. Annemle gitmiştik. Ona yaklaşamayacak kadar gergindim ama istem dışı parmağımla onu işaret ederek “Aman Allah’ım Darren Star, Darren Star!” dedim. Annem “Git konuş” diye ısrar etti ama cesaret edemedim. Yıllar sonra “Emily in Paris” için bir araya geldik. İlk buluşma tanışma amaçlıydı.

Yine de ilk buluşmanızda dizi hakkında bir şeyler biliyordunuz, değil mi?

- Evet. Pilot bölümü okumuştum. Okuduğum kadarıyla Emily ile benzer birçok yönümüz olduğunu biliyordum. Buluştuğumuzda Emily hakkında sohbet ettik. İş hayatımızdaki benzerliklerimiz, hayata karşı “git ve istediğini başar” bakış açımız... Pozitif, coşkulu, etrafına ışık saçan bir kişilik olması gibi özelliklerini konuştuk.

İlk buluşmadan sonra ne oldu?

- 3-4 hafta sonra okumalara çağırdılar. Okumalara çağrılan ilk oyuncu bendim. O gün okumaları yaptım ve doğruca havaalanına gittim. Başka bir filmin çekimleri için Alabama’ya uçtum. Alabama’da 30’uncu doğum günümü kutlarken telefon geldi ve Emily olmamı istediler. Bir tür şaka olduğunu düşündüm doğum günüme denk gelince...

Yazının Devamını Oku

Kadife eldivendeki demir yumruk

Monreaux’ler, Amerika’nın başarılı Hıristiyan televizyon ağının sahibidir. Ultra zengin ailenin reisi Eugene (Gerald McRaney) uçak kazasında ölür. Karısı ve iş ortağı Margaret (Kim Cattrall), Eugene’in gizli yaşadığı ikinci hayatından gayrimeşru üç çocuğu olduğunu öğrenir. O çocuklar, vasiyette de yer alır. Kim Cattrall ile görüntülü olarak görüştük, “Filthy Rich” dizisini konuştuk.

◊ “Filthy Rich”in başrolündesiniz, aynı zamanda dizinin yapımcılığını da üstleniyorsunuz değil mi?

- Evet. Aslında yapımcılık benim rüyamdı. Daha önce iki projenin daha yapımcılığını yapmıştım ama yaratıcımız Tate Taylor (“The Help” ve “The Girl on the Train”in yönetmeni) gibi harika filmler yapan birinden yeni şeyler öğrenmek istedim. Filmlerde oynamaya devam edeceğim ama aynı zamanda yapımcılık da yapmak istiyorum. Oynama şansımın olmadığı filmlerde yapımcı olarak sesimi duyurmak arzusundayım. Kendi yaşımdaki (64) kadınlar için filmler yapmayı hedefliyorum. Anlatacak çok hikayemiz var ama bizim hikayelerimizi anlatacak yeterince kadın yapımcı yok. O yüzden işin diğer tarafından da sesimi duyurmak ve deneyim sahibi olmak istiyorum


.◊ Diziyi çektiğiniz şehir, hikayeyi ne kadar etkiledi?

- New Orleans, bu işe “evet” dememin nedenlerinden biriydi. Orada bir hafta sonundan daha fazla zaman geçirememiştim. Beni büyüleyen bir şehir. Tate’in diziyi New Orleans’ta çekmesi akıllıcaydı, çünkü güneyin sıcağını ve müziğini iyi bilen bir adam. Başka bir yerde olsaydı dizi aynı olmazdı. Şehrin atmosferi hikayeye çok şey ekledi. O yüzden mükemmel bir şehir seçimi oldu.

KARAKTERİMİN GİZEMLİOLMASINI İSTEDİM

Yazının Devamını Oku

Canavar hemşire

Yapımcılığını Ryan Murphy ve Michael Douglas’ın yaptığı “Ratched”, 18 Eylül’de dijital platformda yayınlanmaya başlayacak. Jack Nicholson’un başrolünü oynadığı “One Flew Over The Cuckoo’s Nest” (Guguk Kuşu) ile Ken Kesey’in aynı isimli romanından uyarlanan “Ratched”da karanlık bir canavara dönüşen psikiyatri hemşiresi Mildred’ın hikayesi anlatılıyor. Sharon Stone, Judy Davis gibi ikonik yıldızları da kadrosunda bulunduran dizinin başrol oyuncuları Sarah Paulson ve Cynthia Nixon ile görüntülü olarak görüştük, sonbaharın merakla beklenen yapımını konuştuk...

