GeriAhmet HAKAN Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

Bugün Hürriyet’in manşetinde bir vicdan tutulmasının öyküsü var.

Olay, tam olarak şu:

*

Hatay’da bir adam, elinde satırla bir kadını kovalıyor.

Canını kurtarmak isteyen kadın, bir dükkânın önünde oturan dört kişinin arkasına sığınıyor.

Satırlı adam, dört kişinin arkasına sığınan kadına elindeki satırla vuruyor.

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

Ve o dört kişi, kıllarını bile kıpırdatmıyor.

*

Bazıları, bu olay üzerine...

“Kadir Şeker vakasından sonra böyle oldu. Kimse Kadir Şeker’in başına gelenlerin kendi başına gelmesini istemiyor” diye yorumlar yaptılar.

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

*

Oysa bu olayın Kadir Şeker vakasıyla ilgisi yok.

*

Kadir Şeker vakası...

Sokak ortasında kadına şiddet olayına müdahale eden bir adamın başına gelenlerdi.

*

Bu olaysa...

Dört adamın, arkalarına sığınan bir kadın için kıllarını bile kıpırdatmaması olayıdır.

*

Üstüne oturdukları sandalyeleri, ellerine alıp müdahale edebilirlerdi. Hadi bunu geçtim. Hep birlikte ayağa kalkıp öylece dursalar bile yeterdi.

*

En doğrusunu bir sosyal medya kullanıcısı söylemiş.

Dediği şu:

*

“Bu dört kişi, erkek değil de kadın olsaydı, o satırlı adam gününü görürdü.”

*

Doğru valla.

Bu zamana kadar yaşayıp gördüğümüz toplumsal olaylarda...

Test edilip onaylanmıştır ki...

Kadınlar, erkeklerden çok daha cesur, çok daha güçlü, çok daha gözü pek, çok daha korkusuz.

İKTİDAR CEPHESİNDE VAZGEÇİLMESİ GEREKEN 2 ALIŞKANLIK


BİRİNCİ ALIŞKANLIK:

- Her yetkili, kamuoyu huzurunda herhangi bir icraatını anlatırken mutlaka, “Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleriyle bunu yaptık” diye bir cümle kuruyor. Artık bu alışkanlıktan vazgeçilmeli. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi yürürlükte ve bu sisteme göre Cumhurbaşkanı, yürütmenin başı... Bu artık herkesin bildiği bir gerçek. Vurgulamaya, altını çizmeye gerek yok.

*

İKİNCİ ALIŞKANLIK:         

- Hükümet cephesinde yer alan herhangi bir yorumcunun, hükümet uygulamalarıyla ilgili olarak yaptığı yapıcı ve dostane eleştiriler bile yadırganıyor. Artık bundan vazgeçilmeli. Unutulmamalı ki... Eleştirinin olmadığı yerde körlük başlar. Körlüğün başladığı yerde ise sorunların farkına varılmaz. Sorunların farkına varılmayınca da çözüm olmaz.

GÜNDEMDEKİLER

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok


- MUSTAFA KESER: Polemik gücü açısından Bülent Ersoy’la kimsenin yarışamayacağını düşünürdüm. Hele Mustafa Keser’e hiç şans vermezdim. Fakat gelin görün ki... Mustafa Keser’in içinden bir yırtıcı çıktı. Adamda ne cevher varmış. Ne laf ebesiymiş. “Divayı divan yaparlar” falan... Vay arkadaş.

*

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

- DENİZ BAYKAL: Muhalif kesimlerde bir Deniz Baykal alerjisi oluştu. Kendisine karşı amansız bir anlayışsızlık ve vefasızlık sergiliyorlar. Baykal, bunu hak edecek ne yaptı acaba? Anlamış değilim. Neyse... Benim Baykal’la ilgili söyleyeceğim şudur: Sağlık durumu elverseydi kutuplaşmış Türkiye’de çok önemli bir işlev görecekti. Sağduyulu bir duruşu temsil edecekti.

