Ha gayret yaşam...

“Yaşamının anlamını arayıp arayıp- hep bulduğunu sanıp, hep bulamadığını anlayıp- hep yeniden araman, doğrudur: yaşamın anlamı tam da odur işte: hep arayıp arayıp- bulduğunu sanıp bulamadığını anlayıp- hep aramak zorunda olduğun...” (Oruç Aruoba)

Haberin Devamı

Çocukken, büyümenin heyecanıyla, vereceği ayrıcalıklı erişkin mutluluğu hayal ediyoruz. “Gençlik başımda duman, ilk aşkım ilk heyecan” vaziyetleriyle heyecanımızın katlandığını düşünüyoruz... Öyle de oluyor. Tasarladığımız hayatın küçükken kurguladığımız bir “evcilik oyunu” olmadığının farkına varana kadar geçen “lay lay lom” dönemleri tükendikçe, her istediğimizi elde etmeye alıştığımız çocukluk ve gençlik dönemlerine, yaşamın verdiği “havada bulut sen bunu unut” cevabı acıtsa da; mücadeleye devam ederek kendimizi ispat arayışı teselli oluyor. Kapıldığımız yetişkinlik heyecanının, çocukken kurguladığımız hayaller kadar göz kamaştırıcı ve sahici olmadığı gerçeği ile yüzleştiğimiz yarı olgunluk zamanlarında önce burkuluyor, ardından da kabullenmediğimiz zorluğunun üstesinden gelememekle kırılıyoruz... Ancak “pes etmek yok, ha gayret yaşam” sloganlarıyla kırgınlığın yanına biraz umut koyup “devam” diyoruz. Umutlarımızın zamanla tükeneceği olgunluk dönemlerinde sık kullanmaya başladığımız “zaman su gibi akıyor” cümlesi hızımızı kesiyor, zamanla girdiğimiz amansız yarışın mutlak kaybedeni olduğumuzun da farkına varıyoruz. Mutluluğun çocuk olabilmekten geçtiğini kavramakta geç kalmış olsak bile, önce çocukluğumuzun saflığına sığınıyor, sonra da yetişkin görünümlü çocuk olabilmenin yollarını aramaya başlıyoruz. Bulanlara selam olsun...

Ha gayret yaşam...

YEMEĞE DOKUNAN SEVGİ


“Gelenek” ve “yemek” kelimeleri yan yana geldiklerinde; gerek içerdikleri anlam derinliği ile çağrıştırdıkları hisler, gerekse paylaşımla kucaklaşma öncelikli kültürel alışkanlıkların insan ruhuna kazandırdığı doğal saflık ve davranışlara kattığı değerlerle birlikte eşsizleşirler. Birlikte, beraber, el ele gibi paylaşım anlamlı kelimelerin geleneklere ve kültüre olduğu kadar yemeklere de verdiği lezzetin farkında olduğumuzda, yaşamın da tadına varıyoruz. Hep beraber yenen yemekle, tek başına yenen yemek arasındaki lezzet farkı; insan olabilmenin değişmez kuralı yani “sevgiyle” ölçülmelidir. “Yemeğe dokunan sevgi, insana da dokunuyor” içinizde o sevgi yoksa lütfen yemeğe dokunmayın, hatta mümkünse hiçbir canlıya da.

Ha gayret yaşam...

EL BİRLİĞİ

Bayram bahaneydi aslında kuzenlerim, çocukları, enişte ve gelinlerle bir araya gelip sarılmak şahaneydi. Geçmişte birlikte yaşama alışkanlığının, şimdiki üst üste apartman yaşamının tersine yan yana yaşamın simgesi “avlu kültürü”nün kazandırdığı el ele birlikteliğinin lezzetinde pişen yemeklerle kutladık bayramı. Anadolu yemekleri, özellikle de Mardin yemekleri yoğun emek, zaman ve yemeğin içerisine konacak doğal malzeme ister. El birliği ile hazırlanır, duygu birliğiyle pişirilir, gönül birliği ile yenir ve ağız birliğiyle şükredilir desem abartmış olmam. Bu sadece Mardin’e has bir durum değildi zaten tüm Anadolu’nun tarzıydı “el birliği”. Birbirimizin üstüne çıkma sevdasıyla vazgeçtiğimiz Anadolu kültürünün de temeli, “paylaşma” odaklı yan yana yaşama geri dönmek “ütopik” gelse de umut beslemek insanın doğasında var.

Ha gayret yaşam...

MAHARET NEFESTE

Herkes maharetli olduğu yemeği pişirmeye karar verdiğinde; pişirmenin püf noktasının büyüğünden “el almak” olduğunun farkındaydı. Nefesine gizlediği lezzeti pişirdiği yemeğe aktarırken yarış içinde olmuyor, yemeğin vereceği mutluluğun yiyenlerin yüzlerinden okuduğunda yorgunluğunu unutuyordu. Yemekler çoğunlukla bahçedeki ocakta odun ateşiyle pişirildi. Kimse islenmekten ya da duman kokmaktan çekinmedi, aksine yemeğe de sirayet eden odun kokusuna bürünüp belki de duygularını yeniden lezzetlendirmek istedi. Kuzu tandır vardı sofrada, pirinç pilavı ve bulgur pilavı eşlik etti. Yeni toplanmış taze fasulye, ilk mahsul yaprak sarma baharın tadını damaklarda bırakacak lezzetteydi.

Ha gayret yaşam...

GÜLÜMSETEN TATLILAR

MArdin’e has, her bayramın geleneksel tatlısı, halk dilinde “kahiye” Türkçe’de “peynirli tatlı” da deniyor. El açması yufkanın içine bahar otlarıyla beslenmiş koyun sütünden elde edilen taze peynir serilip kapatılıyor ve saç üzerinde pişiyor. Üzerine gezdirilen şerbetle birlikte gülümsetiyor. Anadolu’nun birçok beldesinde farklı tarzlarda hazırlanan burma tatlısının her yerdeki ortak noktası ceviz. Piştikten sonra aldığı altın sarısı renk hem değerini hem de lezzetini katlıyor. Hep beraber tüketildiğinde ortaya çıkan mutluluk enerjisi uçuruyor, bayramın ve “ha gayret yaşamın” farkına varıyorsunuz.

Yazarın Tüm Yazıları