Dizi, psikiyatri hemşiresi canavar kadın Mildred Ratched’ın hikayesini anlatıyor. Mildred’ı 5 Oscar ödüllü “One Flew Over The Cuckoo’s Nest” filminden tanıyoruz. Sizin Mildred’ınızı biraz anlatır mısınız?

Sarah Paulson: O filmi çekimlere başlamadan önce bir kere daha izledim. Hemşire Ratched filmin kötüsü, buna kimse itiraz edemez. Ama ben karakteri oynayan aktris olarak, Mildred Ratched’in aklının değil kalbinin neler düşündüğüne odaklanmanın bir yolunu bulmalıydım.

Dizide davranışlarının nedenini açıklıyoruz demeyelim de bazen insanların çaresiz koşullar içinde olduklarında kendilerini bir şeyler yaparken bulduklarını anlatıyoruz.

Bence Mildred hastalarını insan olarak görmüyor. O korkunç şeyleri bu şekilde yapabiliyor. Ayrıca bence Mildred, yalnızlığın bir kişiye neler yaptığı hakkında bir karakter çalışması.

Hayatınızda tek bir kişinin bile rehberliği olmadığında, çok yalnız kaldığınızda, tartışmalı bir şekilde hayatınızdaki en önemli kişiden ayrıldığınızda... Neyse burada daha fazlasını anlatmayayım, diziyi izlediklerinde Mildred’ın hikayesini anlayacaklar. Ayrıca Mildred kendini kesinlikle canavar olarak görmüyor. Korkunç şeyler yapıyor ama bunları hayatta kalabilmek için yaptığını söyleyeceğini düşünüyorum.

Sarah Paulson, hemşire Mildred Ratched rolünde.

BAZI DETAYLARI LOUISE FLETCHER’IN PERFORMANSINDAN ALDIM

Yazının Devamını Oku

Paris Hilton: Artık kim olduğumu biliyorum

Paris Hilton belgeseli “This is Paris”, 14 Eylül’de ünlü yıldızın YouTube kanalında yayınlanacak. Belgesel için Emmy ödüllü yönetmen Alexandra Dean ve ekibi, 1 yıl boyunca Paris Hilton’u gittiği her yerde takip etti, en özel anlarını kayda aldı. Paris, yapım için hayatına dair çok özel sırları da anlattı. Belgeselin dünya prömiyeri 2020 Tribeca Film Festivali’nde yapılacaktı, ancak etkinlik Covid-19 salgını nedeniyle iptal oldu. Paris Hilton’la görüntülü olarak görüştük, şimdiden ses getiren “This is Paris”i konuştuk.

Biyografik belgeseller genelde daha geç yaşlarda yapılır. Siz ise henüz 30’lu yaşlardasınız. Neden şimdi çekildi bu belgesel?

- Bir değil, birkaç hayat yaşadığımı hissediyorum. Tüm hayatımı tek bir filme sığdıramadık bile. Hepsini sığdırmak için 10 film yapmalıydık. Yıllardır yapım şirketleri ekibimi arayıp fikirlerini paylaşıyor. Cevabım her seferinde “hayır” oluyordu. IPC bu fikirle gelince cevabım yine “hayır” oldu. Sonra yüz yüze görüşmek istediler. Gittim. Vizyonlarını, hakkımda düşündüklerini dinledim. Eve geldim, söylediklerini düşündüm. Yaptıkları projelerin tamamını izledim. İzlediklerimden etkilendim ve “Evet, yapalım” dedim.

Belgeselin temelinde iş kadını yönüm, ailem ve şaşaalı hayatım olacaktı. Yıllardır sakladığım sırlarımı ve yaşadığım travmaları kamera önünde konuşmayı planlamamıştık. İçimden çıkarıp attığım için mutluyum.