*

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

- BÜLENT ERSOY: Merkür retrosu en çok onu vurdu. En yakınını kaybetti. Orkestrası Kıbrıs zindanlarında perişan oldu. Mustafa Keser’in bombardımanına maruz kaldı. Kesin döktürmüştür ama ben yine de kurşun döktürmesini tavsiye edeceğim. Ya da şöyle söyleyeyim: “Nazara geldim” diyerek kendisini avutabilir. Enfes bir tesellidir “Nazara geldim” yaklaşımı.

*

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

- MEHMET ALİ ERBİL: Yaşına baksak... Biraz kemale erdiğini söyleyebiliriz. Sağlığına baksak... Allah şifa versin ama pek iyi değil gibi. Elimizdeki bu iki veriden yola çıkarak... Kendisine şunları söylemek istiyorum: İnsan biraz durulur Mehmet Ali... Biraz sakinleşir, ehlileşir. Bir parça kalender hale gelir. 90’lar senindi. 2000’ler de senindi. Hatta 2010’lar bile... Yani demem o ki... “Yaşamadım” falan diyemezsin.

*

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

- MEHMET METİNER: Küçük bir hükümet eleştirisi yapmış ekranda... Sırf bunu yaptı diye neredeyse hükümet karşıtı ilan edilecek. Oysa yaptığı dostane ve yapıcı eleştiriyle hükümete kötülük değil iyilik yapıyor. Asıl hükümet karşıtlığı yapanlar, gördükleri olumsuzluğu dile getirmeyip her şeyi “şahane” diye karşılayanlardır.

NECİP FAZIL İLE TANPINAR DOSTLUĞUNUN FOTOĞRAFI

ESKİ yazarlar, bugünün yazarları gibi değildi.

Birbirlerine kızarlardı.

Birbirleriyle polemik yaparlardı.

Birbirlerine demediklerini bırakmazlardı.

Ama birbirlerinden de hiç ayrılmazlardı.

*

Hep aynı mahfillerde buluşurlar, hep aynı dergilerde kalem oynatırlar, hep aynı camianın içinde kabul edilirlerdi.

*

Bugün “Yazarlar, hangi mekâna takılıyor?” sorusunun bir cevabı yok.

Ama eskiden varmış.

*

Bugün “Orhan Pamuk ile Ahmet Ümit buluşması” falan türü bir şey yok.

Ama eskiden varmış ünlü yazarların buluşmaları.

*

Geçenlerde İhsan Yılmaz, Sefa Kaplan’ın hazırladığı “Tanpınar Sözlüğü” kitabından söz etmişti.

Kitapta Tanpınar’ın Necip Fazıl’ı suçladığı bir bölüm yer alıyormuş.

Kitap çıkınca ayrıntılarını okuma fırsatını bulacağız.

*

Tam da İhsan Yılmaz’ın yazdığı yazının etkisindeyken elime geçti bu fotoğraf.

Bunun Kadir Şeker vakasıyla alakası yok

Tanpınar ile Necip Fazıl’ın plaj sefası...

*

İşte anlatmak istediğim tam da budur:

*

Ne kadar birbirlerini suçlasalar da...

Son tahlilde...

Tanpınar ile Necip Fazıl, aynı plajda buluşup vakit geçiren iki yakın dost.

Bu fotoğraf da bunun kanıtı.

*

Fakat her iki yazar da...

Ne kadar genç... Ne kadar fit... Ne kadar cool... Ne kadar patlamaya hazır iki bomba gibi...

X

Şahap Kavcıoğlu TÜİK'e iletişim dersi vermeye gitsin

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, kısa bir süre önce... Meydan okuyan ve herkesi çok şaşırtan bir hamle yapmıştı.

“Birazdan Merkez Bankası’na gidiyorum” demiş ve bütün gözlerin kendisine çevrilmesini sağlamıştı.

*

Taraftarları coşmuştu.



“Yaşa Kılıçdaroğlu! Var ol Kılıçdaroğlu! Şimdi Merkez Bankası düşünsün! Müthiş hamle! İşte budur!”