Belgesel magazin basınının gündeminde yer almaya başladı bile. Utah’ta Provo Canyon School’da (Duygusal sorunları olan gençleri tedavi eden yatılı okul) taciz ve işkenceye maruz kaldığınızı, sabah uyandığınız andan yatana kadar size bağırıldığını, fiziksel şiddetle itaat etmenizi sağlamaya çalıştıklarını söylediniz. Yaşadıklarınız hayatınızı nasıl etkiledi?

- Tamamen üstesinden geleceğim bir şey olduğunu sanmıyorum. Ama bu konu hakkında belgeselde ilk defa konuşmak, terapi gibi bir deneyimdi. Hayatımın en zor dönemiydi. Her gün cehennemi yaşamak gibiydi. Gençlik yıllarımdan beri yaşadıklarım yüzünden geceleri kabuslar görüyorum. Hayatımı birçok yönden etkiledi ama bir yandan da güçlendirdi.

Bütün bunları yaşadıktan sonra her şeyin üstesinden gelebilirim. Filmi yaparken duyguları serbest bırakmak ve bu konudaki sessizliği kırmak fark yarattı.

Yazının Devamını Oku

En önemli şey aşk

1973 yılında, henüz bir lise öğrencisiyken kendisinden 30 yaş büyük aktör John Derek’le ilişki yaşamaya başladı. Yaşı küçük olduğundan, Derek bu ilişki sebebiyle yargılanabilirdi. Bu yüzden çift Kaliforniya’dan kaçıp Avrupa’ya gitti. Bo 19, John 49 yaşındayken evlendiler ve 1998’de ünlü aktör hayatını kaybedene kadar evli kaldılar. 80’ler kuşağının “kusursuz kadın”, “dünyanın en güzel kadını”, “seks sembolü” unvanlarını yakıştırdığı Bo Derek, şimdilerde hayatını konu alan “In My Own Words” belgeseliyle gündemde. Türkiye’yi defalarca ziyaret eden ünlü sanatçıyla görüntülü olarak konuştum.

Merhaba, nereden bağlanıyorsunuz?

- Kuzey Santa Barbara, Santa Ynez’den... Çiftliğimdeyim.

Ne kadar doğalsınız. Belgeselinizde de hayran kalmıştım doğallığınıza...

- 63 yaşındayım. Böyle görünmem gerekiyor.

Siz hiçbir zaman estetiğe başvurmadınız...

- Tanrı’nın verdiği kemik yapısıyla kutsanmış bir kadınım. Görüntüm, hayatımı bu kadar büyülü yapmanın bir parçasıydı. Kapıları açtığı bir gerçek... Ama şimdi her zaman çalışmıyorum. Uzun dönemler geçtiğinde kendime ait bir fotoğrafı görünce şoke oluyorum. Sonra kendime gelip “Kabul etmelisin” diyorum. Dediğim gibi 63 yaşındayım, böyle görünmeliyim...

Yazının Devamını Oku

Merakla beklediğimiz sorunun cevabı

Amerika’da 5 aydır kapalı olan sinema salonları kapılarını yavaş yavaş açmaya başladı. Dünyanın en büyük sinema zinciri AMC, Regal ve Alamo geçtiğimiz perşembe kapılarını açtı.

Hafta sonu 44 eyalette salonların yüzde 26’sı açıktı. Peki, sonuç? Bence hayal kırıklığı değil hatta iyimser bile düşünebiliriz.
Russell Crowe’un aksiyon gerilim filmi “Unhinged”, Amerika genelinde bin 823 salonda vizyona girdi ve hafta sonu 4 milyon dolarlık gişe hasılatı yaptı... Normalde kötü açılış sınıfına sokacağımız bu rakam, pandemiyi düşününce hiç de fena değil. Filmin maliyeti 33 milyon dolar. Gösterime girdiği ülkelerde zaten 8 milyon dolarlık gişe hasılatı yapmıştı.
Filmi yapan bağımsız stüdyo Solstice’nin CEO’su Mark Gill, Amerika’da en az 30 milyon dolar hasılat beklediklerini açıkladı. Böyle bir ortamda filmin masrafını çıkartması umut verici.
Eylül ayında Amerika’daki sinema salonlarının yüzde 70’inin açık olması bekleniyor. “James Bond”, “Hızlı ve Öfkeli” gibi gişe filmleri 2020 takviminden tamamen çıkarılsa da Christopher Nolan’ın merakla beklenen yapımı “Tenet” 3 Eylül’de, Disney’in “The New Mutants”ı 28 Ağustos’ta vizyonda olacak.
Disney, dev bütçeli filmi “Mulan” içinse farklı bir yol izleyerek Disney Plus olan ülkelerde dijital olarak vizyona sokmaya karar verdi. Disney Plus olmayan sinema salonlarının açık olduğu ülkelerde ise film, 4 Eylül’de vizyonda olacak.