Yazının Devamını Oku

Öncelikle kestane balının diyarından selamlar

Son günlerde herkesin dilinde bu selamlama.

“Nedir? Nereden çıktı bu?” falan diye minik bir araştırmaya giriştim.

Ve hemencecik buldum!

Gündüz kuşaklarının başa güreşen programlarından Esra Erol’un programında bir hanımefendi, “Kocamın kredi kartlarını bile ben ödedim ama o Şengül’le kaçtı” iddiasıyla ekrana çıkmış.

Stüdyoda esip savuruyor.

Eşi ise canlı yayına Zonguldak’tan bağlanmış.

*

Hanımefendi, kendisini bırakıp Şengül’le kaçan kocasına saydırıyor da saydırıyor.

Yazının Devamını Oku

Kurtar beni Bülent Abi

Hakkında yazdığım eleştirilere cevap verdi Bülent Arınç. Uzun, upuzun metnin bir yerinde bana şöyle seslenmiş: “Seninle yaşamak zorunda olduğu için acısı her fotoğrafında yüzünden okunan kedin Sekter’e dahi acıyorum.” Hemen kedim Sekter’e dönüp sordum: “Ne diyorsun buna?” Kedim Sekter, hiç ama hiç beklemediğim bir cevap vermesin mi? Yüzüne her şeyi göze almışlara özgü bir ifade kondurup “Kusura bakma ama adam haklı” demesin mi? Bu apaçık nankörlük karşısında çok bozuldum. Öfkeyle zıpladım: “Nasıl haklı ya? Bunu nasıl dersin? Şunca zamanlık yaşanmışlıklar var.” Sekter de bunun üzerine aşağıdaki yazıyı kaleme aldı. Noktasına, virgülüne dokunmadan yayınlıyorum:

Fotoğraflarıma bakanlar, genelde “Aman da ne şirin şey, aman da ne şeker şey, ben bunu yerim yahu” diyorlar, başka da bir şey demiyorlar.

Zannediyorlar ki ben gamsız, kasavetsiz, mutlu mesut yaşıyorum.

Ahmet Hakan’ın elinden çektiğim acıları asla fark etmeyip bana alenen ciğercinin kedisi muamelesi yapıyorlar.

Çok şükür, çok şükür!

Nihayet bunu fark eden bir kişi çıktı:

Bülent Arınç!

O engin ferasetiyle, o muhteşem basiretiyle, o meşhur uyanıklığıyla, o asla külyutmaz tabiatıyla...

Yazının Devamını Oku

Aldıklarını buldukları sananlar hizbi

“Aldıklarını buldukları sananlar” diye nitelendirebileceğimiz bir hizip var.

Tayyip Erdoğan tarafından kendilerine verilenleri, kendi marifetleriyle elde ettiklerini sananlardan oluşan bir hizip bu.

*

Kimdir bunlar?



Mesela

Yazının Devamını Oku

Gazetecilerin hiç değişmeyen fıtratı

İslami literatüre azıcık egemen olan herkesin kolayca bilebileceği bir hadis vardır:

“Her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar” diye başlayan hadis.

*

Geçenlerde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, işte bu meşhur hadisi okudu kürsüde.

*

Bazı yayın organları, bu hadisi alıntılayıp...


Yazının Devamını Oku

Üzerimize taş yağdıracak bir olay: Müslüme olayı

İddialar korkunç... Söylenenler felaket... Haberler kan dondurucu...

- Müslüme’nin babası, meğer dedesiymiş.

- Müslüme’nin annesi, kayınpederim bana tecavüz etti demiş.

- Müslüme’nin abisi de dedesinin çocuğuymuş.

*

Bu korkunç iddialar, bu felaket söylentiler, bu kan dondurucu haberler...

Yeni soruları da gündeme getiriyor:

*

Yazının Devamını Oku

Genco Erkal’a açılan dava: Zincirleme lüzumsuzluklar

Genco Erkal yargılanıyor. Adliye koridorlarındaydı dün.

Gerekçe?

Attığı tweet’ler. Suçlama: Cumhurbaşkanı’na hakaret.

Açtım baktım tweet’lerine. Okudum tek tek.

Okuduklarım, Genco Erkal gibi usta bir sanatçının kıratına yakışmayacak türde ergen siyasi atarlardı.

Her gün sosyal medyada tonlarcasını gördüğümüz türde.

*

Tweet’lerde işlenen temalar şunlar: “

Yazının Devamını Oku

Soğan ekmek yerlermiş

İktidar milletvekillerinden biri çıkmış...

“Gerekirse soğan ekmek yeriz, yine de teslim olmayız” diyor.

*

Bir başkası ise çıkmış...

“Eti gramla, domatesi taneyle yiyin” diye tavsiyede bulunuyor.

*

İddia ediyorum:

Milletvekili sıfatını taşıyan bu kişilerin temel derdi...

Ne vatandaşı ikna etmek ne de vatandaşa moral vermek.

Yazının Devamını Oku

PKK ile ilişkiler nasıl minimize edilebilir?

CHP’li Engin Altay, katıldığı bir televizyon programında HDP’ye şu tavsiyede bulunmuş:

 

“HDP’den PKK ile ilişkilerini minimize etmelerini bekleriz.”

*

Minimize etmenin anlamı şudur:



Yazının Devamını Oku

Gelin, helalleşelim

“Birazdan döneceğim sana” deyip de bir türlü dönmediklerim...

 

- Turp gibi sağlam olduğum halde, “Ben biraz rahatsızlandım” diyerek ektiklerim...

*

- “Mutlaka iade edeceğim” diyerek aldığım kitaplarını asla iade etmediklerim...

*

- Lokantada tam hesap ödeme vakti lavaboya giderek hesabı kilitlediklerim...

*

- “Ben de tam seni arayacaktım” diye kandırdıklarım...

Yazının Devamını Oku

Merkez Bankası eski başkanından trol yaratan karanlık

Benim gözümde Durmuş Yılmaz...

- Ciddiye alınacak bir adamdı.

- Bir ağırlığı vardı.

- Söylediği söz bir değer taşırdı.

*

Ve fakat...


Yazının Devamını Oku

Zamanın ruhunun 10 yıl, 20 yıl gerisinde

10 yıl önce... 20 yıl önce...

“Başörtülü bakan... Neden olmasın? Artık aşmalıyız böyle şeyleri” denseydi.

Bir anlamı, bir karşılığı, bir etkisi olurdu.

*

Çünkü böyle bir mesele vardı.

Ve zamanın ruhu, buna yönelik bir şey söylemeyi gerektiriyordu.

*

10 yıl önce... 20 yıl önce...

“Helalleşelim. Yüzleşelim. Tarihsel yaraları saralım” falan denseydi.

Yazının Devamını Oku

Kemal Bey’in çevresi helalleşmeye hazır mı?

Kemal Bey, helalleşmeye çok hevesli ve arzuluymuş gibi görünüyor.

Bu iyi, bu güzel, bu şahane, bu takdire şayan bir şey.

*

Peki ama ya Kemal Bey’in çevresi.

Acaba onlar da hevesli ve arzulu mu helalleşmeye?

Mesela...

Başörtülü bir kadın gördüklerinde içlerinden, “Bitecek sizin saltanatınız, bitecek! Az kaldı. Bekleyin hele” diye hırslanan Kemal Bey’in ekran cengaverleri?

Ne yani?

Yazının Devamını Oku

Sezai Karakoç’un benim için 7 anlamı

BİR: Mehmet Âkif, Necip Fazıl... Bu silsilenin devamıdır.

İKİ: Cemal Süreya, Turgut Uyar... İkinci Yeni’nin yalnızıdır.

*

ÜÇ: Büyük Doğu, Diriliş... Diriliş üniversitesinin tek başına her şeyidir.

*

DÖRT: Diriliş Partisi... Onurlu bir particiliğin tek örneğidir.

*

BEŞ: Koşu bittikten sonra da koşan atlar... İşte o atların şairidir.