Sinemaya gitmeyi özlemişiz

Bu hafta Amerika’da pandeminin sinema salonlarına etkisini gördüğümüz ilk hafta oldu. Önümüzdeki birkaç hafta daha belirleyici olacaktır diye düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Gözler yeniden bilime çevrildi

İki Nobel ödülü aldı, iki kimyasal element keşfetti, radyoaktivite kavramını icat etti, radyoloji bilimini kurdu... Kendini bilime adayan Marie Curie’nin hikayesini anlatan “Radioactive” (Radyoaktif), seyirciyle buluştu. Filmin başrol oyuncusu Rosamund Pike ile görüntülü olarak konuştum. Pike, pandemi sebebiyle bilimin hayatımızın merkezine yerleştiği günlerde “bir şeyleri keşfetmenin dünya için büyük fayda sağlama potansiyeli” olduğunu vurguladı ve “Artık bilime karşı ekstra bir özen ve anlayış var” dedi.

Neredesiniz, Londra’da mı?

- Prag’dayım. Karantina başladığında burada çalışıyordum. Sonrasında kaldım.

Aileniz?

- Ailem de burada. Çocuklarım burada. Çek Cumhuriyeti pandeminin başından beri çok sıkı ve rahatlatıcı bir politika izledi. Kendimizi burada güvende hissettik.

Alıştınız mı Çek Cumhuriyeti’nde yaşamaya?

- Çek Cumhuriyeti harika parklar, sürprizler ve gizemlerle dolu bir ülke. Çekler açık hava macerasından hoşlanan bir millet. Buradayken özlediğim tek şey ailem. Annemle babamı görmek istiyorum. Seyahat yasakları kalktı. Artık gelebilirler. Sadece işe başlamadan güvenli bir şekilde gelmelerini istiyorum.

“The Wheel of Time”ın çekimleri için Prag’daydınız değil mi? Başladınız mı çekimlere yeniden?

- Hayır... Çekimi yapılan filmler var. Henüz büyük ölçekte başlayan bir prodüksiyon yok. Bizim dizimizin çekimleri başladığında tüm gözler üzerimizde olacak. Çünkü karantinadan sonra tekrar çalışmaya başlayacak en büyük yapım bizimki olacak.

Yazının Devamını Oku

Al Pacino’nun aşk ve ihtiras dolu oyunu

Kral Herod’un üvey kızı Salome, Herod’un doğum günü kutlamaları için dans eder.


Kral, güzel prenses Salome’nin dansından etkilenir, ona ne dilerse dilesin vermeyi teklif eder...
Oscar Wilde’ın aşk, ihtiras ve trajedi dolu oyunu “Salome”yi 10 yıl önce Los Angeles’ta izledim.
Al Pacino’nun Kral Herod’u canlandırdığı oyunu, hikayenin kısmen geçtiği topraklarda oynaması izlediğim andan beri hayalim oldu...
Al Pacino ile oyunu Kapadokya’da oynaması için iki defa görüştüm.
Hatta verdiği tepki kayıt altında olsun diye kendisiyle televizyon röportajı yaparken “Oyunu (Salome’yi) Kapadokya’da oynamak ister misin” diye sordum.
Ben sorduktan sonraki ilk sözleri “Aman Allah’ım müthiş bir davet” oldu.

Yazının Devamını Oku

Andy GarcIa: Keşke akıl sağlığı hakkında daha çok film yapılsa

21 Ağustos’ta gösterime girmesi beklenen “Words on Bathroom Walls” filminin başrol oyuncuları Andy Garcia ve Charlie Plummer ile görüntülü olarak konuştum. Filmin genç yıldızı Charlie Plummer şizofreni ile mücadele eden lise öğrencisine, usta oyuncu Andy Garcia ise genç delikanlıya yardım etmeye çalışan rahibe hayat veriyor.

Genç Adam’ın hastalığı sebebiyle yaşadığı dramın duygusal hikayesi, pandemiye rağmen vizyona girecek filmlerden...

Andy Garcia: Keşke akıl sağlığı hakkında daha çok film yapılsa. Bu film sadece akıl sağlığı hakkında değil, okul çağındaki bir gencin akıl sağlığı hakkında. Kimlik oluşumunda yaş, oldukça hassas bir konu. O yüzden filmi desteklemek istedim.Eğer hikaye beni teşvik ediyorsa, katkıda bulunmak istiyorum. Genç bireylerin akıl sağlıkları hakkında belirli bir farkındalık kazandırmak önemli.

Filmde rahibi oynuyorsunuz. Karakterinize nasıl adapte oldunuz?

- Hayatım boyunca Katolik olarak yetiştirildim. Kendi inancım, araştırmalarımın büyük bir parçasıydı. Ama en önemlisi karakterin hikayeye nasıl hizmet etmesi gerektiği... Senaryoyu okuduğumda desteklenmesi gereken bir hikaye olduğunu düşündüm. Akıl sağlığı gerçeği... Nasıl tedavi edilir... Hassas bir konu. Benim karakterime dönersem, modern bir rahip yaratmak istedim. Gerçek Katolik bir rahiple ilişkilendiremeyeceğimiz bir rahatlık ve ilginçlik kattım karaktere.

TERAPİ YAPAN BİR RAHİP

Psikiyatrist gibi de bir rahip. Genç adamın sorunlarına karşı izlediği yol çok güzeldi. Yaratırken herhangi bir kişiyi baz aldınız mı?

- Doğal çekiciliği olan rahiplerle tanıştım ama karakteri tanıdığım herhangi birine dayandırmadım. Senaryoda yazılı sayfalardan aldım, kendi hayal gücümü ve yorumumu kullandım. Kendini sadece dürüst bir şekilde dinine adayan ve yardım eden bir rahip değil, aynı zamanda terapi yapan bir yönü de var.

Yazının Devamını Oku

Dizi, sinema lokasyonları ve turizm

Dizi ve film endüstrisinin turizme etkileri üzerine akademik yayınlar okumadım, lakin film lokasyonlarının bölgeleri, şehirleri nasıl popüler yaptığını ve ziyaretçi sayısını nasıl etkilediğini yaptığım röportajlarda birebir dinledim.

“İskoçya’ya gelen turist sayısı, ‘Outlander’dan sonra katlanarak arttı. İlk sezonu çektiğimiz Doune Castle’a ziyaretçi sayısı yüzde 800 artmış. Yüzde 800! Artık birçok tarihi yer ziyarete açılıyor.
Hepsinin sebebi ‘Outlander’.İskoç hükümeti başlarda bu durumu kavrayamadı ama şimdi olup bitenin farkındalar. Bu farkındalıkla İskoçya’nın turizm potansiyelini anladılar” demişti ocak ayında “Outlander”ın başarılı başrol oyuncusu Sam Heughan...
Sadece “Outlander” mı?
“Mamma Mia” filminin Yunanistan’ın Skopelos Adası’na getirisi... “Yüzüklerin Efendisi”nin çekimlerine tanık olabilmek için Yeni Zelanda’ya akın eden fanlar ve filmle birlikte ‘Hobbiton’un ülkenin en popüler ziyaretçi lokasyonu haline gelmesi...
Peki ya “Game of Thrones”un çekildiği yerlerin turist merkezi haline gelmesi...
Dizinin kurgu şehri Kings Landing’in yer aldığı Dubrovnik’e (Hırvatistan) gelen turist sayısının katlanarak artması...
Dünyaca ünlü şarkıcı Cardi B, Hürrem ve Kösem’i izledikten sonra Twitter’da 14 milyon takipçisine neredeyse