*

Yazının Devamını Oku

Osman Öcalan’ın ölümü HDP’de nasıl karşılandı?

Nasıl karşılanacak?

Büyük, çok büyük bir kayıtsızlıkla karşılandı.

Böyle bir şey hiç olmamış gibi davrandılar.

*

Osman Öcalan’ın abisinin heykelini dikmeyi düşünenler, Osman Öcalan’ın ölümü için bir harf bile söylemediler.

*

Osman Öcalan’ın abisine her fırsatta bin selam yollayanlar, Osman Öcalan’ın ölümünü zerre kadar umursamadılar.

*

Osman Öcalan’ın abisine “Sayın” demek için fırsat kollayanlar,

Yazının Devamını Oku

Polonya-Belarus sınırında insanlık can çekişiyor

Belarus, Avrupa’ya gıcık.

Sırf bu yüzden...

“Gelin sizi Polonya üzerinden Avrupa’ya geçireyim” diyerek Irak, Suriye, Yemen, Afganistan’daki potansiyel göçmenlere çağrı yaptı.

Böylece Belarus’a 20 bine yakın göçmen geldi.

*

Belarus’un ilk yaptığı iş, bu göçmenleri Polonya sınırına sürmek oldu.


Yazının Devamını Oku

Bir cani yetiştirmek istemiyorsanız

Oğlunuzun empati duygusunu geliştirmesini en birinci vazife edinin.

- Oğlunuza canlı sevgisini, özellikle de hayvan sevgisini aşılayın.

*

- Oğlunuzun yanlışlarına yanlış demesini bilin.

*

- Haklı haksız her durumda oğlunuzun tarafını tutmaktan kaçının.

*

- Oğlunuzun her arzusunu tatmin etmeye odaklanmayın.

*

Yazının Devamını Oku

Samuray kılıçlı katliam şu beş sonucu doğurmalı

BİR: İnternetten leblebi, çekirdek satar gibi Samuray kılıcı satılmasının önüne geçilmeli. Samuray kılıcına ulaşım, bu denli kolay olmamalı. Bu tür kılıçların, “Hediyelik eşya” kategorisine alınmasına yasak konmalı.

- İKİ: Canavarca hisle cinayet işleyecek denli hasta ruhlu kişilerin, devlet tarafından takibi yapılmalı ve tedavi altına alınmalı. Takip ve tedavi işi, ailenin inisiyatifine bırakılmamalı.

*

- ÜÇ: Cinayet işleyecek denli sorunlu çocuğuyla ilgilenmeyen, o çocuğa kılıç alabilecek parayı veren anne baba da bu işten sorumlu tutulmalı. Hiç değilse vicdanen yargılanmalı.



*

Yazının Devamını Oku

Samuray kılıcıyla kadın katleden adam deli mi?

Adı: Başak Cengiz.

Mimar bir kadın. Gencecik. Nişanlı.

Ankara’da yaşıyor. Bir inşaat firmasında çalışıyor.

Çalıştığı firma, genç kadını geçici görevle İstanbul’a gönderiyor ve İstanbul’da yaşamaya başlıyor Başak.

Ataşehir’de bir otelde kalıyor. İşine servisle gidiyor.

Derken bir gün...

Otele servisle gitmek yerine yürüyerek gitmeyi tercih ediyor.

Ataşehir caddelerinde yürüyor

Yazının Devamını Oku

Atatürk taşıyıcı ve birleştirici kolon oldu

Atatürk’ü artık, Kemalizm’in dar kalıplarına sıkıştırmadan anıyoruz.

Atatürk’ü artık, bir hayat tarzının dayatması olmaktan çıkararak anıyoruz.

*

Atatürk’ü artık, sadece bir kesimin bayrağı haline getirmeden anıyoruz.

*

Atatürk’ü artık, resmi ve zorlama etkilerden arınarak anıyoruz.

*

Atatürk’ü artık, alabildiğine sivil, alabildiğine katılımcı biçimde anıyoruz.

Yazının Devamını Oku