Yazının Devamını Oku

Çok şanslı, çok mutlu, çok heyecanlı

İki büyük film serisinin (“Yüzüklerin Efendisi” ve “Karayip Korsanları”) yakışıklı aktörü Orlando Bloom, dijital olarak vizyona giren son filmi “Retaliation” ile seyirci karşısında. İkinci kez baba olmaya hazırlanan ünlü oyuncuyla görüntülü olarak konuştum. Taciz suçundan mahkum olan yapımcı Harvey Weinstein’in partisinde pop yıldızı Katy Perry ile aşklarının nasıl başladığını ve babalık heyecanını Kelebek okurları için anlattı.

“Retaliation” etkileyici bir hikaye... Filmin karanlık dünyasına girmeden önce heyecan durumunuzu sormak istiyorum. Bebeğinizin doğmasına çok az kaldı...

- Çok heyecanlıyım. Eşi görülmemiş bir zaman diliminden geçiyoruz. Herkes için düşünme zamanı. Neyin gerçekten önemli olduğunu düşünme zamanı... Yeniden baba olmak hem benim hem de Katy (Perry) için muhteşem bir his...

İş açısından nasıl etkiledi bu “eşi görülmemiş zaman dilimi” sizi?

- İki film yapmıştım. “The Outpost” önce dijital olarak, normalleşme döneminde de sinemada gösterime girdi. “Retaliation” ise 26 Temmuz’da dijital olarak seyirciyle buluştu. İzleyenlerin tepkileri beni çok mutlu etti.

SOSYAL MEDYA BİZİ MEŞGULTUTMAK İÇİN KURULMUŞ GİBİ

“Retaliation”da çocukken cinsel tacize uğramış bir adamı canlandırıyorsunuz. Karanlık bir hikaye... Akıl sağlığı, konunun ayrılmaz bir parçası.

- Akıl sağlığı zamanımızın en zorlayıcı konularından biri. Özellikle sosyal medya ve farklı platformlar bizi doğal olmayan yollardan meşgul tutmak için kurulmuş gibi. Benim kendimi meşgul tutma yolum, her gün ter dökmeye yönelik. Vücudumu mümkün olabilecek her şekilde aktif tutmak ve hareket etmek... Cihazlarla harcadığım süreyi sınırlandırmak ve ruhumu besleyecek uğraşlarla meşgul olmak... Kendi merkezimi bulmak için bana yardımcı olduğunu düşündüğüm birkaç yol var. Budizm bu yollardan biri. Doğayla iç içe olmak ise her zaman en iyi seçenek.

Yazının Devamını Oku

Suşi imparatoru NOBU

Şef Nobu, 1949’da Tokyo’nun 30 dakika uzağındaki Saitama’da doğdu. 1973’de 24 yaşındayken Peru’ya taşındı ve bir ortakla ilk restoranını açtı. Umduğunu bulamayınca Alaska’ya taşındı ve kendi restoranını açtı.

Açılıştan iki hafta sonra gece yarısı restoranında yangın çıktı.

Restoranın neredeyse tamamı yandı, kendi ölümden döndü... Şef Nobu vazgeçmedi. Bu sefer istikameti Los Angeles’a çevirdi.

1977’de Los Angeles’a taşındı. İlk 10 yıl suşi restoranlarında çalıştıktan sonra 1987’de Batı Los Angeles’ta Matsuhisa’yı açtı.

Yarattığı lezzetleri Hollywood yıldızlarının keşfetmesi hızlı oldu.

Kısa zamanda Hollywood elitlerinin bile rezervasyon yapmakta zorlandığı Matsuhisa’ya 1988’de restoranın müdavimlerinden yönetmen Roland Joffe, aktör Robert De Niro’yu getirdi.

De Niro özellikle “Black Cod Miso” ve Japon sakesi “Hokusetsu”ya bayıldı. Yemek sonunda şefi birlikte bir şeyler içmek için masaya davet etti.

Karşılıklı ilk konuşma o gün o masada oldu.

New York’ta yaşayan De Niro ne zaman Los Angeles’a gelse Matsuhisa’ya gitmeye devam etti.

Yazının Devamını Oku